وَالصَّافَّاتِ صَفًّا
Sâffât / 1 -
Ves sâffati saffâ(saffen).
Diyanet İşleri = (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Andolsun saf saf dizilenlere.
Abdullah Parlıyan = Andolsun sıra sıra dizilmiş meleklere veya Kur'ân ayetlerine.
Adem Uğur = Saf saf dizilenlere,
Ahmed Hulusi = Andolsun o saflar olarak dizilenlere (boyutları oluşturan kuvvelere).
Ahmet Tekin = Sâf sâf dizilip emir bekleyenlere, sâf sâf dizip emir bekletenlere andolsun.
Ahmet Varol = Andolsun saflar halinde dizilenlere,
Ali Bulaç = Saflar halinde dizilenlere andolsun,
Ali Fikri Yavuz = And olsun, o saf bağlayıp duranlara (meleklere),
Ali Ünal = Andolsun saf saf dizilen (melek)lere;
Bayraktar Bayraklı = (1-4) Sıra sıra dizilenlere, toplayıp sürenlere, Kur'ân okuyanlara andolsun ki sizin tanrınız tektir.[467]
Bekir Sadak = (1-5) Sira sira duran ve onlerindekini surdukce suren ve Allah'i andikca anan meleklere and olsun ki, sizin Tanriniz birdir; goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir.
Celal Yıldırım = And olsun saf saf dizilenlere.
Cemal Külünkoğlu = (1-4) Andolsun, (ibadet için) saf bağlayıp duranlara (meleklere, mü'minlere), sürüp sevk edenlere/alıkoyanlara, zikri (Allah'ın kitabını) okuyanlara ki tartışmasız sizin ilahınız gerçekten birdir.
Diyanet İşleri (eski) = (1-5) Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
Edip Yüksel = And olsun sıralar halinde dizenlere,
Elmalılı Hamdi Yazır = Kasem olsun ol kuvvetlere, o saf dizip de duranlara
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun o kuvvetlere, o saf bağlayıp duranlara.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
Gültekin Onan = Saflar halinde dizilenlere andolsun,
Harun Yıldırım = Saf saf dizilenlere,
Hasan Basri Çantay = (1-2-3) Saflar bağlayıb duranlara, sevk (-u idare) ve (men'-u) zecredenlere, zikir okuyanlara yemîn ederim ki,
Hayrat Neşriyat = And olsun (ibâdet için) sâffât olan (saf saf dizilen meleklere, mü’minlere, âlimlere, mücâhid)lere!
İbni Kesir = Andolsun; saf bağlayıp duranlara.
Kadri Çelik = Saflar halinde dizilenlere andolsun.
Muhammed Esed = Düşün sıra sıra dizilmiş bu (mesajlar)ı,
Mustafa İslamoğlu = Şahit olsun sıra sıra dizenler ve dizilenler,
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) (İbadet için) Saflar bağlayanlar hakkı için. (Fenalıklardan) Nehy ve men edenler hakkı için.
Ömer Öngüt = Andolsun saf saf dizilenlere!
Şaban Piriş = Andolsun sıra sıra dizilenlere.
Sadık Türkmen = Ant olsun sıra sıra dizilenlere,
Seyyid Kutub = Andolsun sıra sıra duranlara
Suat Yıldırım = Yemin ederim o saf saf dizilenlere,
Süleyman Ateş = Andolsun o sıra sıra dizilenlere,
Tefhim-ul Kuran = Saflar halinde dizilenlere andolsun,
Ümit Şimşek = And olsun saf saf dizilenlere.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun o saf bağlayıp dizilenlere/o saflar tutturup sıraya dizilenlere/o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara,
İskender Ali Mihr = Ve saf bağlayarak (huşû ile Allah’ın huzurunda) saf halinde bulunanlara andolsun.
İlyas Yorulmaz = Bir araya gelip saflar oluşturanlara,
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا
Sâffât / 2 -
Fez zâcirâti zecrâ(zecran).
Diyanet İşleri = (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Halkı kötülükten menedenlere.
Abdullah Parlıyan = Günahlardan vazgeçip sakınanlara veya bulutları sürükleyip götüren meleklere.
Adem Uğur = O haykırıp sürenlere,
Ahmed Hulusi = O (Allâh'tan engelleyici - perdeleyici faktörleri) şiddetle defedenlere.
Ahmet Tekin = Emirler yağdırarak sevk ve idare edenlere, iyiliği emredip, kötülüğü yasaklayanlara andolsun.
Ahmet Varol = Haykırarak sürükleyenlere,
Ali Bulaç = Haykırıp sürükleyenlere,
Ali Fikri Yavuz = O (bulutları) sevk ve idare edenlere,
Ali Ünal = (Bir kısmı) ters yüz edip geri çevirmekte,
Bayraktar Bayraklı = (1-4) Sıra sıra dizilenlere, toplayıp sürenlere, Kur'ân okuyanlara andolsun ki sizin tanrınız tektir.[467]
Bekir Sadak = (1-5) Sira sira duran ve onlerindekini surdukce suren ve Allah'i andikca anan meleklere and olsun ki, sizin Tanriniz birdir; goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir.
Celal Yıldırım = Sürükleyip götürenlere, vazgeçirip alıkoyanlara.
Cemal Külünkoğlu = (1-4) Andolsun, (ibadet için) saf bağlayıp duranlara (meleklere, mü'minlere), sürüp sevk edenlere/alıkoyanlara, zikri (Allah'ın kitabını) okuyanlara ki tartışmasız sizin ilahınız gerçekten birdir.
Diyanet İşleri (eski) = (1-5) Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
Edip Yüksel = İtekleyip sürenlere,
Elmalılı Hamdi Yazır = O haykırıp da sürenlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = o haykırıp da sürenlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O haykırıp da sürenlere.
Gültekin Onan = Haykırıp sürükleyenlere,
Harun Yıldırım = O haykırıp sürenlere,
Hasan Basri Çantay = (1-2-3) Saflar bağlayıb duranlara, sevk (-u idare) ve (men'-u) zecredenlere, zikir okuyanlara yemîn ederim ki,
Hayrat Neşriyat = Ve (başkalarını da) sevk ederek idâre (ve haykırarak men') edenlere!
İbni Kesir = Haykırarak sürükleyenlere,
Kadri Çelik = O haykırıp da sürenlere.
Muhammed Esed = ve bir vazgeçme çağrısı ile (kötülüklerden) alıkoymasını,
Mustafa İslamoğlu = Vazgeçirip set çekenler,
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) (İbadet için) Saflar bağlayanlar hakkı için. (Fenalıklardan) Nehy ve men edenler hakkı için.
Ömer Öngüt = Önlerindekini sürdükçe sürenlere!
Şaban Piriş = Alıkoyup... Engelleyenlere...
Sadık Türkmen = Haykırarak sevk edenlere,
Seyyid Kutub = Önlerindekini sürdükçe sürenlere
Suat Yıldırım = Sevk-u idare edip menedenlere,
Süleyman Ateş = Bağırıp sürenlere,
Tefhim-ul Kuran = Haykırıp sürükleyenlere,
Ümit Şimşek = Sürüp sevk edenlere.
Yaşar Nuri Öztürk = O haykırarak sevk edenlere/o göğüs gererek durduranlara,
İskender Ali Mihr = Toplayıp sevkedenlere (sağ ve sol kanat velîlerine).
İlyas Yorulmaz = Kötü şeyleri engelleyenlere,
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا
Sâffât / 3 -
Fet tâliyâti zikrâ(zikran).
Diyanet İşleri = (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kur'ân okuyanlara.
Abdullah Parlıyan = Ve Kur'ân'ı okuyup ibret alanlara andolsun ki;
Adem Uğur = Ve o zikir okuyanlara,
Ahmed Hulusi = O zikir (hatırlatıcıyı) okuyanlara.
Ahmet Tekin = Övünç kaynağı Kur’ân’ı okuyanlara, uygulayanlara, zikir meclislerinde bulunanlara öğüt verenlere andolsun.
Ahmet Varol = Zikri okuyanlara,
Ali Bulaç = Zikir okuyanlara,
Ali Fikri Yavuz = O Kur’an okuyanlara...
Ali Ünal = (Ve bir diğer kısmı, Allah’tan) bir mesaj olarak vahyi okumaktadır:
Bayraktar Bayraklı = (1-4) Sıra sıra dizilenlere, toplayıp sürenlere, Kur'ân okuyanlara andolsun ki sizin tanrınız tektir.[467]
Bekir Sadak = (1-5) Sira sira duran ve onlerindekini surdukce suren ve Allah'i andikca anan meleklere and olsun ki, sizin Tanriniz birdir; goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir.
Celal Yıldırım = Kitap okuyanlara.
Cemal Külünkoğlu = (1-4) Andolsun, (ibadet için) saf bağlayıp duranlara (meleklere, mü'minlere), sürüp sevk edenlere/alıkoyanlara, zikri (Allah'ın kitabını) okuyanlara ki tartışmasız sizin ilahınız gerçekten birdir.
Diyanet İşleri (eski) = (1-5) Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
Edip Yüksel = Ve mesajı okuyanlara...
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o yolda zikr okuyanlara
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ve o yolda (Allah'ın) uyarı(sını) okuyanlara ki,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve o yolda zikir okuyanlara.
Gültekin Onan = Zikir okuyanlara,
Harun Yıldırım = Ve o zikir okuyanlara,
Hasan Basri Çantay = (1-2-3) Saflar bağlayıb duranlara, sevk (-u idare) ve (men'-u) zecredenlere, zikir okuyanlara yemîn ederim ki,
Hayrat Neşriyat = Hem zikir (Kur’ân) okuyanlara! (And olsun!)
İbni Kesir = Zikir okumakta olanlara.
Kadri Çelik = Zikir (Kur'an) okumakta olanlara.
Muhammed Esed = ve (bütün dünyaya) bir öğüt ve uyarıda bulunmasını:
Mustafa İslamoğlu = Uyarmak için peşpeşe gelenler...
Ömer Nasuhi Bilmen = (3-4) Kur'an'ı tilâvet edenler hakkı için. Şüphe yok ki, sizin ilahınız birdir.
Ömer Öngüt = Zikir okuyanlara!
Şaban Piriş = Ögüt dinleyenlere...
Sadık Türkmen = Zikir (anlayarak Kur'an) okuyanlara!
Seyyid Kutub = Zikir okuyanlara
Suat Yıldırım = Kitap okuyanlara ki
Süleyman Ateş = Zikir okuyanlara,
Tefhim-ul Kuran = Zikir okumakta olanlara,
Ümit Şimşek = Zikri okuyanlara.
Yaşar Nuri Öztürk = O Zikir okuyanlara,
İskender Ali Mihr = Zikrederek (Kur’ân) tilâvet edenlere (okuyanlara) (andolsun).
İlyas Yorulmaz = Zikri (Kur’an’ı) okuyanlara, and olsun ki,
إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ
Sâffât / 4 -
İnne ilâhekum le vâhıdun.
Diyanet İşleri = (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki mâbûdunuz birdir.
Abdullah Parlıyan = Hiç tartışmasız sizin ilahınız, gerçek olup bir ve tektir.
Adem Uğur = Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki sizin tanrınız (olarak düşündüğünüz) Vahid'dir!
Ahmet Tekin = Tanrınız, ilâhınız birdir.
Ahmet Varol = Muhakkak ki sizin ilâhınız birdir.
Ali Bulaç = Tartışmasız, sizin ilahınız gerçekten birdir.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki İlâhınız birdir.
Ali Ünal = Rabbiniz, hiç şüphesiz O Bir Tek (Rab)dir;
Bayraktar Bayraklı = (1-4) Sıra sıra dizilenlere, toplayıp sürenlere, Kur'ân okuyanlara andolsun ki sizin tanrınız tektir.[467]
Bekir Sadak = (1-5) Sira sira duran ve onlerindekini surdukce suren ve Allah'i andikca anan meleklere and olsun ki, sizin Tanriniz birdir; goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir.
Celal Yıldırım = Muhakkak sizin Tanrınız Bir' dir.
Cemal Külünkoğlu = (1-4) Andolsun, (ibadet için) saf bağlayıp duranlara (meleklere, mü'minlere), sürüp sevk edenlere/alıkoyanlara, zikri (Allah'ın kitabını) okuyanlara ki tartışmasız sizin ilahınız gerçekten birdir.
Diyanet İşleri (eski) = (1-5) Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
Edip Yüksel = Ki sizin Tanrınız birdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ki ilâhınız birdir sizin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = ilahınız birdir sizin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ki sizin ilâhınız birdir.
Gültekin Onan = Tartışmasız, sizin tanrınız gerçekten birdir.
Harun Yıldırım = Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
Hasan Basri Çantay = Gerçek, sizin Tanrınız hakîkaten birdir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki sizin İlâhınız, gerçekten tektir.
İbni Kesir = Ki, sizin ilahınız muhakkak ki bir tektir.
Kadri Çelik = Ki hiç tartışmasız sizin ilahınız gerçekten birdir.
Muhammed Esed = Şüphe yok ki sizin İlahınız Tek'tir,
Mustafa İslamoğlu = Elbet, ilahınızın bir tek olduğunda şüphe yoktur;
Ömer Nasuhi Bilmen = (3-4) Kur'an'ı tilâvet edenler hakkı için. Şüphe yok ki, sizin ilahınız birdir.
Ömer Öngüt = Şüphe yok ki sizin ilâhınız bir tektir.
Şaban Piriş = İlahınız, sadece birdir!
Sadık Türkmen = Evet, sizin İlâhınız BİR TEK Allah’tır!
Seyyid Kutub = Ki, ilahınız birdir.
Suat Yıldırım = Sizin ilahınız bir tek İlahtır.
Süleyman Ateş = Ki Tanrınız, birdir.
Tefhim-ul Kuran = Hiç tartışmasız, sizin ilahınız gerçekten birdir.
Ümit Şimşek = Tanrınız tek bir Tanrıdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Ki sizin ilahınız hiç kuşkusuz bir ve tektir.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki sizin İlâhınız, mutlaka Tek’tir.
İlyas Yorulmaz = Sizin ilahınız kesinlikle tek ilahtır.
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
Sâffât / 5 -
Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârık(meşârıkı).
Diyanet İşleri = O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin ve Rabbidir doğuların.
Abdullah Parlıyan = Göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin Rabbi ve bütün gündoğumu noktalarının da Rabbi!
Adem Uğur = O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
Ahmed Hulusi = Semâların, arzın ve ikisi arasında olanların Rabbidir (Esmâ'sıyla açığa çıkaranı) ve doğu(ş)ların (açığa çıkacakların) da Rabbidir!
Ahmet Tekin = O, göklerin, yerin, ikisi arasındaki varlıkların ve imkânların yaratıcısı, düzeninin hâkimi, Rabbidir, güneşin doğduğu (ve battığı) yerlerin Rabbidir.
Ahmet Varol = (O) göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Doğuların Rabbidir.
Ali Bulaç = Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir.
Ali Fikri Yavuz = O, göklerle yerin ve aralarındakilerin Rabbi’dir. Güneşin doğduğu yerlerin de Rabbi’dir.
Ali Ünal = Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin Rabbi ve doğuların da Rabbidir.
Bayraktar Bayraklı = O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuş yerlerinin de Rabbidir.
Bekir Sadak = (1-5) Sira sira duran ve onlerindekini surdukce suren ve Allah'i andikca anan meleklere and olsun ki, sizin Tanriniz birdir; goklerin, yerin ve ikisi arasinda bulunanlarin Rabbidir.
Celal Yıldırım = Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbı'dır; doğuların da Rabbı'dır.
Cemal Külünkoğlu = O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, hem de Güneş'in bütün doğuş yerlerinin de Rabbidir.
Diyanet İşleri (eski) = (1-5) Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
Diyanet Vakfi = O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
Edip Yüksel = Göklerin, yerin ve her ikisinin arasında bulunanların Rabbidir, doğuların Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hep o Göklerin Yerin ve aralarındakilerin rabbı ve bütün meşrıkların rabbı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbi ve bütün doğuların Rabbidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
Gültekin Onan = Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların rabbidir, doğuların da rabbidir.
Harun Yıldırım = O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
Hasan Basri Çantay = (O), göklerin ve yerin ve bunlar arasında ne varsa hepsinin Rabbidir. Doğuların da Rabbidir O.
Hayrat Neşriyat = Göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir; doğuların da Rabbidir.
İbni Kesir = Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbıdır. Ve doğruların da Rabbıdır.
Kadri Çelik = Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Doğuların da Rabbidir.
Muhammed Esed = göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi; bütün gündoğumu noktalarının Rabbi!
Mustafa İslamoğlu = gökleri, yerin ve onların arasındaki her şeylerin Rabbi; ve bütün doğuların Rabbi.
Ömer Nasuhi Bilmen = (O) göklerin ve yerin, bunların arasındakilerin Rabbidir ve maşrıkların Rabbidir.
Ömer Öngüt = Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların da Rabbidir, doğuların da Rabbidir.
Şaban Piriş = O, göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabb’idir. O, doğuların da Rabbidir.
Sadık Türkmen = Göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Hem de doğuların Rabbi'dir.
Seyyid Kutub = Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabb'idir. Doğuların da Rabb'idir.
Suat Yıldırım = O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların, hem de Güneş’in bütün doğuş yerlerinin Rabbidir.
Süleyman Ateş = Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir.
Tefhim-ul Kuran = Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir.
Ümit Şimşek = O göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi ve doğuların Rabbidir.
Yaşar Nuri Öztürk = Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir O; doğuların da Rabbidir O.
İskender Ali Mihr = Göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. Ve doğuların (da) Rabbidir.
İlyas Yorulmaz = O, Göklerin, yerin, ikisinin arasındakilerin ve doğuların da Rabbidir.
إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ
Sâffât / 6 -
İnnâ zeyyennâs semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib(kevâkibi).
Diyanet İşleri = Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz, yakın göğü ziynetlerle bezedik.
Abdullah Parlıyan = Biz yeryüzüne en yakın gökleri, yıldızların güzelliğiyle süsledik.
Adem Uğur = Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki biz, o Dünya semâsını gezegenler ile zinetlendirdik.
Ahmet Tekin = Biz dünya semâsını, zinetlerle, yıldızlarla, gezegenlerle süsledik.
Ahmet Varol = Şüphesiz biz en yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Ali Bulaç = Şüphesiz biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip donattık.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, en aşağıda olan gökyüzünü, yıldızlardan ibaret bir süsle donattık.
Ali Ünal = (Yere) en yakın (görünen) dünya semasını bir süsle –yıldızlarla– süsledik.
Bayraktar Bayraklı = Biz, o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.
Bekir Sadak = suphesiz Biz, yakin gogu bir susle, yildizlarla susledik.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki biz Dünya semâsını (veya en yakın semâyı) yıldızlarla süsledik.
Cemal Külünkoğlu = Muhakkak ki biz, dünya semasını (yeryüzüne en yakın göğü) yıldızlarla süsleyip donattık.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Diyanet Vakfi = Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Edip Yüksel = Biz en aşağıdaki göğü gezegenler ile süsleyip,
Elmalılı Hamdi Yazır = Bakınız biz o Dünya Semayı (o yakın Göğü) bir ziynetle donattık; kevakib.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bakınız Biz o dünya göğünü (yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla donattık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
Gültekin Onan = Şüphesiz biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip donattık.
Harun Yıldırım = Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Hasan Basri Çantay = Hakîkat biz (size) en yakın göğü bir zînetle, yıldızlarla (donatıp) süsledik.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki biz, en yakın göğü (dünya semâsını) bir ziynetle, yıldızlarla süsledik.
İbni Kesir = Doğrusu Biz; dünya göğünü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Kadri Çelik = Hiç şüphesiz biz dünya göğünü çekici yıldızlarla süsleyip donattık.
Muhammed Esed = Biz yeryüzüne en yakın gökleri yıldızların güzelliğiyle süsledik,
Mustafa İslamoğlu = Şüphesiz Biz, yerin en yakın göğünü yıldızların güzelliğiyle süsledik;
Ömer Nasuhi Bilmen = (6-7) Muhakkak ki, Biz yakın olan göğü ziynet ile yıldızlar ile bezedik. Ve hem her isyankar şeytandan muhafaza ettik.
Ömer Öngüt = Biz yakın göğü bir ziynetle, yıldızlarla süsledik.
Şaban Piriş = Biz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.
Sadık Türkmen = Biz yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Seyyid Kutub = Bize en yakın göğü, bir süsle ve yıldızlarla süsledik.
Suat Yıldırım = Biz yere en yakın semayı yıldızlarla süsledik.
Süleyman Ateş = Biz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphesiz, biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip donattık.
Ümit Şimşek = Biz Dünya semâsını yıldızlardan süslerle donattık.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz; dünya semasını, yıldızları ziynet kılarak süsledik.
İlyas Yorulmaz = Biz dünyanın semasını yıldızların ışıklarıyla süsledik.
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ
Sâffât / 7 -
Ve hıfzan min kulli şeytânin mârid(mâridin).
Diyanet İşleri = Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onu, her inatçı ve âsi Şeytandan koruduk.
Abdullah Parlıyan = Ve o gökleri hertürlü inatçı şeytandan yıldızlarla koruduk.
Adem Uğur = Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
Ahmed Hulusi = (Dünya semâsını) kurallara itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
Ahmet Tekin = Semâyı, uzayı, mütemadiyen bozgunculuk ve kötülük yapan her türlü şeytandan, şeytanî güçlerden koruduk.
Ahmet Varol = Her azgın şeytandan koruduk.
Ali Bulaç = Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
Ali Fikri Yavuz = (Hem o göğü), itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
Ali Ünal = Ve her türlü inatçı asi şeytana karşı da koruduk.
Bayraktar Bayraklı = O yakın göğü her türlü inatçı asi şeytandan koruduk.
Bekir Sadak = Onu, inatci her turlu seytandan koruduk.
Celal Yıldırım = Ve orayı itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk.
Cemal Külünkoğlu = (7-9) Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, Mele-i Ala'yı (yüce konseyi/ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. (Dinlemeye kalksalar) her taraftan taşlanarak kovulurlar ve onlar için kesintisiz bir azap vardır.
Diyanet İşleri (eski) = Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
Diyanet Vakfi = Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
Edip Yüksel = Her türlü inatçı şeytana karşı bir koruma yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem mütemerrid ve her şeytandan koruduk
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İtaata yanaşmaz her şeytandan koruduk.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onu her inatçı şeytandan koruduk.
Gültekin Onan = Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
Harun Yıldırım = Ve itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
Hasan Basri Çantay = (Onu itaatden çıkan) her mütemerrid şeytandan koruduk.
Hayrat Neşriyat = Ve (onu) her âsî şeytandan muhâfaza ederek (koruduk).
İbni Kesir = Ve onu inatçı her şeytandan koruduk.
Kadri Çelik = Ve (gökyüzünü) her hayırsız şeytandan koruduk.
Muhammed Esed = ve onları her türlü bozguncu, şeytani güce karşı emin kıldık,
Mustafa İslamoğlu = üstelik (onları) her isyankar Şeytanın tasallutundan koruduk,
Ömer Nasuhi Bilmen = (6-7) Muhakkak ki, Biz yakın olan göğü ziynet ile yıldızlar ile bezedik. Ve hem her isyankar şeytandan muhafaza ettik.
Ömer Öngüt = Ve onu azgın her şeytandan koruduk.
Şaban Piriş = Her inatçı şeytandan koruyarak.
Sadık Türkmen = Onu her inatçı/azgın şeytandan koruduk.
Seyyid Kutub = Ve onu itaat etmeyen her şeytandan koruduk.
Suat Yıldırım = Ve orayı her türlü şeytandan koruduk.
Süleyman Ateş = Ve (onu) itâ'at dışına çıkan her türlü şeytândan koruduk.
Tefhim-ul Kuran = Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
Ümit Şimşek = Ve onu her türlü isyankâr şeytandan koruduk.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve her türlü inatçı, âsi şeytandan koruduk.
İskender Ali Mihr = Ve marid (azgın ve asi) şeytanların hepsinden muhafaza ederek.
İlyas Yorulmaz = Semanın düzenini her türlü bozgunculardan koruyarak (süsledik)
لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
Sâffât / 8 -
Lâ yessemmeûne ilâl meleil a’lâ ve yukzefûne min kulli cânib(cânibin).
Diyanet İşleri = (8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = En yüce melekler topluluğunun sözlerini duyamazlar ve her yandan sürülüp kovulurlar.
Abdullah Parlıyan = Ki o şeytanlar yüce melekler topluluğunda konuşulan şeylere kulak verip dinleyemezler ve herbir taraftan taşlanarak kovulurlar.
Adem Uğur = Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Ahmed Hulusi = (O şeytanlar) Mele-i Âlâ'yı dinleyemezler ve her taraftan şiddetle defedilirler!
Ahmet Tekin = Onlar yüce melekler meclisini dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
Ahmet Varol = Onlar yüce topluluğu (mele-i a'layı) dinleyemezler ve her yandan atılırlar.
Ali Bulaç = Ki onlar, Mele-i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
Ali Fikri Yavuz = O şeytanlar, melekler topluluğunun kelâmını dinleyemezler, her taraftan koğulup atılırlar.
Ali Ünal = (O şeytanlar, göklerin) yüce (melekler) meclisini dinleyemezler; (ne zaman dinlemeye teşebbüs etseler,) her taraftan bombardımana tutulur,
Bayraktar Bayraklı = Onlar ne kadar çırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler ve her taraftan atışa tutulurlar.
Bekir Sadak = (8-9) Onlar yuce alemi asla dinleyemezler. Her yonden kovularak atilirlar. Onlara surekli bir azap vardir.
Celal Yıldırım = Mele-i A'lâ'ya kulak verip dinleyemezler ve her yandan atılıp itilip kovulurlar.
Cemal Külünkoğlu = (7-9) Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, Mele-i Ala'yı (yüce konseyi/ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. (Dinlemeye kalksalar) her taraftan taşlanarak kovulurlar ve onlar için kesintisiz bir azap vardır.
Diyanet İşleri (eski) = (8-9) Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Diyanet Vakfi = Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Edip Yüksel = Yüce topluluğu dinleyemezler; her yandan atılırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar mele-i a'lâyı dinleyemezler, tard için her taraftan sıkıya tutulurlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (8-9) Onlar yüce meclisi dinleyemezler. Kovulmak için her taraftan sıkıya (ateşe, mermiye) tutulurlar. Onlara ayrılmaz bir azap vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ki o şeytanlar yüce melekler topluluğunda konuşulan şeylere kulak verip dinleyemezler ve herbir taraftan taşlanarak kovulurlar.
Gültekin Onan = Ki onlar, Mele-i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
Harun Yıldırım = Onlar, artık melei a'lâ'ya kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Hasan Basri Çantay = (8-9) Ki onlar «Mele'-i a'lâ» ya kulak verib dinleyemezler, her yandan koğularak atılırlar. Onlar için (âhiretde de) ardı arası kesilmez bir azâb vardır.
Hayrat Neşriyat = (8-9) (O şeytanlar, artık) mele-i a'lâyı (semâdaki melekleri) dinleyemezler ve her taraftan kovularak (alevli yıldızlarla) taşlanırlar ve onlar için devamlı bir azab vardır.
İbni Kesir = Onlar Mele-i Ala'yı dinleyemezler ve her yönden sürülerek atılırlar.
Kadri Çelik = Onlar, artık yüce topluluğa kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Muhammed Esed = (ki) onlar, (o bilinmeyeni bilmek isteyenler,) yüce sakinler topluluğuna kulak veremesinler ve her taraftan kovulup sürülsünler,
Mustafa İslamoğlu = ki yüce katın sakinlerini dinleme (girişiminde) bulunamasınlar ve her yandan yüz geri edilsinler;
Ömer Nasuhi Bilmen = (8-9) Onlar yuce alemi asla dinleyemezler. Her yonden kovularak atilirlar. Onlara surekli bir azap vardir.
Ömer Öngüt = Onlar Mele-i âlâ'ya kulak verip, olup bitenleri aslâ dinleyemezler. (Dinlemeye kalkışsalar) her yönden sürülüp atılırlar.
Şaban Piriş = Onlar, yüce alemi işitemezler, her yandan kovulurlar.
Sadık Türkmen = (ne kadar çabalasalar da) onlar, yüce meclisi dinleyemezler ve her taraftan atışa tutulurlar;
Seyyid Kutub = O şeytanlar, yüce alemi (Mele-i A'la'yı) dinleyemezler; her yandan kendilerine mermi gibi yıldızlar atılır.
Suat Yıldırım = Onlar Mele-i Âla’ya yükselip dinleyemezler ve her taraftan bombardımana tutulurlar.
Süleyman Ateş = O (şeyta)nlar mele-i A'lâyı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır.
Tefhim-ul Kuran = Ki onlar, Mele-i Alâ'ya kulak verip dinleyemezler ve onlar her yandan kovulur atılırlar;
Ümit Şimşek = Onlar yüce âlemleri dinleyemezler; çünkü taşlanırlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar ne kadar çırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa tutulurlar;
İskender Ali Mihr = Melei A’lâ’ya kulak verip dinleyemezler ve her taraftan atılırlar (kovulurlar).
İlyas Yorulmaz = (Allah’a ait) O yüce makamdan hiçbir şey dinleyip haber alamazlar. Her bir yandan engelle karşılaşırlar.
دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
Sâffât / 9 -
Duhûran ve lehum azâbun vâsibun.
Diyanet İşleri = (8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hor hakir bir halde ve onlar içindir ardı arası kesilmeyen azap.
Abdullah Parlıyan = Kovulup atılırlar, onlar için ahirette ardı arkası kesilmeyen bir azap vardır.
Adem Uğur = Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Ahmed Hulusi = Kovularak. . . Onlar için daimî bir azap vardır.
Ahmet Tekin = Her taraftan uzaklaştırılırlar. Onlar ardı arkası kesilmeyen cezaları hak etmişlerdir.
Ahmet Varol = Kovulurlar. Onlar için ayrıca kesintisiz bir azap vardır.
Ali Bulaç = Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır.
Ali Fikri Yavuz = Uzaklaştırılırlar. Onlara (ahirette) devamlı bir azap var.
Ali Ünal = Ve kovulup atılırlar; devamlı bir azap altında tutulur onlar.
Bayraktar Bayraklı = Kovulurlar ve onlar için yakalarını bırakmayan bir azap vardır.
Bekir Sadak = (8-9) Onlar yuce alemi asla dinleyemezler. Her yonden kovularak atilirlar. Onlara surekli bir azap vardir.
Celal Yıldırım = Onlar için devamlı azâb vardır.
Cemal Külünkoğlu = (7-9) Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, Mele-i Ala'yı (yüce konseyi/ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. (Dinlemeye kalksalar) her taraftan taşlanarak kovulurlar ve onlar için kesintisiz bir azap vardır.
Diyanet İşleri (eski) = (8-9) Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
Diyanet Vakfi = Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Edip Yüksel = Kovulurlar; sürekli bir azabı hakketmişlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve onlara ayrılmaz bir azâb vardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (8-9) Onlar yüce meclisi dinleyemezler. Kovulmak için her taraftan sıkıya (ateşe, mermiye) tutulurlar. Onlara ayrılmaz bir azap vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
Gültekin Onan = Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır.
Harun Yıldırım = Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Hasan Basri Çantay = (8-9) Ki onlar «Mele'-i a'lâ» ya kulak verib dinleyemezler, her yandan koğularak atılırlar. Onlar için (âhiretde de) ardı arası kesilmez bir azâb vardır.
Hayrat Neşriyat = (8-9) (O şeytanlar, artık) mele-i a'lâyı (semâdaki melekleri) dinleyemezler ve her taraftan kovularak (alevli yıldızlarla) taşlanırlar ve onlar için devamlı bir azab vardır.
İbni Kesir = Kovularak. Ve onlar için sürekli bir azab vardır.
Kadri Çelik = Bir uzaklaştırılma ile uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Muhammed Esed = (rahmetten) yoksun kalsınlar ve (öteki dünyada) kendilerini bekleyen ebedi azaba duçar olsunlar;
Mustafa İslamoğlu = (dünyada) dışlansınlar ve (ahirette de) sürekli bir azaba mahkum olsunlar;
Ömer Nasuhi Bilmen = Bir uzaklaştırılma ile uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için bir daimi azap da vardır.
Ömer Öngüt = Kovularak onlara sürekli bir azap vardır.
Şaban Piriş = Uzaklaştırılarak... Onlar için devamlı bir ceza vardır.
Sadık Türkmen = Kovulurlar ve onlar için peşlerini bırakmayan bir azap vardır.
Seyyid Kutub = Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli azap vardır.
Suat Yıldırım = Dinlemeye kalksalar kovulup atılırlar. Hem onlar için devamlı bir azap vardır.
Süleyman Ateş = Kovulurlar. Onlar için sürekli bir azâb vardır.
Tefhim-ul Kuran = Uzaklaştırılırlar. Onlar için kesintisiz bir azab vardır.
Ümit Şimşek = Semâdan kovulmuşlardır; onlar için bir de sürekli azap vardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Kovulurlar. Ve onlar için, yakalarını bırakmayan bir azap vardır.
İskender Ali Mihr = Kovulmuş olarak, onlar için kesilmeyen sürekli azap vardır.
İlyas Yorulmaz = Hiçbir şey elde edemeden azapla karşılaşırlar.
إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
Sâffât / 10 -
İllâ men hatıfel hatfete fe etbeahu şihâbun sâkibun.
Diyanet İşleri = Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak hırsızlama bir söz duyan olursa hemen onun ardından da aydınlatıcı ve delip geçen bir ateştir atılır, onu yakar.
Abdullah Parlıyan = Ancak meleklerin konuşmalarından hırsızlama bir söz kapan olursa, hemen onun ardından da delici ve yakıcı bir ateş, ona peşinden yetişir ve onu yakar.
Adem Uğur = Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
Ahmed Hulusi = Ancak bir söz kapan olursa, bu yüzden onu yakıcı bir alev takip eder.
Ahmet Tekin = Ancak bilgi sızdıranlar, uzaya kulak verip bilgi hırsızlığı yapanlar var. Hiç fırsat vermeden, gökten yere doğru delip geçen kor halinde düşen gök cisimleri, alevler, gök mermileri onların peşlerini bırakmaz, işlerini bitirir.
Ahmet Varol = Ancak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak bir ateş izler.
Ali Bulaç = Ancak (sözü hırsızlama) çalıp kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
Ali Fikri Yavuz = Ancak (o şeytanlar içinden, meleklerin sözünü) bir çalıb kapan olur. Onu da yakan parlak bir yıldız tâkib eder.
Ali Ünal = Şu kadar ki, içlerinden biri bir söz kırıntısı hırsızlayacak olsa, onu da derhal yakıcı ve delici bir meteor kovalar (ve yok eder).
Bayraktar Bayraklı = Yüce konseyden/topluluktan bir söz kapan olursa, onu da delice bir alev izler.
Bekir Sadak = Hele bir tek soz kapan olsun; delici bir alev onun pesine dusuverir.
Celal Yıldırım = Ancak bir söz dinleyip kapan olursa, peşine çok parlak bir kıvılcım takılır.
Cemal Külünkoğlu = Eğer (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).
Diyanet İşleri (eski) = Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
Diyanet Vakfi = Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
Edip Yüksel = Bir söz kapan olursa, onu, delici bir ışın izler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ancak bir çalıp çarpan, onun da peşine bir şihabı sâkıb takılır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak bir çalıp çarpan (olursa), onunda peşine delip geçen bir ateş takılır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
Gültekin Onan = Ancak (sözü hırsızlama) çalıp kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
Harun Yıldırım = Ancak bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
Hasan Basri Çantay = Meğer ki (içlerinden) bir çalıb çarpan (ı) olsun. Fakat onu da delib geçen bir alev ta'kıyb etmişdir.
Hayrat Neşriyat = Ancak bir söz kapan olursa, onu da delici, alevli bir yıldız ta'kib eder.
İbni Kesir = Ancak çalıp çırpan olursa; onu da hemen delip geçen yakıcı bir alev takib eder.
Kadri Çelik = Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
Muhammed Esed = ama eğer birisi (bu bilgiden) bir kırıntı koparmayı başarırsa, (bundan dolayı) yakıcı bir alevin pençesine düşsün.
Mustafa İslamoğlu = ancak bir (bilgi) kırıntısı kapanlar olursa, onlar da delik deşik eden bir ateş korunun pençesine düşsünler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ancak bir çalıp çarpan müstesna. Ona da hemen bir parça ateş parçası ulaşıverir.
Ömer Öngüt = Hele bir tek söz kapan olursa delici bir alev onun peşine düşüverir.
Şaban Piriş = Ancak, tek bir söz kapan olursa, hemen onu delip geçen bir alev takip eder.
Sadık Türkmen = Ancak, (bir söz) kapan olursa, derhal peşine delip geçen yakıcı bir alev topu takılır.
Seyyid Kutub = Ancak meleklerin konuşmalarından bir sözü kapan olursa, onu da delen ve yakan alevli yıldızlar takip eder.
Suat Yıldırım = Ne var ki içlerinden birisi bir söz kırıntısı kapmayı başarırsa, derhal yakıcı ve delici bir ışın onu kovalar.
Süleyman Ateş = Yalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihâb (ışın) izler.
Tefhim-ul Kuran = Ancak (sözü hırsızlama) çalıp kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
Ümit Şimşek = Ancak kulak hırsızlığıyla birşey kapan olursa, onu da delip geçen bir alev izler.
Yaşar Nuri Öztürk = Yüce konseyden bir söz çalıp çarpan olabilirse de onun peşine hemen delici, alevli bir yıldız takılır.
İskender Ali Mihr = Ancak kim bir söz kapıp kaçarsa, o taktirde kayıp giden yakıcı bir alev onu takip eder (ona ulaşır, yok eder).
İlyas Yorulmaz = Ancak kim bir bilgi aldığını iddia ederse, parlak bir alev onun peşindedir (cehenneme adaydır).
فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ
Sâffât / 11 -
Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halaknâ, innâ halaknâhum min tînin lâzibin.
Diyanet İşleri = (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şimdi sor bir onlara, yaratılış bakımından onlar mı daha güçlü kuvvetli, yoksa bizim diğer yarattıklarımız mı? Şüphe yok ki biz, onları cıvık bir balçıktan yarattık.
Abdullah Parlıyan = Şimdi onlara bir sor: “Yaratılış bakımından kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim diğer yarattığımız gökler, sistemler ve düzenler mi?” Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Adem Uğur = Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ahmed Hulusi = O hâlde görüşlerini sor onlara (seni inkâr edenlere): Yaratılışları itibarıyla onlar mı daha güçlü yoksa yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları Tıyn-i Lazib'den (yapışkan - kopup ayrılmayan bir balçıktan) yarattık.
Ahmet Tekin = Şimdi inkâr edenlere sorarak cevap iste:'Onları yeniden yaratmak mı, yoksa bizim yaratmaya devam ettiklerimizi yaratmak mı daha güç?' Biz onları cıvık, yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ahmet Varol = Onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha zorludur yoksa bizim (diğer) yarattıklarımız mı? Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ali Bulaç = Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları, cıvık, yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ali Fikri Yavuz = Şimdi sor Mekke halkına: (Öldükten sonra) kendilerini yaratış mı zor; yoksa bizim yarattıklarımız (melekler, gökler, arz ve yıldızlar) mı? Biz kendilerini (Adem’den, Adem’i de) yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ali Ünal = Sor o (müşriklere): “Yaratılışça onlar mı daha güçlü–kuvvetli yoksa yarattığımız (gökler ve oralardaki melekler mi)? O (müşrikleriinsanı) yapışkan bir çamurdan yarattık.”
Bayraktar Bayraklı = Şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından kendileri mi daha zor, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Bekir Sadak = Allah'a es kosanlara sor: Kendilerini yaratmak mi daha zordur, yoksa Bizim yarattigimiz gokleri yaratmak mi? Aslinda Biz kendilerini ozlu ve yapiskan camurdan yaratmisizdir.
Celal Yıldırım = Onlara bir sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur yoksa bizim yarattıklarımız (gökler, sistemler ve düzenler) mi ?.. Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Cemal Külünkoğlu = Şimdi sen onlara sor bakalım: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?” Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Diyanet İşleri (eski) = Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
Diyanet Vakfi = Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Edip Yüksel = Sor onlara, 'Yaratılış bakımından onlar mı daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?' Onları yapışkan bir balçıktan yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şimdi sor onlara yaradılışça kendileri mi daha çetin yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini bir cıvık çamurdan yarattık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şimdi sor onlara: «Yaratılışça kendileri mi daha çetin, yoksa Bizim yarattıklarımız mı?» Biz kendilerini cıvık bir çamurdan yarattık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şimdi onlara sor: «Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?» Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
Gültekin Onan = Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları, cıvık, yapışkan bir çamurdan yarattık.
Harun Yıldırım = Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Hasan Basri Çantay = Şimdi onlardan haber iste: Yaratılışda kendileri mi daha kuvvetli, yoksa bizim yaratdıklarımız mı? Hakıykat biz onları bir cıvık çamurdan yaratdık.
Hayrat Neşriyat = Şimdi sor onlara: 'Yaratılış cihetiyle kendileri mi daha zor, yoksa bizim (semâ ile berâber içinde) yarattıklarımız mı?' Muhakkak ki biz, kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
İbni Kesir = Onlara sor; yaratış bakımından kendileri mi daha zordur, yoksa bizim yaratmış olduklarımız mı? Doğrusu Biz; onları cıvık bir çamurdan yarattık.
Kadri Çelik = Şimdi onlara sor (bakalım): “Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Doğrusu biz onları, cıvık yapışkan bir çamurdan yarattık.
Muhammed Esed = Ve şimdi, o (hakikati inkar ede)nlerden sana cevap vermelerini iste: Onları yaratmak, Bizim yarattığımız bu (sayısız mucizelerden) daha mı zordur? Nitekim Biz onları (basit) bir balçıktan yarattık!
Mustafa İslamoğlu = Onlardan şu sorunun cevabını iste: "Kendileri yaratılışça (takdir ettiğimizden) daha üstün ve güçlü müdürler, yoksa Bizim yarattığımız (ve çok iyi bildiğimiz Şeytansı) birileri midir? Açık gerçek şu ki, onları konsantre bir balçık türünden yaratan Biziz.
Ömer Nasuhi Bilmen = İmdi onlara soruver. Onlar mı yaradılışca daha kuvvetli, yoksa Bizim (sair) yaratmış olduklarımız mı? Şüphe yok ki, Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ömer Öngüt = Şimdi sor onlara! Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim (diğer) yaratmış olduklarımızı yaratmak mı? Biz insanı özlü ve yapışkan bir çamurdan yarattık.
Şaban Piriş = Şimdi onlara sor: -Yaratılışça onlar mı daha güçlü; yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Sadık Türkmen = Ve şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından onlar mı daha zor? Yoksa Bizim diğer yarattıklarımız mi?” Doğrusu Biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık!
Seyyid Kutub = Şimdi sor onlara; «Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa, Bizim yarattıklarımız mı?» Aslında biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yarattık.
Suat Yıldırım = Onlara bir sor bakalım: Kendileri mi yaratılışça daha güçlü kuvvetli, yoksa Bizim diğer yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.
Süleyman Ateş = Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Tefhim-ul Kuran = Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları, cıvık, yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ümit Şimşek = Sor onlara: Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa bütün bu yarattıklarımızı mı? Nihayet Biz onları yapışkan bir çamurdan yaratmışız.
Yaşar Nuri Öztürk = Şimdi sor onlara: Yaratış ve yaratılış bakımından onlar mı daha güçlüdür, yoksa bizim yarattığımız şuurlular mı? Gerçek şu ki, biz onları bir cıvık çamurdan yarattık.
İskender Ali Mihr = Hayır, onlardan fetva iste (sor): "Onlar mı yaratılış bakımından daha kuvvetli, yoksa Bizim (diğer) yarattıklarımız mı?" Muhakkak ki Biz, onları yapışkan nemli topraktan yarattık.
İlyas Yorulmaz = Onlara sor “Onları yaratmak mı zor?” Yoksa yarattığımız diğerleri mi zor? Nitekim onları önemsiz yapışkan çamurdan yarattık.
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Sâffât / 12 -
Bel acibte ve yesharûn(yesharûne).
Diyanet İşleri = Hayır, sen (onların hâline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Belki de şaştın sen ve alay eder onlar da.
Abdullah Parlıyan = Belki de sen, bu muhteşem kudreti inkâr etmelerine şaşıp kaldın. Halbuki onlar seninle ve Kur'ân'la alay ediyorlar.
Adem Uğur = Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
Ahmed Hulusi = Hayır, onların alaylı hâllerine şaşıp kaldın.
Ahmet Tekin = Doğrusu sen, Allah’ın kudretine hayranlıkla; yeniden diriltilmeyi inkârlarına şaşkınlığı bir arada yaşıyorsun, onlar da alay ediyorlar.
Ahmet Varol = Hayır, sen (bu yaratışa) hayret ettin; onlarsa alay ediyorlar.
Ali Bulaç = Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu (Ey Rasûlüm, Allah’ın kudretini ve öldükten sonra dirileceklerini inkâr etmelerine) sen şaştın. Onlar ise, seninle (ve taaccüb edişinle) alay ediyorlar.
Ali Ünal = Sen (Allah’ın her icraatını) harika bulup hayran kalır, (onların inkârına) şaşarsın; onlar ise, (seninle ve Allah’ın âyetleriyle) alay ederler.
Bayraktar Bayraklı = Sen hayran kaldın; onlarsa alay ediyorlar.
Bekir Sadak = Evet; sen onlara sasiyorsun, onlar da seni alaya aliyorlar.
Celal Yıldırım = Ne var ki sen onlara (onların
Cemal Külünkoğlu = (12-13) Hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken onlar (yalnızca) alay ederler. Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almazlar.
Diyanet İşleri (eski) = Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
Diyanet Vakfi = Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
Edip Yüksel = Sen hayranlık duyarken onlar alay ediyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat sen taaccüb ettin onlar eğleniyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat sen hayrettesin, onlar ise alay ediyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
Gültekin Onan = Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Harun Yıldırım = Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
Hasan Basri Çantay = Belki sen (Habîbim) teaccüb etdin. Onlar da (bu teaccübünden dolayı) eğlenirler,
Hayrat Neşriyat = (Ey Habîbim!) Bil'akis (sen, onların bu kadar delillere rağmen inkâr etmelerine)hayret ettin, hâlbuki (onlar senin anlattıklarınla) alay ediyorlar.
İbni Kesir = Hayır, sen; şaşırıp kaldın, onlarsa alay edip duruyorlar.
Kadri Çelik = Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Muhammed Esed = Hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken onlar (yalnızca) alay ederler;
Mustafa İslamoğlu = Ama hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken, onlar işin şakasındalar;
Ömer Nasuhi Bilmen = (12-14) Evet. Sen taaccüp ettin. Onlar ise istihzâda bulunurlar. Ve onlara nasihat verildiği zaman, düşünüp nasihat kabul etmezler. Ve bir mûcize gördükleri vakit de onunla istihzâ eder dururlar.
Ömer Öngüt = Hayır! Sen onlara şaşıyorsun. Onlar ise alay ediyorlar.
Şaban Piriş = Belki sen buna hayret ediyorsun, onlar da alay ediyorlar.
Sadık Türkmen = Hayır sen hayranlıkla bakıyorsun, onlar ise alay ediyorlar!
Seyyid Kutub = Ey Muhammed! Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seninle alay ediyorlar.
Suat Yıldırım = Ne var ki sen onların haşri inkâr etmelerine şaşırıyorsun, onlar ise seninle alay ederler.
Süleyman Ateş = Hayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Ümit Şimşek = Sen hayrete düştün; onlar ise eğleniyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Ama sen şaşırdın, onlarsa alay ediyorlar.
İskender Ali Mihr = Evet, sen hayret ettin ve onlar (ise) alay ediyorlar.
İlyas Yorulmaz = (Soruya verdikleri cevaba) Sen şaşırdın, onlar ise (verdiğin yaratılışla ilgili haberlerle) alay ediyorlar.
وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ
Sâffât / 13 -
Ve izâ zukkirû lâ yezkurûn(yezkurûne).
Diyanet İşleri = Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve öğüt verilince Kur'ân'la öğüt almazlar.
Abdullah Parlıyan = Kendilerine öğüt verildiğinde, düşünüp öğüt almazlar.
Adem Uğur = Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
Ahmed Hulusi = Onlar hatırlatıldıklarında da hatırlayıp düşünmezler!
Ahmet Tekin = Onlara tebliğ edildiği, öğüt verildiği zaman, öğüt de almazlar.
Ahmet Varol = Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.
Ali Bulaç = Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Onlara Kur’an’la öğüd verildiği zaman da, düşünüp nasihat kabul etmiyorlar.
Ali Ünal = Kendilerine (İlâhî gerçekler) hatırlatılıp, (vahiyle) ikaz edildiklerinde ne ikaz dinler, ne ders alırlar.
Bayraktar Bayraklı = Kendilerine öğüt verilse, öğüt almıyorlar.
Bekir Sadak = Onlara ogut verildiginde ogut dinlemezler.
Celal Yıldırım = Kendilerine öğüt verilince öğüt almazlar. ise (seninle) eğleniyorlar. inkâr ve inâdlarına) şaşıyorsun, onlar
Cemal Külünkoğlu = (12-13) Hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken onlar (yalnızca) alay ederler. Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almazlar.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
Diyanet Vakfi = Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
Edip Yüksel = Kendilerine hatırlatıldığında öğüt almıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = İhtar edildiklerinde de düşünmüyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Uyarıldıklarında da düşünmüyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
Gültekin Onan = Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Harun Yıldırım = Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
Hasan Basri Çantay = Kendilerine (Kur'an ile) va'z edilince düşünüb de öğüt kabul etmezler,
Hayrat Neşriyat = Kendilerine nasîhat edildiği zaman da, ibret almıyorlar.
İbni Kesir = Kendilerine öğüt verildiğinde ise öğüt dinlemezler.
Kadri Çelik = Kendilerine hatırlatıldığında, hatırlayıp kendilerine gelmiyorlar.
Muhammed Esed = ve (hakikat) kendilerine hatırlatıldığında onu kavramaya yanaşmazlar;
Mustafa İslamoğlu = hatırlatıldığı zaman da öğüt almazlar;
Ömer Nasuhi Bilmen = (12-14) Evet. Sen taaccüp ettin. Onlar ise istihzâda bulunurlar. Ve onlara nasihat verildiği zaman, düşünüp nasihat kabul etmezler. Ve bir mûcize gördükleri vakit de onunla istihzâ eder dururlar.
