كهيعص
Meryem / 1 -
Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.
Diyanet İşleri = Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kâf hâ yâ ayn sâd.
Abdullah Parlıyan = Kâf, Hâ, Yâ, ‘Ayn, Sa'd.
Adem Uğur = Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.
Ahmed Hulusi = Kâf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
Ahmet Tekin = Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.
Ahmet Varol = Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad
Ali Bulaç = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Ali Fikri Yavuz = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd
Ali Ünal = KâfHâYâAynSâd.
Bayraktar Bayraklı = Kâf, hâ, yâ, ‘ayn, sâd.[305]
Bekir Sadak = Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
Celal Yıldırım = Kâf - Hâ - Yâ - Ayn - Sâd.
Cemal Külünkoğlu = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Diyanet İşleri (eski) = Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
Diyanet Vakfi = Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.
Edip Yüksel = K. H. Y. 'A. SS. (Kef Ha Ya 'Ayn Sad)
Elmalılı Hamdi Yazır = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Gültekin Onan = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Harun Yıldırım = Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.
Hasan Basri Çantay = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Saad.
Hayrat Neşriyat = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
İbni Kesir = Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
Kadri Çelik = Kaf, Ha, Ye, Ayn, Sâd.
Muhammed Esed = Kaf-Ha-Ya-'Ayn-Sad.
Mustafa İslamoğlu = Kâf-Hâ-Yâ-‘Ayn-Sad!
Ömer Nasuhi Bilmen = Kâf, Hâ, yâ, Ayn, Sâd.
Ömer Öngüt = Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.
Şaban Piriş = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Sadık Türkmen = Kaf, ha, Ya, Ayn, Sad.
Seyyid Kutub = Kâf, ha, ya, ayn, sad
Suat Yıldırım = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Süleyman Ateş = Kâf hâ yâ 'ayn sâd.
Tefhim-ul Kuran = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
Ümit Şimşek = Kâf hâ yâ ayn sâd.
Yaşar Nuri Öztürk = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
İskender Ali Mihr = Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
İlyas Yorulmaz = Kaf – He – Ya – Ayn – Sad
ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا
Meryem / 2 -
Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.
Diyanet İşleri = Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bu, kulu Zekeriyya'ya Rabbinin rahmetini anıştır.
Abdullah Parlıyan = Bu anlatılacak olaylar, kulu Zekeriyya'ya Rabbinin bahşettiği rahmeti, dile getiren bir hatırlatmadır.
Adem Uğur = (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.
Ahmed Hulusi = Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya rahmetini hatırla (zikret).
Ahmet Tekin = Bu, Rabbini ilâh tanıyan, candan müslüman olarak Rabbine bağlanan, saygılı kulu Zekeriyyâ’yı Rabbinin rahmetine mazhar ettiğinin anlatıldığı bir sûredir.
Ahmet Varol = Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.
Ali Bulaç = (Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.
Ali Fikri Yavuz = Bu sana okuyacağımız âyetler, Rabbinin kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini bir anıştır.
Ali Ünal = Bu, senin Rabbinin, kulu Zekeriya’ya olan lütf u ihsanına dair bir bahistir:
Bayraktar Bayraklı = Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyyâ'ya olan rahmetini hatırlatmadır.[306]
Bekir Sadak = Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadir.
Celal Yıldırım = Bu, Rabbın rahmetini kulu Zekeriyyâ'ya artmasıdır.
Cemal Külünkoğlu = Bu (ayetlerde) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya yönelik rahmeti anlatılıyor.
Diyanet İşleri (eski) = Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır.
Diyanet Vakfi = (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.
Edip Yüksel = Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Rabbının rahmetini bir anış Zekerriya kuluna
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bu, Rabbinin Zekeriyya kuluna olan rahmetini, bir anıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya olan rahmetini anmadır.
Gültekin Onan = (Bu,) rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.
Harun Yıldırım = Rabbinin, kulu Zekeriyya’yı rahmetle anışıdır.
Hasan Basri Çantay = (Bu), kulu Zekeriyyâye Rabbinin rahmetini anışdır.
Hayrat Neşriyat = (Bu okunacak olan âyetler) Rabbinin, kulu Zekeriyyâ’ya olan rahmetinin anılmasıdır.
İbni Kesir = Rabbının, kulu Zekeriyya'ya rahmetinin zikri.
Kadri Çelik = (Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.
Muhammed Esed = Kulu Zekeriya'ya Rabbinin bahşettiği rahmeti dile getiren bir anma(dır), bu:
Mustafa İslamoğlu = Kulu Zekeriyya'ya, Rabbinin rahmetinin anısına...
Ömer Nasuhi Bilmen = (Bu) Rabbin rahmetiyle kulu Zekeriya'yı anmasıdır.
Ömer Öngüt = Bu, Zekeriyâ kuluna Rabbinin rahmetini bir anıştır.
Şaban Piriş = Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya rahmetinin zikridir.
Sadık Türkmen = (bu); rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetini anıştır.
Seyyid Kutub = Bu ayetlerde Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya yönelik rahmeti anlatılıyor.
Suat Yıldırım = Bu, Senin Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya olan lütuf ve ihsanının anlatımıdır.
Süleyman Ateş = Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyyâ'ya rahmetini anıştır.
Tefhim-ul Kuran = (Bu,) Rabbinin kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.
Ümit Şimşek = Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin yâdıdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Rabbinin rahmetinin, Zekeriyya kuluna anılışıdır bu...
İskender Ali Mihr = (Bu sure), senin Rabbinin, kulu Zekeriya (A.S)’a rahmetinin zikridir (kıssasıdır).
İlyas Yorulmaz = (Bu kıssa) Rabbinin kulu Zekeriya yı rahmetiyle anmasıdır.
إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاء خَفِيًّا
Meryem / 3 -
İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).
Diyanet İşleri = Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani o, gizlice Rabbine niyâz etmişti de.
Abdullah Parlıyan = Hani O Zekeriyya, gizli bir seslenişle Rabbine yakararak
Adem Uğur = Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:
Ahmed Hulusi = Hani O, Rabbine derûnundan yönelmişti.
Ahmet Tekin = Hani, Zekeriyyâ, Rabbine, kimseye duyurmadan, yürekten niyaz etmişti.
Ahmet Varol = O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı.
Ali Bulaç = Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman;
Ali Fikri Yavuz = O, Rabbine gizlice yalvardığı zaman,
Ali Ünal = Bir defasında Zekeriya, Rabbisine gizlice niyaz etmişti.
Bayraktar Bayraklı = Hani o, gizli bir sesle Rabbine yalvarmıştı:
Bekir Sadak = O Rabbine icinden yalvarmisti.
Celal Yıldırım = Hani bir vakit o, Rabbine gizli bir seslenişle seslenmişti de,
Cemal Külünkoğlu = (3-4) Hani O, Rabbine gizlice seslenip şöyle niyaz etmişti: “Ey Rabbim! Doğrusu, artık kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Ey Rabbim! (şimdiye kadar) sana yönelttiğim duada cevapsız bırakıldığım hiç olmadı.”
Diyanet İşleri (eski) = O Rabbine içinden yalvarmıştı.
Diyanet Vakfi = Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:
Edip Yüksel = Rabbine gizli bir yalvarışla seslenmişti
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt ki rabbına nida etmişti, gizli bir nida
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir zaman, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir zamanlar o, Rabbine gizlice (içinden) yalvarmıştı.
Gültekin Onan = Hani o, rabbine gizlice seslendiği zaman;
Harun Yıldırım = Hani o, Rabbine gizlice seslendiğinde:
Hasan Basri Çantay = O, Rabbine gizlice niyaz etdiği zaman,
Hayrat Neşriyat = Hani (o,) gizli bir seslenişle Rabbine nidâ etmişti (yalvarmıştı).
İbni Kesir = Hani o; Rabbına içinden yalvarmıştı.
Kadri Çelik = Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman.
Muhammed Esed = Hani o, ta içinden Rabbine seslenerek
Mustafa İslamoğlu = Hani o Rabbine (içinin) ta derinliklerinden seslenerek
Ömer Nasuhi Bilmen = O vakit ki, Rabbine gizlice bir dua ile duada (niyazda) bulunmuştu.
Ömer Öngüt = Zekeriyâ gizli bir seslenişle Rabbine yalvarmıştı.
Şaban Piriş = Hani o, Rabbine gizlice yalvarmıştı.
Sadık Türkmen = Bir zaman gizli bir seslenişle Rabbine yalvardı:
Seyyid Kutub = Hani O, Rabbine içinden yalvarmış.
Suat Yıldırım = O Rabbine gizlice seslenip şöyle niyaz etmişti:
Süleyman Ateş = O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı:
Tefhim-ul Kuran = Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman.
Ümit Şimşek = Hani o Rabbine içinden yalvararak seslenmişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Hani o, Rabbine gizli bir sesle seslenmişti de,
İskender Ali Mihr = O, gizlice seslenerek, Rabbine nida etmişti.
İlyas Yorulmaz = Rabbine saygılı bir davranışla, gizlice seslenmişti.
قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُن بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا
Meryem / 4 -
Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
Diyanet İşleri = O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Demişti ki: Rabbim, kemiklerim bile incelip zayıfladı, saçım sakalım ağardı, parıl parıl parlamada başım sanki ve sana ne duâ etmişsem mahrûm olmadım ben.
Abdullah Parlıyan = şöyle demişti: “Ey Rabbim! Doğrusu artık kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı, ama şimdiye kadar sana yönelttiğim hiçbir duamın, cevapsız bırakıldığını da asla görmedim.
Adem Uğur = Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.
Ahmed Hulusi = "Rabbim. . . Gerçek ki, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağarıp bembeyaz oldu! Rabbim, sana dua edip de hiç hüsrana uğramadım. . . "
Ahmet Tekin = 'Rabbim, benim kemiklerim, zayıflayıp gevşedi. Saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana ettiğim dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.' dedi.
Ahmet Varol = Demişti ki: 'Rabbim! Doğrusu benim kemiklerim zayıfladı, başım iyice ağardı. Rabbim! Ben sana dua etmekle de hiç mahrum olmadım,
Ali Bulaç = Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım."
Ali Fikri Yavuz = Şöyle demişti: “-Ey Rabbim, doğrusu ben (o kimseyim ki), benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başımın saçı bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiç bir zaman mahrum olmadım.
Ali Ünal = Şöyle demişti O: “Rabbim, kemiklerim zayıflayıp inceldi; başım, ihtiyarlıktan beyaz alevler gibi tutuştu; ve ben Rabbim, Sana hangi konuda dua etmişsem hiç mahrum ve bedbaht olmadım.
Bayraktar Bayraklı = “Ey Rabbim,” dedi, “Vücudumda kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ey Rabbim, sana ettiğim dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.”
Bekir Sadak = soyle demisti: «Rabbim! Gercekten kemiklerim zayifladi, saclarim agardi. Rabbim! Sana yalvarmakla simdiye kadar bedbaht olup bir seyden mahrum kalmadim.»
Celal Yıldırım = «Ey Rabbim ! Kemiklerim gerçekten iyice zayıfladı ve başımdaki saçlarım da aklaşıp alev alev tutuşurcasına ağardı. Rabbim ! Sana yalvarıp yakarmakta hiç de bedbaht olmadım.
Cemal Külünkoğlu = (3-4) Hani O, Rabbine gizlice seslenip şöyle niyaz etmişti: “Ey Rabbim! Doğrusu, artık kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Ey Rabbim! (şimdiye kadar) sana yönelttiğim duada cevapsız bırakıldığım hiç olmadı.”
Diyanet İşleri (eski) = Şöyle demişti: 'Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım.'
Diyanet Vakfi = Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.
Edip Yüksel = 'Rabbim,' dedi, 'Vücudumdaki kemik gevşedi, başım ağarıp tutuştu. Sana yalvarışta, Rabbim, hiç bir vakit umut kesmedim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Demişti: yarab işte ben artık kemik gevşedi benden, ve baş bembeyaz alev aldı, sana duâ ile ise rabbım hiç bir zaman bedbaht olmadım
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Demişti ki: «Ey Rabbim, gerçek şu ki, benim kemik(im) gevşedi, baş(ım) bembeyaz alev aldı (Saçlarım ağardı) ve sana (ettiğim) dua ile ise hiçbir zaman mutsuz olmadım ey Rabbim!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şöyle demişti: «Ey Rabbim! Şüphesiz (artık öyle bir durumdayım ki) benim kemiğim zayıflayıp gevşedi ve başım(ın saçı) bembeyaz alev gibi tutuştu. Sana dua etmekle de ey Rabbim, hiçbir zaman bedbaht olmadım.»
Gültekin Onan = Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım"
Harun Yıldırım = Demişti ki: “Rabbim, şüphesiz kemiklerim gevşedi ve baş yaşlılık aleviyle tutuştu. Rabbim, sana duam sayesinde hiç bedbaht olmadım.”
Hasan Basri Çantay = Demişdi ki: «Ey Rabbim, hakıykat ben... Benim kemiğim yıpradı. Başımın saçı tutuşdu. Ey Rabbim, ben Sana düâ etme (m neticesinde) etmişsem bedbaht (ve mahrum) olmadım».
Hayrat Neşriyat = Şöyle demişti: 'Rabbim! Gerçekten ben (o hâldeyim ki) kemik(lerim) benden gevşedi (zayıfladı); (ihtiyarlıktan) baş(ım), beyaz alev aldı (saçlarım ağardı); Rabbim! Sana duâ (etmek) ile hiçbir zaman mahrûm olmadım.'
İbni Kesir = Ve demişti ki: Rabbım; gerçekten kemiklerim yıprandı, baş yaşlılık alevi ile tutuştu. Rabbım; şimdiye kadar sana yalvarmakla bir şeyden mahrum olmadım.
Kadri Çelik = “Rabbim!” dedi, “Şüphesiz benim kemiklerim gevşedi, (bedenimdeki şu) baş, yaşlılık aleviyle tutuştu (ağardı); ben sana dua etmekle (hiç bir zaman) azgın olmadım.”
Muhammed Esed = şöyle demişti: "Ey Rabbim! Doğrusu, artık kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı. Ama şimdiye kadar, ey Rabbim, Sana yönelttiğim duada cevapsız bırakıldığım hiç olmadı.
Mustafa İslamoğlu = şöyle yalvarmıştı: "Rabbim! Benden (iş) geçti, kemiklerim eridi, başa ak düştü; ama (ey) Rabbim, sana dua edip de eli boş kaldığım hiç olmadı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Demişti ki: «Yarabbi! Muhakkak benim kemiklerim zayıflaştı, başımın tüyü de tutuştu ve Rabbim! Sana ne dua ettim ise mahrum kalmadım.»
Ömer Öngüt = Demişti ki: “Ey Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, baş ihtiyarlık aleviyle tutuştu, saçlarım ağardı. Ey Rabbim! Sana yalvarmak sayesinde şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım. ”
Şaban Piriş = Rabbim, dedi şüphesiz kemiklerim zayıfladı, baş yaşlılık ateşiyle tutuştu. Rabbim, sana ettiğim dualarda hiç bir şeyden mahrum olmadım.
Sadık Türkmen = “rabbim!” dedi; “Gerçekten bende kemik gevşedi ve ihtiyarlıkla da saçım başım ağardı. Oysa ben, sana dua etmekle mahrum olmadım, ey Rabbim!
Seyyid Kutub = Ve demişti ki; «Ey Rabbim, kemiklerim yıprandı, yaşlılık alevi başımı sardı. Şimdiye kadar sana dua edip de bedbaht olduğum hiç olmadı.»
Suat Yıldırım = "Ya Rabbî, iyice yaşlandım, kemiklerim zayıfladı, eridi, başımdaki saçlarım ağardı, beyaz alevler gibi tutuştu. Ya Rabbî, Sana her ne için yalvardıysam, asla mahrum kalmadım."
Süleyman Ateş = "Rabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, sana du'â ile hiçbir zaman bahtsız olmadım (her du'â ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin)."
Tefhim-ul Kuran = Demişti ki: «Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım.»
Ümit Şimşek = 'Rabbim,' demişti. 'Artık benim kemiklerim yıprandı; başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.
Yaşar Nuri Öztürk = Şöyle demişti: "Rabbim, işte karşındayım. Kemik gevşedi bende. İhtiyarlıktan başım beyaz alevle tutuştu. Sana yakarma konusunda ise Rabbim, hiç bedbaht olmadım."
İskender Ali Mihr = (Zekeriya A.S): “Rabbim, gerçekten ben (zayıfladım) ve benim kemiklerim (de) zayıfladı ve başım (saçlarım) ağardı. Ve Rabbim, ben Sana dua ederek şâkî olmadım.” dedi.
İlyas Yorulmaz = “Ey Rabbim! Yaşlılıktan kemiklerim gevşedi, saçlarıma tamamen ak düştü. Rabbim! Beni davetinle uyarmandan dolayı, sana karşı asla isyankar (şaki) olmadım. ”
وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِن وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا
Meryem / 5 -
Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimraetî âkıran fe heb lî min ledunke veliyyâ(veliyyen).
Diyanet İşleri = (5-6) “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Benden sonra yerime geçecek, mîrâsıma konacak yakınlarımdan endişelenmekteyim, karım da kısır, sen bana katından bir oğul ihsân et de.
Abdullah Parlıyan = Ve gerçek şu ki, ben göçüp gittikten sonra, arkamdan iş başına geçecek yakınlarımın yapacakları kulluktan kaygı duyuyorum. Karım da baştan beri kısırdı. Öyleyse bana katından, benim yerimi alacak bir yardımcı bahşet
Adem Uğur = Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.
Ahmed Hulusi = "Muhakkak ki ben, arkamda kalacakların neler yapacağından korkarım. Karım ise zaten kısır! O hâlde ledünnünden bana bir velî hibe et. "
Ahmet Tekin = 'Gerçekten ben, arkamdan, yerime geçecek ikinci, üçüncü derecedeki vârislerden endişedeyim. Karım da kısır, onun için katından bana bir veliaht ihsan et.' dedi.
Ahmet Varol = Ve gerçekten ben arkamdan yerime geçecek yakınlarımdan korktum. Karım da kısırdır. Bana tarafından bir veli bağışla.
Ali Bulaç = "Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek vârislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için bana bir çocuk ihsan buyur,
Ali Ünal = “Doğrusu, arkamdan bana mirasçı olacak yakınlarımdan ötürü endişeliyim. Karım da kısırdır. Ne olur, bana lütf u kereminden bir yakın (bir oğul) nasip et.
Bayraktar Bayraklı = (5-6) “Doğrusu ben, arkamdan iş başına gelecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana şahsiyetli/velî bir çocuk ver ki bana ve Ya'kub oğullarına mirasçı olsun. Ey Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap!”
Bekir Sadak = (5-6) Dogrusu, benden sonra yerime gececek yakinlarimin iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karim da kisirdir. Katindan bana bir ogul bagisla ki, bana ve Yakub ogullarina mirasci olsun. Rabbim! Onun, rizani kazanmasini da sagla.»
Celal Yıldırım = (5-6) Ve doğrusu arkamdan yerime geçeçek yakınlarımdan endişeliyim. Karım da kısır bulunuyor. Artık sen kendi katından bana da, Yâkub ailesine de vâris olacak bir velî (işleri senin adına yürütecek bir erkek evlâd) bağışla. Hem Rabbim! Onu rızana lâyık gör.» Demişti.
Cemal Külünkoğlu = (5-6) “Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım(ın isyankar olmaların)dan korkuyorum. Karım da kısırdır. Bana kendi tarafından öyle bir çocuk ver ki; bana da varis olsun Yakupoğulları'na da varis olsun. Ey Rabbim! Hem de onu rızana layık (olanlardan) kıl!”
Diyanet İşleri (eski) = (5-6) Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla.'
Diyanet Vakfi = Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.
Edip Yüksel = 'Bana bağımlı olanların benden sonraki durumundan endişeleniyorum. Karım da kısır. Katından bana bir kalıtçı bağışla.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu halimle ben arkamdan yerime kalacak taallûkattan endişedeyim, hatunum da akîm bulundu, onun için bana bir veliy ihsan eyle
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ben bu halimle, arkamdan yerime geçecek olan akrabalardan endişeliyim. Karımda kısır bulunuyor, onun için bana bir dost ver!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için katından bana bir çocuk ihsan et.»
Gültekin Onan = "Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et."
Harun Yıldırım = “Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım. Hanımım da kısırdır. Bundan dolayı bana kendi katından bir veli bağışla!”
Hasan Basri Çantay = «Hakıykat ben, arkamdan (yerime gelecek) akrabamdan endîşeye düşdüm. Karım da kısırdır. Binâen'aleyh bana tarafından (ve kendi sulbümden) bir velî, oğul ihsan et».
Hayrat Neşriyat = 'Ve doğrusu ben, arkamdan (yerime geçecek) yakınlarımdan (din husûsunda)endişe ediyorum; hanımım da kısırdır; artık (sen) kendi katından bana bir halef (bir oğul)ihsân eyle!'
İbni Kesir = Doğrusu ben; kendimden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Bana katından bir oğul bağışla.
Kadri Çelik = “Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım ve benim karım da bir kısırdır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et.”
Muhammed Esed = Ve gerçek şu ki, ben göçüp gittikten sonra yakınlarım(ın yapacakların)dan kaygı duyuyorum; çünkü karım baştan beri kısırdı. Öyleyse, bana katından, benim yerimi alacak bir yardımcı bahşet
Mustafa İslamoğlu = Ve gerçek şu ki ben, benden sonra yakınlarımın (yerimi doldurabileceğinden) kaygı duyuyorum; üstelik kadınım da kısır: öyleyse, bana kendi katından yerimi dolduracak ehil bir takipçi ver;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve ben arkamdan beni takibedecek akrabam (olmayışından)dan korkmaktayım, zevcem de kısırdır. Artık bana sen kendi tarafından bir oğul bağışla.»
Ömer Öngüt = “Doğrusu ben, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. (Ne olur) tarafından bana bir veli (yerime geçecek bir oğul) bağışla!”
Şaban Piriş = Ben arkamdan gelecek yakınlarım için endişeliyim. Karım ise kısır, bana bir evlat bağışla katından..
Sadık Türkmen = Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına endişe ediyorum. Eşim de kısırdır. Bana kendi katından bir dost armağan et.
Seyyid Kutub = Benden sonra yerime geçecek yakınlarımdan yana endişeliyim. Eşim de çocuktan kesilmiştir. Bana kendi katından bir oğul bağışla.»
Suat Yıldırım = (5-6) Doğrusu ben arkamdan yerime geçecek akrabamdan ötürü endişeliyim. Eşim de kısır! Bana lütf-u kereminden öyle bir vâris nasib et ki bana da, Yâkub hanedanına da vâris olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbî!"
Süleyman Ateş = "Doğrusu ben arkamdan, yerime geçecek yakınlar(ımın iyi hareket etmeyecekler)inden korktum; karım da kısır. (Ne olur) katından bana yerime geçecek bir veli lutfet.
Tefhim-ul Kuran = «Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın) dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et.»
Ümit Şimşek = 'Arkamdan benim yerimi alacaklardan kaygılanıyorum. Eşim ise kısırdır. Sen bana yüce katından bir veli bağışla.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben, arkamdan gelecek yakınlarımdan endişe ediyorum. Karımsa kısır. O halde, katından bana bir dost bağışla;
İskender Ali Mihr = Ve gerçekten ben, arkamdan (benden sonra) vali olanlar (benim soyumdan gelenler benim gibi davranmazlar diye) korktum. Ve benim kadınım (artık) akir oldu. Bu sebeple bana, Senin katından bir velî (dost, yardımcı, evlât) bağışla.
İlyas Yorulmaz = “Benim arkamdan beni koruyacak, bana sahip çıkacak birinin olmamasından korkuyorum. Karım da kısır. Katından beni sahiplenecek, koruyacak birisini bağışla. ”
يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
Meryem / 6 -
Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ(radıyyen).
Diyanet İşleri = (5-6) “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Bana da mîrasçı olsun, Yakup soyuna da mîrasçı olsun ve Rabbim, onu, rızânı kazanmışlardan et.
Abdullah Parlıyan = ki bana ve Yakub'un soyuna mirasçı olsun. Ve sen ey Rabbim! O'nu hoşnut olacağın bir ahlakla donat!”
Adem Uğur = Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!
Ahmed Hulusi = "Ki bana da vâris olsun, Âl-i Yakup'a da vâris olsun. . . Rabbim onu rızanla yaşattıklarından eyle. "
Ahmet Tekin = 'Bu çocuk benden sonra peygamberliğe ve devlete vâris olsun, böylece peygamberlikte ve devlette Yâkup soyuna da vâris olur. Rabbim, onu rızana mazhar et.' dedi.
Ahmet Varol = Bana da Yakuboğullarına da mirasçı olsun. Rabbim! Onu hoşnutluğunu kazanan biri eyle!'
Ali Bulaç = "Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl."
Ali Fikri Yavuz = Ki bana da mirascı olsun, Yâkub ailesine de mîrascı olsun. Rabbim, sen onu (söz ve hareketleriyle) rızâna kavuştur.”
Ali Ünal = “Bana mirasçı olduğu gibi, Yakup Ailesi ’ne de mirasçı olsun. Ve Rabbim, O’nu kendisinden razı olacağın bir kul eyle.”
Bayraktar Bayraklı = (5-6) “Doğrusu ben, arkamdan iş başına gelecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana şahsiyetli/velî bir çocuk ver ki bana ve Ya'kub oğullarına mirasçı olsun. Ey Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap!”
Bekir Sadak = (5-6) Dogrusu, benden sonra yerime gececek yakinlarimin iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karim da kisirdir. Katindan bana bir ogul bagisla ki, bana ve Yakub ogullarina mirasci olsun. Rabbim! Onun, rizani kazanmasini da sagla.»
Celal Yıldırım = (5-6) Ve doğrusu arkamdan yerime geçeçek yakınlarımdan endişeliyim. Karım da kısır bulunuyor. Artık sen kendi katından bana da, Yâkub ailesine de vâris olacak bir velî (işleri senin adına yürütecek bir erkek evlâd) bağışla. Hem Rabbim! Onu rızana lâyık gör.» Demişti.
Cemal Külünkoğlu = (5-6) “Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım(ın isyankar olmaların)dan korkuyorum. Karım da kısırdır. Bana kendi tarafından öyle bir çocuk ver ki; bana da varis olsun Yakupoğulları'na da varis olsun. Ey Rabbim! Hem de onu rızana layık (olanlardan) kıl!”
Diyanet İşleri (eski) = (5-6) Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla.'
Diyanet Vakfi = Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!
Edip Yüksel = 'Bana ve Yakup boyuna varis olsun. Rabbim, onu beğendiğin biri yap.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ki hem benim mirasımı, hem Ya'kub henadanının mirasını ala, hem de onu rızaya mazhar kıl rabbım!
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ki, hem benim mirasçım, hem de Ya'kub ailesinin mirasçısı olsun. Hem de hoşnutluğuna onu kavuştur Rabbim!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ki bana da mirasçı olsun, Yakub ailesine de mirascı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur.»
Gültekin Onan = "Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl."
Harun Yıldırım = “Bana mirasçı olsun. Ya'kub Hanedanı’na da mirasçı olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!”
Hasan Basri Çantay = «Ki bana da mîrascı olsun, Ya'kub haanedanına da mîrascı olsun. Rabbim Sen onu çok rızâ saahibi kıl».
Hayrat Neşriyat = 'Ki (ilim ve nübüvvette) hem bana vâris olsun, hem de Ya'kub âilesine vâris olsun! Ve onu rızâya mazhar buyur ey Rabbim!' (dedi).
İbni Kesir = Ki bana ve Yakuboğullarına mirasçı olsun. Rabbım; onu razı olunan kıl.
Kadri Çelik = “Bana mirasçı olsun, Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim! Onu (kendisinden) hoşnut olunan (bir kimse) kıl.”
Muhammed Esed = ki bana ve Yakub'un Evi'ne mirasçı olsun; ve Sen ey Rabbim, o'nu hoşnut olacağın (bir ahlak)la donat!"
Mustafa İslamoğlu = hem bana, hem Yakup oğullarına varis olsun; ve Sen de Rabbin, onu razı olacağın biri kıl!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Hem bana vâris olsun hem de Yakub hânedanına vâris olsun ve Rabbim, O'nu indinde rızaya mazhar buyur.»
Ömer Öngüt = “O bana ve Yakuboğullarına mirasçı olsun. Ey Rabbim! Onu beğendiğin bir insan yap, rızânı kazanmasını sağla. ”
Şaban Piriş = Bana ve Yakup oğullarına mirasçı olsun. Rabbim onu razı olacağın bir kimse kıl.
Sadık Türkmen = Bana ve Yakub ailesine mirasçı olsun. Rabbim, onu razı olduğun birisi kıl.”
Seyyid Kutub = Bu oğul, benim ve Yakuboğullarının mirasını sürdürsün. Ya Rabbi, onu sevimli bir insan yap..
Suat Yıldırım = (5-6) Doğrusu ben arkamdan yerime geçecek akrabamdan ötürü endişeliyim. Eşim de kısır! Bana lütf-u kereminden öyle bir vâris nasib et ki bana da, Yâkub hanedanına da vâris olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbî!"
Süleyman Ateş = "Ki, (o), bana ve Ya'kûb oğullarına mirâsçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap."
Tefhim-ul Kuran = «Bana mirasçı olsun, Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl.»
Ümit Şimşek = 'Tâ ki bana ve Yakub ailesine vâris olsun. Rabbim, onu rızana erişen bir kul eyle.'
Yaşar Nuri Öztürk = Ki hem bana mirasçı olsun hem de Yakub hanedanına mirasçı olsun. Ve onu hoşnutluğunu kazanmış bir kul eyle, Rabbim."
İskender Ali Mihr = Bana ve Yâkub (A.S)’ın ailesine varis olsun. Ve Rabbim, onu (Senden) razı (olan) kıl.
İlyas Yorulmaz = “Bağışlayacağın kişi bana ve Yakup ailesine varis olabilecek ve senin razı olacağın birisi olsun” dedi.
يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَى لَمْ نَجْعَل لَّهُ مِن قَبْلُ سَمِيًّا
Meryem / 7 -
Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).
Diyanet İşleri = (Allah, şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ey Zekeriyya, biz seni müjdelemekteyiz, bir oğlun olacak, adı da Yahya'dır ve ondan önce bu adla adlanmış hiç kimseyi yaratmadık.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine melekler O'na seslendiler: “Ey Zekeriyya! İsmi Yahya olan bir oğul müjdeliyoruz sana ve Allah şöyle buyuruyor: Daha önce bu ismi hiçbir kimseye vermemiştik.”
Adem Uğur = (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.
Ahmed Hulusi = "Ey Zekeriya. . . Seni, kendisinin ismi Yahya olan bir erkek çocukla müjdeliyoruz. . . Daha önce Ona bir adaş da yapmadık (hiç kimseyi Yahya ismi ile isimlendirmedik). "
Ahmet Tekin = Allah:'Ey Zekeriyyâ, seni Yahyâ isminde bir oğulla müjdeliyoruz. Bundan önce bu isimde birini, adaşını dünyaya getirmedik.' buyurdu.
Ahmet Varol = 'Ey Zekeriyya! Seni adı Yahya olan bir oğlan çocukla müjdeliyoruz ki daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.'
Ali Bulaç = (Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız."
Ali Fikri Yavuz = (Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu); Ey Zekeriyya! Gerçekten biz sana bir oğul müjdeliyoruz ki, adı Yahya’dır; bundan önce ona hiç bir adaş yapmadık.
Ali Ünal = (Allah, melekler vasıtasıyla) “Ey Zekeriya!” (diye vahyetti): “Sana ismi Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz. Bu ismi daha önce kimseye vermedik (ve O’na bahşedeceğimiz üstün niteliklerle daha önce kimseyi övmedik).”
Bayraktar Bayraklı = “Ey Zekeriyyâ! Biz sana öyle bir oğul müjdeliyoruz ki, onun adı Yahyâ'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.”
Bekir Sadak = Allah: «Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oglani mujdeliyoruz. Bu adi daha once kimseye vermemistik» buyurdu.
Celal Yıldırım = (Allah), «Ey Zekeriyyâ ! Doğrusu biz seni Yahya isminde bir oğlanla müjdeliyoruz ki bundan önce bu adı kimseye vermedik.»
Cemal Külünkoğlu = (Allah, şöyle buyurdu:) “Ey Zekeriya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”
Diyanet İşleri (eski) = Allah: 'Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik' buyurdu.
Diyanet Vakfi = (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.
Edip Yüksel = 'Zekeriyya, sana bir oğul müjdeleriz. İsmi Yahya'dır. Onun gibisini daha önce yaratmadık.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ey Zekeriyya! Haberin olsun biz sana bir oğul tebşir ediyoruz, adı Yahya, bundan evvel hiç bir adaş yapmadık ona
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah: «Ey Zekeriyya, haberin olsun, Biz sana Yahya adında ve bundan önce kendisine hiçbir adaş yapmadığımız bir oğul müjdeliyoruz» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Allah şöyle buyurdu): «Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık.»
Gültekin Onan = (Tanrı:) "Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız."
Harun Yıldırım = “Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.”
Hasan Basri Çantay = (Allah buyurdu:) «Ey Zekeriyyâ, hakıykaten biz sana Yahya adında bir oğul müjdeleriz ki bundan evvel biz ona hiç bir (kimseyi) adaş yapmamışdık».
Hayrat Neşriyat = (Allah şöyle buyurdu:) 'Ey Zekeriyyâ! Şübhesiz biz, seni bir oğul ile müjdeliyoruz ki onun adı Yahyâ’dır; daha önce ona hiç (kimseyi) adaş yapmadık.'
İbni Kesir = Ey Zekeriyya; sana Yahya adında bir oğlan müjdeliyoruz. Daha önce bu adı hiç kimseye vermedik.
Kadri Çelik = (Allah buyurdu:) “Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş da kılmadık.”
Muhammed Esed = (Bunun üzerine melekler o'na seslendiler:) "Ey Zekeriya, ismi Yahya olan bir oğul müjdeliyoruz sana. (Ve Allah şöyle buyuruyor:) 'Daha önce hiç kimseye bu ismi vermemiştik".
Mustafa İslamoğlu = (Melekler seslendiler): "Ey Zekeriyya! İşte bizler sana adı Yahya olan bir oğlan çocuğu müjdeliyoruz! (Allah buyuruyor ki): "Daha önce hiç kimseyi ona adaş kılmadık".
Ömer Nasuhi Bilmen = (Allah buyurdu ki:) «Ey Zekeriya! Seni bir oğul ile müjdeleriz ki, adı Yahya'dır. Onun için evvelce (kimseyi) bir adaş kılmadık.»
Ömer Öngüt = “Ey Zekeriyâ! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz, adı Yahyâ'dır. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik. ”
Şaban Piriş = -Ey Zekeriyya, sana Yahya adında bir oğlan müjdeliyoruz. Daha önce hiç kimseyi bu isimle isimlendirmedik.
Sadık Türkmen = “ey zekeriya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz. Onun ismi Yahya’dır. Biz daha önce ona hiçbir adaş kılmadık.”
Seyyid Kutub = Allah dedi ki; «Ya Zekeriyya, sana Yahya adında bir oğul müjdeliyoruz. Bu adı daha önce hiç kimseye vermemiştik.»
Suat Yıldırım = "Zekeriyya!" buyurdu Allah. "Biz, sana adı Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce, kimseyi ona adaş yapmadık (Bu adı alan olmadı)."
Süleyman Ateş = (Allâh buyurdu): Ey Zekeriyyâ, biz sana bir oğul müjdeleriz, adı Yahyâ'dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik.)"
Tefhim-ul Kuran = (Allah buyurdu:) «Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız.»
Ümit Şimşek = 'Ey Zekeriya,' buyurdu Allah. 'Biz seni Yahyâ adında bir oğulla müjdeliyoruz ki, daha önce hiç kimseyi ona adaş yapmış değiliz.'
Yaşar Nuri Öztürk = Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeliyoruz; adı Yahya, daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.
İskender Ali Mihr = Ey Zekeriya! Gerçekten Biz seni, ismi Yahya olan bir oğlan çocuk ile müjdeliyoruz. Onunla (o isimle) daha önce bir kimseyi isimlendirmedik.
İlyas Yorulmaz = Rabbi “Ya Zekeriya! İsmi Yahya olan bir oğlan çocuğunu sana müjdeliyorum. Daha önce o ismi hiçbir kimseye vermedik” dedi.
قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا
Meryem / 8 -
Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimraetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).
Diyanet İşleri = Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim dedi, benim nasıl oğlum olabilir ki karım kısır ve ben de ömrümün sonlarına vardım, tamâmıyla ihtiyarladım.
Abdullah Parlıyan = Zekeriyya: “Ey Rabbim!” dedi. “Karım kısır olduğu halde ve ben de, yaşlanarak bütünüyle güçsüz bir duruma düşmüşken, benim nasıl oğlum olabilir ki?”
Adem Uğur = Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?
Ahmed Hulusi = (Zekeriyya) dedi ki: "Rabbim, karım kısır ve ben de ihtiyarlıkta sınıra ulaşmış olduğum hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?"
Ahmet Tekin = Zekeriyyâ:'Rabbim, karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Ey Rabbim! Benim nasıl oğlum olur ki? Karım kısırdır, bense yaşlılığın son sınırına vardım.'
Ali Bulaç = Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım."
Ali Fikri Yavuz = Zekeriyya dedi ki: “- Rabbim, benim nereden bir oğlum olacak? Hanımım kısır bulunuyor, ben de ihtiyarlığın son haddine vardım.”
Ali Ünal = Zekeriya, (hayret içinde) “Rabbim, karım kısır, ben ise iyice ihtiyarlamışken benim nasıl, hangi yolla çocuğum olacak?! diye sordu.
Bayraktar Bayraklı = Zekeriyyâ, “Ey Rabbim! Benim nasıl bir çocuğum olur? Oysa benim hanımım kısır, ben de son derece yaşlandım” dedi.
Bekir Sadak = Zekeriya: «Rabbim! Karim kisir, ben de son derece kocamisken nasil oglum olabilir?» dedi.
Celal Yıldırım = Zekeriyyâ dedi ki: «Rabbim ! Benim nasıl oğlum olabilir ki karım kısırdır, ben de yaşlılığın son kertesine gelmiş bulunuyorum ?!»
Cemal Külünkoğlu = (Zekeriya:) “Rabbim! Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olacak?” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Zekeriya: 'Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?' dedi.
Diyanet Vakfi = Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?
Edip Yüksel = 'Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Karım kısır, bense alabildiğine yaşlıyım,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedi: Yarab! benim için bir oğul nereden olacak: hatunum akîm bulunuyor ben de ihtiyarlıktan kağşamak derecesine geldim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Zekeriyya: «Ey Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir, karım kısır ben de yaşlılığın kağşamak derecesine (son haddine) varmışken!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Zekeriyya: «Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?» dedi.
Gültekin Onan = Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Rabbim, hanımım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?”
Hasan Basri Çantay = Dedi: «Rabbim, benim nasıl oğlum olur ki? Karım bir kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son haddine vermişimdir».
Hayrat Neşriyat = (Zekeriyyâ) dedi ki: 'Rabbim! Hanımım kısır olduğu ve (ben de) gerçekten ihtiyarlığın son demine vardığım hâlde, benim için bir oğul, nasıl olur?'
İbni Kesir = Rabbım; karım kısır ve ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olur ki? dedi.
Kadri Çelik = Dedi ki: “Rabbim, karım kısır ve ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olur ki?”
Muhammed Esed = (Zekeriya:) "Ey Rabbim!" dedi, "Karım kısır olduğu halde ve ben de yaşlanarak bütünüyle güçsüz bir duruma düşmüşken, benim nasıl oğlum olabilir ki?"
Mustafa İslamoğlu = (Zekeriyya) "Rabbim" dedi, "Nasıl olur da benim bir oğlum olabilir; çünkü eşim kısır, ben ise yaşlılıktan dolayı gücü tükenmiş biriyim!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Yarabbi! Bana nereden bir oğul olabilir? Zevcem ise kısır olmuştur. Ben de ihtiyarlıktan son yaşa yetişmiş oldum.»
Ömer Öngüt = Zekeriyâ: “Ey Rabbim! Benim nasıl oğlum olabilir? Karım kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım. ” dedi.
Şaban Piriş = -Rabbim, dedi, nasıl benim bir çocuğum olabilir ki karım kısır ben ise son derece yaşlıyım?
Sadık Türkmen = “rabbim!” dedi. “Benim nasıl oğlum olabilir? Üstelik, eşim kısır ve ben de yaşlanmış iken”.
Seyyid Kutub = Zekeriyya dedi ki; «Benim nasıl oğlum olabilir. Eşim çocuktan kesildi, ben ise ileri derecede yaşlandım.»
Suat Yıldırım = "Ya Rabbî, dedi, nasıl benim çocuğum olabilir ki eşim kısır, ben ise bir pîr-i faniyim!"
Süleyman Ateş = (Zekeriyyâ): "Rabbim, dedi benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım.»
Ümit Şimşek = Zekeriya 'Nasıl oğlum olabilir ki?' dedi. 'Eşim kısır, ben de ihtiyarlığın son haddine varmış haldeyim.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Rabbim, benim için oğul nasıl söz konusu olur? Karım, doğurganlığını yitirmiştir, bense yaşlılığın gerçekten en ileri basamağına ulaştım."
İskender Ali Mihr = (Zekeriya (A.S) şöyle) dedi: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve benim kadınım (artık) akir (kısır) oldu. Ben (de) yaşlanarak ihtiyarlığa ulaştım.”
İlyas Yorulmaz = Zekeriya “Rabbim! Karım kısırken ve bende yaşlanmış ve güçten düşmüşken, benim nasıl çocuğum olur” diye Rabbine seslendi.
قَالَ كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا
Meryem / 9 -
Kâle kezâlike, kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â(şey’en).
Diyanet İşleri = (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Böyledir bu dedi, Rabbine dedi, bu pek kolay ve sen yokken evvelce de seni yaratmıştım.
Abdullah Parlıyan = Melek: “Orası öyle ama” dedi, “Rabbin diyor ki: Bu benim için kolaydır, tıpkı daha önce seni yoktan var ettiğim gibi.”
Adem Uğur = Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.
Ahmed Hulusi = "Orası öyledir" dedi (Rabbi). . . (Ancak) Rabbin dedi ki: "O bana kolaydır. . . Sen (anılır herhangi) bir şey değilken, daha önce seni halketmiştim. "
Ahmet Tekin = Melek:'Öyledir, doğrudur. Rabbin, bu işi yapmak bana kolaydır. Bundan önce, senin varlığın ortada yokken seni ben yarattım, buyurdu.' dedi.
Ahmet Varol = (Melek) dedi ki: 'Böyledir. Rabbin: 'Bu bana kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değilken seni yarattım' dedi.'
Ali Bulaç = (Ona gelen melek:) "İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım."
Ali Fikri Yavuz = (Cebrâil ona şöyle) dedi: “- Dediğin gibidir, fakat Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır. Bundan önce seni yarattım, halbuki hiç bir şey değildin.”
Ali Ünal = (Allah, melek vasıtasıyla) “Olacak, (Allah ne dilerse yapar)!” buyurdu. (Melek, devamla) dedi: “Rabbin diyor ki, ‘Bu, Benim için pek kolaydır. Nitekim seni de yoktan var etmiştim’.”
Bayraktar Bayraklı = Melek, “Haklısın, ama Rabbin şöyle buyurdu: O çocuğu yaratmak benim için kolaydır. Nitekim bundan önce de seni yaratmıştım. Oysa sen hiç yoktun.”
Bekir Sadak = Allah: «Rabbin boyle buyurdu; Cunku bu bana kolaydur, nitekim sen yokken daha once seni yaratmistim» dedi.
Celal Yıldırım = Allah ona: «Bu böyledir. Rabbin buyurdu, o bana göre çok kolaydır; sen hiçbir şey değil iken bundan önce seni yarattım,» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Ona gelen melek:) “Öyledir” dedi. (Fakat) Rabbin buyurdu ki: “Bunu yapmak bana pek kolay! Nitekim seni yoktan var eden de ben değil miyim?”
Diyanet İşleri (eski) = Allah: 'Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım' dedi.
Diyanet Vakfi = Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.
Edip Yüksel = 'Evet öyledir,' dedi, 'Rabbin, 'O iş bana kolaydır. Seni daha önce yaratmıştım ve sen hiç bir şey değildin' diyor.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Buyurdu: öyle, fakat rabbın buyurdu ki: o bana kolaydır, bundan evvel seni yarattım! Halbuki hiç bir şey değildin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Buyurdu ki: «Öyle! Fakat Rabbin, «o Bana kolaydır, bundan önce de seni, sen hiçbir şey değilken yarattım.» dedi.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Allah yahut Cebrail ona şöyle) dedi: «Dediğin gibidir, (fakat) Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır. Nitekim bundan önce seni yarattım. Halbuki sen hiçbir şey değildin.»
Gültekin Onan = (Ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: -Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “İşte böyle. Rabbin: ‘Bu benim için kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değilken, seni de yaratmıştım.’ buyurdu.”
Hasan Basri Çantay = (Melek) dedi: «Öyledir. (Fakat) Rabbin buyurdu ki: — o, bana göre pek kolay. Daha evvel sen bir şey değilken seni yaratmışımdır».
Hayrat Neşriyat = (Allah) buyurdu ki: 'Böyledir!' (Ve) Rabbin (yine) buyurdu ki: 'O bana pek kolaydır; nitekim daha önce sen (de henüz) hiçbir şey değil iken, muhakkak ki seni de yaratmıştım!'
İbni Kesir = Öyledir. Rabbım buyurdu ki: Bu, bana çok kolaydır. Daha önce sen yokken seni de yaratmıştım.
Kadri Çelik = (Ona gelen melek:) “İşte böyle” dedi. “Rabbin dedi ki: “Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değilken, seni de yaratmıştım.”
Muhammed Esed = (Melek:) "Orası öyle, (ama)," dedi, "Rabbin diyor ki: 'Bu Benim için kolaydır, tıpkı daha önce seni yoktan var ettiğim gibi".
Mustafa İslamoğlu = (Melek): "Öyledir (ama)" dedi, "Rabbin diyor ki: "Bu benim için kolaydır; zira daha önce seni de Ben yaratmıştım, oysa ki sen hiçbir şey değildin!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Buyurdu ki: «Öyledir. Rabbin buyurdu ki, o Bana kolaydır ve muhakkak ki, Ben seni bundan evvel yaratmıştım, halbuki sen hiçbir şey değildin.»
Ömer Öngüt = Allah ona: “Bu böyledir. ” dedi. Rabbin buyurdu ki: “Bu bana kolaydır. Daha önce seni de yaratmıştım. Halbuki sen hiçbir şey değildin. ”
Şaban Piriş = -İşte böyle, dedi. Senin Rabbin o bana çok kolaydır, dedi. Daha önce sen de yoktun, seni de yaratmıştım.
Sadık Türkmen = “işte böyledir” dedi. Rabbin buyurdu ki: “Bu Bana göre kolaydır. Nitekim daha önce sen de hiçbir şey değil iken, seni yaratmıştım.”
Seyyid Kutub = Allah dedi ki; «Rabbin buyurdu ki, bu iş O'nun için kolaydır, vaktiyle ben seni hiçbir şey değilken yoktan varetmiştim.»
Suat Yıldırım = Melek dedi: "Öyledir, fakat Rabbin buyurdu ki: Bunu yapmak bana pek kolay! Nitekim seni yoktan var eden de Ben değil miyim?"
Süleyman Ateş = Dedi: "Öyledir, ama Rabbin: 'O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım' dedi."
Tefhim-ul Kuran = (Ona gelen melek:) «İşte böyle» dedi. «Rabbin dedi ki: -Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım.»
Ümit Şimşek = 'Öyledir,' buyurdu Allah. 'Fakat Rabbin buyurdu ki: Bu Benim için kolaydır. Bundan önce de seni hiçbir şey değilken yaratmıştım.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Bu budur." dedi. Rabbin şöyle buyurdu: "Onu yapmak benim için çok kolaydır. Nitekim daha önce de sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım."
İskender Ali Mihr = (Melek): “İşte böyle.” dedi. Senin Rabbin: “O, bana (benim için) kolaydır. Daha önce sen bir şey değilken seni, Ben yaratmıştım.” buyurdu.
İlyas Yorulmaz = Rabbi “Öyledir. O nu yapmak benim için kolaydır. Sen henüz hiçbir şey değilken, Rabbin senide yarattı” dedi.
قَالَ رَبِّ اجْعَل لِّي آيَةً قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
Meryem / 10 -
Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
Diyanet İşleri = Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver”, dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim dedi, bana bir delil göster. Sıhhatin yerindeyken dedi, tam üç gece insanlarla konuşamayacaksın, işte bu, sana delildir.
Abdullah Parlıyan = Zekeriyya: “Rabbim, öyleyse bana bir işaret ver!” diye yalvardı. Allah buyurdu: “Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde, üç gün, üç gece insanlarla konuşamaman olacak…”
Adem Uğur = O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır, buyurdu.
Ahmed Hulusi = (Zekeriyya) dedi ki: "Rabbim! Bana bir alâmet ver. . . " Dedi ki: "Senin işaretin, sorunun olmadığı hâlde, insanlarla üç gece süresince konuşmamandır. "
Ahmet Tekin = Zekeriyyâ:'Rabbim, çocuğum olacağına dair bana alâmet ver.' dedi. Allah:'Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde, aralıksız üç gece insanlarla konuşamamandır.' buyurdu.
Ahmet Varol = (Zekeriya): 'Rabbim! Bana bir işaret göster' dedi. Dedi ki: 'Senin işaretin sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır.'
Ali Bulaç = Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır."
Ali Fikri Yavuz = Zekeriyya şöyle dedi: (Ailemin hamlini anlamak hususunda) Rabbim bana bir alâmet ver. Allah buyurdu ki, senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamaz hale gelmendir.
Ali Ünal = Zekeriya, “Rabbim, bana açık bir emare, bir alâmet lütfet!” dedi. Allah buyurdu: “Sana emare, (dilin zikir ve tesbihe dönerken) insanlarla tam üç gün konuşamamandır.”
Bayraktar Bayraklı = Zekeriyyâ, “Ey Rabbim, bana bir işaret ver!” dedi. Allah: “İşaretin sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır” buyurdu.
Bekir Sadak = Zekeriya «Rabbim! Oyleyse bana bir alamet ver» dedi. Allah: «Senin alametin, saglam ve sihhatli oldugun halde uc gun uc gece insanlarla konusamamandir» buyurdu.
Celal Yıldırım = Zekeriyyâ: «Rabbim ! O halde bana bir alâmet lütfet,» dedi. Allah ona: «Sağlığın tam yerindeyken insanlarla üç geçe konuşmaman (senin için alâmet)dır,» buyurdu.
Cemal Külünkoğlu = (Zekeriya:) “Ya Rabbi, bunun için bana bir belirti göster” dedi. (Allah:) “Bunun belirtisi, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır (dilinin tutulmasıdır)” buyurdu.
Diyanet İşleri (eski) = Zekeriya 'Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver' dedi. Allah: 'Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır' buyurdu.
Diyanet Vakfi = O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır, buyurdu.
Edip Yüksel = 'Rabbim, bana bir işaret ver,' dedi. 'Senin işaretin, birbirini izleyen üç gece boyunca halkla konuşmamandır.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedi: yarab! Bana bir alâmet yap, buyurdu ki: alâmetin, sapsağlam olduğun halde üç gece nasa söz söyleyememendir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Zekeriyya: «Ey Rabbim, bana bir alamet ver!» dedi. Allah: «Alametin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlara söz söyleyememendir.» buyurdu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Zekeriyya şöyle dedi: «Rabbim! Bana alâmet ver.» Allah: «Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde, üç gün, üç gece insanlarla konuşamaz hale gelmendir.» buyurdu.
Gültekin Onan = Dedi ki: "Rabbim, bana bir ayet ver." Dedi ki: "Senin ayetin, sapasağlam iken üç tam gece insanlarla konuşmamandır."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Rabbim, bana bir alâmet ver.” Buyurdu ki: “Senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır.”
Hasan Basri Çantay = Dedi: «Rabbim, bana (bu hususda) bir nişan ver». Buyurdu: «Senin nişanın sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır».
Hayrat Neşriyat = (Zekeriyyâ:) 'Rabbim! (Onu ihsân edeceğin vakit için) bana bir alâmet kıl!' dedi.(Allah:) 'Senin alâmetin, sapasağlamken (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır' buyurdu.
İbni Kesir = Öyleyse Rabbım bana bir nişan ver, dedi. Senin nişanın; birbiri ardı sıra üç gece insanlarla konuşmamandır, buyurdu.
Kadri Çelik = Dedi ki: “Rabbim, bana bir belge (ayet) ver.” Dedi ki: “Senin belgen, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır.”
Muhammed Esed = (Zekeriya:) "Rabbim, öyleyse, bana bir işaret tayin et!" diye niyaz etti. (Melek:) "Senin işaretin, tam (üç gün) üç gece insanlarla konuşmaman olacak" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Zekeriyya=: "Rabbim!" dedi, "Bana bir işaret tayin et!"
(Melek) "Senin işaretin tastamam üç gün insanlarla konuşamamandır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Yarabbi! Benim için bir alâmet kıl.» Buyurdu ki: «Senin alâmetin, sen sapasağlam olduğun halde nâs ile üç gece konuşmaya muktedir olamamandır.»
Ömer Öngüt = Zekeriyâ: “Ey Rabbim! Öyleyse bana bir işaret ver!” dedi. Allah: “Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde birbiri ardısıra üç gece insanlarla konuşmamandır. ” buyurdu.
Şaban Piriş = -Rabbim, bana bir işaret ver! dedi. -Senin işaretin, ardı ardınca üç gece insanlarla konuşmamandır, buyurdu.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Rabbim! Bana bir delil ver.” (Allah) dedi ki: “Senin delilin, üç gece insanlarla konuşamamandır; sapasağlam olduğun halde!”
Seyyid Kutub = Zekeriyya, «Ya Rabbi, bunun için bana bir belirti göster» dedi. Allah, ona «Bunun belirtisi, hiçbir organik rahatsızlığının sonucu olmaksızın üç gün, üç gece hiç kimse ile konuşamamandır, bu süre içinde dilinin dönmemesidir» dedi.
Suat Yıldırım = "Bana bir alâmet göster ya Rabbî!", dedi. Allah buyurdu: "Senin alâmetin, sağlığın yerinde olmasına rağmen üç gün insanlarla konuşamamandır"
Süleyman Ateş = "Rabbim, dedi, (öyle ise) bana bir işâret ver". "Senin işâretin, sapasağlam olduğun halde tam üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşamamandır." dedi.
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Rabbim, bana bir belge (ayet) ver.» Dedi ki: «Senin belgen, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır.»
Ümit Şimşek = Zekeriya 'Bana bir alâmet ver, Rabbim' dedi. Allah 'Alâmetin, sapasağlam olduğun halde üç gece boyunca insanlarla konuşmamandır' buyurdu.
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Rabbim, bana bir işaret ver." Cevap verdi: "İşaretin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşmamandır."
İskender Ali Mihr = (Zekeriya A.S): “Rabbim, bana bir delil (işaret) kıl (ver).” dedi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “Senin delilin (işaretin), insanlarla üç gece normal (sağlıklı) olduğun halde konuşamamandır.”
İlyas Yorulmaz = Zekeriya “Rabbim! Öyle ise bana bir işaret (alamet) ver” dedi. Rabbi de ona “Senin işaretin, insanlarla tamı tamına üç gece konuşamamandır” dedi.
فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
Meryem / 11 -
Fe harace alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukraten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Diyanet İşleri = Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara “Sabah akşam Allah’ı tespih edin” diye işaret etti.
Abdulbaki Gölpınarlı = Zekeriyya, mihraptan çıkıp kavmine, sabah akşam onu tenzîh edin noksan sıfatlardan diye işâret etti.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine Zekeriyya, ibadet ettiği yerden kavminin karşısına çıkıp onlara: “Sabah akşam, Rabbinizin sınırsız yüceliğini anın!” diye işaret etti.
Adem Uğur = Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara: "Sabah akşam tesbihte bulunun" diye işaret verdi.
Ahmed Hulusi = (Zekeriyya) mabetten halkının yanına çıktı ve onlara: "Sabah - akşam tespih edin" diye işaret etti.
Ahmet Tekin = Bu sırada, Zekeriyyâ, mâbedden, kavminin karşısına çıkarak onlara:'Sabah erken ve akşama doğru Allah’ı tesbih edin, zikredin.' diye işaret etti.
Ahmet Varol = Bunun üzerine mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara: 'Sabah ve akşam tesbih edin' diye işaret etti.
Ali Bulaç = Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin."
Ali Fikri Yavuz = Nihayet (hanımına hamil vakti gelip de konuşamayınca) mihrabdan kavmine karşı (Zekeriyya) çıktı da, onlara: “- Sabah ve akşam namaz kılın.” diye işaret etti.
Ali Ünal = Bunun üzerine Zekeriya mâ’betteki bölmesinden halkının karşısına çıktı ve onlara, “Sabah akşam Rabbinizi anın, O’nu tesbih edin!” diye işarette bulundu.
Bayraktar Bayraklı = Bunun üzerine Zekeriyyâ, mabedden kavminin karşısına çıkarak onlara, “Sabah-akşam tesbîhte bulunun” diye işaret verdi.
Bekir Sadak = Zekeriya bunun uzerine mabedden cikip milletine: «Sabah aksam Allah'i tesbih edin» diye isarette bulundu.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine Zekeriyyâ, mihrâbdan çıkıp kavmine, «sabah akşam tesbîh edin!» diye işarette bulundu.
Cemal Külünkoğlu = Derken Zekeriya mabedden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara: “Sabah akşam Allah'ı tesbih edin” diye işaret etti.
Diyanet İşleri (eski) = Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: 'Sabah akşam Allah'ı tesbih edin' diye işarette bulundu.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara: «Sabah akşam tesbihte bulunun» diye işaret verdi.
Edip Yüksel = Tapınaktan halkının arasına çıktı ve 'O'nu sabah akşam düşünüp anın,' diye onlara işaretle bildirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken mihrabdan kavmine karşı çıktı da «Sabah ve akşam tesbih edin» diye onlara işaret verdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken, mihrabdan kavminin karşısına çıkıp onlara: «Sabah ve akşam tesbih edin!» diye işaret verdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nihayet (birgün konuşamayınca) mihrabdan kavmine karşı çıktı da onlara «Sabah ve akşam (Rabbinizi) tesbih edin» diye işaret etti.
Gültekin Onan = Böylelikle (Zekeriya) mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin."
Harun Yıldırım = Bunun üzerine, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara: "Sabah akşam tesbih edin" diye işaret verdi.
Hasan Basri Çantay = Derken (Zekeriyyâ) mescidinden kavminin karşısına çıkıb onlara: «Sabah akşam tesbîhde bulunun» diye işaret verdi.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (Zekeriyyâ) mihrabdan (ma'bedden) kavminin karşısına çıktı da (o müjde alâmetinin hemen görünmesiyle, konuşamayarak) onlara: 'Sabah-akşam (Rabbinizi)tesbîh edin!' diye işâret etti.
İbni Kesir = Bunun üzerine ma'bedden çıkıp kavmine: Sabah akşam Allah'ı tesbih edin, diye işaret etti.
Kadri Çelik = Böylelikle (Zekeriya) Mescitten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: “Sabah akşam (Allah'ı) tesbih edin.”
Muhammed Esed = Bunun üzerine (Zekeriya) mabedden kavminin karşısına çıktı ve onlara "Sabah akşam (Rabbinizin) sınırsız kudret ve yüceliğini anın!" diye işaret etti.
Mustafa İslamoğlu = Derken o, mabetteki inziva hücresinden çıkarak onlara; "Sabah akşam Rabbinizin şanını (ibadetle) yüceltmeye devam edin!" diye işaret etti.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra mescitten kavmine karşı çıktı da, «Gündüzlerin evvellerinde ve sonunda tesbihte bulununuz,» diye onlara işaret eyledi.
Ömer Öngüt = Bunun üzerine Zekeriyâ mâbedden kavminin karşısına çıkarak: “Sabah akşam Allah'ı tesbih edin!” diye işaret etti.
Şaban Piriş = Mabedden, kavminin karşısına çıkınca onlara sabah akşam Allah’ı tesbih etmelerini işaret etti.
Sadık Türkmen = O, mihraptan kavminin karşısına çıktı; onlara ‘sabah ve akşam tesbih etmelerini’ işâret etti.
Seyyid Kutub = Bunun üzerine Zekeriyya mihrapta yüzünü soydaşlarına dönerek sabahları ve akşamları Allah'ı her tür noksanlıktan tenzih etmelerini işaret etti.
Suat Yıldırım = Derken, mâbeddeki bölmesinden halkının karşısına çıkıp "Sabah akşam Rabbinizi tenzih ve O’na ibadet edin!" diye işarette bulundu.
Süleyman Ateş = (Zekeriyyâ), ma'bedden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah akşam (Rabbinizi) tesbih edin!" diye işâret etti.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: «Sabah akşam tesbih edin.»
Ümit Şimşek = Derken Zekeriya mescidden halkın içine çıktı ve onlara 'Sabah akşam tesbih edin' diye işaret etti.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine Zekeriyya, yakarış yerinden ayrılıp halkının karşısına geçti ve onlara "sabah akşam tespih edin" diye işaret verdi.
İskender Ali Mihr = Bundan sonra mihraptan kavmine (kavminin karşısına) çıktı. Böylece onlara, (Allah’ı) sabah akşam tesbih etmelerini vahyetti (konuşmadan, iç sesi ile duyurdu).
İlyas Yorulmaz = Mescitten kavminin karşısına çıktığında, onlara işaretle “Sabah akşam Rabbinizi bütün eksiklerden tenzih edin” diye işaretle seslendi.
يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا
Meryem / 12 -
Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvvetin, ve âteynâhul hukme sabiyyâ(sabiyyen).
Diyanet İşleri = (12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ey Yahya, azim ve kuvvetle kitabı al. Ve ona çocukken peygamberlik verdik.
Abdullah Parlıyan = Ve çocuk doğup büyüdüğünde, O'na: “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl!” dedik. Biz O'na, çocukken doğru ve kapsamlı düşünme yeteneği vermiştik.
Adem Uğur = Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl! (dedik) ve henüz sabi iken ona (ilim ve) hikmet verdik.
Ahmed Hulusi = "Ey Yahya! Hakikat Bilgisine sımsıkı sarıl!" (Yahya'ya) olayların oluş nedenlerini, sistemi OKUma özelliğini verdiğimizde, daha çocuktu!
Ahmet Tekin = 'Ey Yahyâ, kitaba sıkı sıkı sarıl, sorumluluğuna pürdikkat sahip çık.' dedik. Ve daha çocukken ona ilim, hikmet ve muhakeme kabiliyeti yargı ve icra yetkisi verdik.
Ahmet Varol = 'Ey Yahya! Kitab'ı kuvvetle tut.' [1] Biz ona daha çocukken hikmeti verdik.
Ali Bulaç = (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik.
Ali Fikri Yavuz = (Biz ona Yahya’yı ihsan ettik ve şöyle dedik): “- Ey Yahya! Kıtabı kuvvetle tut (Tevrat’da olan hükümlerle amel et).” Bir de daha çocukken ona hikmet verdik.
Ali Ünal = (Derken Yahya doğdu ve Cenabı Allah’a muhatap olacak çağa gelince, kendisine emrettik:) “Ey Yahya! Kitaba (Tevrat) var gücünle sarıl!” Daha çocukken O’na derin ve doğru anlayış, hikmet ve firaset bahşetmiştik.
Bayraktar Bayraklı = Allah, “Ey Yahyâ! Kitaba kuvvetle sarıl!” dedi. Biz ona, henüz çocuk iken kitabı anlama kabiliyetini verdik.[307]
Bekir Sadak = (12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.
Celal Yıldırım = (12-13-14) Ey Yahya ! Kitaba bütün gücünle sarıl, dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalblilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana - babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.
Cemal Külünkoğlu = (12-15) (Ve Yahya doğup büyüyünce kendisini peygamber yaptık ve:) “Ey Yahya! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!” (diye ona öğüt verdik). O, daha küçük bir oğlanken biz ona doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği vermiştik. O, Allah'a karşı gelmekten sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de, (Allah'ın) selamı onun üzerindeydi ve diriltileceği gün de (ona) selam olsun!
Diyanet İşleri (eski) = (12-14) 'Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
Diyanet Vakfi = «Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle sarıl!» (dedik) ve henüz sabi iken ona (ilim ve) hikmet verdik.
Edip Yüksel = 'Yahya, kitaba iyice sarıl.' Çocuk yaşta kendisine bilgelik vermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ey Yahya! kitabı kuvvetle tut (dedik) ve daha sabiy iken ona hikmet verdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!» (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl» (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
Gültekin Onan = (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik.
Harun Yıldırım = "Ey Yahya! Kitab'a var gücünle sarıl!" Daha çocuk iken ona hikmet verdik.
Hasan Basri Çantay = (12-13-14) (Yahyâyi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günâhlardan) temizlik (verdik). O, çok müttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkârdı. Bir serkeş ve aasî değildi.
Hayrat Neşriyat = 'Ey Yahyâ! Kitâb’ı (Tevrât’ı) kuvvetle (sabırla) tut!' (buyurduk). Ve daha çocuk iken ona hikmet (peygamberlik ve Tevrât’ı anlama kabiliyeti) verdik.
İbni Kesir = Ey Yahya, Kitab'a kuvvetle sarıl. Daha çocuk iken ona hikmet verdik.
Kadri Çelik = (Ona dedik ki:) “Ey Yahya! Kitabı (Tevrat'ı) kuvvetle (ilim ve amelle) tut.” Daha çocuk iken ona hüküm verdik.
Muhammed Esed = (Ve çocuk doğup büyüdüğünde o'na:) "Ey Yahya! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!" (diye öğüt verdi). Çünkü o daha küçük bir oğlanken Biz o'na doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği vermiştik,
Mustafa İslamoğlu = (Yahya doğup büyüdüğünde ise) "Ey Yahya! İlahi hükümlere sımsıkı sarıl!" (diye öğüt verdi). Zira Biz ona, daha çocukluğunda derin ve kapsamlı bir muhakeme yeteneği vermiştik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ey Yahya! Kitabı kuvetle tut. Ve O'na daha çocuk iken hikmet verdik.
Ömer Öngüt = “Ey Yahyâ! Kitab'a kuvvetle sarıl!” dedik ve biz ona henüz çocuk iken hikmet verdik.
Şaban Piriş = -Ey Yahya, kitaba kuvvetle sarıl. Ona daha çocukluğunda hikmet vermiştik.
Sadık Türkmen = (büyüdüğünde): ”ey Yahya! Kitabı kuvvetlice tut” (dedik). Daha çok gençken ona Hikmeti (problem çözme bilimini) verdik.
Seyyid Kutub = Allah, ona «Ey Yahya, tüm gücünle kitab'a (Tevrat'a) sarıl» dedi. Ona daha çocukken bilgelik verdik.
Suat Yıldırım = (12-14) "Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl!" dedik ve henüz çocuk iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan bir merhamet, arı duru bir gönül de ihsan ettik. O, Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir insandı. Anne ve babasına iyi davranan hayırlı bir evlattı, asla zorba ve isyankâr biri değildi.
Süleyman Ateş = "Ey Yahyâ, Kitabı kuvvetle tut (Onun emirlerini uygula)." (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik.
Tefhim-ul Kuran = (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) «Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.» Daha çocuk iken ona hikmet verdik.
Ümit Şimşek = 'Yahyâ, kitaba sımsıkı sarıl' buyurduk. Ve daha çocukluğunda ona hikmet nasip ettik.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ey Yahya! Kitap'ı kuvvetle tut." Biz ona daha sabi iken hikmet verdik.
İskender Ali Mihr = Ey Yahya! Kitab’ı kuvvetle (dikkatle) al (kendine mal et). Ve Biz, ona sabi iken (küçük yaşta) hikmet verdik.
İlyas Yorulmaz = “Ey Yahya! Kitaba sımsıkı, kuvvetle sarıl” (dedik) ve ona daha küçük yaşta karar verme yeteneği verdik.
وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيًّا
Meryem / 13 -
Ve hanânen min ledunnâ ve zekâten, ve kâne takıyyâ(takıyyen).
Diyanet İşleri = (12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Katımızdan ona bir kalb yumuşaklığı, bir temizlik ihsân ettik ve o, mabûdundan çekinirdi.
Abdullah Parlıyan = Tarafımızdan O'na, kalp yumuşaklığı ve arınmışlık… da vermiştik de, o günah ve fenalıkların tümünden sakınırdı.
Adem Uğur = Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.
Ahmed Hulusi = Ve ledünnümüzden bir ruhanî hayat ve bir sâfiye (zekât) verdik. . . Korunma konusunda çok hassastı!
Ahmet Tekin = Ona yüce katımızdan sevgi ve merhamet, ruh temizliği verdik. O takvâ sahibi, itaatkâr, samimi, günahlardan arınan, azaptan korunan, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan biri idi.
Ahmet Varol = Tarafımızdan ona bir gönül yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O sakınan biriydi.
Ali Bulaç = Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.
Ali Fikri Yavuz = Hem de tarafımızdan bir merhamet ve günahlardan bir pâklik verdik. O çok takvâ sahibi idi.
Ali Ünal = Yine O’na, tarafımızdan büyük şefkat ve merhametle birlikte saffet, samimiyet ve tertemiz bir gönül ihsan ettik. O, günahlardan çok sakınan bir insandı.
Bayraktar Bayraklı = Ona kalp yumuşaklığı ve temizliği verdik. O, çok sakınan birisi idi.
Bekir Sadak = (12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.
Celal Yıldırım = (12-13-14) Ey Yahya ! Kitaba bütün gücünle sarıl, dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalblilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana - babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.
Cemal Külünkoğlu = (12-15) (Ve Yahya doğup büyüyünce kendisini peygamber yaptık ve:) “Ey Yahya! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!” (diye ona öğüt verdik). O, daha küçük bir oğlanken biz ona doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği vermiştik. O, Allah'a karşı gelmekten sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de, (Allah'ın) selamı onun üzerindeydi ve diriltileceği gün de (ona) selam olsun!
Diyanet İşleri (eski) = (12-14) 'Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
Diyanet Vakfi = Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.
Edip Yüksel = Ek olarak katımızdan bir şefkat ve dürüstlük... Erdemli birisiydi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem de ledünnümüzden bir rikkat ve bir pâklik, ki çok takvaşiar idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem de katımızdan yumuşak bir kalplilik ve bir temizlik verdik ona. O, çok takva sahibi biri idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hem de katımızdan bir merhamet ve (günahlardan) paklık verdik, o çok takva sahibi idi.
Gültekin Onan = Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.
Harun Yıldırım = Katımızdan ona bir kalp inceliği ve temizlik de. O, çok sakınan bir kimse idi.
Hasan Basri Çantay = (12-13-14) (Yahyâyi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günâhlardan) temizlik (verdik). O, çok müttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkârdı. Bir serkeş ve aasî değildi.
Hayrat Neşriyat = Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) bir temizlik de(verdik). Hem (o,) takvâ sâhibi bir kimse idi.
İbni Kesir = Katımızdan bir kalb yumuşaklığı ile safiyet verdik. O, takva sahibi biri idi.
Kadri Çelik = Katımızdan ona bir merhamet ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.
Muhammed Esed = ve katımızdan bir ruh inceliği ve arınmışlık... Öyle ki, Bize karşı o (her zaman) bilinç ve duyarlık içinde idi;
Mustafa İslamoğlu = Ve kendi katımızdan ince ruhlu bir sevecenlik ve kendini geliştirme yeteneği bahşetmiştik; dahası o, sorumluluk sahibi biriydi;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve O'na tarafımızdan bir rahmet, bir nezahet (verdik) ve çok muttakî oldu.
Ömer Öngüt = Nezdimizden bir merhamet ve sâfiyet verdik. O çok takvâ sahibi idi.
Şaban Piriş = Katımızdan bir kalp yumuşaklığı ve arınmışlık vermiştik. O takva sahibiydi.
Sadık Türkmen = Katımızdan ona bir acıma duygusu ve temizlik verdik. O korunan bir kul oldu.
Seyyid Kutub = Yine ona tarafımızdan sevecenlik ve kalp temizliği bağışladık. O kötülüklerden sakınan bir kimse idi.
Suat Yıldırım = (12-14) "Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl!" dedik ve henüz çocuk iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan bir merhamet, arı duru bir gönül de ihsan ettik. O, Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir insandı. Anne ve babasına iyi davranan hayırlı bir evlattı, asla zorba ve isyankâr biri değildi.
Süleyman Ateş = Katımızdan bir rahmet (bir acıma duygusu) ve temizlik de (verdik; o günâhlardan) korunan oldu.
Tefhim-ul Kuran = Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik.) O, çok takva sahibi biriydi.
Ümit Şimşek = Tarafımızdan ona bir şefkat ve bir arınmışlık verdik. O da takvâ sahibi bir kul oldu.
Yaşar Nuri Öztürk = Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. Korunan biriydi o.
İskender Ali Mihr = Ve katımızdan ona, sevgi ve zekât (nefs tezkiyesi) (verdik). Ve o, takva sahibi oldu.
İlyas Yorulmaz = Yahya’ya katımızdan (insanları) sevme ve temizleme duygusu verdik. O, gerçekten samimi olarak Rabbin den sakınan birisiydi.
وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا
Meryem / 14 -
Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ(asıyyen).
Diyanet İşleri = (12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Anasına babasına iyilik ederdi ve cebbar ve âsi değildi.
Abdullah Parlıyan = Anababasına iyilik ederdi, zorba ve âsî de değildi.
Adem Uğur = Ana babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.
Ahmed Hulusi = Ana-babasına iyi davranırdı, zorba ve âsi değildi.
Ahmet Tekin = Ana-babasına saygılı ve iyi davranırdı. Hiç zorba ve isyankâr olmadı.
Ahmet Varol = Anne babasına iyi davranırdı. İsyankâr bir zorba değildi.
Ali Bulaç = Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.
Ali Fikri Yavuz = Ebeveynine de ihsankârdı, zorba ve isyankâr değildi.
Ali Ünal = Anne–babasına karşı da çok içten ve çok iyi davranan hayırlı bir evlâttı; hiçbir zaman zorba ve isyankâr biri olmadı.
Bayraktar Bayraklı = Ana babasına çok iyi davranırdı; isyankar bir zorba değildi.
Bekir Sadak = (12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.
Celal Yıldırım = (12-13-14) Ey Yahya ! Kitaba bütün gücünle sarıl, dedik. Biz ona henüz çocuk iken hikmet (ilim ve irfan) verdik. Ayrıca kendi katımızdan bir ince kalblilik, yufka yüreklilik ve paklık sunduk. O zaten (günah ve fenalıktan) sakınan, ana - babasına çok iyi davranan idi; o zorba ve isyankâr değildi.
Cemal Külünkoğlu = (12-15) (Ve Yahya doğup büyüyünce kendisini peygamber yaptık ve:) “Ey Yahya! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!” (diye ona öğüt verdik). O, daha küçük bir oğlanken biz ona doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği vermiştik. O, Allah'a karşı gelmekten sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de, (Allah'ın) selamı onun üzerindeydi ve diriltileceği gün de (ona) selam olsun!
Diyanet İşleri (eski) = (12-14) 'Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
Diyanet Vakfi = Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.
Edip Yüksel = Ana babasına karşı iyi davranırdı, asla bir zorba ve isyankâr olmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve valideynine ihsankâr idi, cebbar, isyarkâr değil idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Anne babasına iyi davranan biriydi, zorba ve isyankar değildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Anne ve babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, zorba ve isyankâr değildi.
Gültekin Onan = Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi.
Harun Yıldırım = Anababasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.
Hasan Basri Çantay = (12-13-14) (Yahyâyi ihsan etdik ve ona çocukluğunda:) «Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut» (dedik). Henüz sabî iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günâhlardan) temizlik (verdik). O, çok müttekıy idi. Anasına, babasına da itaatkârdı. Bir serkeş ve aasî değildi.
Hayrat Neşriyat = Ve ana-babasına iyilik eden bir kimse idi; zorba ve isyankâr değildi.
İbni Kesir = Anasına ve babasına karşı iyi davranırdı. Baş kaldıran bir zorba değildi.
Kadri Çelik = Ana ve babasına itaatkârdı ve isyan eden bir zorba değildi.
Muhammed Esed = ve ana babasına karşı saygı ve gözetme tavrı içinde; asla zorba ya da dik başlı biri değildi.
Mustafa İslamoğlu = ana-babasına karşı da oldukça iyi davranırdı; nitekim o hiçbir zaman isyankar bir zorba olmadı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve anasıyla babasına itaatkâr idi ve bir zorba, isyankâr değildi.
Ömer Öngüt = Anne-babasına iyilik ederdi. İsyankâr ve zorba değildi.
Şaban Piriş = Anne ve babasına iyi davranırdı. Zorba ve isyankar değildi.
Sadık Türkmen = Ana-babasına saygılı ve iyi davranırdı. Hiç zorba ve isyankâr olmadı.
Seyyid Kutub = Yine ona ana babasına bağlılık duygusu aşıladık. O dik kafalı, serkeş ve huysuz biri değildi.
Suat Yıldırım = (12-14) "Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl!" dedik ve henüz çocuk iken ona hikmet verdik. Tarafımızdan bir merhamet, arı duru bir gönül de ihsan ettik. O, Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir insandı. Anne ve babasına iyi davranan hayırlı bir evlattı, asla zorba ve isyankâr biri değildi.
Süleyman Ateş = Ana babasına iyilik ediciydi, baş kaldıran bir zorba değildi.
Tefhim-ul Kuran = Ana ve babasına itaatkârdı ve isyan eden bir zorba değildi.
Ümit Şimşek = Anne-babasına iyilik ederdi; isyankâr bir zorba değildi.
Yaşar Nuri Öztürk = (12-14) «Ey Yahya! Kitaba kuvvetle saril» deyip daha cocukken ona hikmet, katimizdan kalp yumusakligi ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakinan ve anasina babasina karsi iyi davranan bir kimse idi, bas kaldiran bir zorba degildi.
İskender Ali Mihr = Anne ve babasına karşı birr sahibiydi. Ve o, asi, cebbar değildi.
İlyas Yorulmaz = Ana babasına karşı hep iyilikler yaptı, asla onlara zorbaca davranmadı ve isyan etmedi.
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا
Meryem / 15 -
Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ(hayyen).
Diyanet İşleri = Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selâm olsun!
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve esenlik ona doğduğu gün, öldüğü gün ve diriltilerek kabrinden çıkarılacağı gün.
Abdullah Parlıyan = Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de Allah'ın selamı O'nun üzerineydi, diriltilerek kabrinden çıkartılacağı gün de, yine O'nun üzerine olacaktır.
Adem Uğur = Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!
Ahmed Hulusi = Dünyaya geldiği, ölümü tattığı ve ölümsüz olarak bâ's olduğunda, Selâm üzerindeydi. (Bâ'sın vefatın hemen sonrasında olduğuna işaret).
Ahmet Tekin = Doğduğu gün, öldüğü gün, diri olarak kabrinden kaldırılacağı gün de, ona selâm olsun, selâmette olsun, selâmet ve güven içindedir.
Ahmet Varol = Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun!
Ali Bulaç = Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.
Ali Fikri Yavuz = Ona selamet olsun: Hem doğduğu gün (şeytandan), hem öleceği gün (kabir azabından), hem de diri olarak kaldırılacağı gün (ateşten)...
Ali Ünal = Selâm olsun O’na doğduğu gün de, vefat ettiği gün de ve diriltilip kabrinden kalkacağı gün de.
Bayraktar Bayraklı = Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kalkacağı gün, ona selâm/rahmet olsun!
Bekir Sadak = Dogdugu gunde, olecegi gunde ve dirilecegi gunde ona selam olsun. *
Celal Yıldırım = Ona (Allah katından) hem doğduğu gün, hem öleceği gün, hem de dirilip kalkacağı gün selâm olsun !.
Cemal Külünkoğlu = (12-15) (Ve Yahya doğup büyüyünce kendisini peygamber yaptık ve:) “Ey Yahya! İlahi mesaja sımsıkı sarıl!” (diye ona öğüt verdik). O, daha küçük bir oğlanken biz ona doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği vermiştik. O, Allah'a karşı gelmekten sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de, (Allah'ın) selamı onun üzerindeydi ve diriltileceği gün de (ona) selam olsun!
Diyanet İşleri (eski) = Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun.
Diyanet Vakfi = Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!
Edip Yüksel = Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır = Selâm ona hem doğduğu gün, hem öleceği gün hem de diri olarak ba'solunacağı gün
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Selam ona; hem doğduğu gün, hem öleceği gün, hem de diri olarak kaldırılacağı gün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün ona selam olsun.
Gültekin Onan = Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.
Harun Yıldırım = Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!
Hasan Basri Çantay = Dünyâye getirildiği gün de, öleceği gün de, diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de ona selâm olsun.
Hayrat Neşriyat = Doğduğu gün, öleceği gün ve bir hayat sâhibi olarak (kabirden) kaldırılacağı gün ona selâm olsun! (O devrelerde hep Allah’ın rızâsına mazhar olacaktır.)
İbni Kesir = Selam olsun ona, doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde.
Kadri Çelik = Ona selam (esenlik) olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak (kabirden) kaldırılacağı gün.
Muhammed Esed = Bunun içindir ki, doğduğu gün de, öldüğü gün de, (Allah'ın) selamı o'nun üzerindeydi; ve diri olarak kaldırılacağı gün de (yine o'nun) üzerine olacaktır.
Mustafa İslamoğlu = İşte bu yüzden o, doğduğu gün ilahi güvence ve esenlik kapsamındaydı; öleceği ve tekrar dirilip kalkacağı gün de (öyle olacaktır).
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve O'na selâm olsun, doğduğu günde ve öleceği günde ve diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı günde.
Ömer Öngüt = Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selâm olsun!
Şaban Piriş = Doğduğu gün öldüğü gün ve yeniden dirileceği gün ona selam olsun.
Sadık Türkmen = Ona doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün selâm olsun!
Seyyid Kutub = Doğduğu gün, öleceği gün ve tekrar diriltileceği gün ona selâm olsun.
Suat Yıldırım = Doğduğu gün de, vefat ettiği gün de, diriltilip kabirden kalkacağı gün de selâm olsun ona.
Süleyman Ateş = Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun!
Tefhim-ul Kuran = Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.
Ümit Şimşek = Selâm olsun ona doğduğu gün, öldüğü gün ve diriltileceği gün.
Yaşar Nuri Öztürk = Selam olsun ona, doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün.
İskender Ali Mihr = Ve doğduğu günde de ve öleceği günde de ve canlı olarak beas edileceği (yeniden diriltileceği) günde de ona selâm olsun.
İlyas Yorulmaz = Doğduğu günde, öldüğü günde Yahya’ya selam olsun. Yeniden diriltildiği günde ona selam olacak.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
Meryem / 16 -
Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).
Diyanet İşleri = (16-17) (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kitapta Meryem'i de an. Hani o, âilesinden ayrılmış, doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Abdullah Parlıyan = Ey Rasûlüm! Sana indirdiğimiz kitaptaki Meryem kıssasını da hatırla ve başkalarına da hatırlat. Hani O ailesinden ayrılıp, evinin doğu tarafına çekilmişti de,
Adem Uğur = (Resûlüm!) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Ahmed Hulusi = Gelen bilgiler içinde Meryem'i de hatırlat (zikret). . . Hani o ailesinden (uzakta, mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Ahmet Tekin = Meryem ile ilgili kitapta, Kur’ân’da zikredilenleri insanlara anlat. Hani, Meryem, ailesinden uzaklaşarak, bulunduğu yerin, evin doğu tarafına çekilmişti.
Ahmet Varol = Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Ali Bulaç = Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Ali Fikri Yavuz = (Ey Resûlüm) Kur’ân’daki Meryem kıssasını (onlara) oku. Hani o, ibadet için) ailesinden ayrılıp (evinin veya Beytü’l-Makdis’in) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Ali Ünal = (Ey Rasûlüm,) Kitap’ta Meryem’i de an. O, ibadet ve tefekkür için ailesinden ayrılıp, Ma’bed’in doğuya bakan bir odasına çekilmişti.
Bayraktar Bayraklı = Kitapta Meryem'i de an! O, ailesinden ayrılmış ve doğu yönünde bir yere çekilmişti.[308]
Bekir Sadak = Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrilarak, dogu yonunde bir yere cekilmisti.
Celal Yıldırım = Kitapta Meryem'i de ân; hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafına çekilmişti.
Cemal Külünkoğlu = (16-17) (Ey Muhammed!) Kitapta (Kur'an'da) Meryem (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti. Komşuları ile arasına bir perde germişti. Bu sırada ona ruhumuzu (Cebrail'i) göndermiştik de (o) ona düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
Diyanet İşleri (eski) = Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Edip Yüksel = Kitapta Meryem'i de an. Ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kitabda Meryemi de an, o vakıt ki ailesinden çekildi de şark tarafından bir mekâna
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kitap'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Ey Muhammed!) Kur'ân'daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat). Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Gültekin Onan = Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ehlinden (ailesinden) kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Harun Yıldırım = Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Hasan Basri Çantay = Kitabda Meryem (kıssasını) da an. Hani o, aailesinden ayrılıb şark tarafında bir yere çekilmişdi.
Hayrat Neşriyat = (Habîbim, yâ Muhammed!) Kitab’da (bu Kur’ân’da) Meryem’i de yâd et! Hani, âilesinden (ayrılarak evinin hemen yanında) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
İbni Kesir = Kitab'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak Doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Kadri Çelik = Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Muhammed Esed = Ve bu ilahi mesajda Meryem'i de an. Hani, o ailesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti;
Mustafa İslamoğlu = Bu kitapta Meryem'i de gündeme taşı! Hani o ailesinden ayrılarak doğu yönünde bir yere çekilmişti.
Ömer Nasuhi Bilmen = Kitapta Meryem'i de yâd et. O vakit ki, ailesinden ayrılarak şark tarafında bir yere çekilmişti.
Ömer Öngüt = Resulüm! Kitapta Meryem'i de an. Hani o, âilesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.
Şaban Piriş = -Kitapta Meryem’i de an! Hani o, ailesinden ayrılarak doğuda bir yere gitmişti.
Sadık Türkmen = Kitap’tameryem’i de hatırla/Meryem’den de bahset! Hani bir zaman; ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Seyyid Kutub = Bu Kitap'ta Meryem hakkında anlattıklarımızı da hatırla. Hani O, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Suat Yıldırım = Kitapta Meryem’i de an! Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekiliverdi.
Süleyman Ateş = Kitapta Meryem'i de an. Bir zaman o âilesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti.
Tefhim-ul Kuran = Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Ümit Şimşek = Kitapta Meryem'i de an. Hani o ailesinden ayrılmış ve doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir mekâna çekilmişti.
İskender Ali Mihr = Kitap’ta Hz. Meryem’i zikret. Ailesinden ayrılıp, şark (doğu) tarafında bir yere çekilmişti.
İlyas Yorulmaz = Kitapta Meryem’i de an. Bir vakit, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere kendini atmıştı.
فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
Meryem / 17 -
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ(seviyyen).
Diyanet İşleri = (16-17) (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve âilesiyle arasına bir perde germişti. Derken ona rûhumuzu göndermiştik de gözüne, âzası düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
Abdullah Parlıyan = ailesiyle arasına bir perde germişti. Derken O'na görevli meleğimiz, Cebrail'i gönderdik de, bu melek Meryem'e eli yüzü düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
Adem Uğur = Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.
Ahmed Hulusi = Onlardan kendini tecrid etti. . . Ona ruhumuzu (ilmi suret - dalga - data yapı) irsâl ettik de, Ona tam bir beşer olarak göründü.
Ahmet Tekin = Sonra ailesinin bulunduğu yerle kendi bulunduğu yeri perde ile ayırmıştı. Biz ona, görevli olarak ruhumuz, meleğimiz Cebrâil’i gönderdik. Ona eli yüzü düzgün bir insan şeklinde göründü.
Ahmet Varol = Ardından onların önlerine bir perde çekmişti. Bu sırada biz ona Ruh'umuzu (Cebrail'i) gönderdik. O düzgün bir insan kılığında göründü.
Ali Bulaç = Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Ali Fikri Yavuz = Sonra ailesinin önlerinde bir perde kurmuştu. Nihayet ona ruhumuzu (Cebraîl’i) gönderdik de kendisine düzgün bir insan şeklinde göründü.
Ali Ünal = İnsanlarla arasına perde çekerek kendisini tamamen ibadet ve tefekküre vermişti ki, bir gün ona Ruhumuzu gönderdik de, Ruhumuz kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.
Bayraktar Bayraklı = Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu Cebrail'i gönderdik de, ona düzgün bir insan şeklinde göründü.
Bekir Sadak = Sonra, insanlardan gizlenmek icin bir perde germisti. Cebrail'i gondermistik de ona tam bir insan olarak gorunmustu.
Celal Yıldırım = Sonra da onlardan taraf bir perde tutup germişti. Biz de ona ruhumuzu (Melek Cebrail'i) göndermiştik de O, ona endamlı, yakışıklı bir insan şeklinde temessül edip görünmüştü.
Cemal Külünkoğlu = (16-17) (Ey Muhammed!) Kitapta (Kur'an'da) Meryem (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! Hani o, ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti. Komşuları ile arasına bir perde germişti. Bu sırada ona ruhumuzu (Cebrail'i) göndermiştik de (o) ona düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.
Diyanet Vakfi = Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.
Edip Yüksel = Kendisiyle onlar arasına bir perde çekmişti. Bu durumda ona Ruhumuzu gönderdik ve önünde mükemmel bir insan olarak biçimlendi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlardan öte bir perde çekti derken kendisine ruhumuzu gönderdik de düzgün bir beşer halinde ona temessül ediverdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz (Cebrail)i gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.
Gültekin Onan = Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Harun Yıldırım = Sonra, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde görünmüştü.
Hasan Basri Çantay = Sonra onların önünde bir perde edinmiş (çekmiş) di. Derken biz ona ruuhumuzu göndermişdik de o, kendisine hilkati tam bir beşer şeklinde görünmüşdü.
Hayrat Neşriyat = Onların ötesinde (ibâdet edeceği sâkin bir yer için) bir perde de edinmişti. Derken ona rûhumuzu (Cebrâîl’i) gönderdik de kendisine düzgün bir insan sûretinde göründü.
İbni Kesir = Onlardan gizlenmek için de bir perde germişti. Derken, Biz de ona ruhumuzu göndermiştik de tam bir insan olarak görünmüştü ona.
Kadri Çelik = Sonra onların öte yanlarında (ibadet için kendisine) bir perde edinmişti. Böylece ona ruhumuzu (Cebrail'i) göndermiştik, o da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Muhammed Esed = kendini onlardan uzak tutuyordu; bu durumdayken kendisine vahiy meleğimizi gönderdik; (bu melek) ona eli yüzü düzgün bir beşer kılığında göründü.
Mustafa İslamoğlu = Olabildiğince kendini onlardan uzak tutup sakınıyordu; hal böyleyken ona vahiy meleğimizi gönderdik; öyle ki, o ona eli yüzü düzgün bir insan suretinde göründü.
Ömer Nasuhi Bilmen = Onların öte yanlarında (kendisine) bir perde edinmişti. Artık Biz de ona ruhumuzu (Cibrîl-i Emîn) gönderdik de onun için tam bir beşer sûretinde görünüvermişti.
Ömer Öngüt = Sonra onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumuzu (Cebrail'i) göndermiştik de, kendisine düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
Şaban Piriş = Kendisini onlardan gizlemek için bir de perde çekmişti. O’na ruhumuzu göndermiştik. O da tam bir insan sûretinde görünmüştü ona.
Sadık Türkmen = Sonra onlardan yana kendisine bir perde çekmişti. Biz de ona ruhumuzu (Melek Cebrail’i) gönderdik; ona düzgün bir beşer olarak göründü.
Seyyid Kutub = Komşuları ile arasına bir perde germişti. Bu sırada ona ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik. O, ona normal bir erkek kılığında görünmüştü.
Suat Yıldırım = Onlarla kendisi arasına bir perde gerdi. Biz de ona Ruhumuzu gönderdik de, ona kusursuz, mükemmel bir insan şeklinde görünüverdi.
Süleyman Ateş = Onlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrâil'i) ona gönderdik. (O) ona düzgün bir insan şeklinde göründü.
Tefhim-ul Kuran = Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Ümit Şimşek = Ve onlarla arasına bir perde germişti. Derken Biz ona Ruhumuzu gönderdik; o da kendisine aynen bir beşer şeklinde göründü.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlarla arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu ona göndermiştik de o kendisine sapasağlam bir insan şeklinde görünmüştü.
İskender Ali Mihr = Sonra da onlardan (ayıran) bir perde çekti. O zaman ona Ruhumuz’u (Ruh’ûl Kudüs) gönderdik. Ona normal bir beşer suretinde (hüviyetinde) temessül etti (göründü).
İlyas Yorulmaz = İnsanlardan uzaklaşıp kendini gizlemişti. Bizde Meryem’e vahiy meleğini (Cebrail’i), insan şeklinde görünür bir halde göndermiştik.
قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَن مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا
Meryem / 18 -
Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte takıyyâ(takıyyen).
Diyanet İşleri = Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = O, fenalıklardan çekinen bir adamsan demişti, rahmâna sığınırım senden.
Abdullah Parlıyan = Meryem O'nu görünce: “Ben, senden sınırsız rahmet sahibi Rahman'a sığınırım. Eğer Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyorsan, bana yaklaşma!” dedi.
Adem Uğur = Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).
Ahmed Hulusi = (Meryem) dedi ki: "Rahmanıma sığınırım senden; eğer çok korunansan (bana yaklaşma)!"
Ahmet Tekin = Meryem:'Ben, senden, Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer takvâ sahibi isen, itaatkâr ve samimi bir kulsan, Allah’a sığınıp emirlerine yapışıyor, günahlardan arınıp, azaptan korunuyorsan, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranıyorsan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincindeysen dokunma bana.' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Ben senden Rahman'a sığınırım. Eğer (fenalıktan) sakınan biriysen.'
Ali Bulaç = Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."
Ali Fikri Yavuz = Meryem, bu insan kılığındaki Cebraîl’e) dedi ki: “- Doğrusu ben, senden Rahman’a sığınırım. Eğer mü’min ve takva sahibi isen (fenalık yapmazsın.)
Ali Ünal = Meryem irkildi ve “Ben” dedi, “senden Rahmân’a sığınırım, eğer Allah’tan korkup, günahlardan sakınan bir kimse isen.”
Bayraktar Bayraklı = Meryem dedi ki: “Eğer saygılı biri isen, senden Rahmân'a sığınırım.”
Bekir Sadak = Meryem: «Eger Allah'tan sakinan bir kimse isen, senden Rahman'a siginirim» dedi.
Celal Yıldırım = Meryem, «eğer (Allah'tan) korkup sakınan bir kimse isen, senden elbette Allah'a sığınırım» demişti.
Cemal Külünkoğlu = (Meryem onu görünce:) “Senden, O kuşatıcı rahmet ve esirgeme sahibine sığınırım! Eğer günahtan sakınan bir kimse isen (bana yaklaşma!)” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Meryem: 'Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım' dedi.
Diyanet Vakfi = Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).
Edip Yüksel = 'Senden Rahman'a sığınırım,' dedi, 'Erdemliysen. . .'
Elmalılı Hamdi Yazır = (Meryem) ona ben, dedi: her halde senden rahmana sığınırım, sakınırsın eğer bir teki isen
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Meryem ona: «Ben bağışlayan Allah'a sığınırım senden, eğer Allah'tan korkan biri isen!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Meryem: «Ben senden Rahmân (olan Allah)'a sığınırım. Eğer Allah'dan korkuyorsan (dokunma bana)» dedi.
Gültekin Onan = Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahmana sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Gerçekten ben, senden, Rahman’a sığınırım! Eğer sakınan bir kimse isen.”
Hasan Basri Çantay = (Meryem ona) dedi ki: «Doğrusu ben senden esirgeyici (Allaha) sığınırım. Eğer sen fenâlıkdan bihakkın sakınan (bir insan) isen (çekil yanımdan).
Hayrat Neşriyat = (Meryem:) 'Doğrusu ben, senden Rahmân (olan Allah)’a sığınırım; eğer(Allah’dan) sakınan bir kimse isen (benden uzak dur)!' dedi.
İbni Kesir = Rahman'a sığınırım senden, dedi. Eğer takva sahibi isen.
Kadri Çelik = Demişti ki: “Gerçekten ben, senden Rahman'a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).”
Muhammed Esed = (Meryem onu görünce:) "Senden, O kuşatıcı rahmet ve esirgeme Sahibi'ne sığınırım!" dedi, "Eğer O'na karşı sorumluluk bilinci taşıyorsan (bana yaklaşma)!"
Mustafa İslamoğlu = (Meryem): "Senden, O sınırsız merhamet sahibinin koruyuculuğundan sığınırım!" dedi, "Tabi ki eğer O'na saygı duyup sakınıyorsan!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Meryem) Dedi ki: «Muhakkak ben senden Rahmân'a sığınırım. Eğer sen bihakkın muttakî isen (yanımdan çekil).»
Ömer Öngüt = Meryem: “Senden, çok esirgeyici olan Allah'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkan bir kimse isen (çekil yanımdan!)” dedi.
Şaban Piriş = -Eğer Allah’tan korkan biriysen senden Rahman’a sığınırım, dedi.
Sadık Türkmen = (meryem) dedi ki: “Gerçekten ben senden Rahmân’a sığınırım, eğer sakınan bir kul isen (bana yaklaşma)!”
Seyyid Kutub = Meryem, O'na «Ben senden «Rahman» olan Allah'a sığınırım. Eğer kötülük yapmaktan sakınan biri isen bana dokunma!» dedi.
Suat Yıldırım = Meryem irkildi ve "Ben" dedi, "Rahmana sığındım senden. Eğer Allah’ı sayıp günahtan sakınan bir kimse isen çekil yanımdan!"
Süleyman Ateş = (Meryem) dedi ki: "Ben senden, çok esirgeyen(Allâh)'a sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyorsan (bana dokunma)."
Tefhim-ul Kuran = Demişti ki: «Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)'a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).»
Ümit Şimşek = Meryem 'Senden Rahmân'a sığınırım,' dedi. 'Allah'tan korkuyorsan bana dokunma.'
Yaşar Nuri Öztürk = Meryem demişti: "Ben senden, Rahman'a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol."
İskender Ali Mihr = (Hz. Meryem şöyle) dedi: “Muhakkak ki ben, eğer sen takva sahibi isen (bana bir zararın dokunmaz). Senden Rahmân’a sığınırım.”
İlyas Yorulmaz = Meryem vahiy meleğine “Senden (bana kötülük yapmandan) Rahmana sığınıyorum. Eğer Allah dan korunan birisi isen (bana dokunma)” dedi.
قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا
Meryem / 19 -
Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ(zekiyyen).
Diyanet İşleri = Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ruh, ben demişti, ancak Rabbinin bir elçisiyim, sana bir erkek çocuk vermeye geldim.
Abdullah Parlıyan = Melek: “Ben, yalnızca Rabbinin bir elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan çocuğu bağışlamak üzere gönderildim” dedi.
Adem Uğur = Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.
Ahmed Hulusi = (Melek): "Ben sadece Rabbinin elçisiyim, sana pırıl pırıl bir oğlan çocuğu armağan etmek için buradayım!" dedi.
Ahmet Tekin = Cebrâil:'Ben, sadece, sana tertemiz, günahtan arınmış bir erkek çocuk bağışlıyacağım buyuran Rabbinin elçisiyim.' dedi.
Ahmet Varol = (Ruh) dedi ki: 'Ben ancak senin Rabbinin bir elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan çocuk bahşetmek üzere (geldim).'
Ali Bulaç = -Ben, ancak Rabbinin bir elçisiyim, sana tertemiz bir oğul vermek için gönderildim.
Ali Fikri Yavuz = Cebraîl: “- Gerçekten ben, sana temiz bir oğlan vermek için sırf Rabbinin gönderdiği elçisiyim.” dedi.
Ali Ünal = “Ben” diye cevap verdi Ruh, “sadece Rabbinin bir elçisiyim; O’nun sana tertemiz bir erkek çocuk ihsanına vasıtalık yapmak için geldim.”
Bayraktar Bayraklı = Ruh: "Ben" dedi, "Rabbinden sana gelen bir elçiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk hediye edeyim diye geldim."
Bekir Sadak = Cebrail: «Ben temiz bir oglan bagislamak icin Rabbinin sana gonderdigi elciden baskasi degilim» dedi.
Celal Yıldırım = Cibril ona : «Ben ancak sana tertemiz pâk bir oğlan bağışlamak için Rabbin elçisiyim,» demişti.
Cemal Külünkoğlu = (Cebrail:) “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Cebrail: 'Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim' dedi.
Diyanet Vakfi = Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.
Edip Yüksel = (Melek:) 'Ben, sana tertemiz bir erkek çocuğu vermek için görevlendirilmiş Rabbinin bir elçisiyim,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = (Ruh) dedi: haberin olsun ben sana gayet temiz bir oğlan vermek için sırf rabbının resulüyüm.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ruh (Cebrail): «Haberin olsun, ben sana tertemiz bir oğlan vermek için Rabbinin elçisiyim sadece!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Melek: «Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim» dedi.
Gültekin Onan = Demişti ki: "Ben, yalnızca rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim.”
Hasan Basri Çantay = (Ruuh da): «Ben ancak sana (günâhlardan) pâk bir oğlan verme (ye vesîle olmak) için (o istiaaze etdiğin) Rabbinin elçisiyim» dedi.
Hayrat Neşriyat = (Cebrâîl:) 'Ben ancak, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin elçisiyim' dedi.
İbni Kesir = O da: Ben, Rabbının sana tertemiz bir oğul vermek için gönderdiği bir elçiden başka bir şey değilim, dedi.
Kadri Çelik = Demişti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (geldim).”
Muhammed Esed = (Melek:) "Ben yalnızca Rabbinin bir elçisiyim" dedi, "(O Rab ki:) sana tertemiz bir oğul armağan edeceğim (diyor)."
Mustafa İslamoğlu = (Melek): "Ben sadece Rabbinin elçisiyim, sana pırıl pırıl bir oğlan çocuğu armağan etmek için buradayım!" dedi.
Ömer Nasuhi Bilmen = (Cibril) Dedi ki: «Ben sana bir tertemiz oğul bağışlamak için Rabbinin ancak bir elçisiyim.»
Ömer Öngüt = “Ben yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim. ” dedi.
Şaban Piriş = -Ben, ancak Rabbinin bir elçisiyim, sana tertemiz bir oğul vermek için gönderildim.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Ben yalnızca Rabbinin elçisiyim; sana tertemiz bir oğul armağan etmek için geldim.”
Seyyid Kutub = Cebrail dedi ki; «Gerçekten ben, sana temiz bir oğlan vermek için sırf Rabbinin ginderdiği elçiyim»
Suat Yıldırım = Ruh: "Ben" dedi, "Rabbinden sana gelen bir elçiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk hediye edeyim diye geldim."
Süleyman Ateş = (Ruh): "Ben, dedi, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)."
Tefhim-ul Kuran = Demişti ki: «Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).»
Ümit Şimşek = Cebrail 'Ben Rabbinin elçisiyim,' dedi. 'Sana tertemiz bir oğul bağışlamak için geldim.'
Yaşar Nuri Öztürk = Ruh dedi: "Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için buradayım."
İskender Ali Mihr = “Ben sadece sana zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak için senin Rabbinin bir resûlüyüm.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Vahiy meleği “Sana tertemiz bir oğlan çocuğu vermek için gelen Rabbinin elçisiyim” dedi.
قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا
Meryem / 20 -
Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ(bagıyyen).
Diyanet İşleri = Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Meryem, benim nasıl oğlum olabilir ki hiç bir kimse, henüz bana dokunmadı demişti, hem kötü bir kadın da değilim ben.
Abdullah Parlıyan = Meryem: “Bana bir insan dokunmamışken, benim nasıl oğlum olabilir? Ve hem ben, kötü ahlaklı bir kadın da değilim” dedi.
Adem Uğur = Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.
Ahmed Hulusi = (Meryem) dedi ki: "Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?"
Ahmet Tekin = Meryem:'Bana bir insan eli değmediği ve iffetsiz de olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Bana bir insan dokunmadığı ve ben iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olabilir?'
Ali Bulaç = O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.
Ali Fikri Yavuz = Dedi ki: 'Bana bir insan dokunmadığı ve ben iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olabilir?'
Ali Ünal = Meryem, “Benim nasıl çocuğum olabilir ki?” dedi hayretle, “bana hiçbir (erkek) insan eli dokunmadı; sonra ben iffetsiz bir kadın da değilim!”
Bayraktar Bayraklı = Meryem dedi ki: “- Benim için, nasıl bir oğlan olur? Bana bir insan dokunmadı ve ben de iffetsiz bir kimse değilim.”
Bekir Sadak = Meryem: «Bana bir insan temas etmemisken, ben kotu kadin da olmadigim halde nasil oglum olabilir?» dedi.
Celal Yıldırım = Meryem de, «bana bir insan dokunmamışken bir oğlum nasıl olur ? Ben kötü ahlâklı bir kadın da değilim» demişti.
Cemal Külünkoğlu = (Meryem, Cebrail'e:) “Benim nasıl oğlum olabilir? Bana hiç erkek eli değmiş değildir, hiç gayri meşru ilişkim de olmadı” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Meryem: 'Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?' dedi.
Diyanet Vakfi = Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.
Edip Yüksel = 'Bana hiç bir insan eli değmemiş ve ben iffetsizlik etmemişken nasıl olur da bir oğlum olur,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedi: benim için bir oğlan nasıl olur? bana bir beşer dokunmadı, ben bir kahbe de değilim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Meryem: «Benim nasıl bir oğlum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmadı; ben bir kahpe de değilim!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Meryem: «Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim» dedi.
Gültekin Onan = O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi.
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?”
Hasan Basri Çantay = O: «Benim nasıl bir oğlum olacakmış, dedi, (evlenib de) bana bir beşer dokunmamışdır. Ben bir iffetsiz de değilim.»
Hayrat Neşriyat = (Meryem:) 'Bana bir insan dokunmadığı ve (ben) iffetsiz bir kadın da olmadığım hâlde benim için bir oğul, nasıl olabilir?' dedi.
İbni Kesir = Meryem: Benim nasıl bir oğlum olabilir ki; bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ve ben, kötü kadın da değilim, dedi.
Kadri Çelik = O, “Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın (bir kadın) da değilken benim nasıl bir oğlum olabilir?” dedi.
Muhammed Esed = (Meryem:) "Bana daha hiçbir erkek dokunmamışken, nasıl bir oğlum olabilir? Üstelik ben iffetsiz bir kadın da değilim" dedi.
Mustafa İslamoğlu = (Meryem): "Nasıl benim bir oğlum olabilir ki?" dedi; "Bana hiçbir erkek eli değmedi, üstelik ben iffetsiz bir kadın da değilim!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Meryem) Dedi ki: «Bana bir oğul nasıl olabilir ki, bana bir beşer (nikah ile) dokunmamıştır ve ben bir iffetsiz de değilim.»
Ömer Öngüt = Meryem: “Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
Şaban Piriş = -Benim nasıl bir oğlum olabilir ki, bana hiçbir beşer dokunmamıştır ve ben kötü bir iş de yapmadım, dedi.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Benim nasıl oğlum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamış ve ben de zina/iffetsizlik etmemişken!” (Ki ben asla, Allah’ın koyduğu sınırı/haddi aşmadım!)
Seyyid Kutub = Meryem, Cebrail'e «Benim nasıl oğlum olabilir? Bana hiç erkek eli değmiş değildir, hiç gayri meşru ilişkim de olmadı» dedi.
Suat Yıldırım = Meryem: "Nasıl oğlum olabilir ki bana eli değen bir tek erkek bile olmamıştır. İffetsiz bir kadın da değilim!"
Süleyman Ateş = "Benim nasıl oğlum olur, dedi, bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de değilim."
Tefhim-ul Kuran = O: «Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken» dedi.
Ümit Şimşek = Meryem 'Benim nasıl oğlum olabilir ki?' dedi. 'Ne bana bir beşer eli değdi, ne de ben iffetsizlik ettim.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Benim nasıl oğlum olur; bana herhangi bir insan dokunmadı. Ben bir kahpe de değilim."
İskender Ali Mihr = (Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna göre) benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve ben, azgın (iffetsiz) olmadım.”
İlyas Yorulmaz = Meryem “Bana hiçbir insan eli değmemişken ve ben kötü bir şey yapmamışken, nasıl bir oğlan çocuğum olabilir?” dedi.
قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا
Meryem / 21 -
Kâle kezâlik(kezâliki), kâle rabbuki huve aleyye heyyin(heyyinun), ve li nec’alehû âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyâ(makdıyyen).
Diyanet İşleri = Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Böyledir bu demişti ruh, bu iş, Rabbin için pek kolay demişti. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve katımızdan bir rahmet olarak halkedecektik ve bu iş, zâten de mukadderdi, olup bitti.
Abdullah Parlıyan = Melek: “Gerçek, dediğin gibidir. Ama Rabbin buyurdu ki: O çocuk olma meselesi, bana göre kolaydır. Hem o olacak çocuğu, insanlara kudretimizi gösteren bir alamet ve tarafımızdan bir rahmet kılmak için, bunu yapacağız. Ve bu Allah tarafından, önceden karara bağlanmış bir hükümdür.”
Adem Uğur = Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.
Ahmed Hulusi = "Orası öyle! (Ancak) Rabbin dedi ki: "O, bana kolaydır! Onu insanlar için bir mucize ve bizden bir rahmet olarak açığa çıkaracağız. Bu hükmedilmiş (olup bitmiş) bir iştir!"
Ahmet Tekin = Melek:'Öyledir, doğrudur. Rabbin, bu bana kolaydır. Biz, onu, insanların iyiliği, kurtuluşu için sınırsız kudretimize bir işaret, tarafımızdan bir rahmet kılacağız. Bu icraya karar verilmiş bir plandır, buyurdu.' dedi.
Ahmet Varol = (Ruh) dedi ki: 'Böyledir. Rabbin: 'Bu bana kolaydır. Onu insanlar için bir ayet (mucize) ve tarafımızdan bir rahmet kılmak için (bunu yapacağız). Hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' dedi.'
Ali Bulaç = "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti.
Ali Fikri Yavuz = Cebrail şöyle dedi: “- Evet, iş dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki, bu (baba olmaksızın çocuk vermek), bana çok kolaydır. Hem bunu, insanlara, kudretimize delâlet eden bir alâmet ve (İsa’yı da insanları hidayete götüren) tarafımızdan bir nimet yapacağız. Zaten (ezeldeki takdirimizde) bu iş olup bitmiştir.
Ali Ünal = Ruh, “Hakkındaki takdir budur” dedi (ve ilave etti): “Rabbin, ‘Bu, Benim için çok kolaydır.’ buyuruyor. ‘Çünkü Biz O’nu, (doğumuyla) insanlara (kudretimiz için) apaçık bir işaret ve delil, (risaletiyle de) tarafımızdan bir rahmet, bir nimet kılacağız. Artık bu, hükme bağlanmış ve olup bitmiş bir iştir’.”
Bayraktar Bayraklı = Rûh/melek, “Haklısın” dedi; Rabbin buyurdu ki: “Bu, bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, karara bağlanmış bir hükümdür.”
Bekir Sadak = Cebrail: «Bu boyledir, cunku Rabbin, 'Bu bana kolaydir, onu insanlar icin bir mucize ve katimizdan da bir rahmet kilacagiz; hem bu onceden kararlastirilmis bir istir' diyor» dedi.
Celal Yıldırım = Cibril ona : «Öyle de olsa, Rabbin buyurdu: Bu bana göre pek kolaydır; hem onu insanlara (kudretimizin yüceliğine delâlet eden müstesna) bir belge ve bizden bir rahmet olarak sunacağız. Ve artık bu hükmedilmiş bir iştir ki olup bitmiştir.» demişti.
Cemal Külünkoğlu = (Cebrail:) “Bu böyledir” dedi. (Fakat) Rabbin şöyle diyor: “Bu iş benim için kolaydır. Bu olayı insanlara (gücümüzü) kanıtlayan bir mucize ve oğlunu da onlara rahmet kaynağı olarak sunmak istiyoruz. Bu olay kesinleşmiş bir hükümdür.”
Diyanet İşleri (eski) = Cebrail: 'Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor' dedi.
Diyanet Vakfi = Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.
Edip Yüksel = 'Öyledir,' dedi, 'Rabbin, 'O iş bana kolaydır. Onu halk için bir işaret ve bizden bir rahmet kılacağız. Bu, artık kararlaştırılmış bir iştir' diyor.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedi öyle, fakat rabbın buyurdu ki o bana göre kolay hem onu nasa kudretimizin bir bürhanı ve tarafımızdan bir rahmet kılacağımız için, hem de o, bir kaza edilmiş emir bulunuyor
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Cebrail: «Öyle! Fakat Rabbin buyurdu ki, o Bana göre kolaydır. Ayrıca onu insanlara gücümüzün bir delili ve tarafımızdan bir rahmet kılacağımız için böyle yapacağız. Hem de o, karara bağlanmış bir iştir.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Melek: «Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek), bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde) kararlaştırılmış bir iştir.» dedi.
Gültekin Onan = "İşte böyle" dedi. Rabbin dedi ki: "Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve buyruk da yerine getirilmişti (kaza).
Harun Yıldırım = Dedi ki: “İşte böyle. Rabbin: ‘Bu benim için kolaydır. Biz, onu insanlar için bir ayet ve bizden bir rahmet kılacağız.’ buyurdu. Bu, hüküm ve karara bağlanmış bir iş idi.”
Hasan Basri Çantay = (Ruuh) dedi: (Evet) öyledir. (Fakat) Rabbin buyurdu ki: — O, bana göre pek kolay. Çünkü biz onu insanlara bir âyet ve bizden bir rahmet kılacağız. Zâten iş olub bitmişdir.
Hayrat Neşriyat = (Cebrâîl) dedi ki: '(Allah’ın hükmü) böyledir! (Çünki) Rabbin: 'Bu bana pek kolaydır. Hem (biz) onu insanlar için (kudretimize) bir delil ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız! Ve (bu, ezelde) hükme bağlanmış (takdîr edilmiş) bir iştir’ buyurdu.'
İbni Kesir = Bu böyledir, zira Rabbın; bu, Bana kolaydır, onu insanlar için bir ayet ve katımızdan bir rahmet kılacağız, buyuruyor, dedi. Ve iş, olup bitti.
Kadri Çelik = (Melek) Dedi ki: “Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin dedi ki: “Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (var edeceğiz).” Ve (bu) iş hükme bağlanmıştır.
Muhammed Esed = (Melek:) "Bu doğru" dedi, "(Ancak) Rabbin diyor ki: 'Bu Benim için kolay; ve (böyle olduğu için de, senin bir oğlun olacak) ve Biz o'nu insanlar için katımızdan bir sembol ve aydınlatıcı bir bağış kılacağız!" Ve bu (Allah tarafından) önceden hükme bağlanmış bir şeydi:
Mustafa İslamoğlu = (Melek): "Orası öyledir (ama)" dedi, "Rabbin diyor ki Bu benim için çok kolaydır; üstelik Biz onu insanlar için (canlı) bir ayet ve katımızdan bir rahmet kılacağız; zaten bu iş artık gerçekleşmiş bulunmaktadır."
Ömer Nasuhi Bilmen = Cibril de dedi ki: «Öyledir. Rabbin buyurdu ki, o Bana göre pek kolaydır ve onu nâsa bir alâmet ve Bizden bir rahmet kılacağız. Ve (O) hükme mukterin bir emirden ibaret olmuştur.»
Ömer Öngüt = Cebrail: “Bu böyledir. ” dedi. Rabbin buyurdu ki: “Bu bana kolaydır. Biz onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız. Bu, önceden kararlaştırılmış bir iştir. ”
Şaban Piriş = -Bu, işte böyle, Rabbin dedi ki: “O bana çok kolaydır. Onu insanlar için bir ayet ve bizden bir rahmet kılacağız” dedi. Ve iş olup bitti.
Sadık Türkmen = (melek) “işte böyledir” dedi. Rabbin buyurdu ki: “O, Bana göre kolaydır. Onu insanlara bir delil ve katımızdan bir rahmet kılmamız için (böyle yaptık)”. Bu iş olmuş bitmiştir.
Seyyid Kutub = Cebrail dedi ki; «Allah ,söyle diyor: Bu iş benim için kolaydır. Bu olayı insanlara gücümüzü kanıtlayan bir mucize ve oğlunu da onlara rahmet kaynağı olarak sunmak istiyoruz. Bu olay kesinleşmiş bir hükümdür.''
Suat Yıldırım = Ruh: "Öyledir, ama Rabbin: "Bu iş bana pek kolaydır. Çünkü biz onu insanlara kudretimimzin bir alâmeti ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız ve artık bu, hükme bağlanmış, olup bitmiş bir iştir." dedi.
Süleyman Ateş = (Ruh): "Öyledir, dedi, Rabbin: 'O bana kolaydır. Onu insanlara bir mu'cize ve bizden bir rahmet kılmak için (bunu yapacağız)' dedi" ve iş olup bitti.
Tefhim-ul Kuran = «İşte böyle» dedi. «Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır) .» Ve iş de olup bitmişti.
Ümit Şimşek = 'Orası öyle,' dedi Cebrail. 'Fakat Rabbin buyurdu ki: Bu Benim için kolaydır. Biz onu insanlara tarafımızdan bir âyet ve bir rahmet yapacağız. Bu ise hükme bağlanmış bir iştir.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "İşte böyle! Rabbin buyurdu ki: 'O benim için çok kolaydır. Böyle olması onu, insanlara bir mucize ve bizden bir rahmet yapmamız içindir. Hükme bağlanmış bir iştir bu."
İskender Ali Mihr = (Ruh’ûl Kudüs): “İşte böyle” dedi. Senin Rabbin: “O, Bana kolaydır ve onu, insanlara bir âyet (mucize) ve Bizden bir rahmet kılacağız.” buyurdu. Ve emir kaza edilmiştir (yerine getirilmiştir).
İlyas Yorulmaz = Melek Meryem’e “İşte böyledir. Rabbin, bunu yapmak benim için kolaydır dedi. O çocuğu insanlar için Rabbinin büyüklüğüne bir işaret ve rahmet yapacağız ve Rabbin bunun böyle olmasına hükmünü vermiştir” dedi.
فَحَمَلَتْهُ فَانتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا
Meryem / 22 -
Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ(kasıyyen).
Diyanet İşleri = Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonunda ona gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekilip gitti.
Abdullah Parlıyan = Böylece Meryem, O çocuğa gebe kaldı ve O'nunla uzak bir yere çekilip gitti.
Adem Uğur = Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.
Ahmed Hulusi = (Meryem) Ona (İsa'ya) hamile kaldı. Onunla uzak bir bölgeye çekildi.
Ahmet Tekin = Meryem 'ol' emrinin sonucu olarak ona hamile kaldı. Bunun üzerine, o haliyle dağın arkasına uzak bir yere çekildi.
Ahmet Varol = Böylelikle ona hamile kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
Ali Bulaç = Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
Ali Fikri Yavuz = Nihayet (Cebrail’in üfürmesiyle Meryem) İsa’ya gebe kaldı ve bununla uzak bir yere çekildi.
Ali Ünal = Meryem, çocuğa hamile kaldı ve bu haliyle uzakça bir yere çekildi.
Bayraktar Bayraklı = Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla uzak bir yere çekildi.
Bekir Sadak = Meryem oglana gebe kaldi, o haliyle uzak bir yere cekildi.
Celal Yıldırım = Meryem, oğluna gebe kaldı ve bu haliyle uzak bir yere çekildi.
Cemal Külünkoğlu = Böylece Meryem, oğluna gebe kaldı. Bu döneminde (gebeliği süresince) gözlerden uzak bir yere çekildi.
Diyanet İşleri (eski) = Meryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi.
Diyanet Vakfi = Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.
Edip Yüksel = Ona gebe kalınca onunla uzak bir bölgeye çekildi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu suretle ona hamil oldu, ve bu hamlile uzak bir yere çekildi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bu şekilde ona hamile oldu ve bu haliyle uzak bir yere çekildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nihayet (Allah'ın emri gerçekleşti) Meryem İsa'ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir yere çekildi.
Gültekin Onan = Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
Harun Yıldırım = Böylelikle ona hamile kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
Hasan Basri Çantay = Nihayet ona (îsâya) gebe kaldıkda bununla (karnındaki bu çocuğu ile ailesinden) uzak bir yere çekildi.
Hayrat Neşriyat = Böylece (Meryem, Cebrâîl’in üflemesiyle) ona (Îsâ’ya) hâmile kaldı; bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.
İbni Kesir = Nihayet ona gebe kaldı ve bu sebeple uzak bir yere çekildi.
Kadri Çelik = Böylelikle ona gebe kaldı da böylece onunla ıssız bir yere çekildi.
Muhammed Esed = bunun için de, (Meryem) o'na gebe kaldı ve o'nunla birlikte uzak bir yere çekildi.
Mustafa İslamoğlu = İşte böylece (Meryem) ona hamile kaldı; bundan dolayı da, (insanların gözünden) uzak, kuytu bir köşeye çekildi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık (Meryem nefh-i rûh ile) O'na hamile kaldı. Onunla hemen uzakça bir mahalle çekilip gitti.
Ömer Öngüt = Nihayet ona hamile kaldı ve bu sebeple uzak bir yere çekildi.
Şaban Piriş = Nihayet ona gebe kaldı ve bu sebeple uzak bir yere çekildi.
Sadık Türkmen = (meryem) ona (İsa’ya) gebe/hamile kaldı. Sonra onunla uzak ıssız bir yere çekildi.
Seyyid Kutub = Böylece Meryem, oğluna gebe kaldı. Bu döneminde gözlerden uzak bir köşeye çekildi.
Suat Yıldırım = Sonra çocuğuna hamile kaldı ve bu haliyle uzakça bir yere çekildi.
Süleyman Ateş = (Meryem), ona gebe kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
Ümit Şimşek = Meryem İsa'yı yüklendi ve onunla uzak bir yere çekildi.
Yaşar Nuri Öztürk = Ona gebe kaldı. Ardından da onunla uzak bir mekâna çekildi.
İskender Ali Mihr = Böylece ona hamile kaldı. Bundan sonra onunla uzak bir mekâna (yere) çekildi.
İlyas Yorulmaz = Meryem çocuğa hamile kaldı ve uzak bir mekana çekildi.
فَأَجَاءهَا الْمَخَاضُ إِلَى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا
Meryem / 23 -
Fe ecâehâl mehâdû ilâ ciz’ın nahleti, kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ(mensiyyen).
Diyanet İşleri = Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken doğum sancısı, onu bir hurma ağacının dibine sevketti de keşke dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim.
Abdullah Parlıyan = Derken doğum sancısı, O'nu bir hurma ağacına dayanmaya sürükledi de o zaman: “Keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim de, unutulup gitseydim!” dedi.
Adem Uğur = Ve doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine sürükledi(ği zaman): "Keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim de unutulup giden biri olsaydım!" diye yakındı.
Ahmed Hulusi = Ve doğum sancısı (tutunacak bir dal arayan Meryem'i) hurma ağacının gövdesine doğru sürüklerken diyordu ki: "N'olaydım, keşke bundan önce öleydim de unutulup gidenlerden olaydım!"
Ahmet Tekin = Derken ona doğum hareketi gelerek kendisini bir hurma ağacının altına gitmeğe muztar kıldı, dedi ki: «Ne olurdu bana, bundan evvel ölmüş olsaydım ve unutulup terkedilmiş bulunsa idim.»
Ahmet Varol = Derken doğum sancısı onu hurma dalı(nın altı)na getirdi. Dedi ki: 'Keşke bundan önce ölmüş ve unutulup gitmiş olsaydım.'
Ali Bulaç = Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."
Ali Fikri Yavuz = Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya götürdü: “- Ah nolaydım! Bundan önce öleydim de unutulmuş gitmiş olaydım.” dedi.
Ali Ünal = Derken, doğum sancısı O’nu bir hurma ağacına dayanmaya zorladı. (Evlenmeden çocuk sahibi olmayı insanlara nasıl anlatacağının endişeleri içinde) “Keşke” dedi, “bu iş başıma gelmeden önce öleydim de, adı sanı unutulup gitmiş biri olaydım!”
Bayraktar Bayraklı = Doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya sevketti. “Âh, keşke” dedi; “Bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim.”
Bekir Sadak = Dogum sancisi onu bir hurma agacinin dibine gitmege mecbur etti. «Keske ben bundan once olmus olsaydim da unutulup gitseydim» dedi.
Celal Yıldırım = Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına çekip götürdü. «Ah keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, (bu iş başıma gelmeseydi) !» dedi.
Cemal Külünkoğlu = Bir süre sonra doğum sancıları tutunca bir hurma ağacının altına sığınmak zorunda kaldı ve “Keşke, daha önce ölmüş ve hafızalardan silinmiş olsaydım” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. 'Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim' dedi.
Diyanet Vakfi = Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. «Keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!»
Edip Yüksel = Doğum sancısı onu bir hurma dalına kadar sürükledi. 'Keşke bundan önce ölseydim, unutulsaydım,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken ağrı onu bir hurma dalına götürdü, ay dedi: nolaydım bundan evvel öleydim ve unutulmuş gitmiş olaydım
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken sancı onu bir hurma dalına götürdü ve: «Keşke bundan önce ölmüş olsaydım da unutulmuş gitmiş olsaydım.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. «Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim» dedi.
Gültekin Onan = Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim."
Harun Yıldırım = Derken doğum sancısı onu kuru bir hurma ağacına sürükledi. Dedi ki: "Keşke, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!"
Hasan Basri Çantay = Derken doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmıya) sevk etdi. «Keşki, dedi, bundan evvel öleydim, unutulub gideydim».
Hayrat Neşriyat = Nihâyet doğum sancısı onu (kuru) bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbûr etti.(Utancından:) 'Keşke ben bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!' dedi.
İbni Kesir = Doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Keşki, dedi; bundan evvel öleydim de unutulup gideydim.
Kadri Çelik = Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup hafızalardan silinmiş olsaydım.”
Muhammed Esed = Ve doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine sürükledi(ği zaman): "Keşke bu durum başıma gelmeden önce ölseydim de unutulup giden biri olsaydım!" diye yakındı.
Mustafa İslamoğlu = Ve doğum sancısı (tutunacak bir dal arayan Meryem'i) hurma ağacının gövdesine doğru sürüklerken diyordu ki: "N'olaydım, keşke bundan önce öleydim de unutulup gidenlerden olaydım!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Derken ona doğum hareketi gelerek kendisini bir hurma ağacının altına gitmeğe muztar kıldı, dedi ki: «Ne olurdu bana, bundan evvel ölmüş olsaydım ve unutulup terkedilmiş bulunsa idim.»
Ömer Öngüt = Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. “Keşke bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim!” dedi.
Şaban Piriş = Derken doğum sancısı, onu bir hurma ağacının dibine sevketti de keşke dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim.
Sadık Türkmen = Derken doğum sancısı onu hurma dalının altına sürükledi. Dedi ki: “Ne olurdu ben bundan önce ölseydim de, unutulup gitmiş olsaydım!”
Seyyid Kutub = Bir süre sonra doğum sancıları tutunca bir hurma ağacının altına sığınmak zorunda kaldı ve «Keşke, daha önce ölmüş ve hafızalardan silinmiş olsaydım» dedi.
Suat Yıldırım = Derken doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya zorladı. "Ay!" dedi, "n’olaydım, keşke bu iş başıma gelmeden öleydim, adı sanı unutulup gitmiş biri olaydım!"
Süleyman Ateş = Doğum sancısı onu, bir hurma dalı(nın altı)na getirdi. "Keşke dedi, bundan önce ölseydim, unutulup gitseydim!"
Tefhim-ul Kuran = Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: «Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.»
Ümit Şimşek = Derken doğum sancısı geldi, onu bir hurma dalına tutunmaya zorladı.'Ne olurdu, bundan önce ölüp de unutulup gitseydim' diyordu.
Yaşar Nuri Öztürk = Nihayet doğum sancısı onu, bir hurma ağacının kütüğüne götürdü. "Ah dedi, keşke daha önce ölseydim, keşke unutulup gitseydim."
İskender Ali Mihr = Doğum sancısı onu, bir hurma ağacının gövdesine (sığınmaya) mecbur etti. “Keşke ben bundan önce ölseydim, unutularak unutulmuşların (arasına karışsaydım).” dedi.
İlyas Yorulmaz = Doğum sancısı Meryem’i bir hurma ağacının yanına getirdi. “Yazıklar olsun bana, keşke bu duruma düşmeden önce ölseydim. Öldükten bir müddet sonra unutulur giderdim” dedi.
فَنَادَاهَا مِن تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
Meryem / 24 -
Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ(seriyyen).
Diyanet İşleri = Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Uzaktan bir ses geldi ona: Mahzûn olma, Rabbin, ayağının altından bir ırmak akıttı.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine hurma ağacının alt tarafından Meryem'e şöyle seslenildi: Üzülme, Rabbin senin altında bir ırmak akıttı.
Adem Uğur = Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle seslendi: "Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir."
Ahmed Hulusi = Onun altından bir ses: "Mahzun olma, Rabbin senin alt tarafında bir dere oluşturdu" diye nida etti.
Ahmet Tekin = İçinden bir ses Meryem’e:'Sakın bir çocuk doğuracağım diye üzülme, Rabbin rahmindekini en itibarlı bir şahsiyet olarak görevlendirecek, alt tarafından da bir su kanalı, bir çay akıtacak.' diye seslendi.
Ahmet Varol = Altından (bir ses) ona şöyle seslendi: 'Üzülme. Rabbin altında bir su arkı [2] varetti.
Ali Bulaç = Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır."
Ali Fikri Yavuz = (Cebrail, yüksek bir yerde bulunan) Meryem’e aşağı tarafından şöyle çağırdı: “- Sakın üzülme, Rabbin senin alt yanında bir su arkı yarattı.
Ali Ünal = (Bir ses,) alt tarafından ona seslendi: “Üzülme; bak Rabbin senin alt tarafında akar bir su meydana getirdi.
Bayraktar Bayraklı = Aşağısından ona şöyle seslendi: “Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir.”
Bekir Sadak = (24-25) Onun altindan bir ses kendisine soyle seslendi: «Sakin uzulme, Rabbin icinde bulunani serefli kilmistir. Hurma agacini kendine dogru silkele, ustune taze hurma dokulsun.
Celal Yıldırım = (24-25) Altından bir ses şöyle dedi ona : «Üzülme, Rabbin senin altında bir su arkı meydana getirdi, hurma dalını kendine doğru çekip silkele, üzerine taze hurma dökülsün.»
Cemal Külünkoğlu = Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Sakın üzülme! Rabbin senin alt yanında bir su arkı yarattı.”
Diyanet İşleri (eski) = (24-25) Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: 'Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.
Diyanet Vakfi = Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle seslendi: «Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir.»
Edip Yüksel = 'Üzülme, Rabbin senin altında bir su arkı hazırlamıştır,' diye (ağacın) altından kendisine seslendi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken ona altından nida etti: sakın mahzun olma, rabbın senin altında bir su arkı vücûde getirdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken aşağı tarafından ona şöyle seslendi: «Sakın üzülme, Rabbin senin altında bir su arkı yarattı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Melek, Meryem'e, aşağı tarafından şöyle seslendi. «Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir ırmak akıttı.»
Gültekin Onan = Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır."
Harun Yıldırım = Aşağısından ona şöyle seslendi: "Tasalanma! Rabbin senin altında bir ark kılmıştır."
Hasan Basri Çantay = (24-25-26) Aşağısından ona şu nida geldi: «Tasalanma, Rabbin senin alt (yan) ında bir su arkı vücûda getirmişdir. Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecekdir. Artık ye, iç. Göz (ün) aydın olsun. Eğer beşerden her hangi birini görürsen «ben, de, o çok esirgeyici (Allaha) oruç adadım. Onun için bu gün hiç bir kimseye kat'iyyen söz söylemeyeceğim.»
Hayrat Neşriyat = Derken (Cebrâîl) ona (hurma ağacının) aşağısından şöyle seslendi: 'Üzülme! Şübhesiz ki Rabbin, alt tarafında (ondan yararlanacağın) bir su arkı meydana getirdi.'
İbni Kesir = Altından ona şu nida geldi: Üzülme sakın, Rabbın senin ayağının altında bir ırmak akıttı.
Kadri Çelik = Alt tarafından (İsa) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin altında bir nehir karar kılmıştır.”
Muhammed Esed = Bunun üzerine, hurma ağacının alt yanından (bir ses) ona şöyle seslendi: "Üzülme! Rabbin senin alt yanında ufak bir dere akıttı;
Mustafa İslamoğlu = Bunun ardından o (hurma ağacının) alt tarafından ona hitaben bir ses geldi: "Sakın üzülme! İşte, Rabbin senin (rahminde) olanı şerefli kılmıştır;
Ömer Nasuhi Bilmen = Derken ona aşağısından nidâ etti ki: «Sakın mahzun olma. Muhakkak ki, Rabbin senin alt yanından bir su cetveli vücuda getirdi.»
Ömer Öngüt = Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: “Sakın tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir. ”
Şaban Piriş = Altından ona şu nida geldi. -Üzülme sakın, Rabbin senin ayağının altından bir ırmak akıttı.
Sadık Türkmen = (ağacın) alt tarafından (bir sesle) kendisine seslenildi: “Üzülme! Rabbin (içmen için) alt yanında bir su arkı var etti.
Seyyid Kutub = Bu arada, ayakları altından şöyle bir ses duydu; «Sakın üzülme, Rabb'in senin için ayaklarının altından akan bir dere açtı.»
Suat Yıldırım = Derken, Ruh, ona aşağıdan şöyle seslendi: "Sakın üzülme!" dedi, "Rabbin senin alt yanında bir su arkı meydana getirdi.
Süleyman Ateş = Altından (Ruh) ona şöyle seslendi: "Üzülme Rabbin alt tarafında bir su arkı var etti."
Tefhim-ul Kuran = Altından (bir ses) ona seslendi: «Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.»
Ümit Şimşek = 'Üzülme,' diye seslendi melek ona aşağıdan. 'Ayağının dibinde Rabbin bir dere yarattı.
Yaşar Nuri Öztürk = Altından ona şöyle seslendi: "Tasalanma, Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirdi."
İskender Ali Mihr = O zaman onun (Hz. Meryem’in) alt yanından, ona “mahzun olma (üzülme)” diye bir nida (geldi): “Rabbin, senin alt yanından bir su yolu kıldı (oluşturdu).”
İlyas Yorulmaz = Hurma ağacının altından bir ses “Üzülme, Rabbin senin altında akıp giden bir su meydana getirdi”
وَهُزِّي إِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا
Meryem / 25 -
Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ(ceniyyen).
Diyanet İşleri = “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.
Abdullah Parlıyan = Hurma ağacını, kendine doğru silkele ki, üzerine olgun, taze hurmalar dökülsün.
Adem Uğur = Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.
Ahmed Hulusi = "O hurma ağacının dalını kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma düşecektir. "
Ahmet Tekin = 'Hurma yüklü ağacı kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.' dedi.
Ahmet Varol = Hurma dalını kendine doğru salla üzerine yeni olmuş taze hurmalar dökülsün.
Ali Bulaç = Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüversin."
Ali Fikri Yavuz = Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün.
Ali Ünal = “Haydi, şu hurma ağacını da kendine doğru silkele de, üzerine olmuş, taze hurmalar dökülsün.
Bayraktar Bayraklı = “Hurma ağacının gövdesini kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.”
Bekir Sadak = (24-25) Onun altindan bir ses kendisine soyle seslendi: «Sakin uzulme, Rabbin icinde bulunani serefli kilmistir. Hurma agacini kendine dogru silkele, ustune taze hurma dokulsun.
Celal Yıldırım = (24-25) Altından bir ses şöyle dedi ona : «Üzülme, Rabbin senin altında bir su arkı meydana getirdi, hurma dalını kendine doğru çekip silkele, üzerine taze hurma dökülsün.»