Ömer Öngüt = Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almazlar.
Şaban Piriş = Onlara öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
Sadık Türkmen = Kendilerine öğüt verilip hatırlatıldığı zaman, hatırlamak istemiyor/öğüt kabul etmiyorlar.
Seyyid Kutub = Onlara öğüt verildiği vakit düşünüp öğüt almazlar.
Suat Yıldırım = Kendilerine nasihat edildiğinde uyarmaları dikkate almazlar.
Süleyman Ateş = Kendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Ümit Şimşek = Öğüt verildiğinde düşünüp ibret almıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Düşünüp taşınmaya çağrıldıklarında düşünmüyorlar.
İskender Ali Mihr = Ve (onlara) hatırlatılınca (anlatılınca) tezekkür etmezler (dinleyip hükme varamazlar).
İlyas Yorulmaz = Onlara gerçekler hatırlatıldığın da, düşünmüyorlar.
وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ
Sâffât / 14 -
Ve izâ raev âyeten yesteshırûn(yesteshırûne).
Diyanet İşleri = Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bir delil gördüler mi alay etmeye kalkarlar.
Abdullah Parlıyan = Ve bir delil gördüler mi, onunla alay etmeye kalkarlar.
Adem Uğur = Bir mucize görseler alay ederler.
Ahmed Hulusi = Bir işaret gördüklerinde, alaya alırlar.
Ahmet Tekin = Muhammed’in hak peygamber olduğu ile ilgili bir mûcize delili, Kur’ân’ı gördükleri zaman da alaya alırlar.
Ahmet Varol = Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.
Ali Bulaç = Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Bir mucize gördükleri vakit de eğlenceye alıyorlar.
Ali Ünal = Olağanüstü bir delil, bir mucize ile karşılaştıklarında ise, kendileri onunla alay ettikleri gibi, başkalarını da alay etmeye çağırırlar;
Bayraktar Bayraklı = Bir âyet görseler, alay ediyorlar.
Bekir Sadak = Bir mucize gorduklerinde onu eglenceye alirlar.
Celal Yıldırım = Bir acık belge (delil veya mu'cize) görseler, onunla alay ederler.
Cemal Külünkoğlu = (14-15) Bir mucize görseler onunla alay ederler. Ve “Bu apaçık büyüdür” derler.
Diyanet İşleri (eski) = Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
Diyanet Vakfi = Bir mucize görseler alay ederler.
Edip Yüksel = Bir delil gördüklerinde onu alaya alıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir mu'cize gördükleri vakıt da eğlence yerine tutuyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir mucize gördükleri zaman da alaya alıyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
Gültekin Onan = Bir ayet gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
Harun Yıldırım = Bir mucize görseler alay ederler.
Hasan Basri Çantay = Bir mu'cize gördükleri vakit (onu) eğlenceye tutarlar.
Hayrat Neşriyat = Ve bir mu'cize gördükleri zaman, (onunla) alay etmek istiyorlar.
İbni Kesir = Bir ayet gördüklerinde, onu eğlenceye alırlar.
Kadri Çelik = Bir ayet (mucize) gördüklerinde de alay konusu edinip eğleniyorlar.
Muhammed Esed = ve bir (ilahi) mesajla muhatab olduklarında onu küçümserler
Mustafa İslamoğlu = ve bir ayet gördüklerinde küçümsemeye kalkarlar;
Ömer Nasuhi Bilmen = (12-14) Evet. Sen taaccüp ettin. Onlar ise istihzâda bulunurlar. Ve onlara nasihat verildiği zaman, düşünüp nasihat kabul etmezler. Ve bir mûcize gördükleri vakit de onunla istihzâ eder dururlar.
Ömer Öngüt = Bir âyet (mucize) gördüklerinde alaya kalkışırlar.
Şaban Piriş = Bir ayet gördükleri zaman onunla alay ediyorlar.
Sadık Türkmen = Bir mucize/ayet/delil gördükleri zaman, eğleniyor/alaya alıyorlar.
Seyyid Kutub = Bir mucize görseler onunla alay ederler.
Suat Yıldırım = (14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"
Süleyman Ateş = Bir mu'cize görseler, alay ediyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
Ümit Şimşek = Bir âyet gördüklerinde de alaya alıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir ayetle yüzyüze geldiklerinde, dudak büküp eğleniyorlar.
İskender Ali Mihr = Ve bir âyet (mucize) gördükleri zaman alay ederler.
İlyas Yorulmaz = Bir işaret (ayet) görseler, eğlenceye almak istiyorlar.
وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Sâffât / 15 -
Ve kâlû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = (Dediler ki:) “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve derler ki: Bu, ancak apaçık bir büyüden başka bir şey değil.
Abdullah Parlıyan = Ve derler ki: “Bu açık bir sihirden başkası değildir.
Adem Uğur = Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
Ahmed Hulusi = "Bu apaçık bir büyüleyici etkidir" dediler.
Ahmet Tekin = Bir de:'Bunlar, kesinkes aklı etki altına alan apaçık büyüleyici sözler' dediler.
Ahmet Varol = 'Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir' derler.
Ali Bulaç = "Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir" dediler.
Ali Fikri Yavuz = Ve: “-Bu, ancak apaçık bir sihirdir.” dediler.
Ali Ünal = Ve, “Başka değil, bu apaçık bir büyü!” derler.
Bayraktar Bayraklı = Onlar şöyle derler: “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir.”
Bekir Sadak = (15-17) «Bu apacik bir sihirdir; oldugumuz, toprak ve kemik oldugumuz zaman, onceki babalarimiz yahut biz mi dirilecegiz?» derler.
Celal Yıldırım = Ve derler ki, bu açık bir sihirden başkası değildir.
Cemal Külünkoğlu = (14-15) Bir mucize görseler onunla alay ederler. Ve “Bu apaçık büyüdür” derler.
Diyanet İşleri (eski) = (15-17) 'Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?' derler.
Diyanet Vakfi = Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
Edip Yüksel = Derler, 'Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve, bu, diyorlar başka bir şey değil, apaçık bir sihir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve diyorlar ki: «Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve diyorlar ki: «Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir.»
Gültekin Onan = "Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir" dediler.
Harun Yıldırım = Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
Hasan Basri Çantay = (Nitekim) «Bu, dediler, apaçık bir sihirden başkası değildir».
Hayrat Neşriyat = Bir de dediler ki: 'Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.'
İbni Kesir = Ve derler ki: Bu, ancak apaçık bir büyüdür.
Kadri Çelik = “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” diyorlar.
Muhammed Esed = ve "Bu, bir (beşerin) büyülü sözlerinden başka bir şey değildir!" derler,
Mustafa İslamoğlu = ve derler ki: "Açıkca bu, büyü(leyici söz)den başka bir şey değil:
Ömer Nasuhi Bilmen = (15-17) Ve dediler ki: «Bu, bir apaçık büyüden başka bir şey değildir. Ya bizler öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, bizler mi muhakkak yeniden diriltilmiş olacağız? Yoksa bizim evvelki babalarımız da mı (öyle) diriltilecekler?
Ömer Öngüt = Ve derler ki: "Bu apaçık bir büyüdür. "
Şaban Piriş = -Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil! diyorlar.
Sadık Türkmen = Şöyle dediler: “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir.
Seyyid Kutub = «Bu apaçık büyüdür» derler.
Suat Yıldırım = (14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"
Süleyman Ateş = "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." diyorlar.
Tefhim-ul Kuran = «Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir» dediler.
Ümit Şimşek = Diyorlar ki: 'Bu düpedüz büyüdür.
Yaşar Nuri Öztürk = Şöyle dediler: "Bu, apaçık bir büyüden başka şey değildir."
İskender Ali Mihr = Ve: "Bu sadece apaçık bir sihirdir." dediler (derler).
İlyas Yorulmaz = Bu yalnızca açık bir aldatmaca (sihir) diyorlar.
أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Sâffât / 16 -
E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûn(meb’ûsûne).
Diyanet İşleri = “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ölüp toprak ve kemik olduktan sonra mı diriltileceğiz biz.
Abdullah Parlıyan = Biz ölüp toprak ve kemik yığını haline geldiğimiz zaman mı, tekrar diriltilip kabirlerimizden kaldırılacağız?
Adem Uğur = Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?
Ahmed Hulusi = "Öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda, gerçekten biz bâ's olunacak mıyız?"
Ahmet Tekin = 'Öldüğümüz zaman, toprak ve kemik yığını haline geldiğimiz zaman mı, biz mi tekrar diriltilecekmişiz?'
Ahmet Varol = 'Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz?
Ali Bulaç = "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Ali Fikri Yavuz = Öldüğümüz ve bir toprakla çürümüş bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?
Ali Ünal = “Biz ölüp toprak olduktan, bir kemik yığını haline geldikten sonra, yani biz o zaman diriltilip, kabirlerimizden çıkarılacağız ha?!
Bayraktar Bayraklı = “Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı diriltileceğiz?”
Bekir Sadak = (15-17) «Bu apacik bir sihirdir; oldugumuz, toprak ve kemik oldugumuz zaman, onceki babalarimiz yahut biz mi dirilecegiz?» derler.
Celal Yıldırım = Biz öldüğümüz, toprak ve kemik (yığını) haline geldiğimiz zaman mı, biz (tekrar) dirilip kabirlerimizden kaldırılacağız?!
Cemal Külünkoğlu = (16-17) “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz? Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı (diriltilecek)?” derler.
Diyanet İşleri (eski) = (15-17) 'Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?' derler.
Diyanet Vakfi = «Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?»
Edip Yüksel = 'Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi diriltilecekmişiz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt mı? Biz mi ba'solunacakmışız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecek mişiz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?»
Gültekin Onan = "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Harun Yıldırım = "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?"
Hasan Basri Çantay = «Biz olub de bir toprak ve bir yığın kemik olduğumuz vakit mı, saahiden biz mi mutlakaa diriltilmiş olacağız»?.
Hayrat Neşriyat = '(Biz) öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik (yığını) hâline geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz mi yeniden diriltilecek kimseleriz?'
İbni Kesir = Öldüğümüzde, toprak ve kemik olduğumuzda mı, biz mi, diriltileceğiz?
Kadri Çelik = “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda, gerçekten biz diriltilecek miyiz?”
Muhammed Esed = "Ne? Ölüp toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra sahiden yeniden dirilecek miyiz?
Mustafa İslamoğlu = ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
Ömer Nasuhi Bilmen = (15-17) Ve dediler ki: «Bu, bir apaçık büyüden başka bir şey değildir. Ya bizler öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, bizler mi muhakkak yeniden diriltilmiş olacağız? Yoksa bizim evvelki babalarımız da mı (öyle) diriltilecekler?
Ömer Öngüt = "Öldüğümüzde, toprak ve kemik olduğumuz da mı, biz mi diriltileceğiz?"
Şaban Piriş = Ölüp, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz yeniden diriltileceğiz?!
Sadık Türkmen = Biz öldüğümüz, toprak ve kemik yığını olduğumuz zaman mı? Biz mi gerçekten diriltilecek mişiz?
Seyyid Kutub = Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı dirilecekmişiz?
Suat Yıldırım = (14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"
Süleyman Ateş = "Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?"
Tefhim-ul Kuran = «Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?»
Ümit Şimşek = 'Biz ölüp de topraktan ve kemikten ibaret hale geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?
Yaşar Nuri Öztürk = "Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı? Biz gerçekten diriltilecek miyiz?"
İskender Ali Mihr = Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz, mutlaka beas edilenler (diriltilenler) mi olacağız?
İlyas Yorulmaz = Biz öldüğümüz de, toprak ve kemik haline dönüştüğümüzde, muhakkak diriltilecekmişiz!
أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
Sâffât / 17 -
E ve âbâunel evvelûn(evvelûne).
Diyanet İşleri = “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Önceki atalarımız da mı diriltilecekler?
Abdullah Parlıyan = Önceki atalarımızda mı diriltilecekler?”
Adem Uğur = İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?
Ahmed Hulusi = "Evvelki atalarımız da mı?"
Ahmet Tekin = 'Önceki atalarımız da mı tekrar diriltilecekmiş?'
Ahmet Varol = Ve önceki atalarımız da mı?'
Ali Bulaç = "Veya önceki atalarımız da mı?"
Ali Fikri Yavuz = Evvelki atalarımızda mı? (yine dediler).
Ali Ünal = “Ölüpgitmiş babalarımız ve dedelerimiz de öyle mi?!”
Bayraktar Bayraklı = “Önceki atalarımız da mı?”
Bekir Sadak = (15-17) «Bu apacik bir sihirdir; oldugumuz, toprak ve kemik oldugumuz zaman, onceki babalarimiz yahut biz mi dirilecegiz?» derler.
Celal Yıldırım = Ya önceki dede ve babalarımız da mı ?..
Cemal Külünkoğlu = (16-17) “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz? Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı (diriltilecek)?” derler.
Diyanet İşleri (eski) = (15-17) 'Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?' derler.
Diyanet Vakfi = «İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?»
Edip Yüksel = 'Hatta bizden önceki atalarımız da mı?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Evvelki atalarımız da mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Önceki atalarımız da mı?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Önceki atalarımız da mı?»
Gültekin Onan = "Veya önceki atalarımız da mı?"
Harun Yıldırım = "İlk atalarımızda mı?"
Hasan Basri Çantay = «Evvelki atalarımız da mı?»
Hayrat Neşriyat = 'Önceki atalarımız da mı?'
İbni Kesir = Veya önceki babalarımız mı?
Kadri Çelik = “Veya önceki babalarımız da mı?”
Muhammed Esed = Yani eski atalarımız da mı?"
Mustafa İslamoğlu = Yani, önden giden atalarımız da mı?"
Ömer Nasuhi Bilmen = (15-17) Ve dediler ki: «Bu, bir apaçık büyüden başka bir şey değildir. Ya bizler öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, bizler mi muhakkak yeniden diriltilmiş olacağız? Yoksa bizim evvelki babalarımız da mı (öyle) diriltilecekler?
Ömer Öngüt = "Önceki atalarımız da mı?"
Şaban Piriş = Veya önceki atalarımız mı?!
Sadık Türkmen = Önceki atalarımız da mı?”
Seyyid Kutub = Bizden önceki atalarımızda mı dirilecek?
Suat Yıldırım = (14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"
Süleyman Ateş = "Evvelki atalarımız da mı?"
Tefhim-ul Kuran = «Veya önceki atalarımız da mı?»
Ümit Şimşek = 'Üstelik gelip geçmiş atalarımız da, öyle mi?'
Yaşar Nuri Öztürk = "Önceki atalarımız da mı?"
İskender Ali Mihr = Ve evvelki babalarımız (atalarımız) da mı?
İlyas Yorulmaz = Önceki atalarımız da! Öyle mi?
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَاخِرُونَ
Sâffât / 18 -
Kul neam ve entum dâhırûn(dâhırûne).
Diyanet İşleri = De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Abdulbaki Gölpınarlı = De ki: Evet ve siz hor hakir bir halde dirileceksiniz.
Abdullah Parlıyan = De ki: “Evet üstelik boyun bükmüş, aciz ve çaresiz bir vaziyette diriltileceksiniz.
Adem Uğur = De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
Ahmed Hulusi = De ki: "Evet! Siz de boyun bükmüş zavallılar olarak (bâ's olunacaksınız). "
Ahmet Tekin = Onlara: 'Evet, sizler, hem de aşağılanarak, hakaret edilerek diriltileceksiniz.' de.
Ahmet Varol = De ki: 'Evet hem de küçük düşürülmüş olarak.'
Ali Bulaç = De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), de ki: “- Hem hepiniz zelîl ve hakîr olarak (diriltileceksiniz).”
Ali Ünal = “Evet,” de, “hem de hor–hakir bir halde diriltileceksiniz.”
Bayraktar Bayraklı = De ki: “Evet, siz hem de aşağılanarak diriltileceksiniz.”
Bekir Sadak = De ki: «Evet hem de zelil ve hakir olarak.»
Celal Yıldırım = De ki: Evet, hem de aşağılanıp rüsvay olduğunuz halde...
Cemal Külünkoğlu = De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Diyanet İşleri (eski) = De ki: 'Evet hem de zelil ve hakir olarak.'
Diyanet Vakfi = De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
Edip Yüksel = De ki, 'Evet, hem de horlanarak.'
Elmalılı Hamdi Yazır = De ki: evet, hem siz çok hor, hakîr olarak
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Deki: «Evet! Hem de çok aşağılanmış olarak!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = De ki: «Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz).»
Gültekin Onan = De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
Harun Yıldırım = De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak.
Hasan Basri Çantay = Sen de ki: «Evet (diriltileceksiniz). Hem siz (hepiniz) hor ve hakıyr olarak».
Hayrat Neşriyat = (Ey Resûlüm!) De ki: 'Evet! Hem de siz zelîl kimseler olarak (diriltileceksiniz)!'
İbni Kesir = De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak.
Kadri Çelik = De ki: “Evet, hem de siz hor ve hakirler olarak (diriltileceksiniz).”
Muhammed Esed = De ki: "Elbette, hem de en perişan ve zavallı şekilde!"
Mustafa İslamoğlu = "Evet" de, "Hem de rezil rüsva bir halde!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (18-21) De ki: «Evet. Ve sizler zeliller olarak haşrolunacaksınızdır.» Çünkü o bir sayhadan ibarettir, onlar o zaman hemen bakar dururlar. Ve derler ki: «Eyvah bizlere! İşte bu, ceza günü.» İşte bu, sizin o yalan sandığınız ayırmak günüdür.
Ömer Öngüt = De ki: "Evet, hem de hor ve hakir olarak!"
Şaban Piriş = De ki: -Evet, hem de hor ve hakir olarak!
Sadık Türkmen = De ki: “Evet, hem de aşağılanmış, boyun bükmüş kimseler olarak!”
Seyyid Kutub = De ki; «Evet, hem de hor ve hakir olarak dirileceksiniz.»
Suat Yıldırım = De ki: "Evet, diriltilecek, hem de zelil ve perişan bir vaziyette diriltileceksiniz!"
Süleyman Ateş = De ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)!"
Tefhim-ul Kuran = De ki: «Evet, üstelik sizler boyun bükmüş kimseler olarak.»
Ümit Şimşek = De ki: Evet. Hem de horlanmış şekilde diriltileceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk = De ki: "Evet! Ve, siz de! Aşağılanmış, ezilmiş olarak."
İskender Ali Mihr = "Evet ve siz (yeniden yaratıldığınız zaman) hor ve hakir olacaklarsınız." de.
İlyas Yorulmaz = Evet, siz aşağılanmış olarak.
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
Sâffât / 19 -
Fe innemâ hiye zecratun vâhıdetun fe izâ hum yenzurûn(yenzurûne).
Diyanet İşleri = O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de ancak bir tek bağrıştan ibârettir de birdenbire görüverirler ki dirilmişler.
Abdullah Parlıyan = Bir tek haykırış yetecek. Bir de bakmışlar ki, hepsi diriltilmişler.”
Adem Uğur = O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
Ahmed Hulusi = O ancak bir tek çığlık; birden onlar bakınırlar!
Ahmet Tekin = 'Diriltmek için kesinlikle bir tek emir, bir komut yetecek. Derhal onların gözleri açılacak.'
Ahmet Varol = O sadece bir tek çığlıktan ibarettir. Hemen bakıp kalırlar.
Ali Bulaç = İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü o, (Sûr’a ikinci defa) bir üfürüştür ki, derhal kabirlerinden kalkıb başlarına gelecek şeyi gözetlerler.
Ali Ünal = Her şey, sadece tek bir emredici sesten ibaret olacak; ve işte, hepsi (mezarlarından kalkmış, dehşet içinde) etraflarına bakınmaktadır.
Bayraktar Bayraklı = O iş, sadece korkunç bir sesten ibarettir. Hemen onlar, diriltilmiş olarak bakıyorlardır.
Bekir Sadak = Tek bir ciglik. Hemen bakip kalirlar.
Celal Yıldırım = Bir tek haykırış yetecek; hemen (dirilip kalktıklarını) görürler.
Cemal Külünkoğlu = O (diriliş anı) sadece şiddetli bir sesten (ikinci Sur'a üfürülüşten) ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş şaşkın şaşkın) bakıp duruyorlar.
Diyanet İşleri (eski) = Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
Diyanet Vakfi = O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
Edip Yüksel = O, bir tek dokunmadır. O zaman (kalkıp) bakınırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü o bir zorlu kumandadan ıbarettir derhal gözleri açılıverir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü o zorlu bir kumandadan ibarettir ki, hemen gözleri açılıverir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
Gültekin Onan = İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
Harun Yıldırım = O korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
Hasan Basri Çantay = İşte o, ancak birtek sayhadan ibâretdir ki onların birden bire gözleri açılıverecekdir.
Hayrat Neşriyat = Artık o (dirilme işi), sâdece (korkunç) bir sesten ibârettir; bir de bakarsın ki onlar(dirilmiş de etraflarına) bakıyorlar!
İbni Kesir = O, sadece bir tek çığlıktır ki onların birden bire gözleri açılıverecektir.
Kadri Çelik = İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; o anda hemen bakıp dururlar.
Muhammed Esed = Çünkü o (alay ettikleri yeniden dirilme,) bir itham çığlığı şeklinde (aniden onların tepesinde patlayacak.) İşte o zaman (hakikati) anlamaya başlayacaklar,
Mustafa İslamoğlu = Nitekim o (gün) bir tek sarsıcı komut yankılanır: ve işte o an onlar bön bön bakakalır;
Ömer Nasuhi Bilmen = (18-21) De ki: «Evet. Ve sizler zeliller olarak haşrolunacaksınızdır.» Çünkü o bir sayhadan ibarettir, onlar o zaman hemen bakar dururlar. Ve derler ki: «Eyvah bizlere! İşte bu, ceza günü.» İşte bu, sizin o yalan sandığınız ayırmak günüdür.
Ömer Öngüt = O sadece korkunç sesten ibarettir. O anda gözleri birden bire açılıp etrafa bakarlar.
Şaban Piriş = Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman derhal gözleri açılacaktır.
Sadık Türkmen = Işte o, korkunç bir sestir. Onlar hemen bakıp dururlar!
Seyyid Kutub = O dirilme sahnesi korkunç bir çığlıktan ibarettir. Hemen o anda gözlerini birdenbire açıp etrafa bakacaklar.
Suat Yıldırım = Bu iş için sadece bir tek emir yeter! Bir de bakarsınız ki hepsi dirilmiş, etraflarına bakınıyorlar.
Süleyman Ateş = O (iş) sadece korkunç bir sesten ibârettir. Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır.
Tefhim-ul Kuran = İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp durmaktadırlar.
Ümit Şimşek = Buna bir ses yeter; ve onlar o anda kalkmış, bakınmaktadırlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Müthiş bir komut sesidir O. Onlar öylece bakakalacaklar.
İskender Ali Mihr = İşte o, sadece tek bir çığlıktır. Onlar işte o zaman (diriltilince) bakacaklar (görecekler).
İlyas Yorulmaz = O diriliş, bir tek komutla olacak ve insanlar hemen kalkıp, bakınıp duracaklar.
وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ
Sâffât / 20 -
Ve kâlû yâ veylenâ hâzâ yevmud dîn(dîni).
Diyanet İşleri = Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve yazıklar olsun bize derler, işte bugün, ceza günü.
Abdullah Parlıyan = Ve derler ki: “Yazıklar olsun bize. İşte hesap günü, bu gündür.”
Adem Uğur = (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
Ahmed Hulusi = "Vay bize! Bu, Din Günü'dür!" dediler.
Ahmet Tekin = 'Vâh! Eyvah bize! Bu gün herkesin, vahyedilen dinin, şeriatın, İslâmî sorumluluğunun hesabını vereceği, yalnız ilâhî mevzuatın yürürlükte olduğu gündür.' diyecekler.
Ahmet Varol = 'Eyvah bize! İşte bu, din günüdür' derler.
Ali Bulaç = Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
Ali Fikri Yavuz = Şöyle derler: “-Eyvah bizlere! Bu, hesab günüdür.”
Ali Ünal = “Vah bize, eyvah bize, Hesap Günü bu!”
Bayraktar Bayraklı = “Vah bize! Bu ceza günüdür” diyecekler.
Bekir Sadak = soyle derler: «Vay bize! Iste bu ceza gunudur.»
Celal Yıldırım = Vay bize ! Bu hesap ve ceza günüdür, derler.
Cemal Külünkoğlu = (Ve o zaman:) “Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür!” derler.
Diyanet İşleri (eski) = Şöyle derler: 'Vay bize! İşte bu ceza günüdür.'
Diyanet Vakfi = (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
Edip Yüksel = 'Vay halimize!' derler, 'Bu Yargı Günüdür.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Eyvah bizlere derler bu o din günü
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = «Eyvah bizlere! Bu o ceza günüdür.» derler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür.» derler.
Gültekin Onan = Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
Harun Yıldırım = Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
Hasan Basri Çantay = «Eyvah bize, derler, bu, ceza ve hesâb günüdür».
Hayrat Neşriyat = Ve: 'Eyvâh bize! Bu, dîn (cezâ) günüdür!' derler.
İbni Kesir = Ve dediler ki: Vay bize, bu; din günüdür.
Kadri Çelik = Derler ki: “Eyvahlar bize; işte bu ceza günüdür.”
Muhammed Esed = ve "Eyvah!" diyecekler, "İşte Hesap Günü bugündür!"
Mustafa İslamoğlu = ve "Eyvah! Bu, işte o Hesap Günü budur!" derler.
Ömer Nasuhi Bilmen = (18-21) De ki: «Evet. Ve sizler zeliller olarak haşrolunacaksınızdır.» Çünkü o bir sayhadan ibarettir, onlar o zaman hemen bakar dururlar. Ve derler ki: «Eyvah bizlere! İşte bu, ceza günü.» İşte bu, sizin o yalan sandığınız ayırmak günüdür.
Ömer Öngüt = "Eyvah bize! İşte bu hesap günüdür!" derler.
Şaban Piriş = -Eyvah bize, işte hesap günü!
Sadık Türkmen = Derler ki: “Yazıklar olsun bize! Bu, hesap günüdür!”
Seyyid Kutub = «Vah bize, bu ceza günüdür» derler.
Suat Yıldırım = "Eyvah, bize!" derler, "İşte bize bahsedilen hesap günü!"
Süleyman Ateş = "Vah bize, bu cezâ günüdür!" dediler.
Tefhim-ul Kuran = Derler ki: «Eyvahlar bize; bu, din günüdür.»
Ümit Şimşek = 'Eyvah bize,' derler. 'Hesap günü gelmiş!'
Yaşar Nuri Öztürk = Şöyle derler: "Vay başımıza! Din günüdür bu!"
İskender Ali Mihr = "Ve eyvahlar olsun bize, (işte) bu dîn günüdür." dediler.
İlyas Yorulmaz = “Eyvah, vay bizim halimize! Bu hesap verme günü” diyecekler.
هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
Sâffât / 21 -
Hâzâ yevmul faslillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
Diyanet İşleri = Onlara, “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür” denilir.
Abdulbaki Gölpınarlı = İşte bugün, sizin yalanlayıp durduğunuz ayırt ediş günü.
Abdullah Parlıyan = Ve onlara şöyle denilecek: “İşte bugün sizin yalanlayıp durduğunuz, ayırt etme günüdür.”
Adem Uğur = İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
Ahmed Hulusi = "Bu, kendisini yalanladığınız ayırt etme sürecidir!"
Ahmet Tekin = 'Bu gün, yalanlamaya devam ettiğiniz, mükâfata nâil olanla cezaya müstehak olanların muhakeme ile hesapların görülüp kesin hükümlerin verileceği gündür.'
Ahmet Varol = 'İşte bu yalanlamakta olduğunuz ayırma (hüküm) günüdür.'
Ali Bulaç = "Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
Ali Fikri Yavuz = Bu, işte o sizin yalan dediğiniz (müminle kâfiri) ayırd etme günüdür.
Ali Ünal = “Evet öyle, dünyada iken yalanlayıp durduğunuz, (hak ile bâtılın, salihlerle günahkârların birbirlerinden) ayrılma ve aralarındaki nihaî hükmün verilme günüdür bu gün.”
Bayraktar Bayraklı = “Bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür.”
Bekir Sadak = Onlara: «Iste bu, yalanladiginiz hukum gunudur» denir. *
Celal Yıldırım = Evet, bu yalanladığınız (haklıyı haksızdan, zâlimi mazlumdan, mü'mini kâfirden ve münafıktan) ayırd etme günüdür.
Cemal Külünkoğlu = (Onlara:) “Bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyiyi kötüden) ayırma günüdür.”
Diyanet İşleri (eski) = Onlara: 'İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür' denir.
Diyanet Vakfi = İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
Edip Yüksel = Bu, sizin yalanlamış olduğunuz karar günüdür.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu işte o sizin yalan dediğiniz fasıl günü
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte bu, o sizin yalan dediğiniz ayırt etme günüdür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Onlara): «İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür» denir.
Gültekin Onan = "Bu, sizin yalanladığınız (mümini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
Harun Yıldırım = İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
Hasan Basri Çantay = (Evet), bu, sizin tekzib eder olduğunuz ayırdetme günüdür.
Hayrat Neşriyat = (Melekler onlara der ki:) '(Evet) bu, kendisini yalanlamakta olduğunuz ayırma günü (aranızda hüküm verme günü)dür!'
İbni Kesir = Bu, ayırdetme günüdür ki siz, onu yalanlamıştınız.
Kadri Çelik = “Bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (mümini kâfirden, haklıyı haksızdan) hüküm verip ayırma günüdür.”
Muhammed Esed = (Ve onlara şöyle denilecek:) "Bu, yalanlamış olduğunuz (gündür, şaşmaz hakikat ile sahte ve yalan arasında) ayrım günüdür!"
Mustafa İslamoğlu = İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (iyi ile kötünün) arasını ayırma günüdür:
Ömer Nasuhi Bilmen = (18-21) De ki: «Evet. Ve sizler zeliller olarak haşrolunacaksınızdır.» Çünkü o bir sayhadan ibarettir, onlar o zaman hemen bakar dururlar. Ve derler ki: «Eyvah bizlere! İşte bu, ceza günü.» İşte bu, sizin o yalan sandığınız ayırmak günüdür.
Ömer Öngüt = Bu, işte sizin yalanladığınız ayırt etme günüdür.
Şaban Piriş = İşte sizin yalanladığınız ayırt etme günü!
Sadık Türkmen = Işte bu yalanlayıp durmuş olduğunuz ayırt edilme günüdür!
Seyyid Kutub = Onlara «İşte bu yalanladığınız hüküm günüdür» denir.
Suat Yıldırım = Melekler de: "Evet, evet bu, sizin yalan saydığınız hüküm günüdür!" derler.
Süleyman Ateş = "Bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür!"
Tefhim-ul Kuran = «Bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (mü'mini kâfirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür.»
Ümit Şimşek = İşte yalanladığınız hüküm günü!
Yaşar Nuri Öztürk = O yalanlayıp durduğunuz ayrım günüdür bu.
İskender Ali Mihr = (İşte) bu tekzip etmiş (yalanlamış) olduğunuz fasıl (haklıyı haksızdan ayırma, hüküm verme) günüdür.
İlyas Yorulmaz = Bu gün yalanlamış olduğunuz, doğrularla yanlışların ayrılacağı gün.
احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ
Sâffât / 22 -
Uhşurûllezîne zalemû ve ezvâcehum ve mâ kânû ya’budûn(ya’budûne).
Diyanet İşleri = (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Toplayın bir araya zulmedenleri, onlara eş olanları ve kulluk ettikleri şeyleri.
Abdullah Parlıyan = Ve Allah şöyle buyuracak: “Toplayın bütün o varoluş gayesi dışında yaşayanları, kendileri gibi olanlarla ve bütün Allah'tan başka taptıkları ile birlikte.
Adem Uğur = (Allah, meleklerine emreder:) "Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın".
Ahmed Hulusi = "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın."
Ahmet Tekin = ''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın''.
Ahmet Varol = (22-23) (Meleklere:) «O zulmedenleri, onlara eş olanları, Allâhı bırakıb tapmakda ısraar etdikleri şeyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna götürün» (dediler).
Ali Bulaç = (22-23) (Meleklere ise o gün şöyle denilir:) 'Zulmedenleri ve onlara eşlik edenleri ve Allah’dan başka tapmakta oldukları şeyleri toplayın; sonra onları Cehennemin yoluna götürün!'
Ali Fikri Yavuz = Zulmetmiş olanları ve onların eşlerini toplayın. Onların taptıklarını da;
Ali Ünal = “Zulmetmekte olanları, eşlerini ve tapmakta olduklarını bir araya getirip toplayın.”
Bayraktar Bayraklı = (22-24) Allah, meleklerine şöyle emreder: “Zâlimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını, Allah'tan başka taptıkları tanrılarını toplayınız. Onlara cehennemin yolunu gösteriniz. Onları tutuklayınız, çünkü onlar sorguya çekilecekler.”
Bekir Sadak = (22-23) Ilgililere soyle emredilir: «Zulmedenleri, onlarla isbirligi edenleri ve Allah'i birakip da taptiklarini derleyin. Onlari cehennem yoluna koyun.»
Celal Yıldırım = (22-23) Toplayıp sürün mahşer yerine o zulmedenleri, eşlerini, yandaşlarını ve Allah'tan başka taptıklarını, hepsini Cehennem'in yoluna koyun.
Cemal Külünkoğlu = (22-24) (Allah, meleklere şöyle buyurur:) “Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın!” Allah'tan başka kulluk ettiklerine ve hepsine cehennemin yolunu gösterin ve onları orada tutun, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Diyanet İşleri (eski) = (22-23) İlgililere şöyle emredilir: 'Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun.'
Diyanet Vakfi = (22-24) (Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
Edip Yüksel = Zalimleri toplayın. Eşlerini ve,
Elmalılı Hamdi Yazır = Toplayın mahşere o zulmedenleri ve eşlerini ve Allahdan başka taptıkları şeyleri
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (22-24) O zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplayın mahşere, toplayın da götürün onları Sırat'a, cehennem köprüsüne doğru ve tutuklayın onları çünkü sorguya çekilecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (22-23) Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Gültekin Onan = "Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın."
Harun Yıldırım = ''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın''.
Hasan Basri Çantay = (22-23) (Meleklere:) «O zulmedenleri, onlara eş olanları, Allâhı bırakıb tapmakda ısraar etdikleri şeyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna götürün» (dediler).
Hayrat Neşriyat = (22-23) (Meleklere ise o gün şöyle denilir:) 'Zulmedenleri ve onlara eşlik edenleri ve Allah’dan başka tapmakta oldukları şeyleri toplayın; sonra onları Cehennemin yoluna götürün!'
İbni Kesir = Zulmetmiş olanları ve onların eşlerini toplayın. Onların taptıklarını da;
Kadri Çelik = “Zulmetmekte olanları, eşlerini ve tapmakta olduklarını bir araya getirip toplayın.”
Muhammed Esed = (Ve Allah şöyle buyuracaktır:) "Toplayın bütün o zalimleri, kendileri gibi olanlarla ve bütün o Allah'tan başka taptıkları (ile) birlikte;
Mustafa İslamoğlu = Toplayın bütün o zalimleri, onların türdeşlerini ve kulluk ettikleri her şeyi!
Ömer Nasuhi Bilmen = (22-24) Toplayınız mahşere o zulmetmiş kimseleri ve onların eşlerini ve kendilerine taptıkları şeyleri. Allah'ın gayrı. Artık onlara cehennem yolunu bildiriniz. Ve onları tevkif ediniz. Şüphe yok ki, onlar sorguya çekilecek kimselerdir.
Ömer Öngüt = Zâlimleri ve onların eşlerini toplayın, onların taptıklarını da.
Şaban Piriş = -Toplayın, zalimlik edenleri, eşlerini ve kulluk ettiklerini...
Sadık Türkmen = Toplayin o zalimleri ve zalim eşlerini ve tapmış oldukları şeyleri,
Seyyid Kutub = Yüce Allah meleklerine emreder: «Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve taptıklarını
Suat Yıldırım = (22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: "O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah’tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!"
Süleyman Ateş = (Yüce Allâh meleklerine emreder): "Toplayın o zâlimleri, onların eşlerini ve taptıklarını."
Tefhim-ul Kuran = «Zulmetmekte olanları, eşlerini ve tapmakta olduklarını bir araya getirip toplayın.»
Ümit Şimşek = Sürün o zalimleri ve benzerlerini ve taptıklarını,
Yaşar Nuri Öztürk = Toplayın o zulmedenleri; eşlerini de. O tapınıp durmuş olduklarını da toplayın!
İskender Ali Mihr = Zulmedenleri ve onların eşlerini (zevcelerini) haşredin (biraraya toplayın)! Ve onların tapmış oldukları şeyleri (de).
İlyas Yorulmaz = Allah “Zulmedenleri, benzerlerini ve Allah dan başka kulluk ettiklerini toplayıp huzura getirin” der.
مِن دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ
Sâffât / 23 -
Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Allah’tan başkalarına... Onları cehennem yoluna iletin!
Abdullah Parlıyan = Allah'tan başka ne kadar taptıkları varsa, hepsiyle birlikte cehennem yolunu gösterin.
Adem Uğur = "Allah'tan başka. Onlara cehennemin yolunu gösterin".
Ahmed Hulusi = "Allâh dûnundakileri! Onları cehennem yoluna yollandırın!"
Ahmet Tekin = 'Allah’ı bırakıp kulları durumundakilerden taptıklarını toplayın. Hepsine kaynayan köpüren Cehennem’in yolunu gösterin.'
Ahmet Varol = Allah'tan başka (taptıklarını). Onları cehennemin yoluna yöneltin.
Ali Bulaç = " Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
Ali Fikri Yavuz = Toplayın da, götürün onları cehennem yoluna, (Sırat köprüsüne doğru).
Ali Ünal = “Allah’ı bırakıp da (taptıkları). Ve götürün onları Kızgın, Alevli Ateş’e!
Bayraktar Bayraklı = (22-24) Allah, meleklerine şöyle emreder: “Zâlimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını, Allah'tan başka taptıkları tanrılarını toplayınız. Onlara cehennemin yolunu gösteriniz. Onları tutuklayınız, çünkü onlar sorguya çekilecekler.”
Bekir Sadak = (22-23) Ilgililere soyle emredilir: «Zulmedenleri, onlarla isbirligi edenleri ve Allah'i birakip da taptiklarini derleyin. Onlari cehennem yoluna koyun.»
Celal Yıldırım = (22-23) Toplayıp sürün mahşer yerine o zulmedenleri, eşlerini, yandaşlarını ve Allah'tan başka taptıklarını, hepsini Cehennem'in yoluna koyun.
Cemal Külünkoğlu = (22-24) (Allah, meleklere şöyle buyurur:) “Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın!” Allah'tan başka kulluk ettiklerine ve hepsine cehennemin yolunu gösterin ve onları orada tutun, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Diyanet İşleri (eski) = (22-23) İlgililere şöyle emredilir: 'Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun.'
Diyanet Vakfi = (22-24) (Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
Edip Yüksel = ALLAH'tan başka taptıklarını... Onlara cehennemin yolunu gösterin.
Elmalılı Hamdi Yazır = Toplayın da götürün onları sırata; Cehennem köprüsüne doğru
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (22-24) O zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplayın mahşere, toplayın da götürün onları Sırat'a, cehennem köprüsüne doğru ve tutuklayın onları çünkü sorguya çekilecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (22-23) Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
Gültekin Onan = Tanrı'dan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
Harun Yıldırım = ''Allah'tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin''.
Hasan Basri Çantay = (22-23) (Meleklere:) «O zulmedenleri, onlara eş olanları, Allâhı bırakıb tapmakda ısraar etdikleri şeyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna götürün» (dediler).
Hayrat Neşriyat = (22-23) (Meleklere ise o gün şöyle denilir:) 'Zulmedenleri ve onlara eşlik edenleri ve Allah’dan başka tapmakta oldukları şeyleri toplayın; sonra onları Cehennemin yoluna götürün!'
İbni Kesir = Allah'tan başka. Ve onları cehennem yoluna götürün.
Kadri Çelik = “Allah'tan başka (taptıklarını bir araya getirip toplayın); artık onları cehennem yoluna yöneltip götürün.”
Muhammed Esed = ve hepsini yakıcı ateşin yoluna sürün,
Mustafa İslamoğlu = Allah'tan başka her şeyi... Ve hepsini gözleri fal taşı gibi açacak bir ateşe yönlendirin;
Ömer Nasuhi Bilmen = (22-24) Toplayınız mahşere o zulmetmiş kimseleri ve onların eşlerini ve kendilerine taptıkları şeyleri. Allah'ın gayrı. Artık onlara cehennem yolunu bildiriniz. Ve onları tevkif ediniz. Şüphe yok ki, onlar sorguya çekilecek kimselerdir.
Ömer Öngüt = Allah'tan başka. Ve onları cehennem yoluna götürün.
Şaban Piriş = Allah’tan başkalarına... Onları cehennem yoluna iletin!
Sadık Türkmen = Allah hariç! Artık onları, cehennemin yoluna sürün...
Seyyid Kutub = Allah'dan başka (taptıklarına) onlara cehennemin yolunu gösterin.
Suat Yıldırım = (22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: "O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah’tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!"
Süleyman Ateş = "Allah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün!"
Tefhim-ul Kuran = «Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün.»
Ümit Şimşek = Allah'tan başka kulluk ettiklerini. Hepsine Cehennemin yolunu gösterin.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah'tan başka tapınmış olduklarını. Sürün onları cehennemin yoluna.
İskender Ali Mihr = Allah’tan başka (taptıkları). Artık onları cahîm (cehennem) yoluna hidayet edin (ulaştırın).
İlyas Yorulmaz = Allah dan başkalarına kulluk ettiklerinden dolayı, onları ateşin yoluna götürün.
وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ
Sâffât / 24 -
Vakıfûhum innehum mes’ûlûn(mes’ûlûne).
Diyanet İşleri = (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve durdurun onları, şüphe yok ki sorulacak onlardan.
Abdullah Parlıyan = Tutuklayın, durdurun onları. Şüphe yok ki, onlar sorguya çekilecekler.
Adem Uğur = "Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!"
Ahmed Hulusi = "Durdurun onları! Muhakkak ki onlar sorumludurlar!"
Ahmet Tekin = 'Durdurun onları. Sorguya çekilecekler.'
Ahmet Varol = Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Ali Bulaç = "Ve onları durdurup tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
Ali Fikri Yavuz = Ve onları habsedin (tutuklayın); çünkü onlar sorguya çekilecekler.”
Ali Ünal = “Durdurun onları! Çünkü (dünyada iken) yaptıklarından sorguya çekilecekler.”
Bayraktar Bayraklı = (22-24) Allah, meleklerine şöyle emreder: “Zâlimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını, Allah'tan başka taptıkları tanrılarını toplayınız. Onlara cehennemin yolunu gösteriniz. Onları tutuklayınız, çünkü onlar sorguya çekilecekler.”
Bekir Sadak = «nlari durdurun; cunku kendilerinden daha da sorulacaktir.»
Celal Yıldırım = Ve onları (belli bir noktada durdurup alıkoyun) çünkü onlar mutlaka sorguya çekileceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = (22-24) (Allah, meleklere şöyle buyurur:) “Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın!” Allah'tan başka kulluk ettiklerine ve hepsine cehennemin yolunu gösterin ve onları orada tutun, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Diyanet İşleri (eski) = 'Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır.'
Diyanet Vakfi = (22-24) (Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
Edip Yüksel = Ve durdurun onları; sorguya çekileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve tevkıyf edin onları, çünkü sorguya çekilecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (22-24) O zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplayın mahşere, toplayın da götürün onları Sırat'a, cehennem köprüsüne doğru ve tutuklayın onları çünkü sorguya çekilecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
Gültekin Onan = "Ve onları durdurup tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
Harun Yıldırım = ''Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
Hasan Basri Çantay = «Onları habsedin. Çünkü onlar mes'uldürler».
Hayrat Neşriyat = 'Ve tutun onları! Çünki onlar, sorguya çekilecek kimselerdir.'
İbni Kesir = Durdurun onları. Çünkü onlar sorumludurlar.
Kadri Çelik = “Onları durdurun, şüphesiz onlar sorguya çekileceklerdir.”
Muhammed Esed = ve onları (orada) tutun!" (O zaman) böylelerine sorulacak:
Mustafa İslamoğlu = ve onları orada alıkoyun: çünkü onlar sorgulanacaklar!
Ömer Nasuhi Bilmen = (22-24) Toplayınız mahşere o zulmetmiş kimseleri ve onların eşlerini ve kendilerine taptıkları şeyleri. Allah'ın gayrı. Artık onlara cehennem yolunu bildiriniz. Ve onları tevkif ediniz. Şüphe yok ki, onlar sorguya çekilecek kimselerdir.
Ömer Öngüt = Durdurun onları! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Şaban Piriş = Durdurun onları, çünkü hesaba çekilecekler...
Sadık Türkmen = Onları tutuklayın çünkü onlar sorguya çekilecekler.
Seyyid Kutub = Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Suat Yıldırım = (22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: "O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah’tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!"
Süleyman Ateş = "Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
Tefhim-ul Kuran = «Ve onları durdurup tutuklayın, çünkü onlar, sorguya çekileceklerdir.»
Ümit Şimşek = Tutuklayın onları; çünkü sorguya çekilecekler.
Yaşar Nuri Öztürk = Durdurun onları, çünkü hepsi sorguya çekilecekler.
İskender Ali Mihr = Artık onları tevkif edin (tutuklayın). Muhakkak ki onlar, mesuldürler (sorumludurlar).
İlyas Yorulmaz = (Ateşin içinde) Onları ayakta tutun. Çünkü yaptıklarından sorumludurlar.
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Sâffât / 25 -
Mâ lekum lâ tenâsarûn(tenâsarûne).
Diyanet İşleri = Onlara, “Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?” denir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ne oldu size de yardım etmiyorsunuz birbirinize?
Abdullah Parlıyan = “Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz?”
Adem Uğur = Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Ahmed Hulusi = "Ne oldu size ki (bugün) birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
Ahmet Tekin = Nerde kaldı imtiyazlarınız, niçin birbirinize yardım edemiyorsunuz?
Ahmet Varol = Size ne oluyor ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?
Ali Bulaç = (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = (Melekler o kâfirlere şöyle der): “- Ne oldu sizlere, (azabdan kurtulmak için) yardımlaşmıyorsunuz?”
Ali Ünal = “Ne oldu size, (azaptan kurtulmak için) birbirinizle neden yardımlaşmıyorsunuz?”
Bayraktar Bayraklı = Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Bekir Sadak = soyle sorulur: «Size ne oldu ki birbirinizle yardimlasmiyorsunuz?»
Celal Yıldırım = Ve onlara: «Size ne oldu da birbirinize yardım edemiyorsunuz ?»
Cemal Külünkoğlu = Onlara: “Size ne oldu ki (şimdi) birbirinize yardım etmiyorsunuz?” denir.
Diyanet İşleri (eski) = Şöyle sorulur: 'Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?'
Diyanet Vakfi = Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Edip Yüksel = 'Neden bir birinize yardım etmiyorsunuz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ne oldu sizlere yardımlaşmıyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ne oldu sizlere yardımlaşmıyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Onlara): «Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?» (denilir.)
Gültekin Onan = (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
Harun Yıldırım = Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Hasan Basri Çantay = «Size ne oldu? Birbirinize yardım etmiyorsunuz ya»!
Hayrat Neşriyat = Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz?
İbni Kesir = Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?
Kadri Çelik = (Onlara şöyle seslenilir:) “Ne oluyor da size birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?”
Muhammed Esed = "Size ne oldu ki (şimdi) birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
Mustafa İslamoğlu = (Denilecek ki): "Ne oldu, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
Ömer Nasuhi Bilmen = (Ve onlara denilecektir ki) «Sizin için ne oldu ki birbirinize yardım edemiyorsunuz?»
Ömer Öngüt = Onlara: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" denilir.
Şaban Piriş = -Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Sadık Türkmen = “neyiniz var? Neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?”
Seyyid Kutub = Şöyle sorulur: «Size ne oldu ki, birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?»
Suat Yıldırım = Ne oldu size, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Süleyman Ateş = "Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = (Onlara seslenilir:) «Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?»
Ümit Şimşek = Yardımlaşsanıza, size ne oldu?
Yaşar Nuri Öztürk = Neniz var da birbirinize yardım etmiyorsunuz?
İskender Ali Mihr = Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz.
İlyas Yorulmaz = Siz, niçin bugün yardımlaşmıyorsunuz?
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Sâffât / 26 -
Bel humul yevme musteslimûn(musteslimûne).
Diyanet İşleri = Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır, bugün onlar, tamâmıyla teslîm olmuşlardır.
Abdullah Parlıyan = Hayır, bugün onlar tamamiyle teslim olmuşlardır.
Adem Uğur = Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
Ahmed Hulusi = Aksine onlar bugün boyun eğip teslim olmuşlardır!
Ahmet Tekin = Hayır! Onlar bugün teslimiyet göstermişler, bugün boyun eğmişlerdir.
Ahmet Varol = Hayır. Onlar bugün tamamen teslim olmuşlardır.
Ali Bulaç = Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu, bugün (kıyamet günü Allah’ın emrine) boyun eğmişlerdir onlar.
Ali Ünal = Hayır, bugün onlar (en küçük bir kibir ve direniş ortaya koyamadan) tam teslim olmuş durumdadırlar.
Bayraktar Bayraklı = Hayır! Onlar o gün teslim olmuşlardır.
Bekir Sadak = Hayir; bugun onlarin hepsi teslim olmuslardir.
Celal Yıldırım = Hayır, onlar bugün (ister istemez) teslimiyet içindedirler.
Cemal Külünkoğlu = Doğrusu onlar o gün kayıtsız şartsız teslim olmuşlar (boyun eğmişlerdir).
Diyanet İşleri (eski) = Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
Diyanet Vakfi = Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
Edip Yüksel = Hayır, o gün tümüyle teslim olmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır bu gün onlar teslim olmuşlardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hayır bugün onlar teslim olmuşlardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Gültekin Onan = Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Harun Yıldırım = Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
Hasan Basri Çantay = Hayır, bugün onlar (zilletle) boyun eğmişlerdir.
Hayrat Neşriyat = Hayır! Bugün onlar teslîm olmuş kimselerdir.
İbni Kesir = Hayır; onlar bugün, teslim olmuşlardır.