Cemal Külünkoğlu = “Hurmanın dalını silkele de üzerine olgun ve taze hurmalar dökülsün.”
Diyanet İşleri (eski) = (24-25) Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: 'Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.
Diyanet Vakfi = «Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.»
Edip Yüksel = 'Hurmanın dalını kendine doğru silkele, üzerine olgun hurmalar dökülsün.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş tâze hurmalar dökülsün
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hurmanın dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş taze hurmalar dökülsün.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün.»
Gültekin Onan = Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüversin."
Harun Yıldırım = "Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün."
Hasan Basri Çantay = (24-25-26) Aşağısından ona şu nida geldi: «Tasalanma, Rabbin senin alt (yan) ında bir su arkı vücûda getirmişdir. Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecekdir. Artık ye, iç. Göz (ün) aydın olsun. Eğer beşerden her hangi birini görürsen «ben, de, o çok esirgeyici (Allaha) oruç adadım. Onun için bu gün hiç bir kimseye kat'iyyen söz söylemeyeceğim.»
Hayrat Neşriyat = 'Hem hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine tâze hurmalar dökülsün!'
İbni Kesir = Hurma dalını kendine doğru silkele; üstüne taze hurma dökülsün.
Kadri Çelik = “Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülüversin.”
Muhammed Esed = Şimdi hurmanın gövdesini kendine doğru silkele, taze hurma dökülsün.
Mustafa İslamoğlu = haydi, hurma dalını kendine doğru çekerek silkele, üstüne taze ve olgun hurmalar dökülsün;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Hurma ağacını kendine doğru silkele, üzerine taze hurma dökülüversin.»
Ömer Öngüt = “Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün. ”
Şaban Piriş = Hurma dalını kendine doğru salla, üstüne taze hurma dökülsün.
Sadık Türkmen = Hurma dalını kendine doğru silkele; üstüne henüz olgunlaşmış taze hurma dökülsün.
Seyyid Kutub = Hurmanın dalını silkele de üzerine olgun ve taze hurmalar dökülsün.
Suat Yıldırım = "Haydi, hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün."
Süleyman Ateş = "Hurma dalını sana doğru silkele, üzerine olmuş, taze hurma dökülsün."
Tefhim-ul Kuran = Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüversin.»
Ümit Şimşek = 'Hurmanın dalını kendine doğru silkele; sana taze hurma dökülsün.
Yaşar Nuri Öztürk = "Hurma ağacının kütüğünü kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma dökülecektir."
İskender Ali Mihr = Ve hurma ağacının gövdesini üzerine silkele. Taze hurmalar senin üzerine düşsün, (orada) toplansın.
İlyas Yorulmaz = “Hurma ağacının bir dalını kendine doğru silkele ki, sana taze hurma dökülsün” diye seslendi.
فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيًّا
Meryem / 26 -
Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ(aynen), fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ(insiyyen).
Diyanet İşleri = “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ye, iç, gözün aydın. Fakat seni birisi görürse ben de, bugün rahmân için oruç tutmadayım ve hiçbir kimseyle kesin olarak konuşamam.
Abdullah Parlıyan = Ve sonra da ye iç, doğacak olan bu çocuktan dolayı da, gözün aydın olsun! Ve insanlardan birini görürsen, ona de ki: Ben, O sınırsız rahmet sahibi Rahman olan Allah için, bir süre konuşmamaya söz verdim, bu yüzden bugün insanlardan hiçbir kimseyle konuşmayacağım.”
Adem Uğur = Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.
Ahmed Hulusi = "Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer beşerden birini görürsen; 'Ben Rahman için bir oruç adadım; artık bugün kimseyle konuşmayacağım' de!"
Ahmet Tekin = 'Ye, iç. Gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görürsen, ben rahmet sahibi Rahmân olan Allah’a, konuşmama orucu adadım. Kesinlikle bugün insan cinsinden biriyle konuşmayacağım.' de.
Ahmet Varol = Ye, iç; gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görecek olursan: 'Ben Rahman'a oruç adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de.
Ali Bulaç = Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
Ali Fikri Yavuz = Artık ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen: “- Ben Rahman’a (Allah’a) bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiç kimseye asla söz söylemiyeceğim.” de.
Ali Ünal = “Artık ye iç, gözün aydın olsun. Herhangi bir insana rastlayacak olursan, işaretle ‘Ben, Rahmân için oruç adadım. O bakımdan, bugün kimseyle konuşmayacağım!’ dersin.”
Bayraktar Bayraklı = “Ye, iç; gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”
Bekir Sadak = Ye ic, gozun aydin olsun.
sanlardan birini gorecek olursan 'Ben Rahman icin oruc adadim, bugun hicbir insanla konusmayacagim' de.»
Celal Yıldırım = Ye, iç ; (doğuracağın oğlunla) gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görürsen de ki: Doğrusu ben Rahmân'a oruç (susup konuşmamayı) adadım ; o bakımdan bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım.
Cemal Külünkoğlu = “Ye, iç, gözün aydın (gönlün rahat) olsun! Ve eğer insanlardan birini görürsen ona de ki: “Ben Rahman (olan Allah) için (susma) orucu adadım, bu yüzden bugün hiç kimse ile konuşmayacağım.”
Diyanet İşleri (eski) = Ye iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de.'
Diyanet Vakfi = «Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.»
Edip Yüksel = 'Ye, iç ve gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görürsen, 'Ben Rahman için oruç tutmaya karar verdim. Bugün hiç bir insanla konuşmayacağım' de.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Artık ye, iç, gözün aydın olsun, bunun üzerine şayed beşerden birini görürsen ben, de: rahmana oruç adadım, onun için bu gün hiç bir inse söz söylemiyeceğim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Artık ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen de ki: «Ben esirgeyen Allah'a oruç adadım, onun için bugün hiçbir kimse ile konuşmayacağım.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım» de.
Gültekin Onan = Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahmana oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
Harun Yıldırım = "Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer herhangi bir beşer görecek olursan de ki: Ben, Rahman'a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."
Hasan Basri Çantay = (24-25-26) Aşağısından ona şu nida geldi: «Tasalanma, Rabbin senin alt (yan) ında bir su arkı vücûda getirmişdir. Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecekdir. Artık ye, iç. Göz (ün) aydın olsun. Eğer beşerden her hangi birini görürsen «ben, de, o çok esirgeyici (Allaha) oruç adadım. Onun için bu gün hiç bir kimseye kat'iyyen söz söylemeyeceğim.»
Hayrat Neşriyat = (Ve yine ona denildi ki:) 'Artık ye, iç ve gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görecek olursan (onlara): 'Doğrusu ben, Rahmân için (susma) oruc(u) adadım; bu yüzden bugün hiçbir insanla aslâ konuşmayacağım!’ de!'
İbni Kesir = Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan; ben Rahman' a oruç adadım. Onun için bugün hiç bir kimseyle konuşmayacağım, de.
Kadri Çelik = Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, (işaretle) de ki: “Ben Rahman'a oruç adadım, bugün (konuşmama orucunu tuttuğum için de) hiç bir insanla konuşmayacağım.”
Muhammed Esed = Sonra da ye, iç: gözün aydın olsun! Ve eğer insanlardan birini görürsen ona de ki: "Ben O sınırsız rahmet Sahibi için, (bir süre) konuşmaktan kaçınmaya ahdettim; bu yüzden bugün insanlardan kimseyle konuşmayacağım".
Mustafa İslamoğlu = sonra da ye, iç, gözün aydın olsun! Ve eğer insanlardan herhangi birine rastlarsan, o zaman da (işaret yoluyla) de ki: "Ben O Sınırsız merhamet sahibine oruç adadım: dolayısıyla bu gün insanlardan hiç kimseyle konuşmayacağım!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık ye ve iç, ve gözün aydın olsun, imdi insanlardan bir kimseyi görürsen, 'Ben Rahmân için oruca nezrettim. Artık bugün hiçbir insan ile asla konuşmayacağım,' de.»
Ömer Öngüt = “Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görecek olursan de ki: Ben çok esirgeyici Allah'a oruç adadım, artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım. ”
Şaban Piriş = Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görürsen, -Ben, Rahman’a konuşmama sözü verdim. Bunun için bugün hiç kimseyle konuşmayacağım, de.
Sadık Türkmen = Artık: ‘ye ve iç’; ‘Gözün aydın olsun!’ Eğer insanlardan birisini görürsen, de ki: “Ben Rahmân’a oruç adadım: Bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”
Seyyid Kutub = Ye, iç, gönlün rahat olsun. Eğer birini görecek olursan 'Ben Rahman olan Allah'a konuşmama orucu adadım, bu yüzden bugün hiç kimse ile konuşmayacağım' de.
Suat Yıldırım = "Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer herhangi bir insana rastlarsan: "Ben Rahman’a oruç adamıştım," de! "o sebeple bugün hiç kimseyle konuşmayacağım"
Süleyman Ateş = "Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: "Ben Rahmân için (susma) oruc(u) adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım" de."
Tefhim-ul Kuran = Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: «Ben Rahman (olan Allah)'a oruç adadım, bugün hiç bir insanla konuşmayacağım.»
Ümit Şimşek = 'Artık ye, iç; gözün aydın olsun. Bir beşer gördüğünde 'Ben Rahmân için oruç adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: 'Ben Rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım."
İskender Ali Mihr = Artık ye ve iç, gözün aydın olsun! Bundan sonra eğer beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle: “Muhakkak ki ben, Rahmân’a (konuşmama) orucu nezrettim (adadım). Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım.”
İlyas Yorulmaz = “Ye, iç ve gözün aydın olsun. Şimdi bir insan görürsen, ona “Rahman için konuşmama kararı aldım ve hiçbir insanla konuşmayacağım” de.
فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا
Meryem / 27 -
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluhu, kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ(feriyyen).
Diyanet İşleri = Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Çocuğunu kucağına alıp kavmine gelince ey Meryem dediler, gerçekte de pek büyük bir iş işledin.
Abdullah Parlıyan = Bir süre sonra, çocuğunu kucağında taşıyarak kavmine döndü. “Ey Meryem!” dediler. “Sen gerçekten tuhaf bir iş yaptın.
Adem Uğur = Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!
Ahmed Hulusi = (Meryem) çocuğu kucağında, ailesinin yanına döndü. . . Dediler ki: "Ey Meryem! Andolsun sen korkunç bir iş yapmışsın!"
Ahmet Tekin = Sonra Meryem kucağında Îsâ ile kavmine geldi.'Ey Meryem, sen görülmemiş bir şey, korkunç bir şey yaptın.' dediler.
Ahmet Varol = Nihayet onu yüklenerek kavmine getirdi. Dediler ki: 'Ey Meryem! Andolsun sen şaşırtıcı bir şey yaptın!
Ali Bulaç = Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın."
Ali Fikri Yavuz = Sonra ona (çocuğu İsâ’yı) yüklenerek kavmine getirdi. Ona dediler ki: “- Ey Meryem! Doğrusu, sen acaip bir şey (babasız çocuk) getirdin.
Ali Ünal = Meryem, çocuğu kucağına alıp, O’nunla birlikte toplumuna geldi. “Meryem,” dediler, “gerçekte sen görülmedik bir iş yaptın!
Bayraktar Bayraklı = Nihayet onu kucağında taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: “Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!”
Bekir Sadak = (27-28) Cocugu alip kavmine getirdi, onlar: «Meryem! Utanilacak bir sey yaptin. Ey Harun'un kizkardesi! Baban kotu bir kimse degildi, annen de iffetsiz degildi» dediler.
Celal Yıldırım = Onu alıp kavmine getirdi. Dediler ki: A Meryem ! And olsun ki çok şaşılacak bir şey getirdin !
Cemal Külünkoğlu = Bebeğini kucağına alıp yakınlarının yanına gelince kendisine dediler ki: “Ey Meryem, sen çok utandırıcı bir suç işledin.”
Diyanet İşleri (eski) = (27-28) Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: 'Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi' dediler.
Diyanet Vakfi = Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!
Edip Yüksel = Onu alıp halkına getirdi. 'Meryem, sen şaşılacak bir şey işledin!,' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken onu yüklenerek kavmine getirdi, hey Meryem! Dediler: alimallah yumurcak bir şey getirdin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken onu taşıyarak kavmine getirdi, Onlar: «Hey Meryem, sen Allah biliyor ya yumurcak birşey getirdin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra Meryem onu (İsa'yı) yüklenerek kavmine getirdi. Onlar (hayretler içinde şöyle) dediler: «Ey Meryem! doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın.»
Gültekin Onan = Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın."
Harun Yıldırım = Böylece onu taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: “Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!”
Hasan Basri Çantay = Derken onu yüklenerek kavmine getirdi. Dediler: «Hey Meryem, andolsun sen acâib bir şey yapmışsın».
Hayrat Neşriyat = Nihâyet (Meryem) onu (çocuğu) yüklenip kavmine getirdi. (Onlar) dediler ki: 'Ey Meryem! Gerçekten görülmemiş (kötü) bir iş yapmışsın!'
İbni Kesir = Derken çocuğu alıp kavmine getirdi. Ey Meryem; andolsun ki utanılacak bir şey yaptın, dediler.
Kadri Çelik = Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem, sen gerçekten görülmemiş bir şey yaptın.”
Muhammed Esed = Ve bir süre sonra, çocuğuyla beraber, kavmine döndü. "Ey Meryem!" dediler, "Sen, gerçekten, tuhaf bir iş yaptın!
Mustafa İslamoğlu = Nihayet, onu alarak kavminin yanına döndü. "Ey Meryem!" dediler, "Doğrusu sen dehşet bir iş işlemişsin!
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık onu yüklenerek kavminin yanına getirdi. Dediler ki: «Ey Meryem! Doğrusu pek büyük, çirkin bir şey ile gelmiş oldun.»
Ömer Öngüt = Nihayet çocuğu kucağında taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: “Ey Meryem! Hakikaten sen çok tuhaf bir iş yapmışsın. ”
Şaban Piriş = Sonra çocuğu alıp kavmine getirdi. -Ey Meryem, utanılacak bir iş yaptın! dediler
Sadık Türkmen = Böylece onu (İsa’yı) taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki; “Ey Meryem! Gerçekten tuhaf bir şeyle geldin.
Seyyid Kutub = Bebeğini kucağına alıp yakınlarının yanına gelince kendisine dediler ki; Ey Meryem, sen çok utandırıcı bir suç işledin.
Suat Yıldırım = Onu kucağına alıp akrabalarına getirdi. "Kız Meryem! dediler, sen ne tuhaf bir şey yapmışsın öyle!"
Süleyman Ateş = (Meryem) onu taşıyarak kavmine getirdi: "Ey Meryem, dediler, sen tuhaf bir iş yaptın."
Tefhim-ul Kuran = Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: «Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın.»
Ümit Şimşek = Böylece onu kucağına alıp kavmine getirdi. 'Ey Meryem,' dediler. 'Sen pek tuhaf birşey yapmışsın.
Yaşar Nuri Öztürk = Meryem, onu taşıyarak toplumuna getirdi. "Ey Meryem, dediler, şaşılacak bir iş yaptın!"
İskender Ali Mihr = Böylece onu taşıyarak kavmine getirdi. (Kavmindekiler) dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun ki sen, acayip (kötü) bir şey yaptın.”
İlyas Yorulmaz = Meryem çocuğu taşıyarak kavmine getirdi. Kavmi ona “Ey Meryem gerçekten çocuk peydahlamakla çok kötü bir iş yaptın” dediler.
يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
Meryem / 28 -
Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ(begıyyan).
Diyanet İşleri = “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ey Hârûn'un kız kardeşi, baban, fena bir adam değildi, anan da kötü bir kadın değildi.
Abdullah Parlıyan = Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban, kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz, hayasız bir kadın değildi.”
Adem Uğur = Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.
Ahmed Hulusi = "Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi. . . Senin anan da iffetsiz bir kadın değildi. "
Ahmet Tekin = 'Ey Hârûn’un kız kardeşi, senin baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi.' dediler.
Ahmet Varol = Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban kötü biri değildi, annen de iffetsiz değildi.'
Ali Bulaç = "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
Ali Fikri Yavuz = Ey Harûn’un (soy itibariyle neslinden gelen) kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, anan da iffetsiz bir kadın değildi.”
Ali Ünal = “Ey Harun’un kız kardeşi, baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz değildi.”
Bayraktar Bayraklı = “Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.”
Bekir Sadak = (27-28) Cocugu alip kavmine getirdi, onlar: «Meryem! Utanilacak bir sey yaptin. Ey Harun'un kizkardesi! Baban kotu bir kimse degildi, annen de iffetsiz degildi» dediler.
Celal Yıldırım = Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban fena bir kişi değildi, anan da iffetsiz ve hayâsız bir kadın değildi.
Cemal Külünkoğlu = “Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban fena bir kişi değildi, anan da iffetsiz ve hayâsız bir kadın değildi.”
Diyanet İşleri (eski) = (27-28) Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: 'Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi' dediler.
Diyanet Vakfi = Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.
Edip Yüksel = 'Ey Harun'un kız kardeşi, baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz değildi.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ey Harûnun hemşiresi, baban bir kötülük adamı değil idi, anan da bir kahbe değil idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ey Harun'nun kız kardeşi, baban bir kötülük adamı değildi, annen de kahpe değildi»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi.»
Gültekin Onan = "Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
Harun Yıldırım = “Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi; annen de iffetsiz değildi.”
Hasan Basri Çantay = «Ey Hâruunun kız kardeşi, senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın değildi».
Hayrat Neşriyat = 'Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz değildi!'
İbni Kesir = Ey Harun'un kızkardeşi; baban kötü birisi değildi, annen de iffetsiz değildi, dediler.
Kadri Çelik = “Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın (bir kadın) değildi.”
Muhammed Esed = Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi; ne de annen iffetsiz bir kadındı!"
Mustafa İslamoğlu = Ey Harun (soyu)nun kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban kötü bir şahıs değildi ve anan da iffetten mahrum bulunmuş değildi.»
Ömer Öngüt = “Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz değildi. ”
Şaban Piriş = Ey Harun’un kızkardeşi, baban kötü birisi değildi, annen de iffetsiz değildi dediler.
Sadık Türkmen = Ey harun’un kızkardeşi! Baban kötü bir kişi değildi ve annen de iffetsiz biri değildi.”
Seyyid Kutub = Ey Harun'un kız kardeşi, senin ne baban kötü bir adamdı ve ne de annen iffetsiz bir kadındı.
Suat Yıldırım = "Ey Harun’un kardeşi! Baban kötü bir insan değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi!"
Süleyman Ateş = "Ey Hârûn'un kızkardeşi, baban kötü bir adam değildi, annen de fâhişe değildi (sen ne yaptın böyle)?"
Tefhim-ul Kuran = «Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi.»
Ümit Şimşek = 'Ey Harun'un kızkardeşi, senin baban kötü biri değildi; annen de iffetsiz değildi.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir adam değildi. Annen de bir kahpe değildi."
İskender Ali Mihr = Ey Harun’un (kız)kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi.
İlyas Yorulmaz = “Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban asla kötü birisi değildi. Annen de kötü bir kadın değildi” dediler.
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا
Meryem / 29 -
Fe eşârat ileyhi, kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ(sabiyyen).
Diyanet İşleri = Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Meryem, çocuğuna işâret etti. Nasıl olur da dediler, beşikteki çocuk konuşur?
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine Meryem, kundaktaki çocuğa işaret etti. Onlar: “Daha beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ki” dediler.
Adem Uğur = Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. "Biz, dediler, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?"
Ahmed Hulusi = Meryem oruçlu olduğundan konuşmayıp, çocuğu işaret etti (ona sorun gibisinden). . . "Kundaktaki bebekle ne konuşabiliriz ki!" dediler.
Ahmet Tekin = Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi.'Biz beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?' dediler.
Ahmet Varol = Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. 'Beşikte bulunan bir bebekle nasıl konuşuruz?' dediler.
Ali Bulaç = Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine Meryem, (kendilerine cevap vermek için) çocuğu işaret etti. Onlar: “- Biz, beşikteki çocukla nasıl konuşuruz” dediler.
Ali Ünal = Meryem, (bana değil, O’na sorun manâsında) çocuğa işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşabiliriz ki?” dediler.
Bayraktar Bayraklı = Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. “Biz beşikteki bir bebek ile nasıl konuşuruz?” dediler.
Bekir Sadak = Meryem cocugu gosterdi. «Biz besikteki cocukla nasil konusabiliriz?» dediler.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine Meryem çocuğa işaret ederek onu gösterdi. Onlar : Henüz beşikteki bir çocukla nasıl konuşalım ? dediler.
Cemal Külünkoğlu = (Meryem,) eli ile (beşikteki) oğlunu göstererek onunla konuşmalarını önerdi. Onlar da: “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = Meryem çocuğu gösterdi. 'Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?' dediler.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. «Biz, dediler, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?»
Edip Yüksel = (Tanıklık için) Onu gösterdi. 'Nasıl olur da beşikteki bir çocukla konuşuruz,' dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunun üzerine ona işaret etti, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi: «Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; «Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?» dediler.
Gültekin Onan = Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
Harun Yıldırım = Bunun üzerine ona işaret etti. dediler ki: "Biz, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?"
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine (Meryem) ona (îsâya) işaret etdi. «Biz, dediler, henüz beşikde bulunan bir sabî ile nasıl konuşuruz»?
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (Meryem konuşmayarak) ona (çocuğa) işâret etti. (Onlar:)'Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?' dediler.
İbni Kesir = Bunun üzerine o, çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz? dediler.
Kadri Çelik = Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?”
Muhammed Esed = Bunun üzerine (Meryem) çocuğa işaret etti. "Daha beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ki!" diye çıkıştılar.
Mustafa İslamoğlu = Bunun üzerine (Meryem) çocuğa işaret etti. Onlar; "Biz, daha dünkü bir beşik bebesiyle nasıl muhatap oluruz!?" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: «Biz daha beşikte bir çocuk bulunan ile nasıl konuşabiliriz?»
Ömer Öngüt = Bunun üzerine çocuğu gösterdi. “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?” dediler.
Şaban Piriş = Bunun üzerine çocuğu işaret etti. - Biz, beşikteki bir çocukla nasıl konuşabiliriz? dediler.
Sadık Türkmen = Onu (isa’yı) gösterdi. Dediler ki: “Biz beşikteki bebekle nasıl konuşuruz?!”
Seyyid Kutub = Bunun üzerine Meryem, eli ile oğlunu göstererek onunla konuşmalarını önerdi. Onlar da «Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?» dediler.
Suat Yıldırım = Meryem, (bana değil, çocuğa sorun dercesine) çocuğu gösterdi: "Nasıl olur da, dediler, beşikteki bebekle konuşuruz?"
Süleyman Ateş = (Meryem), çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?"
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: «Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?»
Ümit Şimşek = Meryem çocuğu işaret etti. 'Beşikteki çocukla nasıl konuşalım?' dediler.
Yaşar Nuri Öztürk = Meryem, çocuğa işaret etti. Dediler: "Beşikteki bir sabiyle nasıl konuşuruz?"
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine, onu (çocuğu) işaret etti. (Onlar) dediler ki: “Beşikte olan bir sabi (bebek) ile biz nasıl konuşuruz?”
İlyas Yorulmaz = Meryem eliyle çocuğu işaret etti. Onlar da “Beşikte olan sabi bir çocukla nasıl konuşalım” dediler.
قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا
Meryem / 30 -
Kâle innî abdullâhi, âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
Diyanet İşleri = Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = İsâ, Şüphe yok ki dedi, ben Allah'ın kuluyum, bana kitap vermiştir ve beni peygamber etmiştir.
Abdullah Parlıyan = Fakat, o beşikteki çocuk: “Bakın!” dedi “Allah'ın kuluyum ben. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.
Adem Uğur = Çocuk şöyle dedi: "Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber yaptı."
Ahmed Hulusi = (Bebek İsa) konuştu: "Kesinlikle Ben Allâh kuluyum; bana Bilgi (Kitap) verdi ve beni Nebi olarak meydana getirdi. "
Ahmet Tekin = Îsâ:'Ben Allah’ı ilâh tanıyan, candan müslüman olarak Allah’a bağlanan, Allah’ın saygılı kuluyum. Bana kitabı, İncil’i vermeyi hükme bağladı. Benim peygamber olmamı planladı.' dedi.
Ahmet Varol = (Bebek) dedi ki: 'Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.'
Ali Bulaç = (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı."
Ali Fikri Yavuz = (Allah’ın bir mucizesi olarak İsa) dedi ki: “- Ben gerçekten Allah’ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni bir Peygamber yaptı (bu tahakkuk edecektir).
Ali Ünal = Bebek dile geldi ve konuşmaya başladı: “(Önce şunu belirteyim ki) ben, Allah’ın bir kuluyum. O, takdir buyurdu ki, bana Kitap verecek ve beni bir peygamber yapacaktır.
Bayraktar Bayraklı = İsa şöyle dedi: “Ben Allah'ın kuluyum. O, bana Kitâb'ı verdi ve beni peygamber yaptı.”
Bekir Sadak = (30-33) Cocuk: «Ben suphesiz Allah'in kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yapti, nerede olursam olayim beni mubarek kildi. Yasadigim muddetce namaz kilmami, zekat vermemi ve anneme iyi davranmami emretti. Beni bedbaht bir zorba kilmadi. Dogdugum gunde, lecegim gunde, dirilecegim gunde bana selam olsun» dedi.
Celal Yıldırım = İsâ, «şüphesiz ki ben Allah'ın kuluyum, O bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı;
Cemal Külünkoğlu = (Bunun üzerine beşikteki bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitab'ı (İncil'i) vermeyi hükme bağladı. Benim peygamber olmamı takdir etti.”
Diyanet İşleri (eski) = (30-33) Çocuk: 'Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun' dedi.
Diyanet Vakfi = Çocuk şöyle dedi: «Ben, Allah'ın kuluyum. O, bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber yaptı.»
Edip Yüksel = (Çocuk:) 'Ben ALLAH'ın bir kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = O dedi ki: haberiniz olsun ben Allahın kuluyum, o bana kitab verdi ve beni bir Peygamber yaptı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O: «Haberiniz olsun ben Allah'ın kuluyum. O, bana bir kitap verdi ve beni bir peygamber yaptı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Allah'ın bir mucizesi olarak İsa şöyle) dedi: «Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitab verdi ve beni bir peygamber yaptı.»
Gültekin Onan = (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Tanrı'nın kuluyum. (Tanrı) bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı."
Harun Yıldırım = Dedi ki: "Ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitab'ı verdi ve beni nebi kıldı."
Hasan Basri Çantay = (Îsâ dile gelib) dedi ki: «Ben hakıykat Allahın kuluyum. O, bana kitab verdi. Beni peygamber yapdı».
Hayrat Neşriyat = (Îsâ, henüz doğmuş bir bebek iken) şöyle dedi: 'Şübhesiz ki ben, Allah’ın kuluyum; (O) bana Kitâb’ı verdi ve beni peygamber yaptı!'
İbni Kesir = Çocuk dedi ki: Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı.
Kadri Çelik = (Derken İsa dile geldi de) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.”
Muhammed Esed = (Fakat çocuk:) "Bakın," dedi, "Allah'ın kuluyum ben. O bana ilahi mesaj bahşetti ve beni peygamber yaptı,
Mustafa İslamoğlu = (İsa) dedi ki: "Ben Allah'ın kuluyum: O bana ilahi vahyi ulaştırdı ve beni peygamber tayin etti;
Ömer Nasuhi Bilmen = (O çocuk) Dedi ki: «Ben şüphe yok Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni bir peygamber kıldı.»
Ömer Öngüt = Çocuk şöyle dedi: “Ben Allah'ın kuluyum. O bana Kitap verdi ve beni peygamber yaptı. ”
Şaban Piriş = (Çocuk şöyle konuştu:) -Ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verecek ve beni peygamber yapacak.
Sadık Türkmen = (isa) dedi ki: “Şüphesiz, ben Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebi/peygamber kıldı.
Seyyid Kutub = O sırada beşikteki çocuk dile gelerek dedi ki; «Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap vererek beni peygamber yaptı.»
Suat Yıldırım = Derken bebek: "Ben Allah’ın kuluyum, dedi, O bana kitap verdi, beni peygamber olarak görevlendirdi. [Hz. İsâ (a. S.)’ın bu sözü İncîl’de de yer alır (KM, Matta, 12,18)]
Süleyman Ateş = (Çocuk): "Ben Allâh'ın kuluyum, dedi,(O) bana Kitabı verdi, beni peygamber yaptı."
Tefhim-ul Kuran = (İsa) Dedi ki: «Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.»
Ümit Şimşek = Çocuk dedi ki: 'Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.
Yaşar Nuri Öztürk = Sabi dedi: "Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı."
İskender Ali Mihr = (Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.”
İlyas Yorulmaz = Çocuk onlara “Ben Allah’ın kuluyum ve (Allah) bana kitabı verecek ve beni nebi yapacak. ”
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
Meryem / 31 -
Ve cealenî mubâraken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ(hayyen).
Diyanet İşleri = “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve nerede olursam olayım kutlamıştır beni ve diri oldukça namaz kılmamı, zekât vermemi emretmiştir bana.
Abdullah Parlıyan = Ve nerede olursam olayım, hayırlı kılmıştır beni, yaşadığım sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi de emretti.
Adem Uğur = Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.
Ahmed Hulusi = "Nerede olursam olayım beni bereketli kıldı. . . Salâtı (sürekli Rabbime yönelik yaşamayı) ve sâfiyeyi hükmetti, Hayy olduğum sürece!"
Ahmet Tekin = 'Nerede olursam olayım, beni, hayırlı bilgileri öğreten kullarına faydalı biri haline getirdi. Yaşadığım müddetçe bana namaz kılmayı, kıldırmayı, imamlık etmeyi, vicdanı, serveti ve sosyal bünyeyi arındıran, berekete vesile olan zekât vermeyi, zekâtı tahsil etmeyi ve gerekli yerlere harcamayı emretti.'
Ahmet Varol = Her nerede olursam (olayım) beni mübarek kıldı. Bana yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti.
Ali Bulaç = "Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."
Ali Fikri Yavuz = Beni, her nerede olsam mübarek (hayır öğreten) kıldı ve hayatta bulunduğum müddet, bana, namazı ve zekâtı emretti.
Ali Ünal = “Her nerede bulunursam bulunayım, beni insanların faydalanması adına hayır ve bereket sebebi yaptı; ve hayatta kaldığım sürece bana namaz kılıp, (imkânım olursa) zekât vermeyi ve onları insanlara emretmemi takdir buyurdu.
Bayraktar Bayraklı = “Nerede olursam olayım O, beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”
Bekir Sadak = (30-33) Cocuk: «Ben suphesiz Allah'in kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yapti, nerede olursam olayim beni mubarek kildi. Yasadigim muddetce namaz kilmami, zekat vermemi ve anneme iyi davranmami emretti. Beni bedbaht bir zorba kilmadi. Dogdugum gunde, lecegim gunde, dirilecegim gunde bana selam olsun» dedi.
Celal Yıldırım = Ve nerede olursam olayım beni mübarek eyledi. Yaşadığım sürece bana namaz kılmamı ve zekât vermemi tavsiye etti.
Cemal Külünkoğlu = “Nerede olursam olayım beni insanlara faydalı kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.”
Diyanet İşleri (eski) = (30-33) Çocuk: 'Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun' dedi.
Diyanet Vakfi = «Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.»
Edip Yüksel = 'Nerede bulunursam bulunayım beni kutlu kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı ve zekatı ve '
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve beni her nerede olsam mübarek kıldı ve berhayat olduğum müddetçe bana namaz ve zekât tavsıye buyurdu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Beni her nerede olursam mübarek kıldı ve hayatta kaldığım müddetçe bana namazı ve zekatı tavsiye buyurdu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti.»
Gültekin Onan = "Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."
Harun Yıldırım = "Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti."
Hasan Basri Çantay = «Beni her nerede olursam mübarek kıldı. Bana, hayatda bulunduğum müddetçe namaz (kılmam) ı, zekât (vermem) i emretdi».
Hayrat Neşriyat = 'Hem nerede olsam beni mübârek kıldı; hayat sâhibi olduğum müddetçe de bana namazı ve zekâtı emretti.'
İbni Kesir = Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı ve yaşadığım müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti.
Kadri Çelik = “Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekâtı vasiyet (emr) etti.”
Muhammed Esed = ve nerede bulunursam bulunayım beni kutlu ve erdemli kıldı; yaşadığım sürece bana salatı, arınmak için vermeyi emretti;
Mustafa İslamoğlu = nerede bulunursam bulunayım beni kutlu kıldı; ve bana hayatta olduğum sürece ibadeti diriltmeyi ve arınmak için verilmesi gerekeni vermeyi emretti;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve beni nerede olsam mübarek kıldı ve bana berhayat olduğum müddetçe namaz ile ve zekât ile emretti.»
Ömer Öngüt = “Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namaz kılmamı, zekât vermemi emretti. ”
Şaban Piriş = Nerede olursam olayım beni bereketlendirdi ve yaşadığım müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti.
Sadık Türkmen = Nerede bulunursam bulunayım beni faydalı kıldı. Bana namaz kılmayı, (üretim ve ticaret yaparak) zekat vermeyi emretti. Sağ olduğum sürece...
Seyyid Kutub = Nerede olursam olayım, beni insanlara yararlı kıldı. Bana sağ oldukça namaz kılmamı ve zekatı emretti.
Suat Yıldırım = "Nerede olursam olayım beni kutlu, mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı farz kıldı."
Süleyman Ateş = "Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti!"
Tefhim-ul Kuran = «Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekâtı vasiyet (emr) etti.»
Ümit Şimşek = 'Bulunduğum her yerde beni mübarek kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekâtı öğütledi.
Yaşar Nuri Öztürk = "Beni, bulunduğum her yerde kutsal ve bereketli kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı önerdi."
İskender Ali Mihr = Ve beni nerede bulunursam bulunayım (bulunduğum heryerde) mübarek kıldı. Ve hayatta kaldığım sürece namazı ve zekâtı bana vasiyet etti (emretti).
İlyas Yorulmaz = “Her nerede olursam olayım beni, verdiği bereketiyle şereflendirdi. Yaşadığım sürece, bana namaz kılmayı ve zekat vermeyi tavsiye etti. ”
وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا
Meryem / 32 -
Ve berren bi vâlidetî ve lem yec’alnî cebbâren şakıyyâ(şakıyyen).
Diyanet İşleri = “Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve anama itâatli etmiştir beni ve cebbar, kötü kişi olarak yaratmamıştır beni.
Abdullah Parlıyan = Beni anama iyilik eden biri kıldı ve beni, başkaldıran zorba da yapmadı.
Adem Uğur = Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.
Ahmed Hulusi = "Anneme hayırlı kıldı; zorba mahrum kılmadı!"
Ahmet Tekin = 'Beni anneme hürmetkâr kıldı. Beni zorba ve âsî biri olarak yetiştirmedi.'
Ahmet Varol = Anneme iyilik eden biri (kıldı). Beni azgın bir zorba yapmadı.
Ali Bulaç = "Anneme itati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı."
Ali Fikri Yavuz = Beni, anneme ihsankâr kıldı ve beni azgın bir zorba yapmadı.
Ali Ünal = “Yine beni, anneme karşı çok içten, çok iyi davranan iyi bir evlât kıldı ve beni asla zorba ve hayırsız bir bedbaht yapmadı.
Bayraktar Bayraklı = “Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.”
Bekir Sadak = "(Beni) anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı."
Celal Yıldırım = Anama iyilikte bulunmamı emretti; O beni bedbaht bir zorba yapmadı.
Cemal Külünkoğlu = “Beni anneme saygılı ve iyilik edici kıldı ve beni bir zorba, isyankâr yapmadı.”
Diyanet İşleri (eski) = (30-33) Çocuk: 'Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun' dedi.
Diyanet Vakfi = «Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.»
Edip Yüksel = 'anneme karşı iyi huylu olmamı emretti. Beni baş kaldıran bir zorba yapmadı.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve beni valideme hürmetkâr kıldı, bir cebbar şekıy kılmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Beni anneme saygılı kıldı, beni eşkiya bir zorba yapmadı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni zorba ve isyankar yapmadı.»
Gültekin Onan = "Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı."
Harun Yıldırım = "Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı."
Hasan Basri Çantay = «Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni bir zorba, bir bedbaht yapmadı».
Hayrat Neşriyat = 'Ve (beni) anneme iyilik eden bir kimse kıldı. Hem beni zorba ve âsî bir kimse yapmadı.'
İbni Kesir = Bir de anneme iyi davranmamı. Ve beni bedbaht bir zorba kılmadı.
Kadri Çelik = “Anneme itaati de (emretti). Ve beni azgın bir zorba kılmadı.”
Muhammed Esed = ve anamı saygıyla gözetmemi; ve beni merhametten yoksun bir zorba kılmadı.
Mustafa İslamoğlu = bir de anama iyi davranmayı... Fakat beni azgın bir zorba kılmadı.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve beni valideme itaatkar kıldı ve beni bir zorba, isyankâr kılmadı.»
Ömer Öngüt = “Beni anneme hürmetkâr kıldı, baş kaldıran bir bedbaht yapmadı. ”
Şaban Piriş = Bir de anneme iyi davranışlı kıldı ve beni zorba ve asi kılmadı.
Sadık Türkmen = Ve anneme hürmet etmemi/saygılı davranmamı istedi. Ve beni başkaldıran/bir zorba yapmadı.
Seyyid Kutub = Beni anama düşkün bir evlat olarak yarattı; dik kafalı ve kötülük düşkünü biri olmaktan uzak tuttu.
Suat Yıldırım = "Anneme saygılı, hayırlı evlat kılıp, asla zorba, bedbaht ve hayırsız biri yapmadı"
Süleyman Ateş = "(Beni) anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı."
Tefhim-ul Kuran = «Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.»
Ümit Şimşek = 'Beni anneme hayırlı bir evlât kıldı; bedbaht bir zorba yapmadı.
Yaşar Nuri Öztürk = "Anneme iyilik etmemi önerdi. Beni zorba bir eşkıya yapmadı."
İskender Ali Mihr = Ve anneme karşı birr sahibi olmayı (emretti). Ve beni, cebbar (zorba) şâkî kılmadı (yapmadı).
İlyas Yorulmaz = “Anneme iyilik yapmamı emretti, beni zorba ve isyankar birsi yapmadı. ”
وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
Meryem / 33 -
Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub’asu hayyâ(hayyen).
Diyanet İşleri = “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”
Abdulbaki Gölpınarlı = Esenlik bana doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar dirilip kabirden çıkacağım gün.
Abdullah Parlıyan = Hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem diri olarak (mezardan) kaldırılacağım gün, selâmet benim üzerimedir.”
Adem Uğur = “Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve diriltilip yeni bir hayata iade edileceğim gün de bana selâm olsun.”
Ahmed Hulusi = "Dünyaya geldiğimde, ölümü tattığımda ve ölümsüz olarak bâ's olduğumda, Es Selâm üzerimdedir. "
Ahmet Tekin = 'Doğduğum gün, öleceğim gün, diri olarak kabrimden kaldırılacağım gün bana selâm olsun, ben selâmet ve güven içindeyim.'
Ahmet Varol = Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün selâm (esenlik) benim üzerimedir.'
Ali Bulaç = "Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de."
Ali Fikri Yavuz = Hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem diri olarak (mezardan) kaldırılacağım gün, selâmet benim üzerimedir.”
Ali Ünal = “Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve diriltilip yeni bir hayata iade edileceğim gün de bana selâm olsun.”
Bayraktar Bayraklı = “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selâm banadır.”
Bekir Sadak = (30-33) Cocuk: «Ben suphesiz Allah'in kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yapti, nerede olursam olayim beni mubarek kildi. Yasadigim muddetce namaz kilmami, zekat vermemi ve anneme iyi davranmami emretti. Beni bedbaht bir zorba kilmadi. Dogdugum gunde, lecegim gunde, dirilecegim gunde bana selam olsun» dedi.
Celal Yıldırım = Doğduğum gün de, öleceğim gün de, dirilip kaldırılacağım gün de selâm (esenlik ve mutluluk) bana olsun !» dedi.
Cemal Külünkoğlu = “Bunun için doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün Allah'ın selamı benimle birliktedir.”
Diyanet İşleri (eski) = (30-33) Çocuk: 'Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun' dedi.
Diyanet Vakfi = «Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.»
Edip Yüksel = 'Doğduğum gün, öldüğüm gün ve diri olarak kaldırılacağım gün bana selam olsun.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve selâm bana hem doğduğum gün hem öleceğim gün, hem diri olarak ba's olunacağım gün
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Selam bana; hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem de diri olarak kaldırılacağım güne!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir.»
Gültekin Onan = "Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de."
Harun Yıldırım = "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün selam banadır."
Hasan Basri Çantay = «Doğduğum gün de, öleceğim gün de, diri olarak (kabrimden) kaldırılacağım gün de selâm (ve selâmet) benim üzerimdedir».
Hayrat Neşriyat = 'Doğduğum gün, öleceğim gün ve hayat sâhibi olarak (kabirden) kaldırılacağım gün (Allah’ın) selâm(ı) benim üzerimedir!'
İbni Kesir = Selam olsun bana; doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım günde, dedi.
Kadri Çelik = “Selam (esenlik) üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden (mezarımdan) kaldırılacağım gün.”
Muhammed Esed = "Bunun içindir ki, doğduğum gün selam benim üzerimdeydi; öleceğim gün ve hayata (yeniden) döndürüleceğim gün (yine benim üzerimde olacaktır)!"
Mustafa İslamoğlu = Nitekim doğduğum gün tam bir ilahi güvence kapsamındaydım, öleceğim ve yeniden hayata döndüreleceğim gün de (öyle olacaktır).
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve selâm benim üzerimedir, doğduğum günde ve öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım günde.»
Ömer Öngüt = “Doğduğum günde, öleceğim günde, diri olarak kabirden kaldırılacağım günde bana selâm olsun. ”
Şaban Piriş = Doğduğum gün, öldüğüm gün ve yeniden dirileceğim gün selam olsun bana dedi.
Sadık Türkmen = Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün selâm üzerimedir.”
Seyyid Kutub = Doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün Allah'ın rahmeti ve bağışı benimle birliktedir.
Suat Yıldırım = Doğduğum gün de, öleceğim gün de, kabirden kalkıp dirileceğim gün de selâm üzerime olsun!"
Süleyman Ateş = "Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve diri olarak kaldırılacağım gün de bana esenlik verilmiştir.
Tefhim-ul Kuran = «Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de.»
Ümit Şimşek = 'Doğduğum gün de, öldüğüm gün de, diriltileceğim gün de bana selâm olsun.'
Yaşar Nuri Öztürk = «Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.»
İskender Ali Mihr = Ve doğduğum gün ve öleceğim gün ve canlı olarak beas edileceğim (diriltileceğim) gün selâm benim üzerimedir (banadır).
İlyas Yorulmaz = “Doğduğum gün, öldüğüm gün ve yeniden diriltileceğim gün bana selam olsun” dedi.
ذَلِكَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذِي فِيهِ يَمْتَرُونَ
Meryem / 34 -
Zâlike îsâbnu meryem(meryeme), kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn(yemterûne).
Diyanet İşleri = Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.
Abdulbaki Gölpınarlı = İşte budur Meryemoğlu İsâ. Onların şüpheye düştükleri şey hakkında gerçek söz, budur.
Abdullah Parlıyan = İşte budur Meryem oğlu İsa, onların şüpheye düştükleri şey hakkında, gerçek söz budur.
Adem Uğur = İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak- budur.
Ahmed Hulusi = İşte İsa, Meryemoğlu. . . Hakkında şüpheye düştükleri gerçek!
Ahmet Tekin = İşte hakkında, yahudilerin ve hristiyanların şüpheye düşerek boş yere tartıştıkları, Meryem oğlu Îsâ’ya dair hak söz, Allah’ın sözü budur.
Ahmet Varol = İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa hak söze göre budur.
Ali Bulaç = İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz".
Ali Fikri Yavuz = İşte hakkında (Yahudilerle Hristiyanların) ihtilâf edip durdukları Meryem oğlu İsâ’ya dair Allah sözü budur.
Ali Ünal = İşte, hakkında (Yahudilerin ve Hıristiyanların) şüpheye düşüp tartışageldikleri Meryem oğlu İsa ile ilgili hak söz budur.
Bayraktar Bayraklı = İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu Îsâ, hak söz olarak budur.
Bekir Sadak = ste hakkinda supheye dustukleri Meryem oglu sa gercek soze gore budur.
Celal Yıldırım = İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ, gerçek (yanıyla ve yönüyle) budur. (Veya O, hakkın kelimesidir, kün emriyle vücut bulmuştur).
Cemal Külünkoğlu = İşte hakkında şüphe ve tartışmalara girdikleri Meryem oğlu İsa konusunda (Allah'ın) gerçek olan sözü budur.
Diyanet İşleri (eski) = İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur.
Diyanet Vakfi = İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak- budur.
Edip Yüksel = İşte, Meryem oğlu İsa böyleydi. Hakkında kuşkuya düştükleri konunun gerçeği budur.
Elmalılı Hamdi Yazır = İşte hakkında niza edip durdukları İsâ ibn Meryem hak sözü olarak budur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte hakkında tartışıp durdukları Meryem oğlu İsa. Hak sözü olarak budur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte hakkında (yahudilerle hıristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryemoğlu İsa'ya dair Allah'ın sözü budur.
Gültekin Onan = İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz".
Harun Yıldırım = İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa hak söz olarak budur.
Hasan Basri Çantay = İşte hakkında şek (ve ihtilâf) etmekde oldukları Meryem oğlu îsâ Hak kavlince budur.
Hayrat Neşriyat = (Ey Resûlüm!) (Ehl-i kitâbın,) hakkında şübhe edegeldikleri Meryemoğlu Îsâ, gerçek söz olarak işte budur!
İbni Kesir = İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa, hak söze göre budur.
Kadri Çelik = İşte Meryem oğlu İsa! Hakkında kuşkuya düştükleri hak söz!
Muhammed Esed = Meryem oğlu İsa hakkında, üzerinde öylesine derin bir anlaşmazlığa düştükleri doğru açıklama işte budur.
Mustafa İslamoğlu = İşte budur Meryem oğlu İsa; çekişip durdukları konuda söylenecek tek gerçek söz de (budur)!
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) İşte hak olan kavle göre bu, kendisinde ihtilâfta bulundukları Meryem'in oğlu İsâ'dır. Allah için asla tasavvur olunamaz ki, kendisi için bir çocuk edinmiş olsun. O münezzehtir, hangi bir şeyi (vücûda getirmek) dileyince ona ancak «Ol!» der, o da hemen oluverir.
Ömer Öngüt = İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa, gerçek söze göre budur.
Şaban Piriş = İşte Meryemoğlu İsa! Hakkında şüphe ettikleri kimsenin gerçek sözü.
Sadık Türkmen = Işte, meryem OĞLU İsa! Hakkında ayrılığa düştükleri konunun gerçeği budur!
Seyyid Kutub = İşte «gerçek söz» e göre Meryemoğlu İsa budur, oysa insanlar bu gerçek sözü kuşku ile karşılıyorlar.
Suat Yıldırım = İşte hakkında şüphe ve tartışmalara girdikleri Meryem oğlu Îsa konusunda gerçeğin ta kendisi olan Allah’ın sözü budur.
Süleyman Ateş = İşte Meryem oğlu Îsâ. Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, "gerçek söz"e göre budur.
Tefhim-ul Kuran = İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri «Hak Söz».
Ümit Şimşek = İşte Meryem oğlu İsa budur. Hakkında anlaşmazlığa düştükleri sözün doğrusu da böyledir.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte Meryem'in oğlu İsa budur! Hakkında kuşku ve çelişmeye düştükleri şeyin doğrusu bu sözdür.
İskender Ali Mihr = İşte bu Meryemoğlu İsa. (O), Hakk’ın sözü’dür ki; O’nun hakkında şüphe ediyorlar.
İlyas Yorulmaz = Meryem’in oğlu İsa hakkında şüphe duyanlar için, gerçek doğru olan sözler işte budur.
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ سُبْحَانَهُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Meryem / 35 -
Mâ kâne lillâhi en yettehıze min veledin subhânehu, izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Diyanet İşleri = Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Evlât edinmesi, lâyık değildir Allah'a, noksan sıfatlardan münezzehtir o. Bir işin olmasını takdîr etti mi ona ancak ol der, oluverir.
Abdullah Parlıyan = Allah’ın çocuk edinmesi (baba olması) olacak şey değildir. Her türlü ihtiyaçtan uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol” der, o da hemen oluşmaya başlar.
Adem Uğur = Allah'a oğul edinmek yakışmaz. O böyle bir şeyden münezzehtir. O bir iş hakkında kesin hüküm verince o işe sadece «ol» der, o da hemen oluverir.
Ahmed Hulusi = Çocuk edinmesi (kendinden gayrı mevcut olmayan El AHAD-üs Samed) Allâh için olacak şey değildir; O, Subhan'dır! Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca "Ol" der; o olur.
Ahmet Tekin = Oğul edinmek asla Allah’ın şanına yakışmaz. O düzenini uygularken, bir planını icraya karar verdiği zaman, sadece ona:'Ol' der. O da oluverir.
Ahmet Varol = Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmedince ona 'ol' der o da hemen oluverir.
Ali Bulaç = Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir.
Ali Fikri Yavuz = Allah’ın çocuk edinmesi asla olmamıştır. O (çocuk edinmekten) münezzehtir. O, bir işi dileyince; sade ona: “Ol” der, o da oluverir.
Ali Ünal = Allah için çocuk edinme gibi bir şey asla söz konusu olamaz; O, (yaratılmışa ait bu tür özelliklerden) mutlak manâda münezzehtir. Bir şeyin olmasına hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der ve o da oluverir (olma sürecine giriverir).
Bayraktar Bayraklı = Çocuk edinmek Allah'a yaraşmaz. O, yücedir. Bir işe hükmederse, ona “ol” der, o da oluşmaya başlar.
Bekir Sadak = Allah cocuk edinmez, O munezzehtir. Bir isin olmasina hukmederse ona ancak «Ol» der, o da olur.
Celal Yıldırım = Allah'ın çocuk edinmesi olur şey değildir. O, (bu gibi beşerî sıfatlardan) çok yüce ve münezzehtir. O, bir şeyin olup yerine gelmesini irâde edince, ona ancak «ol!» der, o da oluverir.
Cemal Külünkoğlu = Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der ve o da oluverir.
Diyanet İşleri (eski) = Allah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak 'Ol' der, o da olur.
Diyanet Vakfi = Allah'ın bir evlât edinmesi, olacak şey değildir! O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece «Ol!» der ve hemen olur.
Edip Yüksel = ALLAH için bir çocuk edinmek söz konusu olamaz. O yücedir. Bir iş diledi mi, ona sadece 'Ol,' der, o da olur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Allahın veled ittihaz etmesi hiç bir zaman olur şey değildir, tenzih o sübhana, o bir emri murad edince sade ona 'ol!' der, oluverir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah'ın oğul edinmesi asla olur şey değildir; O, bu gibi şeylerden uzaktır. O, bir işin olmasını dileyince ona sadece «Ol!» der, oluverir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çocuk edinmek asla Allah'ın şanına yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin olmasını dilerse, ona sadece «ol» der, o da oluverir.
Gültekin Onan = Tanrı'nın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir buyruğun olmasına karar verirse ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir.
Harun Yıldırım = Allah'ın çocuk edinmesi, olacak şey değil. O, yücedir. Bir işe hükmettiğinde ona sadece "Ol!" der o da hemen oluverir.
Hasan Basri Çantay = Allahın evlâd edinmesi (Hiç bir zaman) olmuş (şey) değildir. O, münezzehdir. O, bir işi (n olmasını) dileyince ona «Ol» der, o da oluverir.
Hayrat Neşriyat = Allah’ın bir çocuk edinmesi olur şey değildir! (Hâşâ!) O, bundan münezzehtir!(O ki) bir işi yapmak istediğinde, bunun üzerine ona sâdece: 'Ol!' der; (o da) hemen oluverir.
İbni Kesir = Oğul edinmek Allah'a asla yakışmaz. O münezzehtir. Bir işin olmasını istedi mi, ona sadece; ol, der, o da oluverir.
Kadri Çelik = Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona, “Ol” der, o da hemen oluverir.
Muhammed Esed = Bir oğul edinmek Allah'a asla yakıştırılamaz; sınırsız yüceliğiyle O böyle bir şeyin üstünde, ötesindedir. O bir şeyin olmasına hükmettiği zaman, ona yalnızca "Ol!" der ve o (şey hemen) oluverir!
Mustafa İslamoğlu = Bir çocuk edinmek Allah'a asla yakıştırılamaz; O mutlak aşkın ve yüce olandır: O bir şeyin olmasını dilediği zaman O'nun sadece "Ol!" demesi yeterlidir: artık o şey, hemen oluş sürecine girecektir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) İşte hak olan kavle göre bu, kendisinde ihtilâfta bulundukları Meryem'in oğlu İsâ'dır. Allah için asla tasavvur olunamaz ki, kendisi için bir çocuk edinmiş olsun. O münezzehtir, hangi bir şeyi (vücûda getirmek) dileyince ona ancak «Ol!» der, o da hemen oluverir.
Ömer Öngüt = Çocuk edinmek Allah'a aslâ yakışmaz. O, çok yüce ve münezzehtir. Bir işin olmasına hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluverir.
Şaban Piriş = Çocuk edinmek Allah’a yakışmaz. O bundan uzaktır. Bir işin olmasını istediği zaman sadece ona “ol” der o da oluverir.
Sadık Türkmen = Allah’ın çocuk edinmesi (baba olması) olacak şey değildir. Her türlü ihtiyaçtan uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol” der, o da hemen oluşmaya başlar.
Seyyid Kutub = Allah'a oğul edinmek yakışmaz. O böyle bir şeyden münezzehtir. O bir iş hakkında kesin hüküm verince o işe sadece «ol» der, o da hemen oluverir.
Suat Yıldırım = Allah’ın evlat edinmesi olacak iş değildir. O bundan münezzehtir! Bir işi yapmak istedi mi, "şöyle olsun" demesi kâfidir.
Süleyman Ateş = Çocuk edinmek, Allah'a yakışmaz. O'nun şânı yücedir. Bir işi yapmak istedi mi ona sadece "ol" der, (o da) olur.
Tefhim-ul Kuran = Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: «Ol» der, o da hemen oluverir.
Ümit Şimşek = Evlât edinmek Allah'a yaraşmaz; O her kusurdan münezzehtir. O bir işin olmasını murad ettiğinde sadece 'Ol' der; o da oluverir.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir oğul edinmek Allah'a asla yakışmaz. O'nun şanı yücedir. Bir iş ve oluşa karar verdi mi, ona sadece "Ol!" der, o hemen oluverir.
İskender Ali Mihr = Allah’ın bir (erkek) çocuk edinmesi olamaz. O, Sübhan’dır (herşeyden münezzehtir). Bir işin olmasına karar verdiği zaman, o taktirde sadece ona “Ol!” der ve o, hemen olur.
İlyas Yorulmaz = Allah’ın bir çocuk edinmesi asla olmamıştır ve O çocuk edinmekten münezzehtir (uzaktır). Allah bir şeyin olmasını istediğinde, sadece ona “Ol” der ve o da hemen oluverir.
وَإِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Meryem / 36 -
Ve innallâhe rabbî ve rabbukum fa’budûhu, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Diyanet İşleri = Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Allah, Rabbimdir ve Rabbiniz, ona kulluk edin; budur doğru yol.
Abdullah Parlıyan = Ve İsa'nın, her zaman söylediği gerçek şudur: Şüphesiz benim Rabbim de, sizin Rabbiniz de Allah'tır. Öyleyse yalnızca O'na kulluk edin. Dosdoğru yol yalnızca budur.
Adem Uğur = (İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle Allâh'tır benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz! O'na kulluk etmekte olduğunuzu fark edin. . . Bu sırat-ı müstakimdir.
Ahmet Tekin = 'Allah Rabbim ve Rabbinizdir. O’nu ilâh tanıyın, candan müslüman olarak O’na teslim olun, saygıyla O’na kulluk ve ibadet edin, O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. İşte doğru, muhkem, güvenli yol, İslâmî hayat tarzı budur.'
Ahmet Varol = 'Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur.'
Ali Bulaç = Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki Allah, benim Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na ibadet edin. Bu (size anlattığım) biricik doğru yoldur.
Ali Ünal = “Şüphe yok ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; o halde O’na ibadet edin. Bu, (üzerinde yürünmesi gereken) doğru bir yoldur.”
Bayraktar Bayraklı = Doğrusu Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk ediniz. Doğru yol budur.
Bekir Sadak = «Dogrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu dogru yoldur.»
Celal Yıldırım = Ve doğrusu Allah, benim de, sizin de Rabbimizdir; artık O'na ibâdet ediniz. Dosdoğru yol budur!
Cemal Külünkoğlu = (İsa onlara:) “Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Doğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur.'
Diyanet Vakfi = (İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.
Edip Yüksel = 'ALLAH benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk ediniz. Doğru yol budur.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem o haberiniz olsun dedi: Allah benim de rabbım sizin de rabbınızdır, onun için hep ona ibadet ediniz işte yegâne doğru yol budur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ayrıca o (İsa) dedi ki: «Haberiniz olsun, Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir; onun için hep O'na ibadet ediniz! İşte yegane doğru yol budur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'tır. O halde ona ibadet edin, işte dosdoğru yol budur.»
Gültekin Onan = Gerçek şu ki, Tanrı benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.
Harun Yıldırım = “Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse sadece O'na ibadet ediniz. Dosdoğru yol budur.”
Hasan Basri Çantay = «Şübhesiz ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde Ona kulluk edin. İşte biricik doğru yol budur».
Hayrat Neşriyat = (Îsâ onlara şöyle dedi:) 'Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyle ise O’na ibâdet edin! İşte dosdoğru yol budur!'
İbni Kesir = Şüphesiz ki Allah; benim de Rabbım, sizin de Rabbınızdır. O'na ibadet edin. İşte dosdoğru yol budur.
Kadri Çelik = “Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.”
Muhammed Esed = Ve (İsa'nın her zaman söylediği gerçek şudur:) "Şüphesiz, benim Rabbim de, sizin Rabbiniz de Allah'tır; öyleyse (yalnızca) O'na kulluk edin: dosdoğru yol (yalnızca) budur!"
Mustafa İslamoğlu = Ve (İsa'nın tek dediği şudur): "Hiç şüphe yok ki benim de sizin de Rabbiniz Allah'tır. Şu halde yalnız O'na kulluk edin: budur dosdoğru yol!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve şüphe yok ki, Allah benim de Rabbimdir. Sizin de Rabbinizdir. Artık yalnız O'na ibadet ediniz. Bu, dosdoğru bir yoldur.»
Ömer Öngüt = “Şüphesiz ki Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur. ”
Şaban Piriş = -Şüphesiz Allah, benim de sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin! Dosdoğru yol budur.
Sadık Türkmen = (isa dedi ki): “Şüphesiz ki Allah; benim ve sizin Rabbinizdir. O’na kulluk edin. Dosdoğru yol işte budur!”
Seyyid Kutub = Kuşku yok ki Allah sizin de benim de Rabb'imizdir, öyleyse sırf O'na kulluk ediniz. İşte dosdoğru yol budur.
Suat Yıldırım = "İyi bilin ki Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse yalnız O’na ibadet ediniz. Doğru yol budur"
Süleyman Ateş = "Şüphesiz, Allâh benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir, O'na kulluk edin." İşte doğru yol budur.
Tefhim-ul Kuran = Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.
Ümit Şimşek = İsa onlara 'Allah sizin de, benim de Rabbimizdir; Ona kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur' demişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Şüphesiz, Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O'na ibadet edin. Dosdoğru yol budur.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki Allah, benim Rabbim ve sizin (de) Rabbinizdir. O halde, O’na kul olun! İşte bu Sıratı Mustakîm’dir.
İlyas Yorulmaz = “Şüphesiz ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Yalnızca O na kulluk edin, dosdoğru yol işte budur” dedi.
فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِن بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Meryem / 37 -
Fahtelefel ahzâbu min beynihim, fe veylun lillezîne keferû min meşhedi yevmin azîm(azîmin).
Diyanet İşleri = (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline!
Abdulbaki Gölpınarlı = Aralarından bölükler ayrıldı, ayrılığa / aykırılığa düştüler. Ulaşıp görecekleri büyük günün şiddetli azâbı kâfirlere.
Abdullah Parlıyan = Gerçekler bu şekilde ortada iken, Hıristiyan olduklarını iddia eden guruplar, yine de kendi aralarında, İsa'nın yaratılışıyla alakalı meselede çekişip duruyorlar. Öyleyse son yargı günü olan ahiretin gerçekleşeceği an, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden kâfirlerin vay haline...
Adem Uğur = Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!
Ahmed Hulusi = Çeşitli anlayıştakiler (Ulûhiyetin TEK'liğinden perdeliler) aralarında ayrılığa düştüler (Allâh'a iftira attılar). . . Yaşanacak azametli sürecin dehşetinde yazık olacak o hakikat bilgisini inkâr edenlere!
Ahmet Tekin = Ne var ki, ehl-i kitaptan, yahudiler ve hıristiyanlar Îsâ konusunda kendi aralarında farklı iddialar ileri sürdüler. Bu yüzden, büyük günde, kıyamette, herkesin delillerle, şâhitlerle hesaba çekilmesi sebebiyle, vay inkârda ısrar edenlerin, küfre saplanan ehl-i kitabın başına geleceklere!
Ahmet Varol = Aralarından birtakım gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı inkâr edenlerin vay haline!
Ali Bulaç = İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkâr edenlere.
Ali Fikri Yavuz = Sonra fırkalar (Hristiyanlarla Yahudiler) kendi aralarında ihtilafa düştüler. Artık görülecek bir büyük günün (kıyametin) azabı, o küfredenlere olsun.
Ali Ünal = Ne var ki, bilâhare gruplar (Yahudiler ve Hıristiyanlar) O’nun hakkında ihtilâfa düştüler. Bütün gerçeklerin meydana çıkıp, hesapların görüleceği büyük bir günün duruşmasından dolayı vay küfredenlerin başlarına geleceklere!
Bayraktar Bayraklı = Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük günü görecek olduğu zaman da vay o kâfirlerin haline!
Bekir Sadak = Firkalar, kendi aralarinda anlasmazliga dustuler. Vay o buyuk gunu gorecek kafirlerin haline!
Celal Yıldırım = (İsâ hakkında) kendi aralarında gruplaşanlar görüş ayrılığına düştüler. Artık o büyük güne şahit olacak o inkarcıların vay hâline !
Cemal Külünkoğlu = Çeşitli gruplara ayrılan insanlar, aralarında görüş ayrılığına düştüler. Artık gerçeğin meydana çıkacağı o mühim günün duruşmasında vay o inkârcıların başına geleceklere!
Diyanet İşleri (eski) = Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!
Diyanet Vakfi = Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!
Edip Yüksel = Mezhepler, (İsa'nın kimliği üzerinde) aralarında anlaşmazlığa düştüler. Büyük bir güne tanık olacak kafirlerin vay haline!
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra hizibler kendi aralarında ıhtilâfa düştüler, artık büyük bir günün görülecek hâilesinden veyl o küfredenlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra gruplar kendi aralarında görüş ayrılığına düştüler. Artık büyük bir günün görülecek dehşetinden vay kafirlerin haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ne var ki, fırkalar (yahudi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük (dehşetli) günü görecek kâfirlerin vay haline!
Gültekin Onan = İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay küfredenlere.
Harun Yıldırım = Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!
Hasan Basri Çantay = Sonra fıkralar kendi aralarında ihtilâf etdi. Artık görecekleri büyük bir günün çetin azâbı o kâfirlerindir.
Hayrat Neşriyat = Sonra (yahudi ve hristiyan) topluluklar kendi aralarında ihtilâfa düştü. Artık büyük gün(ün dehşeti) görüldüğü vakit o inkâr edenlerin vay hâline!
İbni Kesir = Fırkalar kendi aralarında ihtilafa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline.
Kadri Çelik = İçlerinden (bir takım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü (kıyameti) görmekten dolayı, vay küfre sapanlara!
Muhammed Esed = Hal böyleyken (Kitab-ı Mukaddes'e bağlı olduklarını iddia eden) hizipler yine de aralarında (İsa'nın doğası hakkında) çekişip duruyorlar! Öyleyse, o büyük Gün bütün açıklığıyla gelip çattığı zaman vay hallerine hakkı inkar edenlerin!
Mustafa İslamoğlu = Buna rağmen mezhepler kendi aralarında ayrılığa düştüler. O halde, büyük bir günün sorgusunda (yaşayacaklarından) dolayı, inkarda direnen o kimselerin vay hallerine!
Ömer Nasuhi Bilmen = (37-38) Sonra fırkalar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık görülecek günün en şiddetli azabı, kâfir olan kimseler içindir. Bize gelecekleri gün neler işitecekler ve neler göreceklerdir. Fakat o zalimler bugün pek zahir bir sapıklık içindedirler.
Ömer Öngüt = Fırkalar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. O büyük güne şâhit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin hâline!
Şaban Piriş = Gruplar aralarında ayrılığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!..
Sadık Türkmen = Daha sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Artık o inkâr eden kimselerin vay haline! Büyük bir günü görmekten dolayı...
Seyyid Kutub = Çeşitli gruplara ayrılan insanlar, aralarında görüş ayrılığına düştüler. Vaygele kâfirlerin başına! O «büyük gün» de gözleri neler görecek.
Suat Yıldırım = Sonra onun hakkında birtakım gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Artık gerçeğin meydana çıkacağı o mühim günün duruşmasında vay o kâfirlerin başına geleceklere!
Süleyman Ateş = Kendi aralarından hizipler, ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten ötürü vay kâfirlerin haline!
Tefhim-ul Kuran = İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay küfre sapanlara.
Ümit Şimşek = Fakat çeşitli topluluklar onun hakkında anlaşmazlığa düştüler. O büyük gün görüldüğünde, kâfirlerin başına gelecek var!
Yaşar Nuri Öztürk = Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Büyük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkârcıların haline!
İskender Ali Mihr = Bundan sonra hizipler (gruplar) kendi aralarında ihtilâf ettiler. Büyük gün müşahede edildiği (şahit olunduğu) zaman vay o kâfirlerin haline!
İlyas Yorulmaz = Aralarında ki bir topluluk (Meryem oğlu İsa nın doğumuyla ilgili) ihtilafa düştüler. O büyük günün şahitliğini inkar edenlerin vay haline.
أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لَكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Meryem / 38 -
Esmi’ bihim ve ebsır yevme ye’tûnenâ lâkiniz zâlimûnel yevme fî dalâlin mubîn(mubînin).
Diyanet İşleri = Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Neler duyacaklar, neler görecekler bize geldikleri gün; fakat zâlimler, bugün, apaçık bir sapıklıkta.
Abdullah Parlıyan = Bizim karşımıza çıkacakları gün, neler işitecekler, neler görecekler! Ama bugün yaratılışa aykırı hareket ederek yaşayanlar, apaçık bir sapıklık içindeler.
Adem Uğur = Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.
Ahmed Hulusi = (Hakikati) işitecekler, görecekler bize gelecekleri süreçte! Ne var ki bugün, o zâlimler apaçık bir sapkınlık içindedirler.
Ahmet Tekin = Bizim huzurumuza yargılanmaya gelecekleri gün ne dehşetli şeyler işitecekler, ne dehşetli şeyler görecekler. Fakat bugün zâlimler, müşrikler ilâhî kelâmı, doğru bilgileri tahrif edenler, tamamen başlarına buyruk bir hayat, koyu bir cehalet, dalâlet ve bozuk düzen içindedirler.
Ahmet Varol = Onlar bize geldikleri gün ne müthiş duyar, ne müthiş görürler! Ancak zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.
Ali Bulaç = Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
Ali Fikri Yavuz = Onlar bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler, bugün açık bir sapıklık içindedirler.
Ali Ünal = Huzurumuza gelecekleri o gün neler işitecek, neler görecekler! (İnkâr ettikleri gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkacak.) Ama (Allah hakkında şirk ve benzeri yanlış inançlar besleyerek en büyük zulmü işleyen) o zalimlere o gün görüp işittikleri artık hiç fayda vermeyecek ve onlar apaçık bir kayba uğrayacaklardır.
Bayraktar Bayraklı = Bize gelecekleri gün, ne güzel işitecekler ve ne güzel görecekler! Fakat, haksızlık yapanlar o gün apaçık bir şaşkınlık içindedirler.
Bekir Sadak = Bize geldikleri gun neler gorup neler isitecekler! Ama zalimler bugun apacik bir sapiklik icindedirler.
Celal Yıldırım = Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler ? Ama o zâlimler çok açık bir sapıklık içindedirler.
Cemal Külünkoğlu = Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyacaklar ve ne iyi görecekler (bir bilsen)! Fakat o zalimler (buna rağmen) bugün (hâlâ) apaçık sapıklık içindedirler.
Diyanet İşleri (eski) = Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Diyanet Vakfi = Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.
Edip Yüksel = Bize geldikleri gün onları dinle ve seyret! Zalimler, o gün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Neler işidecek neler görecekler onlar bize gelecekleri gün, lâkin o zalimler bugün açık dalâl içindeler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Gültekin Onan = Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
Harun Yıldırım = Bize gelecekleri günde nasıl işitirler, ne biçim görürler! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.
Hasan Basri Çantay = Onlar bize gelecekleri gün neler işidecekler, neler görecekler! Fakat o zaalimler (buna rağmen) bugün (haalâ) apaçık sapıklık içindedirler.
Hayrat Neşriyat = (Onlar) bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler! Fakat zâlimlerbugün (başlarına gelecek olanı düşünmeyerek) apaçık bir dalâlet içindedirler.
İbni Kesir = Bize geldikleri gün; neler görüp işitecekler. Ne var ki zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Kadri Çelik = Bize gelecekleri gün, ne kadar iyi işitecek, ne kadar da iyi görecekler! Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
Muhammed Esed = Bizim karşımıza çıkacakları o Gün, (gerçeği) nasıl da apaçık işitecek ve görecekler! Ne var ki, bu zalimler o gün artık aşikar bir biçimde bir kere yoldan çıkmış bulunacaklar:
Mustafa İslamoğlu = Bize gelecekleri o günde neler işitip neler görecekler (bir bilsen)! Fakat zalimler, o gün aşikar bir biçimde yoldan sapmış bulunacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (37-38) Sonra fırkalar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık görülecek günün en şiddetli azabı, kâfir olan kimseler içindir. Bize gelecekleri gün neler işitecekler ve neler göreceklerdir. Fakat o zalimler bugün pek zahir bir sapıklık içindedirler.
Ömer Öngüt = Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler göreceklerdir! Fakat o zâlimler şimdi apaçık bir sapıklık içindedirler.
Şaban Piriş = Bize geldikleri gün, neler görüp işitecekler. Ne var ki zalimler, bugün apaçık bir fasıklık içindedirler.
Sadık Türkmen = Ne güzel işitirler ve ne güzel görürler Bize geldikleri gün! Fakat bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
Seyyid Kutub = Karşımıza gelecekleri gün kulakları ne güzel işitecek ve gözleri ne iyi görecek. Fakat o zalimler, bugün açık bir sapıklık içindedirler.
Suat Yıldırım = Neler işitecek, neler görecekler onlar, huzurumuza gelecekleri gün! Gerçeği pek güzel anlayacaklar o gün. Ama zalimler o gün tam bir şaşkınlık içindedirler.
Süleyman Ateş = Bize geldikleri gün ne güzel işitir, ne güzel görürler. Ama o zâlimler, bugün apaçık sapıklık içindedirler!
Tefhim-ul Kuran = Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
Ümit Şimşek = Huzurumuza getirildiklerinde neler işitecek, neler görecekler! Fakat bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindeler.
Yaşar Nuri Öztürk = Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün, açık bir sapıklık içindedirler.
İskender Ali Mihr = Bize gelecekleri gün, onlara (neler neler) işittirilir ve (neler neler) gösterilir. Lâkin zalimler, bugün (hâlâ) apaçık bir dalâlet içindeler.
İlyas Yorulmaz = Onları dinle, bize geldikleri gün onlara bak. (Meryem oğlu İsa hakkında Allah’a iftira edip) Haksızlık yapanlar bu gün apaçık sapıklık içinde olacaklardır.
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Meryem / 39 -
Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emru, ve hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Diyanet İşleri = Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onları hasret günüyle korkut; iş olup biter o zaman ve onlar, şimdi gaflettedir ve onlar, inanmazlar.
Abdullah Parlıyan = Bunun içindir ki, herşeyin hükme bağlanmış olacağı, o pişmanlıklar gününün gelip çatması konusunda onları uyar. Çünkü onlar, o güne karşı umursamazlık gösterip, o günün geleceğine hâlâ inanmıyorlar.
Adem Uğur = (Resûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.
Ahmed Hulusi = Onları, olayın sonucunun yaşanacağı, hasret süreci hakkında uyar! Onlar kozaları içinde ve iman etmemiş bir hâldeyken (iş bitirilecek).
Ahmet Tekin = İnsanlar gaflet içinde yaşarlarken, ansızın ilâhî plan gerçekleşmeden, kıyamet kopmadan, herkesin, pişmanlıktan vah, eyvah diyeceği gün gelmeden önce, onlara sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatarak uyar, onlar gene de iman etmeyecekler.
Ahmet Varol = Onları işin hükme bağlanacağı hasret günüyle uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler ve onlar hâlâ inanmıyorlar.
Ali Bulaç = İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
Ali Fikri Yavuz = (Ey Resûlüm, Mekke’li) kâfirleri, iş bitirildiği (hesap görüldüğü) zamanın dehşeti ile, pişmanlık günü ile korkut. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmiyorlar.
Ali Ünal = (Rasûlüm,) onları artık haklarında hükmün verilip uygulamaya konacağı ve her şeyin bitmiş olacağı o hasret ve pişmanlık günüyle uyar. Onlar, tam bir gaflet içindedirler ve iman etmemektedir onlar.
Bayraktar Bayraklı = Sen onları pişmanlık günü hakkında uyar. Çünkü onlar gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken iş olup bitmiştir.
Bekir Sadak = Hala gaflet icinde bulunanlari ve hala inanmayanlari isin bitmis olacagi o hasret gunu ile uyar.
Celal Yıldırım = Onlar gafletteyken ve onlar imân etmezken işin bitirilmiş olduğu o hasret günü ile kendilerini uyar.
Cemal Külünkoğlu = (Ey Muhammed!) Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar!
Diyanet İşleri (eski) = Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.
Edip Yüksel = Yargının noktalanacağı Keder Günü hakkında onları uyar. Onlar hâlâ aymazlık içinde inanmıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar gaflet içinde iken, onlar iyman etmezlerken, o hasret gününün, o iş bitirildiği saatin dehşetini kendilerine haber ver,
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar gaflet içinde iken, onlar iman etmezlerken, o hasret gününün, o işlerin bitirildiği saatin dehşetini kendilerine haber ver!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Ey Muhammed!) İnsanların pişmanlık duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
Gültekin Onan = Buyruğun bitirileceği / yerine getirileceği (kaza), hasret gününe karşı onları uyar. Onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
Harun Yıldırım = Sen onları hasret günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken iş olup bitmiştir.
Hasan Basri Çantay = (Habîbim) sen onları bulacağı vakt ile, emr (-i ilâhî) nin yerini hasret (ve nedamet) günü ile korkut. Onlar gaflet içindedirler, onlar haalâ îman etmiyorlar.
Hayrat Neşriyat = (Ey Resûlüm!) Onları pişmanlık günü ile korkut! O zaman (onlar için) iş bitirilmiştir! Hâlbuki onlar (dünyada bundan) gaflet içindedirler ve onlar (bu güne) îmân etmezler.
İbni Kesir = Sen, onları hasret günü ile korkut. O gün, onlar gaflet içinde inanmamakta iken, iş bitirilmiş olur.
Kadri Çelik = İş hükme bağlanıp biteceği hasret gününe karşı onları uyar! Onlar bir gaflet içindedirler ve onlar iman etmezler.
Muhammed Esed = bunun içindir ki, her şeyin hükme bağlanmış olacağı o onmaz pişmanlıklar Günü('nün gelip çatması konusunda) onları uyar, çünkü onlar hala umursamazlık gösteriyor ve (o Gün'ün geleceğine) inanmıyorlar.
Mustafa İslamoğlu = O halde, her şeyin hükmünün kesinleştiği an olan o derin pişmanlık günü konusunda onları uyar, zira onlar gaflet içindedirler; dahası onlar (dirileceklerine) hala inanmış değiller.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onları hasret günü ile, her emrin bitirilmiş olduğu vakit ile korkut. Onlar ise gaflettedirler ve onlar imân etmezler.
Ömer Öngüt = Resulüm! Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ inanmayanları, işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.
Şaban Piriş = -Sen, onları hasret günü ile korkut. Onlar gaflet içinde iman etmezken iş bitirilmiş olur.
Sadık Türkmen = Pişmanlık gününe karşı onları uyar, o zaman iş bitirilir. Onlar gaflet içindedirler ve inanmıyorlar.
Seyyid Kutub = Ey Muhammed, onları o hayıflanma ve pişmanlık günü hakkında uyar. Hani o gün onlar halâ gaflet içinde yüzerken ve inanmazlıklarını sürdürürlerken haklarındaki hüküm kesinleşiverir.
Suat Yıldırım = Sen o hasret ve pişmanlık gününü, o haklarında ilâhî hükmün yerini bulacağı günü anlatarak uyar onları! Ama onlar gaflet içindeler, hâlâ iman etmiyorlar onlar.
Süleyman Ateş = Onları şu hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri gaflet içinde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur (yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar, ama iş işten geçmiştir artık).
Tefhim-ul Kuran = İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
Ümit Şimşek = Onları, hükmün verileceği pişmanlık gününden sakındır. Çünkü onlar hâlâ gaflet içindeler ve inanmıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar. Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemişken iş bitirilmiş olacaktır.
İskender Ali Mihr = Ve emrin yerine getirileceği hasret günüyle onları uyar. Ve onlar, gaflet içindeler ve onlar, mü’min değillerdir.
İlyas Yorulmaz = Onların, habersiz ve iman etmedikleri bir zamanda, kıyamet emri verilmiş olduğunda, artık pişmanlığın fayda vermediği o gün ile onları uyar.
إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Meryem / 40 -
İnnâ nahnu nerisul arda ve men aleyhâ ve ileynâ yurceûn(yurceûne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biziz yeryüzünün ve yeryüzünde olanların mîrasçısı ve dönüp bizim tapımıza gelir onlar.
Abdullah Parlıyan = Halbuki, o gün mutlaka er geç gelecek ve çatacak, yeryüzü ve onun üzerindeki herşey yok olacak sonra, herşeyin sahibi olarak kalacak olan yine biz olacağız ve o zaman onların hepsi bize dönecekler.
Adem Uğur = Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler.
Ahmed Hulusi = Ne arz kalır ne de üstünde herhangi bir şey! Hepsi bize (hakikatlerine) döndürülürler.
Ahmet Tekin = Şüphesiz biz bütün yeryüzüne ve üzerindeki herkese vâris olacağız, baki olan biziz. Herkes bizim huzurumuza getirilerek hesap verecek.
Ahmet Varol = Şüphesiz biz yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
Ali Bulaç = Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, arza ve bütün üzerindekilere varis olacağız, (Bizden başka kimse kalmıyacak). Onlar da hesap için hep bize döndürülecekler.
Ali Ünal = Şurası bir gerçek ki, yeryüzüne ve yeryüzünde bulunan bütün şuurlu canlılara sonunda Biz vâris olacağız ve onların hepsi neticede Bizim huzurumuza getirileceklerdir.
Bayraktar Bayraklı = Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz ve onlar ancak bize döndürülürler.
Bekir Sadak = suphesiz Biz butun yeryuzune ve uzerinde bulunanlara varis olacagiz. Onlar Bize doneceklerdir. *
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki biz, yeryüzüne de, onda bulunanlara da vâris olacağız ve onlar ancak bize döndürüleceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = Kuşku yok ki, yeryüzünün ve oradaki tüm varlıkların son mirasçısı biz olacağız. (O zaman) onların hepsi bize döndürüleceklerdir.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir.
Diyanet Vakfi = Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler.
Edip Yüksel = Yer ve üzerindekiler bize kalacak; onlar bize döndürülecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır = her halde Arza ve bütün üzerindekilere biz varis olacağız biz, ve hep onlar bize irca olunacaklar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kesinlikle yeryüzüne ve bütün üzerindekilere Biz varis olacağız Biz! Ve onlar, hep Bize döndürüleceklerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz biz bütün yeryüzüne ve üzerindekilere varis olacağız. Ve onlar da mutlaka bize döndürüleceklerdir.
Gültekin Onan = Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
Harun Yıldırım = Yeryüzüne ve üzerindekilere ancak biz mirasçı oluruz ve onlar ancak bize döndürülürler.
Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki (bütün) arza ve onun üzerinde bulunan kimselere biz vâris olacağız biz. Onlar (nihayet) ancak bize döndürüleceklerdir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki, yeryüzüne ve üzerinde bulunan kimselere ancak biz vâris oluruz ve(onlar) ancak bize döndürülürler.
İbni Kesir = Şüphe yok ki bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara Biz, varis olacağız Ve onlar, Bize döndürüleceklerdir.
Kadri Çelik = Şüphe yok, yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
Muhammed Esed = Oysa, (o Gün er geç gelip çatacak ve) yeryüzü ve onun üzerinde yaşayanlar geçip gittikten sonra yalnızca Biz kalacağız; ve (o zaman) onların hepsi Bize dönecekler.
Mustafa İslamoğlu = Ama bakın; (o gün) yeryüzü ve onun üzerinde yaşayan herkes yok olacak, geriye tek Biz kalacağız: nihayet onların tümü Bize dönecekler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Biz, şüphe yok ki Biz, yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara varis olacağız, ve Bize döndürüleceklerdir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara vâris olacağız. Onlar bize döndürülecekler.
Şaban Piriş = Şüphesiz yeryüzüne ve üzerindekilere biz varis olacağız. Ve bize döndürülecekler.
Sadık Türkmen = Şüphesiz biz yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara vâris oluruz. Ve onlar, Bizim katımıza döndürülecekler.
Seyyid Kutub = Kuşku yok ki, yeryüzünün ve oradaki tüm varlıkların son mirasçısı biz olacağız, tüm insanlar bize döndürüleceklerdir.
Suat Yıldırım = Şu kesin bir gerçektir ki bütün dünyaya ve dünyada yaşayan bütün insanlara Biz vâris olacağız (onlar sona erip baki Allah kalacak) ve ölümden sonra hepsi diriltilip Bizim huzurumuza getirileceklerdir.
Süleyman Ateş = Dünyâya ve üzerinde bulunanlara biz vâris oluruz biz, ve bize döndürülürler.
Tefhim-ul Kuran = Şüphe yok, yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
Ümit Şimşek = Yeryüzüne de, onun üzerindekilere de Biz vâris oluruz; onlar ise huzurumuza dönerler.
Yaşar Nuri Öztürk = Yeryüzüne ve üzerindekilere biz mirasçı olacağız, biz. Ve bize döndürülecekler.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, yeryüzüne ve onun üzerinde olan kimselere Biz, varis olacağız. Ve onlar, Biz’e döndürülecekler.
İlyas Yorulmaz = Yeryüzü ve üzerinde bulunanların hepsinin sahibi biziz ve o gün her şeye biz sahipleniriz . ve o gün bize döndürülürler.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
Meryem / 41 -
Vezkur fîl kitâbi ibrâhîm(ibrâhîme), innehu kâne sıddîkan nebiyyâ(nebiyyen).
Diyanet İşleri = Kitap’ta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kitapta İbrâhim'i de an. Şüphe yok ki o, çok gerçek bir peygamberdi.
Abdullah Parlıyan = Kitaptaki İbrahim'i de hatırla ve başkalarına da hatırlat: Gerçekten O, özü sözü doğru bir peygamberdi.
Adem Uğur = Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.
Ahmed Hulusi = Gelen BİLGİ içinde İbrahim'i de hatırla (zikret)! Muhakkak ki O Sıddık'tı, Nebi idi.
Ahmet Tekin = İbrâhim ile ilgili kitapta, Kur’ân’da zikredilenleri insanlara anlat. O, özü, sözü doğru, doğruluk sembolü bir peygamberdi.
Ahmet Varol = Kitap'ta İbrahim'i de an. Şüphesiz o çok doğru bir peygamberdi.
Ali Bulaç = Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu söyleyen bir peygamberdi.
Ali Fikri Yavuz = Kur’an’da İbrahîm’i de (kavmine) anlat. Çünkü o, doğruluğu çok olan bir peygamberdi.
Ali Ünal = Şimdi de Kitap’ta İbrahim’den bir bahis aç. O, gerçekten özü–sözü doğru bir insandı, bir peygamberdi.
Bayraktar Bayraklı = Kitapta bir de İbrâhim'i an! Gerçek şu ki o, özü-sözü doğru bir peygamber idi.[309]
Bekir Sadak = Kitap'da Ibrahim'e dair anlattiklarimizi da an, o suphesiz dosdogru bir peygamberdi.
Celal Yıldırım = Kitapta İbrahim'i de an. Şüphesiz ki o doğruluk timsalidir; o peygamberdir.
Cemal Külünkoğlu = Kitapta (Kur'an'da) İbrahim (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! O son derece doğru sözlü ve dürüst bir peygamberdi.
Diyanet İşleri (eski) = Kitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi.
Diyanet Vakfi = Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.
Edip Yüksel = Kitapta İbrahim'i an; peygamber olan bir doğrucu idi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kitabda İbrahimi de an, çünki o bir sıddık, bir Peygamber idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kitapta İbrahim'i de an, çünkü o, dosdoğru biri, bir peygamberdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an. Şüphesiz ki o, sıddık (özü, sözü doğru) bir peygamberdi.
Gültekin Onan = Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu söyleyen bir peygamberdi.
Harun Yıldırım = Kitab’ta İbrahim’i de an; çünkü o, doğru bir nebi idi.
Hasan Basri Çantay = Kitabda Ibrâhîmi de an. Çünkü o, sıdkı bütün bir peygamberdi.
Hayrat Neşriyat = Kitab’da (Kur’ân’da) İbrâhîm’i de an! Çünki o, çok doğru bir kimse, bir peygamber idi.
İbni Kesir = Kitab'da İbrahim'i de an. Muhakkak ki o, dosdoğru bir peygamberdi.
Kadri Çelik = Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğru sözlü bir peygamberdi.
Muhammed Esed = Bu kitapta bir de İbrahim'i an. Gerçek şu ki, o özü sözü doğru biriydi, (yani) bir nebiydi.
Mustafa İslamoğlu = Bu kitapta İbrahim'i de gündeme taşı! Hakikaten o doğruluk ve dürüstlük abidesiydi, (yani) bir peygamberdi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Kitapta İbrahim'i de zikret. Şüphe yok ki, o pek sâdık bir peygamber idi.
Ömer Öngüt = Resulüm! Kitap'ta İbrahim'i de an, zira o sıdkı bütün bir peygamber idi.
Şaban Piriş = Kitapta İbrahim’i de an, O çok sadık bir peygamberdi.
Sadık Türkmen = Kitap’ta ibrahim’i de hatırla! Gerçekten o çok doğru bir nebi/peygamber idi.
Seyyid Kutub = Bu kitapta İbrahim hakkında anlattıklarımızı da hatırla. O son derece doğru sözlü ve dürüst bir peygamberdi.
Suat Yıldırım = Kitapta İbrâhim’i de an. O gerçekten özü sözü doğru biri idi, yani bir peygamberdi.
Süleyman Ateş = Kitapta İbrâhim'i de an; gerçekten o, çok doğru bir peygamberdi.
Tefhim-ul Kuran = Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu söyleyen bir peygamberdi.
Ümit Şimşek = Kitapta İbrahim'i de an. O, özü sözü doğru bir peygamberdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Kitap'ta İbrahim'i de an. O, özü sözü doğru bir peygamberdi.
İskender Ali Mihr = Kitap’ta İbrâhîm (A.S)’ı zikret! Muhakkak ki O, sadık (çok sadaka veren, sadakatli, her zaman doğruyu söyleyen) bir Nebî idi.
İlyas Yorulmaz = Rabbinin ilahlığını her yerde doğrulayan bir peygamber olarak, kitapta İbrahim’i de an.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَا أَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنكَ شَيْئًا
Meryem / 42 -
İz kâle li ebîhi, yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesmau ve lâ yubsıru ve lâ yugnî anke şey’â(şey’en).
Diyanet İşleri = Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani o atasına ata demişti, ne diye taparsın duymaz, görmez, senden hiçbir şeyi gideremez şeylere?
Abdullah Parlıyan = Hani O, bir zaman babasına dedi ki: “Ey babacığım! Duymaz, görmez, senden hiçbir şeyi gideremez şeylere niçin tapınıyorsun?
Adem Uğur = Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?
Ahmed Hulusi = (İbrahim) babasına demişti ki: "Ey babacığım. . . İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeye niçin tapınıyorsun?"
Ahmet Tekin = Hani babasına:'Babacığım, niçin hiçbir şey duymayan, hiçbir şey görmeyen, sana gelen bir kötülüğü engelleyemeyen şeylere tapıyorsun?' dedi.
Ahmet Varol = Hani o babasına şöyle demişti: 'Ey babacığım! Duymayan, görmeyen ve senden bir şeyi gidermeyen şeylere niçin tapıyorsun?
Ali Bulaç = Hani O, bir zaman babasına dedi ki: “Ey babacığım! Duymaz, görmez, senden hiçbir şeyi gideremez şeylere niçin tapınıyorsun?
Ali Fikri Yavuz = Bir vakit (İbrahim) babasına şöyle demişti: “- Ey babam! İşitmez, görmez ve sana hiç bir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?
Ali Ünal = Bir zaman geldi, atası (Âzer’e), “Babacığım” dedi, “niçin işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan putlara tapıyorsun?
Bayraktar Bayraklı = Hani o babasına şöyle dedi: “Ey babacığım! Ne işiten, ne gören, ne de sana bir fayda sağlayan şeylere niçin tapıyorsun?”
Bekir Sadak = Babasina soyle demisti: «Babacigim! sitmeyen, gormeyen ve sana bir faydasi olmayan seylere nicin tapiyorsun?»
Celal Yıldırım = Hani bir zaman o babasına (şöyle) demişti: Babacığım, hiç işitmeyen, görmeyen ve sana hiç yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun ?
Cemal Külünkoğlu = Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
Diyanet İşleri (eski) = Babasına şöyle demişti: 'Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?'
Diyanet Vakfi = Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?
Edip Yüksel = Babasına, 'Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana bir yararı dokunmayan şeylere niye tapıyorsun,' demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir vakıt babasına demişti: â babacığım! o işitmez görmez ve sana hiç faidesi olmaz şeylere niçin taparsın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir zaman babasına şöyle demişti: «Babacığım, o işitmeyen, görmeyen ve sana hiç faydası olmayan şeytana niçin tapıyorsun?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, bir zaman babasına şöyle demişti: «Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?»
Gültekin Onan = Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?
Harun Yıldırım = Babasına demişti ki: “Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin ibadet ediyorsun?”
Hasan Basri Çantay = Bir vakit o, babasına (şöyle) demişdi: «Ey babam, işitmez, görmez, sana hiç bir fâidesi olmaz şeylere neye tapıyorsun»?
Hayrat Neşriyat = Hani babasına şöyle demişti: 'Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir fayda vermeyen şeylere niçin tapıyorsun?'
İbni Kesir = Hani babasına demişti ki: Babacığım; işitmeyen, görmeyen ve sana hiç bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?
Kadri Çelik = Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?
Muhammed Esed = Hani o babasına "Ey babacığım!" demişti, "Ne işiten, ne gören ve ne de sana bir yarar sağlayabilen şeylere niçin tapınıyorsun?"
Mustafa İslamoğlu = Hani o babasına "Ey babacığım!" demişti, "Niçin işitmeyen, görmeyen ve senden hiçbir bir zararı def edemeyen şeylere kulluk ediyorsun?"
Ömer Nasuhi Bilmen = Bir vakit ki, babasına demişti: «Ey babacığım! Ne için işitmez, görmez ve seni hiçbir ihtiyaçtan kurtaramaz bir şeye taparsın?»
Ömer Öngüt = Hani babasına demişti ki: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen, sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
Şaban Piriş = -Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin kulluk ediyorsun?
Sadık Türkmen = Hani bir zaman babasına dedi ki: “Ey babacığım! Niçin işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda vermeyen şeylere kulluk ediyorsun?
Seyyid Kutub = Hani babasına dedi ki; «Ey babacığım, niye işitemeyen, göremeyen ve sana hiçbir yararı olmayan putlara tapıyorsun.»
Suat Yıldırım = Zamanı geldi, babasına: "Babacığım, dedi, niçin işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bu putlara tapıyorsun?"
Süleyman Ateş = Babasına demişti ki: "Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
Tefhim-ul Kuran = Hani babasına demişti: «Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?»
Ümit Şimşek = Hani o babasına demişti ki: 'Babacığım, işitmeyen, görmeyen, senin bir ihtiyacını gidermeyen şeylere niçin ibadet ediyorsun?
Yaşar Nuri Öztürk = Hani, babasına demişti ki: "Babacığım; işitmeyen, görmeyen, sana hiçbir yarar sağlamayan şeylere niçin kulluk ediyorsun?"
İskender Ali Mihr = İbrâhîm (A.S), babasına dedi ki: “Ey babacığım! İşitmeyen ve görmeyen ve sana hiçbir (şekilde bir) şeyle faydası olmayanlara niçin tapıyorsun?”
İlyas Yorulmaz = Babasına “Ey babacığım! Seni duymayan, seni görmeyen ve sana hiçbir şeyde faydası olmayan şeylere niçin kulluk yapıyorsun?”
يَا أَبَتِ إِنِّي قَدْ جَاءنِي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْنِي أَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا
Meryem / 43 -
Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).
Diyanet İşleri = “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de ata, sence bilinmeyen bir bilgiye sâhip oldum ben, artık bana uy da seni dosdoğru yola ileteyim.
Abdullah Parlıyan = Ey babacığım! Sana gelmeyen bilgi bana geldi. Bana uy, seni doğru yola götüreyim.
Adem Uğur = Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.
Ahmed Hulusi = "Ey babacığım. . . Kesinlikle sende olmayan ilim, bende açığa çıktı! Bu nedenle bana tâbi ol, seni düzgün yola yönlendireyim. "
Ahmet Tekin = 'Babacığım, sana gelmeyen bilgiler, sana verilmeyen ilim bana vahyedildi. O halde bana tâbî ol da, seni doğru, dengeli bir yola, İslâmî hayat tarzına kavuşturayım.'
Ahmet Varol = Ey babacığım! Muhakkak ki bana, sana gelmeyen ilim geldi. Bana uy da seni düzgün bir yola ileteyim.
Ali Bulaç = "Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
Ali Fikri Yavuz = Ey babam! Gerçekten bana, sana gelmiyen ilim gelmiştir (Allah’ı bilmişimdir). O halde, bana uy da, seni doğru bir yola ileteyim.
Ali Ünal = “Babacığım! İnan ki, sana ulaşmayan bir ilim geldi bana; o halde ne olur bana tâbi ol da seni dümdüz ve asla saptırmayan bir yola yönelteyim.
Bayraktar Bayraklı = “Ey babacığım! Bana, senin hiç haberdar olmadığın bir bilgi ulaştı. Öyleyse buna uy ki seni dosdoğru bir yola götüreyim.”
Bekir Sadak = «Babacigim! Dogrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni dogru yola eristireyim.»
Celal Yıldırım = Babacığım, şüphen olmasın ki ilimden sana gelmiyen bana gelmiştir; onun için bana uy ki seni dosdoğru bir yola götüreyim..
Cemal Külünkoğlu = “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana tabi ol ki seni doğru yola ileteyim.”
Diyanet İşleri (eski) = "Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
Diyanet Vakfi = Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.
Edip Yüksel = 'Babacığım, bana, sana gelmeyen bir bilgi geldi. Beni izle de seni düzgün yola ileteyim.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Â babacığım emin ol bana ilimden sana gelmiyen hakikat geldi, gel bana uy da seni bir düz yola çıkarayım
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Babacığım, emin ol sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Gel bana uy da seni düz yola çıkarayım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru bir yola eriştireyim.»
Gültekin Onan = "Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
Harun Yıldırım = “Babacığım, gerçek şu ki, bana sana gelmeyen bir bilgi geldi; artık bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim.”
Hasan Basri Çantay = «Ey atam, bana muhakkak ki sana gelmeyen bir ilim gelmişdir. O halde bana uy da seni dümdüz bir yola çıkarayım».
Hayrat Neşriyat = 'Ey babacığım! Muhakkak ki ben (bir peygamberim), ilimden sana gelmeyen (bir hakikat) gerçekten bana gelmiştir! Öyle ise bana tâbi' ol ki seni doğru bir yola eriştireyim!'
İbni Kesir = Babacığım, doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana gelmiştir. Öyleyse bana uy da, seni dosdoğru bir yola ileteyim.
Kadri Çelik = “Babacığım! Şüphesiz sana gelmeyen bir ilim geldi bana. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola hidayet edeyim.”
Muhammed Esed = "Ey babacığım, gerçek şu ki, senin hiç haberdar olmadığın bir bilgi ışığı ulaştı bana; öyleyse bana uy ki seni dosdoğru bir yola çıkarayım.
Mustafa İslamoğlu = "Ey babacığım! İnan ki bana, sana ulaşmamış olan hakikat bilgisinden bir pay ulaşmış bulunuyor; öyleyse bana uy ki, seni dosdoğru bir yola yönlendireyim!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Ey atacığım! Muhakkak ki, ilimden sana gelmeyen, bana gelmiştir. Artık bana tâbi ol, seni bir doğru yola eriştireyim.»
Ömer Öngüt = “Babacığım! Sana gelmeyen bir ilim gerçekten bana gelmiştir. O halde bana uy da, seni dosdoğru bir yola ileteyim. ”
Şaban Piriş = Babacığım, gerçekten bana, sana gelmeyen bir bilgi gelmiştir. Hadi bana uy da seni dosdoğru bir yola ileteyim.
Sadık Türkmen = Ey babacığım! Şüphesiz sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyleyse bana uy ki, seni düzgün bir yola ulaştırayım.
Seyyid Kutub = Babacığım, sana ulaşmayan bir ilim, geldi bana, ne olur bana tabi ol da seni dümdüz bir yola çıkarayım.
Suat Yıldırım = "Babacığım, sana ulaşmayan bir ilim, geldi bana, ne olur bana tâbi ol da seni dümdüz bir yola çıkarayım"
Süleyman Ateş = "Babacığım, bana, sana gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim."
Tefhim-ul Kuran = «Babacığım, gerçek şu ki, sana gelmeyen bir ilim geldi bana. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım.»
Ümit Şimşek = 'Babacığım, sana gelmeyen bir bilgi bana ulaşmış bulunuyor. Bana uy ki seni doğru bir yola ulaştırayım.
Yaşar Nuri Öztürk = "Babacığım, bana ilimden, sana ulaşmayan bir nasip geldi. O halde bana uy ki, seni düzgün bir yola ileteyim."
İskender Ali Mihr = Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye (düzgün, seviyeli, Allah’a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).
İlyas Yorulmaz = “Ey Babacığım! Sana gelmemiş bir bilgi, şüphesiz bana geldi. Bana tabi ol ki, bende seni doğruluk seviyesi en yüksek bir yola ileteyim. ”
يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمَنِ عَصِيًّا
Meryem / 44 -
Yâ ebeti lâ ta’budiş şeytân(şeytâne), inneş şeytâne kâne lir rahmâni asıyyâ(asıyyen).
Diyanet İşleri = “Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân’a isyankâr olmuştur.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ata, Şeytan'a kulluk etme, şüphe yok ki Şeytan, rahmâna âsîdir.
Abdullah Parlıyan = Ey babacığım! Gel şeytana kulluk etme. Şüphe yok ki, şeytan sınırsız rahmet sahibi olan Rahman'a baş kaldıran birisidir.
Adem Uğur = Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah'a âsi oldu.
Ahmed Hulusi = "Ey babacığım. . . Şeytana kulluk yapma! Muhakkak ki şeytan Rahman'a âsi oldu. "
Ahmet Tekin = 'Babacığım, şeytana tapma, şeytan Rahmet sahibi, Rahman olan Allah’a âsi oldu.'
Ahmet Varol = Ey babacığım! Şeytana tapma. Şüphesiz şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır.
Ali Bulaç = "Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır."
Ali Fikri Yavuz = Ey babam! Şeytana tapma, çünkü Şeytan Rahman’a (Allah’a) asi oldu.
Ali Ünal = “Babacığım! (Putlara tapman için yaptığı davete uyarak) sakın şeytana ibadet etme; gerçekten şeytan, Rahmân’a isyan içindedir.
Bayraktar Bayraklı = “Ey babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan Rahmân olan Allah'a isyan etmiştir.”
Bekir Sadak = «Babacigim! seytana tapma, cunku seytan Rahman'a bas kaldirmistir»
Celal Yıldırım = Babacığım, şeytana tapma ; çünkü gerçekten şeytan Rahmân'a baş kaldırıp karşı gelmiştir.
Cemal Külünkoğlu = “Ey babacığım! Sakın şeytana kulluk etme! Çünkü o, rahmeti bol olan Allah'a başkaldırmıştır.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır'
Diyanet Vakfi = Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah'a âsi oldu.
Edip Yüksel = 'Babacığım, şeytana tapma. Şeytan, Rahman'a karşı çıkmıştır.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Babacığım Şeytana tapma, çünki Şeytan rehmana âsi oldu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Babacığım, şeytana tapma; çünkü şeytan esirgeyen Allah'a isyan etti.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahmân (olan Allah)a âsî oldu.»
Gültekin Onan = "Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahmana başkaldırandır."
Harun Yıldırım = “Babacığım, şeytana ibadet etme, çünkü şeytan Rahman’a isyan etmişti.”
Hasan Basri Çantay = «Ey babam, şeytana tapma. Çünkü şeytan, hakkıyle esirgeyen (Allah) a çok aasî olmuşdur».
Hayrat Neşriyat = 'Ey babacığım, şeytana tapma! Çünki şeytan, Rahmân’a âsî olmuştur.'
İbni Kesir = Babacığım, şeytana tapma. Çünkü şeytan, Rahman'a başkaldırmıştır.
Kadri Çelik = “Babacığım! Şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman'a başkaldırandır.”
Muhammed Esed = "Ey babacığım! Gel, Şeytan'a kulluk etme; çünkü Şeytan O sınırsız rahmet Sahibi'ne baş kaldıran biridir!
Mustafa İslamoğlu = "Ey babacığım! Şeytan'a kulluk etme! Hatırla ki Şeytan, O rahmet kaynağına isyan eden biriydi"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ey babacığım! Şeytana ibadet etme, şüphe yok ki şeytan, Rahmân'a isyan eder olmuştur.»
Ömer Öngüt = “Babacığım! Şeytana tapma. Çünkü şeytan Rahman'a isyan etmişti. ”
Şaban Piriş = Babacığım, şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan Rahman’a isyan etmiştir.
Sadık Türkmen = Babacığım! Şeytana kulluk etme! Şüphesiz şeytan Rahmân’a karşı isyankâr olmuştur.
Seyyid Kutub = Ey babacığım, sakın şeytana kul olma; çünkü o, rahmeti bol olan Allah'a baş kaldırmıştır.
Suat Yıldırım = "Babacığım, sakın şeytana ibadet etme! Çünkü şeytan Rahman’a isyan içindedir.
Süleyman Ateş = "Babacığım, şeytâna tapma, çünkü şeytân, Rahmân'a isyân etmiştir."
Tefhim-ul Kuran = «Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah) a başkaldırandır.»
Ümit Şimşek = 'Babacığım, şeytana tapma. Çünkü şeytan, Rahmân'a âsi olmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk = "Babacığım, şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan Rahman'a isyan etmişti."
İskender Ali Mihr = Ey babacığım, şeytana kul olma! Muhakkak ki şeytan, Rahmân’a asi oldu.
İlyas Yorulmaz = “Ey babacığım! Şeytana kulluk etme, zira şeytan Rahmana karşı isyan eden birisidir. ”
يَا أَبَتِ إِنِّي أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِّنَ الرَّحْمَن فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا
Meryem / 45 -
Yâ ebeti innî ehâfu en yemesseke azâbun miner rahmâni fe tekûne liş şeytâni veliyyâ(veliyyen).
Diyanet İşleri = “Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahmân tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ata, gerçekten de korkuyorum, sana rahmândan bir azap gelip çatar da Şeytan'a dost olursun.
Abdullah Parlıyan = Ey babacığım! Ben, senin başına O sınırsız rahmet sahibi Rahman'ın katından bir azap gelip çatmasından ve böylece şeytanın dostu olmandan korkarım.”
Adem Uğur = Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.
Ahmed Hulusi = "Ey babacığım. . . Ben, sana Rahman'dan bir azap dokunmasından, böylece (gelecek yaşamda da) şeytanın dostu (bedensellik sınırları içinde kalmış) olmandan korkarım. "
Ahmet Tekin = 'Babacığım, Rahman olan Allah’ın azâbının sana dokunmasından, senin, şeytanın, şeytan tıynetli ahlaksız azgınların velisi, yakın dostu, arkadaşı haline gelmenden korkuyorum.'
Ahmet Varol = Ey babacığım! Doğrusu ben, Rahman'dan sana bir azabın dokunmasından ve böylece şeytana dost olacağından korkuyorum.' [3]
Ali Bulaç = "Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
Ali Fikri Yavuz = Ey babam! Doğrusu ben korkarım ki, sana Rahman’dan bir azap dokunur da Şeytan’a (Cehennem’de) arkadaş olursun.”
Ali Ünal = “Babacığım! Bu gidişle o Rahmân’dan sana bir cezanın gelip dokunmasından ve neticede şeytana tam bir dost, onun elinde bir âlet olmandan korkuyorum.”
Bayraktar Bayraklı = "Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
Bekir Sadak = «Babacigim! Dogrusu sana Rahman katindan bir azabin gelmesinden korkuyorum ki boylece seytanin dostu olarak kalirsin.»
Celal Yıldırım = Babacığım, doğrusu ben. Rahmân'dan sana dokunacak bir azâbdan korkarım ; o takdirde şeytana dost ve arkadaş olursun.
Cemal Külünkoğlu = “Ey babacığım! Gerçekten ben, senin Rahman (olan Allah)'tan gelecek bir azaba çarptırılarak şeytanın dostu olacağından korkuyorum.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın.'
Diyanet Vakfi = Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.
Edip Yüksel = 'Babacığım, Rahman tarafından bir cezaya çarpılman ve şeytana dost olmandan korkuyorum.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Babacığım ben cidden korkarım ki sana o rahmandan bir azâb dokunur da Şeytana yar olursun.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Babacığım doğrusu ben, sana o Rahman'dan bir azabın dokunup da şeytana dost olmandan korkuyorum.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Babacığım! Doğrusu ben korkarım ki, sana Rahmân'dan bir azab dokunur da şeytana (cehennemde arkadaş) olursun.»
Gültekin Onan = "Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
Harun Yıldırım = “Babacığım, gerçekten ben sana Rahman’dan bir azabın dokunmasından korkuyorum. O zaman, şeytanın dostu olursun.”
Hasan Basri Çantay = «Ey babam, hakıykaten korkuyorum ki çok esirgeyen (Allahdan sana bir azâb gelib çatar da şeytana yâr olmuş olursun».
Hayrat Neşriyat = 'Ey babacığım! Doğrusu ben, sana Rahmândan bir azab dokunup da şeytana bir dost olmandan korkuyorum!'
İbni Kesir = Babacığım, sana Rahman'ın katından bir azabın gelmesinden korkuyorum. Böylece şeytanın dostu olarak kalırsın.
Kadri Çelik = “Babacığım! Gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkmaktayım; o zaman şeytanın velisi olursun.”
Muhammed Esed = Ey babacığım, ben senin başına O sınırsız rahmet Sahibi'nin katından bir azabın çökmesinden korkuyorum; (öyle bir azap ki,) başına geldiği zaman Şeytan'ın dostu ol(duğunu hemen anlar)sın."
Mustafa İslamoğlu = "Ey babacığım! O rahmet kaynağından gelecek bir azabın sana dokunmasından endişe ediyorum; işte o zaman Şeytan'ın bir dostu da sen olmuş olursun!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ey pederim! Ben muhakkak korkarım ki, sana Rahmân tarafından bir azap isabet eder de artık şeytana bir yar olmuş olursun.»
Ömer Öngüt = “Babacığım! Doğrusu korkuyorum ki, çok esirgeyici olan Allah'tan sana bir azap gelip çatar da şeytana arkadaş olmuş olursun. ”
Şaban Piriş = Babacığım eğer şeytana dost olarak kalırsan Rahman’dan sana bir azabın dokunmasından korkuyorum.
Sadık Türkmen = Babacığım! Ben Rahmân’ın katından sana, bir azabın dokunmasından korkuyorum. O zaman şeytanın dostu olursun.”
Seyyid Kutub = Ey babacığım, senin Allah'dan gelecek bir azaba çarptırılarak şeytanın dostu olacağından korkuyorum.
Suat Yıldırım = Babacığım, bu gidişle o Rahman’dan bile bir azabın gelip sana dokunacağından ve senin şeytana hemdem olacağından ciddî endişe içindeyim.
Süleyman Ateş = "Babacığım, ben sana Rahmân'dan bir azâbın dokunmasından korkuyorum. O zaman, şeytânın dostu olursun."
Tefhim-ul Kuran = «Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkmaktayım, o zaman şeytanın velisi olursun.»
Ümit Şimşek = 'Babacığım, sana Rahmân'dan bir azap dokunur da şeytana arkadaş olursun diye korkuyorum.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Babacığım, ben sana Rahman'dan bir azap dokunmasından, böylece şeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum!"
İskender Ali Mihr = Ey babacığım, muhakkak ki ben, sana Rahmân’dan azap dokunmasından korkuyorum! O durumda, şeytana velî (dost) olursun.
İlyas Yorulmaz = “Ey Babacığım! Rahmandan sana bir azabın dokunmasından korkuyorum. O zaman şeytanın arkadaşı (velisi) olursun” demişti.
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ آلِهَتِي يَا إِبْراهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنِي مَلِيًّا
Meryem / 46 -
Kâle e râgıbun ente an âlihetî yâ ibrâhîm(ibrâhîmu), lein lem tentehi le ercumenneke vehcurnî meliyyâ(meliyyen).
Diyanet İşleri = Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Atası, ey İbrâhim dedi, benim mâbutlarımdan yüz mü çevirmedesin? Bu işten vazgeçmezsen taşlarım seni, uzun bir zaman görünme, git, bırak beni.
Abdullah Parlıyan = Babası: “Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bu tutumuna bir son vermezsen, seni mutlaka öldüresiye taşa tutarım. Haydi git, bir süre benden uzak dur.”
Adem Uğur = (Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!
Ahmed Hulusi = (Babası) dedi ki: "Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun, İbrahim? Yemin ederim ki eğer vazgeçmezsen, seni mutlaka taşlatarak öldürürüm. . . Uzun müddet benden uzak kal!"
Ahmet Tekin = Babası:'Ey İbrâhim, sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer onları kötülemekten vazgeçmezsen kesinlikle sana kötü söz söyler, seni taşlarım. Uzun bir müddet benden uzak dur.' dedi.
Ahmet Varol = (Babası) dedi ki: 'Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun, ey İbrahim? Eğer (bu tutumuna) son vermezsen andolsun seni taşlarım. Uzun bir süre benden ayrıl.'
Ali Bulaç = (Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git."
Ali Fikri Yavuz = İbrahim’e babası dedi ki: “- Ey İbrahîm! Sen benim ilâhlarımdan (taptığım putlardan) yüz mü çeviriyorsun? Yemin ederim ki, eğer (onlara sövmekten) vaz geçmezsen, seni muhakkak taşla koğar öldürürüm. Uzun bir müddet benden ayrıl, git.”
Ali Ünal = “Ne o İbrahim?” dedi atası: “Yoksa sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bu işten vazgeçmezsen, bilesin ki seni taşlatıp öldürürüm. Şöyle uzun bir müddet buralardan uzak dur, seni gözüm görmesin!”
Bayraktar Bayraklı = Babası, “Ey İbrâhim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun?” dedi. “Eğer vazgeçmezsen andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!”
Bekir Sadak = Babasi: «Ey Ibrahim! Sen benim tanrilarimdan yuz cevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgecmezsen mutlaka seni taslarim; uzun bir sure benden uzaklas git.» dedi.
Celal Yıldırım = Babası ona : Ey İbrahim ! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? And olsun ki bundan vazgeçmezsen elbette seni taşlarım. Uzun bir süre beni terkedip uzaklaş, dedi.
Cemal Külünkoğlu = (Babası) dedi ki: “Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bu tutumundan vazgeçmezsen seni taşa tutarak öldürürüm. Uzun bir süre yanımdan uzaklaş.”
Diyanet İşleri (eski) = Babası: 'Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git.' dedi.
Diyanet Vakfi = Babası dedi ki: “Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer onlara dil uzatmaktan vazgeçmezsen, muhakkak ki seni taşlarım. Uzun süre benden ayrıl git!”
Edip Yüksel = Benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun Ey İbrahim?! Eğer bundan vazgeçmezsen seni elbette kovarım, benden uzun bir müddet ayrıl dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen dedi: benim mabudlarımdan geçmekmi istiyorsun ya İbrahim? yemin ederim ki eğer vazgeçmezsen seni muhakkak recm ederim, hem beni uzun müddet bırak git
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Babası, ona «Ey İbrahim, sen benim taptığım tanrılara sırt mı çeviriyorsun? Eğer bu tutumundan vazgeçmezsen seni taşa tutarak öldürürüm, uzun bir süre yanımdan uzaklaş» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Babası «Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Yemin ederim ki, eğer (onları kötülemekten) vazgeçmezsen, seni muhakkak taşlarım. (gerçekten veya söz ile sana taş atarım). Haydi uzun bir müddet benden uzak ol» dedi.
Gültekin Onan = (Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git."
Harun Yıldırım = (Babası) Demişti ki: «İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre de benden uzaklaş, (bir yerlere) git.»
Hasan Basri Çantay = (Babası) dedi ki: «Ey İbrâhîm, sen benim Tanrılarımdan yüz mü çeviricisin? Andolsun ki vaz geçmezsen seni muhakkak taşlarım. Uzun bir müddet benden ayrıl, git».
Hayrat Neşriyat = Babası dedi: "Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun ey İbrahim! Eğer bu işe son vermezsen, vallahi seni taşlarım. Uzun bir süre uzak kal benden!"
İbni Kesir = Dedi ki: Sen, benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Ey İbrahim, eğer bundan vazgeçmezsen; andolsun ki seni taşlarım, uzun bir müddet benden ayrıl, git.
Kadri Çelik = (Üvey babası) Demişti ki: “İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, şüphesiz seni taşa tutarım; uzun bir süre de benden uzaklaş, (da uzak bir yerlere) git.”
Muhammed Esed = (Babası:) "Ey İbrahim, sen benim tanrılarımdan hoşlanmıyor musun?" dedi, "Eğer bu tutumuna bir son vermezsen, seni mutlaka öldüresiye taşa tutarım! Haydi, şimdi bir süre benden uzak dur!"
Mustafa İslamoğlu = (Babası): "Ey İbrahim! Yoksa sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun?" dedi, "Eğer buna bir son vermezsen, yemin olsun ki seni öldüresiye taşa tutarım! Şimdi gözümün önünden kaybol bakayım!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Azer) Dedi ki: «Ey İbrahim! Yoksa sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin? Andolsun ki, eğer buna nihâyet vermez isen elbette seni taşlarım ve benden uzun bir müddet uzaklaş.»
Ömer Öngüt = Babası dedi ki: “Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer onlara dil uzatmaktan vazgeçmezsen, muhakkak ki seni taşlarım. Uzun süre benden ayrıl git!”
Şaban Piriş = Benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun Ey İbrahim?! Eğer bundan vazgeçmezsen seni elbette kovarım, benden uzun bir müddet ayrıl dedi.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan/tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen muhakkak seni taşa tutarım. Uzunca bir süre benden uzak dur.”
Seyyid Kutub = Babası, ona «Ey İbrahim, sen benim taptığım tanrılara sırt mı çeviriyorsun? Eğer bu tutumundan vazgeçmezsen seni taşa tutarak öldürürüm, uzun bir süre yanımdan uzaklaş» dedi.
Suat Yıldırım = Babası: "İbrâhim, ne o, yoksa sen benim tanrılarıma sırtını mı dönüyorsun? Bu işten vazgeçmezsen mutlaka taşa tutarım seni. Şöyle bir uzun müddet benden uzak dur. Gözüm görmesin seni buralarda!"
Süleyman Ateş = (Babası): "Ey İbrâhim, dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (onlara dil uzatmaktan) vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım. Uzun süre benden ayrıl, git!"
Tefhim-ul Kuran = (Babası) Demişti ki: «İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre de benden uzaklaş, (bir yerlere) git.»
Ümit Şimşek = Babası 'İbrahim,' dedi. 'Yoksa sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen seni taşlarım. Şimdi sen uzunca bir süre benden uzak dur.'
Yaşar Nuri Öztürk = Babası dedi: "Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun ey İbrahim! Eğer bu işe son vermezsen, vallahi seni taşlarım. Uzun bir süre uzak kal benden!"
İskender Ali Mihr = (İbrâhîm (A.S)’ın babası şöyle) dedi: “Ey İbrâhîm! Sen, benim ilâhlarıma rağbet etmiyor musun (kıymet vermiyor musun)? Eğer sen, (bundan) vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım ve uzun müddet benden uzaklaş.”
İlyas Yorulmaz = Babası “Ey İbrahim sen benim ilahlarımdan hoşlanmıyor musun? Eğer ilahlarımıza karşı bu tutumundan vazgeçmezsen, hiç şüphe yok ki seni taşa tutacağım. Şimdi acele olarak benden uzaklaş” dedi.
قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي إِنَّهُ كَانَ بِي حَفِيًّا
Meryem / 47 -
Kâle selâmun aleyk(aleyke), se estagfiru leke rabbî, innehu kâne bî hafiyyâ(hafiyyen).
Diyanet İşleri = İbrahim, şöyle dedi: “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = İbrâhim, esenlik sana dedi, Rabbimden yarlıganmanı dileyeceğim, şüphe yok ki o, pek lûtfeder bana.
Abdullah Parlıyan = İbrahim: “Sana selam olsun!” diye cevap verdi. “Rabbimden seni, bağışlamasını isteyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkardır.
Adem Uğur = İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
Ahmed Hulusi = (İbrahim) dedi ki: "Selâm üzerinde olsun. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Muhakkak ki O, bana çok ikramda bulunandır" dedi.
Ahmet Tekin = İbrâhim:'Selâm sana, selâmette ol. Senin hidayete ermen ve affedilmen için Rabbimden bağışlanma, koruma kalkanına alınma dileyeceğim. O bana karşı çok lütufkârdır.' dedi.
Ahmet Varol = (İbrahim) dedi ki: 'Selâm sana! Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O, bana karşı lütuf sahibidir.
Ali Bulaç = (İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi.
Ali Fikri Yavuz = İbrahim şöyle dedi: “- (Benden sana fenalık gelmez, emniyet ve) selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lütufkârdır.
Ali Ünal = İbrahim, “Madem öyle, hoşça kal!” dedi, “Allah sana sağlık ve afiyet versin. Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. O, bana karşı hep lütufkâr olmuştur.
Bayraktar Bayraklı = İbrâhim, “Selâm sana” dedi. “Rabbimden senin için af dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır.”
Bekir Sadak = Ibrahim soyle cevap verdi: «Sana selam olsun. Senin icin Rabbim'den magrifet dileyecegim, cunku O, bana karsi cok lutufkardir.»
Celal Yıldırım = İbrahim, babasına: Selâm sana, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz ki O benim hakkımda (sizden çok) lütuf ve kerem sahibidir.
Cemal Külünkoğlu = (İbrahim) şöyle dedi: “Selam olsun sana! Senin adına Rabbimden af dileyeceğim. Hiç kuşkusuz benim Rabbim bana karşı lütufkârdır.”
Diyanet İşleri (eski) = İbrahim şöyle cevap verdi: 'Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır.'
Diyanet Vakfi = İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
Edip Yüksel = 'Sana selam (barış) olsun,' dedi, 'Senin bağışlanman için Rabbim'e yalvaracağım; O, bana karşı çok merhametlidir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedi: selâm sana, senin için rabbıma istiğfar edeceğim, çünkü o bana çok lütufkârdır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İbrahim: «Selam sana, senin için Rabbimden af dileyeceğim; çünkü O, bana karşı çok lütufkardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İbrahim şöyle dedi: «Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok lütufkârdır.»
Gültekin Onan = (İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi.
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Selam sana! Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lütufkârdır.”
Hasan Basri Çantay = (İbrâhîm şöyle) dedi: «Üstüne selâmet. Senin için Rabbime istiğfar edeceğim. Çünkü O, bana çok lûtufkârdır».
Hayrat Neşriyat = (İbrâhîm) şöyle dedi: 'Selâm sana! Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünki O, bana karşı çok lütufkârdır.'
İbni Kesir = İbrahim dedi ki: Selam olsun sana, senin için Rabbımdan mağfiret dileyeceğim. Zira O, bana karşı çok lütufkardır.
Kadri Çelik = (İbrahim:) “Selam (esenlik) üzerine olsun! Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim; çünkü O bana pek lütufkârdır” dedi.
Muhammed Esed = (İbrahim:) "Sana selam olsun!" diye cevap verdi, "Rabbimden seni bağışlamasını isteyeceğim: Çünkü O bana karşı hep lütufkar olmuştur.
Mustafa İslamoğlu = (İbrahim): "Sen sağlıcakla kal!" dedi, "Seni bağışlaması için Rabbime yalvaracağım; çünkü O, bana karşı oldukça lütufkardır!
Ömer Nasuhi Bilmen = (Hazret-i İbrahim de) Dedi ki: «Sana selâm olsun. Senin için Rabbime elbette ki istiğfarda bulunacağım, şüphe yok ki, O benim için çok ikram etmektedir.»
Ömer Öngüt = İbrahim: “Sana selâm olsun! Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır. ”
Şaban Piriş = İbrahim: - Selam olsun sana dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Zira o buna çok lütufkardır.
Sadık Türkmen = (İbrahim) “sana selâm olsun” dedi. “Rabbimden senin için bağışlanma dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
Seyyid Kutub = İbrahim, babasına dedi ki; «Esenlik dilerim sana. Senin adına Rabbimden af dileyeceğim, hiç kuşkusuz benim Rabbim lütufkardır.»
Suat Yıldırım = İbrâhim: "Selâmet, esenlik içinde kal, dedi. Rabbimden senin için af dileyeceğim. O gerçekten bana karşı çok lütufkârdır.
Süleyman Ateş = (İbrâhim): "Selâm sana, (esenlik içinde kal), dedi, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lutufkârdır."
Tefhim-ul Kuran = (İbrahim:) «Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O bana pek lütufkârdır» dedi.
Ümit Şimşek = İbrahim 'Sana selâm olsun,' dedi. 'Senin için Rabbimden af dileyeceğim. O bana karşı çok lütufkârdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lütufkârdır."
İskender Ali Mihr = “Sana (senin üzerine) selâm olsun.” dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana (çok) lütufkârdır.
İlyas Yorulmaz = İbrahim babasına “Sana selam olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Çünkü Rabbim bana her zaman lütuflarda bulunmuştur. ”
وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ وَأَدْعُو رَبِّي عَسَى أَلَّا أَكُونَ بِدُعَاء رَبِّي شَقِيًّا
Meryem / 48 -
Ve a’tezilukum ve mâ ted’ûne min dûnillâhi ve ed’û rabbî, asâ ellâ ekûne bi duâi rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
Diyanet İşleri = “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve sizi ve Allah'tan başka kulluk ettiğiniz şeyleri bırakıyor ve Rabbime duâ ediyorum, umarım ki duâmı kabûl eden, mahrûm etmez beni.
Abdullah Parlıyan = Sizden ve sizin Allah'tan başka yalvarıp, yakardığınız şeylerden uzak duracak ve yalnızca Rabbime yalvaracağım. Böylece Rabbime yalvarmakla, sizin gibi bedbaht olmam.”
Adem Uğur = Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.
Ahmed Hulusi = "Sizden de, sizin Allâh dûnundaki yöneldiklerinizden de uzaklaşıp; Rabbime dua ediyorum. Rabbimin yönelişi ile mutsuz sona ermeyeceğimi umarım. "
Ahmet Tekin = 'Sizden de, Allah’ı bırakıp, kulları durumundaki taptığınız, yalvardığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime kulluk, ibadet ve dua ediyorum. Ümit edilir ki, Rabbime yaptığım dualarımda bedbaht olmam, dualarım kabul olur.'
Ahmet Varol = Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan ayrılıyor ve Rabbime dua ediyorum. Umarım ki Rabbime duamda mahrum olmam.'
Ali Bulaç = "Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."
Ali Fikri Yavuz = Ben, sizden ve Allah’dan başka taptıklarınızdan (putlardan) çekilip ayrılırım da, Rabbime dua (ibadet) ederim. Umulur ki Rabbime ibadet etmekle mahrum olmam (yaptığım ibadet, sizin putlara ettiğiniz ibadet gibi boşa çıkmaz.)”
Ali Ünal = “(Ey atam ve ey halkım), şimdi sizden ve Allah’ı bırakıp da ilâhlaştırdığınız ve kendilerine dua edip yalvardığınız her şeyden uzaklaşıyorum; ben, sadece Rabbime dua edip yalvarırım. Ümit ediyorum ki, Rabbime karşı duamda mahrum ve bedbaht olmam.”
Bayraktar Bayraklı = “Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmemle bedbaht olmam.”
Bekir Sadak = «izi Allah'tan baska taptiklarinizla birakip cekilir, Rabbime yalvaririm. Rabbime yalvarisimda mahrum kalmayacagimi umarim.»
Celal Yıldırım = Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime duâ ederim ; umulur ki Rabbıma yapacağım duâ ile bedbaht olmam, (dedi).
Cemal Külünkoğlu = “Sizden ve sizin Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız şeylerden uzak duracak ve (yalnızca) Rabbime yakaracağım. Böylece umulur ki, yakarışım Rabbim tarafından cevapsız bırakılmayacaktır.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım.'
Diyanet Vakfi = Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.
Edip Yüksel = 'Sizden ve ALLAH dışında yalvardıklarınızdan ayrılıyorum. Ben Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yalvarmakla bahtsız olmam.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem sizi Allahdan başka taptıklarınızla bırakıp çekilirim de rabbıma duâ ederim, umulur ki rabbıma duâ ile bedbaht olmam
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla başbaşa bırakıp çekilirim ve Rabbime dua ederim; umarım, Rabbime yaptığım dua sayesinde mutsuz olmam.» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ben, sizden ve Allah'tan başka taptığınız şeylerden çekilip ayrılırım da Rabbime dua (ibadet) ederim. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım.»
Gültekin Onan = "Sizden ve Tanrı'dan başka taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve rabbime dua ediyorum. Umulur ki, rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım."
Harun Yıldırım = “Sizden de Allah’tan başka dua ettiklerinizden de ayrılıyor ve yalnız Rabbime dua ediyorum. Umarım ki Rabbime dua etmekle bahtsız olmam.”
Hasan Basri Çantay = «Sizi ve Allahdan başka tapdıklarınızı bırakıb çekiliyorum. Rabbime düâ ediyorum. Umulur ki Rabbime düâ sayesinde (sizin gibi) bedbaht olmam».
Hayrat Neşriyat = 'Sizden de, Allah’dan başka (kendisine) yalvarıp durduklarınızdan da ayrılıp gidiyor ve (ben) Rabbime duâ ediyorum. Umulur ki (sizin mahrum olduğunuz gibi)Rabbime duâ etmekle mahrûm olmam.'
İbni Kesir = Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı bırakıp çekilirim, Rabbıma yalvarırım. Rabbıma yalvarışımdan ötürü mahrum kalmayacağımı umarım.
Kadri Çelik = “Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve Rabbime dua (ibadet) ediyorum. Umulur ki Rabbime yakarışımla azgın olmam.”
Muhammed Esed = Sizden ve sizin Allah'tan başka yalvarıp yakardığınız şeylerden uzak duracak ve (yalnızca) Rabbime yakaracağım: Böylece umulur ki, yakarışım Rabbim tarafından cevapsız bırakılmayacaktır."
Mustafa İslamoğlu = Artık hem sizden, hem de sizin Allah'ı bırakıp da yalvarıp yakardıklarınızdan uzaklaşacağım; ve (sizin için) Rabbime yalvarmayı sürdüreceğim; umarım, Rabbime duamdan dolayı mahrum olmam.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve sizi ve Allah'tan başka tapındıklarınızı bırakıp çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua ile bedbaht olmam.»
Ömer Öngüt = “Sizden de, Allah'tan başka taptıklarınızdan da uzaklaşıyor ve yalnız Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yalvarmakla bedbaht olmam. ”
Şaban Piriş = Sizden ve sizin Allah’tan başka dua ettiklerinizden uzaklaşıyorum. Ben, Rabbim'e yalvarıyorum. Umulur ki Rabbine dua etmekle bedbaht olmam.
Sadık Türkmen = Ben sizden ve sizin, Allah’tan başka yardıma çağırdıklarınızdan da uzaklaşıyor, yalnız Rabbime yöneliyorum. Umulur ki, Rabbime yönelmekle mahrum olmam.”
Seyyid Kutub = Sizleri, Allah'ı bir yana bırakarak taptığınız putlarla başbaşa bırakarak bir yana çekiliyor ve Allah'a yalvarıyorum. Umuyorum ki, Rabbime yalvarırsam kötü olmaktan kurtulurum.
Suat Yıldırım = "İşte sizi de, sizin Allah’tan başka ibadet ve dua ettiğiniz tanrılarınızı da terkediyorum. Rabbime niyaz edip yalvarıyorum. Rabbime niyaz etmem sayesinde mahrum ve perişan olmayacağımı umuyorum.
Süleyman Ateş = "Sizden de, Allah'tan başka yalvardıklarınızdan da ayrılıyor ve yalnız Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yalvarmakla bahtsız olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam)."
Tefhim-ul Kuran = «Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım.»
Ümit Şimşek = 'Ben sizden de, sizin Allah'tan başka dua ettiklerinizden de uzaklaşıyor ve sadece Rabbime dua ediyorum. Umarım, Rabbime ettiğim dualarımda mahrum kalmam.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sizden de Allah dışındaki yakardıklarınızdan da ayrılıyorum; Rabbime dua edeceğim. Umarım, Rabbime yakarışımla bahtsızlığa düşmem."
İskender Ali Mihr = Ve ben, sizden ve Allah’tan başka dua ettiğiniz şeylerden ayrılıyorum. Ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki (inşaallah), (bu) dualarla ben, Rabbime şâkî olmam.
İlyas Yorulmaz = “Şimdi sizi ve Allah dan başka dua ettiklerinizi terk ediyorum. Rabbime dua ediyorum ki, O na dua etmekle, azgınlık yapıp bedbaht olanlardan olmayacağımı umuyorum” dedi.
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ وَهَبْنَا لَهُ إِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا
Meryem / 49 -
Fe lemmâ’tezelehum ve mâ ya’budûne min dûnillâhi vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb(ya’kûbe) ve kullen cealnâ nebiyyâ(nebiyyen).
Diyanet İşleri = İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onları ve Allah'tan başka kulluk ettikleri şeyleri bırakınca ona İshak'ı ve Yakup'u verdik ve hepsini de peygamber ettik.
Abdullah Parlıyan = Ve böylece İbrahim, onlardan ve onların Allah'ı bırakıpta tapındıkları şeylerden uzaklaşınca O'na İshak'ı ve Yakub'u bahşettik ve bunların hepsini de peygamber yaptık.
Adem Uğur = Nihayet İbrahim onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ'kub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Ahmed Hulusi = (İbrahim) onlardan ve onların Allâh dûnundaki yöneldiklerinden uzaklaşınca, Ona İshak'ı ve Yakup'u hibe ettik. . . Hepsini Nebi oluşturduk!
Ahmet Tekin = İbrâhim, onlardan ve Allah’ın dışında, kulları durumundaki taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir kenara çekildiğinde, biz ona İshak’ı ve Yâkub’u lütfettik. Her birini peygamber olarak görevlendirdik.
Ahmet Varol = Böylece onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrılınca biz ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.
Ali Bulaç = Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
Ali Fikri Yavuz = Ne zaman ki, kâfirleri ve Allah’tan başka taptıklarını, İbrahim terkedip (Babil’den Şam’a) çekildi; biz de ona İshak’ı ve Yakub’u ihsan ettik ve her birini birer Peygamber yaptık.
Ali Ünal = Böylece İbrahim onlardan ve Allah’ı bırakıp da ilâhlaştırdıkları ve kendilerine dua ettikleri her şeyden ayrıldı. Biz de kendisine İshak ve Yakub’u armağan ettik. Onların her birini peygamber kıldık.
Bayraktar Bayraklı = Nihayet İbrâhim, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiğinde, biz ona İshak ve Ya‘kûb'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Bekir Sadak = Ibrahim onlari Allah'tan baska taptiklariyla basbasa birakip cekilince ona shak ve Yakub'u bahsettik ve her birini peygamber yaptik.
Celal Yıldırım = İbrahim onları Allah'tan başka taptıkları şeyle başbaşa bırakıp çekilince, biz ona İshâk ile Yâkub'u bağışladık ve onların herbirini peygamber kıldık.
Cemal Külünkoğlu = Ve böylece, onlardan ve onların Allah'ı bırakıp tapındıkları şeylerden uzaklaşınca, ona İshak'ı ve (torunu) Yakub'u bahşettik ve bunların her birini peygamber yaptık.
Diyanet İşleri (eski) = İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.
Diyanet Vakfi = Nihayet İbrahim onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ'kub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Edip Yüksel = Onları ve ALLAH dışında taptıklarını terkedince ona İshak'ı ve Yakub'u verdik. Hepsini peygamber yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Vaktaki onları ve Allahtan başka taptıklarını bırakıp çekildi, biz de ona İshakı ve Ya'kubu bahşeyledik ve her birini birer Peygamber yaptık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İbrahim, onları ve Allah'tan başka taptıklarını bırakıp çekildiğinde, Biz de ona İshak'ı ve Ya'kub'u ihsan ettik ve her birini bir peygamber yaptık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İbrahim, kavminden ve onların Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden uzaklaşınca, biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u ihsan ettik. Ve hepsini de peygamber yaptık.
Gültekin Onan = Böylelikle, onlardan ve Tanrı'dan başka taptıklarından kopup ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
Harun Yıldırım = Onları ve ALLAH dışında taptıklarını terkedince ona İshak'ı ve Yakub'u verdik. Hepsini peygamber yaptık.
Hasan Basri Çantay = İşte (İbrâhîm) onları ve Allahdan başka tapdıklarını bırakıb çekilince biz ona İshaakı ve Ya'kubu ihsan etdik ve her birini peygamber yapdık.
Hayrat Neşriyat = Nihâyet (İbrâhîm) onlardan ve Allah’dan başka tapmakta olduklarından ayrılıp gidince, ona İshâk’ı ve (torun olarak da) Ya'kub’u ihsân ettik. Herbirini de peygamber yaptık.
İbni Kesir = Onları ve Allah'tan başka taptıklarını bırakıp çekilince; ona İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Ve her birini peygamber yaptık.
Kadri Çelik = Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakub'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
Muhammed Esed = Ve böylece, onlardan ve onların Allah'ı bırakıp tapındıkları şeylerden uzaklaşınca, o'na İshak'ı ve Yakub'u bahşettik ve bunların her ikisini de nebi yaptık;
Mustafa İslamoğlu = En sonunda onlardan ve onların Allah'ı bırakıp da taptıklarından uzaklaşınca, Biz ona İshak ve Yakub'u armağan ettik ve onların her birine de peygamberlik verdik;
Ömer Nasuhi Bilmen = Vaktâ ki onlardan ve Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden çekilip gitti. O'na İshak'ı ve Yakub'u ihsan ettik ve hepsini birer peygamber kıldık.