Kadri Çelik = Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Muhammed Esed = Hayır, onlar o Gün isteyerek (Allah'a) teslim olacaklar;
Mustafa İslamoğlu = Ama hayır, onlar o gün Allah'a ister istemez teslim olacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (26-27) Hayır. Bugün onlar (zelilâne bir halde) teslimiyette bulunmuş kimselerdir. Ve onların bazıları bazılarına yönelerek muhasemede bulunurlar.
Ömer Öngüt = Hayır! Onlar o gün teslim olmuşlardır.
Şaban Piriş = Hayır, onlar, bugün artık teslim olmuşlardır.
Sadık Türkmen = Aksine, bugün onlar, teslim olmuşlardır.
Seyyid Kutub = Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
Suat Yıldırım = Doğrusu bugün onlar birbirini yardımdan mahrum bırakıp azaba teslim etmişler, acz içinde kıvranmaktadırlar.
Süleyman Ateş = (Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır.
Tefhim-ul Kuran = Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Ümit Şimşek = Heyhat! O gün hepsi teslimiyet içindedir.
Yaşar Nuri Öztürk = Edemezler! Bugün hepsi teslim bayrağını çekmiş durumdadır.
İskender Ali Mihr = Hayır, onlar bugün teslim olanlardır.
İlyas Yorulmaz = Hayır, onlar bugün ister istemez (başlarına geleceklere) teslim olmuşlardır.
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ
Sâffât / 27 -
Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
Diyanet İşleri = Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bir kısmı, bir kısmına yönelir de, birbirlerini sorumlu sayarlar.
Abdullah Parlıyan = Onlardan kimi, kimine yönelip birbirini sorumlu tutmaya kalkışırlar.
Adem Uğur = (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Ahmed Hulusi = Birbirlerini sorgulayıp suçlarlar!
Ahmet Tekin = Onlar birbirine dönmüş, birbirlerine suç atıyorlar, birbirlerini sigaya çekiyorlar.
Ahmet Varol = Birbirlerine dönüp sorarlar.
Ali Bulaç = Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
Ali Fikri Yavuz = Onlar birbirlerini suçlayıb çekişirler.
Ali Ünal = Birbirlerine yönelip, söz düellosuna girişirler:
Bayraktar Bayraklı = Dönüp birbirlerine soracaklar.
Bekir Sadak = Birbirlerine donup sorusurlar.
Celal Yıldırım = Birbirlerine yönelip soruşturmaya başlarlar:
Cemal Külünkoğlu = (27-28) (Onlarda) birbirlerine dönüp sitem etmeye kalkışırlar. (Kötülükte kendilerine uyanlar, uydukları kimselere:) “Siz bize sağdan (en sağlam taraftan) gelirdiniz (bize haktan yana görünürdünüz).”
Diyanet İşleri (eski) = Birbirlerine dönüp soruşurlar.
Diyanet Vakfi = (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Edip Yüksel = Dönüp birbirlerini sorgularlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Birbirlerine dönmüş soruşuyorlar:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
Gültekin Onan = Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
Harun Yıldırım = Onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Hasan Basri Çantay = Onlardan kimi kimine yönelib birbirini mes'ûl tutmıya kalkışırlar.
Hayrat Neşriyat = Ve onlar birbirlerine yönelmiş, karşılıklı (olarak birbirlerini) mes’ûl tutarlar(çekişirler).
İbni Kesir = Bir kısmı bir kısmına dönerek soruştururlar.
Kadri Çelik = Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruşurlar.
Muhammed Esed = fakat (çok geç kaldıklarından) birbirlerine dönüp bakacaklar ve birbirlerinden (geçmiş günahlarının yükünü hafifletmelerini) isteyecekler.
Mustafa İslamoğlu = Ve birbirlerine yönelerek başlayacaklar hesap sormaya...
Ömer Nasuhi Bilmen = (26-27) Hayır. Bugün onlar (zelilâne bir halde) teslimiyette bulunmuş kimselerdir. Ve onların bazıları bazılarına yönelerek muhasemede bulunurlar.
Ömer Öngüt = Onlar birbirlerini suçlayıp çekişirler.
Şaban Piriş = Birbirlerine dönüp sitem ederler, sorarlar.
Sadık Türkmen = Ve birbirlerine dönerek, birbirlerini sorumlu tutacaklar.
Seyyid Kutub = Onlardan kimi kimine yönelip birbirini mesul tutmaya kalkışırlar.
Suat Yıldırım = Birbirlerine dönüp itham ederek karşılıklı soru yöneltirler.
Süleyman Ateş = Birbirlerine döndüler, soruyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
Ümit Şimşek = Döner, birbirlerini suçlarlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Birbirlerine dönerek birşeyler sorup duruyorlar.
İskender Ali Mihr = Ve karşılıklı yönelip birbirlerine (hesap) sorarlar.
İlyas Yorulmaz = Onların bir kısmı, bir kısmını çekişerek karşılarlar.
قَالُوا إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ
Sâffât / 28 -
Kâlû innekum kuntum te’tûnenâ anil yemîn(yemîni).
Diyanet İşleri = Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de derler, siz sağımızdan çıkagelir, iyilik ediyor görünürdünüz bize.
Abdullah Parlıyan = Onlardan bir kısmı: “Bakın” diyecek. “Siz bize ayartma niyetiyle, sağdan yaklaşır, bizi şaşırtırdınız.”
Adem Uğur = (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.
Ahmed Hulusi = "Muhakkak ki siz bize sağdan (sanki hakikati bildirirmiş gibi) gelirdiniz?"
Ahmet Tekin = Güç ve iktidar sahiplerine uyanlar:'Siz sûreti haktan görünerek etkili usullerle bize yaklaşır, inkâra cür’et ettirir ve bizi hak yoldan uzaklaştırırdınız' diyorlar.
Ahmet Varol = Derler ki: 'Doğrusu siz bize sağdan geliyordunuz.' [1]
Ali Bulaç = "Gerçekten sizler bize sağdan (sağduyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler.
Ali Fikri Yavuz = (Yardakçılar, öncülerine şöyle) diyecekler: “- Siz, bize sağdan (en sağlam taraftan) gelirdiniz.”
Ali Ünal = (Dünyada iken tâbi olanlar, lider edindiklerine), “Siz” derler, “sanki iyiliğimizi istiyormuşçasına bize yaklaşır ve bâtılı hak göstererek, bizi ona çağırırdınız.”
Bayraktar Bayraklı = Uyanlar, uyduklarına: “Siz, bize sağdan geliyordunuz” diyecekler.
Bekir Sadak = Ileri gelenlerine: «Dogrusu siz bize sureti hakdan gorunurdunuz» derler.
Celal Yıldırım = Siz bize sağ taraftan (dinî açıdan) geliyordunuz, derler.
Cemal Külünkoğlu = (27-28) (Onlarda) birbirlerine dönüp sitem etmeye kalkışırlar. (Kötülükte kendilerine uyanlar, uydukları kimselere:) “Siz bize sağdan (en sağlam taraftan) gelirdiniz (bize haktan yana görünürdünüz).”
Diyanet İşleri (eski) = İleri gelenlerine: 'Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz' derler.
Diyanet Vakfi = (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.
Edip Yüksel = 'Siz bize sağ yanımızdan yaklaşıyordunuz,' derler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Siz diyorlardır: bize sağdan gelir dururdunuz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = - Siz bize sağdan geliyordununuz, derler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar: «Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz» derler.
Gültekin Onan = «Doğrusu siz bize sağdan gelirdiniz» derler.
Harun Yıldırım = Tâbi olanlar önderlerine: "Siz, derler, bize (en çok önem verdiğimiz taraftan), sağ cihetten gelir, ısrarla size tâbi olmamızı isterdiniz?"
Hasan Basri Çantay = (Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir (güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz."
Hayrat Neşriyat = (Tâbi' olanlar, elebaşlarına:) 'Doğrusu siz, bize sağdan gelirdiniz (hayrımıza çalışır görünürdünüz)!' derler.
İbni Kesir = Ve derler ki: Doğrusu siz, bize sağdan gelirdiniz.
Kadri Çelik = “Doğrusu siz, bize sağdan (nasihat edercesine) gelirdiniz” derler.
Muhammed Esed = Dediler: "Siz bize sağ taraftan geliyordunuz."
Mustafa İslamoğlu = (Bir kısmı) şöyle diyecek: "Siz bize hep suret-i haktan görünerek yanaşırdınız."
Ömer Nasuhi Bilmen = (Tâbi olanlar) Derler ki: «Şüphe yok, siz bize sağdan gelir olmuştunuz.»
Ömer Öngüt = "Siz bize sağdan gelir, suret-i haktan görünürdünüz!" derler.
Şaban Piriş = - Siz bize sağdan geliyordununuz, derler.
Sadık Türkmen = Derler ki: “Gerçekten bize ‘iyilik yapıyoruz’ diye gelenler sizdiniz.”
Seyyid Kutub = «Doğrusu siz bize sağdan gelirdiniz» derler.
Suat Yıldırım = Tâbi olanlar önderlerine: "Siz, derler, bize (en çok önem verdiğimiz taraftan), sağ cihetten gelir, ısrarla size tâbi olmamızı isterdiniz?"
Süleyman Ateş = (Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir (güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz."
Tefhim-ul Kuran = «Gerçekten sizler bize sağdan (sağduyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz» derler.
Ümit Şimşek = 'Siz iyiliğimizi ister görünüyordunuz' derler.
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Siz bize sağ taraftan geliyordunuz."
İskender Ali Mihr = "Gerçekten siz bize, sağ taraftan (Allah taraftarıymış gibi) geliyordunuz." dediler (derler).
İlyas Yorulmaz = “Siz, bizi en güçlü tarafımızdan yakaladınız” derler.
قَالُوا بَل لَّمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Sâffât / 29 -
Kâlû bel lem tekûnû mu’minîn( mu’minîne).
Diyanet İşleri = Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır derler öbürleri, siz inanmamıştınız.
Abdullah Parlıyan = Ötekiler de: “Zaten siz, inanan kimseler değildiniz.
Adem Uğur = (Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
Ahmed Hulusi = (Onlar da) dediler ki: "Hayır, siz iman etmediniz (bildirilenlere)!"
Ahmet Tekin = Güç ve iktidar sahipleri de:'Aksine, siz zaten inanmamıştınız.' diyorlar.
Ahmet Varol = (Ötekiler de) derler ki: 'Hayır siz zaten mü'minler değildiniz.
Ali Bulaç = (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz."
Ali Fikri Yavuz = (Öncüler de yardakçılarına cevap verib şöyle) diyecekler: “- Hayır, doğrusu siz Allah’a iman etmemiştiniz.
Ali Ünal = Diğerleri, “Hayır, ne münasebet! Asıl siz iman etme gibi bir niyet taşımıyordunuz.
Bayraktar Bayraklı = Uyulanlar da şöyle diyecekler: “Siz zaten inanmıyordunuz.”
Bekir Sadak = Onlar da soyle derler: «Hayir; siz inanmis kimseler degildiniz.»
Celal Yıldırım = (Diğerleri), yok, sizler aslında inanmamıştınız.
Cemal Külünkoğlu = (29-30) (Diğerleri de onlara) şöyle derler: “Hayır, siz zaten inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplumdunuz.”
Diyanet İşleri (eski) = Onlar da şöyle derler: 'Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz.'
Diyanet Vakfi = (29-30) (Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
Edip Yüksel = Derler ki, 'Aslında siz inanmış kimseler değildiniz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yok, diyorlardır: siz inanmamıştınız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Bunlar da): «Hayır, siz inanmamıştınız,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (İleri gelenler de) derler ki: «Hayır, siz inanmamıştınız.»
Gültekin Onan = (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler inançlılar / inançlı olmuşlar değildiniz."
Harun Yıldırım = "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
Hasan Basri Çantay = (Metbu'ları da:) «Hayır, siz (esasen) îman ediciler değildiniz», derler,
Hayrat Neşriyat = (O reisler ise) derler ki: 'Bil'akis, (siz zâten) mü’min kimseler olmamıştınız.'
İbni Kesir = Onlar da derler ki: Hayır, siz zaten iman edenler olmamıştınız.
Kadri Çelik = (Diğerleri de:) “Hayır” derler. “Zaten sizler müminler değildiniz.”
Muhammed Esed = Ötekiler, "Hayır" diyecekler, "aslında siz kendiniz imandan zerre kadar nasip almamıştınız!
Mustafa İslamoğlu = (Diğerleri) "Asla" diyecekler, "Siz zaten hiç inanmamıştınız!
Ömer Nasuhi Bilmen = Metbû bulunanlar da derler ki: «Hayır. Siz mü'min kimse olmuş değildiniz.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: "Hayır! Zaten siz inanan kimseler değildiniz. "
Şaban Piriş = Diğerleri de derler ki; -Hayır, siz inanan kimseler değildiniz.
Sadık Türkmen = Diğerleri de şöyle derler: “Aksine siz, inanan kişiler değildiniz.
Seyyid Kutub = Onlar da şöyle derler: «Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz.»
Suat Yıldırım = (29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."
Süleyman Ateş = (Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz."
Tefhim-ul Kuran = (Diğerleri de:) «Hayır» derler. «Zaten sizler mü'min olanlar değildiniz.»
Ümit Şimşek = Diğerleri de 'Siz zaten inanmamıştınız ki,' diye cevap verirler.
Yaşar Nuri Öztürk = Ötekiler dediler: "Hayır, siz zaten inanmıyordunuz?"
İskender Ali Mihr = "Hayır, siz mü’min olmamıştınız (Allah’a ulaşmayı dilememiştiniz)." dediler (derler).
İlyas Yorulmaz = Diğerleri “Evet, çünkü siz inanmışlardan değildiniz. ”
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ
Sâffât / 30 -
Ve mâ kâne lenâ aleykum min sultânin, bel kuntum kavmen tâgîn(tâgîne).
Diyanet İşleri = “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve size karşı bir gücümüz, kuvvetimiz yoktu bizim, hayır, siz azgın kişilerdiniz.
Abdullah Parlıyan = Üstelik sizi zorlayacak bir gücümüz de yoktu, ama siz azgın kişilerdiniz.
Adem Uğur = Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.
Ahmed Hulusi = "Bizim, üzerinizde bir hâkimiyetimiz yoktu. . . Aksine siz azgın bir topluluk idiniz. "
Ahmet Tekin = 'Bizim, sizin üzerinizde bir nüfûzumuz yoktu. Siz, zaten azgın, haksızlığı alışkanlık haline getirmiş bir toplumdunuz.'
Ahmet Varol = Bizim sizin üzerinizde bir nüfuzumuz yoktu. Aksine siz kendiniz azgın bir topluluktunuz.
Ali Bulaç = "Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
Ali Fikri Yavuz = Bizim de sizin üzerinize bir hakimiyetimiz yoktu; ancak siz azmış bir kavim idiniz.
Ali Ünal = “Kaldı ki, üzerinizde herhangi bir gücümüz, otoritemiz yoktu ki, (sanki zorlamışçasına inkârınızdan suçlu olalım)! Siz kendiniz azgın ve isyankâr bir güruhtunuz.
Bayraktar Bayraklı = “Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz, azgın bir toplum olmuştunuz.”
Bekir Sadak = «Bizim sizin ustunuzde bir nufuzumuz yoktu. Bilakis, azmis bir millettiniz.»
Celal Yıldırım = Bizim sizin üzerinizde bir sultamız olmadı, ama siz, azıp sapıtan bir millettiniz, derler.
Cemal Külünkoğlu = (29-30) (Diğerleri de onlara) şöyle derler: “Hayır, siz zaten inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplumdunuz.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz.'
Diyanet Vakfi = (29-30) (Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
Edip Yüksel = 'Bizim sizin üzerinizde her hangi bir gücümüz yoktu. Aksine siz azmış bir topluluktunuz.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve bizim size karşı cebredebilecek bir saltanatımız yoktu, fakat siz azmış bir kavm idiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = bizim size karşı zorlayacak bir gücümüz de yoktu; fakat siz azmış bir kavimdiniz;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz.»
Gültekin Onan = "Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
Harun Yıldırım = "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
Hasan Basri Çantay = «Ve bizim size karşı bir haakimiyyetimiz de yokdu. Bil'akis siz (de bizim gibi) azgınlar güruhu idiniz».
Hayrat Neşriyat = 'Hem bizim için, sizin üzerinizde bir güç yoktu. Bil'akis (siz), bir azgınlar topluluğu idiniz.'
İbni Kesir = Bizim, sizin üstünüzde bir hakimiyetimiz de yoktu. Aksine siz, azgınlar topluluğu oldunuz.
Kadri Çelik = “Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı hiç bir gücümüz yoktu; hayır, siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz.”
Muhammed Esed = Üstelik sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu, bilakis, siz küstahça bir kibire kapılmıştınız!
Mustafa İslamoğlu = Hem bizim sizi zorlayacak bir gücümüz de yoktur: bilakis siz küstah ve azgın bir topluluktunuz!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Bizim için sizin üzerinizde bir saltanat bulunmuş değildik. Belki siz sapıtmışlar olan bir kavim olmuş idiniz.»
Ömer Öngüt = "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu, siz kendiniz azgın bir topluluk idiniz. "
Şaban Piriş = -Bizim size karşı bir yaptırım gücümüz de yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.
Sadık Türkmen = Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Aksine siz, azmış bir toplum idiniz!
Seyyid Kutub = «Ve bizim size karşı bir hakimiyetimiz de yoktu. Bilakis siz azgınlar güruhu idiniz.»
Suat Yıldırım = (29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."
Süleyman Ateş = "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
Tefhim-ul Kuran = «Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır, siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz.»
Ümit Şimşek = 'Sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Kendiniz bir azgınlar güruhu olup çıktınız.
Yaşar Nuri Öztürk = "Bizim size karşı bir sultamız yoktu. İşin esası şu ki siz azmış bir topluluktunuz."
İskender Ali Mihr = Ve bizim, sizin üzerinizde bir sultanlığımız, hükümranlığımız olmadı (yoktu). Hayır siz azgın bir kavim olmuştunuz.
İlyas Yorulmaz = “Bizim sizin üzerinizde hiçbir yaptırım gücümüz yoktu. Ama siz azgın bir topluluktunuz. ”
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ
Sâffât / 31 -
Fe hakka aleynâ kavlu rabbinâ innâ le zâıkûn(zâıkûne).
Diyanet İşleri = “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”
Abdulbaki Gölpınarlı = O yüzden de Rabbimizin, bize söylediği söz, gerçekleşti, şüphe yok ki azâbı tadacağız elbet.
Abdullah Parlıyan = Fakat şimdi Rabbimizin azap sözü, bizim de aleyhimize çıktı. Ve şüphe yok ki, azabı tadacağız elbet.
Adem Uğur = Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.
Ahmed Hulusi = "İşte sonunda Rabbimizin bildirisi gerçekleşti! Doğrusu (şimdi) biz (azabı) tadıcılarız. "
Ahmet Tekin = 'Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, peygamberlere ve kutsal kitaplara itibar etmediğimiz için Rabbimizin, aleyhimizdeki ceza ile ilgili gerekçeli kararı haklıdır. Biz bu azâbı tadacağız.'
Ahmet Varol = Böylece Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Şüphesiz biz (azabı) tadacağız.
Ali Bulaç = "Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
Ali Fikri Yavuz = Onun için Rabbimizin azabı üzerimize gerçekleşti. Muhakkak azabımızı tadacağız.
Ali Ünal = “Artık ne desek boş! Rabbimizin (bizim gibilerle ilgili) cezalandırma sözü hakkımızda gerçekleşmiş bulunuyor. Hiçbir çıkış yolu yok, çaresiz o azabı tadacağız.
Bayraktar Bayraklı = “Şimdi bize Rabbimizin azap sözü kesinleşti. Artık birlikte tadacağız.”
Bekir Sadak = «Bu sebeple, Rabbimizin sozu aleyhimizde gerceklesti. suphesiz azabi tadacagiz.»
Celal Yıldırım = Bu yüzden Rabbınızın hakkımızdaki sözü yerine geldi. Şüphesiz ki artık onu tadıp duracağız.
Cemal Külünkoğlu = (31-32) “Artık Rabbimizin sözü (azabı) üzerimize hak oldu. Biz onu mutlaka tadacağız! (Evet,) biz sizi azdırdık (yoldan çıkardık), çünkü biz zaten azgın kimselerdik.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız.'
Diyanet Vakfi = «Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.»
Edip Yüksel = 'Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti, artık tadacağız.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Onun için üzerimize rabbımızın kavli hakk oldu, her halde hepimiz tadacağız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = onun için üzerimize Rabbimizin sözü hak oldu. Muhakkak hepimiz tadacağız;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız.»
Gültekin Onan = "Böylece rabbimizin sözü (yıkım ve azab vaadi) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
Harun Yıldırım = "Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz mutlaka tadacağız."
Hasan Basri Çantay = «Onun için Rabbimizin sözü (azâbı) üstümüze hak olmuşdur. Şübhesiz (azabımızı) tadıcılarız (tadacağız).
Hayrat Neşriyat = 'Artık Rabbimizin (azab) sözü üzerimize hak oldu; şübhesiz biz (bu azâbı)gerçekten tadacak kimseleriz.'
İbni Kesir = Bunu için Rabbımızın sözü, üzerimize hak oldu. Doğrusu biz, tadacak olanlarız.
Kadri Çelik = “Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azap vaadi) üzerimize hak oldu. Hiç tartışmasız, (azabı) tadıcılarız.”
Muhammed Esed = Fakat şimdi Rabbimizin sözü bizim (de) aleyhimize çıktı, biz (günahlarımızın acı meyvesini) mutlaka tadacağız.
Mustafa İslamoğlu = Fakat şimdi Rabbimizin sözü hepimizin aleyhine gerçekleşti: hepimiz (yaptıklarımızın) acısını elbette tadacağız.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Artık hepimizin üzerine Rabbimizin sözü tahakkuk etti. Şüphe yok ki bizler, elbette (azabı) tadıcı kimseleriz.»
Ömer Öngüt = "Artık Rabbimizin sözü bize hak oldu. (Azabımızı) muhakkak tadacağız. "
Şaban Piriş = Artık Rabbimizin hakkımızdaki o sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu tadacağız.
Sadık Türkmen = Artık rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Şüphesiz biz tadıcılarız!
Seyyid Kutub = «Bu sebeple, Rabbimizin sözü hepimizin üzerine hak olmuştur. Şüphesiz azabı tadacağız.»
Suat Yıldırım = (29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."
Süleyman Ateş = "Artık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezâyı mutlaka) tadacağız!"
Tefhim-ul Kuran = «Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize hak oldu. Hiç tartışmasız, (azabı) tadıcılarız.»
Ümit Şimşek = 'Artık Rabbimizin sözünü hak ettik; azabı hep beraber tadacağız.
Yaşar Nuri Öztürk = "Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Tadacağımızı elbette tadacağız."
İskender Ali Mihr = Artık Rabbimizin (azap) sözü üzerimize hak oldu. Muhakkak ki biz, onu (azabı) mutlaka tadacak olanlarız.
İlyas Yorulmaz = “Rabbimizin sözü üzerimize gerçekleşti ve bizde bu azabı çekeceğiz. ”
فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
Sâffât / 32 -
Fe agveynâkum innâ kunnâ gâvîn(gâvîne).
Diyanet İşleri = “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten sizi azdırdık biz, şüphe yok ki biz de azmıştık.
Abdullah Parlıyan = Biz sizi aldatıp baştan çıkardık. Çünkü kendimiz de, baştan çıkmış azgınlardan idik.”
Adem Uğur = Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.
Ahmed Hulusi = "Bundan ötürü sizi saptırıp azdırdık. . . İşin gerçeği biz azmıştık!"
Ahmet Tekin = 'Doğru olan şu, biz sizin hak yoldan uzaklaşmanıza, dalâleti, hıyaneti tercihinize imkân sağladık. Hep birlikte azdık, hain düşünceler içine daldık, helâke maruz kaldık.'
Ahmet Varol = Sizi azdırdık. Çünkü biz de zaten azgın kimselerdik.'
Ali Bulaç = "Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
Ali Fikri Yavuz = Çünkü biz, sizi, dinden çıkardık. Gerçekten biz azgın kimselerdik.”
Ali Ünal = “Ama şöyle veya böyle, gerçekten biz sizi kışkırttık ve yanlış yola sürükledik; çünkü zaten kendimiz yanlış yolda sürüklenen azgınlardık.”
Bayraktar Bayraklı = “Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık.”
Bekir Sadak = «izi biz azdirmistik, cunku kendimiz azgindik".
Celal Yıldırım = Evet, sizi biz azdırdık. Çünkü biz kendimiz azgınlar idik.
Cemal Külünkoğlu = (31-32) “Artık Rabbimizin sözü (azabı) üzerimize hak oldu. Biz onu mutlaka tadacağız! (Evet,) biz sizi azdırdık (yoldan çıkardık), çünkü biz zaten azgın kimselerdik.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık'.
Diyanet Vakfi = «Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.»
Edip Yüksel = 'Biz azmıştık. Sizi de azdırdık.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Evet biz sizi kışkırttık, çünkü biz azgındık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = evet biz sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık.»
Gültekin Onan = "Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
Harun Yıldırım = "Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
Hasan Basri Çantay = «Çünkü biz de sizi (büsbütün) başdan çıkardık. Zîrâ biz de azgın kimselerdik».
Hayrat Neşriyat = 'Evet, (biz) sizi azdırdık; çünki kendimiz azgın kimseler idik.'
İbni Kesir = Sizi azdırdık; çünkü biz de azgınlardan olmuştuk.
Kadri Çelik = “Evet, biz sizi azdırdık, gerçekten biz de azgın kimselerdik.”
Muhammed Esed = O halde, sizi derin bir sapıklığa ittiğ(imiz eğer doğruysa), o zaman biz de vahim bir sapıklığa düşmüşüzdür!"
Mustafa İslamoğlu = Fakat biz sizi (aldatmadık), açıkca saptırdık; çünkü biz zaten sapıtmış kimselerdik.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Evet. Biz sizi sapıttırdık, muhakkak ki, biz de sapıklığa düşmüş kimseler idik.»
Ömer Öngüt = "Evet biz sizi kışkırttık. Çünkü kendimiz azgındık. "
Şaban Piriş = Evet sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimseler idik.
Sadık Türkmen = Evet, biz sizi saptırıp azdırdık. Çünkü, bizler de sapıtmış azgın kişiler idik.”
Seyyid Kutub = «Çünkü biz sizi baştan çıkardık. Zira biz de azgın kimselerdik.»
Suat Yıldırım = (29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."
Süleyman Ateş = "Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık (siz de bize uyunca azmış oldunuz)."
Tefhim-ul Kuran = «Evet, biz sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.»
Ümit Şimşek = 'Doğru, sizi biz baştan çıkardık; çünkü biz de azmış gitmiştik.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sizi saptırıp azdırmıştık. Çünkü biz de sapıp azmış kişilerdik."
İskender Ali Mihr = Evet, sizi biz azdırdık. Gerçekten biz azgınlar olmuştuk.
İlyas Yorulmaz = “Biz, azgın, isyan eden bir topluluk olduğumuz için, bizde sizi azdırdık” dediler.
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Sâffât / 33 -
Fe innehum yevme izin fîl azâbi muşterikûn(muşterikûne).
Diyanet İşleri = Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hiç şüphe yok ki bugün onlar, azapta ortaktırlar.
Abdullah Parlıyan = Doğrusu o gün, onlar azapta ortaktırlar.
Adem Uğur = Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki onlar, o süreçte azapta ortak olanlardır.
Ahmet Tekin = O halde, o gün onların hepsi azâba ortaktır.
Ahmet Varol = Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.
Ali Bulaç = Artık o gün onlar azabda ortaktırlar.
Ali Fikri Yavuz = O halde, hepsi o gün azabda ortaktırlar.
Ali Ünal = Madem öyle, o gün azabı hep birlikte çekeceklerdir.
Bayraktar Bayraklı = O gün onlar azap çekmede ortaktırlar.
Bekir Sadak = O gun hepsi azabda birlesirler.
Celal Yıldırım = Doğrusu onların hepsi o gün azâbda ortaktırlar.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz o gün, onlar azapta ortaktırlar.
Diyanet İşleri (eski) = O gün hepsi azabda birleşirler.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
Edip Yüksel = Böylece, o gün onlar azabta ortaktırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = O halde hepsi o gün azâbda müşterektirler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O halde hepsi o gün azapta ortaktırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
Gültekin Onan = Artık o gün onlar azabda ortaktırlar.
Harun Yıldırım = Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
Hasan Basri Çantay = Artık şübhe yok ki bunlar o gün azâbda ortakdırlar.
Hayrat Neşriyat = Artık şübhesiz ki o gün onlar, azabda ortaktırlar.
İbni Kesir = Artık o gün onlar, muhakkak ki azabda ortaktırlar.
Kadri Çelik = Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.
Muhammed Esed = O Gün onların hepsi ortak azaplarını paylaşacaklar.
Mustafa İslamoğlu = Şu halde onlar o gün azapta da ortak olacaklar;
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphesiz ki onlar o gün azapta ortak kimselerdir.
Ömer Öngüt = O halde o gün hepsi azapta müşterektirler.
Şaban Piriş = Doğrusu onlar, o gün, azapta müşterektirler.
Sadık Türkmen = Muhakkak o gün onlar, azapta ortaktırlar.
Seyyid Kutub = O gün hepsi azapta birleşirler.
Suat Yıldırım = O halde o gün hepsi azap çekmekte müşterektirler.
Süleyman Ateş = O gün onlar azâb (çekme)de ortaktırlar.
Tefhim-ul Kuran = Artık o gün onlar azabda ortaktırlar.
Ümit Şimşek = O gün hepsi azapta ortaktır.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar o gün azap içinde ortaklık kurmuşlardır.
İskender Ali Mihr = İşte muhakkak ki onlar, izin günü azapta ortak olanlardır.
İlyas Yorulmaz = İşte onlar o gün beraberce aynı azabın içinde olacaklar.
إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
Sâffât / 34 -
İnnâ kezâlike nef’alu bil mucrimîn(mucrimîne).
Diyanet İşleri = İşte biz suçlulara böyle yaparız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz, suçlulara böyle yaparız işte.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz biz günahlara batmış olanlara, böyle yaparız işte.
Adem Uğur = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Ahmed Hulusi = Kesinlikle biz, şirk suçunu açığa çıkaranlara işte bunu uygularız!
Ahmet Tekin = İşte biz, İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsileri, suçluları, günahkârları böyle yaparız.
Ahmet Varol = İşte biz suçlulara böyle yaparız.
Ali Bulaç = Doğrusu biz, suçlu, günahkarlara böyle yaparız.
Ali Fikri Yavuz = İşte biz, müşriklere böyle yaparız.
Ali Ünal = Hayatları günah hasadından ibaret inkârcı suçlulara işte böyle davranırız.
Bayraktar Bayraklı = İşte biz suçlulara böyle yaparız.
Bekir Sadak = Dogrusu suclulara boyle yapariz.
Celal Yıldırım = Şüphesiz biz, suçlu günahkârlara böyle muamele ederiz.
Cemal Külünkoğlu = (34-36) İşte biz, suçlulara böyle yaparız. Çünkü onlara: “Allah'tan başka ilah yoktur” denildiği zaman büyüklük taslayarak: “Deli bir şair için ilahlarımızı mı bırakalım?” diyorlardı.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
Diyanet Vakfi = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Edip Yüksel = Biz suçlulara böyle yaparız.
Elmalılı Hamdi Yazır = İşte biz mücrimlere böyle yaparız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte Biz suçlulara böyle yaparız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
Gültekin Onan = Doğrusu biz, suçlu, günahkarlara böyle yaparız.
Harun Yıldırım = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Hasan Basri Çantay = Biz (diğer) günahkârlara (da) muhakkak böyle yapacağız.
Hayrat Neşriyat = İşte biz, günahkârlara böyle yaparız.
İbni Kesir = Biz, suçlulara muhakkak böyle yaparız.
Kadri Çelik = Doğrusu biz, suçlu günahkârlara böyle yaparız.
Muhammed Esed = Günaha batmış olanlara işte böyle davranacağız:
Mustafa İslamoğlu = çünkü Biz suçu tabiat haline getirenlere işte böyle davranacağız.
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) Biz muhakkak ki, günahkârlara böyle yaparız. Şüphe yok ki onlara, «Allah'tan başka ilâh yoktur,» denildiği vakit tekebbürde bulunurlar.
Ömer Öngüt = Biz suçluları böyle yaparız.
Şaban Piriş = Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.
Sadık Türkmen = Işte biz, suçlu günahkarlara böyle yaparız!
Seyyid Kutub = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Suat Yıldırım = İşte Biz suçlulara böyle davranırız.
Süleyman Ateş = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Tefhim-ul Kuran = Doğrusu biz, suçlu, günahkârlara böyle yaparız.
Ümit Şimşek = Mücrimleri Biz işte böyle yaparız.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte böyle yaparız biz suçlulara/günahkârlara.
İskender Ali Mihr = Gerçekten Biz, mücrimlere (suçlulara) işte böyle yaparız.
İlyas Yorulmaz = Bizde suçlu olanlara böyle davranırız.
إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Sâffât / 35 -
İnnehum kânû izâ kîle lehum lâ ilâhe illâllâhu yestekbirûn(yestekbirûne).
Diyanet İşleri = Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki onlara Allah'tan başka yoktur tapacak dendi mi ululanmaya kalkışırlardı.
Abdullah Parlıyan = Çünkü bakın, ne zaman onlara “Allah'tan başka gerçek ilah yoktur” denilse, küstahça böbürlenirlerdi.
Adem Uğur = Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
Ahmed Hulusi = Onlara "lâ ilâhe İllâllah" gerçeğini kabullenin denildiğinde, muhakkak ki onlar benliklerini öne çıkarmışlardı!
Ahmet Tekin = Onlara ne zaman:'Hak ilâh yalnızca Allah’tır' deyin denilse, her defasında kelime-i tevhidi söylemeyi kibir-gurur meselesi yaparlar, zorbalık ederler.
Ahmet Varol = Çünkü onlar, kendilerine: 'Allah'tan başka ilâh yoktur' dendiğinde büyüklük taslıyorlardı.
Ali Bulaç = Çünkü onlara: "Allah'tan başka ilah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü onlara: “- Allah’dan başka hiç bir ilâh yoktur.” denildiği zaman, baş kaldırıyorlardı;
Ali Ünal = Neden böyle davranmayalım ki, çünkü kendilerine “Başka ilâh yok, ancak Allah vardır.” denildiğinde gurur ve kibirle şişer,
Bayraktar Bayraklı = Çünkü onlara, “Allah'tan başka tanrı yoktur” denildiğinde büyüklük taslarlardı.
Bekir Sadak = Onlara: «Allah'tan baska tanri yoktur» denildigi zaman suphesiz buyuklenirler.
Celal Yıldırım = Çünkü onlara : «Allah'tan başka tanrı yoktur» denildiği zaman büyüklük taslayıp (bunu kabul etmeyi gururlarına yediremediler).
Cemal Külünkoğlu = (34-36) İşte biz, suçlulara böyle yaparız. Çünkü onlara: “Allah'tan başka ilah yoktur” denildiği zaman büyüklük taslayarak: “Deli bir şair için ilahlarımızı mı bırakalım?” diyorlardı.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara: 'Allah'tan başka tanrı yoktur' denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
Diyanet Vakfi = Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
Edip Yüksel = Kendilerine 'La ilahe illa ALLAH' denildiğinde büyükleniyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü onlar «la ilahe illallah» denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü onlar kendilerine: «Allah'tan başka ilah yoktur.» denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü onlar, kendilerine: «Allah'tan başka ilâh yoktur» denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
Gültekin Onan = Çünkü onlara: "Tanrı'dan başka tanrı yoktur" denildiği zaman büyüklük taslarlardı.
Harun Yıldırım = Çünkü onlara: Allah'tan başka ilah yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
Hasan Basri Çantay = Çünkü onlar «Allahdan başka hiçbir Tanrı yok» denildiği vakit büyüklük taslarlardı,
Hayrat Neşriyat = Çünki onlar kendilerine: 'Allah’dan başka ilâh yoktur' denildiği zaman, büyüklük taslıyorlardı.
İbni Kesir = Çünkü onlara; Allah'tan başka ilah yoktur, denildiğinde, büyüklük taslarlardı.
Kadri Çelik = Çünkü onlara, “Allah'tan başka ilah yoktur” denildiği zaman büyüklük taslarlardı.
Muhammed Esed = çünkü bakın, ne zaman onlara "Allah'tan başka ilah yoktur!" denilse küstahça böbürlenirlerdi
Mustafa İslamoğlu = Şu bir gerçek ki, ne zaman kendilerine "Allah'tan başka ilah yoktur" denilmişse, mutlaka küstahça kibirlenmişler
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-35) Biz muhakkak ki, günahkârlara böyle yaparız. Şüphe yok ki onlara, «Allah'tan başka ilâh yoktur,» denildiği vakit tekebbürde bulunurlar.
Ömer Öngüt = Onlara: "Allah'tan başka ilâh yoktur. " denildiği zaman büyüklük taslarlardı.
Şaban Piriş = Çünkü onlar, kendilerine: -Allah’tan başka ilah yoktur, denildiği zaman büyüklenirlerdi.
Sadık Türkmen = Çünkü onlara: “Allah’tan başka İlâh yoktur” denildiği zaman büyükleniyorlar
Seyyid Kutub = Çünkü onlara 'Allah'dan başka ilah yoktur' denildiği zaman büyüklük taslarlardı.
Suat Yıldırım = (35-36) Çünkü onlara "Allah’tan başka ilah yok!" denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: "Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?" derlerdi.
Süleyman Ateş = Çünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı.
Tefhim-ul Kuran = Çünkü onlara: «Allah'tan başka ilah yoktur» denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.
Ümit Şimşek = Onlara 'Allah'tan başka tanrı yok' denince büyüklük taslıyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar, kendilerine, "Allah'tan başka ilah yoktur" dendiğinde, kibirleniyorlardı.
İskender Ali Mihr = Onlara: "Allah’tan başka İlâh yoktur." denildiği zaman, onlar mutlaka kibirleniyorlardı.
İlyas Yorulmaz = Onlar kendilerine “Allah’dan başka hiçbir ilah yok” denildiğinde büyüklenip bu sözü kabullenmediler.
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ
Sâffât / 36 -
Ve yekûlûne e innâ le târikû âlihetinâ li şâirin mecnûn(mecnûnin).
Diyanet İşleri = “Biz, deli bir şair için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve biz derlerdi, deli bir şâir için mâbutlarımızı bırakalım mı?
Abdullah Parlıyan = Ve “Mecnun bir şairin sözüyle, biz ilahlarımızı mı terkedeceğiz?” derlerdi.
Adem Uğur = Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız? derlerdi.
Ahmed Hulusi = "Tanrılarımızı, cinlenmiş bir şair için terk mi edeceğiz?" derlerdi.
Ahmet Tekin = 'Cinlere mahkûm olmuş, deli bir şâir için tanrılarımızı mı terk edeceğiz.' diyorlardı.
Ahmet Varol = 'Biz delirmiş bir şair için ilâhlarımızı mı terkedeceğiz? diyorlardı.
Ali Bulaç = Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?"
Ali Fikri Yavuz = Ve: “- Hiç bir mecnûn şair için, biz putlarımızı bırakır mıyız?” diyorlardı.
Ali Ünal = Ve “Şimdi biz, deli bir şair için ilâhlarımızı terk mi edeceğiz?!” derlerdi.
Bayraktar Bayraklı = Şöyle diyorlardı: “Ne yani, cin çarpmış bir şair için tanrılarımızı terk mi edelim?”
Bekir Sadak = "Deli bir sair yuzunden tanrilarimizi mi birakalim?» derlerdi.
Celal Yıldırım = Ve derlerdi ki: Deli bir şâir için hiç tanrılarımızı bırakır mıyız ?
Cemal Külünkoğlu = (34-36) İşte biz, suçlulara böyle yaparız. Çünkü onlara: “Allah'tan başka ilah yoktur” denildiği zaman büyüklük taslayarak: “Deli bir şair için ilahlarımızı mı bırakalım?” diyorlardı.
Diyanet İşleri (eski) = 'Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?' derlerdi.
Diyanet Vakfi = «Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?» derlerdi.
Edip Yüksel = 'Tanrılarımızı deli bir şair için mi terkedeceğiz?' diyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve «hiç biz mecnun şâır için ilâhlarımızı bırakır mıyız?» diyorlardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve «Biz hiç deli bir şair için ilahlarımızı bırakır mıyız?» diyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve: «Biz, hiç, bir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?» diyorlardı.
Gültekin Onan = Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için tanrılarımızı terk mi edeceğiz?"
Harun Yıldırım = "Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.
Hasan Basri Çantay = «Biz mecnun bir şâir için ma'budlarımızdan vaz mı geçecekmişiz?» derler (di).
Hayrat Neşriyat = Ve: 'Doğrusu biz, deli bir şâir için ilâhlarımızı gerçekten terk edecek kimseler miyiz?' diyorlardı.
İbni Kesir = Ve derlerdi ki: Deli bir şair için mi ilahlarımızı terkedeceğiz?
Kadri Çelik = Ve derlerdi ki: “Biz, deli bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?”
Muhammed Esed = ve "Mecnun bir şairin sözüyle biz ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" derlerdi.
Mustafa İslamoğlu = ve "Ne yani, şimdi kalkıp da mecnun bir şairin sözüne uyup ilahlarımızı mı terk edelim?" demişlerdir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve derler ki: «Mecnun bir şair için kendi ilâhlarımızı biz mi terkedeceğiz?»
Ömer Öngüt = "Cinlenmiş bir şâirin hatırı için biz ilâhlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.
Şaban Piriş = -Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz? derlerdi.
Sadık Türkmen = Ve diyorlardı ki: “Biz, mecnun bir şair için ilâhlarımızı terk mi edeceğiz?”
Seyyid Kutub = Deli bir şair için tanrılarımızı mı bırakalım? derlerdi.
Suat Yıldırım = (35-36) Çünkü onlara "Allah’tan başka ilah yok!" denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: "Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?" derlerdi.
Süleyman Ateş = "Cinlenmiş bir şâir için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz?" derlerdi.
Tefhim-ul Kuran = Ve derlerdi ki: «Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?»
Ümit Şimşek = 'Delirmiş bir şairin hatırı için tanrılarımızı mı terk edelim?' diyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve şöyle diyorlardı: "Mecnun bir şair yüzünden ilahlarımızı mı terk edeceğiz?"
İskender Ali Mihr = Ve onlar: "Mecnun (deli) bir şair için, gerçekten biz, ilâhlarımızı terkedenler mi olacağız?" diyorlar(dı).
İlyas Yorulmaz = “Ne yani, biz şimdi, bir delinin bir şairin sözüyle ilahlarımızı mı terk edeceğiz?” dediler.
بَلْ جَاء بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
Sâffât / 37 -
Bel câe bil hakkı ve saddakal murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır, o, gerçeği getirmiştir ve peygamberlerin gerçek olduğunu bildirmiştir.
Abdullah Parlıyan = Hayır, asla! O peygamber gerçeği getirmiştir ve O Allah'ın önceki elçilerinin bildirdikleri hakikatı, tasdik etmektedir.
Adem Uğur = Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Ahmed Hulusi = Hayır, O, Hak olarak gelmiştir ve Rasûlleri de tasdik etmiştir.
Ahmet Tekin = Hayır! Muhammed, gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak kitap Kur’ân ile geldi. Özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen bütün peygamberleri de tasdik etti.
Ahmet Varol = Hayır o hakkı getirmiş ve (daha önce) gönderilmiş elçileri doğrulamıştı.
Ali Bulaç = Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu O (Peygamber) Kur’an ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
Ali Ünal = Asla, (O ne delidir, ne şair). O, gerçeği getirmiş olup, (kendisinden önce gelmiş) bütün rasûlleri de tasdik etmektedir.
Bayraktar Bayraklı = Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Bekir Sadak = Hayir; o, gercegi getirmis ve peygamberleri dogrulamisti.
Celal Yıldırım = Hayır, (O, deli değildir). O, hakk ile gelmiş ve peygamberleri tasdîk etmiştir.
Cemal Külünkoğlu = Hayır! (O ne delidir ne de şair,) o, hakkı getirmiş ve gönderilen elçileri de doğrulamıştır.
Diyanet İşleri (eski) = Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
Diyanet Vakfi = Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Edip Yüksel = Doğrusu, o, gerçeği getirmiş ve elçileri doğrulamıştır. Yine O diriltecektir. O her türlü yaratmayı bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır o hakk ile geldi ve bütün Peygamberleri tasdik eyledi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hayır, o hak ile geldi ve bütün peygamberleri doğruladı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
Gültekin Onan = Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
Harun Yıldırım = Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Hasan Basri Çantay = Hayır, o, hak (ve hakıykat) ı getirmiş, bütün peygamberleri de tasdıyk etmişdir.
Hayrat Neşriyat = Hayır! (O,) hakkı getirdi ve (bütün) peygamberleri tasdîk etti.
İbni Kesir = Hayır, O; hakkı getirmiş ve peygamberleri tasdik etmişti.
Kadri Çelik = Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilenleri de doğrulamıştır.
Muhammed Esed = Hayır, asla! (Sizin deli şair dediğiniz) o kişi hakikati getirmiştir; ve o, (Allah'ın önceki) elçilerinin (bildirdikleri) hakikati tasdik etmektedir.
Mustafa İslamoğlu = Hayır! Bilakis o, hakikati getirmiş ve (önceki) elçileri tasdik etmiştir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Hayır. O hak ile geldi ve peygamberleri tasdik etti.
Ömer Öngüt = Hayır! Doğrusu o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri de doğrulamıştı.
Şaban Piriş = Hayır, O, gerçeği getirdi ve peygamberleri doğruladı.
Sadık Türkmen = Aksine o gerçeği getirmişti ve elçileri de doğrulamıştı.
Seyyid Kutub = Hayır! O gerçeği getirmiş ve peygamberleri de doğrulamıştı.
Suat Yıldırım = Hayır! o deli değildir. O size gerçeğin ta kendisini getiren ve bütün peygamberleri tasdik eden bir resuldür.
Süleyman Ateş = "Hayır, o (ne şâirdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı."
Tefhim-ul Kuran = Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (peygamber)leri de doğrulamıştı.
Ümit Şimşek = Halbuki o hakkı getirmiş ve diğer bütün peygamberleri de doğrulamıştı.
Yaşar Nuri Öztürk = Hayır, öyle değil! O, hakkı getirmişti. Diğer peygamberleri de tasdik etmişti.
İskender Ali Mihr = Hayır, o hakkı getirdi. Ve mürselleri (gönderilmiş olan resûlleri) tasdik etti.
İlyas Yorulmaz = Hayır, o elçi, yalnızca gerçek doğruları (hakkı) getirmiş ve (önceki elçilerin getirdiklerini) doğrulamıştı.
إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
Sâffât / 38 -
İnnekum le zâikûl azâbil elîm(elîmi).
Diyanet İşleri = Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hiç şüphe yok ki o elemli azâbı tadacaksınız elbet.
Abdullah Parlıyan = Bakın, siz öteki dünyada acıklı azabı tadacaksınız.
Adem Uğur = Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki siz o feci azabı tadıcılarsınız!
Ahmet Tekin = Elbette siz can yakıp inleten müthiş azâbı tadacaksınız.
Ahmet Varol = Şüphesiz siz acıklı azabı tadacaksınız.
Ali Bulaç = Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız."
Ali Fikri Yavuz = Elbette siz (ey Mekke halkı, tekzib etmekle) o acıklı azabı tadacaksınız.
Ali Ünal = Ama açık ki siz, o acı azabı tatmaya mahkûm bulunuyorsunuz; (bulunuyorsunuz ki, böyle davranıyorsunuz).
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz siz acı azabı tadacaksınız.
Bekir Sadak = suphesiz siz can yakici azabi tadacaksiniz.
Celal Yıldırım = Ve sizler, elbette elem verici azabı tadacaksınız.
Cemal Külünkoğlu = (38-39) Muhakkak ki siz elem dolu azabı tadacaksınız. Aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
Diyanet Vakfi = Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Edip Yüksel = Siz elbette acı azabı tadacaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Elbette siz o elîm azâbı tadacaksınız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
Gültekin Onan = Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız.
Harun Yıldırım = Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Hasan Basri Çantay = Elbette siz o acıklı azâbı tadıcısınız.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki siz, o elemli azâbı gerçekten tadıcılarsınız.
İbni Kesir = Elbette siz, elim azabı tadacaksınız.
Kadri Çelik = Hiç tartışmasız, siz, acıklı azabı tadıcılarsınız.
Muhammed Esed = Bakın siz, (öteki dünyada) acıklı azabı tadacaksınız,
Mustafa İslamoğlu = Şu kesin ki siz, acıklı bir azabı hak ettiniz;
Ömer Nasuhi Bilmen = (38-39) Şüphe yok ki, siz elbette o pek acıklı azabı tadıcılarsınız. Ve siz, başka şeyle değil, ancak yapar olduğunuz şeyler ile (cezalandırılacaksınız).
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki siz o pek acıklı azabı tadacaksınız.
Şaban Piriş = Siz ise, o acı veren azabı tadacaksınız.
Sadık Türkmen = Şüphesiz siz, acıklı azabı tadıcılarsınız.
Seyyid Kutub = Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
Suat Yıldırım = (38-39) Siz yarın âhirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).
Süleyman Ateş = "Siz acı azâbı tadacaksınız!"
Tefhim-ul Kuran = Hiç tartışmasız, siz, acıklı azabı tadıcılarsınız.»
Ümit Şimşek = O acı azabı mutlaka tadacaksınız.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, siz o acıklı azabı mutlaka tadacaksınız!
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki siz, elîm azabı mutlaka tadacak olanlarsınız.
İlyas Yorulmaz = Elbetteki siz bu tutumunuzla can yakıcı bir azabı tadacaksınız.
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Sâffât / 39 -
Ve mâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Diyanet İşleri = Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ancak yaptığınız neyse onun karşılığı olarak cezâlanacaksınız.
Abdullah Parlıyan = Ve ancak yaptığınız neyse, onun karşılığı olarak cezalanacaksınız.
Adem Uğur = Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
Ahmed Hulusi = Yaptıklarınızın sonucundan başka bir şey yaşamazsınız!
Ahmet Tekin = Sadece işlediğiniz amellerin cezasını çekeceksiniz.
Ahmet Varol = Siz yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmazsınız.
Ali Bulaç = Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Ali Fikri Yavuz = Ve (dünyada) yapmış olduğunuz şeylerden başkasıyla cezalandırılmıyacaksınız.
Ali Ünal = Her ne yapıyor iseniz, ancak onun karşılığını görürsünüz.
Bayraktar Bayraklı = Size, sadece yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.
Bekir Sadak = Yaptiginizdan baska birseyle cezalanmiyacaksiniz.
Celal Yıldırım = Ve ancak siz, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız.
Cemal Külünkoğlu = (38-39) Muhakkak ki siz elem dolu azabı tadacaksınız. Aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.
Diyanet İşleri (eski) = Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
Diyanet Vakfi = Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
Edip Yüksel = Sadece yapmış olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Maamafih başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalanacaksınız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
Gültekin Onan = Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Harun Yıldırım = Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
Hasan Basri Çantay = Yapmakda idiğiniz şeylerden başkasiyle de cezalandırılmayacaksınız.
Hayrat Neşriyat = Ve sâdece yapmakta olduklarınızın karşılığını göreceksiniz.
İbni Kesir = Ve yapmış olduğunuzdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Kadri Çelik = Yapmakta olduklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Muhammed Esed = ama yapmış olduğunuzdan başka bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.
Mustafa İslamoğlu = ve yaptıklarınızın dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.
Ömer Nasuhi Bilmen = (38-39) Şüphe yok ki, siz elbette o pek acıklı azabı tadıcılarsınız. Ve siz, başka şeyle değil, ancak yapar olduğunuz şeyler ile (cezalandırılacaksınız).
Ömer Öngüt = Ve ancak kendi yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
Şaban Piriş = Ancak yaptıklarınızın cezasını göreceksiniz.
Sadık Türkmen = Yapmış olduklarınızdan başkasıyla cezalandırılmıyorsunuz!
Seyyid Kutub = Sadece yaptığınız işlerle cezalandırılıyorsunuz.
Suat Yıldırım = (38-39) Siz yarın âhirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).
Süleyman Ateş = "Sadece yaptığınız (işler)le cezâlanıyorsunuz!"
Tefhim-ul Kuran = Yapmakta olduklarınızdan başkasıyla cezalanmayacaksınız.
Ümit Şimşek = Yaptıklarınızın karşılığından başka birşey görmeyeceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve yalnız, yapıp ettiklerinizin karşılığıyla cezalandırılacaksınız.
İskender Ali Mihr = Ve yapmış olduklarınızdan başka bir şeyle cezalandırılmazsınız.
İlyas Yorulmaz = Yalnızca yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Sâffât / 40 -
İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
Diyanet İşleri = Ancak Allah’ın halis kulları başka.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak ihlâsa eren Allah kulları müstesnâ.
Abdullah Parlıyan = Ancak Allah'ın samimi, gösterişten uzak kullarına böyle davranılmayacak.
Adem Uğur = (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
Ahmed Hulusi = Allâh'ın ihlâsa (samimiyete, sâfiyete) erdirilmiş kulları (azaptan) müstesna.
Ahmet Tekin = Beni ilâh tanıyan, candan müslüman olarak bana bağlanan hâlis kullarım, samimi kullarım ceza görmeyecek.
Ahmet Varol = Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.
Ali Bulaç = Ancak muhlis olan kullar başka.
Ali Fikri Yavuz = Şu kadar ki, Allah’ın ihlâs sahibi kulları müstesnadır.
Ali Ünal = Buna mukabil, Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları bundan müstesnadır.
Bayraktar Bayraklı = Ancak, Allah'ın hâlis kulları istisna edilecektir.
Bekir Sadak = Ancak Allah'a icten bagli kullar bunun disindadir.
Celal Yıldırım = Ancak Allah'ın (imân temeli üzerinde gelişip) iyi niyetli, gösterişten uzak, samimi kulları müstesna..
Cemal Külünkoğlu = Ancak Allah'a gönülden bağlı olan kullar bu cezanın dışındadır.
Diyanet İşleri (eski) = Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
Diyanet Vakfi = (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
Edip Yüksel = Kendilerini sadece ALLAH'a adamış kulları hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır = Müstesnâ ancak Allahın ıhlâs verilmiş kulları
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak Allah'ın ihlasa mazhar kılınmış kulları müstesnadır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
Gültekin Onan = Ancak muhlis olan kullar başka.
Harun Yıldırım = Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
Hasan Basri Çantay = Allahın ihlâsa (ve samîmiyyete) erdirilmiş kulları müstesna.
Hayrat Neşriyat = Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâ.
İbni Kesir = Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.
Kadri Çelik = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kulları müstesna.
Muhammed Esed = Ancak Allah'ın halis kullarına böyle davranılmayacak:
Mustafa İslamoğlu = Ancak, imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah'ın desteklediği kulları hariç:
Ömer Nasuhi Bilmen = (40-42) Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kulları müstesna. Onlar var ya, onlar için malûm rızk vardır. (Her nevi) Meyveler (vardır) ve onlar ikrâm olunmuşlardır.
Ömer Öngüt = Ancak Allah'ın hâlis kulları (bu azaptan) istisnâ edilecek.
Şaban Piriş = Ancak Allah’ın ihlaslı kulları hariç.
Sadık Türkmen = Ancak, Allah’ın samimi kulları hariç!
Seyyid Kutub = Ancak Allah'a gönülden bağlı kulları bu cezanın dışındadır.
Suat Yıldırım = (Lâkin Allah’ın) ihlasa erdirdiği kulları, yaptıklarının mükâfatını, kat kat fazlasıyla alacaklardır.
Süleyman Ateş = Ancak Allâh'ın hâlis kulları bu cezânın dışındadır.
Tefhim-ul Kuran = Ancak muhlis olan kullar başka.
Ümit Şimşek = Ancak Allah'ın ihlâsa erdirdiği kulları müstesna.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah'ın içtenliğe erdirilmiş temiz kulları başkadır.
İskender Ali Mihr = Allah’ın muhlis (halis) kulları hariç.
İlyas Yorulmaz = Allah’ın kullarından, Allah’a gereği gibi kulluk edenlere gelince.
أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
Sâffât / 41 -
Ulâike lehum rızkun ma’lûm(ma’lûmun).
Diyanet İşleri = (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öyle kişilerdir onlar ki onlaradır mâlum rızık.
Abdullah Parlıyan = Öteki dünyada o samimi kullar için, özellikleri belli, yani yabancısı olmadıkları rızıklar vardır.
Adem Uğur = Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
Ahmed Hulusi = İşte onlar için bilinen (takdir edilmiş olan) bir rızık vardır.
Ahmet Tekin = İşte onlara görünüşü, tadı, kokusu belirlenmiş dillere destan rızıklar var.
Ahmet Varol = İşte onlar için bilinen bir rızık vardır.
Ali Bulaç = İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
Ali Fikri Yavuz = İşte bunlar için, (özellikleri) belli bir rızık vardır:
Ali Ünal = O kudsî zatlar –onlar için özel hazırlanmış nimetler vardır:
Bayraktar Bayraklı = Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
Bekir Sadak = (41-44) Iste bildirilen rizik ve meyveler onlaradir. Nimet cennetlerinde, karsilikli tahtlar uzerinde kendilerine ikram olunur.
Celal Yıldırım = İşte bunlar için bilinen, belirlenen bir rızık vardır;
Cemal Külünkoğlu = (41-44) İşte onlar için belirlenmiş bir rızık, türlü meyveler vardır. Onlar nimetlerle dolu cennetlerde, birbirlerine karşı tahtlar üzerinde (otururlarken) kendilerine sürekli ikramda bulunulur.
Diyanet İşleri (eski) = (41-44) İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.
Edip Yüksel = Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlar için bir «ma'lûm rızık» var
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Gültekin Onan = İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
Harun Yıldırım = Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
Hasan Basri Çantay = Öteki dünyada o samimi kullar için, özellikleri belli, yani yabancısı olmadıkları rızıklar vardır.
Hayrat Neşriyat = (41-42) İşte onlar var ya, kendileri için ma'lûm bir rızık, türlü meyveler vardır. Ve onlar, ikrâm olunacak kimselerdir.
İbni Kesir = İşte onlar için, ma'lum bir rızık vardır.
Kadri Çelik = İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Muhammed Esed = (öteki dünyada) onlar için, yabancısı olmadıkları bir rızık hazırlanacaktır
Mustafa İslamoğlu = işte onlar için (ahirette) belirlenmiş bir rızık vardır;
Ömer Nasuhi Bilmen = (40-42) Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kulları müstesna. Onlar var ya, onlar için malûm rızk vardır. (Her nevi) Meyveler (vardır) ve onlar ikrâm olunmuşlardır.
Ömer Öngüt = Onlar için bilinen bir rızık vardır.
Şaban Piriş = Onlar için bilinen rızıklar vardır.
Sadık Türkmen = Işte onlar, onlar için bilinen bir rızık vardır.
Seyyid Kutub = Onlar için bilinen rızık vardır.
Suat Yıldırım = (41-42) Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.
Süleyman Ateş = Onlar için bilinen bir rızık vardır.
Tefhim-ul Kuran = İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
Ümit Şimşek = Orada onlar için âşinâ rızıklar vardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar için belirlenmiş bir rızık vardır.
İskender Ali Mihr = İşte onlar; onlar için malûm (bilinen) bir rızık vardır.
İlyas Yorulmaz = Onlar için bilinen rızıklar var.
فَوَاكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ
Sâffât / 42 -
Fevâkihu, ve hum mukramûn(mukramûne).
Diyanet İşleri = (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yemişler ve onlar, büyük derecelere nâil olanlardır.
Abdullah Parlıyan = Her türlü meyveler… Onlar orada ağırlanıp dururlar.
Adem Uğur = (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
Ahmed Hulusi = Meyveler (elde etmiş oldukları kuvvelerin getirileri). . . Onlar ikram olunanlardır.
Ahmet Tekin = Meyvalar toplanacak. Kendilerine ikram edilecek.
Ahmet Varol = (Türlü) meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
Ali Bulaç = Çeşitli meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
Ali Fikri Yavuz = Türlü meyvalar... Onlar hep ikram olunurlar;
Ali Ünal = Türlü türlü meyveler; onlar, büyük bir izzet ve ikrama mahzardırlar,
Bayraktar Bayraklı = (42-44) Türlü meyveler vardır. Onlar nimet cennetlerinde karşılıklı koltuklarda ağırlanacaklardır.
Bekir Sadak = (41-44) Iste bildirilen rizik ve meyveler onlaradir. Nimet cennetlerinde, karsilikli tahtlar uzerinde kendilerine ikram olunur.
Celal Yıldırım = (42-43) Meyveler (sunulur) ve kendileri Nîmet Cennet'inde (veya Naîm Cenneti'nde) ağırlanırlar.
Cemal Külünkoğlu = (41-44) İşte onlar için belirlenmiş bir rızık, türlü meyveler vardır. Onlar nimetlerle dolu cennetlerde, birbirlerine karşı tahtlar üzerinde (otururlarken) kendilerine sürekli ikramda bulunulur.
Diyanet İşleri (eski) = (41-44) İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.
Edip Yüksel = Meyvelerle ağırlanacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Meyveler ve onlar hep ikram olunurlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Meyveler vardır. Onlara daima ikram edilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (42-43) Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Gültekin Onan = Çeşitli meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
Harun Yıldırım = (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
Hasan Basri Çantay = Türlü meyveler. Onlar (izzet ve) ikram edilmiş kimselerdir,
Hayrat Neşriyat = (41-42) İşte onlar var ya, kendileri için ma'lûm bir rızık, türlü meyveler vardır. Ve onlar, ikrâm olunacak kimselerdir.
İbni Kesir = Ve meyveler. Onlar, ikram edilenlerdir;
Kadri Çelik = Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.
Muhammed Esed = (yeryüzündeki hayatlarının) ürünü olarak; ve onlar ağırlanacaklardır
Mustafa İslamoğlu = lezzet kaynağı her tür ürün... Zira onlar (tarifsiz bir) ikrama mazhar olacaklar;
Ömer Nasuhi Bilmen = (40-42) Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kulları müstesna. Onlar var ya, onlar için malûm rızk vardır. (Her nevi) Meyveler (vardır) ve onlar ikrâm olunmuşlardır.
Ömer Öngüt = Türlü meyveler kendilerine ikram edilmektedir.
Şaban Piriş = Meyveler ve onlar ikrama layık olanlardır.
Sadık Türkmen = Türlü meyveler ve ikramla ağırlananlardır.
Seyyid Kutub = Çeşit çeşit meyveler vardır.
Suat Yıldırım = (41-42) Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.
Süleyman Ateş = (Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar.
Tefhim-ul Kuran = Çeşitli meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
Ümit Şimşek = Ve meyveler vardır. Sürekli ikramlara erişirler.
Yaşar Nuri Öztürk = Çeşit çeşit meyveler vardır. İkramla karşılanan kişilerdir onlar.
İskender Ali Mihr = Ve meyveler, onlar ikram olunanlardır.
İlyas Yorulmaz = O cennetin (bahçenin) meyvelerinden ikram olunurlar.
فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Sâffât / 43 -
Fî cennâtin naîm(naîmi).
Diyanet İşleri = Onlar Naîm cennetlerindedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ebedî Naîm cennetlerinde.
Abdullah Parlıyan = Nimetlerle dolu cennetlerde.
Adem Uğur = Naîm cennetlerinde.
Ahmed Hulusi = Nimetler cennetlerinde.
Ahmet Tekin = Nimetlerle dolu Cennetlerde ikram edilecek.
Ahmet Varol = Nimetleri bol cennetlerde.
Ali Bulaç = Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
Ali Fikri Yavuz = Naîm Cennetlerinde,
Ali Ünal = Nimetlerle kaynayan cennetlerde.
Bayraktar Bayraklı = (42-44) Türlü meyveler vardır. Onlar nimet cennetlerinde karşılıklı koltuklarda ağırlanacaklardır.
Bekir Sadak = (41-44) Iste bildirilen rizik ve meyveler onlaradir. Nimet cennetlerinde, karsilikli tahtlar uzerinde kendilerine ikram olunur.
Celal Yıldırım = (42-43) Meyveler (sunulur) ve kendileri Nîmet Cennet'inde (veya Naîm Cenneti'nde) ağırlanırlar.
Cemal Külünkoğlu = (41-44) İşte onlar için belirlenmiş bir rızık, türlü meyveler vardır. Onlar nimetlerle dolu cennetlerde, birbirlerine karşı tahtlar üzerinde (otururlarken) kendilerine sürekli ikramda bulunulur.
Diyanet İşleri (eski) = (41-44) İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.
Edip Yüksel = Nimet cennetlerinde.
Elmalılı Hamdi Yazır = Naîm Cennetlerinde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Naim cennetlerinde.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (42-43) Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
Gültekin Onan = Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
Harun Yıldırım = Naîm cennetlerinde .
Hasan Basri Çantay = Naıym cennetlerinde,
Hayrat Neşriyat = (43-44) Naîm Cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
İbni Kesir = Naim cennetlerinde,
Kadri Çelik = Nimetlerle donatılmış cennetlerde.
Muhammed Esed = nimet bahçelerinde,
Mustafa İslamoğlu = nimetlerle tıka basa dolu olan cennetlerde;
Ömer Nasuhi Bilmen = (43-46) Naîm cennetlerde. Birbirleriyle karşı karşıya tahtlar üzerinde. Onların üzerlerine ırmaktan bir bardak ile dolaşılır. Bembeyaz, içenler için lezzetli.
Ömer Öngüt = Naim cennetlerinde.
Şaban Piriş = Nimet cennetlerinde.
Sadık Türkmen = Nimetlerle dolu cennetlerde,
Seyyid Kutub = Nimet cennetlerinde.
Suat Yıldırım = (43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.
Süleyman Ateş = Ni'met cennetlerinde.
Tefhim-ul Kuran = Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
Ümit Şimşek = Nimetlerle dolu Cennetlerdedirler.
Yaşar Nuri Öztürk = Nimetlerle dolu cennetlerdedirler.
İskender Ali Mihr = Naîm cennetlerinde.
İlyas Yorulmaz = Nimet bahçelerinin içinde.
عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ
Sâffât / 44 -
Alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).
Diyanet İşleri = Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Karşılıklı tahtlara otururlar.
Abdullah Parlıyan = Mutluluk koltukları üzerinde, karşılıklı oturup birbirlerine sevgi ile bakışarak.
Adem Uğur = Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Ahmed Hulusi = Serirler (makamlar) üzerinde karşılıklı olarak otururlar.
Ahmet Tekin = Karşılıklı tahtlar üzerinde otururlarken ikram edilecek.
Ahmet Varol = Tahtlar üzerinde birbirlerine karşı (otururlar).
Ali Bulaç = Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
Ali Fikri Yavuz = Karşılıklı tahtlar üzerinde...
Ali Ünal = Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Bayraktar Bayraklı = (42-44) Türlü meyveler vardır. Onlar nimet cennetlerinde karşılıklı koltuklarda ağırlanacaklardır.
Bekir Sadak = (41-44) Iste bildirilen rizik ve meyveler onlaradir. Nimet cennetlerinde, karsilikli tahtlar uzerinde kendilerine ikram olunur.
Celal Yıldırım = Kanepeler üstünde karşılıklı otururlar.
Cemal Külünkoğlu = (41-44) İşte onlar için belirlenmiş bir rızık, türlü meyveler vardır. Onlar nimetlerle dolu cennetlerde, birbirlerine karşı tahtlar üzerinde (otururlarken) kendilerine sürekli ikramda bulunulur.
Diyanet İşleri (eski) = (41-44) İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.
Edip Yüksel = Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Karşılıklı tahtlar üzerinde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Karşılıklı tahtlar üzerinde.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
Gültekin Onan = Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
Harun Yıldırım = Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Hasan Basri Çantay = Birbiriyle karşılıklı tahtlar üzerinde.
Hayrat Neşriyat = (43-44) Naîm Cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
İbni Kesir = Karşılıklı tahtlar üzerinde.
Kadri Çelik = Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
Muhammed Esed = mutluluk tahtları üzerinde birbirlerine (sevgi ile) bakışarak.
Mustafa İslamoğlu = muhteşem tahtlarda birbirlerini sevgi dolu gözlerle süzerek...
Ömer Nasuhi Bilmen = (43-46) Naîm cennetlerde. Birbirleriyle karşı karşıya tahtlar üzerinde. Onların üzerlerine ırmaktan bir bardak ile dolaşılır. Bembeyaz, içenler için lezzetli.
Ömer Öngüt = Tahtlar üzerinde karşılıklı oturmaktadırlar.
Şaban Piriş = Karşılıklı koltuklar üzerinde.
Sadık Türkmen = Karşılıklı tahtlar üzerinde.
Seyyid Kutub = Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Suat Yıldırım = (43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.
Süleyman Ateş = Tahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar.
Tefhim-ul Kuran = Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
Ümit Şimşek = Karşılıklı koltuklara kurulmuşlardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Karşılıklı koltuklar üzerindedirler.
İskender Ali Mihr = Karşılıklı tahtlar üzerinde.
İlyas Yorulmaz = Koltukların üzerine yaslanmışlar.
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِن مَّعِينٍ
Sâffât / 45 -
Yutâfu aleyhim bi ke’sin min maîn(maînin).
Diyanet İşleri = (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kaynakları meydanda, akıp duran şarap ırmaklarından taslar sunulur onlara.
Abdullah Parlıyan = Aralarında tertemiz pınarlardan içeceklerle doldurulmuş kadehler dolaştırılacak.
Adem Uğur = Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Ahmed Hulusi = Kaynaktan (Esmâ hakikatinden) doldurulmuş kâseleri (kuvveleri) gezdirilir.
Ahmet Tekin = Önlerinde meşrubat pınarlarından, ırmaklarından doldurulmuş kadehler dolaştırılacak.
Ahmet Varol = Kaynaktan doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolaşılır.
Ali Bulaç = Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
Ali Fikri Yavuz = Göze şarabından dolu bir kadehle, (hizmet için) etraflarında dolaşılır.
Ali Ünal = Bir kâse dolaştırılır etraflarında, çağıldayan tertemiz bir kaynaktan doldurulmuş,
Bayraktar Bayraklı = (45-46) Aralarında bembeyaz, içenlerin lezzet aldığı kaynaklardan doldurulmuş kadehler dolaştırılacaktır.
Bekir Sadak = (45-47) Basagrisi vermeyen, sarhos etmeyen, icenlere zevk bahseden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmus kadehler sunulur.
Celal Yıldırım = Pınardan dolu kâseler ile etraflarında dolaşılır.
Cemal Külünkoğlu = (45-47) Aralarında bembeyaz, içenlere pek hoş gelen dupduru pınardan (doldurulmuş) bir kâse dolaştırılır. Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
Diyanet İşleri (eski) = (45-47) Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Diyanet Vakfi = Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Edip Yüksel = Onlara pınarlardan doldurulmuş kadehler sunulur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Maînden bir ke's ile üzerlerine pırlanılır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Akan kaynaktan dolu kadehlerle kendilerine pırlanılır (sunulur).
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (45-46) İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Gültekin Onan = Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
Harun Yıldırım = Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Hasan Basri Çantay = Onların her biri (şerâb-ı) maıynden türlü kadehlerle tavaf (ve ziyaret edilir (ler).
Hayrat Neşriyat = Pınardan (doldurulmuş) kadehlerle, (onların) etraflarında dolaşılır.
İbni Kesir = Kendilerine kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur,
Kadri Çelik = Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Muhammed Esed = Aralarında dupduru pınarlardan (içecekle doldurulmuş) bir kase dolaştırılacak,
Mustafa İslamoğlu = Aralarında kaynağından doldurulmuş kadehlerle kendilerine servis yapılacak;
Ömer Nasuhi Bilmen = (43-46) Naîm cennetlerde. Birbirleriyle karşı karşıya tahtlar üzerinde. Onların üzerlerine ırmaktan bir bardak ile dolaşılır. Bembeyaz, içenler için lezzetli.
Ömer Öngüt = Kendilerine kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Şaban Piriş = (45-46) Etraflarında berrak bir kaynaktan, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
Sadık Türkmen = Üzerlerinde kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır;
Seyyid Kutub = Önlerinden akan kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır.
Suat Yıldırım = (43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.
Süleyman Ateş = Önlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Tefhim-ul Kuran = Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerine dolaşılır.
Ümit Şimşek = Çevrelerinde pınarlardan doldurulmuş kadehler dolaştırılır.
Yaşar Nuri Öztürk = Kaynaktan doldurulmuş kadehler dolandırılır çevrelerinde.
İskender Ali Mihr = Onların etrafında akan sudan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
İlyas Yorulmaz = Leziz kaynaklardan doldurulmuş bardaklarla etraflarında dolaşılır.
بَيْضَاء لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ
Sâffât / 46 -
Beydâe lezzetin liş şâribîn(şâribîne).
Diyanet İşleri = (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bembeyazdır o şarap, lezzetlidir içenlere.
Abdullah Parlıyan = Bembeyazdır o içecek ve içenlere lezzet ve zevk verir.
Adem Uğur = (45-47) Basagrisi vermeyen, sarhos etmeyen, icenlere zevk bahseden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmus kadehler sunulur.
Ahmed Hulusi = Bembeyaz (marifet nuru), içenlere (kullananlara) keyif veren kâseler (kuvveler).
Ahmet Tekin = Bembeyaz, içenlere lezzet veren, dolu kadehler dolaştırılacak.
Ahmet Varol = Bembeyaz, içenlere lezzet veren (bir içki).
Ali Bulaç = Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).
Ali Fikri Yavuz = Bembeyaz, içenlere lezzetli...
Ali Ünal = Duru mu duru ve içenlere lezzet verir;
Bayraktar Bayraklı = (45-46) Aralarında bembeyaz, içenlerin lezzet aldığı kaynaklardan doldurulmuş kadehler dolaştırılacaktır.
Bekir Sadak = (45-47) Basagrisi vermeyen, sarhos etmeyen, icenlere zevk bahseden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmus kadehler sunulur.
Celal Yıldırım = Bembeyaz, içenlere lezzet verir.
Cemal Külünkoğlu = (45-47) Aralarında bembeyaz, içenlere pek hoş gelen dupduru pınardan (doldurulmuş) bir kâse dolaştırılır. Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
Diyanet İşleri (eski) = (45-47) Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Diyanet Vakfi = Berraktır, içenlere lezzet verir.
Edip Yüksel = Durudur, içenlere zevk ve lezzet verir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bembeyaz, içenlere lezzet
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bembeyaz, içenler için lezzetli.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (45-46) İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
Gültekin Onan = Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki):
Harun Yıldırım = Berraktır, içenlere lezzet verir.
Hasan Basri Çantay = Bembeyaz. İçenlere bir lezzet.
Hayrat Neşriyat = (O içecekler ki) bembeyazdır; içenler için lezzetlidir.
İbni Kesir = Ki bembeyazdır, içenlere zevk verir.
Kadri Çelik = Bembeyaz, içenlere lezzet (veren bir içecek).
Muhammed Esed = berrak ve içenlere tat veren (bir içecek);
Mustafa İslamoğlu = içenlere tarifsiz bir lezzet veren berraklıkta olacak;
Ömer Nasuhi Bilmen = (43-46) Naîm cennetlerde. Birbirleriyle karşı karşıya tahtlar üzerinde. Onların üzerlerine ırmaktan bir bardak ile dolaşılır. Bembeyaz, içenler için lezzetli.
Ömer Öngüt = O berraktır ve içenlere lezzet verir.
Şaban Piriş = (45-46) Etraflarında berrak bir kaynaktan, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
Sadık Türkmen = Bembeyazberrak içenlere lezzet veren.
Seyyid Kutub = Berraktır, içenlere lezzet veren bir içki.
Suat Yıldırım = (43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.
Süleyman Ateş = Berrak, içenlere lezzet veren bir içki.
Tefhim-ul Kuran = Bembeyaz, içenlere lezzet (veren bir içki).
Ümit Şimşek = Bembeyazdır, içenlere pek hoş gelir.
Yaşar Nuri Öztürk = Bembeyaz, içenlere lezzet sunan kadehler.
İskender Ali Mihr = Berrak, içenler için lezzetli.
İlyas Yorulmaz = İçenler için bembeyaz lezzetli içecekler.
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
Sâffât / 47 -
Lâ fîhâ gavlun ve lâ hum anhâ yunzefûn(yunzefûne).
Diyanet İşleri = Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Orada ne bir sersemlik var, ne de sarhoş olurlar.
Abdullah Parlıyan = Çarpıp sersem etmeyen ve sarhoşluk da vermeyen bir içki.
Adem Uğur = O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
Ahmed Hulusi = Aklı yanlışa yönlendiren bir özellik yoktur onda. . . Onlar ondan sarhoş da olmazlar (neyi nasıl yaptıklarının bilincini hiç yitirmezler)!
Ahmet Tekin = Orada hiçbir keder, sıkıntı, zarar, baş ağrısı, aklı giderme, mide sancısı söz konusu değildir. İçtiklerinden sarhoş da olmazlar.
Ahmet Varol = Onda ne bir sersemletme vardır ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.
Ali Bulaç = Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
Ali Fikri Yavuz = Onu içmekte bir gaile yok ve onlar, ondan sarhoş da olmazlar.
Ali Ünal = İçinde zararlı ve sersemletici hiçbir şey bulunmaz; ondan içmekle sarhoş da olmazlar.
Bayraktar Bayraklı = O içecekte ne sersemletme vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.
Bekir Sadak = (45-47) Basagrisi vermeyen, sarhos etmeyen, icenlere zevk bahseden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmus kadehler sunulur.
Celal Yıldırım = İçinde tiksindirici hiçbir şey yoktur ve onlar bundan sarhoş da olmazlar, kendilerinden de geçmezler.
Cemal Külünkoğlu = (45-47) Aralarında bembeyaz, içenlere pek hoş gelen dupduru pınardan (doldurulmuş) bir kâse dolaştırılır. Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
Diyanet İşleri (eski) = (45-47) Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
Diyanet Vakfi = O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
Edip Yüksel = Onda ne başağrısı ne de sarhoşluk vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onda ne bir gaile vardır, ne de başlarına vurur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onda ne bir zarar vardır ne de başlarına vurur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
Gültekin Onan = Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
Harun Yıldırım = O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
Hasan Basri Çantay = Orada bir humar (baş ağrısı) da yok, onların bundan bîhuş olacakları da yok.
Hayrat Neşriyat = Onda ne bir sersemletme vardır, ne de onlar ondan sarhoş olurlar.
İbni Kesir = Başağrısı yoktur onda ve sarhoş da etmez.
Kadri Çelik = Onda ne bir zarar vardır, ne de onunla sarhoş olurlar.
Muhammed Esed = çarpmayan ve sarhoşluk vermeyen.
Mustafa İslamoğlu = ne zahmet verecek ne de sarhoş edecek;
Ömer Nasuhi Bilmen = (47-49) Kendisinde ne bir gâile vardır ve ne de onlar ondan sarhoş olacaklardır. Ve onların yanlarında irice gözlü, nazarlarını (kendilerine) tahsis etmiş zevceler de vardır. Sanki onlar, kapalı yumurtalardır.
Ömer Öngüt = O içkide ne sersemletme vardır, ne de onunla sarhoş olurlar.
Şaban Piriş = O, ne baş ağrısı verir, ne de ondan sarhoş olurlar.
Sadık Türkmen = Onda sersemletme yoktur, ondan sarhoş da olmazlar!
Seyyid Kutub = O içkide ne sersemletme var, ne de onunla sarhoş olurlar.
Suat Yıldırım = (43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.
Süleyman Ateş = Onda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar.
Tefhim-ul Kuran = Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
Ümit Şimşek = Ne rahatsızlık verir, ne sarhoş eder.
Yaşar Nuri Öztürk = Sersemletme/başağrısı yok onda. Sarhoş da olmazlar ondan.
İskender Ali Mihr = Onun içinde aklı gideren bir şey yoktur. Ve onlar, ondan (o maiden) sarhoş olmazlar.
İlyas Yorulmaz = İçerisinde ne sarhoş eden bir şey var, nede ondan dolayı uyuşup kalırlar.
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
Sâffât / 48 -
Ve indehum kâsırâtut tarfı în(înun).
Diyanet İşleri = Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve yanlarında, gözlerini kendi eşlerinden ayırmayan iri gözlü hûriler var.
Abdullah Parlıyan = Yanlarında bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş, güzel gözlü hûriler de bulunur.
Adem Uğur = Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
Ahmed Hulusi = Yanlarında gözlerini yalnızca onlara dikmiş, göz aydınlığı olanlar vardır.
Ahmet Tekin = Yanlarında süzgün bakışlı, alımlı, hasretlik çekmiş gibi gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş, çılgınca seven, iri gözlü güzeller var.
Ahmet Varol = Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine dikmiş iri gözlü eşler vardır.
Ali Bulaç = Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
Ali Fikri Yavuz = Yanlarında, bakışlarını kocalarına hasretmiş iri gözlü hanımlar var.
Ali Ünal = Ve yanlarında güzel gözlü, başkalarını görmeyen ve bakışlarını sadece onlara hasretmiş eşler,
Bayraktar Bayraklı = Yanlarında, gözlerini kendilerinden ayırmayan güzel gözlü eşleri olacaktır.
Bekir Sadak = (48-49) Yanlarinda, ortulu yumurta gibi (bembeyaz), bakislarini da yalniz eslerine cevirmis guzel gozluler vardir.
Celal Yıldırım = Yanlarında bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş iri gözlü (huriler) bulunur.
Cemal Külünkoğlu = (48-49) Yanlarında, korunmuş yumurtalar gibi, gözlerini onlara dikmiş (sadece onlardan emir bekleyen), iri gözlü dilberler (hizmetçi kadınlar) vardır.
Diyanet İşleri (eski) = (48-49) Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Diyanet Vakfi = Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
Edip Yüksel = Yanlarında da, gözlerinin içine bakan güzel eşler...
Elmalılı Hamdi Yazır = Yanlarında iri gözlü nazarlarını hasretmiş nazenînler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yanlarında bakışlarını kendilerinden ayırmayan iri gözlü dilberler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
Gültekin Onan = Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
Harun Yıldırım = Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
Hasan Basri Çantay = Yanlarında da nazarlarını yalınız zevclerine atfetmiş iri (şahin) gözlü kadınlar vardır,
Hayrat Neşriyat = Ve yanlarında, (kocalarından) başkasına bakmayan iri gözlü (zevce)ler vardır.
İbni Kesir = Yanlarında el değmemiş ve bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş iri gözlüler vardır.
Kadri Çelik = Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
Muhammed Esed = Ve yanlarında yumuşak bakışlı, güzel gözlü eşler olacak,
Mustafa İslamoğlu = ve yanlarında gözü dışarıda olmayan tatlı bakışlı eşler;
Ömer Nasuhi Bilmen = (47-49) Kendisinde ne bir gâile vardır ve ne de onlar ondan sarhoş olacaklardır. Ve onların yanlarında irice gözlü, nazarlarını (kendilerine) tahsis etmiş zevceler de vardır. Sanki onlar, kapalı yumurtalardır.
Ömer Öngüt = Yanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş, iri gözlü huriler vardır.
Şaban Piriş = Yanlarında da, gözlerini sadece kendisine çevirmiş, güzel gözlü eşler.
Sadık Türkmen = Yanlarında gözlerini yalnız kendilerine dikmiş, iri gözlü eşler!
Seyyid Kutub = Yanlarında da bakışlarını yalnız kendisine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
Suat Yıldırım = (48-49) Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.
Süleyman Ateş = Yanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır.
Tefhim-ul Kuran = Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
Ümit Şimşek = Yanlarında da bakışlarını kendilerine çevirmiş güzel gözlü eşler vardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Yanlarında, gözlerini onlara dikmiş, iri gözlü dilberler vardır.
İskender Ali Mihr = Ve onların yanında, bakışlarını saklayan (sadece onlara çeviren) güzel gözlü kadınlar vardır.
İlyas Yorulmaz = Yanlarında gözleri utanç içinde hizmetçiler.
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
Sâffât / 49 -
Ke enne hunne beydun meknûn(meknûnun).
Diyanet İşleri = Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sanki kuş tüyleriyle örtülmüş yumurtalar.
Abdullah Parlıyan = Sanki onlar saklanıp, gizlenip muhafaza edilmiş birer yumurta gibi, pürüzsüz ve çarpıcıdırlar.
Adem Uğur = Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Ahmed Hulusi = Sanki onlar (kendileri için) korunmuş yumurtalar (kuvvelerini açığa çıkarmada yardımcı objeler) gibidir.
Ahmet Tekin = Onlar gün yüzü görmemiş, el sürülmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Ahmet Varol = Onlar adeta örtülü yumurtalar gibidirler.
Ali Bulaç = Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
Ali Fikri Yavuz = Sanki onlar (tüylerle örtülü kalıb toz toprak değmiyen) berrak yumurtalar gibidirler.
Ali Ünal = Gün yüzü görmemiş deve kuşu yumurtaları gibi (her türlü lekeden uzak ve kendilerine hiçbir el değmemiş).
Bayraktar Bayraklı = Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Bekir Sadak = (48-49) Yanlarinda, ortulu yumurta gibi (bembeyaz), bakislarini da yalniz eslerine cevirmis guzel gozluler vardir.
Celal Yıldırım = Sanki onlar(ın her biri) saklı bir yumurta (gibi pürüzsüz).
Cemal Külünkoğlu = (48-49) Yanlarında, korunmuş yumurtalar gibi, gözlerini onlara dikmiş (sadece onlardan emir bekleyen), iri gözlü dilberler (hizmetçi kadınlar) vardır.
Diyanet İşleri (eski) = (48-49) Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
Diyanet Vakfi = Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Edip Yüksel = Kornumuş yumurtalar gibidirler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sanki saklı yumurtalar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurtalar gibidirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
Gültekin Onan = Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
Harun Yıldırım = Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Hasan Basri Çantay = ki bunlar (kuş tüyleriyle) örtülüb saklanmış yumurtalar gibidir.
Hayrat Neşriyat = Sanki onlar (örtülüp saklanmış) toz toprak görmemiş (latîf bir rengi olan) yumurta gibidirler.
İbni Kesir = Sanki onlar, saklı bir yumurta gibidirler.
Kadri Çelik = Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (bembeyaz ve pürüzsüz eşler).
Muhammed Esed = gizlenmiş (deve kuşu) yumurtaları gibi (kusursuz) eşler.
Mustafa İslamoğlu = sanki kumda gizlenmiş deve kuşu yumurtaları gibi kusursuz...
Ömer Nasuhi Bilmen = (47-49) Kendisinde ne bir gâile vardır ve ne de onlar ondan sarhoş olacaklardır. Ve onların yanlarında irice gözlü, nazarlarını (kendilerine) tahsis etmiş zevceler de vardır. Sanki onlar, kapalı yumurtalardır.
Ömer Öngüt = Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
Şaban Piriş = Sanki onlar, saklı bir yumurta...
Sadık Türkmen = Tıpkı gizlenmiş yumurta gibi tertemiz eşler!
Seyyid Kutub = Saklı yumurtalar gibi bembeyaz eşler.
Suat Yıldırım = (48-49) Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.
Süleyman Ateş = Saklı yumurta gibi bembeyaz eşler.
Tefhim-ul Kuran = Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
Ümit Şimşek = Saklı inciler gibi.
Yaşar Nuri Öztürk = Korunmuş yumurtalar gibidir onlar.
İskender Ali Mihr = Onlar muhafaza edilmiş (el değmemiş) yumurta gibidir.
İlyas Yorulmaz = Sanki saklı beyaz inciler gibi.
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ
Sâffât / 50 -
Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
Diyanet İşleri = Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bir kısmı, bir kısmına döner de birbirlerine sorarlar.
Abdullah Parlıyan = Orada birbirlerine, geçmiş hayatları hakkında sorular soracaklar.
Adem Uğur = İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
Ahmed Hulusi = (Cennettekiler) birbirlerine yönelip soruşurlar.
Ahmet Tekin = Dünyadaki hayatlarıyla ilgili birbirlerine dönüp sorarlar.
Ahmet Varol = Birbirlerine dönüp sorarlar.
Ali Bulaç = Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
Ali Fikri Yavuz = Derken (cennet ehli olanlar) birbirleriyle konuşurlar.
Ali Ünal = Bu halde otururken birbirlerine yönelir ve candan bir sohbete girişirler.
Bayraktar Bayraklı = İşte o zaman, birbirlerine dönerek soracaklar.
Bekir Sadak = Birbirlerine donup sorarlar:
Celal Yıldırım = Birbirlerine yönelip sorarlar;
Cemal Külünkoğlu = (50-51) Cennet ehli (geçmiş hayatları hakkında) birbirine dönüp bir şeyler sorarlar. İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
Diyanet İşleri (eski) = Birbirlerine dönüp sorarlar:
Diyanet Vakfi = İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
Edip Yüksel = Birbirlerine dönüp soruşurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken ba'zısı ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken birbirlerine dönmüş soruşuyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derken birbirine dönüp sorarlar:
Gültekin Onan = Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
Harun Yıldırım = İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
Hasan Basri Çantay = (Ehl-i cennetden) kimi kimine dönüb sorarlar.
Hayrat Neşriyat = O zaman (Cennet ehli) birbirlerine yönelerek karşılıklı soru sorarlar (sohbet ederler).
İbni Kesir = Bir kısmı bir kısmına dönerek soruştururlar.
Kadri Çelik = Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine sorarlar.
Muhammed Esed = Hepsi dönüp (geçmiş hayatları hakkında) birbirlerine sorular soracaklar.
Mustafa İslamoğlu = İşte onlar da (berikiler gibi) birbirlerine yönelerek sualler soracaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (50-51) Onların (o ehl-i cennetin) bazıları bazılarına karşı teveccüh ederek soruşturmaya başlarlar. Onlardan birisi der ki: «Benim (dünyada iken) muhakkak bir arkadaşım var idi.»
Ömer Öngüt = Birbirlerine dönüp sorarlar.
Şaban Piriş = İşte o zaman birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar:
Sadık Türkmen = Birbirlerine dönerek sorarlar.
Seyyid Kutub = Cennet ehli birbirine dönmüş sorarlar.
Suat Yıldırım = Birbirleriyle sohbete girerler.
Süleyman Ateş = Bunlar birbirine dönmüş soruyorlar:
Tefhim-ul Kuran = Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
Ümit Şimşek = Birbirlerine dönmüş, hal hatır sormaktadırlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Birbirlerine dönüp birşeyler sorarlar.
İskender Ali Mihr = Bundan sonra, karşılıklı yönelip birbirlerine sorarlar.
İlyas Yorulmaz = Cennette olanların bir kısmı, cennettekilerden bir kısmı ile karşılıklı konuşurlar.
قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
Sâffât / 51 -
Kâle kâilun minhum innî kâne lî karîn(karînun).
Diyanet İşleri = İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Birisi söze gelir de der ki: Bir arkadaşım vardı.
Abdullah Parlıyan = İçlerinden biri şöyle diyecek: “Benim dünyada bir arkadaşım vardı…
Adem Uğur = İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
Ahmed Hulusi = Onlardan biri dedi ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı. "
Ahmet Tekin = İçlerinden biri:'Benim bir arkadaşım vardı' der.
Ahmet Varol = İçlerinden biri der ki: 'Benim bir yakınım vardı.
Ali Bulaç = Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."
Ali Fikri Yavuz = İçlerinden bir sözcü şöyle der: “- Gerçekten benim (dünyada) bir arkadaşım vardı.
Ali Ünal = İçlerinden biri, “Benim çok yakınımda, benden ayrılmayan bir arkadaşım vardı;
Bayraktar Bayraklı = İçlerinden biri, “Benim, bir arkadaşım vardı” der.
Bekir Sadak = (51-53) Iclerinden biri soyle der: «Benim bir dostum vardi, bana: 'Sen de mi, olup toprak ve kemik oldugumuz zaman dirilerek ceza gorecegimizi tasdik edenlerdensin?' derdi.»
Celal Yıldırım = Onlardan bir sözcü şöyle der: Doğrusu bir yakınım vardı.
Cemal Külünkoğlu = (50-51) Cennet ehli (geçmiş hayatları hakkında) birbirine dönüp bir şeyler sorarlar. İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
Diyanet İşleri (eski) = (51-53) İçlerinden biri şöyle der: 'Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi.'
Diyanet Vakfi = İçlerinden biri: «Benim, bir arkadaşım vardı» der.
Edip Yüksel = İçlerinden biri der ki, 'Benim bir arkadaşım vardı.'
Elmalılı Hamdi Yazır = İçlerinden bir söyliyen benim der: bir karînim vardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İçlerinden bir sözcü: «Benim bir arkadaşım vardı.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İçlerinden bir sözcü der ki: «Gerçekten benim bir arkadaşım vardı.»
Gültekin Onan = Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."
Harun Yıldırım = İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
Hasan Basri Çantay = İçlerinden bir sözcü der ki : «Hakıykat, benim (dünyâda) bir arkadaşım vardı.
Hayrat Neşriyat = İçlerinden konuşan biri şöyle der: 'Doğrusu benim (dünyada) bir yakınım vardı.'
İbni Kesir = İçlerinden bir sözcü der ki: Benim bir dostum vardı.
Kadri Çelik = Onlardan bir sözcü der ki: “Benim (dünyada) bir yakınım vardı.”
Muhammed Esed = İçlerinden biri şöyle diyecek: "Bakın, benim (yeryüzünde) bir arkadaşım vardı,
Mustafa İslamoğlu = İçlerinden biri diyecek ki: "Bir zamanlar benim bir arkadaşım vardı;
Ömer Nasuhi Bilmen = (50-51) Onların (o ehl-i cennetin) bazıları bazılarına karşı teveccüh ederek soruşturmaya başlarlar. Onlardan birisi der ki: «Benim (dünyada iken) muhakkak bir arkadaşım var idi.»
Ömer Öngüt = İçlerinden bir sözcü der ki: "Benim bir arkadaşım vardı. "
Şaban Piriş = Onlardan biri: -Benim bir yakın arkadaşım vardı, der.
Sadık Türkmen = Içlerinden bir konuşmacı dedi ki: “Benim yakın bir arkadaşım vardı.
Seyyid Kutub = Onlardan biri: «Benim de bir arkadaşım vardı.»
Suat Yıldırım = (51-53) Derken biri der ki: "Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli "Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?"
Süleyman Ateş = Onlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı."
Tefhim-ul Kuran = Onlardan bir sözcü der ki: «Benim bir yakınım vardı.»
Ümit Şimşek = Sohbete katılanlardan biri der ki: 'Benim bir arkadaşım vardı.
Yaşar Nuri Öztürk = İçlerinden bir sözcü şöyle der: "Benim yakın bir arkadaşım vardı."
İskender Ali Mihr = Onlardan konuşan birisi: "Gerçekten benim bir yakınım vardı." dedi (der).
İlyas Yorulmaz = Onlardan birisi “Benim çok yakın bir arkadaşım vardı. ”
يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنْ الْمُصَدِّقِينَ
Sâffât / 52 -
Yekûlu e inneke le minel musaddikîn(musaddikîne).
Diyanet İşleri = “Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?” derdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sen de mi derdi, gerçek sayanlardansın.
Abdullah Parlıyan = Bana derdi ki: “Sen de mi Allah'tan, peygamberlerden gelenleri doğrulayanlardansın?”
Adem Uğur = Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
Ahmed Hulusi = (O) derdi ki: "Hakikaten sen (bildirilenleri) tasdik edenlerden misin?"
Ahmet Tekin = 'Sen de, dirilmeye inananlardan mısın, derdi.'
Ahmet Varol = Derdi ki: 'Gerçekten sen doğrulayanlardan mısın?
Ali Bulaç = "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
Ali Fikri Yavuz = (Bana) derdi ki, sen cidden (hesab gününe) inananlardan mısın?
Ali Ünal = “‘Sen de mi’, derdi, ‘şu masala inananlardansın?
Bayraktar Bayraklı = Derdi ki: “Sen de, öldükten sonra dirilmeye inananlardan mısın?”
Bekir Sadak = (51-53) Iclerinden biri soyle der: «Benim bir dostum vardi, bana: 'Sen de mi, olup toprak ve kemik oldugumuz zaman dirilerek ceza gorecegimizi tasdik edenlerdensin?' derdi.»
Celal Yıldırım = Bana, «cidden sen de mi inananlardansın, (söylenen şeyleri tasdîk edenlerdensin) ?
Cemal Külünkoğlu = (52-53) (Bana:) “Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin? Biz, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, gerçekten cezalandırılacakmışız?” derdi.
Diyanet İşleri (eski) = (51-53) İçlerinden biri şöyle der: 'Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi.'
Diyanet Vakfi = (52-53) Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın? Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
Edip Yüksel = 'Şöyle konuşurdu, 'Sen de doğruluyor musun?' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Derdi: sen cidden inananlardan mısın?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derdi ki: «Sen gerçekten inananlardan mısın?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derdi ki: «Sen gerçekten inananlardan mısın?»
Gültekin Onan = "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
Harun Yıldırım = Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
Hasan Basri Çantay = (Bana:) «Gerçek sen de (tekrar dirilmiye) kat'î inananlardan mısın?» derdi.
Hayrat Neşriyat = '(Bana:) 'Gerçekten sen, (dirilmeyi) tasdîk edenlerden misin?’ derdi.'
İbni Kesir = Derdi ki: Sen de mi tasdik edenlerdensin?
Kadri Çelik = “Derdi ki: “Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?”
Muhammed Esed = (bana) derdi ki, 'Ne? Sen onun doğru olduğuna gerçekten inananlardan mısın,
Mustafa İslamoğlu = bana, "Sahi, sen gerçekten de onun doğruluğunu tasdik mi ediyorsun?" derdi;
Ömer Nasuhi Bilmen = Derdi ki: «Sen de hakikaten tasdik edenlerden misin?»
Ömer Öngüt = Derdi ki: "Gerçekten sen de tasdik edip inananlardan mısın?"
Şaban Piriş = Bana derdi ki: -Sen gerçekten tasdik mi ediyorsun?
Sadık Türkmen = Derdi ki: Gerçekten sen de doğrulayanlardan mısın?
Seyyid Kutub = Bana «Sende mi doğrulayanlardansın?»
Suat Yıldırım = (51-53) Derken biri der ki: "Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli "Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?"
Süleyman Ateş = Derdi ki: "Sen doğrulayanlardan mısın?
Tefhim-ul Kuran = «Der ki: -Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?»
Ümit Şimşek = 'Derdi ki: Sen de inanıyor musun,
Yaşar Nuri Öztürk = Derdi ki: "Sen gerçekten şunu tasdik edenlerden misin?"
İskender Ali Mihr = "Sen gerçekten (tekrar dirilmeyi) tasdik edenlerden misin?" dedi.
İlyas Yorulmaz = “Bana diyordu ki “Sen doğrulayanlardan mısın?”
أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَدِينُونَ
Sâffât / 53 -
E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le medînûn(medînûne).
Diyanet İşleri = “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ölüp bir yığın toprak ve kemik olduktan sonra mı sorguya çekileceğiz, cezâlanacağız?
Abdullah Parlıyan = Ölüp toz ve kemik yığını haline geldikten sonra, yeniden dirilip sorguya çekilip, cezalanacağız öyle mi?
Adem Uğur = Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
Ahmed Hulusi = "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı cezalandırılacağız?"
Ahmet Tekin = 'Öldüğümüz zaman, toprak ve kemik yığını haline geldiğimiz zaman mı, biz mi yargılanarak cezaya maruz kalacağız; mükâfata nail olacağız? derdi.'
Ahmet Varol = Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman gerçekten cezalandırılacak mıyız?'
Ali Bulaç = "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
Ali Fikri Yavuz = Biz öldüğümüz ve bir toprakla çürümüş bir yığın kemik olduğumuz vakit, gerçekten biz cezalanacakmıyız?”
Ali Ünal = ‘Biz ölüp toprak olduktan, bir kemik yığını haline geldikten sonra, yani şimdi biz o halde iken diriltilip hesaba çekileceğiz öyle mi?’
Bayraktar Bayraklı = “Biz ölüp kemik ve toprak haline geldiğimiz zaman, dirilip cezalandırılacak mıyız?”
Bekir Sadak = (51-53) Iclerinden biri soyle der: «Benim bir dostum vardi, bana: 'Sen de mi, olup toprak ve kemik oldugumuz zaman dirilerek ceza gorecegimizi tasdik edenlerdensin?' derdi.»
Celal Yıldırım = Biz mi ölüp toprak ve kemik yığını haline geldiğimizde (yeniden dirilip) hesap ve ceza göreceğiz ?» diyordu.