Ömer Öngüt = Nihayet İbrahim onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden ayrılınca biz ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Şaban Piriş = Onlardan ve Allah’tan başka kulluk ettikleri şeylerden uzaklaşınca, O’na İshak’ı ve Yakub’u bahşettik. Hepsini de peygamber yaptık.
Sadık Türkmen = Böylelikle onları ve onların Allah’ın yanında taptıklarını terkedince, Biz de ona (oğlu) İshak’ı ve (torunu) Yakub’u verdik. Ve her birini (Allah’ın mesajlarını ileten) peygamber kıldık.
Seyyid Kutub = İbrahim, onları taptıkları putlarla başbaşa bırakarak yanlarından ayrılınca kendisine İshak'ı ve Yakub'u bağışladık ve bunların her ikisini de peygamber yaptık.
Suat Yıldırım = Onları ve onların Allah’tan başka taptıkları putları terk edip (Şam’a yerleşince) Biz O’na İshak ile Yâkub’u hediye ettik. Onların her birine peygamberlik verdik.
Süleyman Ateş = İşte onlardan ve onların Allah'tan başka taptıklarından ayrılınca biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Ya'kûb'u armağan ettik ve hepsini de peygamber yaptık.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakub'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
Ümit Şimşek = İbrahim onlardan ve onların Allah'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşınca, Biz de ona İshak ile Yakub'u bağışladık; herbirini de peygamber yaptık.
Yaşar Nuri Öztürk = İbrahim, onlardan ve Allah dışında kulluk ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık ve hepsini peygamber yaptık.
İskender Ali Mihr = Böylece onlardan ve onların Allah’tan başka kul olduğu şeylerden, ayrıldığı zaman ona, İshak ve Yâkub’u hibe ettik (o istemeden bahşettik). Ve hepsini, Nebî (Peygamber) kıldık.
İlyas Yorulmaz = Putperest kavminden ve onların kulluk ettikleri sahte ilahları terk ettikten sonra, Bizde İbrahim’e, İshak’ı ve Yakup’u bağışladık. Onların hepsini peygamber yaptık.
وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا
Meryem / 50 -
Ve vehebnâ lehum min rahmetinâ ve cealnâ lehum lisâne sıdkın aliyyâ(aliyyen).
Diyanet İşleri = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onlara rahmetimizden ihsânlar ettik, gerçek şöhretlerini yaydık, adlarını yücelttik.
Abdullah Parlıyan = Ve onları rahmetimizle ödüllendirdik. Gerçek şöhretlerini yaydık, adlarını yüceltip iyi anılmalarını sağladık.
Adem Uğur = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Ahmed Hulusi = Onlara rahmetimizden hibe ettik ve onlarda Sıddıkiyet (Hakikati yaşayarak tasdik) ilminin yüce anlatım kuvvesini oluşturduk.
Ahmet Tekin = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlara, sadakatle dinimizi tebliğ eden değerli halefler, dillerde güzel bir övgü, haklı ve büyük bir şöhret nasip ettik.
Ahmet Varol = Onlara rahmetimizden lütufta bulunduk ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. [4]
Ali Bulaç = Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Ali Fikri Yavuz = Hem bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik (çokca mal ve evlâd verdik). Hepsine de dillerde (bütün dinlerde) güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Ali Ünal = Onlara rahmetimizden daha pek çok ihsanlarda bulunduk ve dillerde onlar için hayırlı, güzel ve yüce bir nam bıraktık.
Bayraktar Bayraklı = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk, kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Bekir Sadak = Onlara rahmetimizden bagista bulunduk. Onlarin her dilde ustun sekilde anilmalarini sagladik. *
Celal Yıldırım = Onlara rahmetimizden sunduk ve onlar için çok yüce bir doğruluk dili verdik.
Cemal Külünkoğlu = Onları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve onlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık.
Diyanet Vakfi = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Edip Yüksel = Onlara rahmetimizden verdik. Onlara, doğru ve onurlu bir dil bağışladık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik ve hepsine dillerde yüksek bir yad-ı sıdk verdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz, bunlara rahmetimizden lütuflar, ihsanlar ettik ve hepsine dillerde yüksek bir doğruluk şanı verdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz onlara rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Gültekin Onan = Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Harun Yıldırım = Onlara rahmetimizden armağan ettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Hasan Basri Çantay = Bunlara rahmetimizden (peygamberlik, mal ve evlâd) lûtfetdik. Onlar için çok yüce sadâkat dili de verdik.
Hayrat Neşriyat = Ve onlara rahmetimizden ihsanda bulunduk ve kendilerine (nice dillerde) doğru, yüksek bir lisan (güzel bir medihle anılmayı) nasîb ettik.
İbni Kesir = Bunlara rahmetimizden lutfettik. Onlar için yüce bir doğruluk dili verdik
Kadri Çelik = Onlara rahmetimizden bağışladık ve onlar için (halk arasında kendilerini) yücelikle öven bir dil kıldık.
Muhammed Esed = ve o'nları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve o'nlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik.
Mustafa İslamoğlu = dahası onlara rahmetimizi bahşettik; nihayet onları doğruluğun ve hakikatin yüce dili yaptık.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir sena nâsip kıldık.
Ömer Öngüt = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk, onların herkesçe övülüp hayırla yâdedilmelerini sağladık.
Şaban Piriş = Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlara üstün bir doğruluk dili verdik.
Sadık Türkmen = Onlara rahmetimizden armağanlar verdik. Onlara yüce bir doğruluk dili verdik.
Seyyid Kutub = Onlara rahmetimizden pay verdik. Her dilde saygı ile anılmalarını sağladık.
Suat Yıldırım = Onlara rahmetimizden ihsanlarda bulunduk. Onlara dillerde ve dinlerde yüksek ve güzel bir nam bıraktık.
Süleyman Ateş = Onlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Tefhim-ul Kuran = Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Ümit Şimşek = Onlara rahmetimizden lütfettik ve arkalarında güzel ve şerefli bir nam bıraktık.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doğruluk dili oluşturduk.
İskender Ali Mihr = Ve onlara, rahmetimizden bahşettik (karşılıksız verdik). Ve onları (Hz. İbrâhîm ve oğullarını), (bütün) dillerde (lisanlarda) sadık ve âlî (üstün, yüce) kıldık.
İlyas Yorulmaz = Onlara rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve konuşmalarını en doğru şekilde yapanlardan sağladık.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا
Meryem / 51 -
Vezkur fîl kitâbi mûsâ, innehu kâne muhlesan ve kâne resûlen nebiyyâ(nebiyyen).
Diyanet İşleri = Kitap’ta, Mûsâ’yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resûl, bir nebî idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kitapta Mûsâ'yı da an; şüphe yok ki o, ihlâsa mazhar olmuş şeriat sâhibi bir peygamberdi.
Abdullah Parlıyan = Ve kitapta Mûsa'yı da hatırla, Musa'dan da söz et. Doğrusu O, ihlas sahibi idi. Hem elçi, hem de peygamberdi.
Adem Uğur = (Resûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem resûl, hem de nebî idi.
Ahmed Hulusi = Gelen BİLGİ içinde Musa'yı da hatırlat (zikret). . . Muhakkak ki O muhlas (Allâh'a kulluğunun farkındalığında olan, seçilmiş) idi; Rasûldü, Nebiydi.
Ahmet Tekin = Mûsâ ile ilgili kitapta, Kur’ân’da zikredilenleri insanlara anlat: Gerçekten o ihlâs sahibi bir kuldu. Hem Rasul, hem de nebi idi.
Ahmet Varol = Kitap'ta Musa'yı da an. Şüphesiz o ihlasa erdirilmiş biriydi ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Ali Bulaç = Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
Ali Fikri Yavuz = Kur’an’da Mûsa’yı da an; çünkü o, ihlâs sahibi idi ve İsrail Oğullarına gönderilmiş bir Peygamberdi.
Ali Ünal = Kitap’ta şimdi de Musa’dan söz et. Gerçekten O, bizzat Allah tarafından seçilip ihlâsa erdirilmiş bir kuldu; büyük bir rasûl ve nebî idi.
Bayraktar Bayraklı = Kitapta Mûsâ'yı da an! Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem rasûl hem de nebî idi.[310]
Bekir Sadak = Kitap'da Musa'ya dair anlattiklarimizi da an. O seckin kilinmis bir insan, tarafimizdan gonderilmis bir peygamberdi.
Celal Yıldırım = Kitapta Musa'yı da an. Şüphesiz ki o, (Tevhîd Dininde) samimi ve katıksız İdi ve o bir resul bir nebî İdi.
Cemal Külünkoğlu = Kitapta (Kur'an'da) Musa (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! O da tarafımızdan seçilerek gönderilmiş bir peygamberdi.
Diyanet İşleri (eski) = Kitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem resûl, hem de nebî idi.
Edip Yüksel = Kitapta Musa'yı an. O kendini tümüyle adayan biriydi. Peygamber olan bir elçiydi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kitabda Musâyı da an, çünkü o bir muhlis idi ve bir Resul bir Peygamber idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kitapta Musa'yı da an, çünkü O, ihlaslı idi ve bir elçi, bir peygamber idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kur'ân'da Musa'yı da an; Şüphesiz ki o, ihlaslı bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Gültekin Onan = Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
Harun Yıldırım = Kitap’ta Musa’yı da an. Çünkü o ihlasa erdirilmiş bir rasul ve bir nebi idi.
Hasan Basri Çantay = Kitabda Musâyi da an. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş (bir zât) di. Resul bir peygamberdi.
Hayrat Neşriyat = (Ey Habîbim!) Kitab’da Mûsâ’yı da an! Çünki o, ihlâsa erdirilmiş bir kimse idi ve bir resûl, bir nebî idi.
İbni Kesir = Kitab'da Musa'yı da an. Muhakkak ki o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Kadri Çelik = Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Muhammed Esed = Ve bu kitapta Musa'yı da an. Doğrusu, o da seçilmiş biriydi. (Allah'ın) haberci elçilerindendi.
Mustafa İslamoğlu = Bu kitapta Musa'yı da gündeme taşı! Gerçekten o da müstesna ve seçkin biriydi; o da vahiy yoluyla haber alan elçilerdendi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve kitapta Mûsa'yı da yâd et. Şüphe yok ki, o ihlâs ile muttasıf idi ve bir resûl, bir nebi olmuş idi.
Ömer Öngüt = Resulüm! Kitap'ta Musa'ya dair anlattıklarımızı da an! O seçkin kılınmış hâlis bir insan ve tarafımızdan gönderilmiş (resul) bir peygamberdi.
Şaban Piriş = -Kitapta Musa’yı da an. O , ihlas sahibi idi. Ve peygamber olarak gönderilmişti.
Sadık Türkmen = Kitap’tamusa’yi da zikret. Şüphesiz o temizlenmiş ve gönderilmiş (elçilerimizden) bir peygamber/nebi idi.
Seyyid Kutub = Bu kitapta Musa hakkında anlattıklarımızı da hatırla. O tarafımızdan seçilerek gönderilmiş bir peygamberdi.
Suat Yıldırım = Kitapta Mûsâ’yı da an. Gerçekten O Allah tarafından ihlâsa erdirilen bir kul idi, resul ve nebî idi.
Süleyman Ateş = Kitapta Mûsâ'yı da an, çünkü o, içi temiz (bir insan)dı ve elçi bir peygamberdi.
Tefhim-ul Kuran = Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
Ümit Şimşek = Kitapta Musa'yı da an. O da ihlâsa erdirilmiş bir kul, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Kitap'ta Mûsa'yı da an. Çünkü o, içtenlik ve dürüstlüğe erdirilmişti ve o bir resul, bir peygamberdi.
İskender Ali Mihr = Kitap’ta Musa (A.S)’ı da zikret. Muhakkak ki O, muhlis ve Nebî (Peygamber) Resûl idi.
İlyas Yorulmaz = Kitapta Musa’yı da an. Musa Rabbine çok içten kulluk eden bir elçi ve peygamberdi.
وَنَادَيْنَاهُ مِن جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا
Meryem / 52 -
Ve nâdeynâhu min cânibit tûril eymeni ve karrabnâhu neciyyâ(neciyyen).
Diyanet İşleri = Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ona, Tûr'un sağ yanından nidâ ettik, bizimle konuşmak üzere tapımıza yaklaştırdık onu.
Abdullah Parlıyan = O'na Tûr Dağının sağ tarafından seslenmiş, konuşmak için kendimize yaklaştırmıştık.
Adem Uğur = Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.
Ahmed Hulusi = Ona Tur'un sağ tarafından (benliğinin sağ yanı, hakikatinden) nida ettik ve Onu neciy olarak (hakikatinin seslenişini duyacağı makama) kurb makamına erdirdik.
Ahmet Tekin = Mûsâ’ya Tur’un sağ tarafından seslendik. Fısıldaşan kimse kadar onu kendimize yaklaştırdık.
Ahmet Varol = Biz ona Tur'un sağ yanından seslendik ve onu özel konuşma için yaklaştırdık.
Ali Bulaç = Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
Ali Fikri Yavuz = Biz Mûsa’ya Tûr dağı yanında, sağ tarafından nida ettik; ve münacat ettiği halde kendisine yüksek mertebe verdik.
Ali Ünal = Biz O’na Tur Dağı’nın sağ tarafından seslenmiş ve kendisiyle hususi konuşmak üzere O’nu huzurumuza almıştık.
Bayraktar Bayraklı = Ona Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve onu fısıldaşırcasına kendimize yaklaştırdık.
Bekir Sadak = Ona Tur'un sag yanindan seslenmis ve konusmak icin onu yaklastirmistik.
Celal Yıldırım = Ona Tûr dağının sağ tarafından seslenmiş, konuşmak için onu yaklaştırmıştık.
Cemal Külünkoğlu = Hani ona Tur Dağı'nın sağ yamacından seslenmiş ve kendisiyle özel olarak konuşmak için onu (kendimize) yaklaştırmıştık.
Diyanet İşleri (eski) = Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık.
Diyanet Vakfi = Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.
Edip Yüksel = Ona Tur dağının sağ tarafından seslendik. Konuşmak için onu yaklaştırdık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem ona Tûrun canibi eymeninden nidâ ettik, hem de onu makamı münacatta mertebei kurbe erdirdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz hem ona Tur'un sağ tarafından seslendik hem de onu yakarış makamında yakınlık mertebesine erdirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz ona Tur dağının sağ yanından seslendik ve onu hususi bir konuşmada bulunmak üzere kendimize yaklaştırdık.
Gültekin Onan = Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
Harun Yıldırım = Ona Tûr’un sağ yanından seslendik ve gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
Hasan Basri Çantay = Biz onu «Tuur» un sağ yanından nida etdik. Onu çok münâcat eden bir kimse olarak yaklaşdırdık.
Hayrat Neşriyat = Ona Tûr’un sağ tarafından seslendik ve (o sessizce Rabbine) yalvaran bir kimse olduğu hâlde onu (kendimize) yaklaştırdık.
İbni Kesir = Ona Tur'un sağ yanından seslendik. Ve onu gizlice söyleşmek için yaklaştırdık.
Kadri Çelik = Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
Muhammed Esed = Hani o'na Sina Dağı'nın sağ yamacından seslenmiş ve o'nu gizemsel bir konuşma için (kendimize) yaklaştırmıştık;
Mustafa İslamoğlu = Hani, onu (Sina) Dağı'nın sağ tarafından nida etmiş ve onu bir özge söyleşi için vahyimize yaklaştırmıştık.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve o'na Tûr'un sağ tarafından nidâ ettik ve onu münacaat eder bir halde yaklaştırdık.
Ömer Öngüt = Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve hususi bir konuşmada bulunmak için onu yaklaştırmıştık.
Şaban Piriş = O’na Tur’un sağ yanından seslenmiştik. Samimi olarak söyleşmek için onu yaklaştırmıştık.
Sadık Türkmen = Ona tûr’un (Sina Dağı’nın) sağ tarafından seslendik ve özel konuşmak için onu yaklaştırdık.
Seyyid Kutub = Ona Tur'un sağ yanından seslendik ve kendisi ile özel olarak konuşmak için onu yakınımıza getirdik.
Suat Yıldırım = Hani ona Tur’un sağ tarafından seslenmiş ve özel konuşma için onu huzurumuza almıştık.
Süleyman Ateş = Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, özel konuşmak için (kendimize) yaklaştırdık.
Tefhim-ul Kuran = Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
Ümit Şimşek = Ona Tûr'un sağ tarafından seslenmiş ve Bizimle doğrudan konuşması için onu huzurumuza almıştık.
Yaşar Nuri Öztürk = Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik. Onu, fısıldaşan kimse kadar yaklaştırdık.
İskender Ali Mihr = Ve Tur’un sağ tarafından ona seslendik. Ve onu, söyleşmek (vahyetmek) için yaklaştırdık.
İlyas Yorulmaz = Biz Musa’ya dağın sağ tarafından seslenmiştik ve o nu konuşmak için yakınlaştırmıştık.
وَوَهَبْنَا لَهُ مِن رَّحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيًّا
Meryem / 53 -
Ve vehebnâ lehu min rahmetinâ ehâhu hârûne nebiyyâ(nebiyyen).
Diyanet İşleri = Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn’u bir nebî olarak kendisine bahşettik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rahmetimizden bir lütuf olarak kardeşi Hârûn'u da peygamber ettik.
Abdullah Parlıyan = Rahmetimizin bir neticesi olarak, kardeşi Harun'u da peygamber olarak O'na bağışladık.
Adem Uğur = Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik.
Ahmed Hulusi = Rahmetimizden, Ona kardeşi Harun'u Nebi olarak hibe ettik.
Ahmet Tekin = Ona da, kardeşi Hârûn’u, tarafımızdan bir rahmet ve bir peygamber olarak armağan ettik.
Ahmet Varol = Rahmetimizden bir lütuf olarak kardeşi Hârûn'u da peygamber ettik.
Ali Bulaç = Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik.
Ali Fikri Yavuz = Rahmetimizden de ona, kardeşi Harûn’u bir peygamber olarak ihsan eyledik.
Ali Ünal = Kardeşi Harun’u da nebî ve yardımcı olarak lütf u keremimizden O’na ihsan etmiştik.
Bayraktar Bayraklı = Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Hârûn'u da bir peygamber olarak bahşettik.
Bekir Sadak = Rahmetimizden, kardesi Harun'u bir peygamber olarak ona bagisladik.
Celal Yıldırım = Ve rahmetimizden kardeşi Harun'u peygamber olarak ona (bir rahmet bağışı olarak) verdik.
Cemal Külünkoğlu = Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan etmiştik.
Diyanet İşleri (eski) = Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık.
Diyanet Vakfi = Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik.
Edip Yüksel = Katımızdan bir rahmet olarak kardeşi Harun'u kendisine peygamber olarak armağan ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve rahmetimizden ona biraderi Harûnu da bir Peygamber olarak ihsan eyledik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak ona lutfettik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Rahmetimizden de ona, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ihsan eyledik.
Gültekin Onan = Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik.
Harun Yıldırım = Ona rahmetimizden kardeşi Harun’u nebi olarak bağışladık.
Hasan Basri Çantay = Onu, rahmetimiz cümlesinden, biraderi Hârunu da bir peygamber olarak ihsan etdik.
Hayrat Neşriyat = Ve ona rahmetimizden, kardeşi Hârûn’u, bir peygamber (ve bir yardımcı) olarakihsân ettik.
İbni Kesir = Ve rahmetimizden ötürü ona; kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak bağışladık.
Kadri Çelik = Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik.
Muhammed Esed = ve o'na bahşettiğimiz rahmetin bir devamı olarak, kardeşi Harun'u da (o'nunla beraber) haberci kılmıştık.
Mustafa İslamoğlu = ve ona rahmetimizin bir nişanesi olsun için, kardeşi Harun'u peygamber kılarak (yardımcı) yapmıştık.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve ona rahmetimizden olarak kardeşi Harûn'u bir nebi olmak üzere ihsan ettik.
Ömer Öngüt = Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık.
Şaban Piriş = O’na rahmetimizin (bir eseri olarak) Kardeşi Harun’u Peygamber olarak bağışlamıştık.
Sadık Türkmen = Rahmetimizden dolayı, ona kardeşi Harun’u da bir elçi olarak armağan ettik.
Seyyid Kutub = Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun'u peygamber olarak armağan ettik.
Suat Yıldırım = Ve rahmet ve keremimizden, kardeşi Harun’u da nebî olarak ona ihsan etmiştik.
Süleyman Ateş = Ona, acıdığımızdan dolayı kardeşi Hârûn'u da peygamber olarak armağan ettik.
Tefhim-ul Kuran = Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygaber olarak armağan ettik.
Ümit Şimşek = Ona, rahmetimizin eseri olarak, kardeşi Harun'u peygamber olarak vermiştik.
Yaşar Nuri Öztürk = Rahmetimizden ona kardeşi Hârun'u bir peygamber olarak armağan ettik.
İskender Ali Mihr = Ve ona, rahmetimizden kardeşi Harun (A.S)’ı Nebî (Peygamber) olarak bahşettik.
İlyas Yorulmaz = Rahmetimizden Musa’ya destek olması için, kardeşi Harun’u peygamber yaptık.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا
Meryem / 54 -
Vezkur fîl kitâbi ismâîle innehu kâne sâdıkal va’di ve kâne resûlen nebiyyâ(nebiyyen).
Diyanet İşleri = Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kitapta İsmâîl'i de an; şüphe yok ki o, vaadinde gerçekti ve insanlara gönderilmiş olan bir peygamberdi.
Abdullah Parlıyan = Gelen BİLGİ içinde İsmail'i de hatırla (zikret). . . Muhakkak ki O sadık-ul va'd (Allâh'a kulluğundan gâfil olmayacağı vaadine sadık) ve Rasûl idi, Nebi idi.
Adem Uğur = (Resûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî idi.
Ahmed Hulusi = Gelen BİLGİ içinde İsmail'i de hatırla (zikret). . . Muhakkak ki O sadık-ul va'd (Allâh'a kulluğundan gâfil olmayacağı vaadine sadık) ve Rasûl idi, Nebi idi.
Ahmet Tekin = İsmâil ile ilgili kitapta, Kur’ân’da zikredilenleri insanlara anlat. O va’dine sadık bir kuldu. Bir Rasul, bir nebi idi.
Ahmet Varol = Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o sözünde duran biriydi ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Ali Bulaç = Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
Ali Fikri Yavuz = Kur’ân’da İsmaîl’i de an; çünkü o, vaadinde sadıktı ve kavmine gönderilmiş bir peygamberdi.
Ali Ünal = Kitap’ta İsmail’i de an. O, sözüne sadık bir insandı; rasûldü, nebî idi.
Bayraktar Bayraklı = Kitapta İsmâil'i de an!. Gerçekten o, sözüne sâdıktı. Rasûl ve nebî idi.[311]
Bekir Sadak = Kitap'da smail'e dair anlattiklarimizi da an. Cunku o sozunde dogru bir kimse idi, tarafimizdan gonderilmis bir peygamberdi.
Celal Yıldırım = Kitapta İsmail'i de an. Doğrusu o sözünde sâdık bir kimse; (aynı zamanda) bir resul ve nebî idi.
Cemal Külünkoğlu = Kitapta (Kur'an'da) İsmail (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! O sözünün eri idi ve tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
Diyanet İşleri (eski) = Kitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî idi.
Edip Yüksel = Kitapta İsmail'i an. O sözünde duran biriydi. Aynı zamanda peygamber olan bir elçiydi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kitabda İsmaili de an, çünkü o cidden va'dinde sadık idi, ve bir Resul, bir Peygamber idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kitapta İsmail'i de an; çünkü o cidden va'dinde sadık bir kimse idi, bir Resul, bir peygamber idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Gültekin Onan = Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, vaadinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
Harun Yıldırım = Kitap’ta İsmail’i de an. Çünkü o doğru sözlü bir rasul ve bir nebi idi.
Hasan Basri Çantay = Kitabda İsmâîli de yâdet. Çünkü o, va'dinde saadıkdı, resul bir peygamberdi.
Hayrat Neşriyat = (Habîbim, yâ Muhammed!) Kitab’da İsmâîl’i de an! Çünki o, sözünde duran bir kimse idi ve bir resûl, bir nebî idi.
İbni Kesir = Kitab'da İsmail'i de an. Muhakkak ki o, vaadine sadık idi ve katımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
Kadri Çelik = Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, vaadinde doğruydu ve gönderilmiş bir peygamberdi.
Muhammed Esed = Ve bu kitapta İsmail'i de an. Doğrusu, o da her zaman sözünde duran biriydi; bir elçi, bir nebiydi.
Mustafa İslamoğlu = Bu kitapta İsmail'i de gündeme taşı! Şu bir gerçek ki, o da sözü özü doğru biriydi; ve bir haberci, bir peygamberdi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve kitapta İsmail'i de an, şüphe yok ki, o vaadinde sâdık idi ve bir resûl, bir nebi idi.
Ömer Öngüt = Resulüm! Kitap'ta İsmail'i de an! Çünkü o sâdık idi ve tarafımızdan gönderilmiş (resul) bir peygamberdi.
Şaban Piriş = -Kitapta İsmail’i de an. O, sözüne sadıktı. Peygamber olarak gönderilmişti.
Sadık Türkmen = Kitap’ta ismail’i de oku! Şüphesiz o, sözünde duran birisi idi. Gönderilmiş bir elçi idi.
Seyyid Kutub = Bu Kitapta İsmail hakkında anlattıklarımızı da hatırla. O sözünün eri idi ve tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
Suat Yıldırım = Kitapta İsmâil’i de an. Gerçekten o, verdiği sözü yerine getiren biri idi. Resul ve nebî idi.
Süleyman Ateş = Kitapta İsmâ'il'i de an. Çünkü o sözünde duran, elçi bir peygamberdi.
Tefhim-ul Kuran = Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
Ümit Şimşek = Kitapta İsmail'i de an. O sözünde sadık idi ve Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o, vaadinde sadıktı; bir resuldü, bir peygamberdi.
İskender Ali Mihr = Ve Kitap’ta İsmail (A.S)’ı (da) zikret. Çünkü O, vaadine sadıktı ve O, Nebî Resûl’dü.
İlyas Yorulmaz = Kitapta İsmail’i de an. Peygamber ve elçi olarak, verdiği sözü yerine getiren birisiydi.
وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُ بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِ مَرْضِيًّا
Meryem / 55 -
Ve kâne ye’muru ehlehu bis salâti vez zekâti ve kâne inde rabbihî mardıyyâ(mardıyyen).
Diyanet İşleri = Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabb’inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ehline, ayâline namaz kılmalarını, zekât vermelerini emrederdi, Rabbinin katından da rızâsını kazananlardandı.
Abdullah Parlıyan = Toplumuna namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi ve Rabbinin katında da hoşnutluk kazanmıştı.
Adem Uğur = Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.
Ahmed Hulusi = Ailesine salâtı yaşamayı ve sâfiyeti emrederdi. Rabbinin indînde mardiye (şuurunda - tecelli-i sıfat) idi.
Ahmet Tekin = Ailesine, akrabalarına, halkına namaz kılmayı öğretiyor, namazı muntazam kılabilecekleri, vicdanı, serveti, sosyal bünyeyi arındıran, berekete vesile olan zekâtı tahsil edebilecekleri, gerekli yerlere harcayabilecekleri bir düzen kuruyor, namazı kılmalarını ve zekâtı vermelerini emrediyor, onlara rehberlik, imamlık ediyordu. Rabbinin katında rızasını kazanma mertebesine ermişti.
Ahmet Varol = Halkına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında da kendinden razı olunmuş biriydi.
Ali Bulaç = Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.
Ali Fikri Yavuz = Ümmetine de namaz kılmayı, zekât vermeyi emrederdi ve Rabbi katında rızaya kavuşmuştu.
Ali Ünal = Ailesi başta olmak üzere halkına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbi katında rıza mertebesine ulaşmış bir zattı.
Bayraktar Bayraklı = Ailesine/halkına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbi katında da hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.
Bekir Sadak = Cevresinde bulunanlara namaz kilmalarini, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katinda hosnudluga ermisti.
Celal Yıldırım = Ailesine ve yakınlarına namaz ve zekât ile emrederdi ve o, Rabbinin yanında beğenilmiş, hoşnutluğa erişmişti.
Cemal Külünkoğlu = Ailesine ve yakınlarına namazı ve zekâtı emrederdi. Ve o, Rabbinin yanında beğenilmiş, hoşnutluğa erişmişti.
Diyanet İşleri (eski) = Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
Diyanet Vakfi = Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.
Edip Yüksel = Ailesine namazı gözetmeyi ve zekatı vermeyi emrederdi. Rabbi tarafından beğenilmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve hanedanına namaz ve zekât ile emrederdi ve rabbının ındinde merdıyy idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ailesine namaz ve zekat emrederdi ve Rabbi katında hoşnutluğa ermişti.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
Gültekin Onan = Ehline, namazı ve zekatı buyuruyordu ve o, rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.
Harun Yıldırım = Ehline namazı ve zekâtı emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunandı.
Hasan Basri Çantay = Kavmine namaz (kılmayı), zekât (vermeyi) emr ederdi. Rabbi nezdinde rızâya ermişdi o.
Hayrat Neşriyat = Ehline (ve ümmetine) namazı ve zekâtı emrederdi; hem Rabbisinin katında rızâya mazhar olmuş bir kimse idi.
İbni Kesir = Kavmine namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbının katında hoşnudluğu ermişti.
Kadri Çelik = Halkına, namazı ve zekâtı emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunandı.
Muhammed Esed = Ve halkına salatı ve zekatı emrederdi; ve o da Rabbinin katında hoşnutluk kazanmıştı.
Mustafa İslamoğlu = Ve yakınlarına Allah davasına destek vermeyi ve arınmak için ödenmesi gereken bedeli ödemeyi emrederdi; ve o da Rabbi katında hatırı sayılan biriydi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve hanedanına namaz ile ve zekât ile emrederdi ve Rabbinin indinde rızaya nâil olmuştu.
Ömer Öngüt = Âilesine ve yakınlarına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin nezdinde beğenilmiş, hoşnutluğa ermişti.
Şaban Piriş = Ailesine namazı ve zekatı emrederdi. Rabbinin yanında kendisinden hoşnut olunan birisiydi.
Sadık Türkmen = Ailesine namaz kılmayı ve zekât vermeyi söylerdi. O, Rabbi katında razı olunmuş idi.
Seyyid Kutub = O yakınlarına namaz kılmayı ve zekât vermeyi emrederdi. O Rabbinin hoşnutluğunu kazanmış bir kişi idi.
Suat Yıldırım = Halkına namazı ve zekâtı tavsiye ederdi. Rabbinin râzı olduğu biri idi.
Süleyman Ateş = Halkına namaz kılmayı, zekât vermeyi emrederdi. Rabbi yanında beğenilmişti.
Tefhim-ul Kuran = Halkına, namazı ve zekâtı emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan) dı.
Ümit Şimşek = Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbinin katında da rızaya erişmişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Ailesine namazı, zekâtı emrederdi. Rabbi katında hoşnutluk kazanmış bir kişiydi.
İskender Ali Mihr = Ve o, ehline (halkına ve ailesine) namazı ve zekâtı emrediyordu. Ve o, Rabbinin katında razı olunmuşlardandı.
İlyas Yorulmaz = Ailesine namaz kılmayı ve zekatı vermeyi emrederdi. O, Rabbinin razı olduğu bir kuldu.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِدْرِيسَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
Meryem / 56 -
Vezkur fîl kitâbi idrîse innehu kâne sıddîkan nebiyyâ(nebiyyen).
Diyanet İşleri = Kitap’ta İdris’i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebî idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = An kitapta İdrîs'i de; şüphe yok ki o çok gerçek bir peygamberdi.
Abdullah Parlıyan = Kitapta İdris'i de an, hatırla ve örnek şahsiyet olarak kabul et ve başkalarına da duyur. O da özü sözü doğru olan biriydi, bir peygamberdi.
Adem Uğur = Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.
Ahmed Hulusi = Gelen BİLGİ içinde İdris'i de hatırlat (zikret). . . Hakikaten O Sıddık idi, Nebi idi.
Ahmet Tekin = İdris ile ilgili, kitapta, Kur’ân’da zikredilenleri insanlara anlat. O özü sözü doğru, doğruluk sembolü bir peygamberdi.
Ahmet Varol = Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o çok doğru bir peygamberdi.
Ali Bulaç = Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
Ali Fikri Yavuz = Kitabta İdrîs’i de an; çünkü o, çok sadık bir Peygamberdi.
Ali Ünal = Kitap’ta İdris’i de zikret. Doğrusu O da, özüsözü dosdoğru bir insandı, bir nebî idi.
Bayraktar Bayraklı = Kitapta İdrîs'i de an.!Gerçekten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.
Bekir Sadak = Kitap'da Idris'i de zikret, cunku o dosdogru bir peygamberdi.
Celal Yıldırım = Kitapta İdrîs'i de an. Doğrusu o, doğruluğun timsali bir peygamberdi.
Cemal Külünkoğlu = Kitapta (Kur'an'da) İdris (hakkında anlattıklarımızı da) hatırla! O son derece doğru sözlü ve dürüst bir peygamberdi.
Diyanet İşleri (eski) = Kitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi.
Diyanet Vakfi = Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.
Edip Yüksel = Kitapta İdris'i an. O peygamber olan bir doğrucu idi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kitabda İdrisi de an, çünkü o bir sıddık, bir Peygamber idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kitapta İdris'i de an; çünkü o, dosdoğru biri, bir peygamber idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kitapta İdris'i de an; çünkü o, çok sadık (özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.
Gültekin Onan = Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
Harun Yıldırım = Kitap’ta İdris’i de an. Çünkü o doğru bir nebi idi.
Hasan Basri Çantay = Kitabda İdrîsi de an. Çünkü o çok saadık bir peygamberdi.
Hayrat Neşriyat = (Ey Resûlüm!) Kitab’da İdrîs’i de an! Çünki o, çok doğru bir kimse, bir peygamber idi.
İbni Kesir = Kitab'da İdris'i de an. Muhakkak ki o, dosdoğru bir peygamberdi.
Kadri Çelik = Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
Muhammed Esed = Ve bu kitapta İdris'i de an. O da özü sözü doğru olan biriydi; bir nebiydi.
Mustafa İslamoğlu = Bu kitapta İdris'i de gündeme taşı! Elbet o da doğruluk ve dürüstlük abidesiydi, (yani) bir peygamberdi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve kitapta İdris'i de zikret. Şüphe yok ki o, bir sıddık, bir peygamber idi.
Ömer Öngüt = Kitap'ta İdris'i de an! Çünkü o sâdık bir peygamberdi.
Şaban Piriş = -Kitapta İdris'i de an. O, çok dürüst bir peygamberdi.
Sadık Türkmen = Kitap’ta idris’i de zikret! Şüphesiz o, çok doğru bir elçiydi.
Seyyid Kutub = Bu Kitapta İdris hakkında anlattıklarımızı da hatırla o son derece doğru sözlü ve dürüst bir peygamberdi.
Suat Yıldırım = Kitapta İdris’i de an. Gerçekten o da doğruluğun timsali biri idi, bir nebî idi.
Süleyman Ateş = Kitapta İdris'i de an: Çünkü o, çok doğru bir peygamberdi.
Tefhim-ul Kuran = Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi.
Ümit Şimşek = Kitapta İdris'i de an. O da özü sözü doğru bir peygamberdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, özü sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.
İskender Ali Mihr = Ve Kitap’ta İdris (A.S)’ı (da) zikret. Muhakkak ki O, sadık bir Nebî (Peygamber) idi.
İlyas Yorulmaz = Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o her fırsatta Rabbini doğrulayan bir peygamberdi.
وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا
Meryem / 57 -
Ve rafa’nâhu mekânen aliyyâ(aliyyen).
Diyanet İşleri = Onu yüce bir makama yükselttik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Biz onu pek yüce bir mevkie yükselttik.
Abdullah Parlıyan = Biz O'nu, pek yüce bir konuma yükseltmiştik.
Adem Uğur = Onu üstün bir makama yücelttik.
Ahmed Hulusi = Biz Onu yücelik makamına yükselttik!
Ahmet Tekin = Biz onu yüce bir makama yükselttik.
Ahmet Varol = Biz onu yüce bir yere yükselttik.
Ali Bulaç = Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik.
Ali Fikri Yavuz = Biz onu yüce bir mevkiye (göklere veya Cennet’e) yükselttik.
Ali Ünal = Biz O’na yüce bir makam verdik ve O’nu yüce bir mekâna yükselttik.
Bayraktar Bayraklı = Onu yüce bir makama yüceltmiştik.
Bekir Sadak = Biz onu yuce bir yere yukselttik.
Celal Yıldırım = Biz onu yüce bir yere yükselttik.
Cemal Külünkoğlu = Ve Biz onu da yüce bir makama yükseltmiştik.
Diyanet İşleri (eski) = Biz onu yüce bir yere yükselttik.
Diyanet Vakfi = Onu üstün bir makama yücelttik.
Edip Yüksel = Onu yüce bir makama yükselttik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve biz onu yüksek bir mekâna ref'ettik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve Biz onu yüce bir yere yükselttik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz onu yüce bir yere yükselttik.
Gültekin Onan = Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik.
Harun Yıldırım = Biz onu yüce bir mekâna yükselttik.
Hasan Basri Çantay = Biz onu pek yüce bir yere yükseltdik.
Hayrat Neşriyat = Ve (biz) onu yüce bir makama yükselttik.
İbni Kesir = Onu yüce bir yere yükselttik.
Kadri Çelik = Biz onu yüce bir konuma yükseltmiştik.
Muhammed Esed = Ve Biz o'nu da yüce bir konuma yükseltmiştik.
Mustafa İslamoğlu = Ve biz ona da yüce bir konum bahşetmiştik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onu yüksek bir makama kaldırdık.
Ömer Öngüt = Biz onu yüce bir yere yükseltmiştik.
Şaban Piriş = Biz onu üstün bir mevkiye yükseltmiştik.
Sadık Türkmen = Biz de onu yüksekçe bir yere çıkardık.
Seyyid Kutub = Onu yüce bir konuma çıkarmıştık.
Suat Yıldırım = Biz onu üstün bir makama yücelttik.
Süleyman Ateş = Onu yüce bir yere yükseltmiştik.
Tefhim-ul Kuran = Biz onu yüce bir mekân (makam) a yükseltmiştik.
Ümit Şimşek = Biz O'nu, pek yüce bir konuma yükseltmiştik.
Yaşar Nuri Öztürk = Onu yüce bir mekâna yükselttik.
İskender Ali Mihr = Ve onu, yüce bir mekâna (makama, cennete) yükselttik.
İlyas Yorulmaz = İdris’i çok yüce makamlara yükselttik.
أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ مِن ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَن خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا*
Meryem / 58 -
Ulâikellezîne en’amallâhu aleyhim minen nebiyyîne min zurriyyeti âdeme ve mimmen hamelnâ mea nûhin ve min zurriyyeti ibrâhîme ve isrâîle ve mimmen hedeynâ vectebeynâ, izâ tutlâ aleyhim âyâtur rahmâni harrû succeden ve bukiyyâ(bukiyyen). (SECDE ÂYETİ)
Diyanet İşleri = İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = İşte bunlar, Âdem soyundan, Nûh'la berâber gemiye yüklediklerimizin soylarından, İbrâhim'in ve İsrâil'in soylarından gelen ve Allah tarafından kendilerine nîmetler ihsân edilen peygamberlerdendir, doğru yola sevk ettiğimiz ve seçtiğimiz kişilerdendir. Rahmânın âyetleri, onlara okundu mu ağlaya ağlaya hemen secdeye kapanırlardı.
Abdullah Parlıyan = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler, Adem'in soyundan, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail denilen Yakub'un neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden ve seçip beğendiğimiz kişilerdendir. Sınırsız rahmet sahibi olan Rahman'ın ayetleri onlara okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Adem Uğur = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) 'in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Ahmed Hulusi = İşte bunlar, Allâh'ın kendilerine in'amda bulunduğu Nebilerden, Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakup) zürriyetinden hakikate erdirdiğimiz ve (ezelden) seçtiğimiz kimselerdir. Onlara Rahman'ın varlığının delilleri okunduğu zaman (yakînî müşahede ile) secde ederler ve ağlarlar. (58. âyet secde âyetidir. )
Ahmet Tekin = İşte bunlar, Allah’ın kendilerine, kitaplar, şeriatlar, nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem’in soyundan, Nûh ile birlikte gemide taşıdıklarımızdan, İbrâhim’in, İsrâil’in (Yâkub’un) soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın âyetleri onlara okunduğu zaman gözyaşlarını içine dökerek saygılarından sübhânallah diyerek secdeye kapanırlardı.
Ahmet Varol = İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden, Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ile İsrail'in soyundan, doğru yola erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Ali Bulaç = İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
Ali Fikri Yavuz = İşte bu adları geçenler, Allah’ın kendilerine nimet ihsan ettiği peygamberlerden, Âdem soyundan ve gemide Nûh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahîm ve İsraîl neslinden, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz, kimselerdendir. Kendilerine Rahman olan Allah’ın âyetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı. (*)
Ali Ünal = Bütün bu zatlar, Allah’ın kendilerine hususi nimet (Kitap, nübüvvet, doğru düşünüp doğru karar verebilme kabiliyeti ve hikmet) bahşettiği peygamberlerden, Âdem neslinden, Nuh ile birlikte Gemi’de taşıdıklarımızın soyundan, İbrahim ve İsrail’in (Yakup) evlâtlarından ve hidayete erdirip seçtiğimiz kimselerdendir. Onlar, kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Bayraktar Bayraklı = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nûh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrâhim ve İsrâil'in/Yakup'un soyundan doğruya ulaştırdığımız ve peygamber olarak seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Bekir Sadak = SÙ ste bunlar Allah'in kendilerine nimetler sundugu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber tasidiklarimizdan; Ibrahim ve Ismail'in neslinden ve dogru yola erdirdigimizden, secip begendiklerimizdendirler. Rahman'in ayetleri onlara okundugu zaman aglayarak secdeye kapanirlardi.
Celal Yıldırım = İşte bunlar Allah'ın kendilerine nîmetler verdiği peygamberler; Âdem'in soyundan, Nûh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ile İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizdendirler. Rahmân'ın âyetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Cemal Külünkoğlu = İşte bunlar, Âdem'in ve Nuh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, İsrail'in (Yakub'un) ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz peygamberlerdir. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Diyanet İşleri (eski) = İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Diyanet Vakfi = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya'kub)'in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Edip Yüksel = İşte bunlar, ALLAH'ın nimetlendirdiği peygamberlerin bir kısmıdır. Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim'in ve İsrail'in soyundan... Doğruya ulaştırdığımız ve seçtiğimiz kimselerdir onlar. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye varırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = İşte onlar, Adem’in ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın soyundan gelen, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden ve İbrahim’in, İsrail'in ve doğru yolu gösterip, seçtiğimiz kimselerin soyundandır. Onlara Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden Adem soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan İbrahim ile İsrail'in soyundan hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Kendilerine Rahmanın ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunlar nimete erdirdiği kimselerdir. Bunların kimi Adem soyundan, kimi Nuh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizin soyundan, kimi de İbrahim ile İsrail'in soyundan gelen peygamberler ile doğru yola ilettiğimiz seçkin mü'minlerdir. Bunlar rahmeti bol Allah'ın ayetleri kendilerine okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Gültekin Onan = İşte bunlar, Allah’ın nimetine mazhar olmuş olan bu zatlar, Âdem neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın evlatlarından, İbrâhim ve İsrailin nesillerinden ve hidâyete erdirip seçtiğimiz kimselerdendir. Onlar Rahman’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Harun Yıldırım = İşte bunlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği Âdem’in soyundan, Nûh ile taşıdıklarımızın soyundan, İbrahim ve İsrail soyundan olan nebilerdendir. Bizim doğru yola ilettiğimiz ve seçtiklerimizdendir. Onlara Rahmân’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Hasan Basri Çantay = İşte bunlar, Allahın kendilerine ni'metler verdikleri peygamberlerden, Âdemin zürriyetinden, Nuuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrâhîm ile İsrâîlîn neslinden, hidâyete erdirdiğimiz ve seçdiğimiz kimselerdendir. Onlar çok esirgeyici (Allahın) âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Hayrat Neşriyat = Onlar, Âdem'in soyundan, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim ile Yakub'un ve hidayet verip seçkin kıldığımız kimselerin soyundan, Allah'ın nimetlerine erişmiş peygamberler idi. Onlara Rahmân'ın âyetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
İbni Kesir = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Âdem'in soyundan, Nûh'la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerden. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlardı.
Kadri Çelik = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Muhammed Esed = İşte bunlar Allah'ın kutlu, onurlandırıcı bağışlarda bulunduğu nebilerden bazıları Adem'in soyundan, Nuh'la birlikte (o gemide) taşıdığımız kimselerin soyundan, İbrahim ve İsrail'in soyundan gelen ve (hepsi de) doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerden bazıları: Ne zaman kendilerine O sınırsız rahmet Sahibi'nin mesajları okunsa ağlayarak (O'nun huzurunda) yere kapanan kimseler.
Mustafa İslamoğlu = İşte bütün bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden (sadece) bir kısmı; (yani) Adem'in neslinden, Nuh'la birlikte taşıdıklarımızın neslinden ve İbrahim ve İsrail'in neslinden olup, doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerden bazılarıdır: ne zaman O rahmet kaynağının ayetleri kendilerine okunsa (hepsi de) gözyaşları içinde yere kapanarak (teslimiyetlerini sunmuşlardır).
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte bunlar ki, Allah Teâlâ'nın kendilerine in'am buyurmuş olduğu peygamberlerdendir. Âdem'in zürriyetinden ve Nûh ile beraber gemiye yüklemiş olduklarımızdandır ve İbrahim ile İsrail'in zürriyetindendir ve hidâyete erdirdiğimiz ve ihtiyar eylediğimiz kimselerdendir. Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman secde eder ve ağlar oldukları halde yere kapanırlardı.
Ömer Öngüt = İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in zürriyyetinden ve Nuh'la beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrâil'in (Yakub'un) soyundan, hidâyete erdirip seçkin kıldığımız kimselerdir. Rahman'ın âyetleri onlara okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Şaban Piriş = İşte onlar, Adem’in ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın soyundan gelen, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden ve İbrahim’in, İsrail'in ve doğru yolu gösterip, seçtiğimiz kimselerin soyundandır. Onlara Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Sadık Türkmen = Işte bunlar (yukarıda anlattığımız elçiler), Allah’ın kendilerine nimet verdiği elçilerden; Âdem’in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in (Yakub’un) soyundan, doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Onlara Rahmân’ın ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Seyyid Kutub = Bunlar nimete erdirdiği kimselerdir. Bunların kimi Adem soyundan, kimi Nuh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizin soyundan, kimi de İbrahim ile İsrail'in soyundan gelen peygamberler ile doğru yola ilettiğimiz seçkin mü'minlerdir. Bunlar rahmeti bol Allah'ın ayetleri kendilerine okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Suat Yıldırım = İşte bunlar, Allah’ın nimetine mazhar olmuş olan bu zatlar, Âdem neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın evlatlarından, İbrâhim ve İsrailin nesillerinden ve hidâyete erdirip seçtiğimiz kimselerdendir. Onlar Rahman’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Süleyman Ateş = İşte bunlar; Allâh'ın ni'met verdiği peygamberlerden, Âdem neslinden, Nûh ile beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrâhim ve İsrâil (Ya'kûb) neslinden, yol gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Tefhim-ul Kuran = İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan kuşakların) dan, İbrahim ve İsrail (Yakup) in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah') ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanıverirler.
Ümit Şimşek = Onlar, Âdem'in soyundan, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim ile Yakub'un ve hidayet verip seçkin kıldığımız kimselerin soyundan, Allah'ın nimetlerine erişmiş peygamberler idi. Onlara Rahmân'ın âyetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Âdem'in soyundan, Nûh'la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerden. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlardı.
İskender Ali Mihr = İşte onlar, Allah’ın kendilerine ni’met verdiği nebîlerdendir. Âdem (A.S)’ın zürriyyetinden (neslinden) ve Nuh (A.S)’la beraber taşıdıklarımızdan ve İbrâhîm (A.S) ve İsrail (A.S)’ın zürriyyetinden ve Bizim hidayete erdirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendir. Onlara, Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak ve secde ederek yere kapanırlardı.
İlyas Yorulmaz = İşte onlar Allah’ın üzerlerine nimetler verdiği, Adem’in neslinden gelen en seçkin peygamberlerden, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in soyundan, doğru yola ilettiğimiz ve kendilerini seçtiğimiz kimselerdi. Onlara Rahmanın ayetleri okunduğu zaman, göz yaşı dökerek hemen secdeye kapanırlardı.
فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا
Meryem / 59 -
Fe halefe min ba’dihim halfun edâus salâte vettebeûş şehevâti fe sevfe yelkavne gayyâ(gayyen).
Diyanet İşleri = Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlardan sonra öyle bir soy geldi ki namazı zâyi etti onlar, şehvetlere uydular, azınlıklarının cezâsına pek yakında uğrayacak onlar.
Abdullah Parlıyan = Onların ardından öyle nesiller geldi ki, namaza karşı duyarlılık ve devamlılıklarını yitirdiler, istek ve arzularının peşlerine takıldılar. Bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
Adem Uğur = Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.
Ahmed Hulusi = Onların ardından bir nesil geldi ki, salâtı (hakikatlerine yönelişi) yitirdiler ve şehvetlere (kendilerini beden kabulünün dürtülerine ve boş heveslerine) tâbi oldular. . . Gayyayı (içinden çıkılamaz cehennem çukurunu) boylayacaklar!
Ahmet Tekin = Nihayet, bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı terkettiler. Nefislerinin arzularına uydular, haramların peşine düştüler. Bu yüzden ilerde, hak yoldan sapmalarının cezasını çekecekler.
Ahmet Varol = Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. İşte bunlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir.
Ali Bulaç = Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
Ali Fikri Yavuz = Sonra, bu peygamberlerle, salih kimselerin arkalarından (kötü) bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler, şehvetlerine uydular; bunlar da Cehennemdeki “Gayya” vâdisini boylayacaklardır.
Ali Ünal = Ama onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı önemsemeyip zayi ettiler ve (kadın, evlât, altıngümüş, mal, makam, kazanç gibi dünyalıklara karşı) aşırı tutkulara tâbi olup, (Allah yolunda çalışmayı terk ettiler). Bunlar, (gittikleri yolun sonunda kendilerini bekleyen) helâk çukuruna düşerek cezalarını göreceklerdir.
Bayraktar Bayraklı = Sonra bunların ardından namazı kılmayan ve nefislerine uyan bir nesil geldi. Bunlar, elbette cehennem çukuruna atılacaklardır.
Bekir Sadak = Onlarin ardindan, namazi birakan, sehvetlerine uyan bir nesil geldi. iste bunlar azginliklarinin karsiligini goreceklerdir.
Celal Yıldırım = Bunların ardından (bozuk) bir nesil geldi, namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular. Onlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
Cemal Külünkoğlu = Sonra onların arkasından namazı umursamayan ve ihtiraslarına tutsak olmuş nesiller geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
Diyanet İşleri (eski) = Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.
Diyanet Vakfi = Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.
Edip Yüksel = Onlardan sonra gelenler namazı yitirdiler ve heveslerine uydular. Nitekim, felakete uğrayacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra arkalarından bozuk bir güruh halef oldu, namazı zayi' ettiler ve şehvetleri ardına düştüler, bunlar da «Gayya» yı boylıyacaklar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra bunların arkasından bozuk bir güruh geldi, namazı ziyan ettiler ve şehvetlerinin ardına düştüler; bunlar da Gayya kuyusunu boylayacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki «Gayya» vadisini boylayacaklardır.)
Gültekin Onan = Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
Harun Yıldırım = Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.
Hasan Basri Çantay = Sonra, arkalarından öyle kötü bir nesil geldi ki namazı bırakdılar, şehvetlerine uydular. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır.
Hayrat Neşriyat = Sonra onların ardından yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi' (terk) ettiler ve şehvetler(in)e uydular; (onlar) artık ileride (Cehennemdeki) Gayyâ Vâdisiniboylayacaklardır.
İbni Kesir = Ama onların ardından namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar bu azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.
Kadri Çelik = Ama onların ardından namazı zayi eden ve şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar bu azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.
Muhammed Esed = Onların ardından, salatı boş veren ve yalnızca kendi şehvetlerinin, dünyevi tutkularının peşine düşen bir kuşak geldi; ve böyle yaptıkları için de, yakında tam bir düş kırıklığıyla karşılaşacaklar.
Mustafa İslamoğlu = Derken onların ardından öyle bir kuşak geldi ki, ibadetin içini boşalttılar ve dünyevi zevklerin peşine düştüler; işte bu yüzden gelecekte olan derin bir düş kırıklığı yaşayacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra arkalarından bir tâife onlara halef oldu ki, namazı zâyi ettiler ve şehvetlere tâbi oldular. Artık yakında cehennem deresine yetişeceklerdir.
Ömer Öngüt = Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular. Bu yüzden azgınlıklarının cezalarını çekeceklerdir.
Şaban Piriş = Sonra onların ardından namazı bırakan ve arzularına uyan bir nesil geldi. Bunlar da hüsrana uğrayacaklardır.
Sadık Türkmen = Onlardan sonra arkalarından öyle bir nesil geldi ki, Salâtı/Namazı zayi ettiler (gereken önemi vermediler) ve şehvetlerine uydular. Azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
Seyyid Kutub = Bunların yerine namazı umursamayan ve ihtiraslarına tutsak olmuş kuşaklar geçti. Bu kuşaklar sapıklıklarının cezasına çarpılacaklardır.
Suat Yıldırım = Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
Süleyman Ateş = Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır.
Tefhim-ul Kuran = Sonra onların arkasından öyle kuşaklar türedi ki, namaz (kılma duyarlığın) ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
Ümit Şimşek = Onların ardından namazı bırakan ve şehvetlerinin peşine düşen bir nesil geldi ki, onlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklar.
Yaşar Nuri Öztürk = Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
İskender Ali Mihr = Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, namazı ihmal (zayi) ettiler. Ve şehvetlere (nefsin arzularına) tâbî oldular. Artık yakında gayy (cehennemde en alt bölüm) ile karşılaşacaklar.
İlyas Yorulmaz = Onların arkasından gelenler, namazı boşladılar ve nefislerinin aşırı arzularına tabi oldular. Onlar daha sonra yanılgılarının sonucu ile karşılaşacaklar.
إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْئًا
Meryem / 60 -
İllâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihan fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne şey’â(şey’en).
Diyanet İşleri = (60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak tövbe eden, inanan ve iyi işlerde bulunan müstesna. Bu çeşit kişiler cennete girerler ve hiçbir hususta zulüm görmezler.
Abdullah Parlıyan = Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.
Adem Uğur = Ancak tevbe edip, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, cennete, girecekler. Ve hiç bir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Ahmed Hulusi = Tövbe eden, iman eden ve imanın gereğini uygulayanlar müstesna. . . İşte onlar cennete dâhil olurlar ve hiçbir şekilde haksızlığa maruz kalmazlar.
Ahmet Tekin = Ancak geçmişin kirlerinden arınarak tevbe edip, Allah’a itaate yönelen, iman eden ve gevşekliği bırakıp, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetinürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler, işte onlar cennete girecekler. Hiçbir şekilde de onlara haksızlık edilmeyecek.
Ahmet Varol = Ancak tevbe eden, inanan ve salih amel işleyenler müstesnadır. Bunlar cennete girerler ve hiçbir şeyde haksızlığa uğratılmazlar.
Ali Bulaç = Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
Ali Fikri Yavuz = Ancak tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenler müstesna; çünkü bunlar, zerre kadar zulme uğratılmayacaklar, Cennete gireceklerdir.
Ali Ünal = Ancak, bu nesiller içinde de tevbe edip (gittikleri yoldan vazgeçen ve) iman ederek, imanları istikametinde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanlar, evet bunlar Cennet’e girecek ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Bayraktar Bayraklı = Ancak, tövbe edip, inanıp yararlı iş yapanlar hariç. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğramayacaklardır.
Bekir Sadak = (60-61) Ancak tevbe eden, inanip yararli is yapanlar bunun disindadir. Bunlar hicbir haksizliga ugratilmadan, Rahman'in kullarina gaybde vadettigi cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. suphesiz, O'nun sozu yerini bulacaktir.
Celal Yıldırım = Ancak tevbe edip imân eden ve iyi-yararlı işlerde bulunanlar müstesna.. Bunlar Cennet'e girecekler ve hiçbir haksızlığa uğramıyacaklar.
Cemal Külünkoğlu = (60-61) Ancak, pişman olup Allah'a yönelen, inanıp dürüst ve erdemli çalışmalar ortaya koyanlar bunun dışındadır. İşte bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmadan cennete girecek olanlardır. Evet, onlar Rahman (olan Allah)'ın kullarına, her türlü beşeri algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği, (dünyada iken görmeksizin inandıkları) Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah'ın vaadi kesinlikle gerçekleşecektir.
Diyanet İşleri (eski) = (60-61) Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.
Diyanet Vakfi = (60-61) Ancak tevbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.
Edip Yüksel = Tevbe eden, inanan ve erdemli davrananlar hariç. Onlar en ufak bir haksızlığa uğramadan cennete girerler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ancak tevbe edip iymana gelen ve salih amel işliyenler müstesna, çünkü bunlar zerre kadar hakları yenmiyerek Cennete gireceklerdir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak tevbe edip imana gelenler ve yararlı iş yapanlar başka; çünkü onlar hiçbir haksızlığa uğratılmayarak cennete gireceklerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Gültekin Onan = Ancak tevbe eden, inanan ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
Harun Yıldırım = Ancak tevbe edip, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, cennete, girecekler. Ve hiç bir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Hasan Basri Çantay = Tevbe edenler ve iyi amel ve hareketde bulunanlar öyle değil. Çünkü bunlar hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayarak cennete,
Hayrat Neşriyat = Ancak tevbe edip îmân ederek sâlih amel işleyenler müstesnâ; işte onlar hiçbirzulme uğratılmadan Cennete gireceklerdir.
İbni Kesir = Ancak tevbe edip iman ederek salih amel işleyenler müstesnadır. Onlar, hiç bir haksızlığa uğratılmadan cennete girerler.
Kadri Çelik = Tevbe eden, inanan ve erdemli davrananlar hariç. Onlar en ufak bir haksızlığa uğramadan cennete girerler.
Muhammed Esed = Ancak, pişman olup Allah'a yönelen, inanıp dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanlar bunun dışındadır; zaten hiçbir haksızlığa uğratılmadan cennete girecek olanlar da işte böyleleridir;
Mustafa İslamoğlu = Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır) ; işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ancak tevbe ederek iman eden ve güzel işler yapan kimseler müstesnadır; onlar, hiçbir haksızlığa uğramadan Cennete girerler.
Ömer Öngüt = Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.
Şaban Piriş = Ancak tevbe edip, iman ederek doğruları yapanlar, işte bunlar cennete girecekler ve hiç bir şekilde haksızlığa uğramayacaklardır.
Sadık Türkmen = Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel/faydalı işleri en iyi şekilde yapanlar hariç, işte onlar cennete girerler ve hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.
Seyyid Kutub = Yalnız tövbe ederek iman edip iyi ameller işleyenler bu genel hükmün kapsamı dışındadırlar. Onlar cennete girecekler ve en ufak bir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Suat Yıldırım = Ancak tövbe eden, iman edip makbul ve güzel işler yapanlar cennete girecekler ve asla haksızlığa uğramayacaklardır.
Süleyman Ateş = Ancak tevbe eden, inanan ve iyi işler yapanlar, cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Tefhim-ul Kuran = Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır) ; işte bunlar, cennete girecekler ve hiç bir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
Ümit Şimşek = Ancak tevbe ederek iman eden ve güzel işler yapan kimseler müstesnadır; onlar, hiçbir haksızlığa uğramadan Cennete girerler.
Yaşar Nuri Öztürk = Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.
İskender Ali Mihr = Tövbe edenler, âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte onlar, cennete girecekler. Ve onlara, hiçbir şeyle zulmedilmez.
İlyas Yorulmaz = Ancak onların içinden tövbe ederek, iman edip salih amel edenlerde olmuştur. İşte böyleleri cennete girecekler ve onlara hiçbir şeyle haksızlık yapılmayacak.
جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا
Meryem / 61 -
Cennâti adninilletî vaader rahmânu ibâdehu bil gayb(gaybi), innehu kâne va’duhu me’tiyyâ(me’tiyyen).
Diyanet İşleri = (60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ebedî Adn cennetlerine girerler ki rahman, kullarının gıyabında, onlara vaadetmiştir bu cennetleri. Şüphe yok ki onun vaadi, mutlaka yerine gelir.
Abdullah Parlıyan = Sınırsız rahmet sahibi olan Rahman'ın kullarına her türlü beşeri algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği Adn cennetleri… O'nun sözü mutlaka yerini bulacaktır.
Adem Uğur = O cennet, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetleridir. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.
Ahmed Hulusi = Rahman'ın kullarına gayblarından vadettiği, ADN (tecelli-i sıfat) cennetleridir. . . Muhakkak ki O'nun bildirdiği yerine gelmiştir.
Ahmet Tekin = Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın kullarına va’dettiği, duyu ve idrak alanı ötesindeki, gayb âlemindeki, Adn cennetlerine girecekler. Şu bir gerçek ki, O’nun sözü yerini bulacaktır.
Ahmet Varol = Rahman'ın kullarına gaybdan vaadettiği Adn cennetlerine (girerler). Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir.
Ali Bulaç = Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.
Ali Fikri Yavuz = Rahman’ın kullarına gıyabî olarak vaad ettiği “Adn” cennetlerine... Muhakkak ki Allah’ın vaadi yerini bulagelmiştir.
Ali Ünal = Sonsuz nimet ve ebedî mutluluk cennetlerine ki, Rahmân o cennetleri kullarına o kullar onları görmeden ve onların idraklerinin ötesinde olarak va’detmiş, (o kulları da bu va’de inanmışlardır). O’nun va’di, mutlaka yerine gelir.
Bayraktar Bayraklı = Rahmân'ın kullarına vaad ettiği, görmedikleri adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz Allah'ın sözü kesindir.
Bekir Sadak = (60-61) Ancak tevbe eden, inanip yararli is yapanlar bunun disindadir. Bunlar hicbir haksizliga ugratilmadan, Rahman'in kullarina gaybde vadettigi cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. suphesiz, O'nun sozu yerini bulacaktir.
Celal Yıldırım = Rahmân'ın kullarına gıyaben va'dettiği ÂDN Cennetlerine girecekler. Şüphesiz ki O'nun va'di yerine gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = (60-61) Ancak, pişman olup Allah'a yönelen, inanıp dürüst ve erdemli çalışmalar ortaya koyanlar bunun dışındadır. İşte bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmadan cennete girecek olanlardır. Evet, onlar Rahman (olan Allah)'ın kullarına, her türlü beşeri algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği, (dünyada iken görmeksizin inandıkları) Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah'ın vaadi kesinlikle gerçekleşecektir.
Diyanet İşleri (eski) = (60-61) Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.
Diyanet Vakfi = (60-61) Ancak tevbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.
Edip Yüksel = Rahman'ın kulları için söz verdiği, duyular ötesi Adn cennetlerine... O'nun sözü, kuşkusuz yerine gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Rahmanın kullarına va'd buyurduğu Adn Cennetlerine, şüphe yok ki onun va'di icra olunagelmiştir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rahman'ın kullarına gıyaben söz verdiği Adn cennetlerine, şüphe yok ki, O'nun verdiği söz, daima yerine getirilmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Rahman’ın kullarına gelecekteki vaat ettiği Adn cennetleridir. Onun vaadi şüphesiz yerine gelecektir.
Gültekin Onan = Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Tanrı, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir.
Harun Yıldırım = O cennet, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetleridir. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.
Hasan Basri Çantay = Çok esirgeyici (Allahın) kullarına gıyaben va'd buyurduğu Adn cennetlerine gireceklerdir. Onun va'di şübhesiz yerini bulacakdır.
Hayrat Neşriyat = (Öyle) Adn Cennetleri ki, Rahmân (olan Allah, onu) kullarına gıyâben va'd etmiştir. Şübhesiz ki O, va'di yerine gelecek olandır.
İbni Kesir = Rahman'ın kullarına gıyaben vaad ettiği Adn cennetlerine. Şüphesiz O'nun sözü yerini bulacaktır.
Kadri Çelik = (O cennet,) Rahman'ın kullarına görmedikleri halde vaat ettiği “Adn” cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
Muhammed Esed = sınırsız bağış Sahibi'nin, kullarına, her türlü beşeri algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği o asude hasbahçeler (onların olacaktır); O'nun sözü elbette yerini bulacaktır!
Mustafa İslamoğlu = O rahmet kaynağının kullarına söz verdiği, insanın kavrama kapasitesini aşan bir gerçeklik olan mutlak mutluluk ve güzelliğin merkezi cennetler (onların olacak): ve her halükarda O'nun sözü yerini bulacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Âdn cennetleri ki, Rahmân, kullarına gayb olarak vaad buyurmuştur. Şüphe yok ki, O'nun vaadi vücuda getirilmekte bulunmuştur.
Ömer Öngüt = Adn cennetlerine. Ki Rahman olan Allah onu kullarına gıyâben vâdetmiştir. Şüphe yok ki O'nun vaadi yerini bulacaktır.
Şaban Piriş = Rahman’ın kullarına gelecekteki vaat ettiği Adn cennetleridir. Onun vaadi şüphesiz yerine gelecektir.
Sadık Türkmen = Rahmân’ın kullarına gıyaben vadettiği, Adn cennetlerine girerler. Şüphesiz O’nun sözü yerine gelecektir.
Seyyid Kutub = Rahmeti bol Allah'ın kullarına, somut olarak göstermeden vadettiği Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah'ın vaadi kesinlikle gerçekleşecektir.
Suat Yıldırım = Evet, onlar Rahman’ın kullarına gıyabî olarak vâd ettiği, dünyada iken görmeksizin inandıkları Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah’ın vâdi muhakkak ki yerini bulacaktır.
Süleyman Ateş = Rahmân'ın kullarına gıyâben va'dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.
Tefhim-ul Kuran = Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphe yok, O'nun va'di yerine gelecektir.
Ümit Şimşek = Orası Adn Cennetleridir ki, Rahmân onu kullarına görmedikleri halde vaad etmiştir. Onun vaadi ise yerini bulacak bir vaaddir.
Yaşar Nuri Öztürk = Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O'nun vaadi yerine gelir.
İskender Ali Mihr = Adn cennetleri ki onları, Rahmân, kullarına gıyaben vaadetti. Muhakkak ki o (adn cennetleri), O’nun (Allah’ın) vaadidir, yerine gelecektir.
İlyas Yorulmaz = Rahmanı görmedikleri halde, O na kulluk edenlere vaat edilen Adn cennetleri, şüphesiz ki orası vaat edilmiş olanların gidecekleri tek yerdir.
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
Meryem / 62 -
Lâ yesmeûne fîhâ lagven illâ selâmâ(selâmen), ve lehum rızkuhum fîhâ bukraten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Diyanet İşleri = Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) “selâm!” (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Orada mânasız bir söz işitmeyecekler, ancak esenlik size sözünü duyacaklar ve sabah akşam, rızıkları gelecek onlara.
Abdullah Parlıyan = Orada onlar, boş ve yararsız söz işitmeyecekler, ancak “İç huzuru ve esenlik sizlere!” sözünü duyacaklardır. Sabah akşam yani her zamanda rızıkları hazırdır onların.
Adem Uğur = Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah akşam kendilerine ait rızıkları vardır.
Ahmed Hulusi = Orada lağv (dedikodu) değil sadece "Selâm" (Selâm isminin mânâsı açığa çıkar ve böylece kendi hakikatlerinden açığa çıkan kuvveleri konuşurlar) işitirler. . . Orada kendilerinin sabah - akşam, yaşam gıdalarıyla beslenmeleri söz konusudur.
Ahmet Tekin = Onlar orada, taahhüde sadakatsizlik lafı-sözü, boş, lüzumsuz sözler işitmezler. Birbirlerinin selâmını, Rablerinin selâmet ve güven ilânını, hoşlarına giden şeyler duyarlar. Onların orada sabah erken ve akşama doğru rızıkları da hazırdır.
Ahmet Varol = Orada boş söz işitmezler. Ancak selâm (işitirler). Orada sabah ve akşam rızıkları hazırdır.
Ali Bulaç = Onda 'boş bir söz' işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.
Ali Fikri Yavuz = Cennet’de bir boş söz işitmezler, ancak (meleklerden veya birbirlerinden) selâm işitirler. Rızıkları da oradadır, sabah ve akşam.
Ali Ünal = Onlar, orada boş ve anlamsız sözler işitmez, sadece selâmet, emniyet ve huzur sözleri duyarlar. Sabah ve akşam kendilerine sunulacak ziyafetler de hazırdır.
Bayraktar Bayraklı = Orada boş söz değil, hoş söz/selâm duyarlar ve orada, sabah akşam kendilerine ait rızıkları vardır.
Bekir Sadak = Orada bos sozler degil sadece esenlik veren sozler isitirler. Orada riziklarini sabah aksam hazir bulurlar.
Celal Yıldırım = Orada boş anlamsız bir söz değil, sadece «selâm» işitecekler. Onların orada sabah akşam rızıkları hazırdır.
Cemal Külünkoğlu = Orada onlar boş söz işitmezler. Yalnızca “selâm!” (sözünü) işitirler. Orada rızıkları sabah akşam kendilerine sunulacaktır.
Diyanet İşleri (eski) = Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar.
Diyanet Vakfi = Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah akşam kendilerine ait rızıkları vardır.
Edip Yüksel = Orada boş söz işitmezler; sadece barış... Rızıklarını da sabah akşam alırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Orada hiç boş söz işitmezler, ancak bir selâm, rızıkları da vardır orada sabah, akşam
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Orada hiç boş söz işitmezler; ancak bir «Selam» işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar orada boş bir söz işitmezler. Ancak «Selam» işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
Gültekin Onan = Onda 'boş bir söz' işitmezler; sadece selam(ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.
Harun Yıldırım = Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabahakşam kendilerine ait rızıkları vardır.
Hasan Basri Çantay = Orada selâmdan başka hoş bir söz işitmeyeceklerdir. Orada sabah, akşam rızıkları da (ayaklarına gelecekdir).
Hayrat Neşriyat = Onlar orada, taahhüde sadakatsizlik lafı-sözü, boş, lüzumsuz sözler işitmezler. Birbirlerinin selâmını, Rablerinin selâmet ve güven ilânını, hoşlarına giden şeyler duyarlar. Onların orada sabah erken ve akşama doğru rızıkları da hazırdır.
İbni Kesir = Orada boş söz işitmezler. Ancak selâm (işitirler). Orada sabah ve akşam rızıkları hazırdır.
Kadri Çelik = Onda selamın (esenliğin) dışında boş bir söz işitmezler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
Muhammed Esed = Orada onlar asla boş ve yararsız bir söz işitmeyecekler; iç huzuru ve esenlik dileğinden başka hiçbir söz! Ve orada sabah akşam azıklandırılacaklar;
Mustafa İslamoğlu = Orada mutluluk tebriği dışında asla boş bir söz işitmeyecekler; ve onlar orada sabah akşam rızıklandırılacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Orada faidesiz lakırdı işitmezler, ancak selâm (işitirler) ve onlar için orada sabah ve akşam rızıkları da vardır.
Ömer Öngüt = Orada boş söz değil, sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
Şaban Piriş = Orada boş söz işitmezler ancak esenlik. Sabah akşam rızıklarını da orada hazır bulurlar.
Sadık Türkmen = Orada boş söz işitmezler, yalnızca “Selâm” (sözünü işitirler). Orada onlar için rızıkları sabah ve akşam hazırdır.
Seyyid Kutub = Orada boş sözler değil, sadece selam sözü işitirler. Ve sabah akşam rızıklarını hazır bulurlar orada.
Suat Yıldırım = Orada onlar boş ve anlamsız söz işitmezler, sadece selâm ve selâmet sözleri duyarlar. Orada ziyafetleri sabah akşam kendilerine sunulacaktır.
Süleyman Ateş = Orada boş söz değil, yalnız selâm işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
Tefhim-ul Kuran = Onda selamın dışında 'boşa harcanmış bir söz' işitmezler. Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta) dır.
Ümit Şimşek = Orada onlar boş söz işitmezler, ancak esenlik işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Orada boş lakırdı değil, yalnızca "selam" işitirler. Orada kendilerinin sabah, akşam, rızıkları da hazırdır.
İskender Ali Mihr = Orada boş söz işitilmez, sadece “selâm.” Ve orada, onların sabah ve akşam rızıkları vardır.
İlyas Yorulmaz = Onlar orada boş söz işitmezler, yalnızca selam sözü işitirler ve sabah akşam onlar için rızıklar vardır.
تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّا
Meryem / 63 -
Tilkel cennetulletî nûrisu min ibâdinâ men kâne takıyyâ(takıyyen).
Diyanet İşleri = İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öylesine cennettir ki kullarımızdan kim, bizden çekinirse ona mîras vereceğiz o cenneti.
Abdullah Parlıyan = Yolunu Allah'ın kitabıyla bulan kullarımıza bırakacağımız cennet, işte budur.
Adem Uğur = Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur.
Ahmed Hulusi = İşte kullarımızdan çok korunanları (yalnızca fiillerde değil, düşünsel anlamda korunanları) mirasçı yapacağımız cennet budur!
Ahmet Tekin = Bu, kullarımızdan, Allah’a sığınanlara, emirlerine yapışanlara, günahlardan arınıp, azaptan korunanlara, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan takva sahiplerine miras bıraktığımız, içinde ebedî yaşayacakları cennettir.
Ahmet Varol = İşte, kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılacağımız cennet budur.
Ali Bulaç = O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.
Ali Fikri Yavuz = Bu öyle bir Cennet’dir ki, biz ona kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılarız.
Ali Ünal = O Cennet ki, Biz ona kullarımız içinde kalbleri Bize karşı saygıyla dopdolu olan, günahlardan, dolayısıyla azabımızdan kaçınan ve tertemiz kalabilenleri vâris kılarız.
Bayraktar Bayraklı = Kullarımızdan takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.
Bekir Sadak = Kullarimizdan Allah'a karsi gelmekten sakinanlari mirasci kilacagimiz Cennet iste budur.
Celal Yıldırım = İşte bu Cennet'lere kullarımızdan (Allah'tan) korkup (fenalıklardan) sakınanları vâris kılacağız.
Cemal Külünkoğlu = İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
Diyanet İşleri (eski) = Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur.
Diyanet Vakfi = Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere vereceğimiz cennet işte budur.
Edip Yüksel = Erdemli kullarımıza vereceğimiz cennet işte budur.
Elmalılı Hamdi Yazır = O o Cennettir ki kullarımızdan her kim korunur takıyy ise ona miras kılarız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte kullarımızdan korunup takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet odur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara vereceğimiz cennet budur.
Gültekin Onan = O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varis kılacağız.
Harun Yıldırım = Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.
Hasan Basri Çantay = O, öyle cennetdir ki biz ona kullarımızdan gerçekden müttakıy olan kişileri vaaris kılacağız.
Hayrat Neşriyat = Kullarımızdan takvâ sâhibi olanları vâris kılacağımız Cennet, işte budur!
İbni Kesir = İşte bu cennetlere; kullarımızdan takva sahiplerini mirasçı kılacağız.
Kadri Çelik = Bu, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kıldığımız cennettir.
Muhammed Esed = Bize karşı sorumluluk bilinci içinde olan kullarımıza bırakacağımız cennet işte budur.
Mustafa İslamoğlu = Sorumluluk bilincine ermiş olanları mirasçı kılacağımız cennet işte budur.
Ömer Nasuhi Bilmen = O, o cennettir ki, ona kullarımızdan muttakî olanları varis kılarız.
Ömer Öngüt = Kullarımızdan takvâ sahibi olan kimselere miras bırakacağımız cennet işte budur.
Şaban Piriş = İşte bu cennetlere kullarımızdan takva sahiplerini mirasçı kılacağız.
Sadık Türkmen = Kullarımızdan korunup sakınan kimseye, miras vereceğimiz cennet işte budur!
Seyyid Kutub = İşte kötülüklerden kaçınan kullarımızın mirasçısı olacakları için de sürekli kalacakları cennet budur.
Suat Yıldırım = İşte bu cennetlere kullarımızdan, Allah’ı sayıp günahtan sakınanları vâris kılacağız.
Süleyman Ateş = İşte kullarımızdan, korunanlara vereceğimiz cennet budur.
Tefhim-ul Kuran = O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.
Ümit Şimşek = İşte kullarımızdan takvâ sahiplerini vâris kılacağımız Cennet budur.
Yaşar Nuri Öztürk = Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet işte budur.
İskender Ali Mihr = Kullarımızdan takva sahibi olanları, varis kıldığımız cennet işte budur.
İlyas Yorulmaz = Bu cennet, Rablerinden sakınan kullarımıza mirasçı kıldığımız cennetlerdir.
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا
Meryem / 64 -
Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbike, lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlike, ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ(nesiyyen).
Diyanet İşleri = (Cebrail, şöyle dedi:) “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin unutkan değildir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Biz melekler, ancak Rabbinin emriyle inebiliriz; onundur ne varsa ilerimizde ve ne varsa gerimizde ve ne varsa ikisi arasında ve Rabbin, hiçbir şeyi unutmaz.
Abdullah Parlıyan = Ve melekler: “Biz ancak, Rabbinin buyruğuyla ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve aralarındaki herşeyimiz O'nundur, yani O'nun emrine tabidir ve Rabbin asla hiçbir şeyi unutmaz.”
Adem Uğur = Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.
Ahmed Hulusi = Biz sadece Rabbinin hükmüyle tenezzül ederiz (boyutsal geçiş)! Bilgimiz dâhilinde olan ve olmayan ve bunların ötesindeki her şey O'na aittir! Rabbin için unutma kavramı geçersizdir!
Ahmet Tekin = Melekler:'Biz ancak Rabbinin planı dahilinde inebiliriz. Önümüzdeki ve ardımızdaki, geçmişteki ve gelecekteki, bunların arasındaki her şey O’nundur. Senin Rabbin seni unutmuş değildir.' derler.
Ahmet Varol = 'Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında ne varsa O'nundur. Senin Rabbin asla unutkan değildir.' [5]
Ali Bulaç = Biz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.
Ali Fikri Yavuz = (Cenab-ı Hak’dan vahy getirmekte olan Cebrâil aleyhisselâmın bir aralık gecikmesinden endişelenen Rasûlüllah Efendimize, Cebraîl şöyle hitap etmiştir): “Biz, senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O’nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir.” (*) Dikkat!... secde âyetidir.
Ali Ünal = (Cebrail dedi ki: “Ey, sıkıntıları içinde teselli ve kendisine sorulan sorulara cevap bekleyen ve vahiy gecikti diye gönlü daralan Rasûl!) Biz (melekler), ancak Rabbinin emri olursa ineriz. Önümüzde bulunan, arkamızda kalan ve bu ikisi arasında yer alan (bütün zaman ve mekân, bu zaman ve mekân içinde dün, yarın, bugün yaptığımız her şey) O’na aittir. Sonra, senin Rabbin asla unutkan değildir (ve seni de unutmamıştır).
Bayraktar Bayraklı = Melekler dediler ki: “Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.”
Bekir Sadak = Cebrail: «Biz ancak Rabbinin buyrugu ile ineriz, gecmisimizi gelecegimizi ve ikisinin arasindakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan degildir.»
Celal Yıldırım = Biz görevli melekler ancak Rabbın buyruğuyla ineriz. Önünüzde, arkanızda ve bunun arasındaki her şey O'nundur. Senin Rabbin unutkan değildir.
Cemal Külünkoğlu = (Cebrail, Muhammed'e dedi ki:) “Biz ancak Rabbinin izni ile (yeryüzüne) ineriz. Geleceğimiz, geçmişimiz ve bu ikisi arasındaki tüm olaylar O'nun tasarrufu altındadır. Senin Rabbin (seni) unutmuş değildir.
Diyanet İşleri (eski) = Cebrail: 'Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir.'
Diyanet Vakfi = Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.
Edip Yüksel = Biz (melekler) ancak Rabbinin emriyle ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve ikisi arasında ne varsa O'na aittir. Rabbin unutkan değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir de rabbının emri olmayınca biz (rabbının Resulleri) inemeyiz, önümüzdeki ardımızdaki ve bunun arasındaki hep onundur ve rabbın seni unutmuş değildir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir de biz (Rabbinin elçileri) Rabbinin emri olmadıkça inemeyiz. Önümüzdeki, ardımızdaki ve bunlar arasındakiler hep O'nundur; Rabbin seni unutmuş da değildir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!) «Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?»
Gültekin Onan = Biz (elçiler) ancak rabbinin buyruğuyla ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin rabbin kesinlikle unutkan değildir.
Harun Yıldırım = Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.
Hasan Basri Çantay = Biz (elçiler) senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzde, ardımızda ve ikisinin arasında ne varsa Onundur. Senin Rabbin unutgan değildir.
Hayrat Neşriyat = (Cebrâîl dedi ki:) '(Vahyin te’hîrinden dolayı üzülme, çünki biz) ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında ne varsa, O’na âiddir. Ve Rabbin(seni aslâ) unutucu değildir.'
İbni Kesir = Biz, ancak Rabbının emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bu ikisi arasındaki her şey, O'nundur. Ve Rabbın unutkan değildir.
Kadri Çelik = Biz (melekler) ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.
Muhammed Esed = Ve (Melekler): "Biz ancak Rabbinin buyruğuyla ineriz" derler, "gözümüzün önünde olan, bizden gizli tutulan ve bu ikisi arasında bulunan her şey O'na aittir. Ve Rabbin asla (hiçbir şeyi) unutmaz.
Mustafa İslamoğlu = Ve (melekler der ki): "Biz yalnızca Rabbinin emriyle ineriz: Hem bize açık olup bilebildiğimiz ya da bu iki durum arasında bulunan her şeyin sahibi O'dur: ve senin Rabbin asla unutacak değildir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve (Cibril-i Emîn demiştir ki:) «Biz inemeyiz, ancak Rabbin emri ile ineriz. Ve önümüzde ve ardımızda ve bunların arasında ne varsa (hepsi) O'nun içindir ve Rabbin unutkan değildir.»
Ömer Öngüt = (Cebrail dedi ki): “Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunların arasında bulunan her şey O'nundur. Senin Rabbin aslâ unutkan değildir. ”
Şaban Piriş = Biz, ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunların arasındaki her şey O’na aittir. Rabbin unutmuş değildir.
Sadık Türkmen = (ve melekler): “Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bu ikisinin arasındaki olan herşey O’na aittir. Üstelik Rabbin unutkan değildir.”
Seyyid Kutub = Cebrail, Muhammed'e dedi ki; «Biz ancak Rabbinin izni ile yere ineriz. Geleceğimiz, geçmişimiz ve bu ikisi arasındaki tüm olaylar O'nun tasarrufu altındadır. Senin Rabbin hiçbir şeyi unutmaz
Suat Yıldırım = Rabbinin emri olmadıkça biz (meleklerden olan elçiler) inmeyiz. Önümüzde ve arkamızdaki bütün geçmiş ve gelecek şeyler ve bunların arasındakiler hep O’na aittir. Senin Rabbin, hiçbir şeyi unutmaz.
Süleyman Ateş = Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan herşey O'na âittir. Rabbin, asla unutkan değildir.
Tefhim-ul Kuran = Biz (elçiler,) ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.
Ümit Şimşek = Biz ancak Rabbimizin emriyle ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve bu ikisi arasındaki herşey Ona aittir. Ve Rabbin hiçbir şeyi unutmaz.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki herşey O'nundur. Rabbin asla unutkan değildir.
İskender Ali Mihr = Ve biz (resûl melekler), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar, O’nundur. Ve senin Rabbin, (seni) unutmuş değildir.
İlyas Yorulmaz = (Melekler) “Yeryüzüne yalnızca senin Rabbinin emri ile ineriz. Bizim önümüzdekiler (gördüklerimiz), arkamızdakiler (görmediklerimiz) ve ikisi arasındaki her şey O na aittir. Rabbin asla hiçbir şeyi unutacak değildir.
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا
Meryem / 65 -
Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu vastabir li ibâdetihî, hel ta’lemu lehu semiyyâ(semiyyen).
Diyanet İşleri = (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisi arasında ne varsa hepsinin, ona kulluk et ve dayan ona ibadet etmede, onun Adıyla anılan başka bir varlık bilir misin?
Abdullah Parlıyan = Göklerin, yerin ve bunların arasında var olan herşeyin Rabbidir O. Öyleyse O'na kulluk et ve O'na kullukta devamlı, dirençli ve ısrarlı ol. O'nun adıyla anılan hiçbir kimse var mıdır, bilir misin?
Adem Uğur = (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).
Ahmed Hulusi = Semâların, arzın ve ikisi arasında olanların Rabbidir. . . O hâlde O'na kulluğunu fark et ve O'nun ibadetine sebat et. . . O gibisini duyup bildin mi hiç?
Ahmet Tekin = O, göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki varlıkların ve imkânların yaratıcısı, düzeninin hâkimi, Rabbidir. Onu ilâh tanı, candan müslüman olarak O’na teslim ol, saygıyla O’na kulluk ve ibadet et, O’nun şeriatına bağlan, O’na boyun eğ. Ona kulluk ve ibadete, şeriatını uygulamaya sabırla, metanetle devam et. Hiç onunla birlikte anılmaya değer bir benzerinin olduğunu biliyor musun?'
Ahmet Varol = (O) göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. O halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. O'nun bir adaşı olan birini biliyor musun?
Ali Bulaç = Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?
Ali Fikri Yavuz = Allah bütün gökleri yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmekte sabret. Hiç sen (ey Rasûlüm) Allah’ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
Ali Ünal = “Göklerin, yerin ve bunların arasında ne varsa hepsinin Rabbidir O. Şu halde O’na kulluk et ve O’na olan kulluğunda sabırlı ve ısrarlı ol. Hiç O’nun gibi olan başka birisini biliyor musun?”
Bayraktar Bayraklı = Allah, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı olunuz. O'nun bir benzeri olduğunu biliyor musun?
Bekir Sadak = O, goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir. Oyleyse Ona ibadette sabirli ol. Hic O'na benzeyen bir sey bilir misin?*
Celal Yıldırım = O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbıdır. Artık O'na ibâdet et ve O'na ibâdetinde sabırlı olmaya çalış. O'na denk ve benzer olacak hiçbir şey bilir misin ?
Cemal Külünkoğlu = “(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki tüm varlıkların Rabbidir. O halde sırf O'na kulluk et ve bu kulluk için sabırlı ve metanetli ol. Hiç, ismi O'nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını tanıyor musun?”
Diyanet İşleri (eski) = O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?
Diyanet Vakfi = (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).
Edip Yüksel = Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na olan kulluğunda dirençli ol. O'na benzer birini biliyor musun?
Elmalılı Hamdi Yazır = O bütün Semavât-ü Arzın ve aralarındakilerin rabbı, binaenaleyh ona ıbadet et ve ıbadetine sebatle sabreyle, hiç sen ona bir adaş bilir misin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O, bütün göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir; o halde O'na ibadet et ve ibadetine sebatla sabret. Hiç sen O'na bir adaş bilir misin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
Gültekin Onan = Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadetle kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun?
Harun Yıldırım = (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).
Hasan Basri Çantay = (O), göklerin, yerin ve onların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O halde sen Ona kulluk et ve kulluğunda da iyice sebat et. Onun bir adaşı olduğunu bilir misin? (Hayır, yokdur).
Hayrat Neşriyat = (O,) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir; öyle ise O’na ibâdet et ve O’na ibâdet etmekte sabırlı ol! Hiç O’nun adıyla isimlendirilmiş (başka) birini biliyor musun?
İbni Kesir = Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbıdır. O halde O'na ibadet et ve bu ibadetinde devamlı ol. Sen, hiç O'nun için bir adaş bilir misin?
Kadri Çelik = Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; o halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç sen ona bir adaş (benzer) bilir misin?
Muhammed Esed = Göklerin ve yerin Rabbi(dir O), ve bunların arasında var olan her şeyin! Öyleyse, yalnızca O'na kulluk et ve O'na kullukta devamlı ve sebatlı ol! Hiç, ismi O'nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını tanıyor musun?"
Mustafa İslamoğlu = O, göklerin yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbidir: O halde yalnız O'na kulluk et ve O'na kulluk ederken dirençli ve sebatlı ol! Hem, adı O'nunla birlikte anılmaya değer başka biri mi var?
Ömer Nasuhi Bilmen = Göklerin ve yerin ve onların arasında olanların Rabbidir. Binaenaleyh O'na ibadet et. O'nun ibadeti için sabr (ve sebat) eyle. Sen O'nun için hiçbir nazir bilir misin?
Ömer Öngüt = O; göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O'na ibadet et ve bu ibadetinde sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
Şaban Piriş = O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O halde O’na kulluk et ve bu kulluğunda devamlı ol! O’nun hiç adaşının olduğunu biliyor musun?
Sadık Türkmen = Göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O’na ibadet et. O’na ibadet etmekte sabırlı ol! Hiç O’nun bir adaşı (Allah ismiyle çağrılan birinin) olduğunu biliyor musun?
Seyyid Kutub = O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki tüm varlıkların Rabbidir. O halde sırf O'na kulluk ediniz ve bu kulluğun omuzlarına bindirdiği tüm yükümlülüklere katlanınız. O'nun bir benzerini tanıyor musun?
Suat Yıldırım = O göklerin, yerin ve o ikisinin arasında olan her şeyin Rabbidir. Öyleyse yalnız O’na kulluk et. O’na ibadetinde sabır ve sebat göster. Ona denk ve adaş olacak hiç kimse bilir misin?
Süleyman Ateş = (O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun?
Tefhim-ul Kuran = Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerinin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olduğunu biliyor musun?
Ümit Şimşek = O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Yalnız Ona ibadet et; Ona ibadette sebat et. Hiç Ona adaş olabilecek birini biliyor musun?
Yaşar Nuri Öztürk = Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir o. O'na kulluk/ibadet et ve O'na ibadette sabırlı ol. O'na adaş olacak birini biliyor musun?
İskender Ali Mihr = Semaların, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Öyleyse O’na kul ol! O’nun kulluğunda sabırlı ol! O’nun İsmi’yle isimlendirilen (bir kimse) biliyor musun?
İlyas Yorulmaz = O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir. O na yaptığın ibadetlerde sabırlı (devamlı) olarak kulluk et. Sen O na layık başka bir isim biliyor musun?
وَيَقُولُ الْإِنسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا
Meryem / 66 -
Ve yekûlul insânu e izâ mâ mittu le sevfe uhracu hayyâ(hayyen).
Diyanet İşleri = İnsan, “Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?” der.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve insan der ki: Ben öleceğim de sonra dirilip kabirden mi çıkarılacağım?
Abdullah Parlıyan = Bütün bunlara rağmen, insan yine de der ki: “Ben öleceğim de, sonra dirilip yeniden hayata mı döndürüleceğim?”
Adem Uğur = İnsan der ki: "Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?"
Ahmed Hulusi = İnsan der ki: "Ben öldükten sonra ölümsüz olarak mı çıkarılacağım?"
Ahmet Tekin = İnsan: 'Öldüğüm zaman, sahi, diri olarak kabrimden çıkarılacak mıyım?' der.
Ahmet Varol = İnsan der ki: 'Öldüğüm zaman mı diri olarak kaldırılacağım?'
Ali Bulaç = İnsan demektedir ki: "Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?"
Ali Fikri Yavuz = Halbuki insan şöyle der: “- Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak (mezardan) çıkarılacak mıyım?”
Ali Ünal = Böyle iken, o nankör ve inançsız insan, “Gerçekten ben öldükten sonra diriltilip kabrimden çıkarılacak mıyım?” der.
Bayraktar Bayraklı = İnsan der ki: “Öldüğüm zaman sahiden diri olarak çıkarılacak mıyım?”
Bekir Sadak = insan: «Ben oldugumde mi diriltilecegim?» der.
Celal Yıldırım = İnsafı der ki: Ben öldüğümde mi bir süre sonra diri olarak (kabrimden) çıkarılacağım ?!
Cemal Külünkoğlu = İnsan: “Ben öldükten sonra mı yeniden diriltileceğim?” der.
Diyanet İşleri (eski) = İnsan: 'Ben öldüğümde mi diriltileceğim?' der.
Diyanet Vakfi = İnsan der ki: «Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?»
Edip Yüksel = 'Öldüğüm zaman diri olarak çıkarılacak mıyım,' diye soruyor insan.
Elmalılı Hamdi Yazır = Böyle iken insan diyor ki: her ne zaman ölürsem ileride mutlak bir zîhayat olarak çıkarılacak mıyım?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Böyle iken insan diyor ki: «Öldüğüm zaman, ileride mutlaka bir hayat sahibi kimse olarak çıkarılacak mıyım?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İnsan: "Ben öldükten sonra mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor.
Gültekin Onan = İnsan demektedir ki: "Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?"
Harun Yıldırım = İnsan der ki: "Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?"
Hasan Basri Çantay = İnsan der ki: «Ben öldüğüm zaman mı, her halde diri olarak çıkarılacağım»?
Hayrat Neşriyat = Bir de insan: '(Ben) öldüğüm zaman, gerçekten ileride hayat sâhibi olarak(kabirden) çıkarılacak mıyım?' der.
İbni Kesir = İnsan der ki: Ben, öldüğümde mi diriltileceğim?
Kadri Çelik = İnsan, “Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?” demektedir.
Muhammed Esed = Bütün bunlara rağmen, insan (yine de) kalkıp: "Ne yani," der, "Ben öldükten sonra, yeniden hayata mı döndürüleceğim?"
Mustafa İslamoğlu = Buna karşın insan kalkıp "Ne yani" der, "ölümümün ardından gün gelip tekrar mi diriltileceğim?"
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve insan der ki: «Öldüğüm zaman mı ileride diri olarak mı çıkarılacağım?»
Ömer Öngüt = İnsan der ki: “Öldüğüm zaman (kabirden) diri olarak çıkarılacak mıyım?”
Şaban Piriş = İnsan, öldükten sonra tekrar yeniden diriltilecek miyim? diyor.
Sadık Türkmen = Bütün bunlara rağmen insan der ki: “Öldükten sonra mı tekrar diri olarak çıkarılacağım?!”
Seyyid Kutub = İnsan «Ben öldükten sonra mı yeniden diriltileceğim?» der.
Suat Yıldırım = Böyle iken kâfir insan: "Sahi, ben öldükten sonra diriltilip kabrimden çıkarılacak mıyım?" der.
Süleyman Ateş = İnsan: "Ben öldükten sonra mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor.
Tefhim-ul Kuran = İnsan demektedir ki: «Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?»
Ümit Şimşek = Bir de insan diyor ki: 'Öldükten sonra diriltilecek miyim?'
Yaşar Nuri Öztürk = Diyor ki insan: "Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?"
İskender Ali Mihr = Ve insan: “Ben, öldükten sonra mı diri (canlı) olarak mutlaka çıkarılacağım?” der.
İlyas Yorulmaz = İnsanlar “Biz öldüğümüz zaman yeniden mi canlı olarak çıkartılacağız?” derler.
أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا
Meryem / 67 -
E ve lâ yezkurul insânu ennâ halaknâhu min kablu ve lem yeku şey’â(şey’en).
Diyanet İşleri = İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
Abdulbaki Gölpınarlı = İnsan hiç mi düşünmez ki o hiçbir şey değilken daha önce biz yarattık onu.
Abdullah Parlıyan = İnsan, hiç düşünmez mi ki, o hiç birşey değilken daha önce biz yarattık onu.
Adem Uğur = İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?
Ahmed Hulusi = O insan, daha önce o yok iken onu yarattığımızı hatırlamaz mı?
Ahmet Tekin = İnsan, daha önce hiçbir şey değilken, kendisini bizim yoktan varettiğimizi hatırlamayacak mı?
Ahmet Varol = İnsan, daha önce hiçbir şey değilken, bizim onu yarattığımızı düşünmüyor mu?
Ali Bulaç = İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?
Ali Fikri Yavuz = O insan, bundan önce hiç bir şey değilken, bizim kendisini yaratmış olduğumuzu düşünmez mi?
Ali Ünal = O insan hiç düşünmez, hiç aklına getirmez mi ki, o hiçbir şey değilken Biz kendisini yaratıp var ettik?
Bayraktar Bayraklı = İnsan düşünmez mi ki, daha önce hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?
Bekir Sadak = Bir insan kendisi onceden bir sey degilken onu yaratmis oldugumuzu hatirlamaz mi?
Celal Yıldırım = Bu insan daha önce hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı düşünüp hatırlamaz mı ?
Cemal Külünkoğlu = İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
Diyanet İşleri (eski) = Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi?
Diyanet Vakfi = İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?
Edip Yüksel = İnsan, önceden hiç bir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır = Ya o insan hiç bir şey değil iken bizim kendisini halketmiş olduğumuzu düşünmez mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yoksa o insan hiçbirşey değilken, Bizim, kendisini yaratmış olduğumuzu düşünmez mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?
Gültekin Onan = İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?
Harun Yıldırım = İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?
Hasan Basri Çantay = İnsan düşünmez mi ki onu daha evvel ve O, bir şey değilken kendisini hakıykaten biz yaratdık.
Hayrat Neşriyat = İnsan hiç ibret almaz mı ki, daha önce (kendisi henüz) hiçbir şey değilken, onu şübhesiz ki biz yaratmışız!
İbni Kesir = İnsan hiç düşünmez mi ki; kendisi önceden bir şey değilken, Biz yarattık onu.
Kadri Çelik = İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?
Muhammed Esed = Peki, insan aklına getirmiyor mu ki, Biz onu daha önce yoktan var etmiştik?
Mustafa İslamoğlu = Peki ama, insan hatırlamaz mı ki hiçbir şey değilken kendisini de Biz yaratmıştık?
Ömer Nasuhi Bilmen = O insan hiç düşünmez mi ki, Biz onu evvelce yarattık, halbuki o hiçbir şey değildi.
Ömer Öngüt = İnsan daha önce hiçbir şey değilken, kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu?
Şaban Piriş = İnsan, daha önce hiç bir şey değilken kendisini yarattığımızı hiç düşünmüyor mu?
Sadık Türkmen = Insan hiç düşünmüyor mu? Daha önce hiçbir şey değilken Biz kendisini yarattık!
Seyyid Kutub = İnsan, vaktiyle hiçbir şey değilken, kendisini yoktan varettiğimizi düşünmüyor mu?
Suat Yıldırım = O insan hiç düşünmüyor mu ki, o hiçbir şey değilken Biz onu yaratıp var ettik?
Süleyman Ateş = İnsan önceden hiçbir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu?
Tefhim-ul Kuran = İnsan önceden, hiç bir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?
Ümit Şimşek = O insan, daha önce hiçbir şey değilken onu yarattığımızı düşünmüyor mu?
Yaşar Nuri Öztürk = Hatırlamıyor mu insan; o daha önce hiçbir şey değilken, onu biz yarattık.
İskender Ali Mihr = Ve insan, daha önce o bir şey değilken; Bizim, onu nasıl yarattığımızı düşünmez mi?
İlyas Yorulmaz = İnsanlar hiç düşünmüyorlar mı? Onlar daha önceden hiçbir şey değilken (ortada yokken), onları biz yaratmadık mı?
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا
Meryem / 68 -
Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyâtîne summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ(cisiyyen).
Diyanet İşleri = Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Andolsun Rabbine onları da, Şeytanları da haşredeceğiz de sonra onları, diz çökmüş bir halde cehennemin çevresine getireceğiz.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse Rabbine and olsun ki, biz onları ve dünyada onları yönlendiren, her türlü şeytanı ve yandaşlarını toplayacak ve sonra cehennemin çevresine, diz çökmüş bir halde getireceğiz.
Adem Uğur = Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
Ahmed Hulusi = Rabbine yemin olsun ki, onları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. . . Sonra onları elbette Cehennem'in etrafında dizüstü çökmüş hâlde bulundururuz.
Ahmet Tekin = Evet Rabbine yemin ederim ki, Biz onları ve o şeytanları mutlaka ve mutlaka mahşerde toplayacağız, sonra da onları kesinlikle cehennemin etrafında diz üstü hazır bulunduracağız.
Ahmet Varol = Rabbine yemin olsun ki, onları da şeytanları da mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
Ali Bulaç = Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
Ali Fikri Yavuz = Rabbine and olsun ki, biz onları (öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) Şeytanları ile beraber elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak Cehennem’in etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki, Cennetlikleri görüp hasret çeksinler).
Ali Ünal = Rabbine andolsun ki, onları da, peşlerinden gittikleri insan ve cin şeytanlarını da diriltip huzurumuza toplayacak, sonra da hepsini Cehennem’in etrafında topluluklar halinde dizleri üstü çökertip yığacağız.
Bayraktar Bayraklı = Öyle ise, Rabbine andolsun ki, elbette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
Bekir Sadak = Rabbine and olsun ki Biz onlari mutlaka uyduklari seytanlarla beraber hasredecegiz. Sonra cehennemin yaninda diz cokturerek hazir bulunduracagiz.
Celal Yıldırım = Rabbına and olsun ki, onları şeytanlarla beraber mutlaka diriltipkaldıracağız ve biraraya getirip toplayacağız. Sonra da onları Cehennemin etrafında dizüstü hazır bulunduracağız.
Cemal Külünkoğlu = Rabbinin yüceliği hakkı için, onları (peşlerinden gittikleri) şeytanlarla birlikte mahşerde bir araya getireceğiz. Sonra da dizüstü çöktürerek cehennemin çevresinde toplayacağız.
Diyanet İşleri (eski) = Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.
Diyanet Vakfi = Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
Edip Yüksel = Rabbine and olsun, onları ve şeytanları toplayacağız. Sonra onları cehennemin çevresine getireceğiz. Diz çökmüş halde...
Elmalılı Hamdi Yazır = Evet rabbına kasem ederim ki biz onları ve o Şeytanları muhakkak ve muhakkak mahşere toplıyacağız, sonra onları muhakkak ve muhakkak dizleri üstü Cehennemin etrafına ihzar eyliyeceğiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Evet Rabbine yemin ederim ki, Biz onları ve o şeytanları mutlaka ve mutlaka mahşerde toplayacağız, sonra da onları kesinlikle cehennemin etrafında diz üstü hazır bulunduracağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Rabbine andolsun ki biz onları (öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) şeytanları ile beraber elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak cehennemin etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri görüp hasret çeksinler.).
Gültekin Onan = Andolsun rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
Harun Yıldırım = Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
Hasan Basri Çantay = Binâen'aleyh Rabbine andolsun ki biz onları da, şeytanları da elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları behemehal cehennemin etrafında diz üstü haazır tutacağız.
Hayrat Neşriyat = Artık Rabbine yemîn olsun ki, onları (o kâfirleri) ve şeytanları elbette (mahşerde)toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş olarak muhakkak Cehennemin etrâfında hazır bulunduracağız!
İbni Kesir = Rabbına andolsun ki; Biz, onları da, şeytanları da beraber mutlaka haşr edeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.
Kadri Çelik = Andolsun Rabbine, biz onları da şeytanları da mutlaka bir araya getireceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş halde hazır bulunduracağız.
Muhammed Esed = Öyleyse, Rabbine andolsun ki, Biz onları (Hesap Günü'nde, kendilerini hayattayken yönlendiren) şeytani güçlerle bir araya toplayacak ve sonra cehennemin çevresinde diz üstü bekleteceğiz;
Mustafa İslamoğlu = Madem öyle, Rabbine andolsun ki onları Şeytanlarla bir araya toplayacağız; ardından cehennemin etrafında perişan bir halde getirteceğiz;
Ömer Nasuhi Bilmen = Evet. Rabbine andolsun ki onları ve şeytanları elbette haşredeceğiz. Sonra da onları muhakkak ki, cehennemin etrafında dizüstü hazırlamış olacağız.
Ömer Öngüt = Rabbine andolsun ki, onları ve şeytanları bir araya toplayacağız ve hepsini cehennemin etrafında diz çöktürüp bekleteceğiz.
Şaban Piriş = Rabbine andolsun ki, onları ve şeytanları bir araya toplayacağız ve hepsini cehennemin etrafında diz çöktürüp bekleteceğiz.
Sadık Türkmen = Rabbine ant olsun mutlaka onları ve şeytanları toplayacağız. Sonra onları cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız, diz çökmüş bir halde...
Seyyid Kutub = Rabb'inin yüceliği hakkı için, onları peşlerinden gittikleri şeytanları ile birlikte biraraya getireceğiz, sonra da dizüstü çöktürerek cehennemin çevresinde toplayacağız.
Suat Yıldırım = Senin Rabbine yemin olsun ki Biz onları da, şeytanları da diriltip huzurumuza toplayacağız, sonra da cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş vaziyette oraya getireceğiz.
Süleyman Ateş = Rabbine andolsun ki, onları ve şeytânları mutlaka toplayacağız, sonra onları diz çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde bulunduracağız.
Tefhim-ul Kuran = Andolsun Rabbine, biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
Ümit Şimşek = Rabbine and olsun ki, onları da, şeytanları da diriltecek, sonra da Cehennemin etrafında diz çökmüş halde toplayacağız.
Yaşar Nuri Öztürk = Rabbine yemin olsun ki; onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra hepsini diz çökmüş halde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
İskender Ali Mihr = Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve şeytanları, mutlaka haşredeceğiz (toplayacağız). Sonra onları, cehennemin etrafında diz üstü çökmüş olarak hazır kılacağız.
İlyas Yorulmaz = Rabbine and olsun ki, onları ve aldatıcı güç olan şeytanı mutlaka toplayacağız ve cehennemin etrafında onları diz üstü çökmüş olarak bir araya getireceğiz.
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَنِ عِتِيًّا
Meryem / 69 -
Summe le nenzianne min kulli şîatin eyyuhum eşeddu alâr rahmâni ıtiyyâ(ıtiyyen).
Diyanet İşleri = Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra hangi tâife, rahmâna karşı en fazla azgınlıkta bulunduysa onu ayırıp önce cehenneme atacağız.
Abdullah Parlıyan = Sonra her guruptan, O sınırsız rahmet sahibi olan Rahman'a karşı, azgınlıkta ileri gidenleri çekip ayıracağız.
Adem Uğur = Sonra her milletten, rahman olan Allah'a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.
Ahmed Hulusi = Sonra da her gruptan, onların azgınlık ve isyan itibarıyla Rahman'a inkârda en katı olanlarını çekip çıkarırız (ateş için).
Ahmet Tekin = Sonra, baskıcı, zorba, kapalı her toplumdan, Rahman olan Allah’a en çok isyankâr olanlar, ilâhî kuralları tanımayanlar hangileri ise çekip ayıracağız.
Ahmet Varol = Sonra her kitleden Rahman'a karşı azgınlık göstermede en şiddetli olanı ayıracağız.
Ali Bulaç = Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah)a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.
Ali Fikri Yavuz = Sonra her (kâfir) zümreden Rahman’a karşı en ziyade isyankâr hangileri ise muhakkak (bunları evvelâ Cehennem’e) ayırıp atacağız.
Ali Ünal = Ardından, dünyada iken aynı inancı paylaşıp aynı yolda yürümüş her topluluk içinden, (kendilerini yaratıp, dünya hayatında hep rahmetle bürümüş ve rızıklandırmış olan) Rahmân’a karşı isyanda en fazla direten ve en ileri gidenleri çekip ayıracağız.
Bayraktar Bayraklı = Sonra her milletten, Rahmân olan Allah'a en çok âsi olanlar hangileri ise onları çekip ayıracağız.
Bekir Sadak = Sonra her toplumdan Rahman'a en cok kimin bas kaldirdigini ortaya koyacagiz.
Celal Yıldırım = Sonra da her topluluktan Rahmân'a en çok küstahlık yapıp başkaldıranları çekip (Cehennem'e atacağız).
Cemal Külünkoğlu = Sonra her topluluktan, rahmeti bol olan Allah'a başkaldıran elebaşlarını ayıracağız.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız.
Diyanet Vakfi = Sonra her milletten, rahmân olan Allah'a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.
Edip Yüksel = Sonra her gruptan, Rahman'a karşı azgınlıkta ileri gidenleri ayıklayacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra her zümreden rahmana karşı en ziyade serkeşlik eden hangileri ise muhakkak ve muhakkak nez'edeceğiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra her topluluktan Rahman'a karşı en çok isyan edenleri hangileri ise muhakkak ve muhakkak çekip alacağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra her zümreden Rahmân'a karşı en ziyade isyankâr hangileri ise, muhakkak ayırıp atacağız.
Gültekin Onan = Sonra, her bir gruptan Rahmana karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.
Harun Yıldırım = Sonra her milletten, rahman olan Allah'a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.
Hasan Basri Çantay = Sonra her ümmetden hangisi rahman olan (Allaha) karşı daha ziyâde aasî ve cür'etkâr olmuşsa muhakkak ve muhakkak (evvelâ onu) ayırıb atacağız.
Hayrat Neşriyat = Sonra her tâifeden Rahmân’a en çok isyân eden hangileri ise, şübhesiz çekip çıkaracağız (ve önce onları Cehenneme atacağız)!
İbni Kesir = Sonra her toplumdan Rahman'a karşı en çok başkaldıranları ortaya koyacağpız.
Kadri Çelik = Sonra, her bir gruptan Rahman'a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.
Muhammed Esed = Ve sonra her (günahkar) topluluktan O sınırsız rahmet Sahibi'ne kibir ve dik başlılıkta ileri gidenleri ayırıp öne çıkaracağız;
Mustafa İslamoğlu = sonra her topluluktan, O rahmet kaynağına karşı kimin daha azgın ve sapkın olduğunu seçip ortaya çıkaracağız;
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonradan her fırkadan Rahmân'a karşı ziyâdece mütekebbir (serkeş) olanı muhakkak ki, şiddetle ahzedeceğiz.
Ömer Öngüt = Sonra her gruptan Rahman'a karşı isyanda en ileri gidenleri ayıracağız.
Şaban Piriş = Sonra her cemaatten Rahman’a karşı en çok başkaldıranı ortaya atacağız.
Sadık Türkmen = Sonra her gruptan, Rahmân’a karşı çıkmakta en inatçı hangisi ise ayıracağız.
Seyyid Kutub = Sonra her grubun, rahmeti bol olan Allah'a baş kaldıran en azılı ele başlarını ayıracağız.
Suat Yıldırım = Sonra da her topluluktan, Rahmân’a isyan etmede aşırılık edenleri çekip ayıracağız.
Süleyman Ateş = Sonra her milletten Rahmân'a en çok karşı geleni ayıracağız.
Tefhim-ul Kuran = Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah) a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.
Ümit Şimşek = Sonra da, her topluluktan, Rahmân'a isyanda en ileri gidenlerini çekip çıkaracağız.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra her gruptan, Rahman'a karşı kafa tutmada daha şiddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız.
İskender Ali Mihr = Sonra bütün gruplardan onların hangisi, Rahmân’a karşı daha çok asi (azgın) olduysa, onları mutlaka ayıracağız.
İlyas Yorulmaz = Sonra onların içinden Rahmana karşı en şiddetli inkarcılar hangileri ise, o gurubu mutlaka ortaya çıkartacağız.
ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ أَوْلَى بِهَا صِلِيًّا
Meryem / 70 -
Summe le nahnu a’lemu billezîne hum evlâ bihâ sıliyyâ(sıliyyen).
Diyanet İşleri = Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra elbette biz daha iyi biliriz cehenneme girmeye daha lâyık olanı.
Abdullah Parlıyan = Çünkü biz, daha iyi biliriz, cehenneme girmeye daha layık olanı.
Adem Uğur = Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.
Ahmed Hulusi = Zira ateşte yanmayı kimler hak etmiştir biz iyi biliriz.
Ahmet Tekin = Bir daha ifade edelim ki, Cehennem’i boylamaya daha çok müstehak olanları elbette biz iyi biliriz.
Ahmet Varol = Sonra elbette biz, oraya girmeye kimlerin daha çok lâyık olduklarını daha iyi biliriz.
Ali Bulaç = Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.
Ali Fikri Yavuz = Sonra o Cehennem’e atılmaya lâyık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.
Ali Ünal = İçlerinde Cehennem’i hangilerinin daha önce ve hangi azap şiddetine göre boylamaya müstahak olduklarını Biz elbette çok iyi biliriz.
Bayraktar Bayraklı = Sonra, orayı boylamaya daha çok lâyık olanları elbette biz en iyi biliriz.
Bekir Sadak = Cehenneme girmeye en layik olanlari Biz biliriz.
Celal Yıldırım = Sonra, elbette biz o Cehennem'e girip yaslanmaya en lâyık olanları da daha iyi biliriz.
Cemal Külünkoğlu = Muhakkak ki, biz onlardan hangilerinin öncelikle cehenneme gireceğini, herkesten iyi biliriz.
Diyanet İşleri (eski) = Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz.
Diyanet Vakfi = Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.
Edip Yüksel = Orada yanmayı en çok kimin hakkettiğini elbette biz gayet iyi biliriz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra elbette biz o Cehenneme yaslanmıya evlâ olanların kimler olduğunu daha iyi biliriz:
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra Biz, elbette o cehenneme yaslanmaya en layık olanların kimler olduğunu daha iyi biliriz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra o cehenneme atılmaya layık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi biliriz.
Gültekin Onan = Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu iyi biliriz.
Harun Yıldırım = Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.
Hasan Basri Çantay = Sonra biz ona (cehenneme) girib yanmıya daha çok lâyık olanları da elbet pek iyi bileniz.
Hayrat Neşriyat = Sonra elbette biz, ona (Cehenneme) girmeye daha lâyık olan kimseleri en iyi bileniz.
İbni Kesir = Cehenneme en çok layık olanları elbette Biz, biliriz.
Kadri Çelik = Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi bilmekteyiz.
Muhammed Esed = çünkü cehennem ateşini en çok kimin hak ettiğini, şüphesiz en iyi Biz biliriz.
Mustafa İslamoğlu = hem Biz, kimin cehenneme yaslanmayı en çok hak ettiğini elbet daha iyi biliriz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra elbette ki Biz, cehenneme girip yanmağa evlâ olanı da şüphe yok, daha ziyâde biliriz.
Ömer Öngüt = Sonra, biz oraya girmeye kimlerin daha müstehak olduklarını elbette daha iyi biliriz.
Şaban Piriş = Sonra biz, cehenneme atılmaya layık olanlarını en iyi biz biliriz.
Sadık Türkmen = Sonra şüphesiz Biz; oraya atılmaya uygun olan kimseleri daha iyi biliriz.
Seyyid Kutub = Sonra biz onların hangilerinin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, kuşkusuz, herkesten iyi biliriz.
Suat Yıldırım = Sonra o cehennemi boylamaya daha çok müstahak olanları elbette Biz pek iyi biliriz.
Süleyman Ateş = Sonra, elbette biz, kimlerin oraya girmeğe uygun olduğunu daha iyi biliriz.
Tefhim-ul Kuran = Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi bilmekteyiz.
Ümit Şimşek = Cehenneme atılmaya kimin daha lâyık olduğunu Biz pekalâ biliriz.
Yaşar Nuri Öztürk = Elbette ki biz, oraya girmeye daha layık olanların kimler olduğunu herkesten iyi biliriz.
İskender Ali Mihr = Sonra ona (cehenneme) maruz kalmayı en çok hakedenleri, elbette en iyi Biz biliriz.
İlyas Yorulmaz = Sonra onlardan hangisinin daha önce cehenneme girmeye layık olduğunu elbette biz biliriz.
وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Meryem / 71 -
Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).
Diyanet İşleri = (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sizden bir tek kişi bile yoktur ki oraya uğramasın; bu, Rabbinin takdîr ettiği bir şeydir.
Abdullah Parlıyan = İçinizde o cehenneme uğramayacak hiçbir kimse yoktur, yani hepiniz o cehennemi göreceksiniz. Rabbinin olup bitmiş hükmü budur.
Adem Uğur = İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.
Ahmed Hulusi = Sizden Cehennem'e uğramayacak hiç kimse yoktur! Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
Ahmet Tekin = İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin icrası kesinleşmiş bir hükmüdür.
Ahmet Varol = Sizden oraya uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
Ali Bulaç = Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.
Ali Fikri Yavuz = İçinizden hiç biri istisna edilmemek üzere mutlaka Cehennem’e varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür. (Ancak Cennetlikler yanmadan geçecekler, Cehennemlikler ise ateşe düşeceklerdir.)
Ali Ünal = (Ey insanlar!) Sizden hiç kimse yoktur ki, Cehennem’e uğramayacak olsun. Bu, Rabbinin katında üzerine ‘mühür basılmış’ bir hükümdür.
Bayraktar Bayraklı = Ey tekrar dirilişi inkâr edenler! İçinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.
Bekir Sadak = Sizden cehenneme ugramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayi uzerine aldigi kesinlesmis bir hukumdur.
Celal Yıldırım = Hem sizden hiçbir kimse yoktur ki Cehennem'e uğramış olmasın. Bu, Rabbın yanında kesin hükme bağlanmıştır.
Cemal Külünkoğlu = (Ey insanlar!) Aranızda cehenneme uğramayacak (onu görebilecek bir noktaya ulaşmayacak) hiç kimse yoktur. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
Diyanet İşleri (eski) = Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
Diyanet Vakfi = İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.
Edip Yüksel = İçinizden oraya gelmeyecek yoktur; bu, Rabbinin gerçekleştireceği kesin bir karardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem içinizden hiç biri yoktur ki mutlak ona varacak olmasın ve bu rabbının uhdesine vacib kıldığı bir kazıyyei mahkeme olmuştur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İçinizden oraya varmayacak hiçbir kimse yoktur ve bu, Rabbinin üstlenmiş olduğu kesinleşmiş bir hükümdür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Gültekin Onan = Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.
Harun Yıldırım = İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.
Hasan Basri Çantay = Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrıyacakdır. Bu, Rabbinin üzerine kat'i olarak aldığı, kazaa etdiği (bir şey) dir.
Hayrat Neşriyat = Hem sizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. (Bu,) Rabbinin kendi üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
İbni Kesir = Sizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbının yapmayı üzerine aldığı kesin bir hükümdür.
Kadri Çelik = Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.
Muhammed Esed = Ve sizin her biriniz onu görebilecek bir noktaya varacaksınız: Bu, Rabbin katında yerine getirilmesi gerekli bir hükümdür.
Mustafa İslamoğlu = Başka yolu yok; (siz ey cehennemlikler) mutlaka her biriniz oraya varacaksınız: Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve sizden bir kimse yoktur ki, illâ oraya uğrayacaktır. Bu, Rabbin tarafından hükm ve kaza buyurulmuş bir şeydir.
Ömer Öngüt = İçinizden cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Şaban Piriş = Sizden ona uğramayacak kimse yoktur. Bu Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesin bir hükümdür.
Sadık Türkmen = Sizden oraya uğramayacak yoktur. Bu Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir karardır.
Seyyid Kutub = Aranızda cehenneme uğramayacak hiç kimse kalmayacaktır. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür.
Suat Yıldırım = Sizden hiç kimse yoktur ki cehenneme varmasın. Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Süleyman Ateş = İçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesin borçtur.
Tefhim-ul Kuran = Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.
Ümit Şimşek = İçinizde oradan geçmeyecek kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesinleşmiş hükmüdür.
Yaşar Nuri Öztürk = İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleşmiş bir hükümdür.
İskender Ali Mihr = Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.
İlyas Yorulmaz = (Ey insanlar) Sizden her kez o cehenneme mutlaka varacak. Bu Rabbinin kesin hükmüdür.
ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
Meryem / 72 -
Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).
Diyanet İşleri = Bir kez daha hatırlatalım:Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri kurtarırız. İnkâr ile isyan ile baskı, zulüm, işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, Kur’ân aleyhindeki propagandaya devam eden güç ve iktidar sahibi zâlimleri, müşrikleri de dizüstü çökmüş vaziyette orada bırakırız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra takva sahiplerini kurtarır; zalimleri ise orada dizüstü çökmüş halde bırakırız.
Abdullah Parlıyan = Ve bir kere daha hatırlatmış olalım ki. Biz yolunu, yordamını Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışanları, cehennemden kurtaracağız ama, yaratılış gayesi dışında hareket etmiş olanları, onun içinde diz çökmüş olarak bırakacağız.
Adem Uğur = Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
Ahmed Hulusi = Sonra korunanları (korunmanın getirisi, nurânî kuvve sahiplerini) kurtarırız; nefsine zulmedenleri de dizüstü orada bırakırız.
Ahmet Tekin = Bir kez daha hatırlatalım:Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri kurtarırız. İnkâr ile isyan ile baskı, zulüm, işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, Kur’ân aleyhindeki propagandaya devam eden güç ve iktidar sahibi zâlimleri, müşrikleri de dizüstü çökmüş vaziyette orada bırakırız.
Ahmet Varol = Sonra takva sahiplerini kurtarır; zalimleri ise orada dizüstü çökmüş halde bırakırız.
Ali Bulaç = Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.
Ali Fikri Yavuz = Sonra, Allah’dan korkup sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan Cehennem’de bırakacağız.
Ali Ünal = Şu kadar ki, kalbleri Rabbilerine karşı saygıyla dopdolu olan, O’na isyandan, dolayısıyla O’nun azabından kaçınanları kurtarır, (onları Cehennem’in yakmasına müsaade etmez, hattâ bazılarına onun hışırtısını bile duyurmaz), buna karşılık, (Allah’a şirk koşmak veya O’nu inkârla en büyük zulmü işleyen) zalimleri Cehennem’in içinde diz üstü bırakırız.
Bayraktar Bayraklı = Sonra biz, Allah'tan sakınanları cehennemden uzak tutarız; zâlimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
Bekir Sadak = Sonra Biz Allah'a karsi gelmekten sakinmis olanlari kurtarir, zalimleri de orada diz ustu cokmus olarak birakiriz.
Celal Yıldırım = Sonra da Allah'tan korkup fenalıklardan sakınanları kurtaracağız. Zâlimleri ise dizleri üstü Cehennem'de bırakacağız.
Cemal Külünkoğlu = Sonra da Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız. Zalimleri ise diz üstü çökmüş halde cehennemde bırakırız.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.
Diyanet Vakfi = Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
Edip Yüksel = Sonra, erdemlileri kurtaracağız. Zalimleri ise orada diz üstü bırakacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra müttakı olanlara necat veririz de zalimleri dizleri üstü bırakırız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra takva sahiplerini kurtarırız ve zalimleri diz üstü bırakırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız.
Gültekin Onan = Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulme sapanları diz üstü çökmüş halde bırakıveririz.
Harun Yıldırım = Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
Hasan Basri Çantay = Sonra takvaaya erenleri kurtaracağız. Zaalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.
Hayrat Neşriyat = Sonra (şirk ve küfürden) sakınanları kurtarırız (Cennete koyarız) ve zâlimleri diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
İbni Kesir = Sonra Biz, takvaya erenleri kurtaracağız. Zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
Kadri Çelik = Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulme sapanları diz üstü çökmüş halde bırakıveririz.
Muhammed Esed = Bir kere daha (hatırlatalım ki): Biz, Bize karşı sorumluluk bilinci taşıyanları (cehennemden) kurtaracağız; ama zalimleri onun içinde diz üstü bırakacağız.
Mustafa İslamoğlu = En sonunda, (hayatta) sorumluluk bilinciyle hareket etmiş olanları (oraya düşmekten) kurtaracağız; fakat kendilerine kötülük edenleri orada perişan bir halde bırakacağız.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra ittikada bulunmuş olanları necâta erdiririz. Zalimleri de orada dizleri üstüne çökmüş bir halde bırakırız.
Ömer Öngüt = Sonra takvâya erenleri kurtarırız, zâlimleri de orada diz çökmüş olarak bırakırız.
Şaban Piriş = Sonra, korunanları kurtaracağız, zalimleri de orada dizüstü çökmüş olarak bırakacağız.
Sadık Türkmen = Sonra sakınıp korunan kimseleri kurtarırız, zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
Seyyid Kutub = Sonra sakınanları kurtararak zalimleri, dizüstü çökmüş durumda orada bırakırız.
Suat Yıldırım = Sonra Allah’ı sayıp günahlardan sakınan müttakileri kurtararak zalimleri dizüstü çökmüş vaziyette orada bırakacağız.
Süleyman Ateş = Sonra korunanları kurtarırız ve zâlimleri öyle diz üstü çökmüş olarak bırakırız.
Tefhim-ul Kuran = Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulme sapanları diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.
Ümit Şimşek = Sonra, korunmuş olanları kurtarır, zalimleri ise orada diz üstü bırakırız.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra biz, korunup sakınanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerinde çökmüş bırakacağız.
İskender Ali Mihr = Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
İlyas Yorulmaz = Sonra Rablerinden sakınıp korunanları o cehennem ateşinden kurtaracağız ve kendi nefislerine zulmedip haksızlık yapanları, cehennem ateşinde diz üstü bırakacağız.
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا
Meryem / 73 -
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lillezîne âmenû eyyul ferîkayni hayrun makâmen ve ahsenu nediyyâ(nediyyen).
Diyanet İşleri = Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlara âyetlerimiz, apaçık okununca kâfir olanlar, iki bölükten dediler, hangisinin durağı daha hayırlı, meclisi daha güzel?
Abdullah Parlıyan = Kendilerine ayetlerimiz açık bir şekilde okunduğu zaman, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler iman edenlere: “Bu iki insan topluluğundan, konum olarak hangisi daha üstün ve güçlü, meclis ve topluluk bakımından hangisi daha güzeldir?” deyip duruyorlar.
Adem Uğur = Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.
Ahmed Hulusi = Onlara delillerimiz açık açık okunup bildirildiğinde, hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere: "İki fırkanın hangisi makam itibarıyla daha hayırlı ve meclisi daha iyidir?" dedi.
Ahmet Tekin = Kendilerine açık seçik âyetlerimiz okunduğu zaman, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar ile küfre sapanlar, iman edenlere:'İki zümreden hangisinin mevki ve makamı daha hayırlı, danışma meclisleri daha güzeldir?' derler.
Ahmet Varol = Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda inkâr edenler iman edenlere derler ki: 'İki gruptan hangisi makam bakımından daha iyi ve topluluk bakımından daha güzeldir?.'
Ali Bulaç = Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkâr edenler, iman edenlere derler ki: "İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?"
Ali Fikri Yavuz = Âyetlerimiz kendilerine açık olarak tecvid üzere okunduğu zaman, o inkâr edenler, iman edenlere dediler ki: “- Bu iki zümreden (mümin ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir?”
Ali Ünal = Gerçeği apaçık gösteren ve her bakımdan anlaşılır âyetlerimiz insanlara okunduğunda o küfredenler, iman edenlere “Şöyle bir bakın,” diyorlar, “siz ve biz, evet hangimiz makam ve mevkî bakımından, sahip bulunduğumuz evler, meskenler açısından daha üstün, topluluk olarak daha muteberiz; hangimizin meclisleri, toplantıları daha şaşaalı?”
Bayraktar Bayraklı = Onlara âyetlerimiz apaçık okunduğu zaman, inkâr edenler inananlara, “Hangi grubun makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?” dediler.
Bekir Sadak = Ayetlerimiz kendilerine okununca, kafir olanlar iman edenlere: -Bu iki gruptan hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? dediler.
Celal Yıldırım = Âyetlerimiz kendilerine açık seçik okunduğu zaman o inkâr edenler, imân edenlere derler ki, «bu iki topluluktan hangisinin makamı daha iyi, meclis ve mahfilce daha güzeldir?»
Cemal Külünkoğlu = Ayetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkârcılar, inananlara: “(Bu) iki topluluktan konum olarak hangisi daha üstün ve güçlü, hangisi daha seçkindir?” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: 'Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?' derler.
Diyanet Vakfi = Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.
Edip Yüksel = Kendilerine ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman inkar edenler inananlara, 'Hangimiz daha gönençli ve hangimiz sayısal üstünlüğe sahiptir,' derler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Âyetlerimiz kendilerine açık açık tecvid üzere okunduğu vakıt da o küfredenler dediler ki iyman edenlere: «bu iki ferikin hangisi makamca daha iyi ve meclis-ü mahfilce daha güzel?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ayetlerimiz kendilerine açık açık tecvidli okunduğu zaman da o küfredenler iman edenlere: «Bu iki topluluktan hangisi makamca daha iyi ve meclis olarak daha güzel?» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman, o inkâr edenler, iman edenlere dediler ki : «Bu iki zümreden (Mümin ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir?»
Gültekin Onan = Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o küfredenler, inananlara derler ki: "İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?"
Harun Yıldırım = Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.
Hasan Basri Çantay = Kendilerine açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman küfr (-ü inkâr) eden o adamlar mü'minlere: «İki zümreden hangisi ikaametgâh i'tibariyle daha hayırlı, meclis ve topluluk bakımından daha güzeldir?» dediler.
Hayrat Neşriyat = İnkâr edenler ise, kendilerine âyetlerimiz (dünyada) açık açık okunduğu zaman, îmân edenlere: 'O iki topluluktan (Mü’min ve kâfirlerden) hangisi makam cihetiyle daha hayırlı ve meclis i'tibârıyla daha güzeldir?' dedi(ler).
İbni Kesir = Ayetlerimiz kendilerine açıkça okunduğu zaman; küfreden o adamlar mü'minlere: Bu iki takım insanın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? derler.
Kadri Çelik = Onlara apaçık olan ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanlar, iman edenlere, “İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?” derler.
Muhammed Esed = Hal böyleyken, ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla kendilerine ulaştırılsa, hakkı inkara şartlanmış olan kimseler imana erişenlere: "(Bu) iki insan topluluğundan konum olarak hangisi daha üstün ve güçlü, topluluk olarak hangisi daha iyi/daha seçkindir?" diye sorup dururlar.
Mustafa İslamoğlu = Ne ki, hakikatin apaçık belgeleri olan ayetlerimiz ne zaman kendilerine ulaştırılsa, küfürde ısrar edenler imanda sebat edenlere şöyle sorarlar: "Bu iki guruptan hangisi konumca daha üstün ve hangisi daha hatırlı bir çevreye mensupmuş?!
Ömer Nasuhi Bilmen = Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman kâfir olanlar, imân etmiş olanlara dedi ki: «İki fırkadan hangisi makamca daha hayırlıdır, meclisce daha güzeldir?»
Ömer Öngüt = Âyetlerimiz kendilerine açık açık okunduğu zaman kâfirler iman edenlere: “Bu iki topluluktan hangisinin mevki ve makamı daha hayırlı, meclis ve topluluğu daha güzeldir?” dediler.
Şaban Piriş = Ayetlerimiz kendilerine okununca, kafir olanlar iman edenlere: -Bu iki gruptan hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? dediler.
Sadık Türkmen = Açik Açik ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, inkârcı kimseler, iman edenlere dediler ki: “İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı ve meclisi daha değerlidir?”
Seyyid Kutub = Açık ayetlerimiz okunduğu zaman kâfirler, mü'minlere «Hangimizin sosyal konumu daha üstün, hangimizin itibarı daha yüksektir» derler.
Suat Yıldırım = Âyetlerimiz kendilerine açık açık okunduğu zaman o kâfirler iman edenlere dediler ki: (Bu uhrevî ve manevî halleri bir tarafa bırakalım, dünya hayatının realitesine bakalım) "Bu iki zümreden, mümin ve kâfirlerden hangisinin makamı daha üstün, grup ve topluluğu daha muteberdir?"
Süleyman Ateş = Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlar için "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi (mevkii) daha güzeldir?" derler.
Tefhim-ul Kuran = Onlara apaçık olan ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanlar, iman edenlere derler ki: «İki gruptan hangisi, makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?»
Ümit Şimşek = Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğunda, inkâr edenler iman edenlere dediler ki: 'Bu iki topluluktan hangisi daha üstün bir mevki ve toplum içinde?'
Yaşar Nuri Öztürk = Onlara ayetlerimiz açık seçik okunduğunda, inkâr edenler inananlara şöyle derler: "İki zümreden hangisi makamca daha üstün, meclisçe daha güzel?"
İskender Ali Mihr = Ve âyetlerimiz, onlara beyan edilerek okunduğu zaman, kâfirler âmenû olanlara (şöyle) dediler: “İki gruptan hangisi, makam bakımından daha hayırlı ve meclis bakımından daha güzel?”
İlyas Yorulmaz = Apaçık ayetlerimiz onlara okunduğunda, ayetlerimizi inkar edenler, iman etmiş olanlara “İki guruptan (inananlarla, inkar edenler) hangisinin dünyadaki konumu daha hayırlı ve görünüş olarak daha güzel” diye sorarlardı.
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَاثًا وَرِئْيًا
Meryem / 74 -
Ve kem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu esâsen ve ri’yâ(ri’yen).
Diyanet İşleri = Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlardan önce nice ümmetler helâk ettik ki mal bakımından da daha güzel mallara sahipti onlar, gösteriş bakımından da.
Abdullah Parlıyan = Onlardan önce gelip geçen nice toplulukları helak ettik. Öyle ki, onlar dünyevi güç ve gösterişce, sonrakilerden daha üstün idiler.
Adem Uğur = Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.
Ahmed Hulusi = Onlardan önce, nice nesilleri helâk ettik ki, onlar zenginlik ve görünüş itibarıyla daha iyiydiler.
Ahmet Tekin = Onlardan önce de, daha varlıklı, daha gösterişli nice nesilleri helâk ettik.
Ahmet Varol = Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik ki, onlar eşya ve gösterişce daha güzeldiler!
Ali Bulaç = Onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.
Ali Fikri Yavuz = Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişçe daha güzel nice asırlar halkını helâk etmişiz.
Ali Ünal = Oysa Biz, onlardan önce eşyası ve malları daha çok, topluluk olarak daha gösterişli nice nesilleri helâk ettik.
Bayraktar Bayraklı = Oysa, biz onlardan önce gelip geçen, onlardan daha güçlü ve dış görünüş olarak onlardan daha üstün olan nice nesilleri helâk ettik.
Bekir Sadak = Onlardan once nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlikca ve gosterisce bunlardan daha ustunduler.
Celal Yıldırım = Oysa onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki malca da, gösterişçe de daha (güçlü ve) güzel idiler.
Cemal Külünkoğlu = Onlardan önce serveti ve görüntüsü daha güzel nice nesilleri helâk ettik.
Diyanet İşleri (eski) = Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler.
Diyanet Vakfi = Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.
Edip Yüksel = Onlardan önce, daha varlıklı ve daha gösterişli nice nesilleri yok ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Halbuki biz kendilerinden evvel meta' ve manzaraca daha güzel nice karınlar helâk etmişiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Oysa Biz, kendilerinden önce mal ve görünüm bakımından daha güzel nice kuşakları helak etmişiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Halbuki biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişce daha güzel nice asırlar halkını helak etmişizdir.
Gültekin Onan = Onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.
Harun Yıldırım = Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.
Hasan Basri Çantay = Biz onlardan evvel nice asır (lar halkını) helak etdik ki onlar mal ve metâ'ca da, gösterişce de daha güzeldiler.
Hayrat Neşriyat = Hâlbuki onlardan önce nice nesilleri helâk etmişizdir ki, onlar eşyâca ve gösterişçe daha güzeldiler.
İbni Kesir = Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, varlıkça ve gösterişçe bunlardan çok daha üstündüler.
Kadri Çelik = Onlardan önce de servet ve görünüm bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.
Muhammed Esed = Oysa, Biz onlardan önce gelip geçen nice kuşakları helak ettik; öyle ki, onlar dünyevi güç ve dış görünüş olarak berikilerden daha üstündüler!
Mustafa İslamoğlu = Halbuki Biz onlardan önce de nice uygarlıkları helake uğrattık; onlar varlık ve görkem açısından daha öndeydiler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Halbuki, Biz onlardan evvel nice asırlar (ahalisini) helâk ettik ki, onlar eşyaca ve manzara itibariyle daha güzel idiler.
Ömer Öngüt = Halbuki biz bunlardan önce, malca ve gösteriş bakımından güzel olan nice nesiller helâk ettik.