Cemal Külünkoğlu = (52-53) (Bana:) “Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin? Biz, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, gerçekten cezalandırılacakmışız?” derdi.
Diyanet İşleri (eski) = (51-53) İçlerinden biri şöyle der: 'Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi.'
Diyanet Vakfi = (52-53) Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın? Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
Edip Yüksel = ' 'Biz toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi dirileceğiz?' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Öldüğümüz de bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt hakıkaten biz cezalanacak mıyız?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman gerçekten biz cezalanacak mıyız?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?»
Gültekin Onan = "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
Harun Yıldırım = Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
Hasan Basri Çantay = «Biz öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, hakîkaten biz mi cezalanmış olacağız»?
Hayrat Neşriyat = '(Ve bana:) '(Biz) öldüğümüz ve bir toprak, bir kemik (yığını) hâline geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz mi cezâlandırılacak kimseler olacağız?’ (derdi).'
İbni Kesir = Öldüğümüz, toprak ve bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, biz mi ceza göreceğiz?
Kadri Çelik = “Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda, gerçekten cezalandırılanlar olacak mıyız?”
Muhammed Esed = ölüp toz ve kemik yığını haline geldikten sonra yargılanacağımıza!"
Mustafa İslamoğlu = "Ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra hesap vereceğiz, öyle mi?" (diye eklerdi).
Ömer Nasuhi Bilmen = «Biz öldüğümüz ve biz toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, hakikaten biz mi tekrar hayat bulup cezalandırılanlar (olacağız?)».
Ömer Öngüt = "Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi sorguya çekileceğiz?"
Şaban Piriş = Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra, biz hesap mı vereceğiz?
Sadık Türkmen = Öldüğümüz zaman, toprak ve kemik yığını olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz cezalandırılacak mıyız?”
Seyyid Kutub = Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı dirilip yaptığımız işlere göre cezalanacağız?
Suat Yıldırım = (51-53) Derken biri der ki: "Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli "Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?"
Süleyman Ateş = Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezâlanacağız?"
Tefhim-ul Kuran = «Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?»
Ümit Şimşek = 'Ölüp de topraktan ve kemikten ibaret hale geldikten sonra hesaba çekileceğimize?'
Yaşar Nuri Öztürk = "Biz, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, gerçekten cezalandırılacak mıyız?"
İskender Ali Mihr = Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz mutlaka cezalandırılacak olanlar mıyız?
İlyas Yorulmaz = “Biz öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda, diriltilip, yaptıklarımızın karşılığını mı ödeyeceğiz?”
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
Sâffât / 54 -
Kâle hel entum muttaliûn(muttaliûne).
Diyanet İşleri = Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der.
Abdulbaki Gölpınarlı = Der ki: Ne oldu o, bakıp gördünüz mü acaba?
Abdullah Parlıyan = Konuşan o kimse diyecek ki: “Onun ne durumda olduğuna dönüp bakmak istermisiniz?”
Adem Uğur = (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
Ahmed Hulusi = Dedi ki: "Siz söz ettiğinizin gerçekleşmesine şahit oldunuz mu?"
Ahmet Tekin = Allah: 'Siz, onun halini görmek ister misiniz?' buyurur.
Ahmet Varol = (Yanındakilere,) 'Bakar mısınız?' der.
Ali Bulaç = (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
Ali Fikri Yavuz = (Sonra o sözcü, cennetteki kardeşlerine): “(Şimdi size o arkadaşı göstermek için cehenneme) bir bakar mısınız?”der.
Ali Ünal = “Şimdi onu görmek ister misiniz?”
Bayraktar Bayraklı = (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
Bekir Sadak = Yanindakilere: «Siz onu bilir misiniz?» der.
Celal Yıldırım = (54-55) Bir diğeri, «onun ne durumda olduğunu bilir misiniz» Derken bakar da onu Cehennem'in ortasında görür.
Cemal Külünkoğlu = (54-55) Yanındakilere: “Siz onu bilir misiniz?” diye sorar. Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
Diyanet İşleri (eski) = Yanındakilere: 'Siz onu bilir misiniz?' der.
Diyanet Vakfi = (54-55) (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi. İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
Edip Yüksel = (Yanındakilere,) 'Bakar mısınız?' der.
Elmalılı Hamdi Yazır = Nasıl der: bir bakıştırır mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dedi: "Siz de bir araştırır mısınız?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Siz onu tanır mısınız?» der.
Gültekin Onan = (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
Harun Yıldırım = Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
Hasan Basri Çantay = (O sözü söyleyen zât, ihvanına) der ki: «Siz (onun iç yüzüne) vaakıf olucular mısınız?»
Hayrat Neşriyat = (Sonra o kişi yanındakilere:) 'Siz (onun hâlinden) haberdâr mısınız?' dedi.
İbni Kesir = Siz, onu bilir misiniz? dedi.
Kadri Çelik = (Konuşan yanındakilere) Der ki: “Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?”
Muhammed Esed = (Ve) ekleyecek: "Bakmak (ve onu görmek) ister misiniz?"
Mustafa İslamoğlu = (Sözüne devamla) sordu: "Onun halini görmek ister misin?"
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: Siz (onun halinden) haberdar olmak ister misiniz?
Ömer Öngüt = (Sonra yanındakilere): "Acaba arkadaşımın nerede olduğunu biliyor musunuz?" dedi.
Şaban Piriş = -Ona ne olduğunu görüyor musunuz? der birisi.
Sadık Türkmen = O dedi ki: “Sizler haberdar mısınız?”
Seyyid Kutub = Yanındakilere; «Siz onu bilir misiniz?» der.
Suat Yıldırım = (54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"
Süleyman Ateş = (Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi.
Tefhim-ul Kuran = (Konuşan yanındakilere) Der ki: «Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?»
Ümit Şimşek = 'Şimdi ne halde olduğunu biliyor musunuz?' der.
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Siz de bir araştırır mısınız?"
İskender Ali Mihr = "Siz muttali olanlar mısınız (onun halini yakînen bilenler misiniz)?" dedi.
İlyas Yorulmaz = Allah cennetteki her iki konuşana “Bunu öğrenmek ister misiniz?” dedi.
فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاء الْجَحِيمِ
Sâffât / 55 -
Fettalea fe raâhu fî sevâil cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken kendisi bakıp görür ki o, cehennemin ta ortasında.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine dönüp bakar ve o arkadaşını yanan ateşin ortasında görür.
Adem Uğur = İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
Ahmed Hulusi = İşte şimdi onu yaşadılar; üstelik onu cehennemin tam ortasında gördü.
Ahmet Tekin = Derken, arkadaşı bakınır, onu kaynayıp köpüren Cehennem’in ta ortasında görür.
Ahmet Varol = Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
Ali Bulaç = Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
Ali Fikri Yavuz = Derken (bizzat kendisi) bakmış, onu tâ cehennemin ortasında görmüştür.
Ali Ünal = Şöyle bir bakar ve onu Kızgın, Alevli Ateş’in tam ortasında bulur.
Bayraktar Bayraklı = Etrafına bakınıp, birden onu cehennemin ortasında görecek.
Bekir Sadak = Bir bakar onu cehennemin ortasinda gorur.
Celal Yıldırım = (54-55) Bir diğeri, «onun ne durumda olduğunu bilir misiniz» Derken bakar da onu Cehennem'in ortasında görür.
Cemal Külünkoğlu = (54-55) Yanındakilere: “Siz onu bilir misiniz?” diye sorar. Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
Diyanet İşleri (eski) = Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
Diyanet Vakfi = (54-55) (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi. İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
Edip Yüksel = Baktığında, onu cehennemin ortasında bulur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken bakmış onu tâ Cehennemin ortasında görmüştür
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken bakmış, onu cehennemin ta ortasında görmüş.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
Gültekin Onan = Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
Harun Yıldırım = (İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
Hasan Basri Çantay = Derken o (bizzat) bakıb bunu o çılgın ateşin ta ortasında gördü.
Hayrat Neşriyat = Derken baktı da onu Cehennemin ortasında gördü.
İbni Kesir = Bir bakar ve onu cehennemin ortasında görmüştür.
Kadri Çelik = Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
Muhammed Esed = Bunun üzerine dönüp bakar ve o (arkadaşı)nı yanan ateşin ortasında görür;
Mustafa İslamoğlu = Bunun üzerine bakar ve onu dehşet verici bir ateşin göbeğinde görür.
Ömer Nasuhi Bilmen = Derken kendisi bakar, onu (O arkadaşını) cehennemin ortasında görür.
Ömer Öngüt = Baktı ve onu cehennemin ortasında gördü.
Şaban Piriş = Bir de bakar ki onun ateşin ortasında olduğunu görür.
Sadık Türkmen = Derken baktı ve onu cehennemin tam ortasında gördü.
Seyyid Kutub = Bir bakar, onu cehennemin ortasında görür.
Suat Yıldırım = (54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"
Süleyman Ateş = Baktı onu cehennemin ortasında gördü.
Tefhim-ul Kuran = Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
Ümit Şimşek = Bakar ve onu Cehennemin ortasında görür.
Yaşar Nuri Öztürk = Araştırdı, nihayet onu cehennemin ta ortasında gördü.
İskender Ali Mihr = O zaman (onun haline) muttali oldu. Ve böylece onu ateşin ortasında gördü.
İlyas Yorulmaz = (Arkadaşını anlatan) onu ( yeniden dirilmeyi inkâr edeni) cehennemin en kötü yerinde görünce gerçeği kavradı.
قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدتَّ لَتُرْدِينِ
Sâffât / 56 -
Kâle tallâhi in kidte le turdîn(turdîne).
Diyanet İşleri = Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Allah'a andolsun ki der, az kalmıştı, beni de helâk edecektin.
Abdullah Parlıyan = Ve “Aman Allah'ım!” der. Ey eski arkadaşım! Neredeyse beni de mahvedecektin.
Adem Uğur = "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
Ahmed Hulusi = Dedi ki: "Tallahi, az kalsın beni de bu çukura yuvarlayacaktın. "
Ahmet Tekin = Arkadaşına: 'Allah’a yemin ederim ki, sen, az kalsın beni yakacaktın' der.
Ahmet Varol = Der ki: 'Allah'a yemin olsun, sen az kalsın beni de helâke götürecektin.
Ali Bulaç = Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
Ali Fikri Yavuz = (Ona şöyle) der: “-Vallahi, doğrusu sen, az daha beni helâk edecektin.
Ali Ünal = “Allah’a yemin olsun ki,” der, “neredeyse benim de helâkime sebep olacaktın;
Bayraktar Bayraklı = Ona diyecek ki: “Allah'a andolsun ki, az kalsın beni de helâk edecektin.”
Bekir Sadak = Ona der ki: «Allah'a and olsun ki, az kalsin beni de mahvedecektin.»
Celal Yıldırım = «Allah'a yemin olsun ki, neredeyse beni de mahvedecektin,» der.
Cemal Külünkoğlu = (56-57) Ona şöyle der: “Allah'a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin. Rabbimin lütfu olmasaydı şimdi ben de cehenneme götürülmüş olacaktım.”
Diyanet İşleri (eski) = Ona der ki: 'Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin.'
Diyanet Vakfi = (56-57) «Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.
Edip Yüksel = 'ALLAH'a andolsun, az kalsın sen beni de mahfedecektin,' der.
Elmalılı Hamdi Yazır = Tallahi, der: doğrusu sen az daha beni helâk edecektin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Vallahi doğrusu sen az daha beni helak edecektin! der.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ona şöyle der: «Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin.»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Andolsun Tanrı'ya, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
Harun Yıldırım = "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
Hasan Basri Çantay = (Ve ona) dedi ki: «Allaha yemîn ederim, sen az kaldı beni de muhakkak helak edecekdin».
Hayrat Neşriyat = Dedi ki: 'Allah’a yemîn olsun ki, (sen) nerede ise gerçekten beni (de) helâk edecektin!'
İbni Kesir = Dedi ki: Allah'a andolsun ki; az kaldı beni de mahvedecektin.
Kadri Çelik = Der ki: “Andolsun Allah'a, şüphesiz sen az daha beni helâk edecektin.”
Muhammed Esed = Ve “Aman Allah'ım!” der. Ey eski arkadaşım! Neredeyse beni de mahvedecektin.
Mustafa İslamoğlu = "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
Ömer Nasuhi Bilmen = Der ki: «Vallahi sen az kaldı elbette beni helâk edecek idin.»
Ömer Öngüt = Dedi ki: "Yemin ederim ki sen az daha beni de helâk edecektin!"
Şaban Piriş = -Allah’a yemin ederim ki, sen, neredeyse beni de mahvedecektin! der.
Sadık Türkmen = Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
Seyyid Kutub = Ona der ki; «Yemin ederim ki, sen az daha beni helâk edecektin.
Suat Yıldırım = (54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"
Süleyman Ateş = Ona diyecek ki: “Allah'a andolsun ki, az kalsın beni de helâk edecektin.”
Tefhim-ul Kuran = Ona der ki: «Allah'a and olsun ki, az kalsin beni de mahvedecektin.»
Ümit Şimşek = Der ki: 'Allah'a yemin olsun, neredeyse beni de helâk edecektin.
Yaşar Nuri Öztürk = Dedi: "Vallahi, az kalsın sen beni de buralara düşürecektin."
İskender Ali Mihr = "Allah’a yemin olsun ki, sen az daha beni de gerçekten helâk edecektin?" dedi.
İlyas Yorulmaz = “Allah’a yemin olsun ki, neredeyse beni de (cehenneme) yuvarlayacaktın. ”
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
Sâffât / 57 -
Ve lev lâ ni’metu rabbî le kuntu minel muhdarîn(muhdarîne).
Diyanet İşleri = “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Rabbimin nîmeti olmasaydı ben de orada bulunanlardan olurdum.
Abdullah Parlıyan = Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı, ben de şimdi azaba uğratılanlar arasında olurdum!
Adem Uğur = Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.
Ahmed Hulusi = "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle (cehennem) kapısına zorunlu getirilenlerden olurdum. "
Ahmet Tekin = 'Rabbimin nimeti olmasaydı, kalbime iman lütfetmese, bana doğruyu göstermese, rahmetini, İslâm’ı benden esirgeseydi, ben de Cehennem’e ihzarlı getirilenlerden olurdum.'
Ahmet Varol = Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı muhakkak ben de (oraya) götürülenlerden olurdum.
Ali Bulaç = "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.
Ali Fikri Yavuz = Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (bu cehennemde seninle) tutuklananlardan olacaktım.
Ali Ünal = “Rabbimin lütf u inayeti yetişmeseydi, hiç şüphesiz ben de azap için buraya eli–kolu bağlı getirilenler içinde bulunacaktım.”
Bayraktar Bayraklı = “Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de seninle birlikte orada olanlardan olacaktım.”
Bekir Sadak = «Eger Rabbimin lutfu olmasaydi ben de oraya goturulenlerden olurdum.»
Celal Yıldırım = Eğer Rabbimin (bana şuur ve anlayış veren) nimeti olmasaydı, elbette ben de (azaba) hazır duruma getirilenlerden olurdum.
Cemal Külünkoğlu = (56-57) Ona şöyle der: “Allah'a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin. Rabbimin lütfu olmasaydı şimdi ben de cehenneme götürülmüş olacaktım.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum.'
Diyanet Vakfi = (56-57) «Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.
Edip Yüksel = 'Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de şimde seninle birlikte olurdum.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Rabbımın ni'meti olmasa idi ben de bu ihzar edilenlerden olacaktım
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rabbimin nimeti olmasaydı ben de buraya celbedilmişlerden olacaktım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım.»
Gültekin Onan = "Eğer rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım."
Harun Yıldırım = Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.
Hasan Basri Çantay = «Eğer Rabbimin ni'meti olmasaydı ben de (seninle beraber cehennemde) haazır bulundurulanlardan olacakdım».
Hayrat Neşriyat = 'Eğer Rabbimin ni'meti olmasaydı, doğrusu (ben de orada) hazır bulundurulmuşlardan olacaktım.'
İbni Kesir = Rabbımın lutfu olmasaydı, ben de oraya götürülenlerden olacaktım.
Kadri Çelik = “Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.”
Muhammed Esed = Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de (şimdi) (azaba) uğratılanlar arasında olurdum!
Mustafa İslamoğlu = Eğer Rabbimin yardımı olmasaydı, ben de burada tutulanlardan olmuştum!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve eğer Rabbimin nîmeti olmasa idi, elbette ki, ben de (bu cehennemde) hazır bulundurulmuşlardan olacak idim.»
Ömer Öngüt = "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum. "
Şaban Piriş = Eğer Rabbi’min nimeti olmasaydı, ben de hüsrana uğrayanlardan olacaktım.
Sadık Türkmen = Eğer rabbimin nimeti (Kur’an) olmasaydı, ben de orada hazır edilen kimselerden olurdum!”
Seyyid Kutub = Rabb'imin lütfu olmasaydı şimdi ben de cehenneme götürülürdüm» dedi.
Suat Yıldırım = (54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"
Süleyman Ateş = "Rabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum."
Tefhim-ul Kuran = «Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.»
Ümit Şimşek = 'Rabbim lütfetmeseydi, ben de orada olacaktım.
Yaşar Nuri Öztürk = "Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de şurada toplananlar arasına girmiş olacaktım."
İskender Ali Mihr = Ve eğer Rabbimin ni’meti olmasaydı, mutlaka ben de (cehennemde yanmak üzere) hazır bulundurulanlardan olurdum.
İlyas Yorulmaz = “Rabbimin (Kur’an) nimeti olmasaydı, bende ateşte hazır bekletileceklerden olacaktım” dedi.
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
Sâffât / 58 -
E fe mâ nahnu bi meyyitîn(meyyitîne).
Diyanet İşleri = (58-59) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Biz artık ölmeyecek değil miyiz?
Abdullah Parlıyan = Cennetteki arkadaşlarına hitaben, artık bir daha ölmeyeceğiz,
Adem Uğur = Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
Ahmed Hulusi = "Biz beden kaydından kurtulmuşlardan değil miyiz?"
Ahmet Tekin = 'Biz bir daha ölmeyeceğiz, değil mi?'
Ahmet Varol = Nasıl biz ölmeyecek miymişiz?
Ali Bulaç = "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"
Ali Fikri Yavuz = (İşte bak), biz dünyadaki ilk ölümümüzden başka bir daha ölecek değiliz;
Ali Ünal = (Ardından Cennet’teki arkadaşlarına dönerek şöyle der:) “Artık bir daha ölmeyeceğiz, değil mi,
Bayraktar Bayraklı = (58-59) “Biz, birinci ölümün dışında. bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azap da görmeyeceğiz.”
Bekir Sadak = (58-59) «irinci olumden sonra bir daha olmeyecegiz degil mi? Azap da gormeyecegiz.»
Celal Yıldırım = (58-59) (Onlar artık o gün) biz birinci ölümümüzden başka bir daha ölmeyeceğiz ve biz azaba da uğratılmayacağız değil mi ? (Derler.)
Cemal Külünkoğlu = (58-59) “Peki, biz artık ilk ölümden başka ölmeyeceğiz ve azaba da uğratılmayacağız, değil mi (diyecek).”
Diyanet İşleri (eski) = Ama sonra, (ey cennetteki arkadaşlarım,) biz gerçekten (bir daha) ölmeyeceğiz,
Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.
Edip Yüksel = '(Sana göre), biz öldüğümüzde,'
Elmalılı Hamdi Yazır = Nasılmış bak? Biz ölecek değiliz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (58-59) Nasılmış bak? Biz ilk ölümümüzden başka ölecek değiliz ve biz azaba uğrayacak da değiliz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (58-59) «Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?»
Gültekin Onan = "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"
Harun Yıldırım = Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
Hasan Basri Çantay = (58-59) «(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da uğratılmayacak değil miymişiz?»
Hayrat Neşriyat = (58-59) 'Peki (nasılmış), biz (dünyada) ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek(Cennette ebedî olarak kalacak) ve biz (îmânımızdan dolayı) azab görmeyecek kimseler değil miymişiz?'
İbni Kesir = Biz, bir daha ölmeyeceğiz değil mi?
Kadri Çelik = "Peki, biz artık ölmeyecek miyiz?"
Muhammed Esed = Ama sonra, (ey cennetteki arkadaşlarım,) biz gerçekten (bir daha) ölmeyeceğiz,
Mustafa İslamoğlu = (Cennet arkadaşlarına yönelerek): "Biz bir daha asla ölmeyeceğiz, değil mi?
Ömer Nasuhi Bilmen = (O cennetteki zât diyecektir ki) «Değil mi biz (artık) ölüler olmayacağız?»
Ömer Öngüt = "Biz ölmeyecek miymişiz?"
Şaban Piriş = Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz, değil mi?
Sadık Türkmen = “biz artık bir daha ölmeyeceğiz,
Seyyid Kutub = «Biz bir daha ölmeyecek miyiz?» der.
Suat Yıldırım = (58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"
Süleyman Ateş = "Biz bir daha ölmeyecek miyiz" der.
Tefhim-ul Kuran = «Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?»
Ümit Şimşek = 'Artık ölmeyeceğiz, değil mi?
Yaşar Nuri Öztürk = "Peki, biz artık ölmeyecek miyiz?"
İskender Ali Mihr = Artık biz (bir daha) ölecek değiliz, öyle değil mi?
İlyas Yorulmaz = (Cennetteki konuştuğuna dönerek) “Biz (cennette) ölmeyeceğiz. ”
إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Sâffât / 59 -
İllâ mevtetenâl ûlâ ve mâ nahnu bi muazzebîn(muazzebîne).
Diyanet İşleri = (58-59) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”
Abdulbaki Gölpınarlı = İlk ölümümüzden sonra ve biz, azâba da uğramayacağız değil mi?
Abdullah Parlıyan = yalnız ilk ölümümüz başka, ölmeyecek ve biz azaba uğratılmayacağız değil mi?
Adem Uğur = Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!
Ahmed Hulusi = "İlk ölümü tadışımız dışında (artık başka ölüm yaşanması söz konusu değil)! Biz azap olunacaklar da değiliz. "
Ahmet Tekin = 'Önceki ölümümüzün dışında tabii. Azâba da uğratılmayacağız.'
Ahmet Varol = İlk ölümümüzden başka? Ve azap görmeyecek miymişiz?'
Ali Bulaç = "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"
Ali Fikri Yavuz = Ve biz azaba uğratılacak da değiliz.”
Ali Ünal = “(Dünyadan ayrılırken tattığımız) o ilk ölümümüzden başka? Ve azap da görecek değiliz.”
Bayraktar Bayraklı = (58-59) “Biz, birinci ölümün dışında. bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azap da görmeyeceğiz.”
Bekir Sadak = (58-59) «irinci olumden sonra bir daha olmeyecegiz degil mi? Azap da gormeyecegiz.»
Celal Yıldırım = (58-59) (Onlar artık o gün) biz birinci ölümümüzden başka bir daha ölmeyeceğiz ve biz azaba da uğratılmayacağız değil mi ? (Derler.)
Cemal Külünkoğlu = (58-59) “Peki, biz artık ilk ölümden başka ölmeyeceğiz ve azaba da uğratılmayacağız, değil mi (diyecek).”
Diyanet İşleri (eski) = (58-59) 'Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?'
Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.
Edip Yüksel = 'İlk ölüm hariç, cezalandırılmayacaktık hani?'
Elmalılı Hamdi Yazır = ilk ölümümüzden başka. Ve biz muazzeb değiliz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (58-59) Nasılmış bak? Biz ilk ölümümüzden başka ölecek değiliz ve biz azaba uğrayacak da değiliz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (58-59) «Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?»
Gültekin Onan = "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"
Harun Yıldırım = Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!"
Hasan Basri Çantay = (58-59) «(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da uğratılmayacak değil miymişiz?»
Hayrat Neşriyat = (58-59) 'Peki (nasılmış), biz (dünyada) ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek(Cennette ebedî olarak kalacak) ve biz (îmânımızdan dolayı) azab görmeyecek kimseler değil miymişiz?'
İbni Kesir = Ancak ilk ölümümüz müstesna, ve azablandırılmayacağız da.
Kadri Çelik = “Yalnızca birinci ölümümüzden başka? Ve biz azaba uğratılacak olanlar da değiliz, değil mi?”
Muhammed Esed = önceki ölümümüz dışında ve (bir daha) azaba uğratılmayacağız, değil mi?
Mustafa İslamoğlu = (Ölüm) sadece şu ilk ölümümüzdü; ve biz artık asla azaba uğratılmayacağız (değil mi)?
Ömer Nasuhi Bilmen = «İlk ölümümüz müstesna ve biz azap görücüler de olmayacağız değil mi?»
Ömer Öngüt = "İlk ölümümüz hariç. Ve azap görmeyecek miymişiz?"
Şaban Piriş = İlk ölümümüzden başka. Biz, azaba da çarptırılmayacağız.
Sadık Türkmen = Ilk ölümümüzden başka! Ve azaba uğratılanlardan da olmayacağız!..”
Seyyid Kutub = İlk ölümümüzden başka ölüm yok ve biz azaba da uğramayacağız ha!
Suat Yıldırım = (58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"
Süleyman Ateş = "Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!"
Tefhim-ul Kuran = «Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar da değil miymişiz; (öyle mi)?»
Ümit Şimşek = 'İlk ölümümüzden sonra bize ölüm yok. Azaba da uğratılmayacağız.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi?"
İskender Ali Mihr = Bizim ilk ölümümüz hariç. Ve biz azap görecek olanlar (da) değiliz.
İlyas Yorulmaz = “İlk (dünyadaki) ölümümüzün dışında ve azap da görmeyeceğiz değil mi?”
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Sâffât / 60 -
İnne hâzâ le huvel fevzul azîm(azîmu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bu, elbette büyük bir kurtuluş, büyük bir kutluluk.
Abdullah Parlıyan = İşte en büyük kurtuluş ve mutlulukta budur.
Adem Uğur = Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
Ahmed Hulusi = "Muhakkak ki bu büyük kurtuluşun ta kendisidir. "
Ahmet Tekin = 'Bu, işte bu, büyük bir mutluluktur.'
Ahmet Varol = Muhakkak ki bu, büyük kurtuluştur.
Ali Bulaç = Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
Ali Fikri Yavuz = İşte bu, şübhe yok ki en büyük kurtuluştur.
Ali Ünal = Hiç kuşkusuz budur o çok büyük kazanç, o çok büyük başarı.
Bayraktar Bayraklı = İşte asıl büyük mutluluk ve kurtuluş budur.
Bekir Sadak = Iste buyuk kurtulus suphesiz budur.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bu büyük bir kurtuluştur.
Cemal Külünkoğlu = (60-61) Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir kurtuluştur. Artık çalışanlar da böylesi bir şey için çalışmalıdır.
Diyanet İşleri (eski) = İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.
Edip Yüksel = İşte büyük zafer budur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu işte hiç şübhesiz o büyük murad, büyük kurtuluş
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte bu, hiç şüphesiz o büyük murat, büyük bir kurtuluştur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte bu büyük kurtuluştur.
Gültekin Onan = Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
Harun Yıldırım = Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
Hasan Basri Çantay = Muhakkak ki bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki bu, elbette büyük kurtuluşun ta kendisidir!
İbni Kesir = İşte bu, şüphesiz büyük kurtuluştur.
Kadri Çelik = Hiç şüphe yok, bu, asıl büyük kurtuluşun ta kendisidir.
Muhammed Esed = İşte bu; bu, gerçekten müthiş bir mazhariyettir!"
Mustafa İslamoğlu = Evet bu, işte budur muhteşem zafer!"
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, bu, elbette en büyük bir kurtuluştur.
Ömer Öngüt = İşte bu en büyük kurtuluşun tâ kendisidir.
Şaban Piriş = İşte bu, en büyük kurtuluştur.
Sadık Türkmen = Şüphesiz işte bu, büyük başarının ta kendisidir!
Seyyid Kutub = İşte büyük başarı ve mutluluk budur.
Suat Yıldırım = (58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"
Süleyman Ateş = Gerçekten büyük başarı ve mutluluk budur!
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphe yok, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
Ümit Şimşek = Asıl büyük bahtiyarlık işte budur.
Yaşar Nuri Öztürk = Doğrusu bu, büyük başarının ta kendisidir.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bu gerçekten fevzül azîmdir (en büyük kurtuluştur).
İlyas Yorulmaz = (Eğer böyle ise) Geçekten bu büyük bir kurtuluş” dedi.
لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ
Sâffât / 61 -
Li misli hâzâ felya’melil âmilûn(âmilûne).
Diyanet İşleri = Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık çalışanlar da böylesine çalışsınlar.
Abdullah Parlıyan = Dünyada çalışanlar, bunun gibi bir kurtuluş için çalışsınlar.
Adem Uğur = Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
Ahmed Hulusi = Çalışanlar işte bunun için çalışsınlar!
Ahmet Tekin = 'Sorumluluğunu bilenler, buna benzer bir mutluluk için amaçla örtüşen niyete dayalı, devamlı amel etsinler, çalışsınlar.'
Ahmet Varol = Artık çalışanlar böylesi için çalışsınlar.
Ali Bulaç = Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
Ali Fikri Yavuz = Böyle ebedî bir saadet için çalışsın çalışanlar...
Ali Ünal = İnsan, bir kazanç, bir başarı için çalışacaksa, ancak böyle bir kazanç ve başarı için çalışmalı.
Bayraktar Bayraklı = Çalışanlar bunun için çalışsın!
Bekir Sadak = Calisanlar bunun icin calissin.
Celal Yıldırım = (Dünya'da) çalışanlar bunun gibi bir kurtuluş için çalışsınlar !
Cemal Külünkoğlu = (60-61) Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir kurtuluştur. Artık çalışanlar da böylesi bir şey için çalışmalıdır.
Diyanet İşleri (eski) = Çalışanlar bunun için çalışsın.
Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.
Edip Yüksel = Çalışanlar bunun için çalışmalı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Böyle bir murad için çalışsın çalışan erler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Böyle bir murat için çalışsın çalışan erler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
Gültekin Onan = Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
Harun Yıldırım = Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
Hasan Basri Çantay = Artık çalışanlar da bunun gibi (bir murad için) çalışmalıdır.
Hayrat Neşriyat = Çalışanlar, o hâlde böylesi (bir netîce) için çalışsın!
İbni Kesir = Çalışanlar bunun gibisi için çalışsınlar.
Kadri Çelik = Artık amel edenler de bunun bir benzeri için amel etmelidir.
Muhammed Esed = (Allah yolunda) çalışanlar, demek ki böyle bir şey için çalışırlar!
Mustafa İslamoğlu = Çalışıp çabalayanlar, işte buna benzer bir akıbet için çalışmalılar.
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte çalışanlar, bunun misli için çalışıversinler.
Ömer Öngüt = Çalışanlar böyle ebedi bir saâdet için çalışsınlar.
Şaban Piriş = Çalışanlar da bunun benzeri için çalışsınlar.
Sadık Türkmen = Çalışanlar, böylesi için çalışsınlar!
Seyyid Kutub = Çalışanlar bunun için çalışsınlar.
Suat Yıldırım = (58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"
Süleyman Ateş = Çalışanlar bunun için çalışsınlar.
Tefhim-ul Kuran = Böylece, çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
Ümit Şimşek = Çalışacak olan, böyle birşey için çalışsın.
Yaşar Nuri Öztürk = Çalışanlar, böylesi için çalışsınlar.
İskender Ali Mihr = Artık amel edenler, bunun (fevzül azîm hedefine ulaşmak) için çalışsınlar.
İlyas Yorulmaz = İşte, (cennette olanla, cehenneme girenin) misali bu. Şimdi (dünyada iken dileyen) yapacaklarını hesap gününe göre yapsın.
أَذَلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
Sâffât / 62 -
E zâlike hayrun nuzulen em şeceratuz zakkûm(zakkûmi).
Diyanet İşleri = Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Abdulbaki Gölpınarlı = Böyle bir nîmete ve ziyâfete ermek mi hayırlı, yoksa zakkum ağacından yemek mi?
Abdullah Parlıyan = Böyle bir nimete konmak mı daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Adem Uğur = Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
Ahmed Hulusi = Nüzûl itibarıyla bu mu hayırlıdır yoksa zakkum ağacı (kişinin bedeni) mı? (Buraya kadar kişinin hakikatine imanla açığa çıkardığı Esmâ kuvvelerinin yaşatacağı cennet hâlinden bahsedilmişken; şimdi de kişiye cehennemi yaşatacak, kendini beden kabul etmesi sonucu yalnızca bedenî zevklere dönük yaşamasının sonuçları, benzetmelerle anlatılmaya başlanmıştır. A. H. )
Ahmet Tekin = İkram olarak bu mu hayırlı, yoksa kaktüs bitkisi mi?
Ahmet Varol = Ağırlanma olarak bu mu daha hayırlıdır yoksa zakkum ağacı mı?
Ali Bulaç = Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
Ali Fikri Yavuz = Bu (cennet nimetlerine) konmak mı hayırlı, yoksa (kokusu kötü ve tadı acı olan cehennemdeki) Zakkûm ağacı mı?
Ali Ünal = Böyle bir kabul ve ağırlanma mı hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Bayraktar Bayraklı = “İkram olarak bu mu daha iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?”
Bekir Sadak = Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa Zakkum agaci mi?
Celal Yıldırım = Nasıl, böyle bir nimete konmak mı daha hayırlıdır, yoksa Zakkum ağacı mı ?
Cemal Külünkoğlu = Ziyafet olarak cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha iyidir, yoksa Zakkum ağacı mı?
Diyanet İşleri (eski) = Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
Diyanet Vakfi = (62-63) Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
Edip Yüksel = Bu mu daha iyi bir duraktır, yoksa zakkum ağacı mı?
Elmalılı Hamdi Yazır = Ödül ve ikram olarak, bu mu daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Nasıl, konmak için bu mu hayırlı yoksa o zakkum ağacı mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
Gültekin Onan = Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Harun Yıldırım = Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
Hasan Basri Çantay = Böyle (bir ni'mete) konmak mı hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Hayrat Neşriyat = Ağırlama olarak bu mu hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
İbni Kesir = Konak yeri olarak bu mu hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Kadri Çelik = Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Muhammed Esed = Böyle (bir cennet) mi daha iyi bir ağırlanmadır, yoksa (cehennemin) ölümcül meyve ağacı mı?
Mustafa İslamoğlu = Şimdi konuğu böyle ağırlamak mı iyidir, yoksa zehir zakkumla (ağırlamak) mı?
Ömer Nasuhi Bilmen = Nasıl, bu mu bir ziyafet taamı olarak hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Ömer Öngüt = Böyle bir nimete konmak mı daha hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Şaban Piriş = Bu mu daha hayırlı nimet olarak yoksa, zakkum ağacı mı?
Sadık Türkmen = Ödül ve ağırlanmak için bu mu daha iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
Seyyid Kutub = Cennet gibi konak mı hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Suat Yıldırım = (62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"
Süleyman Ateş = (Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Tefhim-ul Kuran = Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Ümit Şimşek = Bu mu daha iyi bir ikramdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Yaşar Nuri Öztürk = Ödül ve ikram olarak, bu mu daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
İskender Ali Mihr = Nüzul (Allah’tan indirilen karşılık) olarak bu mu yoksa zakkum ağacı mı daha hayırlı?
İlyas Yorulmaz = (Bu iki misaldeki gibi) Cennete konulmak mı daha hayırlı, yoksa (cehennemdeki) zakkum ağacı ile beraber ateşte olmak mı? daha hayırlı.
إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِّلظَّالِمِينَ
Sâffât / 63 -
İnnâ cealnâhâ fitneten liz zâlimîn(zâlimîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz onu, zulmedenleri sınamak için yarattık,
Abdullah Parlıyan = Gerçek şu ki, biz o ağacı yaratılış gayesi dışında yaşayarak, ömür tüketenler için bir sınama aracı yaptık.
Adem Uğur = Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
Ahmed Hulusi = Doğrusu biz onu (zakkum ağacını - bedeni) zâlimler için bir sınav objesi kıldık (hakikatlerini mi hatırlayacaklar yoksa kendilerini beden kabul ederek mi yaşayacaklar).
Ahmet Tekin = Biz, kaktüsü ateş içinde bitirerek inkârda, isyanda, şirkte ısrar eden zâlimler için ağır bir imtihan konusu yaptık.
Ahmet Varol = Biz onu zalimler için bir fitne (sınama vesilesi) kıldık.
Ali Bulaç = Doğrusu biz, onu kâfirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz zakkûm ağacını kâfirler için (ahirette) bir azab yaptık.
Ali Ünal = Biz, o ağacı zalimler için bir imtihan ve azap sebebi kıldık.
Bayraktar Bayraklı = Biz o ağacı, zâlimler için bir azap kıldık.
Bekir Sadak = Biz o agaci, zalimler icin bir dert yaptik.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki biz o ağacı zâlimler için bir fitne (bir dert ve kaygı) kıldık.
Cemal Külünkoğlu = (63-65) Gerçek şu ki, biz o (Zakkum ağacı)nı zalimler için (“ateşin içinde ağaç mı olur diye”) bir imtihan aracı kıldık. Şüphesiz o, çılgınca yanan ateşin dibinden çıkar. Onun tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır.
Diyanet İşleri (eski) = Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
Diyanet Vakfi = (62-63) Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
Edip Yüksel = Biz onu zalimler için bir test kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ki biz onu zalimler için bir fitne kılmışızdır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz onu zalimler için bir fitne kılmışızdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
Gültekin Onan = Doğrusu biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
Harun Yıldırım = Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, biz onu zaalimler (kâfirler) için bir fitne (imtihan) yapdık.
Hayrat Neşriyat = Gerçekten biz, onu (alevler içindeki o ağacı) zâlimler için bir fitne (dünyada bir imtihan vesîlesi) kıldık.
İbni Kesir = Doğrusu Biz, onu; zalimler için bir fitne yaptık.
Kadri Çelik = Doğrusu biz onu (zakkumu), küfre sapanlar için bir fitne (azap ve işkence vesilesi) kıldık.
Muhammed Esed = Gerçek şu ki, biz o (ağac)ı zalimler için bir sınama aracı yaptık,
Mustafa İslamoğlu = Şüphe yok ki Biz onu zalimler için bir imtihan vesilesi kıldık.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, Biz onu (O ağacı) zalimler için bir mihnet kıldık.
Ömer Öngüt = Biz o ağacı zâlimler için bir fitne kıldık.
Şaban Piriş = Biz onu zalimler için bir fitne kıldık.
Sadık Türkmen = Şüphesiz biz o ağacı, zalimler için bir açığa çıkar(ıl)ma aracı yaptık.
Seyyid Kutub = Biz, o ağacı zalimler için fitne yaptık.
Suat Yıldırım = (62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"
Süleyman Ateş = Biz onu zâlimler için bir fitne (sınav) yaptık.
Tefhim-ul Kuran = Doğrusu biz, onu kâfirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
Ümit Şimşek = Biz onu zalimler için bir belâ yaptık.
Yaşar Nuri Öztürk = O ağaç ki, zalimler için onu bir fitne yaptık.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, onu (zakkum ağacını) zalimler için fitne (imtihan) kıldık.
İlyas Yorulmaz = O zakkum ağacını zalimler için imtihan yaptık.
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
Sâffât / 64 -
İnnehâ şeceratun tahrucu fî aslil cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki o, cehennemin ta dibinden çıkar.
Abdullah Parlıyan = Zira o ağaç, cehennemin dibinde çıkan bir bitkidir.
Adem Uğur = Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki o cehennemî (yanmayı oluşturan) kaynaktan oluşan bir ağaçtır (biyolojik bedendir).
Ahmet Tekin = Kaktüs, kaynayan, köpüren Cehennem’in dibinde çıkar.
Ahmet Varol = O cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Ali Bulaç = Şüphesiz o, 'çılgınca yanan ateşin' dibinde bitip çıkar.
Ali Fikri Yavuz = O bir ağaçtır ki, cehennemin dibinden çıkar.
Ali Ünal = O öyle bir ağaçtır ki, Kızgın, Alevli Ateş Çukuru’nun dibinde biter;
Bayraktar Bayraklı = O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
Bekir Sadak = O, cehennemin dibinde cikan bir agactir.
Celal Yıldırım = O bir ağaçtır ki Cehennem'in tâ dibinden çıkar.
Cemal Külünkoğlu = (63-65) Gerçek şu ki, biz o (Zakkum ağacı)nı zalimler için (“ateşin içinde ağaç mı olur diye”) bir imtihan aracı kıldık. Şüphesiz o, çılgınca yanan ateşin dibinden çıkar. Onun tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır.
Diyanet İşleri (eski) = O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Diyanet Vakfi = Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Edip Yüksel = O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
Elmalılı Hamdi Yazır = O bir ağaçtır ki Cehennemin kökünde çıkar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
Gültekin Onan = Şüphesiz o, 'çılgınca yanan ateşin' dibinde bitip çıkar..
Harun Yıldırım = Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz ki o, çılgın ateşin dibinde (bitib) çıkacakdır.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki o, Cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
İbni Kesir = O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Kadri Çelik = Şüphesiz o, çılgınca yanan ateşin dibinde bitip çıkar.
Muhammed Esed = zira o, (cehennemin) yakıcı ateşinin ortasında büyüyen bir ağaçtır,
Mustafa İslamoğlu = Elbet o cehennemin ta orta yerinde yetişen bir ağaçtır;
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak o bir ağaçtır ki, cehennemin çukurunda (meydana) çıkar.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Şaban Piriş = O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
Sadık Türkmen = O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
Seyyid Kutub = O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Suat Yıldırım = (62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"
Süleyman Ateş = O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz o, 'çılgınca yanan ateşin' dibinde bitip çıkar.
Ümit Şimşek = O, Cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
Yaşar Nuri Öztürk = Cehennemin ta dibinden çıkan bir ağaçtır o.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki o (zakkum ağacı), cahîmin (cehennemin) dibinde çıkan bir ağaçtır.
İlyas Yorulmaz = O öyle bir ağaç ki, cehennem ateşinin içinden çıkar.
طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ
Sâffât / 65 -
Tal’uhâ ke ennehu ruûsuş şeyâtîn(şeyâtîni).
Diyanet İşleri = Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Tomurcukları Şeytanların başlarına benzer.
Abdullah Parlıyan = Onun meyve veya tomurcukları çirkin görünüşlü şeytan veya yılanların başı gibidir.
Adem Uğur = Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Ahmed Hulusi = Onun (kendini yalnızca beden kabulünün) meyvesi, sanki şeytanların kafaları (bilincin içgüdüsel dürtüleri) gibidir.
Ahmet Tekin = Tomurcukları yılanbaşı gibidir.
Ahmet Varol = Tomurcukları şeytan başı gibidir.
Ali Bulaç = Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
Ali Fikri Yavuz = Meyvaları, (çirkin) şeytanların başları gibidir.
Ali Ünal = Meyveleri, şeytanların başları gibidir.
Bayraktar Bayraklı = Meyveleri şeytanların başları gibidir.
Bekir Sadak = Tomurcuklari seytan basi gibidir.
Celal Yıldırım = Tomurcukları (veya meyveleri) şeytanların başlarına benzer.
Cemal Külünkoğlu = (63-65) Gerçek şu ki, biz o (Zakkum ağacı)nı zalimler için (“ateşin içinde ağaç mı olur diye”) bir imtihan aracı kıldık. Şüphesiz o, çılgınca yanan ateşin dibinden çıkar. Onun tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır.
Diyanet İşleri (eski) = Tomurcukları şeytan başı gibidir.
Diyanet Vakfi = Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Edip Yüksel = Tomurcukları şeytanların başı gibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Tomurcukları Şeytanların başları gibidir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Gültekin Onan = Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
Harun Yıldırım = Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Hasan Basri Çantay = Ki tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Hayrat Neşriyat = Tomurcukları, sanki şeytanların başları gibidir.
İbni Kesir = Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Kadri Çelik = Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
Muhammed Esed = meyvesi şeytanların kellesi gibi (tiksindirici)dir;
Mustafa İslamoğlu = tomurcukları, yeleli yılanların başları gibi (albenili)dir;
Ömer Nasuhi Bilmen = Onun meyvesi sanki şeytanların başlarıdır.
Ömer Öngüt = Meyveleri şeytanların başları gibidir.
Şaban Piriş = Tomurcukları (ürünleri) sanki şeytanların başları gibidir.
Sadık Türkmen = Tomurcukları şeytanların (zararlı mahlukların) başları gibidir!
Seyyid Kutub = Tomurcukları, şeytanın başı gibidir.
Suat Yıldırım = (62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"
Süleyman Ateş = Tomurcukları, şeytânların başları gibidir.
Tefhim-ul Kuran = Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
Ümit Şimşek = Meyvesi şeytanların başına benzer.
Yaşar Nuri Öztürk = Tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır.
İskender Ali Mihr = Onun meyveleri şeytanların başları gibidir.
İlyas Yorulmaz = Meyveleri, sanki şeytanların başları gibi.
فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
Sâffât / 66 -
Fe innehum le âkilûne minhâ fe mâliûne minhâl butûn(butûni).
Diyanet İşleri = Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onlar, onu yerler de karınları şişer.
Abdullah Parlıyan = Cehennemlikler, ondan yemeye ve karınlarını onunla şişirmeye mahkumdurlar.
Adem Uğur = (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki onlar (dünya yaşamı boyunca) ondan yerler ve ondan karınlarını doldururlar.
Ahmet Tekin = Cehennemlikler, kesinlikle bunu yerler. Karınlarını bununla doldururlar.
Ahmet Varol = Muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve karınları(nı) onunla dolduracaklardır.
Ali Bulaç = Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak o kâfirler bundan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklar.
Ali Ünal = İşte zalimler, o ağaçtan yer ve karınlarını onunla tıka basa doldururlar.
Bayraktar Bayraklı = Onlar kesinlikle ondan yiyip, karınlarını onunla dolduracaklar.
Bekir Sadak = Iste cehennemlikler bundan yerler, karinlarini onunla doldururlar.
Celal Yıldırım = Onlar (Cehennem'dekiler) mutlaka ondan yiyecekler de karınlarını onunla dolduracaklar.
Cemal Külünkoğlu = Cehennemlikler ondan (zorla) yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar.
Diyanet İşleri (eski) = İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
Diyanet Vakfi = (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
Edip Yüksel = Onlar ondan yiyerek karınlarını doyuracaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Her halde onlar ondan yiyeceklerdir. Yiyecekler de ondan karınlarını dolduracaklardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Mutlaka onlar ondan yiyeceklerdir; yiyecekler de ondan karınlarını dolduracaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
Gültekin Onan = Artık gerçekten, ondan yiyecekler, böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.
Harun Yıldırım = Ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
Hasan Basri Çantay = İşte hakıykat onlar bundan yiyecekler, bu suretle karınlarını bundan dolduracaklar.
Hayrat Neşriyat = Bundan sonra şübhesiz ki onlar, elbette bundan yiyecek kimseler olup, artık karınları(nı) bununla dolduracak olanlardır.
İbni Kesir = Onlar muhakkak ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.
Kadri Çelik = Artık hiç tartışmasız onlar ondan yiyecekler, böylece karınlarını da onunla dolduracaklar.
Muhammed Esed = ve (zalim)ler ondan yemeye ve karınlarını onunla doldurmaya mahkumdurlar.
Mustafa İslamoğlu = ve onlar kesinlikle ondan yemeye ve karınlarını onunla tıka basa doldurmaya mecburdurlar;
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık şüphe yok ki onlar, ondan elbette yiyicilerdir ve ondan karınlarını dolduruculardır.
Ömer Öngüt = Cehennemlikler ondan yerler ve karınlarını onunla doyururlar.
Şaban Piriş = İşte onlar, bundan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.
Sadık Türkmen = Mutlaka onlar bundan yiyecekler, bununla karınlarını dolduracaklar!
Seyyid Kutub = İşte cehennemlikler bundan yer ve karınlarını bununla doldururlar.
Suat Yıldırım = İşte o zalimler bunları yer ve karınlarını tıka basa doldururlar.
Süleyman Ateş = Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.
Tefhim-ul Kuran = Artık hiç tartışmasız, onlar, ondan yiyecekler, böylelikle karınlarını da ondan dolduracaklar.
Ümit Şimşek = Ondan mutlaka yiyecekler, hem de karınlarını tıka basa dolduracaklar.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar ondan mutlaka yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki onlar, mutlaka ondan (zakkum ağacından) yiyecek, böylece onunla karınlarını dolduracak (doyuracak) olanlardır.
İlyas Yorulmaz = Cehennemde olanların o zakkumdan başka yiyecekleri yok ve yalnızca karınlarına onlardan dolduracaklar.
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
Sâffât / 67 -
Summe inne lehum aleyhâ le şevben min hamîm(hamîmin).
Diyanet İşleri = Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da içimi bu zakkum gibi acı kaynar sular içerler.
Abdullah Parlıyan = Sonra zakkum yemeğinin üzerine, onlar için kaynar su karıştırılmış, kusuntu ve irin türünden içecekler vardır.
Adem Uğur = Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
Ahmed Hulusi = Bunun sonucu onlara, yapılarına işleyecek yakıcı su (benlik duygusu) vardır.
Ahmet Tekin = Sonra, bunun üzerine, kaynar su karıştırılmış bir haşlama içerler.
Ahmet Varol = Sonra kendileri için bunun üzerine kaynar su ile karıştırılmış içkiler vardır.
Ali Bulaç = Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
Ali Fikri Yavuz = Ondan doyduktan sonra, onlar için kaynar bir içki var.
Ali Ünal = Ardından, zakkum yemeğinin üstüne kaynar bir sudan içecek ve bu, vücutlarında zakkumla karışacaktır.
Bayraktar Bayraklı = Sonra, onun üzerine kaynar su karışımı bir içecek içerler.
Bekir Sadak = Sonra, uzerine kaynar su katilmis icki suphesiz onlar icindir.
Celal Yıldırım = Sonra da bunun üzerine onlar için iyice kaynar bir su ile karışık bir içecek var.
Cemal Külünkoğlu = Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
Diyanet Vakfi = Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
Edip Yüksel = Bunun üstüne onlar için cehennemi bir kokteyl vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra üzerine onların hamîmden bir haşlamaları vardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra onların üzerine kaynar sudan bir haşlamaları vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
Gültekin Onan = Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
Harun Yıldırım = Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
Hasan Basri Çantay = Sonra üzerine de onlar için çok sıcak bir su ile karışdırılmış (şarab) vardır.
Hayrat Neşriyat = Sonra bunun üzerine, doğrusu onlar için kaynar sudan karıştırılmış bir içecek vardır.
İbni Kesir = Sonra onlar için, üzerine kaynar su katılmış içkiler de vardır.
Kadri Çelik = Sonra, onlar için üzerine kaynar su katılmış içki vardır.
Muhammed Esed = Bunun da üzerinde, onlar korkunç bir ümitsizlik (cezası)na çarpılacaklardır!
Mustafa İslamoğlu = sonra, onun üstüne bir de yürek dağlayıp iç kaldıran bir kokteyl yudumlayacaklar;
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra muhakkak ki, onlar için onun üzerine elbette pek kaynamış bir su da vardır.
Ömer Öngüt = Sonra bunun üzerine onlar için kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
Şaban Piriş = Sonra onlar için, bunun üzerine kaynar su vardır.
Sadık Türkmen = Sonra muhakkak onlar için, üzerine kaynar su karışımı bir içecek vardır.
Seyyid Kutub = Sonra, bu yemeğin üzerine kaynar su katılmış içki onlar içindir.
Suat Yıldırım = Zakkum yemeğinin üstüne, barsakları parçalayan irin karışık kaynar su içerler.
Süleyman Ateş = Sonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır.
Tefhim-ul Kuran = Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
Ümit Şimşek = Üzerine de onlar için kaynar sudan bir içecek var.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra onların, o yedikleri üzerine kaynar su karıştırılmış bir içecekleri vardır.
İskender Ali Mihr = Sonra da muhakkak ki onlar için onun üstüne, mutlaka hamim (kaynar su) karıştırılmış (içecek) vardır.
İlyas Yorulmaz = Onlar yedikleri zakkum meyvelerinin üzerine, kaynar suyun içindeki karışımlardan içecekler.
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ
Sâffât / 68 -
Summe inne merciahum le ilâl cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da gene cehennemdir dönüp varacakları yer.
Abdullah Parlıyan = Bu meşrubatı içtikten sonra da, yine cehennemdir dönüp varacakları yer.
Adem Uğur = Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
Ahmed Hulusi = Bundan sonra onların dönüş yerleri elbette cehennemdir.
Ahmet Tekin = Dahası onların götürülecekleri yer, kesinlikle kaynayan köpüren Cehennemdir.
Ahmet Varol = Sonra dönüşleri elbette cehennemedir.
Ali Bulaç = Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
Ali Fikri Yavuz = Sonra da dönecekleri yer şübhesiz ki yine cehennemdir.
Ali Ünal = Sonra da dönüşleri, hiç kuşkusuz Kızgın, Alevli Ateş’e olacaktır.
Bayraktar Bayraklı = Sonra onların dönüşü kesinlikle çılgın ateşe olacaktır.
Bekir Sadak = Dogrusu sonra donecekleri yer yine cehennemdir.
Celal Yıldırım = Sonra elbette dönecekleri yer yine Cehennem'dir.
Cemal Külünkoğlu = Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateş olacaktır.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
Diyanet Vakfi = Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
Edip Yüksel = Sonra dönüşleri yine cehennemedir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra da dönümleri şübhesiz ki Cehennemedir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra da dönüşleri şüphesiz cehennemedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
Gültekin Onan = Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
Harun Yıldırım = Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
Hasan Basri Çantay = Sonra dönüb gidecekleri yer, şübhesiz yine cehennemdir.
Hayrat Neşriyat = Sonra onların dönüşleri elbette Cehennemedir.
İbni Kesir = Sonra onların dönüşü muhakkak, yine cehennemedir.
Kadri Çelik = Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
Muhammed Esed = Ve bir kez daha (söyleyelim): yakıcı ateş onların nihai durağı olacaktır;
Mustafa İslamoğlu = neticede son durakları, elbet gözleri faltaşı gibi açan ateş olacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, nihâyet onların olup gidecekleri yer cehennemdir.
Ömer Öngüt = Sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
Şaban Piriş = Sonra da onların dönüşü yine ateşedir.
Sadık Türkmen = Sonra kesinlikle onların dönüşleri çılgın ateşedir.
Seyyid Kutub = Sonra dönüşleri yine cehennemedir.
Suat Yıldırım = Sonra dönüşleri, şüphesiz ateşe olacaktır.
Süleyman Ateş = Sonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir.
Tefhim-ul Kuran = Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
Ümit Şimşek = Sonra dönecekleri yer yine Cehennemdir.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra onların dönüşleri doğrudan doğruya cehennemedir.
İskender Ali Mihr = Sonra muhakkak ki onların mercileri (dönüşleri), kesinlikle cehennemedir.
İlyas Yorulmaz = Dünyada inkâr edenlerin dönüşü cehennem ateşinedir.
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءهُمْ ضَالِّينَ
Sâffât / 69 -
İnnehum elfev âbâehum dâllîne.
Diyanet İşleri = Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki onlar, atalarını, sapıtmış bir halde bulmuşlardı da.
Abdullah Parlıyan = Şüphe yok ki, onlar atalarını sapıtmış bir halde bulmuşlardı da,
Adem Uğur = Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular.
Ahmed Hulusi = Çünkü onlar atalarını (hakikatten) sapmışlar olarak buldular.
Ahmet Tekin = Onlar, atalarının, hak yoldan uzaklaşarak dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih edip, başlarına buyruk yaşadıklarını bile bile atalarına uydular.
Ahmet Varol = Çünkü onlar atalarını sapıtmış buldular.
Ali Bulaç = Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü onlar, babalarını (dünyada) sapıklıkta buldular.
Ali Ünal = Onlar, atalarını yanlış yol üzerinde buldular;
Bayraktar Bayraklı = (69-70) Şüphesiz onlar atalarını sapıklıkta buldular ve peşlerinden koşup gittiler.
Bekir Sadak = Onlar babalarini suphesiz sapik kimseler olarak bulmuslardi.
Celal Yıldırım = Çünkü onlar babalarını sapıklık içinde buldular.
Cemal Külünkoğlu = (69-70) Çünkü onlar, atalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen kendileri de onların izinden gitmişlerdi.
Diyanet İşleri (eski) = Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Diyanet Vakfi = (69-70) Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular da peşlerinden koşup gittiler.
Edip Yüksel = Onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü onlar babalarını dalâlette buldular
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü onlar babalarını sapıklık içinde buldular.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
Gültekin Onan = Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Harun Yıldırım = Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular .
Hasan Basri Çantay = Çünkü onlar atalarını sapkın kimseler bulmuşlardı da,
Hayrat Neşriyat = Doğrusu onlar, atalarını sapık kimseler buldular.
İbni Kesir = Doğrusu onlar, babalarını sapıklar olarak bulmuşlardı.
Kadri Çelik = Çünkü onlar, babalarını da sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Muhammed Esed = çünkü onlar atalarını eğri bir yol üzerinde buldular,
Mustafa İslamoğlu = Çünkü onlar sapık atalarının başlarına sardığı geleneği izlediler;
Ömer Nasuhi Bilmen = (69-71) Muhakkak ki, onlar atalarını sapık kimseler buldular. İmdi onlar, atalarının izleri üzerine koşturuluyorlar. Andolsun ki, onlardan evvelkilerin ekserisi de sapıtmış idi.
Ömer Öngüt = Doğrusu onlar atalarını sapıklıkta buldular.
Şaban Piriş = Onlar, babalarını, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Sadık Türkmen = Onlar atalarını sapıtmış kimseler olarak buldular.
Seyyid Kutub = Çünkü onlar atalarını sapık yolda buldular.
Suat Yıldırım = Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular.
Süleyman Ateş = Çünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular.
Tefhim-ul Kuran = Çünkü onlar, atalarını da sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Ümit Şimşek = Onlar atalarını sapıklıkta buldular.
Yaşar Nuri Öztürk = Çünkü onlar, babalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen,
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki onlar, babalarını (atalarını) dalâlette buldular.
İlyas Yorulmaz = Onlar, atalarını sapıklık içinde bulmuşlar.
فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
Sâffât / 70 -
Fe hum alâ âsârihim yuhraûn(yuhraûne).
Diyanet İşleri = Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onlar da, koşa koşa onların izlerini izlemişlerdi.
Abdullah Parlıyan = babalarının izinde koşup gitmişlerdi.
Adem Uğur = Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
Ahmed Hulusi = Böylece onların izleri üzerinde ısrarla koşarlar.
Ahmet Tekin = Hâlâ baskıyla, korkutularak izdiham halinde onların izinde koşturuluyorlar.
Ahmet Varol = Kendileri de, onların izlerinden koşturuluyorlardı.
Ali Bulaç = Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup duruyorlardı.
Ali Fikri Yavuz = Kendileri de onların (sapık) izleri üzerinde koşturuluyorlardı.
Ali Ünal = Ne var ki, onların izinde gitmeye can atmaktadırlar.
Bayraktar Bayraklı = (69-70) Şüphesiz onlar atalarını sapıklıkta buldular ve peşlerinden koşup gittiler.
Bekir Sadak = Oyleyken yine de onlarin izlerinden kovalanircasina kosturuyorlardi.
Celal Yıldırım = Onların izleri üzerinde koşturup durdular.
Cemal Külünkoğlu = (69-70) Çünkü onlar, atalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen kendileri de onların izinden gitmişlerdi.
Diyanet İşleri (eski) = Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
Diyanet Vakfi = (69-70) Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular da peşlerinden koşup gittiler.
Edip Yüksel = Ve onların izlerini körükörüne izliyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şimdi de onların izlerince koşturuyorlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şimdi de onların izlerince koşturuyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
Gültekin Onan = Kendileri de onların izleri üzerinde koşturup duruyorlardı.
Harun Yıldırım = Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
Hasan Basri Çantay = Kendileri de onların izleri üzerinde (birbirini itib) koşduruluyorlardı.
Hayrat Neşriyat = Fakat kendileri (de) onların izleri üzerinde koşturuyorlar.
İbni Kesir = Yine de onların izlerinde koşturuluyorlardı.
Kadri Çelik = Kendileri de onların izleri üzerinde koşturup duruyorlardı.
Muhammed Esed = ve (şimdi) atalarının izinden gitmeye can atıyorlar!
Mustafa İslamoğlu = fakat kendileri atalarının izinden akılsızca seğirtiyorlar!
Ömer Nasuhi Bilmen = (69-71) Muhakkak ki, onlar atalarını sapık kimseler buldular. İmdi onlar, atalarının izleri üzerine koşturuluyorlar. Andolsun ki, onlardan evvelkilerin ekserisi de sapıtmış idi.
Ömer Öngüt = Kendileri de onların izlerinde koşturup gidiyorlar.
Şaban Piriş = Onların izinde koşturmuşlardı.
Sadık Türkmen = Kendileri de onların izlerinde koşuyorlar!
Seyyid Kutub = Öyle iken yine de düşünmeden atalarının peşinden koşuyorlardı.
Suat Yıldırım = Bunlar da onların izlerinde koşmaya can atıyorlar.
Süleyman Ateş = Kendileri de onların izlerinde koşturuyorlar.
Tefhim-ul Kuran = Kendileri de onların izleri üzerinde koşturup duruyorlardı.
Ümit Şimşek = Yine de izlerinde koşup duruyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk = Kendileri de hâlâ onların eserleri ardınca koşturuyorlar.
İskender Ali Mihr = Onlar, onların (babalarının) izleri üzerinde koşuyorlar(dı).
İlyas Yorulmaz = Sonra atalarının izinden koşmuşlardı.
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ
Sâffât / 71 -
Ve lekad dalle kablehum ekserul evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki onlardan önce gelip geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.
Abdullah Parlıyan = Onlardan önce gelip geçmiş eski toplumların çoğu da sapıtmışlardı.
Adem Uğur = Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.
Ahmed Hulusi = Andolsun ki onlardan önce, ilk nesillerin çoğunluğu da (Hakikatten) sapmıştı!
Ahmet Tekin = Onlardan önce, geçmiş milletlerin çoğu, andolsun başlarına buyruk hareket ederek, hak yoldan uzaklaşıp, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmişlerdi.
Ahmet Varol = Andolsun ki onlardan önce, evvelkilerin çoğu sapıtmıştı.
Ali Bulaç = onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), senin kavminden önce eski ümmetlerin çoğu dalâlette idi.
Ali Ünal = Onlardan önce gelip geçmiş evvelki nesillerin çoğu da aynı şekilde yanlış yol üzerindeydi.
Bayraktar Bayraklı = Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu sapıklığa düştü.
Bekir Sadak = Onlardan once gecenlerin cogu, and olsun ki sapitmisti.
Celal Yıldırım = Ve and olsun ki, onlardan önce gelip geçenlerin çoğu da sapıtmıştı.
Cemal Külünkoğlu = Andolsun, onlardan önce gelip geçenlerin çoğu da sapmıştı.
Diyanet İşleri (eski) = Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
Diyanet Vakfi = Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.
Edip Yüksel = Kendilerinden önce de niceleri aynı şekilde sapmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hakıkat onlardan evvel eskilerin ekserisi dalâlette idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gerçekten onlardan önce eskilerin çoğu sapıklıkta idiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
Gültekin Onan = Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Harun Yıldırım = Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.
Hasan Basri Çantay = Andolsun ki onlardan evvel geçenlerin çoğu da sapmışdı.
Hayrat Neşriyat = And olsun ki, onlardan önce, evvelki (ümmet)lerin çoğu dalâlete düşmüştü.
İbni Kesir = Andolsun ki; onlardan önce geçenlerin çoğu da sapıtmıştı.
Kadri Çelik = Şüphesiz onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Muhammed Esed = Onlardan önce gelip geçmiş eski toplumların çoğu yollarını şaşırmıştı,
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu, onlardan öncekilerin çoğu da sapmıştı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (69-71) Muhakkak ki, onlar atalarını sapık kimseler buldular. İmdi onlar, atalarının izleri üzerine koşturuluyorlar. Andolsun ki, onlardan evvelkilerin ekserisi de sapıtmış idi.
Ömer Öngüt = Andolsun ki onlardan önce gelip geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.
Şaban Piriş = Andolsun ki onlardan önce, ilk nesillerin çoğunluğu da (Hakikatten) sapmıştı!
Sadık Türkmen = Onlardan önce, geçmiş milletlerin çoğu, andolsun başlarına buyruk hareket ederek, hak yoldan uzaklaşıp, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmişlerdi.
Seyyid Kutub = Andolsun ki onlardan önce, evvelkilerin çoğu sapıtmıştı.
Suat Yıldırım = onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Süleyman Ateş = (Ey Rasûlüm), senin kavminden önce eski ümmetlerin çoğu dalâlette idi.
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Ümit Şimşek = Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu sapıklığa düştü.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlardan once gecenlerin cogu, and olsun ki sapitmisti.
İskender Ali Mihr = Andolsun ki, onlardan önce, evvelkilerin çoğu (da) dalâlette idiler.
İlyas Yorulmaz = Onlardan evvelkilerin pek çoğu, doğru yoldan saptıklarında.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
Sâffât / 72 -
Ve lekad erselnâ fî him munzirîn(munzirîne).
Diyanet İşleri = Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki biz, onların içinden, korkutucular göndermiştik onlara.
Abdullah Parlıyan = Halbuki kendilerine uyarıcılar göndermiştik.
Adem Uğur = Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Ahmed Hulusi = Andolsun ki onların da içinde uyarıcılar irsâl ettik.
Ahmet Tekin = Biz de onlara, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcılar, peygamberler göndermiştik.
Ahmet Varol = Andolsun ki biz onların içlerinde uyarıcılar göndermiştik.
Ali Bulaç = Andolsun, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz onlara, azabla korkutucu peygamberler de gönderdik.
Ali Ünal = And olsun ki, iclerine uyaricilar gondermistik.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Bekir Sadak = And olsun ki, iclerine uyaricilar gondermistik.
Celal Yıldırım = And olsun ki, biz onlara uyarıcı peygamberler göndermiştik.
Cemal Külünkoğlu = (72-73) Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik. Şimdi bak, uyarılıp ta yola gelmeyenlerin sonu ne oldu?
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
Diyanet Vakfi = Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Edip Yüksel = İçlerinden uyarıcılar göndermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Celâlim hakkı için içlerinde inzar edici Peygamberler de gönderdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki, içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
Gültekin Onan = Andolsun, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Harun Yıldırım = Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Hasan Basri Çantay = Yemîn ederim ki biz içlerinde (kötü hareketlerinin encamından) korkutucu (peygamberler) de göndermişizdir.
Hayrat Neşriyat = (Ve yine) and olsun ki, onların içlerinde de (Allah’ın azâbından haber veren)korkutucu (peygamber)ler göndermiştik.
İbni Kesir = Ve andolsun ki; onlara, uyarıcılar göndermiştik.
Kadri Çelik = Şüphesiz biz onlara uyarıp korkutucular göndermiştik.
Muhammed Esed = halbuki kendilerine uyarıcılar göndermiştik.
Mustafa İslamoğlu = Ve elbette onların arasına da uyarıcılar göndermiştik:
Ömer Nasuhi Bilmen = (72-74) Yemin olsun ki, onların içinde korkutucular göndermiş idik. Artık bak, o korkutulmuş olanların akibetleri nasıl oluverdi? Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kulları müstesna.
Ömer Öngüt = Ululuğum hakkı için biz onlara, uyarıcılar göndermiştik.
Şaban Piriş = İçlerinden uyarıcılar gönderdik.
Sadık Türkmen = Ant olsun ki, onların içine uyarıcılar göndermiştik.
Seyyid Kutub = Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.
Suat Yıldırım = (71-72) Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı. Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler göndermiştik.
Süleyman Ateş = Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, biz onlara uyarıcı-korkutucular göndermiştik.
Ümit Şimşek = Biz ise onların içinden de uyarıcılar göndermiştik.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, onların içlerinde uyarıcılar görevlendirmiştik.
İskender Ali Mihr = Ve andolsun ki, onlara nezirler (uyarıcılar) gönderdik.
İlyas Yorulmaz = Onlara uyarıcılar göndermiştik.
فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ
Sâffât / 73 -
Fanzur keyfe kâne âkibetul munzerîn(munzerîne).
Diyanet İşleri = Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
Abdulbaki Gölpınarlı = Bak da gör, korkutulanların sonucu ne oldu.
Abdullah Parlıyan = Bak da gör, uyarılanların sonucu ne oldu?
Adem Uğur = Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
Ahmed Hulusi = O uyarılanların sonu nasıl oldu bir bak!
Ahmet Tekin = Sorumluluk, hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılıp da, doğru yola gelmeyenlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir bak, incele.
Ahmet Varol = Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Ali Bulaç = Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
Ali Fikri Yavuz = Şimdi bak, o korkutulanların akıbeti (helâk edilişleri) nasıl oldu?
Ali Ünal = İşte, uyarılmış bulunan bu nesillerin sonu nasıl oldu bir bak!
Bayraktar Bayraklı = Uyarılanların sonucunun ne olduğuna bir bak!
Bekir Sadak = Uyarildigi halde yola gelmeyenlerin sonunun nasil olduguna bir bak!
Celal Yıldırım = Artık sen, o uyarılanların sonunun ne olduğuna bir bak!
Cemal Külünkoğlu = (72-73) Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik. Şimdi bak, uyarılıp ta yola gelmeyenlerin sonu ne oldu?
Diyanet İşleri (eski) = Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Diyanet Vakfi = Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
Edip Yüksel = Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra da bak o inzar edilenlerin akıbeti nasıl oldu?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
Gültekin Onan = Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
Harun Yıldırım = Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
Hasan Basri Çantay = Bak, o korkutulanların akıbeti nice oldu!
Hayrat Neşriyat = Artık bak, o korkutulanların âkıbeti nasıl oldu?
İbni Kesir = Bir bak; uyarılanların akıbeti nice oldu.
Kadri Çelik = Uyarılıp korkutulanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak!
Muhammed Esed = Bak şu uyarılmış olanların haline!
Mustafa İslamoğlu = dön de bir bak şu uyarılmış olanların akıbeti nasılmış?
Ömer Nasuhi Bilmen = (72-74) Yemin olsun ki, onların içinde korkutucular göndermiş idik. Artık bak, o korkutulmuş olanların akibetleri nasıl oluverdi? Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kulları müstesna.
Ömer Öngüt = Bak! O uyarılanların sonu nasıl oldu?
Şaban Piriş = Uyarılanların sonu nasıl oldu bir bak!
Sadık Türkmen = Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
Seyyid Kutub = Bak, o uyarılanların sonu nice oldu.
Suat Yıldırım = İşte bak ve düşün: O uyarılanların âkıbeti nice oldu?
Süleyman Ateş = Bak, o uyarılanların sonu nice oldu.
Tefhim-ul Kuran = Uyarılıp korkutulanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
Ümit Şimşek = Şimdi bak, uyarılanların sonu ne oldu?
Yaşar Nuri Öztürk = Bir bak, nasıl oldu uyarılanların sonu!
İskender Ali Mihr = O zaman uyarılanların akıbetleri nasıl oldu, bak!
İlyas Yorulmaz = Bak bakalım, uyarılanların sonu nasıl olmuş.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Sâffât / 74 -
İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
Diyanet İşleri = Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak ihlâsa eren Allah kulları müstesnâ.
Abdullah Parlıyan = Ancak iyi niyetli, samimi, gösterişten uzak, kendini hakka teslim eden, Allah'ın kulları, peygamberleri dinlediler ve azaba uğratılmadılar.
Adem Uğur = Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
Ahmed Hulusi = Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.
Ahmet Tekin = Allah’ı ilâh tanıyan, candan müslüman olarak Allah’a bağlanan hâlis kulları, samimi kulları bu kötü âkıbetten kurtulmuşlardır.
Ahmet Varol = Ancak iyi niyetli, samimi, gösterişten uzak, kendini hakka teslim eden, Allah'ın kulları, peygamberleri dinlediler ve azaba uğratılmadılar.
Ali Bulaç = Ancak muhlis olan kullar başka.
Ali Fikri Yavuz = Ancak Allah’ın, küfürden korunmuş, kulları müstesna; (onlar azabdan kurtulmuşlardır).
Ali Ünal = Ancak, Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları bu sondan müstesna tutuldular.
Bayraktar Bayraklı = Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
Bekir Sadak = Allah'in, O'na icten baglanan kullari bunun disindadir. *
Celal Yıldırım = Ancak iyi niyetli, samimi, gösterişten uzak, kendini hakka veren Allah kulları müstesna..
Cemal Külünkoğlu = Ancak, Allah'a gönülden bağlı olan kullar o azabın dışında kaldı.
Diyanet İşleri (eski) = Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
Diyanet Vakfi = Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
Edip Yüksel = Kendilerini sadece ALLAH'a adayan kulları hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ancak Allahın ıhlâs ile seçilen kulları başka
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ancak, Allah'a gönülden bağlı olan kullar o azabın dışında kaldı.
Gültekin Onan = Ancak muhlis olan kullar başka.
Harun Yıldırım = Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
Hasan Basri Çantay = Allahın ihlâsa erdirilmiş (samirnî) kulları müstesna.
Hayrat Neşriyat = Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâ.
İbni Kesir = Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.
Kadri Çelik = Ancak Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesna.
Muhammed Esed = Allah'ın halis kulları hariç, (insanların çoğu sapkınlığa mütemayildir.)
Mustafa İslamoğlu = Bunun tek istisnası var: imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah'ın desteklediği samimi kullar!
Ömer Nasuhi Bilmen = (72-74) Yemin olsun ki, onların içinde korkutucular göndermiş idik. Artık bak, o korkutulmuş olanların akibetleri nasıl oluverdi? Allah'ın ihlâsa erdirilmiş olan kulları müstesna.
Ömer Öngüt = Ancak Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâdır.
Şaban Piriş = Allah’ın arınan ihlaslı kullarının dışında...
Sadık Türkmen = Allah’ın muhlis/samimi olan kulları bunun dışındadır!
Seyyid Kutub = Ancak, Allah'a gönülden bağlı kullar o azabın dışında kaldı.
Suat Yıldırım = Ancak, içlerinden Allah’ın imana ve ihlasa muvaffak kıldığı kullar, elçileri dinleyip o kötü âkıbetten kurtuldular.
Süleyman Ateş = Ancak Allâh'ın halis kulları o azâbın dışında kaldılar.
Tefhim-ul Kuran = Ancak muhlis olan kullar başka.
Ümit Şimşek = Ancak Allah'ın ihlâsa erdirdiği kulları müstesna.
Yaşar Nuri Öztürk = Ancak Allah'ın samimi, temiz kulları kurtuldu.
İskender Ali Mihr = Ancak Allah’ın muhlis kulları hariç.
İlyas Yorulmaz = Yalnızca Allah’ın kullarından samimi doğru davrananlar (kurtulmuşlardır).
وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ
Sâffât / 75 -
Ve lekad nâdânâ nûhun fe le ni’mel mucîbûn(mucîbûne).
Diyanet İşleri = Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki Nûh, bize nidâ etmişti, biz de ne güzel icâbet etmiştik.
Abdullah Parlıyan = Nuh işte bu sebeple bize yalvarmıştı ve bizim duasını kabul etmemiz ne güzeldi.
Adem Uğur = Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
Ahmed Hulusi = Andolsun ki Nuh bize yönelmişti. . . Biz ne güzel icabet edenleriz.
Ahmet Tekin = Celâlim hakkı için, Nuh bize niyâz etmişti. Biz duaya ne güzel icabet edenleriz, duayı ne güzel kabul edenleriz.
Ahmet Varol = Andolsun, Nuh bize seslenmişti de ne güzel cevap vermiştik!
Ali Bulaç = Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten Nûh bize dua etmişti de ne güzel icabet etmiştik (duasını kabul edip kavmini suda boğmuş, kendisi ile iman edenleri kurtarmıştık).
Ali Ünal = (İşte misalleri:) Nuh, yardım için Bize yalvardı; gerçekten Biz, dualara ne güzel cevap vereniz!
Bayraktar Bayraklı = Andolsun, Nûh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz![468]
Bekir Sadak = And olsun ki, Nuh Bize seslenmisti de duasina ne guzel icabet etmistik.
Celal Yıldırım = And olsun ki, Nûh bize seslenip hâlini arzetmişti; Onun seslenişindeki isteğini kabul edenler ne güzeldir!
Cemal Külünkoğlu = (75-76) Andolsun ki, Nuh bize (dua edip) seslenmişti. Biz de ne güzel icabet etmiştik. (Tufan'da) onu ve ailesini, pek büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
Diyanet Vakfi = Andolsun, Nûh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz![468]
Edip Yüksel = Nuh bize seslenmişti de ne güzel karşılık vermiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Celâlim hakkı için bize Nuh nidâ etmişti, biz de hakıkat ne güzel mücîbiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki, Nuh Bize seslenmişti. Biz de gerçekten ne güzel icabet edenleriz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
Gültekin Onan = Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
Harun Yıldırım = Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
Hasan Basri Çantay = Andolsun ki Nuuh bize niyaz etmişdi de ne güzel icabet (ve kabul) eylemişdik.
Hayrat Neşriyat = Celâlim hakkı için, Nûh (kavminden ümîdini kesince) bize yalvarmıştı; işte (biz) ne güzel icâbet edenleriz!
İbni Kesir = Andolsun ki; Nuh, Bize niyaz etmişti. Ne güzel icabet edenleriz Biz.
Kadri Çelik = Şüphesiz Nuh bize seslenmişti de (biz de ona icabet etmiştik), doğrusu biz pek güzel icabet edenleriz!
Muhammed Esed = Nuh (işte bu sebeple) Bize yalvarmıştı ve Bizim cevabımız ne güzeldi,
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu, (onlardan biri olan) Nuh da bizden imdat dilemişti; ve onun imdadına derhal yetişmemiz de güzeldi:
Ömer Nasuhi Bilmen = Celâlim hakkı için Nûh Bize nidâ etmişti. Artık Biz ne güzel icabet edenler (olduk).
Ömer Öngüt = Andolsun ki Nuh bize duâ edip niyazda bulunmuştu da duâsına ne güzel icabet etmiştik.
Şaban Piriş = Nuh, bize seslenmişti de biz, ona ne güzel karşılık vermiştik.
Sadık Türkmen = Ant olsun, Nuh Bize yalvarmıştı da Biz, ne güzel karşılık vermiştik.
Seyyid Kutub = Andolsun Nuh bize dua etmişti de ne güzel kabul etmiştik.
Suat Yıldırım = Nitekim Nûh Bize yalvardı da, Biz onun duasını ne de güzel kabul buyurduk!
Süleyman Ateş = Andolsun Nûh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk!
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
Ümit Şimşek = Nuh da Bize niyazda bulunmuştu; Biz ise ne güzel cevap verdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, Nûh bize yakarmıştı da ne güzel karşılık vermiştik biz.
İskender Ali Mihr = Ve andolsun ki Nuh (A.S), Bize nida etti. İşte duasına icabet edilenler gerçekten ne güzel (ne güzel bir durumdadırlar).
İlyas Yorulmaz = Nuh bize seslenmişti. Bizde onun çağrısına ne güzel cevap vermiştik.
وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
Sâffât / 76 -
Ve necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm(azîmi).
Diyanet İşleri = Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onu ve âilesini, pek büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Abdullah Parlıyan = Biz O'nu da, aile ve dostlarını da o korkunç felaketten kurtarmıştık.
Adem Uğur = Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
Ahmed Hulusi = Onu ve Onun ehlini çok büyük tasadan kurtardık.
Ahmet Tekin = Biz onu ve ailesini, mü’minleri büyük sıkıntıdan, büyük felaketten kurtardık.
Ahmet Varol = Onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ali Bulaç = Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Ali Fikri Yavuz = Biz, hem onu, hem ehlini (kendisine iman edenleri) o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ali Ünal = O’nunla birlikte, ailesi ve halkından mü’min olanları o dehşetli (Tufan) felâketinden kurtardık.
Bayraktar Bayraklı = Kendisini ve ehlini o büyük felâketten kurtardık.
Bekir Sadak = Onu ve ailesini buyuk sikintidan kurtarmistik.
Celal Yıldırım = Biz, onu da, aile ve dostlarını da o büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtardık.
Cemal Külünkoğlu = (75-76) Andolsun ki, Nuh bize (dua edip) seslenmişti. Biz de ne güzel icabet etmiştik. (Tufan'da) onu ve ailesini, pek büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Diyanet İşleri (eski) = Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Diyanet Vakfi = Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
Edip Yüksel = Onu ve ailesini o büyük felaketten kurtarmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem onu ve ehlini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = hem onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Gültekin Onan = Onu ve ehlini (ailesini) o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Harun Yıldırım = Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
Hasan Basri Çantay = Biz hem onu, hem ehlini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Hayrat Neşriyat = Çünki (biz) onu ve ehlini o büyük felâketten kurtardık.
İbni Kesir = Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Kadri Çelik = Onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Muhammed Esed = çünkü onu ve ailesini o korkunç felaketten kurtardık,
Mustafa İslamoğlu = zira onu ve (inanç) ailesini büyük bir badireden kurtarmıştık;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve O'nu ve ehlini o pek büyük gamdan kurtardık.
Ömer Öngüt = Onu ve âilesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Şaban Piriş = Onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Sadık Türkmen = Onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Seyyid Kutub = Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Suat Yıldırım = Onu, ailesini ve yanındaki müminleri o müthiş felaketten kurtardık.
Süleyman Ateş = Onu ve âilesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Tefhim-ul Kuran = Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Ümit Şimşek = Onu ve ailesini o büyük felâketten kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve kurtarmıştık onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan.
İskender Ali Mihr = Ve O’nu (Hz. Nuh’u) ve O’nun ailesini kerbil azîmden (büyük üzüntüden) kurtardık.
İlyas Yorulmaz = Nuh’u ve ona inananları büyük bir beladan kurtarmıştık.
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمْ الْبَاقِينَ
Sâffât / 77 -
Ve cealnâ zurriyyetehu humul bâkîn(bâkîne).
Diyanet İşleri = Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve soyunu, yeryüzünde kalan bir soy haline getirdik.
Abdullah Parlıyan = Kavmini tufanla helak ettikten sonra, Nuh'un soyunu, yeryüzünde kalan ve O'ndan türeyip çoğalan bir toplum kıldık.
Adem Uğur = Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
Ahmed Hulusi = Onun zürriyetini de devam ettirdik.
Ahmet Tekin = Biz onun neslini, işte onları payidar kıldık.
Ahmet Varol = Yalnız onun soyunu sürekli kıldık.
Ali Bulaç = Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.
Ali Fikri Yavuz = Hem (Nûh’un kıyamete kadar) zürriyetini, bakî kalanlar kıldık.
Ali Ünal = Ve soyunu yeryüzünde payidar kıldık.
Bayraktar Bayraklı = Sâdece onun soyunu geriye bırakmıştık.
Bekir Sadak = Ancak onun soyunu surekli kildik.
Celal Yıldırım = Hem onun soyunu (yeryüzünde) baki kalanlar kıldık.
Cemal Külünkoğlu = (Onun) soyunu (yeryüzünde kıyamete kadar) kalıcı kıldık.
Diyanet İşleri (eski) = Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
Diyanet Vakfi = Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
Edip Yüksel = Onun soyunu ise yaşattık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem zürriyyetini bâkıy kalanlar kıldık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem onun neslini sürekli kalanlar kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
Gültekin Onan = Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.
Harun Yıldırım = Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
Hasan Basri Çantay = Zürriyyetini (yer yüzünde) devamlı kalanların ta kendileri kıldık.
Hayrat Neşriyat = Ve (yeryüzünde) onun neslini gerçekten kalıcı kimseler kıldık.
İbni Kesir = Ve onun soyunu süreklilerin kendisi kıldık.
Kadri Çelik = Hem onun neslini sürekli kalıcılar kıldık.
Muhammed Esed = soyunu (yeryüzünde) kalıcı yaptık;
Mustafa İslamoğlu = onun (inanç) soyunu da baki kıldık:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onun zürriyetini (evet onları) payidârlar kıldık.
Ömer Öngüt = Yalnız onun zürriyetini kalıcılar kıldık.
Şaban Piriş = Onun soyunu da devam ettirdik.
Sadık Türkmen = Ve onun soyunu da kalıcı kıldık.
Seyyid Kutub = Ancak O'nun soyunu sürekli kıldık.
Suat Yıldırım = Hayatta kalıp payidar olmayı da onun soyuna has kıldık.
Süleyman Ateş = Yalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helâk ettik).
Tefhim-ul Kuran = Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.
Ümit Şimşek = Yalnız onun neslini sağ bıraktık.
Yaşar Nuri Öztürk = Onun zürriyetini, evet onları kalıcılar yaptık.
İskender Ali Mihr = Ve O’nun (Nuh A.S’ın) zürriyetini (kıyâmete kadar) bâki kalanlardan kıldık.
İlyas Yorulmaz = Nuh’un neslini geride kalanlardan yaptık.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Sâffât / 78 -
Ve teraknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
Diyanet İşleri = Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir ad, san verdik.
Abdullah Parlıyan = Ve böylece O'nun, sonraki kuşaklar arasında yaşayıp anılmasını sağladık.
Adem Uğur = Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
Ahmed Hulusi = Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık.
Ahmet Tekin = Onun hayatından sonraki nesillerde, devam eden güzel gelenekler, övgülerle dolu hâtıralar bıraktık.
Ahmet Varol = Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık.
Ali Bulaç = Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Fikri Yavuz = Hem de Nûh için, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.
Ali Ünal = (Kıyamet’e kadar gelecek) sonraki nesiller arasında onun için güzel bir nam bıraktık.
Bayraktar Bayraklı = Sonradan gelenler içinde ona iyi bir ün bıraktık.
Bekir Sadak = (78-79) Sonra gelenler icinde «Alemlerde, Nuh'a selam olsun» diye ona iyi bir un biraktik.
Celal Yıldırım = Sonra gelenler içinde Onun (şerefli ismini) bıraktık.
Cemal Külünkoğlu = (78-79) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “Âlemler içinde Nuh'a selâm olsun” diye ona güzel bir nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (78-79) Sonra gelenler içinde 'Alemlerde, Nuh'a selam olsun' diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
Edip Yüksel = Ve biz onu daha sonrakiler için bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem de namına bıraktık sonrakiler içinde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem de sonradan gelenler içinde namını bıraktık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
Gültekin Onan = Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Harun Yıldırım = Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
Hasan Basri Çantay = Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir ad, san verdik.
Hayrat Neşriyat = Hem sonraki (ümmet)ler içinde, ona (iyi bir nâm) bıraktık.
İbni Kesir = Sonrakiler arasında ona da bıraktık.
Kadri Çelik = Hem de onun için sonradan gelenler içinde (güzel bir övgü) bıraktık.
Muhammed Esed = ve böylece onun sonraki kuşaklar arasında yaşayıp anılmasını sağladık.
Mustafa İslamoğlu = geriden gelenlerin zihninde ona dair (örnek) bir hatıra bıraktık:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onun üzerine sonra gelenler arasında (bir zikr-i cemîl) bıraktık.
Ömer Öngüt = Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.
Şaban Piriş = Sonradan gelenler arasında namını yaşattık.
Sadık Türkmen = Ve onu gelecek nesiller övgüyle ansın.
Seyyid Kutub = Sonra gelenler arasında O'na iyi bir ün bıraktık.
Suat Yıldırım = Sonraki nesiller içinde de ona iyi bir nam bıraktık:
Süleyman Ateş = Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık:
Tefhim-ul Kuran = Sonra gelenler arasında da ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ümit Şimşek = Ardında da onun için iyi bir nam bıraktık.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonrakiler içinde, ona işaret eden bir şey bıraktık.
İskender Ali Mihr = Ve sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık.
İlyas Yorulmaz = Sonraki toplumlar içinde, onun haklı davasını (örnek olarak) bıraktık.
سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ
Sâffât / 79 -
Selâmun alâ nûhın fîl âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!
Abdulbaki Gölpınarlı = Esenlik Nûh'a âlemler içinde.
Abdullah Parlıyan = Tüm dünya milletleri içinde Nuh'a selam olsun dedik veya O'nun neslinden gelen müslümanlar O'na selam ederler.
Adem Uğur = Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
Ahmed Hulusi = İnsanlar arasında Nuh'a Selâm olsun.
Ahmet Tekin = Bütün âlemler, insanlar içinde Nûh’a selâm olsun, selâmette olsun, selâmete erenlerdendir.
Ahmet Varol = Alemler içinde Nuh'a selâm olsun.
Ali Bulaç = Alemler içinde selam olsun Nuh'a.
Ali Fikri Yavuz = (Onu şöyle yâd ederler): “- Bütün âlemler içinde Nûh’a selam olsun...”
Ali Ünal = Bütün varlıklar içinde selâm olsun Nuh’a!
Bayraktar Bayraklı = Âlemlerde Nûh'a selâm olsun.
Bekir Sadak = (78-79) Sonra gelenler icinde «Alemlerde, Nuh'a selam olsun» diye ona iyi bir un biraktik.
Celal Yıldırım = Âlemler (Dünya milletleri) içinde Nuh'a selâm olsun.
Cemal Külünkoğlu = (78-79) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “Âlemler içinde Nuh'a selâm olsun” diye ona güzel bir nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (78-79) Sonra gelenler içinde 'Alemlerde, Nuh'a selam olsun' diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = Bütün âlemlerde Nuh'a selam olsun!
Edip Yüksel = Tarih boyunca Nuh'a selam.
Elmalılı Hamdi Yazır = Selâm Nuha bütün âlemler içinde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bütün alemler içinde Nuh'a selam!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
Gültekin Onan = Alemler içinde selam olsun Nuh'a.
Harun Yıldırım = Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
Hasan Basri Çantay = (Bütün) âlemler içinde (bizden) Nuuha selâm.
Hayrat Neşriyat = (Bütün) âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!
İbni Kesir = Âlemler içinde selam olsun Nuh'a.
Kadri Çelik = Âlemlerde Nuh'â selâm olsun.
Muhammed Esed = Selam olsun Nûh'a âlemler içinde!
Mustafa İslamoğlu = Bütün milletler arasında Nuh'a selam olsun!
Ömer Nasuhi Bilmen = (79-80) Selâm Nûh'a, bütün âlemler içinde. İşte şüphe yok, Biz muhsin olanları böylece mükâfaata nâil kılarız.
Ömer Öngüt = Âlemler içinde Nuh'a selâm olsun!
Şaban Piriş = Alemler içinde Nuh’a selam olsun!
Sadık Türkmen = Âlemler içinde Nuh’a selâm olsun!
Seyyid Kutub = Alemler içinde Nuh'a selâm olsun.
Suat Yıldırım = "Bütün milletler içinden selam var Nûh’a!"
Süleyman Ateş = Âlemler içinde Nûh'a selâm olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar).
Tefhim-ul Kuran = Âlemler içinde selam olsun Nuh'a.
Ümit Şimşek = Âlemlerde Nuh'â selâm olsun.
Yaşar Nuri Öztürk = Selam olsun Nûh'a âlemler içinde!
İskender Ali Mihr = Âlemler içinde Nuh (A.S)’a selâm olsun.
İlyas Yorulmaz = Bütün zamanlarda Nuh’a selam olsun.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Sâffât / 80 -
İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Diyanet İşleri = İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz, böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.
Abdullah Parlıyan = İşte biz, iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.
Adem Uğur = İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Ahmed Hulusi = Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız!
Ahmet Tekin = İşte biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderleri ve inanmışları böyle mükâfatlandırırız.
Ahmet Varol = İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Ali Bulaç = Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Fikri Yavuz = İşte biz, güzel söz söyleyib güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız.
Ali Ünal = Biz, Allah’ı görürcesine iyiliğe, iyi davranışa kilitlenmiş olanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Bayraktar Bayraklı = İşte biz, iyi iş yapanları böyle ödüllendiririz.
Bekir Sadak = Iste Biz iyi davrananlari boyle mukafatlandiririz.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki biz, iyiliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
Cemal Külünkoğlu = (80-81) İşte biz güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
Diyanet Vakfi = İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Edip Yüksel = Biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Gültekin Onan = Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Harun Yıldırım = İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Hayrat Neşriyat = (80-81) Muhakkak ki biz, iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Çünki o, bizim mü’minkullarımızdandır.
İbni Kesir = Biz, ihsan edenleri; işte böyle mükafatlandırırız.
Kadri Çelik = Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Muhammed Esed = İşte Biz güzel işler yapanları böyle ödüllendiririz;
Mustafa İslamoğlu = Elbet Biz, iyi olup güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz;
Ömer Nasuhi Bilmen = (79-80) Selâm Nûh'a, bütün âlemler içinde. İşte şüphe yok, Biz muhsin olanları böylece mükâfaata nâil kılarız.
Ömer Öngüt = İşte biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
Şaban Piriş = İşte biz iyileri böyle ödüllendiririz.
Sadık Türkmen = Biz, iyi davrananları, işte böyle ödüllendiririz!
Seyyid Kutub = İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Suat Yıldırım = Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Süleyman Ateş = İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ümit Şimşek = İyi kulluk edenleri Biz böyle ödüllendiririz.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte böyle ödüllendiririz biz, güzel davrananları.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
İlyas Yorulmaz = Güzel davrananları biz böyle mükafaatlandırırız.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Sâffât / 81 -
İnnehu min ibâdinâl mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki o, inanan kullarımızdandı.
Abdullah Parlıyan = Çünkü O, bizim gerçekten inanmış kullarımızdandı.
Adem Uğur = Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki O, iman eden kullarımızdandır.
Ahmet Tekin = O bizi ilâh tanıyan, candan müslüman olarak bize bağlanan, saygıyla bize kulluk ve ibadet eden kullarımızdandı.
Ahmet Varol = Şüphesiz o mü'min kullarımızdandı.
Ali Bulaç = Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
Ali Ünal = Gerçekten O, hakkıyla inanmış has kullarımızdandı.
Bayraktar Bayraklı = Çünkü o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
Bekir Sadak = Dogrusu o, bizim inanmis kullarimizdandi.
Celal Yıldırım = Çünkü O, gerçekten bizim mü'min kullarımızdan idi.
Cemal Külünkoğlu = (80-81) İşte biz güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
Diyanet Vakfi = Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
Edip Yüksel = O, bizim inanan kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü o Bizim mü'min kullarımızdandı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Gültekin Onan = Şüphesiz o, bizim inançlı kullarımızdandı.
Harun Yıldırım = Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat o, bizim mü'min kullarımızdandı.
Hayrat Neşriyat = (80-81) Muhakkak ki biz, iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Çünki o, bizim mü’minkullarımızdandır.
İbni Kesir = Doğrusu o; Bizim inanmış kullarımızdandı.
Kadri Çelik = Şüphesiz o, bizim mümin olan kullarımızdandı.
Muhammed Esed = çünkü o, Bizim gerçekten inanmış kullarımızdandı;
Mustafa İslamoğlu = çünkü o, Bizim gerçek iman sahibi kullarımızdandı;
Ömer Nasuhi Bilmen = (81-82) Muhakkak o, Bizim mü'min olan kullarımızdan idi. Sonra ötekilerini sulara gark ettik.
Ömer Öngüt = Doğrusu o bizim inanmış kullarımızdandı.
Şaban Piriş = Çünkü O, mü’min kullarımızdan idi.
Sadık Türkmen = Şüphesiz o, inanan kullarımızdandı.
Seyyid Kutub = Çünkü O bizim, inanan kullarımızdandı.
Suat Yıldırım = Gerçekten o, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.
Süleyman Ateş = Çünkü o bizim, inanan kullarımızdandı.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı.
Ümit Şimşek = Doğrusu, o Bizim inanmış kullarımızdandı.
Yaşar Nuri Öztürk = O, bizim inanan kullarımızdandı.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki o, Bizim mü’min (Allah’a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır.
İlyas Yorulmaz = Nuh inançlı kullarımızdan birisi idi.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
Sâffât / 82 -
Summe agraknâl âharîn(âharîne).
Diyanet İşleri = Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da öbürlerini sulara boğduk.
Abdullah Parlıyan = Böylece O'nu ve kendisiyle beraber olanları kurtardık ve sonra ötekileri suda boğduk.
Adem Uğur = Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Ahmed Hulusi = Sonra diğerlerini (şirk ehlini) suda boğduk.
Ahmet Tekin = Şunu da belirtelim ki, diğerlerini, inanmayanları tûfanda boğduk.
Ahmet Varol = Sonra diğerlerini (suda) boğduk.
Ali Bulaç = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Ali Fikri Yavuz = Sonra da diğerlerini, (kendisine iman etmiyenleri) suda boğduk.
Ali Ünal = (O’nu ve beraberindeki mü’minleri kurtarmamızın) ardından, (O’nun gemisine binmeyip) geride kalan (zalim kâfirleri) suda boğduk.
Bayraktar Bayraklı = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Bekir Sadak = Sonra, digerlerini suda bogduk.
Celal Yıldırım = Sonra (inkâr içinde kalan) diğerlerini (tufanda) boğduk.
Cemal Külünkoğlu = Sonra da (iman etmeyen) diğerlerini (yaptıkları yüzünden) suda boğduk.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra, diğerlerini suda boğduk.
Diyanet Vakfi = Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Edip Yüksel = Sonra diğerlerini boğduk.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra da diğerlerini suya boğduk
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra da diğerlerini suda boğduk.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Gültekin Onan = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Harun Yıldırım = Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Hasan Basri Çantay = Nihayet ötekilerini (suda) boğduk.
Hayrat Neşriyat = Sonra diğerlerini suda boğduk.
İbni Kesir = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Kadri Çelik = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Muhammed Esed = (böylece o'nu ve kendisini izleyenleri kurtardık) ve sonra ötekileri suda boğduk.
Mustafa İslamoğlu = nihayet (inkarda direnen) diğerlerini boğulmaya terk ettik.
Ömer Nasuhi Bilmen = (81-82) Muhakkak o, Bizim mü'min olan kullarımızdan idi. Sonra ötekilerini sulara gark ettik.
Ömer Öngüt = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Şaban Piriş = Diğerlerini ise suda boğmuştuk.
Sadık Türkmen = Sonra, diğerlerini boğduk.
Seyyid Kutub = Sonra ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Suat Yıldırım = Sonra da öbürlerini, o zalim kâfirleri suda boğduk.
Süleyman Ateş = Sonra ötekilerini suda boğduk.
Tefhim-ul Kuran = Sonra diğerlerini suda boğduk.
Ümit Şimşek = Diğerlerini de boğduk.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra ötekileri boğuverdik.
İskender Ali Mihr = Sonra diğerlerini (suda) boğduk.
İlyas Yorulmaz = Sonra Nuh’a inanmayan diğerlerini suda boğduk.
وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
Sâffât / 83 -
Ve inne min şîatihî le ibrâhîm(ibrâhîme).
Diyanet İşleri = Şüphesiz İbrahim de O’nun taraftarlarından idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki İbrâhim de onun taraftarlarındandı elbet.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz İbrahim de O'nun yolunda gidenlerdendi.
Adem Uğur = Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki İbrahim de Onun anlayışındandır.
Ahmet Tekin = İbrâhim de, dinî esaslarda, imanda, tevhidde, uyguladığı metotta, kesinlikle Nûh’un sıkı takipçilerindendi.
Ahmet Varol = Doğrusu İbrahim de onun kolundandı. [2]
Ali Bulaç = Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
Ali Fikri Yavuz = Şüphesiz İbrahim de, Nûh’un (esasta aynı) dinindendi.
Ali Ünal = İbrahim de, O’nun yolunu izleyenlerdendi.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz İbrâhim de Nûh'un milletinden idi.[469]
Bekir Sadak = Ibrahim de suphesiz O'nun yolunda olanlardandi.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki Nuh'un açmış olduğu yolda yürüyenlerden biri de İbrahim'di.
Cemal Külünkoğlu = Muhakkak ki İbrahim de onun yolunda olanlardandı.
Diyanet İşleri (eski) = İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
Edip Yüksel = İbrahim onun bir kolundan idi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz İbrahim de onun kolundan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz İbrahim de onun kolundandı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
Gültekin Onan = Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
Harun Yıldırım = İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz İbrâhîm de onun fırkasındandı.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz İbrâhîm de onun yolunda olanlardandır.
İbni Kesir = Muhakkak ki İbrahim de onun yolunda olanlardandı.
Kadri Çelik = İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
Muhammed Esed = Doğrusu İbrahim de onun yolundan gidenlerdendi,
Mustafa İslamoğlu = Ve onun tarafında saf tutanlardan biri de elbet İbrahim idi:
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, İbrahim de O'nun izinden gidenlerdendir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.
Şaban Piriş = Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.
Sadık Türkmen = Doğrusu ibrahim de onu (Nuh’u) takip edenlerden idi.
Seyyid Kutub = İbrahim de Nuh'un milletindendi.
Suat Yıldırım = İbrâhim de, şüphesiz onun taraftarlarından biriydi.