Şaban Piriş = Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik, onların malları ve görünüşleri daha güzeldi.
Sadık Türkmen = Onlardan önce nice kuşakları helâk ettik. Onlar eşyaca ve gösterişçe daha alımlıydılar!
Seyyid Kutub = Oysa biz eski dönemlerde onlardan daha varlıklı ve daha gösterişli nice kuşakları yokettik.
Suat Yıldırım = Halbuki Biz onlardan önce, gerek mal ve eşyaları, gerek gösterişleri daha güzel durumda olan öyle nesiller helâk ettik ki saymaya gelmez.
Süleyman Ateş = Onlardan önce nice nesiller helâk ettik ki onlar eşyaca ve gösterişce daha güzeldi.
Tefhim-ul Kuran = Onlardan önce nice insan kuşaklarını yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından da daha güzeldiler.
Ümit Şimşek = Oysa Biz onlardan önce serveti ve görüntüsü daha güzel nice nesilleri helâk ettik.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlardan önce nice kuşaklar helak ettik ki, malca ve manzaraca daha alımlıydılar.
İskender Ali Mihr = Onlardan önce, mal ve görünüş bakımından daha güzel nice nesiller helâk ettik.
İlyas Yorulmaz = Onlardan önce, daha güçlü ve daha üstün nice kasabaları helak etmiştik.
قُلْ مَن كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمَنُ مَدًّا حَتَّى إِذَا رَأَوْا مَا يُوعَدُونَ إِمَّا الْعَذَابَ وَإِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضْعَفُ جُندًا
Meryem / 75 -
Kul men kâne fîd dalâleti felyemdud lehur rahmânu meddâ(medden), hattâ izâ raev mâ yûadûne immâl azâbe ve immâs sâate, fe se ya’lemûne men huve şerrun mekânen ve ad’afu cundâ(cunden).
Diyanet İşleri = (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
Abdulbaki Gölpınarlı = De ki: Kim sapıklıktaysa rahman, onun sapıklığını uzattıkça uzatır da sonunda azâp olsun, kıyâmet olsun, kendilerine vaat olunan şeyi görür bu çeşit adamlar ve görünce de bilirler kimin yurdu daha hayırlıymış ve kimin kuvveti daha zayıf.
Abdullah Parlıyan = De ki, kim sapıklık içindeyse, sınırsız rahmet sahibi olan Rahman, ona mühlet versin ne çıkar. Nihayet vaadedildikleri azabı veya kıyameti gördükleri zaman, kimin yer olarak daha kötü, destek ve dayanak olarak kimin zayıf olduğunu anlayacaklardır.
Adem Uğur = De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi) veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.
Ahmed Hulusi = De ki: "Kim dalâlette ise, Rahman ona mühletini uzatsın! Nihayet kendilerine vadolunanı -azabı veya o saati (ölümü veya kıyametin kopuşunu)- görecekleri zaman, kim daha şerrli ve ordusu itibarıyla kim daha zayıf, anlayacaklar!"
Ahmet Tekin = 'Kim hak yoldan uzak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederek başına buyruk bir hayat içindeyse, rahmet sahibi Rahman olan Allah, tehdit edildikleri azâbı, yenilgiyi veya kıyametin kopacağı ânı görecekleri zamana kadar ona mühlet versin. İşte o zaman, kimin mevkiinin daha kötü olduğunu, kimin askerî erkânının, ordusunun daha zayıf olduğunu öğrenecekler.' de.
Ahmet Varol = De ki: 'Sapıklıkta olana Rahman ne kadar mühlet verirse versin; sonuçta kendilerine vaadedileni, ya azabı veya kıyameti gördüklerinde kimin yerinin daha kötü ve askerinin daha zayıf olduğunu bileceklerdir.'
Ali Bulaç = De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), onlara de ki: “Kim dalâlette (küfürde) ise, Rahman ona mal ve evlâdca ziyadelik ve azgınlığında mühlet verir. Nihayet vaad olundukları azabı gördükleri vakit - Ya dünyada müslümanlar tarafından öldürülmeyi, yahut kıyamet günü Cehennem’i - artık bilecekler ki, kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmış.
Ali Ünal = (Rasûlüm,) de ki: “Kim sapkınlık içinde boğulup gitmişse, Rahmân öylelerinin dünyalığını arttırıp, kendilerine ömür de verse ne değişir! Nasıl olsa sonunda kendisiyle tehdit edildikleri cezayı veya Kıyamet’i kar şılarında bulacaklar ve işte o zaman kimin makamının daha düşük, meskenlerinin daha kötü, kim asker ve maiyetçe daha zayıfmış anlayacaklardır.”
Bayraktar Bayraklı = De ki: “Kim sapıklık içinde ise, Rahmân ona uzun bir süre tanısın. Sonunda onlar uyarıldıkları azabı veya kıyamet saatini görünce, o zaman kimlerin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha zayıf olduğunu öğreneceklerdir.”
Bekir Sadak = De ki: «Sapiklikta olani Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabi ya da kiyamet gununu gordukleri zaman onlar kimin yerinin daha kotu ve taraftarlarinin daha gucsuz oldugunu bilecektir.»
Celal Yıldırım = De ki: Kim sapıklıkta bulunursa, Rahman (olan Allah) onun ipini uzattıkça uzatsın (ama) sonunda onlar kendilerine va'dolunan azabı ya da Kıyâmet'i görünce, kimin makamca daha fena, askerce daha zayıf olduğunu bileceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahman (olan Allah) ona istenildiği kadar süre versin (ne çıkar). Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler!”
Diyanet İşleri (eski) = De ki, 'Sapıklığa dalanlara Rahman bir süre verir. Cezayı veya dünyanın sonunu görünceye kadar... Kötü yere ve zayıf orduya kimin sahip olduğunu öğrenecekler.'
Diyanet Vakfi = De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi), veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.
Edip Yüksel = De ki, 'Sapıklığa dalanlara Rahman bir süre verir. Cezayı veya dünyanın sonunu görünceye kadar... Kötü yere ve zayıf orduya kimin sahip olduğunu öğrenecekler.'
Elmalılı Hamdi Yazır = De ki: kim dalâlette ise rahman onun istediği kadar meddini uzatsın, nihayet va'dolunacak şeyi gördükleri vakıt: ya azâb veya saat, o zaman bilecekler ki kimmiş o mevkıı daha fena ve iradesi daha zaıyf?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = De ki: «Kim sapıklık içinde ise, çok esirgeyici Allah, ona istediği kadar mühlet versin; nihayet va'dolundukları şeyi, ya azabı yada kıyameti gördükleri zaman kimin mevkisinin daha kötü ve iradesinin daha zayıf olduğunu bilecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlara de ki: «Kim sapıklık içinde ise, Rahmân ona mal ve evlatça ziyadelik ve azgınlığında mühlet verir. Nihayet kendilerine vaad edilen azabı, yahut kıyamet günü cehennemi gördükleri vakit, artık bilecekler kimin mevkii daha fena ve yardımcıları daha zayıfmış.
Gültekin Onan = De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman, ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine vaadedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.
Harun Yıldırım = De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi ya azabı veya kıyameti gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.
Hasan Basri Çantay = De ki: «Kim sapıklık içinde ise çok esirgeyici (Allah), onu (n dünyalığını ve ipini) uzatdıkca uzatır. Nihayet va'd olunageldikleri şeyleri — ya azabı, yahud kıyameti — gördükleri zaman artık kimin yeri daha kötü, kimin cemâati (ve yardımcıları) daha zaîf imiş, bileceklerdir.
Hayrat Neşriyat = De ki: 'Kim dalâlette ise, o takdirde Rahmân ona ne kadar mühlet verirse versin; nihâyet kendilerine va'd edileni, ya (dünyadaki) azâbı ya da kıyâmeti gördükleri zaman, artık kimin yer cihetiyle daha kötü ve tarafdarca daha zayıf olduğunu yakında bileceklerdir.'
İbni Kesir = De ki: Rahman; sapıklıkta olanın günlerinin uzunluğunu uzattıkça uzatır. Nihayet tehdit edildikleri azabı veya kıyamet gününü gördükleri zaman; kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bileceklerdir.
Kadri Çelik = De ki: “Kim sapıklık içindeyse, Rahman, kendilerine vaat edilen azabı ya da kıyameti görünceye kadar ona mühlet verir. Artık kimin makamı daha kötü, kimin askeri (gücü) daha zayıfmış, yakında bileceklerdir.
Muhammed Esed = De ki: "Kim ki sapıklık içinde yaşıyorsa, sınırsız rahmet Sahibi onun ömrünü, yaşama imkanını çekip uzatabilir!" (Ve bırak ne söyleyeceklerse söylesinler,) ta ki, önceden uyarıldıkları (bu dünyadaki) azabı, ya da Son Saat(in gelip çatmasını) görünceye kadar: Çünkü o zaman (bu iki insan topluluğundan) varılacak yer olarak hangisinin daha kötü, destek ve dayanak olarak hangisinin daha zayıf olduğunu anlayacaklar.
Mustafa İslamoğlu = De ki: "Sapıklığın içine dalan kim olursa olsun; O rahmet kaynağı onun süresini uzattıkça uzatsın! Taki kendilerinin tehdit edildikleri şeyi -ister (bu dünya) azabı olsun, ister Son Saat olsun- görünceye kadar... İşte o zaman, kimin konumca daha kötü ve ordu bakımından daha zayıf olduğunu öğrenecekler.
Ömer Nasuhi Bilmen = De ki: «Her kim sapıklık içinde ise onun için Rahmân uzattıkça uzatsın (onlara dilediklerini versin) ne ehemmiyeti var! Vaktâ ki, vaadolunduklarını, ya azabı veya Kıyamet gününü görürler, artık mekanca daha şerli ve yardımcılarca daha zayıf kim olduğunu bilmiş olacaklardır.»
Ömer Öngüt = De ki: “Kim sapıklık içinde ise, Rahman onun günlerini uzattıkça uzatsın! Nihayet kendilerine vaad edilen azabı, ya da kıyamet gününü gördükleri zaman, kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha zayıf olduğunu bileceklerdir!”
Şaban Piriş = De ki: -Rahman, sapıklıkta olan kimseye arttırdıkça artırır. Sonunda vaat olundukları azabı veya kıyameti gördükleri zaman kimin yerinin daha kötü, kimin ordusunun daha zayıf olduğunu bileceklerdir.
Sadık Türkmen = De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân ona mühlet verdikçe verir. Nihayet kendilerine söz verileni gördükleri zaman, yer olarak kimin daha kötü ve ordu olarak kimin daha zayıf olduğunu derhal bileceklerdir.
Seyyid Kutub = Onlara de ki; «rahmeti bol olan Allah sapık yolda olanlara ne kadar geniş maddi imkân verirse versin, sonunda tehdit edildikleri somut azab ile ya da kıyamet günü ile yüzyüze geldiklerinde nasıl olsa kimin sosyal konumunun daha düşük ve kimin askeri gücünün daha zayıf olduğunu öğreneceklerdir.»
Suat Yıldırım = De ki: Dini inkâr edenlere Rahman biraz mühlet versin, bundan ne çıkar? Ama işin sonunda, onlar kendilerine vâd olunan azabı veya kıyameti görünce işte o zaman öğrenecekler: kimmiş mevkii daha düşük ve kimmiş asker ve maiyyeti daha zayıf!
Süleyman Ateş = De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahmân ona süre versin (ne çıkar). Nihâyet va'dedildiklerini -azâbı veya (Duruşma) sâ'ati(ni)- gördükleri zaman, kimin yerce daha kötü ve adamca daha zayıf olduğunu bileceklerdir.
Tefhim-ul Kuran = De ki: «Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.
Ümit Şimşek = De ki: Sapıklıkta olana Rahmân ne kadar mühlet verirse versin; kendilerine vaad olunan şeyi-ister azap olsun, ister kıyamet-gördüklerinde öğrenecekler kimin mevkii daha kötü, kimin ordusu daha zayıfmış!
Yaşar Nuri Öztürk = De ki: "Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuşunu gördüklerinde mekânca daha kötü, taraflarca daha zayıf olanın kim olduğunu bilecekler."
İskender Ali Mihr = De ki: “Kim dalâlette ise o zaman onlar ya vaadolundukları azabı veya o saati (kıyâmeti) görene kadar Rahmân, ona zamanı uzatarak mühlet verir.” Böylece kimin mekân bakımından daha şerli ve yardım bakımından daha zayıf olduğunu yakında bilecekler.
İlyas Yorulmaz = Deki “Kim sapıklık içinde kalmışsa, Rahman onun sapıklık halini artırarak uzatır. Taki ona, ya azap gelip ölünceye veya kıyamet saati gelip bizzat görünceye kadar onun sapkınlığı uzar. Sonra onlar o gün, kimin daha kötü yerde kalacağını, güç ve kuvvet bakımından kimin daha zayıf olacağını öğrenecekler. ”
وَيَزِيدُ اللَّهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَّرَدًّا
Meryem / 76 -
Ve yezîdullâhullezînehtedev huden, vel bâkıyâtus sâlihâtu hayrun inde rabbike sevâben ve hayrun meraddâ(meradden).
Diyanet İşleri = Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Allah, hidâyete erenlerin hidâyetini arttırdıkça arttırır ve ebedî kalacak iyi işler, Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlı.
Abdullah Parlıyan = Ve Allah hidayete erenlerin hidayetlerini, artırdıkça artırır. Devamlı olan yararlı işler, Rabbinin yanında karşılık olarak dünyevî kazançlardan daha değerli ve sonuç itibariyle de daha iyidir.
Adem Uğur = Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.
Ahmed Hulusi = Allâh doğru yolda olanların hakikat bilgisini arttırır! İmanın gereği fiillerin getirileri Rabbinin indînde hem sevap olarak hem de sonucu itibarıyla, daha hayırlıdır.
Ahmet Tekin = Allah, doğru, hak yolu, hayrı tercihe istekli olanların, tercih edenlerin, hak yolda, hayırlı yolda sebat edenlerin, hakkı, hayrı aydınlatıcı bilgilerini imandaki, hayırlı işlerdeki şevklerini artırır. Hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni temelli hayata geçirmenin, köklü müesseseler ve vakıflar kurmanın, hürriyetleri ve devletin bekasını teminat altına almanın Rabbin katında sevabı daha fazladır, elde etmek istediğiniz sonuçlar, varmak istediğiniz hedefler için bunlar, en hayırlı araçlar ve faaliyet alanlarıdır.
Ahmet Varol = Allah hidayete erenlerin hidayetlerini artırır. Kalıcı olan iyi davranışlar ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
Ali Bulaç = Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
Ali Fikri Yavuz = Allah, hidayeti kabul edenlere, ziyade hidayet verir. Bakî kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, akıbet bakımından da daha hayırlıdır.”
Ali Ünal = Beri taraftan Allah, hidayeti kabul edip doğru yola gelenleri bu yolda daha da sağlamlaştırır ve ona olan bağlılık ve teslimiyetlerini arttırır. (Diğerlerinin boşa giden ve kendilerine hiçbir fayda getirmeyen işlerine karşılık,) Allah katında korunan doğru, sağlam, ıslaha dönük ve iman temelli kalıcı işler, Rabbinin nazarında hem göreceği karşılık bakımından hayırlı ve üstün, hem de sonuç itibariyle hayırlı ve üstündür.
Bayraktar Bayraklı = Allah, doğru yolda gidenlerin hidayetini arttırır. Kalıcı olan iyi işler, Rabbinin katında hem ödül bakımından daha iyi, hem de sonuç olarak daha hayırlıdır.
Bekir Sadak = Allah dogru yolda olanlarin dogrulugunu artirir. Baki kalacak yararli isler Rabbinin katinda sevap olarak da daha iyidir, sonuc olarak da daha iyidir.
Celal Yıldırım = Allah ise doğru yolu bulanların doğruyu bulma yeteneğini artırır. Baki kalacak iyi yararlı ameller ise Rabbın katında hemsevabça daha hayırlıdır, hem sonuçça daha hayırlıdır.
Cemal Külünkoğlu = Allah doğru yolu bulanların doğruyu bulma yeteneğini (iman gücünü) artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükâfat bakımından hem de varılacak yer bakımından daha iyidir.
Diyanet İşleri (eski) = Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.
Diyanet Vakfi = Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.
Edip Yüksel = ALLAH, doğru yolu seçenlerin hidayetini arttırır. Erdemli işler, Rabbinin katında ebedi olarak en iyi ödülü ve en iyi sonucu hakkeder.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hidâyeti kabul edenlere ise Allah daha ziyade hidayet verir ve bâki kalacak olan salih ameller rabbının ındinde sevabca da daha hayırlı akıbetçe de daha hayırlıdır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hidayeti kabul edenlere ise, Allah daha çok hidayet verir. Kalıcı olan iyi ve yararlı işler Rabbinin katında hem sevap bakımından hem de sonuç bakımından daha hayırlıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah, hidayeti kabul edenlere, daha çok hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
Gültekin Onan = Tanrı, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
Harun Yıldırım = Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.
Hasan Basri Çantay = Allah, hidâyeti kabul edenlerin feyzini artırır. Bekaa bulacak iyi ameller Rabbinin nezdinde sevabca da hayırlıdır, aakıbetce de hayırlıdır.
Hayrat Neşriyat = Allah ise, hidâyete erenleri hidâyet cihetiyle (daha da) artırır. Ve kalıcı olan sâlih ameller, Rabbinin katında sevabca da hayırlıdır, âkıbetce de hayırlıdır.
İbni Kesir = Allah, hidayete erenlerin hidayetini artırır. Baki kalacak salih ameller Rabbının katında hem sevab olarak daha hayırlı, hem de netice olarak daha hayırlıdır.
Kadri Çelik = Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Baki olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha iyidir.
Muhammed Esed = Allah doğru yolu seçenleri daha derin bir doğru yol bilinci ile destekler; ve kalıcı mahsullere dönüşen dürüst ve erdemli davranışlar Rabbinin katında karşılık olarak (dünyevi kazançlardan) daha değerli ve sonuçları itibariyle daha verimlidir.
Mustafa İslamoğlu = Öte yandan Allah, doğru yola yönelen kimseleri doğru yolda sebatlı kılar; ve (insanoğlunun) verimli ve kalıcı ürünleri olan erdemli ve yararlı davranışları, senin Rabbinin katında hem değer olarak daha iyi, hem de kazanç olarak daha üstündür.
Ömer Nasuhi Bilmen = Allah Teâlâ ihtida edenlere hidâyeti arttırır ve bâki olan sâlih ameller ise Rabbin nezdinde sevapça da hayırlıdır. Akibetçe de hayırlıdır.
Ömer Öngüt = Allah hidayette bulunanların hidayetini artırır. Bâki kalacak sâlih ameller, Rabbinin katında hem sevap olarak daha iyidir, hem de netice olarak daha hayırlıdır.
Şaban Piriş = Allah, doğru yola girenlerin hidayetini artırır. Kalıcı olan doğrular, Rabbinin katında hem sevapça hem de netice bakımından daha hayırlıdır.
Sadık Türkmen = Allah doğru yola giren kimselerin hidayetini artırır. Sürekli olan faydalı işler ise; mükâfatça Rabbinin katında daha hayırlıdır, varılacak yer bakımından da daha iyidir.”
Seyyid Kutub = Allah doğru yolda olanların sapmazlıklarını pekiştirir. Kalıcı iyi ameller, Rabb'in katında daha iyi ödül kazandırıcı ve daha mutlu akıbete erdiricidirler.
Suat Yıldırım = Allah hidâyeti kabul edip doğru yola gelenlerin ise feyizlerini artırır. Baki kalacak dürüst ve yararlı işler, Rabbinin nazarında hem mükâfat bakımından daha üstün, hem de âkıbet yönünden daha iyidir.
Süleyman Ateş = Allâh, yola gelenlerin hidâyetini artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükâfât bakımından daha iyidir, hem varılacak yer bakımından daha iyidir!
Tefhim-ul Kuran = Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
Ümit Şimşek = Doğru yolda olanların ise Allah hidayetlerini arttırır. Bâki kalan güzel işler, Rabbinin katında hem ödül bakımından, hem de âkıbet itibarıyla daha üstündür.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah, doğru yolda olanların hidayetini artırır. Barışa ve hayra yönelik kalıcı işler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.
İskender Ali Mihr = Ve Allah, hidayette (hidayete ermiş) olanların hidayetini arttırır. Bâki olan salih ameller, Rabbinin indinde sevap bakımından daha hayırlıdır ve dönüş (karşılığı olan mükâfat) bakımından (da) daha hayırlıdır.
İlyas Yorulmaz = Allah doğru yolda olanların, doğru yolda devam etmelerinin yollarını artırır. Rabbinin katında kalıcı olan salih (doğru ve güzel) ameller, karşılık olarak daha hayırlı ve bunların karşılığını mekan olarak vermekte (ücrette), ondan daha hayırlıdır.
أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا
Meryem / 77 -
E fe raeytellezî kefere bi âyâtinâ ve kâle le ûteyenne mâlen ve veledâ(veleden).
Diyanet İşleri = Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?
Abdulbaki Gölpınarlı = Gördün mü delillerimizi inkâr edeni ve elbette bana mal da verilecek, evlât da diyeni?
Abdullah Parlıyan = (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve «Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek» diyen adamı gördün mü?
Adem Uğur = (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek" diyen adamı gördün mü?
Ahmed Hulusi = O işaretlerimizi inkâr eden ve: "Kesinlikle bana mal ve çocuk verilir" diyen kimseyi gördün mü?
Ahmet Tekin = Âyetlerimizi inkâr edip, küfre saplanan ve:'Kesinlikle bana mal ve oğullar verilecek.' diyeni görüyor musun?
Ahmet Varol = Şu ayetlerimizi inkâr eden ve: 'Bana elbette mal ve çocuklar verilecek' diyeni gördün mü?
Ali Bulaç = Ayetlerimizi inkar edip, bana: "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?
Ali Fikri Yavuz = Şimdi şu âyetlerimizi inkâr eden ve “Elbette bana mal ve evlâd verilecektir,” diyen adamı (As İbni Vail’i) gördün mü? (Ashabdan Habbab’ın (r.a.), kâfirlerden As İbni Vail’de alacağı vardı. Bu alacağını istemeğe gittiği zaman, As: “- Peygambere küfretmedikçe sana ödemem.” dedi. Habbab (r.a.) da “Ebediyyen ben ona küfretmem.” dedi. Bunun üzerine As: “- O halde, dirildiğim zaman, kıyamette bana gelirsin, orada benim malım ve evlâdım olacak, sana veririm.” söyledi. İşte geçen âyeti kerime, bu hâdise üzerine nâzil olmuştur.)
Ali Ünal = Bakmaz mısın şu âyetlerimizi inkâr eden ve “Siz ne derseniz deyin, (işte ben yolumda gidecek ve ceza, azap hiçbir şey görmeyeceğim; üstelik) bana mal da verilecek, evlât da verilecek!” diyen kişiye?
Bayraktar Bayraklı = Âyetlerimizi inkâr eden ve “Muhakkak sûrette bana mal ve evlat verilecek” diyen adamı gördün mü?
Bekir Sadak = Ayetlerimizi inkar eden ve «bana elbette mal ve cocuk verilecektir» diyeni gordun mu?
Celal Yıldırım = Âyetlerimizi inkâr edip, «bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü ?
Cemal Külünkoğlu = (Ey Muhammed!) Şu ayetlerimizi inkâr eden ve: “Bana kesinlikle mal ve evlat verilecek” diyen adamı gördün mü?
Diyanet İşleri (eski) = Ayetlerimizi inkar eden ve 'bana elbette mal ve çocuk verilecektir' diyeni gördün mu?
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve «Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek» diyen adamı gördün mü?
Edip Yüksel = Ayetlerimizi reddeden ve, 'Bana mal ve çocuk verilecek!,' diyeni gördün mü?
Elmalılı Hamdi Yazır = Şimdi şu küfredip de bana muhakkak mal ve veled verilecek diyen herifi gördün mü?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şimdi şu küfredip de: «Bana muhakkak mal ve evlat verilecektir.» diyen herifi gördün mü?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şimdi âyetlerimizi inkâr eden ve «Elbette bana mal ve evlat verilecektir.» diyen adamı gördün mü?
Gültekin Onan = Ayetlerimize küfredip "bana elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?
Harun Yıldırım = Âyetlerimizi inkâr eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek" diyen adamı gördün mü?
Hasan Basri Çantay = (Şu) âyetlerimizi (inkâr ile) kâfir olan ve «Bana elbette mal ve evlâd verilecekdir» diyen adamı gördün mü?
Hayrat Neşriyat = (Ey Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve: 'Elbette bana mal ve evlâd verilecektir' diyen kimseyi gördün mü?
İbni Kesir = Ayetlerimizi inkar eden; bana elbette mal ve çocuk verilecektir, diyeni gördün mü?
Kadri Çelik = Ayetlerimizi inkâr edip, “Elbette bana mal ve çocuklar verilecektir” diyeni gördün mü?
Muhammed Esed = Mesajlarımızı inkara şartlanmış olan ve "Şüphesiz, bana mal mülk ve evlat verilecektir" diyen kimseyi hiç düşündün mü?"
Mustafa İslamoğlu = Küfre saplanmış olan, üstelik "Servet ve evlat elbette bana verilecekti!" diyen kimseye baksana bir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Gördün mü o kimseyi ki, Bizim âyetlerimizi inkâr etti ve dedi ki: «Elbette bana mal ve veled verilecektir.»
Ömer Öngüt = Resulüm! Âyetlerimizi inkâr eden ve: “Bana elbette mal ve evlat verilecektir. ” diyen adamı gördün mü?
Şaban Piriş = Ayetlerimizi kabul etmeyenleri gördün mü? -Bana mal ve çocuk verilecek, diyor.
Sadık Türkmen = Ayetlerimizi inkâr eden şu kimseyi gördün mü? Dedi ki: “Elbette bana mal ve çocuk verilecektir.”
Seyyid Kutub = Ey Muhammed, şu ayetlerimizi inkâr eden ve «Bana kesinlikle mal ve evlat verilecek» diyen adamı gördün mü?
Suat Yıldırım = Baksana şu âyetlerimizi inkâr edip: "Mutlaka malım mülküm de olacak, çoluk çocuğum da olacak!" diyen adamın haline!
Süleyman Ateş = Âyetlerimizi inkâr edip: "Bana mal ve evlâd verilecek" diyen adamı gördün mü?
Tefhim-ul Kuran = Ayetlerimizi inkâr edip, bana: «Elbette mal ve çocuklar verilecektir» diyeni gördün mü?
Ümit Şimşek = Gördün mü âyetlerimizi inkâr edip de 'Bana servet ve evlât verilecek' diyeni?
Yaşar Nuri Öztürk = Ayetlerimizi inkâr edip, "Bana mal da evlat da kesinlikle verilecek." diyeni gördün mü?
İskender Ali Mihr = Öyleyse (hâlâ) âyetlerimizi inkâr ederek: “Bana mutlaka mal ve evlât verilecektir.” diyeni gördün mü?
İlyas Yorulmaz = “Elbette ki bana mal ve evlat verilecek” diyerek, ayetlerimizi inkar edeni gördün mü?
أَاطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا
Meryem / 78 -
Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).
Diyanet İşleri = Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış?
Abdulbaki Gölpınarlı = Gizli olan bir şeyi mi anlamış, yoksa rahmandan bir söz mü almış?
Abdullah Parlıyan = O gizlediğimiz ve kimsenin bilmediklerini mi biliyor? Yoksa rahmeti sınırsız olan Rahman'la bir sözleşme mi yaptı?
Adem Uğur = O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?
Ahmed Hulusi = Gayba ait bilgisi mi oldu yoksa Rahman'ın indînde bir söz mü edindi?
Ahmet Tekin = O, bilgi alanı ötesine, gayba mı vâkıf oldu, yoksa Rahmet sahibi Rahman olan Allah katından bir söz, bir taahhüt mü aldı?
Ahmet Varol = Gaybden haberdar mı oldu yoksa Rahman'ın katından bir ahid mi aldı?
Ali Bulaç = O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah)ın katında(n) bir ahid mi aldı?
Ali Fikri Yavuz = O, gayba muttali mi olmuş, yoksa Rahman’ın huzurunda bir söz mü almış?
Ali Ünal = Yoksa o, gaybı öğrenmenin yolunu buldu veya Rahmân’la yapılmış bir sözleşmesi mi var da (böyle diyor)?
Bayraktar Bayraklı = O kişi gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?
Bekir Sadak = O gorulmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katindan bir soz mu almistir?
Celal Yıldırım = Gaybı mı biliyor, yoksa Rahmân'ın katından bir söz mü almıştır?
Cemal Külünkoğlu = Yoksa o beşeri algı ve tasavvurların ulaşamayacağı bir görüş alanına mı girdi? Yahut sınırsız rahmet sahibi (olan Allah) ile bir sözleşme mi yaptı?
Diyanet İşleri (eski) = O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?
Diyanet Vakfi = O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?
Edip Yüksel = Geleceğin bilgisine mi sahip oldu? Yoksa Rahman'dan bir söz mü aldı?
Elmalılı Hamdi Yazır = Gaybe muttali' mi olmuş? Yoksa rahmanın huzurunda bir ahid mi almış?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O, gayba vakıf mı olmuş yoksa esirgemesi çok olan Allah'ın katında bir söz mü almış?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O (kâfir), gaybı mı bildi? Yoksa Rahmân (olan Allah) katından bir söz mü aldı?
Gültekin Onan = O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahmanın katında(n) bir ahid mi aldı?
Harun Yıldırım = O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?
Hasan Basri Çantay = O, gayba mı vaakıf, yoksa çok esirgeyici (Allah) nezdinde bir ahid mi edinmiş?
Hayrat Neşriyat = (O,) gayba mı muttali' oldu (onu bildi), yoksa Rahmân’ın katından bir söz mü aldı?
İbni Kesir = O, görülmeyeni mi biliyor yoksa Rahman katından bir söz mü almış?
Kadri Çelik = O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman'ın katından bir ahit mi aldı?
Muhammed Esed = Yoksa o beşeri algı ve tasavvurların ulaşamayacağı bir görüş alanına mı erişti; yahut sınırsız rahmet Sahibi'yle bir sözleşme mi yaptı?
Mustafa İslamoğlu = o, kendisine gaybın sırlarının açıldığını mı düşünüyor; yoksa O rahmet kaynağının katında (muteber olan) bir sözleşme mi yaptı?
Ömer Nasuhi Bilmen = Gayba vakıf mı olmuş, yoksa Rahmân'ın nezdinde bir ahd mi edinmiş?
Ömer Öngüt = O gaybı mı biliyor, yoksa Rahman'ın katından bir söz mü almıştır?
Şaban Piriş = O gaybı mı biliyor, yoksa Rahman’dan bir söz mü almış?
Sadık Türkmen = O gayba mı tanık oldu veya Rahmân’ın katından bir söz mü aldı?
Seyyid Kutub = Gaybın bilgisi mi önüne açıldı, yoksa rahmeti bol olan Allah'dan kesin söz mü aldı?
Suat Yıldırım = Ne o, bu adam gaybı öğrenmenin yolunu mu buldu, yoksa Rahman’dan kesin bir söz mü aldı?
Süleyman Ateş = Gaybe mi çık(ıp bak)tı, yoksa Rahmân'ın huzûrunda bir söz mü aldı (Allâh ile bir andlaşma mı yaptı)?
Tefhim-ul Kuran = O, gayba mı tanık oldu, yoksa Rahman (olan Allah) ın katında(n) bir ahid mi aldı?
Ümit Şimşek = O gayba mı ulaştı, yoksa Rahmân'dan bir söz mü aldı?
Yaşar Nuri Öztürk = Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı?
İskender Ali Mihr = O, gayba muttali mi oldu (o, gaybı görüp bildi mi, vakıf mı oldu)? Yoksa Rahmân’ın indinde (huzurunda) bir ahd mi aldı?
İlyas Yorulmaz = Yoksa o bilinmeyenleri (gaybı) öğrenmenin yollarını mı öğrendi, veya Rahman dan bir söz mü aldı?
كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا
Meryem / 79 -
Kellâ, se nektubu mâ yekûlu ve nemuddu lehu minel azâbi meddâ(medden).
Diyanet İşleri = Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!
Abdulbaki Gölpınarlı = Hâşâ söylediğini yazarız onun ve azâbını uzattıkça uzatırız.
Abdullah Parlıyan = Asla! Biz onun karşı gelerek söylediklerini aleyhinde delil olarak yazacağız, çekeceği azabın süresini uzattıkça uzatacağız.
Adem Uğur = Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
Ahmed Hulusi = Hayır! Biz onun söylediğini kaydedeceğiz ve onun için azabını, uzattıkça uzatacağız.
Ahmet Tekin = Kesinlikle hayır. Biz onun söylediklerini kaydedeceğiz. Onun azâbını uzattıkça uzatacağız.
Ahmet Varol = Asla! Biz onun dediğini yazacak ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.
Ali Bulaç = Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.
Ali Fikri Yavuz = Hayır, öyle değil, biz onun dediğini yazacağız ve azabını da çoğalttıkça çoğaltacağız.
Ali Ünal = Asla! Onun bu söylediklerini yazıp başına dolayacak ve karşılığında ona çektirdikçe çektireceğiz.
Bayraktar Bayraklı = Kesinlikle hayır! Biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
Bekir Sadak = Hayir, soyledigini yazacagiz ve onun azabini uzattikca uzatacagiz.
Celal Yıldırım = Hayır, onun söylediğini yazacağız ve azabı ondan yana uzattıkça uzatacağız.
Cemal Külünkoğlu = (79-80) Hayır (hiç de onun dediği gibi değil), onun (bu) söylediğini kaydedeceğiz ve onun (ahirette çekeceği) azabın süresini uzatacağız. O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri hep elinden alacağız ve o bize tek başına (malsız ve evlatsız olarak) gelecektir.
Diyanet İşleri (eski) = Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız.
Diyanet Vakfi = Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
Edip Yüksel = Hayır. Söylediklerini kaydedeceğiz ve cezasını arttıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır biz onun dediğini yazacağız ve kendisine azâbdan bir med çekeceğiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hayır! Biz onun dediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hayır, asla öyle değil; biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını çoğalttıkça çoğaltacağız.
Gültekin Onan = Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.
Harun Yıldırım = Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
Hasan Basri Çantay = Hayır, öyle değil. Biz onun söyleyegeldiği (sözü) yazar, azabını da uzatdıkca uzatırız.
Hayrat Neşriyat = Hayır! (Biz) onun söylemekte olduğu şeyleri yazacağız ve kendisine olan azâbı(hiç bitmemek üzere artırarak) uzattıkça uzatacağız!
İbni Kesir = Hayır, onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
Kadri Çelik = Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
Muhammed Esed = Asla! Biz onun (bu) söylediğini kaydedeceğiz ve onun (ahirette çekeceği) azabın süresini uzatacağız;
Mustafa İslamoğlu = Kesinlikle hayır! Biz onun söylediklerini kaydedeceğiz ve onun cezasını uzattıkça uzatacağız;
Ömer Nasuhi Bilmen = Hayır öyle değil, ne diyeceğini elbette yazacağız ve onun için azabı arttırdıkça arttıracağız.
Ömer Öngüt = Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
Şaban Piriş = Hayır ne dediğini yazacağız ve ona azabı artırdıkça artıracağız.
Sadık Türkmen = Hayır hayır, öyle değil! Dediklerini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.
Seyyid Kutub = Hayır, öyle bir şey yok. Onun söylediklerini yazacağız ve uğrayacağı azabı alabildiğine arttıracağız.
Suat Yıldırım = Asla! İşte onun bu sözünü deftere kaydedeceğiz ve azabını da artırdıkça artıracağız.
Süleyman Ateş = Hayır (yanılıyor), biz onun dediğini yazacağız ve onun için azâbı uzattıkça uzatacağız.
Tefhim-ul Kuran = Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.
Ümit Şimşek = Hâşâ! Söylediği şeyi yazacak ve azabını da arttırdıkça arttıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk = Hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.
İskender Ali Mihr = Hayır, öyle değil! Onun söylediklerini yazacağız. Ve ona, azabı uzattıkça uzatacağız.
İlyas Yorulmaz = Hayır, onun söylediklerini kayda alacağız ve onun azabını artırdıkça artıracağız.
وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا
Meryem / 80 -
Ve nerisuhu mâ yekûlu ve ye’tînâ ferdâ(ferden).
Diyanet İşleri = Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
Abdulbaki Gölpınarlı = Söylediği şeylere biz mîrasçı oluruz ve o bize yapayalnız gelir.
Abdullah Parlıyan = Onun söylediği şeylere, yani mal ve evlada biz mirasçı olacağız, onlar bize kalacak, o yalnız başına bizim huzurumuza gelecektir.
Adem Uğur = Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.
Ahmed Hulusi = Dediklerini yitirir de, biz onun vârisi oluruz. . . Ve o, bize tek başına gelir.
Ahmet Tekin = O söylediği şeyleri elinden alacağız, ona biz vâris olacağız, bakî olan biziz. Bize tek başına gelecek.
Ahmet Varol = Söylediklerine biz varis oluruz ve o bize tek başına gelir. [6]
Ali Bulaç = Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir.
Ali Fikri Yavuz = O söylediği (mal ve evlâd gibi) şeyleri de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize gelecektir.
Ali Ünal = Kendisi ölüp gidecek, sözü katımızda kalacak ve o, malı da evlâdı da kendisine hiç fayda vermez bir halde Bize tek başına gelecektir.
Bayraktar Bayraklı = Onun dediğine biz vâris oluruz, kendisi de bize yapayalnız gelir.
Bekir Sadak = Bahsettikleri seyler Bize kalacaktir, kendisi Bize tek olarak gelecektir.
Celal Yıldırım = Onun söyledikleri şeye biz mîrascı olacağız ve o yalnız başına bize gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = (79-80) Hayır (hiç de onun dediği gibi değil), onun (bu) söylediğini kaydedeceğiz ve onun (ahirette çekeceği) azabın süresini uzatacağız. O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri hep elinden alacağız ve o bize tek başına (malsız ve evlatsız olarak) gelecektir.
Diyanet İşleri (eski) = Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.
Diyanet Vakfi = Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.
Edip Yüksel = Sözünü ettikleri bize kalacak ve bize yalnız gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o söylediği şeyleri hep elinden alacağız da o bize tek başına gelecek
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve o söylediği şeyleri hep elinden alacağız da o, Bize tek başına gelecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O söylediği (mal ve evlat gibi) şeyleri de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize gelecektir.
Gültekin Onan = Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir.
Harun Yıldırım = Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.
Hasan Basri Çantay = Onun söyler olduğuna biz mîrascı olacağız ve o, bize tek başına gelecekdir.
Hayrat Neşriyat = Ve o söylemekte olduğu şeylere (mal ve evlâda, biz) vâris olacağız ve (kendisi de)bize yalnız olarak gelecektir.
İbni Kesir = Onun söylemekte olduğuna Biz, mirasçı olacağız. Kendisi Bize tek olarak gelecektir.
Kadri Çelik = Onun söylemekte olduğuna (mal ve çocuklarına) biz mirasçı olacağız. O bize, tek başına gelecektir.
Muhammed Esed = ve onun (bu) söylediğini geri bırakacağız; çünkü o (Hesap Günü'nde) tek başına huzurumuza çıkacaktır.
Mustafa İslamoğlu = ve onun (gururla) dile getirdiği (servet ve evlat) Bize kalacak; ve kendisi huzurumuza yalnız başına çıkacak.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onun dediklerine Biz varis olacağız ve o Bize tek başına gelecektir.
Ömer Öngüt = Onun dediğine biz vâris oluruz ve o bize tek başına yapayalnız gelir.
Şaban Piriş = Onun dediği bize kalacak, o tek başına bize gelecektir.
Sadık Türkmen = Onun dediklerine Biz vâris oluruz ve kendisi tek başına Bize gelir.
Seyyid Kutub = Sözünü ettiği malı ve evladı bize kalacak da kendisi yalnız başına huzurumuza gelecektir.
Suat Yıldırım = O sözünü ettiği mal ve evlada Biz vâris olacağız, nesi var nesi yoksa Bize kalacak ve o, huzurumuza tek başına (ilk yarattığımız gibi mal ve mülkten, makam ve mevkiden hatta elbiseden bile soyunmuş olarak çırılçıplak) gelecektir.
Süleyman Ateş = O dediği(malı ve evlâdı)na biz vâris olacağız (nesi varsa hepsi bize kalacak) ve o, bize tek başına gelecek (yanında ne malı, ne de evlâdı olmayacak).
Tefhim-ul Kuran = Onun söylemekte olduğuna biz mirasçı olacağız; o bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir.
Ümit Şimşek = Söylediği şey Bize kalacak; o ise huzurumuza tek başına gelecektir.
Yaşar Nuri Öztürk = O dediklerine biz vâris olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek.
İskender Ali Mihr = Ve onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın) gelecek.
İlyas Yorulmaz = Söylediklerini ona (kayıtlı belge olarak) veririz ve bize (belgelerle birlikte) yalnız başına gelir.
وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا
Meryem / 81 -
Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum ızzâ(ızzen).
Diyanet İşleri = Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlar, kendilerine bir yücelik versinler, şefaatçi olsunlar diye Allah'tan başka mâbutlar kabûl etmişlerdir.
Abdullah Parlıyan = Onlar Allah'ı bırakıpta, birtakım tanrılar edindiler. Bunlarla güç ve yücelik kazanmak istediler.
Adem Uğur = Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.
Ahmed Hulusi = Kendilerine üstünlük edinsinler diye Allâh dûnunda tanrılar edindiler.
Ahmet Tekin = Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden tanrılar edindiler.
Ahmet Varol = Kendileri için destek sağlasınlar diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler.
Ali Bulaç = Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Ali Fikri Yavuz = Mekke müşrikleri, tuttular Allah’dan başka putları ilâhlar edindiler ki, kendilerini azabdan kurtarsınlar ve yardımcıları olsunlar.
Ali Ünal = Kendileri için izzet ve kuvvet sebebi olsun diye Allah’tan başka birtakım ilâhlar edindiler.
Bayraktar Bayraklı = Onlar kendilerine bir itibar ve kuvvet olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.
Bekir Sadak = Onlar kendilerine kuvvet ve seref kazandirsin diye, Allah'i birakarak tanrilar edindiler.
Celal Yıldırım = Kendilerine azizlik ve şeref (vesilesi) olsunlar diye Allah'tan başka bir takım tanrılar edindiler.
Cemal Külünkoğlu = Onlar, kendileri için bir şeref, kuvvet ve statü (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başkalarını ilâhlar edindiler.
Diyanet İşleri (eski) = Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler.
Diyanet Vakfi = Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.
Edip Yüksel = Kendilerine destek olsunlar diye ALLAH'ın yanında tanrılar edindiler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Tuttular Allahtan başka ma'budlar edindiler ki kendilerine ızzet ve kuvvet olsunlar diye
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Tuttular, kendilerine şeref ve kuvvet sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.
Gültekin Onan = Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Tanrı'dan başka tanrılar edindiler.
Harun Yıldırım = Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.
Hasan Basri Çantay = Onlar kendileri için bir izzet (ve kuvvet kaynağı) olsunlar diye Allahdan başka (düzme) Tanrılar edindiler.
Hayrat Neşriyat = Hâlbuki (onlar,) kendileri için bir izzet (ve şefâat) vesîlesi olsun diye Allah’dan başka ilâhlar edindiler.
İbni Kesir = Onlar; kendilerine güç kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak ilahlar edindiler.
Kadri Çelik = Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Muhammed Esed = Çünkü böyleleri, kendilerine güç ve statü (kaynağı) olurlar diye, Allah'tan başka varlıkları tanrılar edinirler.
Mustafa İslamoğlu = Bu (gibiler), Allah'tan başkalarını kendilerine statü ve nüfuz sağlamak için ilahlaştırırlar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlar Allah'tan başka tanrılar edindiler, kendileri için bir izzet olsun diye.
Ömer Öngüt = Onlar kendilerine kuvvet ve itibar kazandırsın diye Allah'ı bırakarak ilâhlar edindiler.
Şaban Piriş = Kendilerine güç versin diye Allah’tan başka ilahlar edindiler.
Sadık Türkmen = Allah ile birlikte başka ilâhlar/tanrılar edindiler; kendilerine destek olsun diye!
Seyyid Kutub = Müşrikler, Allah'ı bir yana bırakarak kendilerine destek olsunlar diye çeşitli ilahlar edindiler.
Suat Yıldırım = Kendilerine kalsa izzet ve kuvvet vesilesi olsun diye, Allah’tan başka birtakım tanrılar edindiler.
Süleyman Ateş = Kendilerine destek olsunlar diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.
Tefhim-ul Kuran = Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Ümit Şimşek = Bir de, kendilerine üstünlük ve şeref sağlasın diye, Allah'tan başka tanrılar edindiler.
Yaşar Nuri Öztürk = Kendilerine onur ve destek olsunlar diye Allah dışında ilahlar edindiler.
İskender Ali Mihr = Ve onlar (putperestler), kendilerine izzet (şeref) olsun diye Allah’tan başka ilâhlar edindiler.
İlyas Yorulmaz = Onlar için güç ve şeref olsun diye, Allah dan başkalarını ilahlar edindiler.
كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا
Meryem / 82 -
Kellâ, se yekfurûne bi ibâdetihim ve yekûnûne aleyhim dıddâ(dıdden).
Diyanet İşleri = Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hâşâ. Onların kulluğunu inkâr edecek o mâbut sandıkları şeyler ve onlara düşman kesilecek onlar.
Abdullah Parlıyan = Fakat hayır, o tanrılar onların ibadetlerini inkâr edip reddedecekler ve onlara karşı düşman kesilecekler.
Adem Uğur = Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.
Ahmed Hulusi = Hayır! (O tanrıları) onların tapınmalarını inkâr edecek ve onların karşıtı olacaklar!
Ahmet Tekin = Hayır, hayır. Tapındıkları ilâhlar onların kulluğunu tanımayacak, onlara hasım, düşman, olacaklar.
Ahmet Varol = Asla! (İlah edindikleri şeyler) onların (kendilerine) ibadetlerini inkâr edecek ve onlara karşıt olacaklar.
Ali Bulaç = Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.
Ali Fikri Yavuz = Hayır, zannettikleri gibi değil. O putlar, yarın onların ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine hasım olacaklar.
Ali Ünal = Hayır, hayır! İlâh edindikleri o varlıklar (melekler, cinler, peygamberler, azizler, diktatörler), kendilerine yapılan tapınmayı reddedecek ve onlara düşman olacaklardır.
Bayraktar Bayraklı = Hayır, hayır! Onların tapınmalarını tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.
Bekir Sadak = Hayir, tanrilari kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara dusman olacaklardir. *
Celal Yıldırım = Hayır, o tanrılar, onların ibâdetlerini inkâr edecekler ve onlara karşı düşman olacaklar.
Cemal Külünkoğlu = Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlara azılı düşman kesilecekler.
Diyanet İşleri (eski) = Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır.
Diyanet Vakfi = Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.
Edip Yüksel = Tam tersine! Bu tapınmayı reddedeceklerdir ve onlara karşıt olacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır yarın ıbadetlerini inkâr edecekler de aleyhlerine zıdd olacaklar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hayır! Yarın ibadetlerini inkar edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman kesileceklerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hayır, (zannettikleri gibi değil) tapındıkları ilâhlar onların ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman olacaklardır.
Gültekin Onan = Hayır; (o yalancı tanrılar) onların tapınışlarına küfredecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.
Harun Yıldırım = Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.
Hasan Basri Çantay = Hayır, öyle değil. O (Tanrıları) onların tapmalarına küfredecekler, onların aleyhine (yardımcı ve) düşman olacaklar.
Hayrat Neşriyat = Hayır! (O ilâhları,) onların tapmalarını yakında inkâr edecekler ve onlara düşman olacaklardır.
İbni Kesir = Hayır, onlar kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve aleyhlerine döneceklerdir.
Kadri Çelik = Hayır! (O yalancı ilahlar) Onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlara karşı düşman olacaklardır.
Muhammed Esed = Fakat hayır! Bu (tapınma nesneleri Hesap Günü'nde) kendilerine yöneltilen tapınmaları tanımayacaklar ve tapınanların karşısında yer alacaklar!
Mustafa İslamoğlu = Ama hayır! Aksine (ahirette) onlar kendilerine yönelik tüm tapınmaları reddedecekler ve berikilerin aleyhine zillet ve utanç delili olacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Asla öyle değil, onların tapındıklarını atiyyen inkâr edecekler ve onların üzerine düşman kesileceklerdir.
Ömer Öngüt = Hayır, hayır! Taptıkları ilâhlar onların tapınmalarını tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklardır.
Şaban Piriş = Hayır! O ilahlar, kendilerine yapılan kulluğu tanımayacaklar ve onların aleyhine olacaklardır.
Sadık Türkmen = Hayır hayır! (Taptıkları şeyler) onların tapınışlarını/ibadetlerini inkâr edecekler ve onlara karşı olacaklar!
Seyyid Kutub = Hayır. O düzmece ilahlar, müşriklerin kendilerine yönelik tapınmalarını reddedecekler ve onlara karşı çıkacaklardır.
Suat Yıldırım = Hayır, hayır! Taptıkları o nesneler onların ibadetlerini reddedecekler ve kendilerine düşman olacaklardır.
Süleyman Ateş = Hayır, (yarın o taptıkları tanrılar), bunların tapmalarını inkâr edecekler ve bunlara zıd olacaklardır.
Tefhim-ul Kuran = Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkâr edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.
Ümit Şimşek = Heyhat! Tanrı edindikleri, onların ibadetlerini reddedecek ve onlara düşman kesilecekler.
Yaşar Nuri Öztürk = Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve onların aleyhinde düşman kesilecekler.
İskender Ali Mihr = Hayır, öyle değil! (Putlar), onların ibadetlerini inkâr edecekler. Ve onlara, hasım (karşı) olacaklar.
İlyas Yorulmaz = Hayır, o ilah edindikleri, kendilerini ilah edinenleri inkar edecekler ve onların aleyhine şahitlik edecekler.
أَلَمْ تَرَ أَنَّا أَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا
Meryem / 83 -
E lem tera ennâ erselnâş şeyâtîne alâl kâfirîne teuzzuhum ezzâ(ezzen).
Diyanet İşleri = Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
Abdulbaki Gölpınarlı = Görmez misin, biz kâfirlere, onları boyuna taciz edecek Şeytanlar gönderdik.
Abdullah Parlıyan = Görmüyor musun biz, bizden gelen gerçekleri örtbas edenlerin üzerine, kendilerini iyice günaha teşvik edip sevkeden şeytanları gönderdik?
Adem Uğur = (Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.
Ahmed Hulusi = Görmedin mi biz şeytanları, hakikat bilgisini inkâr edenler üzerine irsâl ettik de onları (vehimlerini tahrik ederek) oynatıp duruyorlar.
Ahmet Tekin = Bizim, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin üzerine, kendilerini alabildiğince isyankârlığa sevkeden şeytanları, şeytan tıynetli ahlâksız azgınları, şeytanî güçleri musallat ettiğimizi görmüyor musun?
Ahmet Varol = Bizim kâfirlere kendilerini kışkırtıp duran şeytanlar gönderdiğimizi görmedin mi?
Ali Bulaç = Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Görmedin mi, biz, Şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları günaha teşvik edip duruyorlar.
Ali Ünal = Görmedin mi? Biz şeytanları inkârcılara gönderdik, onları oynatıp kışkırtıyorlar.
Bayraktar Bayraklı = Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine kendilerini isyankârlığa sevk eden şeytanları gönderdik.
Bekir Sadak = Kafirlerin uzerine onlari kiskirtan seytanlar gonderdigimizi bilmiyor musun?
Celal Yıldırım = Kâfirlerin üzerine onları sürükleyip canlarını sıkan şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
Cemal Külünkoğlu = Görmüyor musun ki biz inkârcılara (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) şeytanları musallat ediyoruz, (günaha ve azgınlığa teşvik ederek) onları oynatıp duruyorlar.
Diyanet İşleri (eski) = Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.
Edip Yüksel = İnkarcıların üzerlerine şeytanları yolladığımızı görmez misin? Onları kışkırtıp duruyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Görmedin mi biz o Şeytanları o kâfirlerin üzerine salmışız onları kaynatıp oynatıp kıvrandırıyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Görmedin mi, Biz şeytanları o kafirlerin üzerine salmışız; onları kaynatıp oynatıp kıvrandırıyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Görmedin mi? Biz şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları (günaha) kışkırtıp duruyorlar.
Gültekin Onan = Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
Harun Yıldırım = Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.
Hasan Basri Çantay = Görmedin mi biz kâfirlerin başına, kendilerini alabildiğine (günaha tahrik ve) tehyîc eden, şeytanları gönderdik.
Hayrat Neşriyat = Görmedin mi, şübhesiz ki biz, şeytanları kâfirlerin üzerine gönderdik; onları(vesveseleriyle teşvîk ederek) sürekli tahrîk ediyorlar
İbni Kesir = Bilmiyor musun ki; kafirlerin üzerine, onları kışkırtan şeytanlar gönderdik.
Kadri Çelik = Şeytanları, kâfirlerin üzerine kışkırtıcı olarak saldığımızı görmedin mi?
Muhammed Esed = Hakkı inkar edenlerin üzerine, onları güçlü dürtülerle (günah işlemeye) kışkırtsınlar diye her türden şeytani güçleri saldığımızı bilmiyor musun?
Mustafa İslamoğlu = (Ey insan!) Küfrü tabiat haline getirenlerin üzerine, (içgüdülerini) kışkırttıkça kışkırtan şeytanları musallat ettiğimizi görmez misin?
Ömer Nasuhi Bilmen = Görmedin mi, Biz şeytanları kâfirler üzerine musallat kıldık, onları vesveseleriyle tehyic edip duruyorlar.
Ömer Öngüt = Görmedin mi? Biz şeytanları kâfirlerin üzerine salarız da, onları kışkırttıkça kışkırtırlar.
Şaban Piriş = Şeytanları kafirlerin üzerine gönderdiğimizi ve onları kışkırttıklarını görmüyor musun?!
Sadık Türkmen = Görmedin mi? Biz şeytanları inkârcılara gönderdik, onları oynatıp kışkırtıyorlar.
Seyyid Kutub = Şeytanları, kâfirlerin üzerine kışkırtıcı olarak saldığımızı görmedin mi?
Suat Yıldırım = Görmüyor musun ki Biz kâfirlere şeytanları musallat ediyoruz, onları oynatıp duruyorlar.
Süleyman Ateş = Görmedin mi biz kâfirlere şeytânları gönderdik, onları oynatıp duruyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, küfre sapanların üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
Ümit Şimşek = Görmedin mi? Biz şeytanları kâfirlere musallat etmişiz; onları kışkırtıp duruyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Görmedin mi biz, şeytanları inkârcıların üzerine salmışız da onları oynatıp kıvırttırıyorlar.
İskender Ali Mihr = Onları, kışkırttıkça kışkırtan (tahrik eden) şeytanları, kâfirlerin üzerine nasıl gönderdiğimizi görmüyor musun?
İlyas Yorulmaz = Şeytanları, inkar edenlere gönderdiğimizi görmüyor musun? Şeytan onların yoldan çıkmalarını bütün gücüyle teşvik ediyor.
فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا
Meryem / 84 -
Fe lâ ta’cel aleyhim, innemâ neuddu lehum addâ(adden).
Diyanet İşleri = Ey Muhammed! Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onların azâba uğraması için acele etme, biz ancak yıllarını, günlerini saymadayız onların.
Abdullah Parlıyan = Öyleyse onların üzerine, azabın gelivermesi için acele etme. Biz onların günlerini ve nefeslerini tek tek sayıyoruz.
Adem Uğur = Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.
Ahmed Hulusi = Onlar için acele etme. . . Biz onlar için gün sayarız.
Ahmet Tekin = Onların, hemen cezaya çarptırılmalarını isteme. Biz onların, suçlarının artarak cezaya yaklaştıkları günleri teker teker sayıyoruz.
Ahmet Varol = Onlar hakkında acele etme. Biz onların (günlerini) sayıyoruz.
Ali Bulaç = Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.
Ali Fikri Yavuz = Bu itibarla aleyhlerine (azap istemekte) acele etme. Çünkü biz onların ecel günlerini sayıyoruz (bu muayyen bir müddettir.)
Ali Ünal = Fakat (Rasûlüm), onlar hakkında acele etme, yaptıkları karşısında sabret. Biz, onların günlerini saymaktayız: (kendilerine tanıdığımız süreyi tamamlayacak, imtihan günleri bitecek ve başlarına gelecek gelecektir).
Bayraktar Bayraklı = Öyle ise onlar hakkında acele etme! Biz onlar için teker teker sayıyoruz.
Bekir Sadak = Oyleyse onlarin acele yok olmalarini isteme. Biz onlarin gunlerini saydikca sayiyoruz.
Celal Yıldırım = O halde aleyhlerine acele etme; biz onların (günlerini) sayıyoruz.
Cemal Külünkoğlu = (Ey Muhammed!) Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme! Biz onların günlerini aksatmadan sayıyoruz.
Diyanet İşleri (eski) = Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.
Diyanet Vakfi = Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.
Edip Yüksel = Acele etme; biz onlar için saydıkça sayıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Aleyhlerinde acele etme, biz onlar için ancak bir sayı sayıyoruz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Aleyhlerinde acele etme! Biz, onlar için yalnızca bir sayı sayıyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Öyleyse onların hemen azaba uğratılmalarını isteme. Biz onların (ecel) günlerini sayıyoruz.
Gültekin Onan = Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.
Harun Yıldırım = Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.
Hasan Basri Çantay = Binâen'aleyh sen onlara karşı (azâb istemekde) acele etme. Biz ancak onların (günlerini ve nefeslerini) sayıyoruz.
Hayrat Neşriyat = Öyle ise onlar hakkında acele etme! (Biz) onlar için (günlerini ve nefeslerini) birer birer sayıyoruz.
İbni Kesir = Şu halde sen, onlara karşı acele etme. Biz, onların günlerini saydıkça sayıyoruz.
Kadri Çelik = Onlara karşı acele davranma; biz onlar için (ecel günlerini) saydıkça saymaktayız.
Muhammed Esed = Öyleyse, onların üzerine (Allah'ın azabını çağırmakta) tezlik gösterme; çünkü Biz onların günlerini aksatmadan sayıyoruz zaten.
Mustafa İslamoğlu = Şu halde, onlara karşı harekete geçmek için acele etmene gerek yok: şu kesin ki Biz onların günlerini tek tek sayıyoruz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık onların üzerine acelede bulunma. Muhakkak ki, Biz onlar için bir sayı sayıyoruz.
Ömer Öngüt = Şu halde onlar hakkında acele etme! Biz onların (günlerini) saydıkça sayıyoruz.
Şaban Piriş = -O halde, onlar için acele etme. Biz onların günlerini sayıp duruyoruz.
Sadık Türkmen = Öyleyse onlar hakkında acele etme! Biz onlar için saydıkça sayıyoruz.
Seyyid Kutub = Onların bir an önce yok edilmelerini isteme. Biz onların yaptıklarını ve alıp verdikleri nefesleri tek tek sayıyoruz.
Suat Yıldırım = O halde onlar hakkında acele etme! Biz onların günlerini saymaktayız.
Süleyman Ateş = Onlar hakkında acele etme, biz onlar(ın günlerini ve nefeslerini doldurmaları) için saydıkça sayıyoruz.
Tefhim-ul Kuran = Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça saymaktayız.
Ümit Şimşek = Onlar için acele etme. Biz onlara gün sayıyoruz.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.
İskender Ali Mihr = Artık onlar için acele etme. Biz, sadece onlara (günlerini) saydıkça sayıyoruz.
İlyas Yorulmaz = O halde onlar için acele etme. Biz onları ve yaptıklarını tek tek sayıyoruz.
يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْدًا
Meryem / 85 -
Yevme nahşurul muttekîne ilâr rahmâni vefdâ(vefden).
Diyanet İşleri = (85-86) Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!
Abdulbaki Gölpınarlı = O gün, çekinenleri bölük bölük, rahmânın huzurunda haşrederiz.
Abdullah Parlıyan = O gün biz, yolunu kitap ve Allah ile bulanları onurlu konuklar olarak, O sınırsız rahmet sahibi Rahman'ın huzurunda toplarız.
Adem Uğur = Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda toplayacağımız gün.
Ahmed Hulusi = Korunmuş olanları, ikrama nail olmuşlar olarak Rahman'a haşrettiğimiz süreçte!
Ahmet Tekin = Takvâ sahiplerini, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın huzuruna, Cennet’e heyet halinde toplayıp getireceğimiz gün, kimse şefaatten nasiplenemeyecek.
Ahmet Varol = Takva sahiplerini heyet halinde Rahman'ın huzuruna topladığımız gün,
Ali Bulaç = Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'ın huzurun)a toplayacağımız gün,
Ali Fikri Yavuz = Takva sahiplerini, elçiler gibi Rahman’ın huzuruna toplayacağımız gün,
Ali Ünal = Gün gelecek ve kalbleri Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan ve O’na isyandan, dolayısıyla O’nun azabından kaçınanları, ağırlanacak konuklar sıfatıyla Cennet’te Rahmân’ın ziyafeti etrafında toplayacağız.
Bayraktar Bayraklı = (85-86) Takvâ sahiplerini Rahmân'ın huzurunda, O'na gelmiş konuklar olarak topladığımız gün, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
Bekir Sadak = (85-86) Sakinanlari o gun Rahman'in huzurunda O'na gelmis konuklar olarak toplariz, suclulari suya goturur gibi cehenneme sureriz.
Celal Yıldırım = O gün Allah'tan korkup kötülüklerden sakınanları Rahmân'a gönderilen konuk heyet olarak toplayacağız..
Cemal Külünkoğlu = (85-86) O gün kötülükten sakınanları seçkin konuklara yaraşır bir saygınlıkla, Rahman'ın huzurunda bir araya getireceğiz. Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
Diyanet İşleri (eski) = (85-86) sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
Diyanet Vakfi = (85-87) Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, Rahmân nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.
Edip Yüksel = Erdemlileri, Rahman'ın huzurunda konuk grupları halinde toplayacağımız,
Elmalılı Hamdi Yazır = Müttekîleri vefd halinde (bir mes'us olarak) huzuru rahmana cem'edeceğimiz gün
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman'ın huzurunda toplayacağımız gün,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün, takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız.
Gültekin Onan = Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahmana toplayacağımız gün,
Harun Yıldırım = Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda toplayacağımız gün.
Hasan Basri Çantay = (85-86) Müttakıyleri O çok esirgeyici (Allahın) huzuruna (süvari elçiler gibi) toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak cehenneme süreceğimiz gün,
Hayrat Neşriyat = O gün, takvâ sâhiblerini (kendilerine ikramda bulunmak için) hey’et hâlinde Rahmân’ın huzûruna toplarız.
İbni Kesir = O gün muttakileri Rahman'ın huzurunda, O'na gelmiş konuklar olarak toplarız.
Kadri Çelik = O gün takva sahiplerini, heyet olarak Rahman'ın huzuruna toplayacağız.
Muhammed Esed = Allah'tan yana sorumluluk bilinci taşıyanları, onurlu konuklar olarak O sınırsız rahmet Sahibi'nin huzurunda topladığımız Gün,
Mustafa İslamoğlu = O gün (gelince), O rahmet kaynağının huzurunda, sorumluluk bilinciyle kuşanmış olanları ağır konuklar olarak toplayacağız.
Ömer Nasuhi Bilmen = Yâd et o günü ki, müttakileri Rahmân'a bir elçi cemaatı halinde göndereceğiz.
Ömer Öngüt = Muttakileri o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız.
Şaban Piriş = O gün, muttakileri konuk olarak Rahman’ın huzurunda toplarız.
Sadık Türkmen = O gün korunup sakınanları, ikramla toplayıp Rahmân’a götürdüğümüz gün,
Seyyid Kutub = O gün kötülükten sakınanları seçkin konuklara yaraşır bir saygınlıkla, rahmeti bol olan Allah'ın huzurunda biraraya getiririz.
Suat Yıldırım = Gün gelecek, Allah’ı sayıp haramlardan sakınan müttakileri, Rahman tarafından ağırlanacak konuk heyet olarak toplayacağız.
Süleyman Ateş = Korunanları, binek üzerinde ikram ile Rahmân'a götürdüğümüz gün,
Tefhim-ul Kuran = Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'ın huzuran) a toplayacağımız gün,
Ümit Şimşek = O gün takvâ sahiplerini şerefli bir heyet halinde Rahmân'ın huzurunda toplarız.
Yaşar Nuri Öztürk = Gün olur, o sakınanları biz, Rahman'ın huzurunda heyet halinde toplarız.
İskender Ali Mihr = O gün muttakileri (takva sahiplerini), Rahmân’ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).
İlyas Yorulmaz = Biz Allah dan sakınıp korunanları, Rahmanın konuğu olarak toplarız.
وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْدًا
Meryem / 86 -
Ve nesûkul mucrimîne ilâ cehenneme virdâ(virden).
Diyanet İşleri = (85-86) Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve mücrimleri susamış bir halde cehenneme sevk ederiz.
Abdullah Parlıyan = Günaha gömülüp gitmiş olanları, susamış bir vaziyette cehenneme sürüp götürürüz.
Adem Uğur = Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
Ahmed Hulusi = Suçluları da suya hasret olarak Cehennem'e sevk ettiğimizde!
Ahmet Tekin = İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsileri, suçluları, suya götürülen susamış bir sürü gibi cehenneme sevkedeceğimiz gün, kimse şefaatten nasiplenemeyecek.
Ahmet Varol = Günâhkârları da susuz topluluk halinde cehenneme sürdüğümüz (gün),
Ali Bulaç = Suçlu günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
Ali Fikri Yavuz = Mücrimleri de susuz olarak Cehennem’e süreceğiz.
Ali Ünal = İşleri–güçleri günah hasadından ibaret inkârcı suçluları ise susamış olarak o yakıcı Cehennem’e süreceğiz.
Bayraktar Bayraklı = (85-86) Takvâ sahiplerini Rahmân'ın huzurunda, O'na gelmiş konuklar olarak topladığımız gün, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
Bekir Sadak = (85-86) Sakinanlari o gun Rahman'in huzurunda O'na gelmis konuklar olarak toplariz, suclulari suya goturur gibi cehenneme sureriz.
Celal Yıldırım = Suçlu günahkârları ise susuz bir vaziyette Cehennem'e sürüp götüreceğiz.
Cemal Külünkoğlu = (85-86) O gün kötülükten sakınanları seçkin konuklara yaraşır bir saygınlıkla, Rahman'ın huzurunda bir araya getireceğiz. Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
Diyanet İşleri (eski) = (85-86) sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
Diyanet Vakfi = (85-87) Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda topladığımız, günahkârları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, Rahmân nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.
Edip Yüksel = Ve suçluları, susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün,
Elmalılı Hamdi Yazır = Mücrimleri de susuz olarak Cehenneme sevkedeceğiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = suçluları da susuz olarak cehenneme sevk edeceğiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Suçluları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
Gültekin Onan = Suçlu günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
Harun Yıldırım = Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
Hasan Basri Çantay = (85-86) Müttakıyleri O çok esirgeyici (Allahın) huzuruna (süvari elçiler gibi) toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak cehenneme süreceğimiz gün,
Hayrat Neşriyat = Günahkârları da susamış oldukları hâlde Cehenneme süreriz!
İbni Kesir = Mücrimleri de suya götürür gibi cehenneme süreriz.
Kadri Çelik = Suçlu günahkârları da susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
Muhammed Esed = ve günaha gömülüp gitmiş olanları, suvarmaya götürülen susuz bir sürü gibi cehenneme sürüklediğimiz (Gün);
Mustafa İslamoğlu = Fakat günaha gömülüp gitmiş olanları bir sürü gibi cehenneme doğru süreceğiz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve günahkârları da cehenneme susamış olarak sevkedeceğizdir.
Ömer Öngüt = Suçluları da susamış olarak cehenneme süreriz.
Şaban Piriş = Günahkarları ise susuz olarak Cehenneme süreriz.
Sadık Türkmen = Suçluları da yaya ve susamış olarak cehenneme süreriz.
Seyyid Kutub = Buna karşılık ağır günahkârları, susamış hayvan sürüleri gibi cehenneme süreriz.