Süleyman Ateş = İbrâhim de onun kolundan idi.
Tefhim-ul Kuran = Doğrusu İbrahim de, onun (soyunun) bir kolundandır.
Ümit Şimşek = İbrahim de onun milletindendi.
Yaşar Nuri Öztürk = Hiç kuşkusuz, İbrahim de onun grubundandı.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki, onun dîninden olanlardan (önemli biri de) İbrâhîm (A.S)’dır.
İlyas Yorulmaz = Şüphe yok ki İbrahim de Nuh’un yolunu izleyenlerdendi.
إِذْ جَاء رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Sâffât / 84 -
İz câe rabbehu bi kalbin selîm(selîmin).
Diyanet İşleri = Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani Rabbine tertemiz bir yürekle gelmişti o.
Abdullah Parlıyan = Hani Rabbine tertemiz bir kalp ile yönelmişti.
Adem Uğur = Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.
Ahmed Hulusi = Rabbine selim bir kalp ile (şuurunda Esmâ hakikatini yaşamakta olarak) yönelmişti!
Ahmet Tekin = Hani Rabbine tertemiz, saf bir kalp ile, akl-ı selim ile, iman, ilim, güzel ahlâk ve sâlih amellerle gelmişti.
Ahmet Varol = Hani o Rabbine temiz bir kalple gelmişti.
Ali Bulaç = Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü Rabbine halis bir kalb ile gelmişti.
Ali Ünal = Tertemiz ve her türlü (manevî) hastalıktan uzak bir kalble Rabbine yönelmiş;
Bayraktar Bayraklı = Çünkü o, Rabbine samimi bir kalple yönelmişti.
Bekir Sadak = Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
Celal Yıldırım = Hani O, Rabbına arınmış, esenliğe ermiş bir gönül ile geldi.
Cemal Külünkoğlu = Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.
Diyanet İşleri (eski) = Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
Diyanet Vakfi = Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.
Edip Yüksel = Rabbine tertemiz bir kalp ile gelmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü rabbına selîm bir kalb ile geldi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü Rabbine tertemiz bir kalb ile geldi;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
Gültekin Onan = Hani o, rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
Harun Yıldırım = Çünkü o, Rabbine selim bir kalp ile gelmişti.
Hasan Basri Çantay = Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişdi.
Hayrat Neşriyat = Çünki Rabbisine selîm bir kalb ile gelmişti.
İbni Kesir = Çünkü Rabbına selim bir kalb ile gelmişti.
Kadri Çelik = Hani o, Rabbine selim (kusursuz) bir kalb ile gelmişti.
Muhammed Esed = Rabbine tertemiz bir kalp ile yönelmişti,
Mustafa İslamoğlu = Hani o Rabbine arı duru bir kalp ile yönelmişti;
Ömer Nasuhi Bilmen = (84-85) Çünkü o, Rabbine tertemiz bir yürekle geldi. O vakit babasına ve kavmine dedi: «Siz nelere ibadet edersiniz?»
Ömer Öngüt = Zira o Rabbine kalb-i selim (temiz bir kalp) ile geldi.
Şaban Piriş = Hani O, Rabb’ine teslimiyet içinde bir kalp ile gelmişti.
Sadık Türkmen = Hani o, tertemiz sağlam bir kalple Rabbine gelmişti.
Seyyid Kutub = Çünkü tertemiz bir kalp ile Rabb'ine gelmişti.
Suat Yıldırım = O, Rabbine tertemiz bir kalb ile yöneldi.
Süleyman Ateş = Zirâ Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti.
Tefhim-ul Kuran = Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalb ile gelmişti.
Ümit Şimşek = Rabbine tertemiz bir kalple gelmişti.
Yaşar Nuri Öztürk = Rabbine, tertemiz bir kalple gelmişti.
İskender Ali Mihr = O, Rabbine selîm bir kalp ile gelmişti.
İlyas Yorulmaz = Rabbine açık bir kalp ile gelmişti.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ
Sâffât / 85 -
İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâzâ ta’budûn(ta’budûne).
Diyanet İşleri = Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani atasına ve kavmine siz demişti, nelere kulluk ediyorsunuz?
Abdullah Parlıyan = Babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”
Adem Uğur = Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
Ahmed Hulusi = Hani (İbrahim) babasına ve kavmine: "Neye tapınıyorsunuz?"
Ahmet Tekin = Babasına ve kavmine:'Siz neye tapıyorsunuz?' demişti.
Ahmet Varol = Hani o babasına ve kavmine şöyle demişti: 'Siz neye tapıyorsunuz?
Ali Bulaç = Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = O vakit babasına ve kavmine şöyle demişti: “- Siz nelere tapıyorsunuz?
Ali Ünal = Ve atasıyla birlikte halkına, “Nedir bu taptığınız şeyler?” demişti.
Bayraktar Bayraklı = O vakit, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Neye tapıyorsunuz?”
Bekir Sadak = Ibrahim babasina ve milletine soyle demisti: «Nelere kulluk ediyorsunuz?»
Celal Yıldırım = Hani babasına ve kendi milletine, «nelere tapıyorsunuz ?» dedi.
Cemal Külünkoğlu = Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”
Diyanet İşleri (eski) = İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: 'Nelere kulluk ediyorsunuz?'
Diyanet Vakfi = Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
Edip Yüksel = Babasına ve halkına, 'Neye tapıyorsunuz?' demişti.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü babasına ve kavmine şöyle dedi: siz nelere tapıyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = çünkü babasına ve kavmine şöyle dedi: «Siz nelere tapıyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O babasına ve kavmine şöyle demişti: «Siz nelere tapıyorsunuz?»
Gültekin Onan = Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"
Harun Yıldırım = Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Nelere ibadet ediyorsunuz?”
Hasan Basri Çantay = O zaman babasına ve kavmine demişdi ki: «Siz nelere tapıyorsunuz»?
Hayrat Neşriyat = (85-87) Hani, babasına ve kavmine şöyle demişti: '(Siz) nelere tapıyorsunuz?' 'İftirâ etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?' 'Peki âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?'
İbni Kesir = Hani babasına ve kavmine demişti ki: Neye ibadet ediyorsunuz?
Kadri Çelik = Hani (üvey) babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Muhammed Esed = babasına ve halkına şöyle seslenmişti: "Siz neye tapıyorsunuz?
Mustafa İslamoğlu = o zaman babasına ve kavmine şöyle demişti: "Sizler nelere tapıyorsunuz böyle?
Ömer Nasuhi Bilmen = (84-85) Çünkü o, Rabbine tertemiz bir yürekle geldi. O vakit babasına ve kavmine dedi: «Siz nelere ibadet edersiniz?»
Ömer Öngüt = Babasına ve kavmine dedi ki: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
Şaban Piriş = Hani O, babasına ve kavmine demişti ki: -Siz, nelere kulluk ediyorsunuz?
Sadık Türkmen = Hani o zaman babasına ve kavmine: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” demişti.
Seyyid Kutub = Babasına ve kavmine: «Neye tapıyorsunuz?» demişti.
Suat Yıldırım = (85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?"
Süleyman Ateş = Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Tefhim-ul Kuran = Hani babasına ve kavmine demişti ki: «Sizler neye tapıyorsunuz?»
Ümit Şimşek = Hani o babasına ve kavmine sormuştu: 'Nedir bu taptıklarınız?
Yaşar Nuri Öztürk = Babasına ve toplumuna sormuştu: "Siz neye kulluk/ibadet ediyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = Babasına ve kavmine: "Nedir bu sizin taptıklarınız?" demişti.
İlyas Yorulmaz = Babasına ve kavmine “Taptıklarınız da nedir?”
أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ
Sâffât / 86 -
E ifken âliheten dûnallâhi turîdûn(turîdûne).
Diyanet İşleri = “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Allah'ı bırakıp da tamâmıyla uydurma mâbutlara mı tapmak istiyorsunuz?
Abdullah Parlıyan = “Allah'ı bırakıpta tamamiyle uydurma başka güçlere mi boyun eğmek istiyorsunuz?”
Adem Uğur = Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?
Ahmed Hulusi = "Asılsız şeyler uydurarak, Allâh dûnunda tanrılar mı ediniyorsunuz?"
Ahmet Tekin = 'Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?'
Ahmet Varol = Allah'ı bırakıp düzmece ilâhlar mı istiyorsunuz?
Ali Bulaç = "Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Yalancılık etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?
Ali Ünal = “İllâ bir yalan, bir iftira olsun diye mi Allah’tan başka ilâhlar peşindesiniz?
Bayraktar Bayraklı = “Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?”
Bekir Sadak = «Allah'i birakip uydurma tanrilar mi istiyorsunuz?»
Celal Yıldırım = Allah'ı bırakıp birtakım sahte ilâhları mı arzuluyorsunuz ?
Cemal Külünkoğlu = “Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”
Diyanet İşleri (eski) = 'Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?'
Diyanet Vakfi = Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?
Edip Yüksel = 'ALLAH'ın dışında, uyduruk tanrılar mı istiyorsunuz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yalancılık etmek için mi Allahdan başka ilâhlar istiyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?»
Gültekin Onan = "Birtakım uydurma yalanlar için mi Tanrı'dan başka tanrılar istiyorsunuz?"
Harun Yıldırım = “Bir takım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Hasan Basri Çantay = «Yalancılık etmek için mi Allâhı bırakıb düzme Tanrılar diliyorsunuz»?
Hayrat Neşriyat = (85-87) Hani, babasına ve kavmine şöyle demişti: '(Siz) nelere tapıyorsunuz?' 'İftirâ etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?' 'Peki âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?'
İbni Kesir = Yalancılık etmek için mi, Allah'tan başka tanrılar mı istiyorsunuz?
Kadri Çelik = “Allah'tan başka uydurma tanrılar mı diliyorsunuz?”
Muhammed Esed = Bir yalan(a) -Allah'tan başka güçler(e)- (boyun eğmek) mi istiyorsunuz?
Mustafa İslamoğlu = Ne yani! Allah'ı bırakıp da uyduruk ilahlara tapmakta ısrar mı ediyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Bir iftira olarak mı Allah'tan başka ilâhlar diliyorsunuz?»
Ömer Öngüt = "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"
Şaban Piriş = Allah’tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?
Sadık Türkmen = “Allah’tan başka, uydurma tanrılar/ilahlar mı istiyorsunuz?
Seyyid Kutub = Allah'dan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?
Suat Yıldırım = (85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?"
Süleyman Ateş = "Allah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = «Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz?»
Ümit Şimşek = 'Niyetiniz Allah'tan başka tanrılar uydurmak mı?
Yaşar Nuri Öztürk = "Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilahları mı istiyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = İftira ederek mi (Allah’a karşı yalan söyleyerek mi) Allah’tan başka ilâhlar istiyorsunuz?
İlyas Yorulmaz = “Allah dan başka kendinize ilahlar mı uydurmak istiyorsunuz?”
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Sâffât / 87 -
Fe mâ zannukum bi rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = “O hâlde, âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Âlemlerin Rabbine karşı zannınız ne?
Abdullah Parlıyan = “Öyleyse Alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir? Ki O'na böyle ortaklar koşuyorsunuz?”
Adem Uğur = O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?
Ahmed Hulusi = "Rabb-ül âlemîn'i ne zannediyorsunuz?"
Ahmet Tekin = 'Âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi hakkındaki düşünceniz nedir?'
Ahmet Varol = Peki alemlerin Rabbi hakkındaki kanaatiniz nedir?'
Ali Bulaç = "Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?"
Ali Fikri Yavuz = Âlemlerin Rabbine olan zannınız nedir?”
Ali Ünal = “Âlemlerin Rabbi hakkında ne tür bâtıl düşünceler taşıyorsunuz (da, böyle şeylere cüret edebiliyorsunuz)?”
Bayraktar Bayraklı = “Âlemlerin Rabbi hakkında ne düşünüyorsunuz?”
Bekir Sadak = Alemlerin Rabbi hakkindaki saniniz nedir?»
Celal Yıldırım = O takdirde âlemlerin Rabbını ne sanıyorsunuz?
Cemal Külünkoğlu = “(O halde) Âlemlerin Rabbi olan (Allah) hakkında düşünceniz nedir?”
Diyanet İşleri (eski) = 'Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?'
Diyanet Vakfi = O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?
Edip Yüksel = 'Evrenlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Siz rabbül'âlemîni ne zannediyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Siz alemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?»
Gültekin Onan = "Alemlerin rabbi hakkındaki zannınız nedir?"
Harun Yıldırım = “Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Hasan Basri Çantay = «Âlemlerin Rabbine zannınız nedir (böyle)»?
Hayrat Neşriyat = (85-87) Hani, babasına ve kavmine şöyle demişti: '(Siz) nelere tapıyorsunuz?' 'İftirâ etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?' 'Peki âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?'
İbni Kesir = Alemlerin Rabbı hakkındaki zannınız nedir?
Kadri Çelik = “O halde Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Muhammed Esed = Öyleyse alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
Mustafa İslamoğlu = Sahi siz, alemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
Ömer Nasuhi Bilmen = «İmdi âlemlerin Rabbine âit zannınız neden ibarettir?»
Ömer Öngüt = "Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?"
Şaban Piriş = Evrenin sahibi hakkındaki düşünceniz nedir?
Sadık Türkmen = Âlemlerin rabbi hakkındaki zannınız/düşünceniz nedir?”
Seyyid Kutub = Alemlerin Rabb'i hakkındaki düşünceniz, zannınız nedir?
Suat Yıldırım = (85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah’tan başka mâbud arıyorsunuz! Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?"
Süleyman Ateş = Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)?
Tefhim-ul Kuran = «Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?»
Ümit Şimşek = 'Ya Âlemlerin Rabbini siz ne sanıyorsunuz?'
Yaşar Nuri Öztürk = "Âlemlerin Rabbi hakkında düşünceniz nedir?"
İskender Ali Mihr = Âlemlerin Rabbi hakkında sizin zannınız nedir?
İlyas Yorulmaz = “Alemlerin Rabbine karşı ne kötü zannınız var” demişti.
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ
Sâffât / 88 -
Fe nazara nazraten fîn nucûm(nucûmi).
Diyanet İşleri = (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken yıldızlara bir bakmıştı da,
Abdullah Parlıyan = Sonra yıldızlara bir göz attı.
Adem Uğur = Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
Ahmed Hulusi = Sonra (İbrahim) yıldızlara (akıl gözüyle) bir bakıp düşündü de. . .
Ahmet Tekin = Sonra yıldızlara bir göz attı, düşündü.
Ahmet Varol = Derken yıldızlara bir göz attı,
Ali Bulaç = Sonra yıldızlara bir göz attı.
Ali Fikri Yavuz = Derken yıldızlara bir baktı da,
Ali Ünal = Sonra, (bir bayram günü kavmin dinî törenlerine katılmaya çağrılınca) yıldızlara şöyle bir göz attı;
Bayraktar Bayraklı = İbrâhim yıldızlara bir göz attı.
Bekir Sadak = (88-89) Ibrahim yildizlara bir goz atti ve «Ben rahatsizim» dedi.
Celal Yıldırım = (88-89) Sonra yıldızlara manalı bakış baktı ve (putlardan nefret ettiğini imâ ederek) «doğrusu ben hastayım» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (88-89) Derken (İbrahim) yıldızlara bir baktı ve: “Ben, herhalde hastayım” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (88-89) İbrahim yıldızlara bir göz attı ve 'Ben rahatsızım' dedi.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
Edip Yüksel = Yıldızlara bir göz attı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken bir bakım baktı da nücume
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken yıldızlara bir göz attı:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (88-89) Derken yıldızlara bir baktı da: «Ben gerçekten hastayım» dedi.
Gültekin Onan = Sonra yıldızlara bir göz attı.
Harun Yıldırım = Derken yıldızlara bir göz attı.
Hasan Basri Çantay = Derken yıldızlara bir nazar atfetdi de,
Hayrat Neşriyat = (88-89) Derken yıldızlara bir bakış baktı da: 'Ben gerçekten hastayım' dedi.
İbni Kesir = Derken yıldızlara bir göz atarak baktı.
Kadri Çelik = Sonra yıldızlara bir göz attı.
Muhammed Esed = Sonra yıldızlara gözünü dikti,
Mustafa İslamoğlu = Ardından yıldızlara bir göz attı
Ömer Nasuhi Bilmen = (88-89) Derken yıldızlara bir bakışla baktı. Sonra dedi ki: «Şüphe yok, ben hastayım.»
Ömer Öngüt = Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
Şaban Piriş = İbrahim yıldızlara bir göz attı...
Sadık Türkmen = Sonra yıldızlara bir bakışla baktı.
Seyyid Kutub = İbrahim yıldızlara bir baktı.
Suat Yıldırım = (88-89) Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: "Ben, galiba hastayım!" dedi.
Süleyman Ateş = Yıldızlara bir göz attı:
Tefhim-ul Kuran = Sonra yıldızlara bir göz attı.
Ümit Şimşek = Sonra yıldızlara bir göz attı.
Yaşar Nuri Öztürk = Bu arada İbrahim yıldızlara bir göz attı,
İskender Ali Mihr = Sonra yıldızlara nazar ederek baktı.
İlyas Yorulmaz = Sonra yıldızlara şöyle bir baktı.
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ
Sâffât / 89 -
Fe kâle innî sakîm(sakîmun).
Diyanet İşleri = (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ben, demişti, gerçekten de hastayım.
Abdullah Parlıyan = Ve onlara, yıldızların kendisinin hasta olduğunu bildirdiklerini söylemek istercesine, “Ben hastayım!” dedi.
Adem Uğur = Ben hastayım, dedi.
Ahmed Hulusi = Dedi ki: "Hasta oluyorum (bu yaptığınıza)!"
Ahmet Tekin = 'Ben hastayım' dedi.
Ahmet Varol = 'Ben hastayım' dedi.
Ali Bulaç = "Ben, doğrusu hastayım" dedi.
Ali Fikri Yavuz = (Sirayet korkusu ile etrafındakiler kaçsın diye) “- Ben hastayım” dedi.
Ali Ünal = Ve, “Ben gerçekten rahatsızım!” dedi.
Bayraktar Bayraklı = “Ben hastayım” dedi.
Bekir Sadak = (88-89) Ibrahim yildizlara bir goz atti ve «Ben rahatsizim» dedi.
Celal Yıldırım = (88-89) Sonra yıldızlara manalı bakış baktı ve (putlardan nefret ettiğini imâ ederek) «doğrusu ben hastayım» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (88-89) Derken (İbrahim) yıldızlara bir baktı ve: “Ben, herhalde hastayım” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (88-89) İbrahim yıldızlara bir göz attı ve 'Ben rahatsızım' dedi.
Diyanet Vakfi = Ben hastayım, dedi.
Edip Yüksel = 'Bıktım, yoruldum artık,' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ben dedi: hastayım
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ben hastayım dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (88-89) Derken yıldızlara bir baktı da: «Ben gerçekten hastayım» dedi.
Gültekin Onan = "Ben, doğrusu hastayım" dedi.
Harun Yıldırım = “Ben, doğrusu hastayım.” dedi.
Hasan Basri Çantay = «Ben hakıykat hastayım» dedi.
Hayrat Neşriyat = (88-89) Derken yıldızlara bir bakış baktı da: 'Ben gerçekten hastayım' dedi.
İbni Kesir = Doğrusu ben, rahatsızım, dedi.
Kadri Çelik = “Ben, doğrusu hastayım” dedi.
Muhammed Esed = ve "Ben kesinlikle (gönlümden) rahatsızım!" dedi,
Mustafa İslamoğlu = ve "Ben rahatsızım!" dedi.
Ömer Nasuhi Bilmen = (88-89) Derken yıldızlara bir bakışla baktı. Sonra dedi ki: «Şüphe yok, ben hastayım.»
Ömer Öngüt = "Ben hastayım. " dedi.
Şaban Piriş = Ve “ben rahatsızım.” dedi.
Sadık Türkmen = “gerçekten ben, kendimde hastalık hali hissediyorum” dedi.
Seyyid Kutub = Ben hastayım dedi.
Suat Yıldırım = (88-89) Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: "Ben, galiba hastayım!" dedi.
Süleyman Ateş = "Ben hastayım", dedi.
Tefhim-ul Kuran = «Ben, doğrusu hastayım» dedi.
Ümit Şimşek = 'Ben hastayım' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Şöyle dedi: "Ben hastayım!"
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine "Ben gerçekten hastayım." dedi.
İlyas Yorulmaz = “Ben, bu putlara tapmanızdan rahatsızım” dedi.
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ
Sâffât / 90 -
Fe tevellev anhu mudbirîn(mudbirîne).
Diyanet İşleri = Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken, arkalarını çevirip gitmişlerdi onlar.
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine bulaşıcı bir hastalık olabilir diye arkalarını dönüp O'ndan kaçtılar.
Adem Uğur = Ona arkalarını dönüp gittiler.
Ahmed Hulusi = Bunun üzerine dönüp Ondan uzaklaştılar.
Ahmet Tekin = Yanında duramadılar, ikballerine ve istikballerine sırt çevirip ondan uzaklaştılar.
Ahmet Varol = Bunun üzerine onlar arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
Ali Bulaç = Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
Ali Fikri Yavuz = O vakit (yanında bulunanlar) arkalarını dönerek başından kaçıverdiler.
Ali Ünal = Diğerleri, O’nu bırakıp arkalarını döndüler ve gittiler.
Bayraktar Bayraklı = Onlar da onu bırakıp uzaklaştılar.
Bekir Sadak = Onu birakip gittiler.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine milleti, ona arkalarını dönüp ayrıldılar.
Cemal Külünkoğlu = Bunun üzerine derhal onun yanından uzaklaştılar.
Diyanet İşleri (eski) = Onu bırakıp gittiler.
Diyanet Vakfi = Ona arkalarını dönüp gittiler.
Edip Yüksel = Onlar da onu bırakıp gittiler.
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
Gültekin Onan = Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
Harun Yıldırım = Hemen ondan yüz çevirip uzaklaştılar.
Hasan Basri Çantay = O vakit ona arkalarını dönüb uzaklaşdılar.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (kavmi kendilerine de bulaşır korkusuyla) arkalarını dönen kimseler olarak ondan kaçtılar.
İbni Kesir = Bunun üzerine arkalarını dönüp uzaklaştılar.
Kadri Çelik = Böylelikle arkalarını dönerek ondan yüz çevirdiler.
Muhammed Esed = bunun üzerine onlar ona arkalarını döndüler ve uzaklaşıp gittiler.
Mustafa İslamoğlu = Bunun üzerine etrafındakiler, ondan yüz çevirip gittiler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Hemen ondan arkalarını çevirmişler olarak uzaklaştılar.
Ömer Öngüt = Ona arkalarını dönüp gittiler.
Şaban Piriş = Onu bırakıp gittiler.
Sadık Türkmen = Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan ayrıldılar.
Seyyid Kutub = Bunun üzerine onun yanından kaçtılar.
Suat Yıldırım = Derhal onun yanından uzaklaştılar.
Süleyman Ateş = Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
Ümit Şimşek = Onlar da arkalarını dönüp gittiler.
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine ondan gerisin geri kaçtılar.
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine ona arkalarını dönüp gittiler.
İlyas Yorulmaz = Arkalarını dönerek İbrahim den yüz çevirip gittiler.
فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Sâffât / 91 -
Ferâga ilâ âlihetihim fe kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).
Diyanet İşleri = İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken o da onların mâbutları olan putlara gidip demişti ki: Neye yemek yemiyorsunuz?
Abdullah Parlıyan = İbrahim de kimselerin bulunmadığı o günde, onların put ve sahte ilahlarına yaklaştı da, “Önünüze kutsallaştırılmak üzere konulmuş bu güzelim yemeklerden niçin yemiyorsunuz?
Adem Uğur = Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
Ahmed Hulusi = (İbrahim de) onların tanrılarına yaklaşıp yöneldi de: "Yemez misiniz?" dedi.
Ahmet Tekin = Bir kurnazlık yaparak gizlice putların yanına gitti. Önlerindeki yemeklere bakarak, alaylı bir ifadeyle:'Yemeyecek misiniz?' dedi.
Ahmet Varol = O da gizlice onların ilâhlarının yanına sokulup: 'Hani yemiyor musunuz?' dedi.
Ali Bulaç = Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.
Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine gizlice onların ilâhlarına (putlarına) varıb dedi ki: “- (Şu yanınızda bulunan yemekleri) yemez misiniz?”
Ali Ünal = Bunun üzerine İbrahim, gizlice putların yanına sokuldu ve (kendilerine sunulan yiyeceklerin öylece durduğunu görünce) “Yesenize, niye yemiyorsunuz?” diye sordu.
Bayraktar Bayraklı = O da tanrılarına yöneldi, “Yemez misiniz?” dedi.
Bekir Sadak = (91-92) O da onlarin tanrilarina gizlice yonelip: «Sunduklari yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konusmuyor musunuz?» dedi.
Celal Yıldırım = Sonra İbrâhim gizlice onların tanrılarına yönelip yaklaştı ve, «yemek yemez misiniz ?»
Cemal Külünkoğlu = (91-93) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: “Yemek yemiyor musunuz? Ne diye konuşmuyorsunuz?” diyerek onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Diyanet İşleri (eski) = (91-92) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: 'Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?' dedi.
Diyanet Vakfi = (91-92) Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
Edip Yüksel = Sonra, tanrılarına yöneldi ve 'Yemez misiniz?' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da buyursanız a, dedi, yemez misiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken bir kurnazlıkta onların ilahlarına vardı da «Buyursanıza, yemez misiniz?» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, «Buyursanıza, yemez misiniz?» dedi.
Gültekin Onan = Bunun üzerine onların tanrılarına sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi.
Harun Yıldırım = Sonra gizlice putlarına varıp: “Yemez misiniz?” dedi.
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine o da kurnazca onların düzme Tanrılarına varıb dedi ki: «Hani yemek yemiyorsunuz»?!
Hayrat Neşriyat = Sonra (o da bir bahâne ile) gizlice onların ilâhlarına varıp dedi ki: '(Önünüze konmuş bu yiyeceklerden) yemiyor musunuz?'
İbni Kesir = O da, tanrılarına yönelip dedi ki: Yemiyor musunuz?
Kadri Çelik = Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup, “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.
Muhammed Esed = O da onların tanrılarına gizlice yaklaştı ve "Ne o! (Önünüze konulmuş nimetlerden) yemiyor musunuz?
Mustafa İslamoğlu = Derken o, onların putlarına usulca yaklaştı ve "Ne! Yoksa (önünüze konulanlardan) yemiyor musunuz?" dedi (ve ekledi):
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık onların putlarına gitti de (istihzâ tarikiyle) dedi ki: «Yemek yemez misiniz?»
Ömer Öngüt = Gizlice putlarının yanına vardı. "Sundukları yemekleri yemiyor musunuz?" dedi.
Şaban Piriş = İbrahim, onların ilahlarıyla baş başa kaldı. -Yemez misiniz? dedi.
Sadık Türkmen = Derken gizlice, onların (tapındıkları) ilahlarına/tanrılarına yaklaştı ve dedi ki: “Yemez misiniz?
Seyyid Kutub = İbrahim de; gizlice onların tanrılarına sokuldu. «Size sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz?»
Suat Yıldırım = (91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: "Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?" "Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?" dedi.
Süleyman Ateş = O da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misiniz?" dedi.
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: «Yemek yemiyor musunuz?» dedi.
Ümit Şimşek = İbrahim ise onların tanrılarına vardı ve 'Yesenize,' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = O da onların ilahlarının yanına sokulup dedi: "Bir şey yemez misiniz?"
İskender Ali Mihr = Onların ilâhları ile ilgilendi ve: "Yani (siz yemek) yemiyor musunuz?" dedi.
İlyas Yorulmaz = Onların ilahlarına doğru yürüdü ve “Yemez misiniz?” dedi.
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
Sâffât / 92 -
Mâ lekum lâ tentıkûn(tentıkûne).
Diyanet İşleri = “Ne diye konuşmuyorsunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ne oldu size, niçin konuşmuyorsunuz?
Abdullah Parlıyan = Neyiniz var ki, konuşmuyorsunuz?” dedi.
Adem Uğur = Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
Ahmed Hulusi = "Niye konuşmuyorsunuz?"
Ahmet Tekin = 'Derdiniz ne ki, konuşmuyorsunuz?'
Ahmet Varol = 'Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?'
Ali Bulaç = "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Ne oluyor size, konuşmuyorsunuz?”
Ali Ünal = (92-93) «Neyiniz var konuşmuyorsunuz?» diyerek yaklaşıp onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Bayraktar Bayraklı = “Neyiniz var; konuşmuyorsunuz!”
Bekir Sadak = (91-92) O da onlarin tanrilarina gizlice yonelip: «Sunduklari yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konusmuyor musunuz?» dedi.
Celal Yıldırım = «Neden konuşmuyorsunuz ?» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (91-93) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: “Yemek yemiyor musunuz? Ne diye konuşmuyorsunuz?” diyerek onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Diyanet İşleri (eski) = (91-92) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: 'Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?' dedi.
Diyanet Vakfi = (91-92) Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
Edip Yüksel = 'Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Neyiniz var söylemiyorsunuz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (92-93) «Neyiniz var konuşmuyorsunuz?» diyerek yaklaşıp onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Cevap vermediklerini görünce de): «Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?» (dedi).
Gültekin Onan = "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"
Harun Yıldırım = “Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Hasan Basri Çantay = «Ne oluyor size konuşmuyorsunuz»?!
Hayrat Neşriyat = 'Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?'
İbni Kesir = Ne o, konuşmuyor musunuz?
Kadri Çelik = “Size ne oluyor da konuşmuyorsunuz?”
Muhammed Esed = Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?" dedi.
Mustafa İslamoğlu = "Size ne oldu böyle, yoksa konuşamıyor musunuz?"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Size ne oluyor ki, konuşamıyorsunuz?»
Ömer Öngüt = "Neden konuşmuyorsunuz?"
Şaban Piriş = Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?
Sadık Türkmen = Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?”
Seyyid Kutub = Neyiniz var konuşamıyor musunuz? dedi.
Suat Yıldırım = (91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: "Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?" "Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?" dedi.
Süleyman Ateş = "Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = «Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?»
Ümit Şimşek = 'Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?'
Yaşar Nuri Öztürk = "Neniz var ki, konuşmuyorsunuz!"
İskender Ali Mihr = Yoksa siz konuşmuyor musunuz?
İlyas Yorulmaz = (Ey ilahlar) Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ
Sâffât / 93 -
Ferâga aleyhim darben bil yemîn(yemîni).
Diyanet İşleri = Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken sağ eliyle vurup kırmıştı onları.
Abdullah Parlıyan = Sonra üzerlerine yürüyüp, tüm gücüyle vurup kırdı onları.
Adem Uğur = Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
Ahmed Hulusi = (İbrahim) yaklaşıp sağ eliyle darbe vurdu tanrı heykellerine!
Ahmet Tekin = Nihayet yanlarına sokulup onlara sağ eliyle kuvvetli bir darbe indirdi, putları paramparça etti.
Ahmet Varol = Sonunda gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Ali Bulaç = Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Ali Fikri Yavuz = Derken onlara sağ eliyle (kuvvetle) vurub (onları) parçaladı.
Ali Ünal = Sonra, üzerlerine varıp, bütün kuvvetiyle putlara vurdu.
Bayraktar Bayraklı = Bütün gücüyle onları kırmaya başladı.
Bekir Sadak = Sonunda, uzerlerine yuruyup kuvvetle vurdu.
Celal Yıldırım = Sonra üzerlerine yürüdü ve sağ eliyle vurup kırdı.
Cemal Külünkoğlu = (91-93) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: “Yemek yemiyor musunuz? Ne diye konuşmuyorsunuz?” diyerek onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Diyanet İşleri (eski) = Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
Edip Yüksel = Ve üzerlerine yürüyüp tüm gücüyle vurdu.
Elmalılı Hamdi Yazır = Diyerek bir takrib ile onlara kuvvetli bir darbe indirdi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (92-93) «Neyiniz var konuşmuyorsunuz?» diyerek yaklaşıp onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Gültekin Onan = Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Harun Yıldırım = Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Hasan Basri Çantay = Nihayet gizlice onları sağ eliyle bir vur (ub kır) dı.
Hayrat Neşriyat = Derken sağ eliyle (kuvvetli) bir darbe indirmek üzere gizlice üzerlerine vardı (da onları kırdı).
İbni Kesir = Nihayet üzerlerine yürüyüp sağıyla vurdu.
Kadri Çelik = Derken yanlarına vararak sağ eliyle bir darbe indirdi (de hepsini kırıverdi).
Muhammed Esed = Sonra üzerlerine yürüyüp onlara sağ eliyle vurdu.
Mustafa İslamoğlu = Ve onların üzerine abanıp bütün gücüyle vurmaya başladı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onların üzerine gizlice vararak eliyle bir vuruş vuruverdi.
Ömer Öngüt = Bunun üzerine üzerlerine yürüyüp sağ eliyle kuvvetle vurdu.
Şaban Piriş = Sonra, üzerlerine yürüdü ve tüm kuvvetiyle vurdu.
Sadık Türkmen = Sonunda iyice yanlarına sokulup sağ eliyle bir darbe indirdi!
Seyyid Kutub = Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle putlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Suat Yıldırım = Hiddetini tutamıyarak iyice yaklaşıp putlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Süleyman Ateş = Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Tefhim-ul Kuran = Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Ümit Şimşek = Yaklaştı ve var gücüyle vurdu.
Yaşar Nuri Öztürk = İyice yanlarına sokulup sağ eliyle bir darbe indirdi.
İskender Ali Mihr = Sağ eliyle vurarak onları devirdi (kırdı).
İlyas Yorulmaz = Sahte ilahlara yaklaşıp kuvvetlice bir vuruş yaptı.
فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Sâffât / 94 -
Fe akbelû ileyhi yeziffûn(yeziffûne).
Diyanet İşleri = Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken koşa koşa yanına gelmişlerdi.
Abdullah Parlıyan = O putlara tapanlar, bayram yerinden dönüp gelince, puthanedeki manzarayı gördüler ve koşarak, O'na doğru geldiler ve yaptığı bu işten dolayı, O'nu suçladılar.
Adem Uğur = (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
Ahmed Hulusi = Bunu görenler hızla dönüp Ona geri geldiler.
Ahmet Tekin = Bunun üzerine, telâş ile birbirlerine girerek İbrâhim’e geldiler.
Ahmet Varol = Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler.
Ali Bulaç = Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine kavmi koşarak kendisine geldi.
Ali Ünal = (Hadiseden haberdar olan) halk, telâşla ve süratle yanına koşuştu.
Bayraktar Bayraklı = Kavmi, koşarak ona geldi.
Bekir Sadak = Bunun uzerine putperestler kosarak ona geldiler.
Celal Yıldırım = Az sonra milleti birbirine girerek İbrahim'e doğru geldiler.
Cemal Külünkoğlu = Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.
Diyanet İşleri (eski) = Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
Diyanet Vakfi = (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
Edip Yüksel = Hemen ona doğru koşuştular
Elmalılı Hamdi Yazır = Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
Gültekin Onan = Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
Harun Yıldırım = Hızlıca ona yönelip geldiler.
Hasan Basri Çantay = Derken (kavmi) koşarak onun önüne çıkdı (lar).
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (kavmi) koşarak ona yöneldiler.
İbni Kesir = Bunun üzerine koşarak ona geldiler.
Kadri Çelik = Bunun üzerine (putperestler) hızla ona yöneldiler.
Muhammed Esed = Bunun üzerine diğerleri koşarak o'na doğru geldiler (ve yaptığından dolayı o'nu suçladılar).
Mustafa İslamoğlu = Derken etraftan koşarak başına üşüştüler.
Ömer Nasuhi Bilmen = (94-96) Bunun üzerine koşar oldukları halde ona yöneldiler. Dedi ki: «Kendi yontar olduğunuz şeye mi taparsınız?» «Halbuki Allah sizi ve yaptığınız şeyi yaratmıştır.»
Ömer Öngüt = Putperestler koşarak ona geldiler.
Şaban Piriş = Bu sebeple hışımla onun yanına geldiler.
Sadık Türkmen = Çok geçmeden koşarak ona geldiler.
Seyyid Kutub = Bunun üzerine puta tapanlar koşarak İbrahim'in yanına geldiler.
Suat Yıldırım = Bunu haber alan halk telaşla ve sür’atle onun yanına gittiler.
Süleyman Ateş = (Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler.
Tefhim-ul Kuran = Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
Ümit Şimşek = Derken kavmi İbrahim'in başına üşüştü.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir süre sonra, halkı koşarak İbrahim'e geldi.
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine hızlı hızlı koşarak karşısına dikildiler.
İlyas Yorulmaz = İbrahim’in yanına koşarak gelip karşısına dikildiler.
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
Sâffât / 95 -
Kâle e ta’budûne mâ tenhıtûn(tenhıtûne).
Diyanet İşleri = İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = O demişti ki: Elinizde yontup yaptığınız şeylere mi kulluk ediyorsunuz?
Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine İbrahim de: “Siz kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?
Adem Uğur = İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
Ahmed Hulusi = (İbrahim) dedi ki: "Elinizle yapıp tanrı kabul ettiğiniz heykellere mi tapıyorsunuz?"
Ahmet Tekin = İbrâhim: 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
Ali Bulaç = (İbrâhîm) dedi ki: «Kendi (elinizle) yontmakda olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz»?
Ali Fikri Yavuz = (İbrahim, onlara) dedi ki: “- Siz, kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Ali Ünal = “Bizzat ellerinizle yonttuğunuz bu şeylere mi tapıyorsunuz siz,” diye çıkıştı İbrahim,
Bayraktar Bayraklı = İbrâhim onlara şöyle söyledi: “Elinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?”
Bekir Sadak = O, "Siz" dedi, "kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?
Celal Yıldırım = İbrâhim onlara:«Yontup şekillendirdiğiniz şeylere mi tapıyorsunuz ?
Cemal Külünkoğlu = (95-96) “Siz kendi ellerinizle yonttuğunuz bu putlara mı tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Allah'tır” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (95-96) İbrahim onlara şöyle söyledi: 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır.'
Diyanet Vakfi = İbrahim, onlara; -Yonttuğunuz şeylere mi kulluk ediyorsunuz? dedi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?'.
Elmalılı Hamdi Yazır = İbrahim onlara «Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = "(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi.
Gültekin Onan = Dedi ki: «Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»
Harun Yıldırım = İbrahim onlara dedi ki: 'Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
Hasan Basri Çantay = (İbrâhîm) dedi ki: «Kendi (elinizle) yontmakda olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz»?
Hayrat Neşriyat = (95-96) (İbrâhîm) dedi ki: '(Siz ellerinizle) yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Hâlbuki sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.'
İbni Kesir = Dedi ki: Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
Kadri Çelik = Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Muhammed Esed = O, "Siz" dedi, "kendi ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?
Mustafa İslamoğlu = O dedi ki: "Elinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = (94-96) Bunun üzerine koşar oldukları halde ona yöneldiler. Dedi ki: «Kendi yontar olduğunuz şeye mi taparsınız?» «Halbuki Allah sizi ve yaptığınız şeyi yaratmıştır.»
Ömer Öngüt = Dedi ki: "Kendi elinizle yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
Şaban Piriş = İbrahim, onlara; -Yonttuğunuz şeylere mi kulluk ediyorsunuz? dedi.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
Seyyid Kutub = İbrahim onlara «Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?»
Suat Yıldırım = Dedi ki: 'Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
Süleyman Ateş = Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
Tefhim-ul Kuran = (İbrahim, onlara) dedi ki: “- Siz, kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Ümit Şimşek = “Bizzat ellerinizle yonttuğunuz bu şeylere mi tapıyorsunuz siz,” diye çıkıştı İbrahim,
Yaşar Nuri Öztürk = İbrâhim onlara şöyle söyledi: “Elinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz?”
İskender Ali Mihr = (İbrâhîm A.S): "Siz yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi.
İlyas Yorulmaz = “Kendi ellerinizle oyup yaptıklarınıza mı tapıyorsunuz. ”
وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Sâffât / 96 -
Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn(ta’melûne).
Diyanet İşleri = “Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Halbuki sizi de Allah yaratmıştır, o yontup yaptığınız şeyleri de.
Abdullah Parlıyan = Oysa sizi de, sizin yonttuklarınızı da yaratan Allah'tır.”
Adem Uğur = Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
Ahmed Hulusi = "Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allâh yaratmıştır!"
Ahmet Tekin = 'Sizi ve ibadet niyetiyle taptığınız putları, amel yeteneğinizi, amellerinizi Allah yarattı.'
Ahmet Varol = Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı.
Ali Bulaç = "Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır."
Ali Fikri Yavuz = Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Ali Ünal = “Sizi de, bütün yaptıklarınızı da yaratan Allah iken?”
Bayraktar Bayraklı = “Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Bekir Sadak = (95-96) Ibrahim onlara soyle soyledi: «Yonttugunuz seylere mi tapiyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarinizi da Allah yaratmistir.»
Celal Yıldırım = Sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır,» dedi.
Cemal Külünkoğlu = (95-96) “Siz kendi ellerinizle yonttuğunuz bu putlara mı tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Allah'tır” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = (95-96) İbrahim onlara şöyle söyledi: 'Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır.'
Diyanet Vakfi = (95-96) İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
Edip Yüksel = 'ALLAH, sizi de ve yaptığınız şeyleri de yaratandır.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.»
Gültekin Onan = "Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Tanrı yaratmıştır."
Harun Yıldırım = “Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Hasan Basri Çantay = «Halbuki siz de, (elinizle) yapageldiğiniz şeyleri de Allah yaratmışdır».
Hayrat Neşriyat = (95-96) (İbrâhîm) dedi ki: '(Siz ellerinizle) yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Hâlbuki sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.'
İbni Kesir = Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.
Kadri Çelik = “Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Muhammed Esed = Oysa sizi de, sizin yonttuklarınızı da yaratan Allah'tır!"
Mustafa İslamoğlu = Oysa sizi de yonttuklarınızı da yaratan Allah'tır."
Ömer Nasuhi Bilmen = (94-96) Bunun üzerine koşar oldukları halde ona yöneldiler. Dedi ki: «Kendi yontar olduğunuz şeye mi taparsınız?» «Halbuki Allah sizi ve yaptığınız şeyi yaratmıştır.»
Ömer Öngüt = "Oysa sizi de yonttuklarınızı da Allah yarattı. "
Şaban Piriş = Sizi de yonttuklarınızı da yaratan Allah’tır.
Sadık Türkmen = Oysa sizi ve yaptığınız şeyleri Allah yaratmıştır.”
Seyyid Kutub = Oysa sizi de, yaptığınız bu şeyleri de Allah yaratmıştır dedi.
Suat Yıldırım = (95-96) O da: "Â! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah’tır." dedi.
Süleyman Ateş = "Oysa sizi de, yaptığınız (bu şeyler)i de Allâh yaratmıştır."
Tefhim-ul Kuran = «Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.»
Ümit Şimşek = 'Oysa sizi de, yaptıklarınızı da yaratan Allah'tır.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Oysaki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır."
İskender Ali Mihr = Ve (oysaki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı.
İlyas Yorulmaz = “Sizi ve oyup yaptıklarınızı da Allah yarattı” dedi.
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ
Sâffât / 97 -
Kâlûbnû lehu bunyânen fe elkûhu fîl cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = Kavmi, “Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onun için bir yapı yapın da demişlerdi, atın onu ateşe.
Abdullah Parlıyan = Bu olay ve sözler üzerine ileri gelenler şöyle bağrıştılar: “Bir odun yığını hazırlayın ve O'nu ateşin içine atın.”
Adem Uğur = Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Onun için bir bina yapın da Onu, yakanın (ateşin) içine atın!"
Ahmet Tekin = Onlar: 'Büyük ocaklar çatın, derhal onu alevlerin arasına atın.' dediler.
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Onun için bir bina yapın da kendisini (oradan) alevli ateşe atın.'
Ali Bulaç = Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın."
Ali Fikri Yavuz = (Onlar şöyle) dediler: “- İbrahim için (duvarla çevrili) bir bina yapın da, onu ateşe atın.”
Ali Ünal = (İbrahim’i nasıl cezalandırılacaklarını aralarında görüştüler ve) şu sonuca vardılar: “Fırın gibi büyük bir bina yapıp odunları tutuşturun ve O’nu alevlerin içine atın.”
Bayraktar Bayraklı = Kavmi, “Onun için bir yer yapın ve onu ateşe atın” dediler.
Bekir Sadak = Putperestler: «Onun icin bir yapi yapin da onu oradan atesin icine atin» dediler.
Celal Yıldırım = Onlar, «bunun için bir bina yapın da (içine odun yakın ve) kendisini o Cehennem gibi ateşe atın» dediler.
Cemal Külünkoğlu = Puta tapanlar: “Onun için bir bina yapın da onu (içinde yakılan) ateşe atın” dediler.
Diyanet İşleri (eski) = Putperestler: 'Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın' dediler.
Diyanet Vakfi = Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
Edip Yüksel = Dediler ki, 'Onun için bir yapı kurun ve onu ateşe atın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Haydin dediler, bunun için bir bina yapın ve bunu ateşe atın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haydi, bunun için bir bina yapın ve bunu ateşe atın! dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar: «Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın.» dediler.
Gültekin Onan = Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın."
Harun Yıldırım = Dediler ki: “Onun için bir bina yapın da onu alevli ateşin içine atın.”
Hasan Basri Çantay = Dediler: «Onun için bir bina yapın da alevli ateşe atın onu».
Hayrat Neşriyat = (Onlar ise:) 'Onun için bir binâ yapın da, onu ateşe atın!' dediler.
İbni Kesir = Haydin; dediler, onun için bir bina yapın da onu alevli ateşe atın.
Kadri Çelik = Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Muhammed Esed = Onlar, "Bir odun yığını hazırlayın ve o'nu yanan ateşin içine atın!" diye bağırdılar.
Mustafa İslamoğlu = Onlar "Onu (yakmak) için bir yapı yapın ve onu çılgınca yanan ateşin ortasına atın!" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dediler ki: «Bunun için bir bina yapınız da bunu bir ateş içinde bırakınız.»
Ömer Öngüt = Dediler ki: "Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!"
Şaban Piriş = -Onun için bir bina yapın, onu ateşin içine atın! dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Onun için bir bina yapın ve onu ateşin içine atın!”
Seyyid Kutub = Puta tapanlar: «Onun için bir bina yapın da onu ateşe atın» dediler.
Suat Yıldırım = Sonunda: "Haydin, dediler, onun için bir odun yığını hazırlayın da onu ateşin içine atın!."
Süleyman Ateş = "Onun için bir bina yapın da onu (o binâda) ateşe atın" dediler.
Tefhim-ul Kuran = Dediler ki: «Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.»
Ümit Şimşek = 'İbrahim için bir fırın yapın,' dediler. 'Ve onu ateşe atın.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler: "Şunun için bir bina yapın da bunu ateşin ortasına fırlatın!"
İskender Ali Mihr = "Onun için yüksek binalar (mancınık) inşa edin. Sonra da onu alevlerle yanan ateşin içine atın!" dediler.
İlyas Yorulmaz = Kavmi “İbrahim için bir bina yapın da, onu oradan ateşin içine atın” dediler.
فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ
Sâffât / 98 -
Fe erâdû bihî keyden fe cealnâ humul esfelîn(esfelîne).
Diyanet İşleri = Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ona bir düzen yapmak istemişlerdi de biz onları alçaltmıştık.
Abdullah Parlıyan = Onlar İbrahim'e kötülük yapmak istediler, ama biz onların planlarını bozduk ve onları küçük düşürdük.
Adem Uğur = Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
Ahmed Hulusi = Ona tuzak irade ettiler. . . Biz de onları esfelîn (en aşağılar) kıldık.
Ahmet Tekin = Ona bir kötülük planı hazırlamak istediler. Biz onları küçük düşürdük.
Ahmet Varol = Böylelikle ona bir tuzak kurmak istediler. Ama biz kendilerini aşağılık kıldık.
Ali Bulaç = Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
Ali Fikri Yavuz = Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Biz de tuttuk onları çok alçak duruma düşürdük.
Ali Ünal = Bu şekilde O’na tuzak kurmaya yeltendiler, fakat Biz, onları kaybeden taraf kıldık.
Bayraktar Bayraklı = Ona tuzak kurmak istediler. Biz de onları alçaklardan kıldık.
Bekir Sadak = Ona duzen kurmak istediler, ama Biz onlari altettik.
Celal Yıldırım = Böylece Ona bir tuzak kurmayı plânladılar. Biz de onları alaşağı edip daha da alçalttık.
Cemal Külünkoğlu = Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de (onu kurtarıp) onları en alçak kimseler kıldık.
Diyanet İşleri (eski) = Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
Diyanet Vakfi = Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
Edip Yüksel = Onun için bir plan düşündüler, fakat biz onları altettik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Böyle ona bir tuzak kurmak istediler, biz de tuttuk kendilerini daha alçak düşürdük
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de tuttuk kendilerini daha alçak (bir duruma) düşürdük.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
Gültekin Onan = Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
Harun Yıldırım = Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Biz de onları en aşağılıklar kıldık.
Hasan Basri Çantay = Bunun üzerine ona bir tuzak kurmak arzu etdiler. Biz ise (Bil'akis) kendilerini (zeliller ve) sefiller etdik.
Hayrat Neşriyat = Böylece ona tuzak kurmak istediler, fakat onları en alçak kimseler kıldık.
İbni Kesir = Ona hile yapmak istediler. Biz de onları en aşağılar kıldık.
Kadri Çelik = Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alt olmuşlar kıldık.
Muhammed Esed = Ona kötülük yapmak istediler, ama Biz (onların planlarını bozduk ve böylece) onları küçük düşürdük.
Mustafa İslamoğlu = Böylece ona zarar vermek istediler, ama biz onları rezil ettik.
Ömer Nasuhi Bilmen = Onun için böyle bir hile dilediler. Artık Biz de onları pek sefil kimseler kıldık.
Ömer Öngüt = Ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz de onları alçak düşürdük.
Şaban Piriş = Ona tuzak kurmak istediler. Ama biz onları alçalttık.
Sadık Türkmen = Böylece ona bir tuzak kurmak istediler, Biz de onları sefiller haline getirdik!
Seyyid Kutub = İbrahim'e bir tuzak kurmak istediler, biz de onların tuzaklarını boşa çıkardık, onları alçalttık.
Suat Yıldırım = Ona tuzak hazırlamak istediler, ama Biz heveslerini kursaklarında bıraktık. Asıl kendilerini perişan ettik.
Süleyman Ateş = Ona bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük.