Suat Yıldırım = Suçluları da susuz olarak o yakıcı cehenneme süreceğiz.
Süleyman Ateş = Suçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün),
Tefhim-ul Kuran = Suçlu günahkârları da, susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
Ümit Şimşek = Mücrimleri de susuz halde Cehenneme süreriz.
Yaşar Nuri Öztürk = Suçluları da susuz ve yaya olarak cehenneme sevk ederiz.
İskender Ali Mihr = Ve mücrimleri (suçluları), susamış olarak cehenneme sevkedeceğiz.
İlyas Yorulmaz = Günahkarları da suya götürülen sürüler gibi cehenneme sürükleriz.
لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا
Meryem / 87 -
Lâ yemlikûneş şefâate illâ menittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).
Diyanet İşleri = Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rahmandan ahd almış olanlardan başkaları şefaat de edemez.
Abdullah Parlıyan = O gün, Rahmân'ın katında bir söz almamış olandan başkası asla şefaatte bulunamayacaktır.
Adem Uğur = O gün Rahmân (olan Allah)'ın nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.
Ahmed Hulusi = Rahman'ın indînde ahd edinmiş (hakikati olan bir kısım Esmâ kuvveleri kendinden açığa çıkmış) olandan başkası, şefaat edemeyecek!
Ahmet Tekin = Rahmet sahibi Rahman olan Allah katında imanları ile, İslâm’daki sadakatleri ile, rızâyı ilâhîye mazhar olan amelleri ile taahhüt alanların, söz alanların dışında kimse şefaatten nasiplenemiyecek.
Ahmet Varol = Rahman'ın katında bir ahid almış olanların dışındakiler şefaat hakkına sahip olamazlar.
Ali Bulaç = Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.
Ali Fikri Yavuz = Rahman’ın katında bir ahd (iman edip söz ve izin) almış olan kimseden başkaları şefaat etmeye sahip olamıyacaklardır.
Ali Ünal = (Kendilerine şefaatçi, işlerinin görülmesi için aracı olsunlar diye Allah’tan başka ilâhlar edinenler bilmelidirler ki,) Rahmân’ın katında (O’na iman, ibadet ve yakınlıkla) kendilerine şefaat hakkı tanınmış olanların dışında kimsenin şefaat etme hakkı ve yetkisi olmayacaktır.
Bayraktar Bayraklı = O gün, Rahmân'ın katında bir söz almamış olandan başkası asla şefaatte bulunamayacaktır.
Bekir Sadak = Rahman'in katinda bir ahd almis olandan baskasi asla sefaatte bulunamiyacaktir.
Celal Yıldırım = Rahmân'ın yanında bir söz almış olandan başkası şefaate yetkili olmayacak..
Cemal Külünkoğlu = Rahman'ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecek.
Diyanet İşleri (eski) = Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.
Diyanet Vakfi = O gün Rahmân (olan Allah)'ın nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.
Edip Yüksel = Rahman'ın yanında söz almış olanlardan başkası şefaat (aracılık) edemez.
Elmalılı Hamdi Yazır = Rahmanın nezdinde bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaate malik olamıyacaklar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rahman'ın katında, ahid almış olanlardan başkası asla şefaatta bulunamayacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Rahmanın katında ahit almışların dışında, (onlar) şefaate malik olamayacaklardır.
Gültekin Onan = Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.
Harun Yıldırım = (İşte o gün) O Rahmet kaynağıyla yaptığı (iman) sözleşmesine sadık kalanlar dışında, hiç kimse şefaate nail olamayacaktır.
Hasan Basri Çantay = Çok esirgeyici (Allahın) nezdinde ahd edinmiş olanlardan başkaları şefaat (hakkına) mâlik olmayacaklardır.
Hayrat Neşriyat = (O gün,) Rahmân’ın katında söz (izin) almış olanlardan başkası şefâat (hakkın)a sâhib olmayacaktır.
İbni Kesir = Rahman'ın katında, ahid almış olanlardan başkası asla şefaatta bulunamayacaktır.
Kadri Çelik = Rahmanın katında ahit almışların dışında, (onlar) şefaate malik olamayacaklardır.
Muhammed Esed = (bu Günde, hayattayken) O sınırsız rahmet Sahibi'yle bir bağ, bir bağlantı içine girmiş olmadıkça kimse şefaatten pay alamayacaktır.
Mustafa İslamoğlu = (İşte o gün) O Rahmet kaynağıyla yaptığı (iman) sözleşmesine sadık kalanlar dışında, hiç kimse şefaate nail olamayacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şefaate mâlik olamayacaklardır, ancak Rahmân'ın nezdinde bir ahd alan müstesna.
Ömer Öngüt = Yalnız Rahmân'ın huzûrunda söz almış olanlardan başkaları şefâ'at edemezler.
Şaban Piriş = Rahman’ın katında bir söz almış olandan başka hiç bir kimse şefaat edemez.
Sadık Türkmen = Rahmân'dan bir söz almış olanlar dışında hiç kimsenin o gün şefaat yetkisi olmaz.
Seyyid Kutub = Allah'ın bu yolda yetki verdiği kimseler dışında hiç kimse bir başkasına aracılık, şefaat edemez.
Suat Yıldırım = Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecek.
Süleyman Ateş = Yalnız Rahmân'ın huzûrunda söz almış olanlardan başkaları şefâ'at edemezler.
Tefhim-ul Kuran = Rahmanın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olamayacaklardır.
Ümit Şimşek = Rahmân'dan bir söz almış olanlar dışında hiç kimsenin o gün şefaat yetkisi olmaz.
Yaşar Nuri Öztürk = Rahman katında söz almış olandan başkaları şefaat imkânı bulamazlar.
İskender Ali Mihr = Rahmân’ın indinde, ahd ittihaz edenlerden (Allah’tan ahd alanlardan) başkası şefaate malik olamaz.
İlyas Yorulmaz = Ancak o gün yalnızca Rahman dan ahit alanlar şefaate (yardıma) kavuşurlar.
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا
Meryem / 88 -
Ve kâluttehazer rahmânu veledâ(veleden).
Diyanet İşleri = Onlar, “Rahmân, bir çocuk edindi” dediler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve dediler ki: Rahman, oğul edindi.
Abdullah Parlıyan = Hal böyleyken, yine de bazıları: “O sınırsız rahmet sahibi olan Rahman kendine bir oğul edinmiştir” diyorlar.
Adem Uğur = Rahmân çocuk edindi dediler.
Ahmed Hulusi = "Rahman çocuk edindi" dediler!
Ahmet Tekin = 'Sınırsız rahmeti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, lütfuna, hayırlara mazhar eden Rahman olan Allah oğul edindi.' dediler.
Ahmet Varol = 'Rahman çocuk edindi' dediler.
Ali Bulaç = "Rahman çocuk edinmiştir" dediler.
Ali Fikri Yavuz = Yahudilerle Hristiyanlar: “- Rahman, çocuk edindi.” dediler.
Ali Ünal = Bir de, “Rahmân çocuk edindi!” dediler.
Bayraktar Bayraklı = “Rahmân çocuk edindi” dediler.[312]
Bekir Sadak = Bazi kimseler: «Rahman cocuk edindi» dediler
Celal Yıldırım = Rahman çocuk edindi, dediler.
Cemal Külünkoğlu = (Onlar:) “Rahman (olan Allah), bir çocuk edindi” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = Bazı kimseler: 'Rahman çocuk edindi' dediler
Diyanet Vakfi = «Rahmân çocuk edindi» dediler.
Edip Yüksel = Hatta 'Rahman çocuk edindi,' dediler
Elmalılı Hamdi Yazır = O rahman veled edindi dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rahman çocuk edindi. dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Yahudilerle hıristiyanlar) «Rahmân, çocuk edindi» dediler.
Gültekin Onan = "Rahman çocuk edinmiştir" dediler.
Harun Yıldırım = "Rahmân çocuk edindi" dediler.
Hasan Basri Çantay = Dediler ki: «Çok esirgeyici (Allah) bir evlâd edindi».
Hayrat Neşriyat = Ve 'Rahmân çocuk edindi' dediler.
İbni Kesir = Bir kısım kimseler: Rahman çocuk edindi, dediler.
Kadri Çelik = “Rahman çocuk edinmiştir” dediler.
Muhammed Esed = Hal böyleyken, yine de bazıları "O sınırsız rahmet Sahibi Kendine bir oğul edinmiştir!" diyorlar.
Mustafa İslamoğlu = Bir de çıkıp "O rahmet kaynağı kendisine bir oğul edindi" dediler:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve dediler ki, Rahmân kendisine veled ittihaz ediverdi.
Ömer Öngüt = “Rahman çocuk edindi. ” dediler.
Şaban Piriş = -Rahman, bir çocuk edindi, dediler.
Sadık Türkmen = ”rahman çocuk edindi” dediler.
Seyyid Kutub = Bazı kâfirler «Rahmeti bol olan Allah, evlat edindi» dediler.
Suat Yıldırım = "Rahman evlat edindi." dediler.
Süleyman Ateş = "Rahmân çocuk edindi" dediler.
Tefhim-ul Kuran = «Rahman çocuk edinmiştir» dediler.
Ümit Şimşek = Bir de 'Rahmân evlât edindi' dediler.
Yaşar Nuri Öztürk = "Rahman çocuk edindi." dediler.
İskender Ali Mihr = “Rahmân, bir çocuk ittihaz etti (edindi).” dediler.
İlyas Yorulmaz = Onlar “Rahman bir çocuk edindi” dediler.
لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا
Meryem / 89 -
Lekad ci’tum şey’en iddâ(idden).
Diyanet İşleri = Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Andolsun ki pek çirkin bir söz söylediniz.
Abdullah Parlıyan = Andolsun ki, pek çirkin bir söz söylediniz.
Adem Uğur = Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
Ahmed Hulusi = Andolsun ki pek çirkin bir şey yaptınız.
Ahmet Tekin = Çok çirkin bir şey ortaya attınız.
Ahmet Varol = Andolsun siz, çok çirkin bir şey ortaya attınız.
Ali Bulaç = Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz.
Ali Fikri Yavuz = Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir şey söylediniz.
Ali Ünal = Böyle diyen sizler, gerçekten ne çirkin bir şey ortaya attınız!
Bayraktar Bayraklı = Gerçekten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
Bekir Sadak = And olsun ki, ortaya pek kotu bir sey attiniz.
Celal Yıldırım = And olsun ki, çok çirkin ve de büyük bir söz ortaya getirip attınız.
Cemal Külünkoğlu = Andolsun ki, (bunu söylemekle) siz gerçekten çok çirkin bir iddia ortaya atmış oldunuz.
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız.
Diyanet Vakfi = Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
Edip Yüksel = Siz, küstahça bir tez ileri sürdünüz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kasem olsun pek ağır pek şeni' bir cür'ette bulundunuz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki, pek ağır, pek çirkin bir iddiaya cüret ettiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yemin olsun ki, siz çok çirkin bir şey söylediniz.
Gültekin Onan = Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz.
Harun Yıldırım = Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
Hasan Basri Çantay = Andolsun ki siz pek çirkin bir şey söylediniz.
Hayrat Neşriyat = And olsun ki, (siz) pek çirkin bir şey (iddiâsı) ile geldiniz.
İbni Kesir = Andolsun ki; ortaya çok kötü bir şey attınız.
Kadri Çelik = Hakikaten siz, pek çirkin bir iddiada bulundunuz.
Muhammed Esed = (Bunu söylemekle) siz gerçekten çok çirkin bir iddia ortaya atmış oldunuz.
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu siz öyle dehşet verici bir iddiada bulundunuz ki;
Ömer Nasuhi Bilmen = Andolsun ki, pek çirkin bir şey olarak (meydana) gelmiş oldunuz.
Ömer Öngüt = Andolsun ki siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
Şaban Piriş = Andolsun ki çok kötü bir şey ortaya attınız.
Sadık Türkmen = Siz, küstahça bir tez ileri sürdünüz.
Seyyid Kutub = Sizler, böyle demekle son derece çirkin bir iddia ileri sürdünüz.
Suat Yıldırım = Böyle diyen sizler, pek çirkin bir şey ortaya attınız!
Süleyman Ateş = Andolsun ki, "Siz pek kötü bir cür'ette bulundunuz!"
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz.
Ümit Şimşek = And olsun, pek çirkin birşey ortaya attınız.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.
İskender Ali Mihr = Andolsun ki siz, çok kötü bir şey yaptınız (söylediniz).
İlyas Yorulmaz = Bunu söylemekle çok çirkin bir şey getirdiniz.
تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا
Meryem / 90 -
Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibâlu heddâ(hedden).
Diyanet İşleri = (90-91) Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
Abdulbaki Gölpınarlı = Öylesine bir söz ki neredeyse gökler parçalanacak ve yer yarılacak ve dağlar dağılıp çökecek.
Abdullah Parlıyan = Öyle ki, bu iddianın dehşetinden neredeyse, gök paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp gidecekti.
Adem Uğur = Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!
Ahmed Hulusi = Bu yüzden neredeyse semâlar çatlayacak, arz yarılacak ve dağlar yıkılıp düşecek!
Ahmet Tekin = Bu yakışıksız sözün dehşetinden az kalsın gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar gümbürdeyerek parçalanıp devrilecekti.
Ahmet Varol = Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp çökecek.
Ali Bulaç = Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
Ali Fikri Yavuz = Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlıyacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp yere düşecek.
Ali Ünal = Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacak,
Bayraktar Bayraklı = (90-91) Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir.
Bekir Sadak = (90-91) Rahman'a cocuk isnat etmelerinden oturu neredeyse gokler paralanacak, yer yarilacak, daglar gocecekti.
Celal Yıldırım = (90-91) Neredeyse Rahmân'a çocuk isnad etmelerinden dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecek.
Cemal Külünkoğlu = (90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü, neredeyse gökler yarılacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
Diyanet İşleri (eski) = (90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.
Diyanet Vakfi = Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!
Edip Yüksel = Bu küstahlıktan ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar göçecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Az daha ondan Gökler çatlıyacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Az daha o yüzden gökler çatlayacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı,
Gültekin Onan = Neredeyse bundan dolayı, gökler yarılacak (yetefattarne), yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
Harun Yıldırım = Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!
Hasan Basri Çantay = (90-91) Onlar O çok esirgeyici (Allaha) bir evlâd iddia etdiler diye, bu (sözden) dolayı nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıb çökecekdir.
Hayrat Neşriyat = Bundan dolayı nerede ise (bir gazab-ı İlâhî olarak) gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılarak çökecektir!
İbni Kesir = Neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar göçecekti;
Kadri Çelik = Az kalsın söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı.
Muhammed Esed = Öyle ki bu iddianın dehşetinden neredeyse gök paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp gidecekti!
Mustafa İslamoğlu = bundan dolayı neredeyse gökler paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar toz duman olacak!
Ömer Nasuhi Bilmen = Az daha ondan dolayı gökler çatlayacak ve yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecekti.
Ömer Öngüt = Bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti.
Şaban Piriş = Bu söz yüzünden neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerle bir olacaktı.
Sadık Türkmen = Neredeyse, o sözden dolayı gökler çatlayacak, yeryüzü yarılacak ve dağlar yıkılarak dağılacaklardı!
Seyyid Kutub = Bu iddia karşısında nerede ise gökler paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar gürültü ile göçerek yerle bir olacak.
Suat Yıldırım = (90-91) Rahman’a çocuk isnad etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecekti!
Süleyman Ateş = Neredeyse o(sözün dehşeti)nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır!.
Tefhim-ul Kuran = Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
Ümit Şimşek = Neredeyse gökler çatlayacaktı bu söz yüzünden; yer yarılacak, dağlar yıkılıp yerle bir olacaktı:
Yaşar Nuri Öztürk = Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek;
İskender Ali Mihr = Bundan neredeyse semalar (gökyüzü) parçalanacak ve yeryüzü yarılacak ve dağlar çökerek yıkılacaktı.
İlyas Yorulmaz = Bu sözden dolayı neredeyse gökler paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp gidecekti.
أَن دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَدًا
Meryem / 91 -
En deav lir rahmâni veledâ(veleden).
Diyanet İşleri = (90-91) Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
Abdulbaki Gölpınarlı = Rahmânın oğlu var demeleri yüzünden.
Abdullah Parlıyan = Demek O sınırsız rahmet sahibi Rahman'a bir oğul yakıştırıyorlar öyle mi?
Adem Uğur = Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.
Ahmed Hulusi = Rahman'a çocuk nispet etmelerinden ötürü!
Ahmet Tekin = Sınırsız rahmeti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, lütfuna, hayırlara mazhar eden Rahman olan Allah’a oğul isnad ettiler diye bunlar olacaktı.
Ahmet Varol = Rahman'a çocuk isnad ettiler diye!
Ali Bulaç = Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı).
Ali Fikri Yavuz = O Rahman’a çocuk iddia ettiler diye..
Ali Ünal = Rahmân’a çocuk isnat ettiler diye.
Bayraktar Bayraklı = (90-91) Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir.
Bekir Sadak = (90-91) Rahman'a cocuk isnat etmelerinden oturu neredeyse gokler paralanacak, yer yarilacak, daglar gocecekti.
Celal Yıldırım = (90-91) Neredeyse Rahmân'a çocuk isnad etmelerinden dolayı gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecek.
Cemal Külünkoğlu = (90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü, neredeyse gökler yarılacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.
Diyanet İşleri (eski) = (90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.
Diyanet Vakfi = Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.
Edip Yüksel = Rahman'a çocuk yakıştırdılar diye...
Elmalılı Hamdi Yazır = O rahmana veled iddia ettiler diye
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O Rahman'a çocuk iddiasında bulundular diye.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O Rahmân'a çocuk isnad ettiler diye...
Gültekin Onan = Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.)
Harun Yıldırım = Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.
Hasan Basri Çantay = (90-91) Onlar O çok esirgeyici (Allaha) bir evlâd iddia etdiler diye, bu (sözden) dolayı nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıb çökecekdir.
Hayrat Neşriyat = Rahmân’a çocuk iddiâ ettiler diye!
İbni Kesir = Rahman'a çocuk isnad etmelerinden ötürü.
Kadri Çelik = O Rahman'a çocuk iddiasında bulundular diye (bunlar olacaktı).
Muhammed Esed = (Demek,) O sınırsız rahmet Sahibi'ne bir oğul yakıştırıyorlar (öyle mi?)
Mustafa İslamoğlu = O rahmet kaynağına bir oğul isnat etmek ha!..
Ömer Nasuhi Bilmen = Rahmân'a veled isnat etmelerinden dolayı.
Ömer Öngüt = Rahman olan Allah'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.
Şaban Piriş = Rahman’a çocuk isnadı sebebiyle.
Sadık Türkmen = Rahmân için çocuk iddia etmeleri yüzünden!..
Seyyid Kutub = Onlar rahmeti bol olan Allah'a çocuk yakıştırdılar diye.
Suat Yıldırım = (90-91) Rahman’a çocuk isnad etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecekti!
Süleyman Ateş = Rahmân için çocuk iddiâ ettiklerinden ötürü.
Tefhim-ul Kuran = Rahman adına çocuk öne sürdüklerinde (ötürü bunlar olacaktı)
Ümit Şimşek = Onlar Rahmân'a evlât yakıştırdı diye.
Yaşar Nuri Öztürk = Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü.
İskender Ali Mihr = Rahmân’a bir çocuk isnat etmeleri (sebebiyle).
İlyas Yorulmaz = Rahman bir çocuk edindi diye çağrı yapmalarından dolayı.
وَمَا يَنبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا
Meryem / 92 -
Ve mâ yenbagî lir rahmâni en yettehıze veledâ(veleden).
Diyanet İşleri = Hâlbuki Rahmân’a bir çocuk edinmek yakışmaz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rahmâna oğul edinmek yaraşmaz.
Abdullah Parlıyan = Hem sınırsız rahmet sahibi Rahman'ın, bir oğul edinmesi asla yaraşmaz.
Adem Uğur = Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şanına yakışmaz.
Ahmed Hulusi = Rahman'a çocuk edinmek gibi bir kavram yakışmaz.
Ahmet Tekin = Sınırsız rahmeti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, lütfuna, hayırlara mazhar eden, Rahman olan Allah’ın oğul edinmesi şanına yakışmaz.
Ahmet Varol = Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.
Ali Bulaç = Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz.
Ali Fikri Yavuz = Halbuki Rahman’a çocuk edinmek yaraşmaz.
Ali Ünal = Halbuki çocuk edinmek, asla Rahmân’a yaraşır ve O’nun yapacağı bir şey değildir.
Bayraktar Bayraklı = Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şânına yakışmaz.
Bekir Sadak = (92-93) Oysa Rahman'a cocuk edinmek yarasmaz, cunku goklerde ve yerde olan her sey Rahman'a bas egmis kul olarak gelecektir.
Celal Yıldırım = Oysa Rahmân'a çocuk edinmek yakışmaz, (O'nun ilâhlık vasfına uygun düşmez).
Cemal Külünkoğlu = Oysa çocuk edinmek Rahman'ın şanına yakışmaz.
Diyanet İşleri (eski) = (92-93) Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.
Diyanet Vakfi = Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şanına yakışmaz.
Edip Yüksel = Çocuk edinmek Rahman'a yakışmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Halbuki veled edinmek rahmana yaraşmaz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Halbuki, çocuk edinmek Rahman'a yaraşmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Halbuki Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.
Gültekin Onan = Rahmana çocuk edinmek yaraşmaz.
Harun Yıldırım = Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şanına yakışmaz.
Hasan Basri Çantay = Halbuki O çok esirgeyen (Allah) için bir evlâd edinmek asla yakışmaz.
Hayrat Neşriyat = Hâlbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şânına lâyık değildir.
İbni Kesir = Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.
Kadri Çelik = Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.
Muhammed Esed = Hem de, sınırsız rahmet Sahibi'nin bir oğul edinmesi akıl almaz bir şey olduğu halde!
Mustafa İslamoğlu = İyi ama, O rahmet kaynağının bir oğul edinmesi olacak şey değil ki!
Ömer Nasuhi Bilmen = Halbuki, veled ittihaz etmek, Rahmân için layık olamaz.
Ömer Öngüt = Halbuki Rahman olan Allah'a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.
Şaban Piriş = Rahman’ın çocuk edinmeye ihtiyacı yoktur.
Sadık Türkmen = Çocuk edinmek Rahmân’a yakışmaz!
Seyyid Kutub = Oysa rahmeti bol olan Allah'a çocuk edinmek yakışmaz.
Suat Yıldırım = Halbuki evlat edinmek Rahman’ın şanına yakışmaz.
Süleyman Ateş = Çocuk edinmek Rahmân'a yakışmaz.
Tefhim-ul Kuran = Rahman (olan Allah) a çocuk edinmek yaraşmaz.
Ümit Şimşek = Oysa Rahmân'a evlât edinmek yaraşmaz.
Yaşar Nuri Öztürk = Rahman'a çocuk edinmek yakışmaz.
İskender Ali Mihr = Ve Rahmân’a çocuk edinmek yakışmaz (olamaz).
İlyas Yorulmaz = Rahmanın bir çocuk edinmesi, O na asla yakışmaz.
إِن كُلُّ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا
Meryem / 93 -
İn kullu men fîs semâvâti vel ardı illâ âtir rahmâni abdâ(abden).
Diyanet İşleri = Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Göklerde ve yerde ne varsa hepsi de rahmânın tapısına kul olarak gelir.
Abdullah Parlıyan = Göklerde ve yerde olan herkes, sınırsız rahmet sahibi Rahman'ın huzuruna birer kul olarak çıkacaktır.
Adem Uğur = Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a gelecektir.
Ahmed Hulusi = Semâlar ve arzda kim var ise Rahman'a kulluk eder!
Ahmet Tekin = Göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıkların hepsi istisnasız, Rahmet sahibi Rahmanın huzuruna O’nu ilâh tanıyan, O’na teslim olan kul olarak gelecektir.
Ahmet Varol = Göklerde ve yerde bulunanların hiçbiri müstesna olmaksızın hepsi Rahman'a kul olarak gelir.
Ali Bulaç = Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.
Ali Fikri Yavuz = Göklerde ve yerde hiç bir kimse yoktur ki, Rahman’a kul olarak gelici olmasın.
Ali Ünal = Göklerde ve yerde kim varsa, (yaratılışları, hayatları, vücutları ve kendilerini kuşatan cebrî şartlar itibariyle) ancak Rahmân’ın kudret ve iradesi altında ve (kendi adlarına hayır, şer, fayda, zarar, hayat, ölüm hiçbir şeye malik olmayıp,) her bakımdan O’na muhtaç birer kuldur.
Bayraktar Bayraklı = Göklerde ve yerde olan herkes, istisnasız birer kul olarak Rahmân'a gelecektir.
Bekir Sadak = (92-93) Oysa Rahman'a cocuk edinmek yarasmaz, cunku goklerde ve yerde olan her sey Rahman'a bas egmis kul olarak gelecektir.
Celal Yıldırım = Göklerde ve yerde her kim ve ne varsa mutlaka Rahmân'a kul olarak gelirler.
Cemal Külünkoğlu = Göklerde ve yerde olan herkes Rahman (olan Allah'ın) huzuruna birer kul olarak gelecektir.
Diyanet İşleri (eski) = (92-93) Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.
Diyanet Vakfi = Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a gelecektir.
Edip Yüksel = Göklerde ve yerde ne varsa hepsi de rahmânın tapısına kul olarak gelir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Göklerde ve Yerde hiç bir kimse yoktur ki o rahmana kul olarak gelecek olmasın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Göklerde ve yerde Rahman'a kul olarak gelmeyecek hiçbir kimse yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân'ın huzuruna kul olarak çıkmasın.
Gültekin Onan = Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahmana, yalnızca kul olarak gelecektir.
Harun Yıldırım = Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a gelecektir.
Hasan Basri Çantay = Göklerde ve yerde olan herkes, müstesna olmamak üzere, O çok esirgeyici (Allaha) mutlakaa kul olarak gelecekdir.
Hayrat Neşriyat = Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki, Rahmân’a kul olarak gelecekbiri olmasın!
İbni Kesir = Çünkü göklerde ve yerlerde olan her şey, Rahman'a kul olarak gelecektir.
Kadri Çelik = Göklerde ve yerde olan herkes Rahman'a birer kul olarak gelirler.
Muhammed Esed = Çünkü göklerde ve yerde bulunan her şey ancak Rahman’a kul olarak gelir.
Mustafa İslamoğlu = Hem göklerde ve yerde olan herkes, O rahmet kaynağının huzuruna sadece ve sadece bir kul olarak çıkacaklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Göklerde ve yerde olan şeylerin hepsi de Rahmân'a kul olarak vücûda gelmiş şeylerden başka değildir.
Ömer Öngüt = Göklerde ve yerde olan herkes Rahman'a birer kul olarak gelirler.
Şaban Piriş = Çünkü göklerde ve yerde bulunan her şey ancak Rahman’a kul olarak gelir.
Sadık Türkmen = Göklerde ve yeryüzünde bulunanların hepsi, Rahmân’a yalnızca ‘bir kul’ olarak gelecektir.
Seyyid Kutub = Göktekilerin ve yerdekilerin tümü rahmeti bol olan Allah'ın huzuruna kul olarak geleceklerdir.
Suat Yıldırım = Göklerde ve yerde kim varsa, Rahman’ın ancak kulu olabilir.
Süleyman Ateş = Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahmân'a kul olarak gelecektir.
Tefhim-ul Kuran = Göklerde ve yerde olan (herkesin her şeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.
Ümit Şimşek = Göklerde ve yerde kim varsa, hepsi Rahmân'ın huzuruna kul olarak gelir.
Yaşar Nuri Öztürk = Göklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman'a kul olarak gelecektir.
İskender Ali Mihr = Semalarda ve yeryüzünde olan kimselerin hepsi, mutlaka Rahmân’a kul olarak gelecek.
İlyas Yorulmaz = Şüphe yok ki, göklerde ve yerde olanların hepsi, Rahmana yalnızca kul olarak gelecektir.
لَقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا
Meryem / 94 -
Lekad ahsâhum ve addehum addâ(adden).
Diyanet İşleri = Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Andolsun ki hepsini topluluk bakımından da saymıştır, tek tek de ve hepsini, hepsinin ahvâlini bilir.
Abdullah Parlıyan = Doğrusu O, kullarını bilgisiyle kuşatmış, herşeylerini ve nefeslerini birer birer saymıştır.
Adem Uğur = O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
Ahmed Hulusi = Andolsun ki (Rahman) onları çok yönlü tüm detaylarıyla bilir!
Ahmet Tekin = Andolsun ki, Allah onların hepsinin sayımını yapmış, sicile geçirmiştir. Onları teker teker saymıştır.
Ahmet Varol = Andolsun O, onların tümünü kuşatmış ve sayı olarak da saymıştır.
Ali Bulaç = Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.
Ali Fikri Yavuz = Yemin olsun ki, Allah hepsini kuşatmış, sayılarını ve işlerini bilmiştir.
Ali Ünal = O, onların her biri için kendine has kulluk şekli, ömür, vazife ve rızık takdir buyurmuş ve onları tek tek birer kul olarak tescil etmiştir.
Bayraktar Bayraklı = O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tespit etmiştir.
Bekir Sadak = And olsun ki onlarin adedini bilmis ve teker teker saymistir.
Celal Yıldırım = And olsun ki, O, onları birer birer sayıp hesaplamıştır.
Cemal Külünkoğlu = Andolsun ki, O bunların hepsini bilgisiyle kuşatmış, sayılarını tespit etmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır.
Diyanet Vakfi = O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
Edip Yüksel = Onları kuşatmış ve tek tek saymıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kasem olsun ki hepsini ihsa etmiş, hepsini sayı ile ta'dad buyurmuştur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki, hepsini kuşatmış ve hepsini bir bir saymıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır.
Gültekin Onan = Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.
Harun Yıldırım = O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
Hasan Basri Çantay = Andolsun ki O, bunları cem'iyyet olarak da saymış, ferdler olarak da saymışdır.
Hayrat Neşriyat = And olsun ki (O), onları (ilmiyle) kuşatmış, hem onları (ve yaptıklarını) birer birer saymıştır.
İbni Kesir = Andolsun ki; ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır.
Kadri Çelik = Şüphesiz (Allah) onların tümünü ilmi ile kuşatmış ve teker teker saymıştır
Muhammed Esed = doğrusu, O bunların hepsini bilgisiyle kuşatmış, teker teker saymıştır;
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu O, onların tümünü derin bir bilgiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Kasem olsun ki, onları kuşatmıştır ve onları saymakla saymıştır.
Ömer Öngüt = Allah onların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
Şaban Piriş = Allah, onların hepsini tek tek sayıp, kaydetmiştir.
Sadık Türkmen = Ant olsun ki, onları kuşatmış ve iyice saydıkça saymıştır!
Seyyid Kutub = Allah, onları bir bir sayarak hesaba geçirmiştir.
Suat Yıldırım = O bunların hepsini ilmi ile ihata etmiş, tek tek tesbit etmiştir.
Süleyman Ateş = O, onların hepsini kuşatmış ve onları bir bir saymıştır.
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak da saymış bulunmaktadır.
Ümit Şimşek = O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, O onların hepsini kuşatmış ve tamamını tek tek saymıştır.
İskender Ali Mihr = Andolsun ki onları, tek tek adetlendirerek tespit etti (saydı).
İlyas Yorulmaz = Rahman onların hepsini hesap etmiş ve tek tek saymıştır.
وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْدًا
Meryem / 95 -
Ve kulluhum âtîhi yevmel kıyâmeti ferdâ(ferden).
Diyanet İşleri = Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve hepsi de kıyâmet günü, onun tapısına yapayalnız gelir.
Abdullah Parlıyan = Ve onların herbiri kıyamet gününde, O'nun huzuruna tek başına çıkacaktır.
Adem Uğur = Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.
Ahmed Hulusi = Onların hepsi, kıyamet sürecinde O'na TEK olarak gelir.
Ahmet Tekin = Onların hepsi, hesap vermek için Kıyamet günü, onun huzuruna tek başına, yapayalnız gelecektir.
Ahmet Varol = Onların hepsi kıyamet günü O'na tek başlarına geleceklerdir.
Ali Bulaç = Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir.
Ali Fikri Yavuz = Kıyamet günü de, her biri O’na tek başına (malsız ve evlâdsız, yardımcısız) olarak gelecektir.
Ali Ünal = Ve onların hepsi, Kıyamet Günü O’nun huzuruna (mal, evlât, güç, makam gibi bütün dünyalıklardan, dünyadaki sebep, vasıta ve yardımcılardan soyunmuş) tek tek birer fert olarak gelecektir.
Bayraktar Bayraklı = Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına gelecektir.
Bekir Sadak = Kiyamet gunu hepsi O'na tek olarak gelecektir.
Celal Yıldırım = Ve hepsi de Kıyamet günü O'na yalnız başına gelecektir.
Cemal Külünkoğlu = Onların her biri kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.
Diyanet İşleri (eski) = Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.
Diyanet Vakfi = Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.
Edip Yüksel = Onların hepsi, Diriliş günü O'na tek başına gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve hepsi Kıyamet günü ona tek olarak gelecektir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hepsi kıyamet günü O'na tek olarak gelecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kıyamet günü onların herbiri Allah'ın huzuruna tek başına çıkacaktır.
Gültekin Onan = Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir.
Harun Yıldırım = Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.
Hasan Basri Çantay = Onların her biri kıyamet günü Ona tek başına gelecekdir.
Hayrat Neşriyat = Ve onların hepsi kıyâmet günü O’(nun huzûru)na tek başına gelecek olan kimselerdir.
İbni Kesir = Hepsi kıyamet günü O'na tek olarak gelecektir.
Kadri Çelik = Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, yapayalnız, tek başlarına geleceklerdir.
Muhammed Esed = ve onların her biri Kıyamet Günü'nde O'nun huzuruna tek başına çıkacaktır.
Mustafa İslamoğlu = Sonunda onların her biri Kıyamet Günü O'nun huzuruna tek başına çıkacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve hepsi de Kıyamet günü O'nun huzuruna tek olarak gelecektir.
Ömer Öngüt = Onlardan her biri kıyamet gününde teker teker O'nun huzuruna gelirler.
Şaban Piriş = Hepsi de ona kıyamet günü yalnız başına gelecektir.
Sadık Türkmen = Onların hepsi kıyamet günü tek başına O’na gelecektir.
Seyyid Kutub = Kıyamet günü hepsi O'nun huzuruna teker teker geleceklerdir.
Suat Yıldırım = Ve onların hepsi de kıyamet günü O’nun huzuruna tek başına gelecektir.
Süleyman Ateş = Onların hepsi, kıyâmet günü O'na tek başına gelecektir.
Tefhim-ul Kuran = Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız tek başlarına' geleceklerdir.
Ümit Şimşek = Kıyamet gününde de onlar Onun huzuruna birer birer gelirler.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve onların hepsi kıyamet günü O'na tek tek gelecektir.
İskender Ali Mihr = Ve kıyâmet günü, onların hepsi O’na, ferdî olarak (tek başına) gelecek.
İlyas Yorulmaz = Ve hepsi kıyamet günü O nun huzuruna yalnız başına gelecektir.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا
Meryem / 96 -
İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti se yec’alu lehumur rahmânu vuddâ(vudden).
Diyanet İşleri = İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki inanan ve iyi işlerde bulunanlara karşı rahman, gönüllere bir sevgidir verir.
Abdullah Parlıyan = Sınırsız rahmet sahibi Rahman olan Allah, iman edip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanları, sevgiyle kuşatacaktır.
Adem Uğur = İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.
Ahmed Hulusi = İman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.
Ahmet Tekin = İman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler için, Rahmet sahibi Rahman olan Allah kullarının gönüllerine bir sevgi yerleştirecektir.
Ahmet Varol = İman edip de salih ameller işleyenlere Rahman bir sevgi verecektir.
Ali Bulaç = İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.
Ali Fikri Yavuz = İman edip salih ameller işleyenler var ya, Rahman bunlara bir sevgi verecek (onları gönüllere sevdirecektir.)
Ali Ünal = Rahmân, iman edip imanları istikametinde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapanlar için (gök ve yer ehlinin gönüllerinde) bir sevgi var edecek (ve onlar, şu anda az ve güçsüz de olsalar, her tarafta kabul görecekler)dir.
Bayraktar Bayraklı = İman edip iyi amellerde bulunanlara gelince, Allah onlar için bir sevgi yaratacaktır.
Bekir Sadak = inanip yararli is isleyenleri Rahman sevgili kilacaktir.
Celal Yıldırım = İmân edip İyi yararlı amellerde bulunanları elbette Rahman (olan Allah) sevgili kılar.
Cemal Külünkoğlu = İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman (olan Allah, kalplerde) bir sevgi yaratarak (onları herkese) sevdirecektir.
Diyanet İşleri (eski) = İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.
Diyanet Vakfi = İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.
Edip Yüksel = İnanıp erdemli davrananlara Rahman sevgi bağışlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = İyman edip salih işler yapanlar muhakkak, rahman onlar için bir meveddet (bir sevgi) verecek gönüllere sevdirecektir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İman edip yararlı işler yapanlar ise, muhakkak Rahman, onlar için bir sevgi verecek, gönüllere sevdirecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İman edip, salih amel işleyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onları (gönüllere) sevdirecektir.
Gültekin Onan = İnananlar ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman onlar için bir sevgi kılacaktır.
Harun Yıldırım = İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, bir sevgi yaratacaktır.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat îman edib de iyi iyi işler yapanlar (yok mu?) çok esirgeyici (Allah) onlar için (gönüllerde) bir sevgi verecekdir.
Hayrat Neşriyat = Doğrusu îmân edip sâlih ameller işleyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onlar için,(kalblerde) bir sevgi kılacaktır.
İbni Kesir = Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenleri, Rahman sevgili kılacaktır.
Kadri Çelik = İman edenler ve salih amellerde bulunanlar (var ya), Rahman, onlar için (insanların kalbinde) bir sevgi kılacaktır.
Muhammed Esed = Sınırsız rahmet Sahibi, imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanları sevgiyle kuşatacaktır;
Mustafa İslamoğlu = İmanda sebat eden, o imanla uyumlu bir hayat yaşayan kimseler var ya: O sonsuz rahmet kaynağı onlar için tarifsiz bir sevgi var edecek.
Ömer Nasuhi Bilmen = O kimseler ki, imân ettiler ve sâlih sâlih amellerde bulundular, muhakkak ki Rahmân, onlar için (kalplerde) bir sevgi vücuda getirecektir.
Ömer Öngüt = İman edip sâlih ameller işleyenler için Rahman bir sevgi peyda edecektir.
Şaban Piriş = İman edenler ve doğruları yapanlar ise Rahman onlara sevgi ile yaklaşacaktır.
Sadık Türkmen = Gerçek şu Kİ; iman eden ve faydalı işi en iyi şekilde yapanlara gelince, Rahmân onlar için bir sevgi kılacaktır.
Seyyid Kutub = İman edip iyi ameller işleyenlere gelince Allah, onlara sevgi armağan edecektir.
Suat Yıldırım = İman edip, makbul ve güzel işler yapanları Rahman, (hem Allah, hem de mahluklar nezdinde) sevimli kılacaktır.
Süleyman Ateş = İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahmân, (gönüllerde) bir sevgi yaratacak(onları herkese sevdirecek)tir.
Tefhim-ul Kuran = İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.
Ümit Şimşek = İman eden ve güzel işler yapanlar için Rahmân bir sevgi vücuda getirecektir.
Yaşar Nuri Öztürk = İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki âmenû olanları ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, Rahmân, muhabbet duyulanlar (sevilenler) kılacak.
İlyas Yorulmaz = İman edip doğru ve güzel davranışlarda bulunanları Rahman sevgi ile karşılayacaktır.
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِ قَوْمًا لُّدًّا
Meryem / 97 -
Fe innemâ yessernâhu bi lisânike li tubeşşire bihil muttakîne ve tunzira bihî kavmen luddâ(ludden).
Diyanet İşleri = Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de biz, ancak çekinenleri müjdelemen, düşmanlıkta inat ve ısrâr edenleri korkutman için Kur'ân'ı, senin dilinle indirerek kolaylaştırdık sana.
Abdullah Parlıyan = Gerçekten de biz, yolunu Allah ve kitabıyla bulanları müjdelemen, düşmanlıkta inat ve ısrar edenleri korkutman için, Kur'ân'ı senin dilinle indirerek kolaylaştırdık.
Adem Uğur = (Resûlüm!) Biz Kur'an'ı, sadece, onunla Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle (indirilip okutarak) kolaylaştırdık.
Ahmed Hulusi = Biz O'nu, O'nunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir topluluğu da O'nunla uyarasın diye, senin anlatımınla kolaylaştırdık.
Ahmet Tekin = Biz Kur’ân’ı, sadece Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, azaptan korunanları, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minleri, müttakileri müjdeleyesin, şiddetle karşı çıkan bir topluluğa da sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatarak uyarasın diye, senin dilinle indirip, okutarak kolaylaştırdık.
Ahmet Varol = Onunla (Kur'an'la) takva sahiplerini müjdeleyesin ve direnen bir kavmi uyarasın diye onu senin dilinle kolaylaştırdık.
Ali Bulaç = Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp korkutman için.
Ali Fikri Yavuz = İşte biz, Kur’an’ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah’dan korkup sakınanları müjdeliyesin, inad edenleri de onunla korkutasın.
Ali Ünal = Kur’ân’ı senin dilinle indirip anlaşılmasını kolaylaştırıyoruz ki, kalberi Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan, O’na isyandan ve böylece O’nun azabından kaçınanları onunla müjdeleyesin ve yine onunla inat ve düşmanlıkta direten bir topluluğu ise uyarasın.
Bayraktar Bayraklı = Biz Kur'ân'ı, sadece Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye, senin dilinle kolaylaştırdık.
Bekir Sadak = Biz Kuran'i Allah'a karsi gelmekten sakinanlari mujdelemen ve inatci milleti uyarman icin senin dilinde indirerek kolaylastirdik.
Celal Yıldırım = Biz bu Kur'ân'ı Allah'tan korkup fenalıklardan sakınanları müjdelemen ve inâdçı bir topluluğu onunla uyarman için senin dilinle kolaylaştırdık.
Cemal Külünkoğlu = (Ey Muhammed!) Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınanları Kur'an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilinle (indirip) kolaylaştırdık.
Diyanet İşleri (eski) = Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Biz Kur'an'ı, sadece, onunla Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle (indirilip okutarak) kolaylaştırdık.
Edip Yüksel = Bunu senin dilinle kolaylaştırdık; onunla erdemlileri müjdeleyesin ve inatçı toplumu uyarasın diye.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sırf o Kur'anı senin lisanınla şunun için müyesser kıldık ki onunla müttekîleri müjdeliyesin ınad edenleri de inzar edesin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz, o Kur'an'ı sadece onunla takva sahiplerini müjdelemen ve inat edenleri de korkutman için senin dilinle kolaylaştırdık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Ey Muhammed!) Biz Kur'ân'ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.
Gültekin Onan = Biz bunu (Kuran'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp korkutman için.
Harun Yıldırım = Biz Kur'an'ı, sadece, onunla Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle kolaylaştırdık.
Hasan Basri Çantay = İşte biz onu (Kur'ânı) ancak onunla takva saahiblerini müjdeleyesin, (baatılda) mücâdele ve inâd edenleri korkutasın diye senin dilinle (indirerek) kolaylaşdırdık.
Hayrat Neşriyat = (Habîbim, yâ Muhammed!) İşte onu (o Kur’ân’ı) ancak, onunla takvâ sâhiblerini müjdeleyesin ve inâd eden bir kavmi korkutasın diye senin lisânınla (Arabca olarak indirerek) kolaylaştırdık.
İbni Kesir = İşte Biz; bunu muttakilere müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi uyarasın diye senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.
Kadri Çelik = Biz takva sahiplerine müjde vermen ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarıp korkutman için onu (Kur'an'ı) senin diline kolaylaştırdık.
Muhammed Esed = işte yalnızca bu amaçla, bu (ilahi mesajı, ey Peygamber,) senin dilinde kolaylaştırdık ki Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseleri onunla müjdeleyip, (boş bir) inatla direnip duranları onunla uyarasın;
Mustafa İslamoğlu = İşte sadece bu yüzden Biz onu senin (konuştuğun) dil aracılığıyla kolaylaştırdık ki, sorumluluk bilinci taşıyan kimseleri onunla müjdeleyip sorumsuzca savrulanları da uyarasın diye.
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte onu, (Kur'an'ı) senin lisanın ile kolayca kıldık ki, onunla muttakîleri müjdeleyesin ve inat eden bir kavmi de korkutasın.
Ömer Öngüt = Resulüm! Biz Kur'an'ı senin dilinle indirerek kolaylaştırdık ki, onunla takvâ sahiplerini müjdeleyesin ve onunla inatçı bir kavmi uyarasın.
Şaban Piriş = Muttakileri müjdelemen ve inatçı bir kavmi uyarman için, bu Kur’an’ı senin dilin ile kolaylaştırdık.
Sadık Türkmen = Onu (kur’an’ı) senin lisanınla indirerek kolaylaştırdık, sakınanları onunla müjdelemen ve inatçı bir kavmi uyarman için...
Seyyid Kutub = Ey Muhammed, kötülükten sakınanları müjdeleyesin ve inatçılar güruhunu uyarasın diye biz bu Kur'an'ı ana dilinde indirerek onu kolay anlamanı sağladık.
Suat Yıldırım = Bizim, Kur’ân’ı senin dilinle indirip kolaylaştırmamızın başlıca sebebi, senin müttakileri müjdelemen ve inatçı kimseleri de onunla uyarmandır.
Süleyman Ateş = Biz o(Kur'â)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın.
Tefhim-ul Kuran = Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp korkutman için.
Ümit Şimşek = Biz bu Kur'ân'ı senin dilinle indirdik ve kolaylaştırdık-tâ ki takvâ sahiplerini onunla müjdeleyesin, inatçı bir topluluğu da onunla sakındırasın.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, sakınanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın.
İskender Ali Mihr = Böylece Biz, O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i) senin lisanınla kolaylaştırdık. O’nunla, takva sahiplerini müjdelemen ve inatçı kavmi uyarman için.
İlyas Yorulmaz = Allah dan sakınanları müjdelemen, inkarda direnen bir topluluğu da uyarman için, Kur’an’ı senin dilinde kolaylaştırdık.
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا
Meryem / 98 -
Ve kem ehleknâ kablehum min karnin, hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikzâ(rikzen).
Diyanet İşleri = Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlardan önce nice ümmetleri helâk ettik. Onlardan bir kişiyi bile duyuyor musun, yahut bir tânesinin olsun, sesini işitiyor musun?
Abdullah Parlıyan = Onlardan önce nice toplumları helak ettik, şimdi bunlardan hiçbirini görüyor, yahut derinden bir iniltileri olsun işitiyor musun?
Adem Uğur = Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?
Ahmed Hulusi = Onlardan önce de nice nesilleri helâk ettik. . . Onlardan herhangi birini hissediyor yahut onların fısıltılarını işitiyor musun?
Ahmet Tekin = Biz, peygamberleri yalanlamaları sebebiyle onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Bunları da helâk etmeye gücümüz ye-ter. Sen, onların herhangi birinden, bir varlık emaresi hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?
Ahmet Varol = Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan birini hissediyor veya bir fısıltılarını duyuyor musun?
Ali Bulaç = Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
Ali Fikri Yavuz = Hem onlardan (ey Rasûlüm, senin kavminden) önce nice asırlar halkını helâk ettik. Hiç onlardan birini hissedip görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?
Ali Ünal = Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi o nesillerden varlığını hissettiğin veya sesini duyduğun tek bir kişi olsun var mıdır?
Bayraktar Bayraklı = Çünkü onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Şimdi sen, onlardan herhangi birinden bir varlık işareti hissedebiliyor veya onlara ait cılız bir ses işitebiliyor musun?[313]
Bekir Sadak = Onlardan once nice nesilleri yok ettik, simdi onlardan hicbirini duyuyor veya bir ses isitiyor musun?*
Celal Yıldırım = Ve onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Onlardan birini olsun hissediyor musun veya onların bir fısıltısını duyuyor musun ?
Cemal Külünkoğlu = Biz bu inatçılardan önce nice kuşakları yok ettik. Şimdi onların hiçbirini ortalıkta görüyor ya da onlardan gelen en küçük bir ses duyuyor musun?
Diyanet İşleri (eski) = Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun?
Diyanet Vakfi = Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?
Edip Yüksel = Onlardan önce nice toplumları yok ettik: hiçbirini algılıyor musun, ya da fısıltılarını işitiyor musun?
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem onlardan evvel nice karn helâk ettik, hiç onlardan birini hissediyor musun, yâhud gizli bir seslerini işitiyor musun?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir de onlardan önce nice kuşakları helak ettik. Hiç onlardan birini hissediyor musun veya onların gizli bir seslerini işitiyor musun?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hem onlardan önce nice nesilleri helak ettik. (Şimdi) onlardan hiçbirini görüyor musun, yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?
Gültekin Onan = Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
Harun Yıldırım = Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?
Hasan Basri Çantay = Biz onlardan evvel nice asırlar (halkını) helak etdik. (Şimdi) bunlardan hiç birini hissediyor (görüyor), yahud gizli bir sesini bile işidiyor musun?
Hayrat Neşriyat = (Biz) onlardan önce de nice nesilleri helâk ettik. Şimdi kendilerinden hiçbir kimseyi hissediyor veya onların hafif bir sesini (olsun) işitiyor musun?
İbni Kesir = Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Şimdi onlardan hiç bir varlık emaresi hissediyor veya bir ses işitiyor musun?
Kadri Çelik = Biz, onlardan önce nice kuşakları yıkıma uğrattık; (şimdi) onlardan hiç birini hissediyor veya onlara ait en küçük bir ses işitiyor musun?
Muhammed Esed = çünkü, onlardan önce gelip geçen nice kuşakları yok ettik; (şimdi) onlardan herhangi birinin varlığını hissediyor ya da, alçak sesle de olsa hiç onlardan söz edildiğini duyuyor musun?
Mustafa İslamoğlu = Zira Biz onlardan önce nice uygarlıkları helak etmişizdir: sen onlardan herhangi birinin varlığını hissediyor, ya da onların ardından bir tek çıtırtı olsun duyabiliyor musun?
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlardan evvel nice kavimleri helâk ettik. Hiç onlardan bir şahsı görüyor musun? Veya onlar için bir gizli ses işitiyor musun?
Ömer Öngüt = Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan hiçbirini hissediyor veya bir ses işitiyor musun?
Şaban Piriş = Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Hiç onlardan bir varlık emaresi hissediyor veya bir fısıltı işitiyor musun?
Sadık Türkmen = Onlardan önce nice kuşakları helâk ettik, onlardan hiçbirini hissedip görüyor musun? Veya onlara ait bir fısıltı işitiyor musun?
Seyyid Kutub = Biz bu inatçılardan önce nice kuşakları yokettik. Şimdi onların hiçbirini ortalıkta görüyor musun, yada onlardan kaynaklanan en zayıf bir ses kulağına geliyor mu?
Suat Yıldırım = Hem Biz onlardan önce nice nesiller imha ettik! Onlardan hissedip gördüğün yahut sesini işittiğin bir tek kişi bile var mıdır?
Süleyman Ateş = Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor musun, yahut onların gizli bir sesini işitiyor musun?
Tefhim-ul Kuran = Biz, onlardan önce nice insan kuşaklarını yıkıma uğrattık; (şimdiyse) onlardan hiç birini hissediyor ya da onların fısıltılarını duyuyor musun?
Ümit Şimşek = Onlardan önce de Biz nice nesiller helâk ettik. Şimdi onlardan, gördüğün, yahut fısıltısını işittiğin birileri var mı?
Yaşar Nuri Öztürk = Biz onlardan önce de nice kuşaklar helâk ettik. Onlardan herhangi birini hissediyor musun, yahut onların bir iniltisini duyuyor musun?
İskender Ali Mihr = Ve onlardan önce nice nesiller helâk ettik. Onlardan birini görüyor musun? Veya onların ufacık bir sesini duyuyor musun?
İlyas Yorulmaz = Onlardan önce nice toplulukları yok ettik. Şimdi onlardan birisini hissedebiliyor musun veya onlardan fısıltı da olsa bir ses işitebiliyor musun?
19-MERYEM:
1-15- Sûrenin
bir ismidir Bunlardan neyin kast edildiğini Allah bilir. Bununla beraber,
bunun anlamı hakkında, sağlamlığı iddia edilemeyen değişik birtakım rivayetler
de vardır. İbnü Mürdeveyh'in tahricine göre Ümmühani, Hz. Peygamber'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: (Allah'a hitaben) "kâfî, hâdî'sin yâ Âlim-i
Sâdık!"
Hz. Ali'nin
de "Ey kâf hâ yâ ayn Sâd, beni bağışla" diye dua ettiği rivayet edilmiştir
ki, buna göre bu, Allah'ın bir ismidir. İbnü Abbas'tan da her harfin, kebir,
kerim gibi Allah'ın isimlerinden birini gösteren bir işaret olduğuna dair
bir kaç mânâ rivayet edilmiştir. Kısaca dil bakımından sözlük anlamı itibariyle
bir anlam çıkarmak mümkün değildir. Fakat akıl yoluyla bu konuda sayısız ihtimaller
düşünülebilir. Mesela bunlardan başka kâf, Zekeriya'ya; ha, hanımına; ya,
Yahya'ya; ayın İsa'ya; sad Mustafa'ya remz (bir işaret) olarak sûrenin içeriğinin
bir özeti olma ihtimali bulunduğu gibi; kâf, kelimelere; hâ lâhût'a; yâ, yakîne;
ayın ilme; sâd sıdka bir işaret olmak üzere, bir önceki sûrenin sonunun bir
kısa özeti olmak gibi ihtimaller de vardır. Ve dolayısıyla sayısız ihtimal
yönleri içinde müteşabihtir. Faydası ise kendi kendine bırakılacak olan aklın,
ihtimaller içinde nasıl çırpındığını göstererek yüce gayeleri idrak etmekte
acizlik ve şaşkınlığının derecesini göstermektir ki, buna ibtila-i râsihin
(ilimde derinleşenlerin imtihanı) denir.
Meâl-i Şerifi
16-33-16-
(Ey Muhammed!) Kur'ân'daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat). Hani
o, ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17- Sonra
ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz (Cebrail)i
gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.
18- Meryem:
"Ben senden Rahmân (olan Allah) a sığınırım. Eğer Allah'dan korkuyorsan (dokunma
bana)" dedi.
19- Melek:
"Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim"
dedi.
20- Meryem:
"Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmamıştır. Ben iffetsiz
de değilim" dedi.
21- Melek:
"Bu, dediğin gibidir. Ancak Rabbin buyurdu ki: Bu (babasız çocuk vermek),
bana pek kolaydır. Hem biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet
kılacağız. Hem, bu önceden (ezelde) kararlaştırılmış bir iştir." dedi.
22- Nihayet
(Allah'ın emri gerçekleşti) Meryem İsa'ya gebe kaldı ve o haliyle uzak bir
yere çekildi.
23- Sonra
doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı. "Keşke bundan
önce ölseydim de unutulup gitseydim" dedi.
24- Melek,
Meryem'e, aşağı tarafından şöyle seslendi. "Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında
bir ırmak akıttı."
25- "Hurma
dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş taze hurmalar dökülsün."
26- "Ye, iç,
gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ben Rahmân (olan Allah)a
bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım"
de.
27- Sonra
Meryem onu (İsa'yı) yüklenerek kavmine getirdi. Onlar (hayretler içinde şöyle)
dediler: "Ey Meryem! doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın."
28- "Ey Harun'un
kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın
değildi."
29- Bunun
üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?"
dediler.
30- (Allah'ın
bir mucizesi olarak İsa şöyle) dedi: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana
kitab verdi ve beni bir peygamber yaptı."
31- "Beni,
nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı
ve zekat vermemi emretti."
32- "Beni
anneme hürmetkar kıldı. Beni zorba ve isyankar yapmadı."
33- "Doğduğum
gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam ve emniyet benim üzerimedir."
Meâl-i Şerifi
34- İşte hakkında
(yahudilerle hıristiyanların) ihtilaf edip durdukları Meryemoğlu İsa'ya dair
Allah'ın sözü budur.
35- Çocuk
edinmek asla Allah'ın şanına yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin
olmasını dilerse, ona sadece "ol" der, o da oluverir.
36- "Şüphesiz
benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'tır. O halde ona ibadet edin, işte
dosdoğru yol budur."
37- Ne var
ki, fırkalar (yahudi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler.
O büyük (dehşetli) günü görecek kâfirlerin vay haline!
38- Bize gelecekleri
gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir
sapıklık içindedirler.
39- (Ey Muhammed!)
İnsanların pişmanlık duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları
uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
40- Şüphesiz
biz bütün yeryüzüne ve üzerindekilere varis olacağız. Ve onlar da mutlaka
bize döndürüleceklerdir.
34-40- İşte
budur, ta beşikten tekrar dirilmesine kadar öyle doğan ve o sözleri söyleyen
bir kuldur. Hakk (olan Allah)ın bildirdiğine göre Meryem'in oğlu İsa ki hakkında
tartışıp duruyorlar. Görülüyor ki sûrenin başından beri ve buradan da sonuna
kadar âyetler, hep elif fâsılasıyla biterken, sûrenin bu bölümünde yalnız
yedi âyet "Nûn ve Mim" fâsılasıyla işlenmiş bir çerçeve içine alınmıştır.
Bu da gösterir ki bu âyetler, bu sûrenin asıl maksadını anlatan karar mahiyetindeki
âyetlerdir ki, başta Allah'a çocuk isnadını "Allah'ın çocuk edinmesi hiçbir
zaman olur şey değildir. O'nu tenzih ederiz." âyetiyle reddedip Allah'ı tenzih
etmekte ve İsa'nın dilinden de "Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.
O'na kulluk ediniz. İşte bu doğru bir yoldur." demek suretiyle tevhide davet
etmektedir. Bu âyet, ta yukarıdaki "Ben Allah'ın kuluyum." (19/30) cümlesine
atfedilmiştir. Dolayısıyla "Allah, benim Rabbimdir, dedi" demek olup İsa'nın
konuşmasının bir devamıdır (Âl-i İmran Sûresi'nde geçen benzeri âyetin tefsirine
de bkz: 3/51). Eldeki İncillerde de kendisine yer verilen bu söz, onun peygamberliğinde,
davetinin özünü teşkil ettiği ve tevhid inancını net bir şekilde ifade ettiği
için, burada tekrar sözkonusu yapılmıştır. Sonra fırkalar kendi aralarında
ihtilafa düştüler. Yahudiler bir türlü söyledi. Hıristiyanların kendi fırkaları
da değişik tartışmaların içine girdiler; bir kısmı Allah'ın oğlu dediler,
bir kısmı da Allah'ın kendisidir, yere indi sonra göğe çıktı dediler; diğer
bir kısmı ise üçün biri dediler. Sağlam bir grup da Allah'ın kulu ve peygamberi
olduğunu tasdik ettiler. "Vay haline o küfreden kimselerin!..."
Meâl-i Şerifi
41-50-41-
Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an. Şüphesiz ki o, sıddık (özü, sözü doğru)
bir peygamberdi.
42- O, bir
zaman babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir
faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
43- "Babacığım!
Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru
bir yola eriştireyim."
44- "Babacığım!
Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahmân (olan Allah)a âsî oldu."
45- "Babacığım!
Doğrusu ben korkarım ki, sana Rahmân'dan bir azab dokunur da şeytana (cehennemde
arkadaş) olursun."
46- Babası
"Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Yemin ederim ki,
eğer (onları kötülemekten) vazgeçmezsen, seni muhakkak taşlarım. (gerçektenveya
söz ile- sana taş atarım). Haydi uzun bir müddet benden uzak ol" dedi.
47- İbrahim
şöyle dedi: "Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim.
Çünkü o, bana çok lütufkârdır."
48- "Ben,
sizden ve Allah'tan başka taptığınız şeylerden çekilip ayrılırım da Rabbime
dua (ibadet) ederim. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."
49- İbrahim,
kavminden ve onların Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden uzaklaşınca,
biz ona İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u ihsan ettik. Ve hepsini de peygamber
yaptık.
50- Biz onlara
rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir
övgü verdik.
Meâl-i Şerifi
51-52-53-
51- Kur'ân'da Musa'yı da an; Şüphesiz ki o, ihlaslı bir kuldu ve gönderilmiş
bir peygamberdi.
52- Biz ona
Tur dağının sağ yanından seslendik ve onu hususi bir konuşmada bulunmak üzere
kendimize yaklaştırdık.
53- Rahmetimizden
de ona, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ihsan eyledik.
Meâl-i Şerifi
54-55- 54-
Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş
bir peygamberdi.
55- Ailesine
ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında
hoşnutluğa ermişti.
Meâl-i Şerifi
56-57-56-
Kitapta İdris'i de an; çünkü o, çok sadık (özü, sözü pek doğru) bir peygamberdi.
57- Biz onu
yüce bir yere yükselttik.
Meâl-i Şerifi
58-58- İşte
bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan
ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in
soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân
(olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Meâl-i Şerifi
59- Sonra
bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine
uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki
"Gayya" vadisini boylayacaklardır.)
60- Fakat
tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete
girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.
61- O cennet,
Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği "Adn" cennetleridir.
Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.
62- Onlar
orada boş bir söz işitmezler. Ancak "Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları
da hazırdır.
63- İşte kullarımızdan
takva sahibi olanlara vereceğimiz cennet budur.
59-63- Azgınlığın
cezası olarak bir kötülüğe çatacaklar. Denilmiş ki, "Gayy" cehennemde öyle
bir vadidir ki, cehennemin diğer bütün vadileri ondan Allah'a sığınırlar.
Gayya kuyusu dilimizde de meşhurdur.
Hatırlatma:
Burada İşbu fâsılasının tekrar edilmesi ta yukarıda Meryem kıssasında geçen
fasılasını hatırlatır. Onun için orada onu, Cibrîl'in konuşmasını bildiren
bir âyet takip ettiği gibi, burda da öyle olacaktır. Orada Meryem'e "Ben ancak
Rabbinin bir elçisiyim." diyen Cebrail, burada Hz. Peygamberin bir sorusuna
cevap olarak şöyle demiştir:
Meâl-i Şerifi
64- "(Cebrail
dedi ki: Ey Muhammed!) "Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki
ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler
hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?"
65- O, göklerin,
yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet
etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?
64-65-*} "Biz
senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz." Buradaki vav, istinafiyedir. Yani
bir soruya cevaptır ki, bu soru âyetin iniş sebebinden anlaşılıyor. Nitekim
İmam Ahmed, Buharî, Tirmizî, Nesaî ve daha bir cemaat rivayet etmişlerdir
ki: "Resulullah (s.a.v): 'Ey Cebrail! Senin bizi (şimdiki mutad) ziyaretinden
daha çok ziyaret etmeye engel nedir?' demişti de âyeti nazil oldu. Demek ki
bu âyet, Cebrail'in o soruya verdiği cevabı anlatmaktadır. Nüzul sebebi ile
âyetin bizzat taşıdığı anlam buna delil olabileceği gibi, sûrenin baş tarafında
(19/17) diye Cibril'in zikri geçmiş olmasından dolayı, biraz önce de hatırlattığımız
gibi fasılasının tekrarıyla nazar-ı dikkatin oraya çekilmesi de buna ince
bir işaret olmuştur.
Meâl-i Şerifi
66-72-66-
Halbuki insan şöyle der: "Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak
(mezardan) çıkarılacak mıyım?"
67- O insan,
daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?
68- Rabbine
andolsun ki biz onları (öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kâfirleri) şeytanları
ile beraber elbette ve elbette mahşerde toplayacağız. Sonra onları muhakkak
cehennemin etrafında dizleri üstü hazır bulunduracağız (ki cennetlikleri görüp
hasret çeksinler.)
69- Sonra
her zümreden Rahmân'a karşı en ziyade isyankâr hangileri ise, muhakkak ayırıp
atacağız.
70- Sonra
o cehenneme atılmaya layık olanların kimler bulunduğunu elbette biz daha iyi
biliriz.
71- İçinizden
hiçbiri istisna edilmemek üzere mutlaka herkes cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin
katında kesinleşmiş bir hükümdür.
72- Sonra
Allah'dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde
bırakacağız.
Meâl-i Şerifi
73-76-73-
Âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman, o inkâr edenler, iman edenlere
dediler ki :"Bu iki zümreden (Mümin ve kâfirlerden) hangisi mevki bakımından
daha iyi, meclis ve topluluk itibariyle daha güzeldir?"
74- Halbuki
biz, kendilerinden evvel, mal ve gösterişce daha güzel nice asırlar halkını
helak etmişizdir.
75- Onlara
de ki: "Kim sapıklık içinde ise, Rahmân ona mal ve evlatça ziyadelik ve azgınlığında
mühlet verir. Nihayet kendilerine vaad edilen azabı, yahut kıyamet günü cehennemi
gördükleri vakit, artık bilecekler kimin mevkii daha fena ve yardımcıları
daha zayıfmış.
76- Allah,
hidayeti kabul edenlere, daha çok hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller,
Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da
daha hayırlıdır.
Meâl-i Şerifi
77- Şimdi
âyetlerimizi inkâr eden ve "Elbette bana mal ve evlat verilecektir." diyen
adamı gördün mü?
78- O (kâfir),
gaybı mı bildi? Yoksa Rahmân (olan Allah) katından bir söz mü aldı?
79- Hayır,
asla öyle değil; biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını çoğalttıkça
çoğaltacağız.
80- O söylediği
(mal ve evlat gibi) şeyleri de hep elinden alacağız ve o, tek başına bize
gelecektir.
81- Onlar,
kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.
82- Hayır,
(zannettikleri gibi değil) tapındıkları ilâhlar onların ibadetlerini inkâr
edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman olacaklardır.
83- Görmedin
mi? Biz şeytanları o kâfirler üzerine musallat ettik. Onları (günaha) kışkırtıp
duruyorlar.
84- Öyleyse
onların hemen azaba uğratılmalarını isteme. Biz onların (ecel) günlerini sayıyoruz.
85- O gün,
takva sahiplerini, heyet olarak Rahmân'ın huzuruna toplayacağız.
86- Suçluları
da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
87- (O gün)
Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat
etme hakkına sahip olamayacaklardır.
88- (Yahudilerle
hıristiyanlar) "Rahmân, çocuk edindi" dediler.
89- Yemin
olsun ki, siz çok çirkin bir şey söylediniz.
90- Az kalsın,
söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp
dağılacaktı,
91- O Rahmân'a
çocuk isnad ettiler diye...
92- Halbuki
Rahmân'a çocuk edinmek yaraşmaz.
93- Göklerde
ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân'ın huzuruna
kul olarak çıkmasın.
94- And olsun
ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır.
95- Kıyamet
günü onların herbiri Allah'ın huzuruna tek başına çıkacaktır.
96- İman edip,
salih amel işleyenler var ya, Rahmân (olan Allah) onları (gönüllere) sevdirecektir.
97- (Ey Muhammed!)
Biz Kur'ân'ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah'tan korkup
sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.
98- Hem onlardan
önce nice nesilleri helak ettik. (Şimdi) onlardan hiçbirini görüyor musun,
yahud onların hafif bir sesini işitiyor musun?
77-98- "Şimdi
âyetlerimizi inkâr eden ve elbette bana mal ve evlat verilecektir, diyen adamı
gördün mü?" âyeti Âs b. Vail sebebiyle nazil olmuştu. Şöyle ki: (Sahabelerden)
Hubab (r.a) adlı bir kimsenin onda bir alacağı vardı, onu istedi. Buna karşı
Âs: "Hayır, dedi, Muhammed'e küfretmeden alacağını vermem" dedi Bunun üzerine
Hubab: "Vallahi, dedi, ben, Muhammed'e asla küfretmem, ne hayatımda, ne ölümümde
ve ne de tekrar dirildiğim zaman." Buna karşı Âs: "Öyle ise bekle öldükten
sonra tekrar dirildiğinde bana gelirsin. O vakit benim malım ve evladım olacak,
alacağını sana veririm" dedi. Yani öbürlerini andıktan sonra işte bu gördüğün
kâfirin hikayesini de anlat.