Tefhim-ul Kuran = Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
Ümit Şimşek = Böylece İbrahim'e bir tuzak kurmak istediler; Biz ise onları küçük düşürdük.
Yaşar Nuri Öztürk = Ona tuzak kurmak istediler ama, biz onları sefiller, reziller haline getirdik.
İskender Ali Mihr = Sonra ona tuzak hazırlamak istediler. Bunun üzerine onları esfelîn (en çok sefil olanlar) kıldık.
İlyas Yorulmaz = İbrahim’e bir tuzak hazırlamak istediler. Sonra bizde onları (kavmini) aşağılıklardan yaptık.
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ
Sâffât / 99 -
Ve kâle innî zâhibun ilâ rabbî se yehdîni.
Diyanet İşleri = İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ben demişti, Rabbimin tapısına gidiyorum, o, doğru yolu gösterir bana.
Abdullah Parlıyan = Allah O'nu ateşten ve kâfirlerin tuzaklarından kurtarınca, kavmine şöyle dedi: “Ben bu toprakları terkedeceğim ve Rabbim beni ne tarafa sevkederse, oraya gideceğim.”
Adem Uğur = (Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
Ahmed Hulusi = (İbrahim) dedi ki: "Muhakkak ki ben Rabbime gidiciyim. . . (O), bana hidâyet edecek. "
Ahmet Tekin = İbrâhim: 'Ben Rabbimin emrettiği yere gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek, başarıya ulaştıracak.' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Ben Rabbime gideceğim. O beni doğru yola iletecektir.
Ali Bulaç = (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir."
Ali Fikri Yavuz = Bir de (İbrahîm) şöyle dedi: “- Ben Rabbime, (bana emrettiği yere) gidiyorum, O bana yolunu gösterir.”
Ali Ünal = İbrahim karar verdi: Sadece Rabbimin rızası için artık hicret edeceğim; Rabbim beni (O’na serbestçe ibadet edebileceğim bir yere) elbette ulaştıracaktır.
Bayraktar Bayraklı = İbrâhim, “Şüphesiz ben Rabbime gidiyorum. O beni doğru yola eriştirecektir” dedi.
Bekir Sadak = Ibrahim: «Dogrusu ben Rabbim ugrunda sizi birakip gidiyorum; O beni dogru yola eristirir» dedi.
Celal Yıldırım = Ve İbrâhim, şüphesiz ben Rabbıma gidiyorum, O bana doğru yolu gösterir, dedi.
Cemal Külünkoğlu = Sonra İbrahim: “Ben Rabbim(in emrettiği yer)e gidiyorum; O bana yol gösterecek” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = İbrahim: 'Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir' dedi.
Diyanet Vakfi = (99-100) (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterir.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir de dedi ki: ben rabbıma gidiyorum, o bana yolunu gösterir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir de dedi ki: «Ben Rabbime gidiyorum, O bana yolunu gösterir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir de dedi ki: «Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir.»
Gültekin Onan = (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; pek yakında beni hidayete erdirecektir.”
Hasan Basri Çantay = (İbrâhîm): «Ben, dedi, doğrusu Rabbime gidiciyim. O, bana yol gösterir».
Hayrat Neşriyat = Nihâyet (biz kendisini ateşten kurtardıktan sonra İbrâhîm) dedi ki: 'Gerçekten ben Rabbime gidiciyim; (O) bana doğru yolu gösterecektir.'
İbni Kesir = O, dedi ki: Doğrusu ben, Rabbıma gidiyorum. O beni hidayete erdirir.
Kadri Çelik = (İbrahim) Dedi ki “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim. O, beni hidayete eriştirecektir.”
Muhammed Esed = (İbrahim,) "Ben" dedi, "(bu toprakları terk edeceğim ve) Rabbim beni ne tarafa sevk ederse oraya gideceğim!"
Mustafa İslamoğlu = Ve (İbrahim), "Ben Rabbime (kulluk edebileceğim bir yere) gideceğim, O bana yol gösterecektir" diyerek (şöyle yalvardı):
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve dedi ki: «Şüphe yok ben Rabbime gidiciyim, elbette beni doğru yola iletir.»
Ömer Öngüt = Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O beni doğru yola iletecek. "
Şaban Piriş = İbrahim dedi ki: -Ben, Rabbi’me yöneliyorum. O bana doğru yolu gösterecektir.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Şüphesiz ben Rabbime gidiyorum. O bana kılavuzluk edecektir.”
Seyyid Kutub = İbrahim dedi ki: «Ben Rabb'ime gidiyorum, O beni doğru yola iletecek.»
Suat Yıldırım = İbrâhim dedi ki: "Ben, Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum, O elbet bana yol gösterecektir."
Süleyman Ateş = (İbrâhim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek."
Tefhim-ul Kuran = (İbrahim) Dedi ki «Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete eriştirecektir.»
Ümit Şimşek = Sonra İbrahim 'Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterecek' dedi.
Yaşar Nuri Öztürk = İbrahim dedi: "Kuşkunuz olmasın ki ben Rabbime gideceğim, O bana kılavuzluk edecek."
İskender Ali Mihr = "Ve muhakkak ki ben, Rabbime ulaşan olacağım. O, beni hidayete erdirecek." dedi.
İlyas Yorulmaz = İbrahim “Ben Rabbime gideceğim. O bana doğru yolu gösterecektir. ”
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ
Sâffât / 100 -
Rabbi heb lî mines sâlihîn(sâlihîne).
Diyanet İşleri = “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim, bana temiz kişilerden olmak şartıyla bir oğul ihsân et.
Abdullah Parlıyan = Ey Rabbim! Bana iyi ve yararlı kişilerden olacak bir evlat bağışla diye dua etti.
Adem Uğur = O: "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
Ahmed Hulusi = (İbrahim): "Rabbim, bana sâlihlerden hibe et!" (dedi).
Ahmet Tekin = 'Rabbim, bana dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi mü’minler, Sâlihler arasına dahil edeceğin bir oğul ver' diye niyâz etti.
Ahmet Varol = Rabbim bana salihlerden olan bir (çocuk) bahşet.'
Ali Bulaç = "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."
Ali Fikri Yavuz = Ey Rabbim! Bana salihlerden bir çocuk ihsan buyur, (diye dua etti).
Ali Ünal = (Ve şöyle dua etti:) “Rabbim, bana salihlerden olacak bir çocuk nasip buyur!”
Bayraktar Bayraklı = “Ey Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir çocuk ver” dedi.
Bekir Sadak = «ORabbim! Bana iyilerden olacak bir cocuk ver» diye yalvardi.
Celal Yıldırım = Ey Rabbim! Bana iyi-yararlı kişilerden olacak (bir evlâd) bağışla, diye duâ etti.
Cemal Külünkoğlu = (100-101) “Ey Rabbim! Bana dürüst ve erdemli (olacak bir erkek çocuk) bağışla! (diye dua etti). Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Diyanet İşleri (eski) = 'Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver' diye yalvardı.
Diyanet Vakfi = (99-100) (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.
Edip Yüksel = 'Rabbim, bana erdemli birini bağışla.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Rabbım! bana salihînden ihsan buyur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rabbim, bana iyilerden (bir evlat) ihsan et!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!»
Gültekin Onan = "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."
Harun Yıldırım = “Rabbim, bana salihlerden bağışla.”
Hasan Basri Çantay = «Ey Rabbim, bana saalihlerden (bir oğul) ihsânet» (diye düâ etdi).
Hayrat Neşriyat = 'Rabbim! Bana sâlihlerden (olacak bir çocuk) ihsân eyle!'
İbni Kesir = Rabbım, bana salihlerden ihsan et.
Kadri Çelik = “Rabbim! Bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Muhammed Esed = (Ve şöyle yalvardı:) "Ey Rabbim! Bana dürüst ve erdemli (olacak bir erkek çocuk) bağışla!"
Mustafa İslamoğlu = "Rabbim! Bana erdemli bir (evlat) bağışla!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (100-101) «Yarabbi! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumuşak tâbiatlı bir oğul ile müjdeledik.
Ömer Öngüt = (99-100) (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.
Şaban Piriş = 'Rabbim, bana erdemli birini bağışla.'
Sadık Türkmen = “rabbim! bana iyilerden birini hediye et.”
Seyyid Kutub = Rabb'im bana iyilerden olacak bir çocuk ver.
Suat Yıldırım = "Ya Rabbî, salih evlatlar lütfet bana!"
Süleyman Ateş = "Rabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet!"
Tefhim-ul Kuran = «Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.»
Ümit Şimşek = Ve 'Yâ Rabbi, bana salih bir evlât bağışla' diye dua etti.
Yaşar Nuri Öztürk = "Rabbim, bana barış ve iyilik sevenlerden birini lütfet!"
İskender Ali Mihr = Rabbim, bana salihlerden (evlâtlar) bağışla.
İlyas Yorulmaz = “Rabbim! Bana sağlıklı evlatlar bağışla” diye dua etti.
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ
Sâffât / 101 -
Fe beşşernâhu bi gulâmin halîm(halîmin).
Diyanet İşleri = Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken biz de ona tedbîrle hareket eden ve aceleci olmayan bir oğul vereceğimizi müjdelemiştik.
Abdullah Parlıyan = Biz de O'na, uslu ve uysal bir oğul müjdesini verdik.
Adem Uğur = İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
Ahmed Hulusi = Bunun üzerine Onu Haliym bir oğul ile müjdeledik.
Ahmet Tekin = İşte o zaman, biz onu, ihtiraslarına hâkim, temkinli, güçlü, mâkul ve hoşgörülü bir oğul ile müjdeledik.
Ahmet Varol = Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Ali Bulaç = Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
Ali Fikri Yavuz = Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
Ali Ünal = Biz de, (duasına icabetle) O’na ağır başlı, yumuşak ve sabırlı (olacak) bir oğul müjdeledik.
Bayraktar Bayraklı = Bunun üzerine ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.
Bekir Sadak = Biz de ona yumusak huylu bir oglan mujdeledik.
Celal Yıldırım = Biz de O'nu çok sabırlı, zarif ve yumuşak huylu bir oğul ile müjdeledik.
Cemal Külünkoğlu = Bunun üzerine ona (kendisi gibi) yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.
Diyanet İşleri (eski) = Bunun üzerine ona uyumlu ve olgun bir oğlan çocuğu müjdeledik.
Diyanet Vakfi = İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
Edip Yüksel = Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz de ona yumuşak kalpli bir erkek çocuk müjdesi verdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.
Gültekin Onan = Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
Harun Yıldırım = Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.
Hasan Basri Çantay = Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine (biz de) onu halîm bir oğul (olan İsmâîl) ile müjdeledik.
İbni Kesir = Biz de ona, hilim sahibi bir oğul müjdeledik.
Kadri Çelik = Biz de onu yumuşak huylu bir çocukla müjdeledik.
Muhammed Esed = Bunun üzerine ona (kendisi gibi) yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.
Mustafa İslamoğlu = Bunun üzerine ona uyumlu ve olgun bir oğlan çocuğu müjdeledik.
Ömer Nasuhi Bilmen = (100-101) «Yarabbi! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumuşak tâbiatlı bir oğul ile müjdeledik.
Ömer Öngüt = Biz de ona çok uysal bir oğul müjdesini verdik.
Şaban Piriş = Biz de ona yumuşak kalpli bir erkek çocuk müjdesi verdik.
Sadık Türkmen = Biz de ona, hilim sahibi bir oğul müjdeledik.
Seyyid Kutub = Biz de onu yumuşak huylu bir çocukla müjdeledik.
Suat Yıldırım = Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.
Süleyman Ateş = Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.
Tefhim-ul Kuran = Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
Ümit Şimşek = Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz de ona yumuşak kalpli bir erkek çocuk müjdesi verdik.
İskender Ali Mihr = Böylece onu, halim bir oğulla müjdeledik.
İlyas Yorulmaz = Bizde ona iyi huylu bir oğlan çocuğu müjdesini verdik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
Sâffât / 102 -
Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tu’meru se tecidunî inşâallâhu mines sâbirîn(sâbirîne).
Diyanet İşleri = Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
Abdulbaki Gölpınarlı = İbrâhim'le berâber koşup gezecek çağa gelince İbrâhim, oğulcağızım demişti, ben, rüyamda, seni kesiyorum gördüm, bir bak, düşün, sen ne dersin buna? O da babacığım demişti, ne emredildiyse sana, onu yap, Allah dilerse beni sabredenlerden bulursun.
Abdullah Parlıyan = Bu oğul, İsmail, babasının tutum ve davranışlarını anlayıp, O'nunla çalışabilecek bir olgunluk ve yaşa gelince, babası şöyle dedi: “Yavrucuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, bir düşün ne dersin? Oğul: “Babacığım” dedi. “Sana emredilen neyse onu yap, inşaallah beni her türlü sıkıntıya göğüs gerebilenlerden bulacaksın.”
Adem Uğur = Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
Ahmed Hulusi = (Oğlu İsmail) Onunla birlikte yürüme olgunluğuna ulaşınca, (İbrahim) dedi ki: "Ey oğulcuğum! Muhakkak ki ben seni uykuda görüyorum ve ben seni kurban ediyorum. . . Bak bakalım sen ne dersin bu işe?". . . (Oğlu) dedi ki: "Ey babacığım. . . Emrolunduğun şeyi yap! İnşâAllâh beni sabredenlerden bulacaksın. "
Ahmet Tekin = Babasıyla beraber koşup gezecek, babasını anlayacak çağa gelince, babası:'Oğulcuğum, rüyâlarımda, kendimi, hep seni kurban edecek vaziyetteyken görüyorum. Sen de, bu konuda ne düşündüğünü, görüşünü söyle?' dedi. İsmail de:'Babacığım, emrolunduğun seyi yap. Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygunsa, beni sabredenlerden, metanetini kaybetmeyenlerden bulacaksın' dedi.
Ahmet Varol = (Çocuk) onun yanında koşacak çağa erince dedi ki: 'Ey oğulcağızım! Ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak ne düşünürsün?' Dedi ki: 'Ey babacığım! Sen emrolunduğunu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.'
Ali Bulaç = Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın."
Ali Fikri Yavuz = Vakta ki, yanında koşmak çağına erdi, (ona şöyle) dedi: “- Yavrum! Ben rüyamda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık bak, ne düşünürsün?” (Çocuk ona şöyle) dedi: “- Babacağım! Sana, ne emrediliyorsa yap; İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Ali Ünal = Çocuk büyüyüp de, beraberinde çalışıp çabalayacak yaşa gelince, “Oğulcuğum,” dedi, “(son birkaç gecedir) rüyamda seni kurban etmem gerektiğini görüyorum. Ne dersin, bir düşün bakayım!” Oğul, tereddütsüz cevap verdi: “Babacığım, sana ne emrediliyorsa onu yerine getir. İnşaallah beni (Allah’ın emrine itaat hususunda) sabredenlerden bulacaksın.”
Bayraktar Bayraklı = Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince, “Yavrucuğum! Rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün; ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulursun” diye cevap verdi.
Bekir Sadak = Cocuk kendisinin yanisira yurumeye baslayinca: «Ey ogulcugum! Dogrusu ben uykuda iken seni bogazladigimi goruyorum, bir dusun, ne dersin?» dedi. «Ey babacigim! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden oldugumu goreceksin» dedi.
Celal Yıldırım = Çocuk Onun yanında yürüyüp konuşabilme cağına gelince, İbrâhim ona şöyle dedi: Oğulcağızım ! Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bir bak, bu hususta görüşün ne ? O da : Babacığım ! Sen emredildiğini yap. Beni —İnşaallah— sabredenlerden bulacaksın, dedi.
Cemal Külünkoğlu = Ve (bir gün, çocuk, babasının) tutum ve davranışlarını anlayıp paylaşacak olgunluğa eriştiğinde babası ona şöyle dedi: “Ey yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, bir düşün, ne dersin?” (İsmail): “Ey babacığım! Sana emredilen neyse onu yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın!” dedi.
Diyanet İşleri (eski) = Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: 'Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?' dedi. 'Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin' dedi.
Diyanet Vakfi = Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
Edip Yüksel = Onunla birlikte çalışma çağına varınca, 'Oğlum,' dedi, 'Rüyamda seni boğazlamam gerektiğini görüyorum. Ne düşünüyorsun?' 'Babacığım,' dedi, 'Sana emredileni uygula. ALLAH dilerse beni sabırlı bulacaksın.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Vakta ki yanında koşmak çağına erdi, ey yavrum! dedi ben menamda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görüyorsun! ey babacığım dedi: ne emrolunuyorsan yap! beni inşaallah sabirînden bulacaksın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Oğlu) yanında koşma çağına gelince: «Yavrum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak ne düşünürsün?» dedi. (Çocuk da): «Babacığım sana ne emrediliyorsa yap! Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: «Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?» dedi. Çocuk da: «Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın» dedi.
Gültekin Onan = Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, (sana) buyrulanı yap / yerine getir. İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.
Harun Yıldırım = Böylece onun yanında koşabilecek çağa erişince dedi ki: “Oğlum, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak artık, sen ne düşünürsün?” Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap! İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Hasan Basri Çantay = Artık o (oğul İbrâhîmin) yanında koşmak çağına erince (babası) «Oğulcağızım, dedi, ben seni rü'yamda boğazlıyorum görüyorum. Bak artık ne düşünürsün». (Oğlu) dedi: «Babacığım, sana edilen emir ne ise yap. İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın».
Hayrat Neşriyat = Nihâyet (çocuğu) onunla berâber çalışacak çağa erişince (İbrâhîm): 'Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda (rüyâmda) görüyorum ki, gerçekten ben seni boğazlıyorum(kurbân ediyorum); artık bak, (bu rüyâm hakkında) sen ne görürsün (fikrin nedir)?' dedi.(Çocuğu İsmâîl:) 'Ey babacığım! Sana emredileni yap! İnşâallah beni sabredenlerden bulacaksın!' dedi.
İbni Kesir = O, kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca dedi ki: Oğulcuğum; doğrusu ben, rüyada iken seni boğazladığımı görüyorum. Bir bak, ne dersin? O da dedi ki: Babacığım; sana emrolunanı yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun.
Kadri Çelik = Böylece (çocuk) onun yanında çaba gösterebilecek çağa erişince (İbrahim ona), “Oğlum!” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emredildiğin şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Muhammed Esed = Ve (bir gün, çocuk, babasının) tutum ve davranışlarını anlayıp paylaşacak olgunluğa eriştiğinde babası şöyle dedi: "Ey yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, bir düşün, ne dersin?" (İsmail): "Ey babacığım" dedi, "sana emredilen neyse onu yap! İnşallah beni sıkıntıya göğüs gerenler arasında bulacaksın!"
Mustafa İslamoğlu = Derken çocuk onun çaba ve tasasına ortak olacak olgunluğa eriştiğinde, (İbrahim) şöyle dedi: "Yavrucuğum! Kendimi rüyada seni kurban ederken görüyorum; bir bak bakalım, sen bu işe ne dersin?" (Oğul) "Babacığım!" dedi, "Sana emredileni yap; inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın."
Ömer Nasuhi Bilmen = Vaktâ ki, onunla beraber yürümek çağına yetişti. Dedi: «Oğulcağızım! Ben, şüphe yok rüyâda görüyorum ki, muhakkak seni boğazlıyorum. Artık bak, sen ne görürsün.» Dedi: «Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.»
Ömer Öngüt = Çocuk kendisi ile beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: "Ey oğulcuğum! Rüyâda ben seni boğazladığımı görüyorum. Bir (düşün) bak, ne dersin?" dedi. O da: "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın. " dedi.
Şaban Piriş = Çocuk, onunla çalışacak, yürüyecek bir yaşa gelince, ona dedi ki; -Oğulcuğum, bak, rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum. Ne dersin? Oğlu; -Babacığım, sana emrolunanı yap! dedi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın!.
Sadık Türkmen = Çocuk, onunla birlikte koşma çağına erişince, “Yavrucuğum!” dedi. Ben, rüya şeklinde bana gelen vahiyde seni kestiğimi görüyorum. Bak bakalım sen ne dersin?” “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşAllah beni, sabredenlerden bulacaksın” dedi.
Seyyid Kutub = Çocuk onun yanında koşma yaşına gelince ona; «Yavrum! Ben uykuda iken seni kestiğimi görüyorum, bir düşün ne dersin? Çocuk; «Babacığım sana emredileni yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın» dedi.
Suat Yıldırım = Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: "Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!" Oğlu: "Babacığım! dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!".
Süleyman Ateş = (Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrâhim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.
Tefhim-ul Kuran = Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona) : «Oğlum» dedi. «Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken görüyordum. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.» (Oğlu İsmail) Dedi ki: «Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.»
Ümit Şimşek = Kendisiyle beraber iş yapacak çağa geldiğinde, İbrahim oğluna dedi ki: 'Oğulcuğum, rüyamda seni kurban ederken gördüm. Buna ne dersin?' Oğlu 'Sana emredileni yap, baba,' dedi. 'İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.'
Yaşar Nuri Öztürk = Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi: "Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?" "Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın."
İskender Ali Mihr = Böylece onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman dedi ki: "Ey oğulcuğum! Gerçekten ben, uykuda seni boğazladığımı gördüm. Haydi bak (bir düşün). Bu konudaki görüşün nedir?" (İsmail A.S): "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
İlyas Yorulmaz = Çocuk babası ile beraber koşturacak çağa ulaşınca, babası “Ey Oğulcuğum! Rüyamda seni boğazlarken gördüm. Bu rüya hakkındaki düşüncen nedir?” dedi. Çocuk babasına “Ey babacığım! Sen emr olunduğun şeyi yap. Şüphesiz ki, Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
Sâffât / 103 -
Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn(cebîni).
Diyanet İşleri = (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
Abdulbaki Gölpınarlı = İkisi de teslîm olunca onun alnını yere koymuştu.
Abdullah Parlıyan = Böylece her ikisi de, Allah'ın emrine teslim olup, İbrahim O'nu yüzüstü yatırınca,
Adem Uğur = Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
Ahmed Hulusi = İkisi de (hükme) teslim olup Onu (İsmail'i) yüzüstü yatırdığında. . .
Ahmet Tekin = Baba-oğul Allah’a teslim olup, boyun eğdiği, İslâm’daki samimiyetlerini gösterdikleri, İbrâhim’in İsmâil’i şakağı üzerine yatırdığı zaman biz seslendik.
Ahmet Varol = Böylece ikisi de (Allah'ın emrine) teslim olunca ve onu şakağı üzerine yatırınca,
Ali Bulaç = Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
Ali Fikri Yavuz = Vakta ki, bu suretle ikisi de, (baba-oğul Allah’ın emrine) teslim oldular. İbrahim, çocuğu yanı üzerine yıktı.
Ali Ünal = İkisi de Allah’ın emrine tam manâsıyla teslim olmuştu. İbrahim, çocuğu sağ şakağı üzerinde yere yatırdı.
Bayraktar Bayraklı = Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olunca, babası onu yan üstü yatırdı.
Bekir Sadak = (103-10) 5 Boylece ikisi de Allah' a teslimiyet gosterip, babasi oglunu alni uzerine yatirinca Biz: «Ey Ibrahim! Ruyayi gercek yaptin; iste biz iyi davrananlari boylece mukafatlandiririz» diye seslendik.
Celal Yıldırım = Bunun üzerine her ikisi de (hakkın buyruğuna) teslimiyet gösterdiler ve O, oğlunu alnı üzeri yere yatırdı.
Cemal Külünkoğlu = (103-105) Böylece ikisi de teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz de ona: “Ey İbrahim! Rüyanın hükmünü yerine getirdin (imtihanı kazandın)” dedik. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
Diyanet İşleri (eski) = (103-105) Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız' diye seslendik.
Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.
Edip Yüksel = Böylece ikisi de teslim oldu ve onu alnı üzerine yıktı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Vaktâ ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ne zaman ki ikisi de bu şekilde (Allah'a) teslim oldular, (İbrahim) onu tuttu şakağına yıktı (şakağı üzerine yatırdı).
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
Gültekin Onan = Sonunda ikisi de (Tanrı'nın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
Harun Yıldırım = Böylece ikisi de teslim olup onu alnı üzerine yatırdı.
Hasan Basri Çantay = Vaktâkî bu suretle ikisi de (Allahın emrine) râm oldular, (İbrâhîm) onu alnı üzere yıkdı.
Hayrat Neşriyat = (103-106) Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: 'Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!' diye seslendik.
İbni Kesir = İkisi de teslim olunca, babası; oğlunu alnı üzere yatırdı.
Kadri Çelik = Sonunda ikisi de (Allah'a) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
Muhammed Esed = Fakat ikisi Allah'ın emri (olarak gördükleri)ne kendilerini teslim edince ve (İbrahim) onu yüzüstü yatırınca,
Mustafa İslamoğlu = Sonunda o ikisi Allah'a teslimiyetlerinin bir gereği olarak (vardıkları sonuca) uydular ve (babası) onu yüzüstü yatırınca,
Ömer Nasuhi Bilmen = Vaktâ ki, ikisi de inkiyâd ettiler ve O'nu alnının bir yanı üzerine yatırdı.
Ömer Öngüt = Her ikisi de Allah'ın emrine ram oldular. Babası oğlunu alnı üzerine yatırdı.
Şaban Piriş = Her ikisi de teslimiyet gösterip, İbrahim oğlunu alnı üzerine yatırdığı zaman...
Sadık Türkmen = Böylece ikisi de teslim olup, onu (Peygamber olmayanlar rüya ile hareket edemez), yanı üzere getirdi.
Seyyid Kutub = İkisi de Allah'a teslimiyet gösterip babası, oğlunu alnı üzerine yere yatırınca.
Suat Yıldırım = (103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Süleyman Ateş = İkisi de böylece (Allâh'ın emrine) teslim olup (İbrâhim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca,
Tefhim-ul Kuran = Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı;
Ümit Şimşek = İkisi de Allah'ın emrine teslim oldu ve İbrahim oğlunu yüzükoyun yere yatırdı.
Yaşar Nuri Öztürk = Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı üzerine yatırınca,
İskender Ali Mihr = Böylece ikisi de (Allah’a) teslim olunca, (İbrâhîm A.S) onu alnı üzerine yatırdı.
İlyas Yorulmaz = İkisi de (rüyanın yorumuna) teslim olup, oğlunu yanı üstüne yatırınca.
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
Sâffât / 104 -
Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm(ibrâhîmu).
Diyanet İşleri = (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve biz, ona ey İbrâhim diye nidâ etmiştik.
Abdullah Parlıyan = kendisine seslendik: Ey İbrahim!
Adem Uğur = Biz ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik.
Ahmed Hulusi = Biz Ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik.
Ahmet Tekin = Ona: 'Ey İbrâhim!' diye seslendik.
Ahmet Varol = Ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim!
Ali Bulaç = Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik.
Ali Fikri Yavuz = Biz de ona şöyle nida ettik: “- Ey İbrahîm!
Ali Ünal = “Ey İbrahim” diye seslendik;
Bayraktar Bayraklı = (104-105) Biz ona şöyle seslendik: “Ey İbrâhim! Sen kesinlikle rüyanı doğruladın. İşte biz, iyileri böyle ödüllendiririz.”
Bekir Sadak = (103-10) 5 Boylece ikisi de Allah' a teslimiyet gosterip, babasi oglunu alni uzerine yatirinca Biz: «Ey Ibrahim! Ruyayi gercek yaptin; iste biz iyi davrananlari boylece mukafatlandiririz» diye seslendik.
Celal Yıldırım = (104-105) Biz de Ona şöyle seslendik : Ey İbrâhim! Rüyayı cidden gerçekleşirdin. Şüphesiz biz, iyiliği, güzelliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
Cemal Külünkoğlu = (103-105) Böylece ikisi de teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz de ona: “Ey İbrahim! Rüyanın hükmünü yerine getirdin (imtihanı kazandın)” dedik. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
Diyanet İşleri (eski) = (103-105) Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız' diye seslendik.
Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.
Edip Yüksel = Kendisine, 'İbrahim!' diye seslendik,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şöyle ona nida ettik: ya İbrahim!
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve ona şöyle seslendik: «Ey İbrahim!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz de ona şöyle seslendik: «Ey İbrahim!»
Gültekin Onan = Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik.
Harun Yıldırım = Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.
Hasan Basri Çantay = (104-105) Biz ona: «Yâ Ibrâhîm, rü'yâna sadâkat gösterdin. Şübhesiz ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız» diye nida etdik.
Hayrat Neşriyat = (103-106) Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: 'Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!' diye seslendik.
İbni Kesir = Biz, ona şöyle seslendik: Ey İbrahim;
Kadri Çelik = Biz ona, “Ey İbrahim!” diye seslendik.
Muhammed Esed = kendisine seslendik: "Ey İbrahim,
Mustafa İslamoğlu = Biz kendisine "Ey İbrahim!" diye seslendik:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve O'na: «Ya İbrahim!» diye nidâ ettik ki,
Ömer Öngüt = Biz ona: "Yâ İbrahim!" diye seslendik.
Şaban Piriş = -Ey İbrahim! diye seslendik.
Sadık Türkmen = Ve biz de: “Ey İbrahim!” diye ona seslendik.
Seyyid Kutub = Biz ona «Ey İbrahim» diye seslendik.
Suat Yıldırım = (103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Süleyman Ateş = Biz ona: "İbrâhim!" diye ünledik.
Tefhim-ul Kuran = Biz ona: «Ey İbrahim» diye seslendik.
Ümit Şimşek = O zaman Biz 'Ey İbrahim,' diye seslendik.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
İskender Ali Mihr = Ve ona "Ey İbrâhîm!" diye nida ettik (seslendik).
İlyas Yorulmaz = “Ey İbrahim” diye seslendik.
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Sâffât / 105 -
Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Diyanet İşleri = “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rüyanı gerçekleştirdik. Şüphe yok ki biz, böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.
Abdullah Parlıyan = Sen şimdiden o rüyanın amacını, yerine getirmiş oldun. İşte iyilik yapanları biz böyle ödüllendiririz.
Adem Uğur = (103-10) 5 Boylece ikisi de Allah' a teslimiyet gosterip, babasi oglunu alni uzerine yatirinca Biz: «Ey Ibrahim! Ruyayi gercek yaptin; iste biz iyi davrananlari boylece mukafatlandiririz» diye seslendik.
Ahmed Hulusi = "Gerçekten rüyanı doğruladın. . . Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız (yaptığının sonucunu yaşatırız). "
Ahmet Tekin = 'Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. İşte biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderleri, inanmışları daha önce seni mükâfatlandırdığımız gibi mükâfatlandırırız.'
Ahmet Varol = Sen gerçekten rüyayı doğruladın. İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.'
Ali Bulaç = "Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphe yok ki biz, güzel amel işliyenleri işte böyle mükafatlandırırız.”
Ali Ünal = “Hiç şüphesiz, (rüyanda aldığın emre) itaatin gerektirdiği sadakati göstermiş bulunuyorsun; (artık oğlunu kurban etmek zorunda değilsin).” Biz, Allah’ı görürcesine iyiliğe kilitlenmiş olanları böyle mükâfatlandırırız.
Bayraktar Bayraklı = (104-105) Biz ona şöyle seslendik: “Ey İbrâhim! Sen kesinlikle rüyanı doğruladın. İşte biz, iyileri böyle ödüllendiririz.”
Bekir Sadak = (103-10) 5 Boylece ikisi de Allah' a teslimiyet gosterip, babasi oglunu alni uzerine yatirinca Biz: «Ey Ibrahim! Ruyayi gercek yaptin; iste biz iyi davrananlari boylece mukafatlandiririz» diye seslendik.
Celal Yıldırım = (104-105) Biz de Ona şöyle seslendik : Ey İbrâhim! Rüyayı cidden gerçekleşirdin. Şüphesiz biz, iyiliği, güzelliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
Cemal Külünkoğlu = (103-105) Böylece ikisi de teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz de ona: “Ey İbrahim! Rüyanın hükmünü yerine getirdin (imtihanı kazandın)” dedik. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
Diyanet İşleri (eski) = (103-105) Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız' diye seslendik.
Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.
Edip Yüksel = 'Sen rüyanı uyguladın.' İyileri böyle ödüllendiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ru'yayı gerçek tasdık eyledin, biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rüyaya gerçekten sadakat gösterdin, işte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.»
Gültekin Onan = "Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz "
Harun Yıldırım = “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Hasan Basri Çantay = (104-105) Biz ona: «Yâ Ibrâhîm, rü'yâna sadâkat gösterdin. Şübhesiz ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız» diye nida etdik.
Hayrat Neşriyat = (103-105) Böylece ikisi de teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz de ona: “Ey İbrahim! Rüyanın hükmünü yerine getirdin (imtihanı kazandın)” dedik. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
İbni Kesir = (103-105) Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız' diye seslendik.
Kadri Çelik = “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Hiç şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Muhammed Esed = sen şimdiden o rüya(nın amacı)nı yerine getirmiş oldun!" İşte iyilik yapanları Biz böyle ödüllendiririz:
Mustafa İslamoğlu = "Artık rüyanı gerçekleştirmiş bulunuyorsun!" Nitekim Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Sen muhakkak rüyâyı tasdik ettin. Biz böylece muhakkak muhsinleri mükâfaatlandırırız.»
Ömer Öngüt = «Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.»
Şaban Piriş = Sen rüyanı gerçekleştirdin. Biz, iyileri böyle mükafatlandırırız.
Sadık Türkmen = “sen, vahyi/rüyayı doğruladın/gereğini yerine getirdin. Biz, iyi davrananları işte böyle ödüllendiririz!”
Seyyid Kutub = Sen rüyayı doğruladın; biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Suat Yıldırım = (103-105) Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Süleyman Ateş = "Sen rüyâyı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız!"
Tefhim-ul Kuran = «Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Hiç şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.»
Ümit Şimşek = 'Sen rüyana sadakat gösterdin. İşte Biz iyi kulluk edenleri böyle ödüllendiririz.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sen rüyayı gerçekleştirdin. İşte biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz."
İskender Ali Mihr = Sen rüyaya sadık kaldın (yerine getirdin). Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
İlyas Yorulmaz = Sen gördüğün rüyayı doğruladın. Bizde iyi ve güzel davrananların karşılığını böyle veririz.
إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ
Sâffât / 106 -
İnne hâzâ le huvel belâul mubîn(mubînu).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bu, elbette apaçık bir sınamaydı.
Abdullah Parlıyan = Şüphe yok ki, bu apaçık bir sınamaydı.
Adem Uğur = Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bu apaçık bir belâdır (öğretici, idrak ettirici deneyim)!
Ahmet Tekin = Bu, işte bu, açık açık bir imtihandır.
Ahmet Varol = Doğrusu bu apaçık bir imtihandı.
Ali Bulaç = Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı.
Ali Ünal = Bu, belli ki büyük bir imtihandı.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz bu büyük bir imtihandır.
Bekir Sadak = Dogrusu bu apacik bir deneme idi.
Celal Yıldırım = Şüphesiz bu, açık bir imtihan idi.
Cemal Külünkoğlu = (106-107) “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.” Ona (imtihanı kazanmasına karşılık) fidye olarak büyük bir kurban verdik.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.
Edip Yüksel = Gerçekten bu apaçık bir sınavdı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz ki bu açık bir ibtilâ, kat'î bir imtihan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz ki bu apaçık ve kesin bir imtihandı, dedik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.» (dedik)
Gültekin Onan = Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
Harun Yıldırım = “Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.”
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, bu, apaçık ve kat'î bir imtihandı.
Hayrat Neşriyat = (103-106) Böylece (ikisi de) teslîm olup (İbrâhîm) onu alnının bir tarafı (yere gelecek şekilde, yanı) üzerine yere yatırınca, artık ona: 'Ey İbrâhîm! Hakikaten rüyâya sadâkat gösterdin! İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız. Şübhesiz ki bu, gerçekten apaçık bir imtihandır!' diye seslendik.
İbni Kesir = Muhakkak ki bu, apaçık bir imtihandı.
Kadri Çelik = Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
Muhammed Esed = çünkü bu, gerçekten apaçık bir sınama idi.
Mustafa İslamoğlu = Hiç şüphesiz bu, elbet apaçık bir sınavdı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki bu, elbette apaçık bir imtihandır.
Ömer Öngüt = Bu gerçekten apaçık bir imtihandı.
Şaban Piriş = Bu, elbette apaçık bir imtihandı.
Sadık Türkmen = Şüphesiz bu, onun için apaçık bir karşılıktır!
Seyyid Kutub = Gerçekten bu apaçık bir imtihan idi.
Suat Yıldırım = Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı.
Süleyman Ateş = Gerçekten bu, apaçık bir sınav idi.
Tefhim-ul Kuran = Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
Ümit Şimşek = Hiç kuşku yok ki bu apaçık bir sınavdı.
Yaşar Nuri Öztürk = "Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki bu, kesin olarak apaçık bir imtihandır.
İlyas Yorulmaz = Bu olay İbrahim için açıkça bir imtihandı.
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
Sâffât / 107 -
Ve fedeynâhu bi zibhın azîm(azîmin).
Diyanet İşleri = Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onun yerine, kesilmek üzere büyük bir koç ihsân ettik.
Abdullah Parlıyan = Biz kurban edeceği oğluna bedel, büyük bir kurban koç verdik.
Adem Uğur = Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
Ahmed Hulusi = Ona, bedel olarak çok büyük kurban verdik.
Ahmet Tekin = Kurban edilecek yaşa gelmiş bir kurban kesme sorumluluğu karşılığında oğlunu kurban edilmekten kurtardık.
Ahmet Varol = Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Ali Bulaç = Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
Ali Fikri Yavuz = (Oğlunu kesmeğe karşılık) ona büyük bir kurbanlık, (semiz koç) fidye verdik.
Ali Ünal = Neticede O’na, oğluna bedel, (değer ve manâ itibariyle) çok büyük bir kurbanlık lütfettik.
Bayraktar Bayraklı = Biz ona kurtuluş bedeli olarak büyük bir kurban verdik.
Bekir Sadak = Ona fidye olarak buyuk bir kurbanlik verdik.
Celal Yıldırım = Ve onun yerine fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Cemal Külünkoğlu = (106-107) “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.” Ona (imtihanı kazanmasına karşılık) fidye olarak büyük bir kurban verdik.
Diyanet İşleri (eski) = Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Edip Yüksel = Ve biz ona fidye olarak büyük bir kurban verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedik ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Gültekin Onan = Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
Harun Yıldırım = “Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.”
Hasan Basri Çantay = Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Hayrat Neşriyat = Ve (oğluna bedel) ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
İbni Kesir = Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Kadri Çelik = Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
Muhammed Esed = Ve fidye olarak o'na büyük bir kurban verdik,
Mustafa İslamoğlu = Ve Biz ona fidye olarak muhteşem bir kurban verdik;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve O'na bir büyük kurbanlık bedel verdik.
Ömer Öngüt = Biz oğluna bedel olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.
Şaban Piriş = Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık koç vermiştik.
Sadık Türkmen = Fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.
Seyyid Kutub = Ona fidye olarak büyük bir kurban verdik.
Suat Yıldırım = Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik.
Süleyman Ateş = Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.
Tefhim-ul Kuran = Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
Ümit Şimşek = Oğlunun yerine, ona büyük bir kurbanlık verdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
İskender Ali Mihr = Ve ona büyük bir kurbanı fidye (oğluna karşı bedel olarak) verdik.
İlyas Yorulmaz = Fidye olarak ona büyük bir kesimlik kurban verdik.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Sâffât / 108 -
Ve teraknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
Diyanet İşleri = Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve sonradan gelenler arasında da ona iyi bir ad, san verdik.
Abdullah Parlıyan = Geriden gelecek nesiller arasında O'na iyi bir ün bıraktık, yani İbrahim kendisinden sonra gelen, tüm ırk ve din mensupları tarafından hayırla anılır ve tüm toplum O'na
Adem Uğur = Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık:
Ahmed Hulusi = Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık.
Ahmet Tekin = Onun hayatından sonraki nesillerde, devam eden güzel gelenekler, övgülerle dolu hâtıralar bıraktık.
Ahmet Varol = Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık.
Ali Bulaç = Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Fikri Yavuz = Yine ona, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.
Ali Ünal = (Kıyamet’e kadar gelecek) sonraki nesiller arasında onun için güzel bir nam bıraktık.
Bayraktar Bayraklı = Sonra gelenler içinde ona iyi bir ün bıraktık.
Bekir Sadak = (108-10) 9 Sonra gelenler icinde «Ibrahim'e selam olsun» diye ona iyi bir un biraktik.
Celal Yıldırım = Sonrakiler arasında onu (onun şerefli ismini) bıraktık.
Cemal Külünkoğlu = (108-109) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “İbrahim'e selam olsun” diye ona güzel bir nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (108-109) Sonra gelenler içinde 'İbrahim'e selam olsun' diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Edip Yüksel = Sonrakiler için onun tarihini koruduk.
Elmalılı Hamdi Yazır = Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık:
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
Gültekin Onan = Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Harun Yıldırım = Sonra gelenler arasında ona bıraktık.
Hasan Basri Çantay = Sonra gelen (peygamberler ve ümmet) ler arasında ona (iyi bir nam) bırakdık.
Hayrat Neşriyat = Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir:
İbni Kesir = Sonrakiler arasında ona da bıraktık.
Kadri Çelik = Sonradan gelenler arasında da ona (güzel bir övgü) bıraktık.
Muhammed Esed = böylece o'nun sonraki kuşaklar tarafından şöyle hatırlanmasını sağladık:
Mustafa İslamoğlu = geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin (örnek) bir hatıra bıraktık:
Ömer Nasuhi Bilmen = (108-109) Ve sonrakilerin arasında O'na karşı (bir güzel sena) bıraktık. İbrahim üzerine selâm olsun.
Ömer Öngüt = Sonra gelenler arasında ona iyi bir ün bıraktık.
Şaban Piriş = (108-109) Sonrakiler arasında onun için: -İbrahim’e selam olsun! mirası bıraktık.
Sadık Türkmen = Sonra gelenler içinde de ona (iyi bir ün) bıraktık.
Seyyid Kutub = Sonra gelenler arasında ona iyi bir ün bıraktık.
Suat Yıldırım = Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir:
Süleyman Ateş = Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.
Tefhim-ul Kuran = Sonra gelenler arasında da ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ümit Şimşek = Ve ardında ona iyi bir nam bıraktık.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra gelenler içinde onu hatırlatan bir şey bıraktık.
İskender Ali Mihr = Sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık.
İlyas Yorulmaz = İbrahim’in bu davranışını diğerlerine (örnek) bıraktık.
سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Sâffât / 109 -
Selâmun alâ ibrâhîm(ibrâhîme).
Diyanet İşleri = İbrahim’e selâm olsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Esenlik İbrâhim'e.
Abdullah Parlıyan = “İbrahim'e selam olsun” derler.
Adem Uğur = İbrahim'e selam! dedik.
Ahmed Hulusi = Selâm olsun İbrahim'e.
Ahmet Tekin = İbrâhim’e selâm olsun, selâmette olsun, selâmete erenlerdendir.
Ahmet Varol = İbrahim'e selâm olsun.
Ali Bulaç = İbrahim'e selam olsun.
Ali Fikri Yavuz = Bizden saadet ve selâmet olsun İbrahim’e...
Ali Ünal = Selâm olsun İbrahim’e!
Bayraktar Bayraklı = İbrâhim'e selâm olsun!
Bekir Sadak = (108-10) 9 Sonra gelenler icinde «Ibrahim'e selam olsun» diye ona iyi bir un biraktik.
Celal Yıldırım = Selâm İbrahim'e olsun !
Cemal Külünkoğlu = (108-109) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “İbrahim'e selam olsun” diye ona güzel bir nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (108-109) Sonra gelenler içinde 'İbrahim'e selam olsun' diye ona iyi bir ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Edip Yüksel = İbrahim'e selam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Selâm İbrahime
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Selam İbrahim'e!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Selam olsun İbrahim'e...
Gültekin Onan = İbrahim'e selam olsun.
Harun Yıldırım = İbrahim’e selâm olsun.
Hasan Basri Çantay = (Bizden) selam İbrâhîme.
Hayrat Neşriyat = İbrâhîm’e selâm olsun!
İbni Kesir = Selam olsun İbrahim'e.
Kadri Çelik = İbrahim'e selam olsun.
Muhammed Esed = "İbrahim'e selam olsun!"
Mustafa İslamoğlu = Selam olsun İbrahim'e!
Ömer Nasuhi Bilmen = (108-109) Ve sonrakilerin arasında O'na karşı (bir güzel sena) bıraktık. İbrahim üzerine selâm olsun.
Ömer Öngüt = Bizden selâm olsun İbrahim'e!
Şaban Piriş = (108-109) Sonrakiler arasında onun için: -İbrahim’e selam olsun! mirası bıraktık.
Sadık Türkmen = Ibrahim’e selâm olsun!
Seyyid Kutub = İbrahim'e selâm olsun.
Suat Yıldırım = "Selam olsun İbrâhim’e!"
Süleyman Ateş = (İleride gelecek nesiller): "İbrâhim'e selâm olsun!" (diyeceklerdi.)
Tefhim-ul Kuran = İbrahim'e selam olsun.
Ümit Şimşek = Selâm olsun İbrahim'e.
Yaşar Nuri Öztürk = Selam olsun İbrahim'e!
İskender Ali Mihr = İbrâhîm (A.S)’a selâm olsun.
İlyas Yorulmaz = İbrahim’e selam olsun.
كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Sâffât / 110 -
Kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Diyanet İşleri = İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Biz, böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.
Abdullah Parlıyan = İşte iyi hareket edenleri böyle ödüllendiririz.
Adem Uğur = Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Ahmed Hulusi = Muhsinleri (Allâh'a, görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız.
Ahmet Tekin = İyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan, müslüman önderleri, inananları işte biz böyle mükâfatlandırırız.
Ahmet Varol = İyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Ali Bulaç = Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Fikri Yavuz = Güzel amel işliyenleri, işte böyle mükafatlandırırız.
Ali Ünal = Biz, Allah’ı görürcesine iyiliğe, iyi davranışa kilitlenmiş olanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Bayraktar Bayraklı = İyi iş yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Bekir Sadak = Iste iyileri boylece mukafatlandiririz.
Celal Yıldırım = Biz, iyiliği, güzelliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
Cemal Külünkoğlu = (110-111) İyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Edip Yüksel = Biz iyi davrananları böyle ödüllendiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Gültekin Onan = Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Harun Yıldırım = Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Hasan Basri Çantay = Biz iyi hareket edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.
Hayrat Neşriyat = İyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız.
İbni Kesir = Biz, ihsan edenleri işte böyle mükafatlandırırız.
Kadri Çelik = Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Muhammed Esed = Biz iyileri böyle ödüllendiririz,
Mustafa İslamoğlu = İyileri Biz, işte böyle ödüllendiririz.
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte muhsin olanları böylece mükâfaatlandırırız.
Ömer Öngüt = İşte biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
Şaban Piriş = İşte iyileri böyle ödüllendiririz.
Sadık Türkmen = Iyi davrananları, işte böyle ödüllendiririz!
Seyyid Kutub = İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Suat Yıldırım = Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Süleyman Ateş = İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
Tefhim-ul Kuran = Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ümit Şimşek = İyi kulluk edenleri Biz böyle ödüllendiririz.
Yaşar Nuri Öztürk = Böyle ödüllendiririz biz, güzellik sergileyenleri!
İskender Ali Mihr = Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
İlyas Yorulmaz = İyilik yapanları böyle mükafaatlandırırız.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Sâffât / 111 -
İnnehu min ibâdinâl mu’minîn( mu’minîne).
Diyanet İşleri = Çünkü o mü’min kullarımızdandı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki o, inanan kullarımızdandı.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz O, bizim inanmış kullarımızdandı.
Adem Uğur = Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki O, iman eden kullarımızdandır.
Ahmet Tekin = O bizi ilâh tanıyan, candan müslüman olarak bize bağlanan, saygıyla bize kulluk ve ibadet eden kullarımızdandı.
Ahmet Varol = Şüphesiz o, mü'min kullarımızdandı.
Ali Bulaç = Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandır.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü o, mümin kullarımızdandı.
Ali Ünal = Gerçekten O, hakkıyla inanmış has kullarımızdandı.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz o, inanmış kullarımızdandı.
Bekir Sadak = Dogrusu o, inanmis kullarimizdandi.
Celal Yıldırım = Şüphesiz o, bizim mü'min kullarımızdandır.
Cemal Külünkoğlu = (110-111) İyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
Edip Yüksel = O, bizim inanan kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü o Bizim mü'min kullarımızdandı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Gültekin Onan = Şüphesiz o, bizim inançlı kullarımızdandır.
Harun Yıldırım = Şüphesiz o, mü’min kullarımızdandı.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat o, mü'min kullarımızdandı.
Hayrat Neşriyat = Çünki o, bizim mü’min kullarımızdandır.
İbni Kesir = Muhakkak ki o, mü'min kullarımızdandı.
Kadri Çelik = Şüphesiz o, bizim mümin olan kullarımızdandır.
Muhammed Esed = çünkü o Bizim gerçekten inanmış kullarımızdandı.
Mustafa İslamoğlu = Zira o, Bizim gerçek mü'min kullarımızdan biriydi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, o mü'min olan kullarımızdandır.
Ömer Öngüt = Doğrusu o bizim mümin kullarımızdandı.
Şaban Piriş = Çünkü O, mü’min kullarımızdan idi.
Sadık Türkmen = Çünkü o, Bizim inanan kullarımızdan idi.
Seyyid Kutub = Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
Suat Yıldırım = Gerçekten o Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.
Süleyman Ateş = Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandır.
Ümit Şimşek = Doğrusu, o Bizim inanmış kullarımızdandı.
Yaşar Nuri Öztürk = O da bizim inanan kullarımızdandı.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki o, Bizim mü’min (Allah’a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır.
İlyas Yorulmaz = İbrahim gerçekten bize inanan kullarımızdandı.
وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَقَ نَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ
Sâffât / 112 -
Ve beşşernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn(sâlihîne).
Diyanet İşleri = Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ona, temiz kişilerden ve peygamber olacak İshak'ı müjdelemiştik.
Abdullah Parlıyan = Ve zamanı gelince, O'na kendisi de bir peygamber olacak olan, dürüst ve temiz kişilerden olan İshak'ı da evlat olarak müjdeledik.
Adem Uğur = Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.
Ahmed Hulusi = Ona, sâlihlerden bir Nebi olarak İshak'ı müjdeledik.
Ahmet Tekin = Onu, dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi mü’min sâlih kullarımdan bir peygamber olan İshak ile müjdeledik.
Ahmet Varol = Ona salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.
Ali Bulaç = Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik.
Ali Fikri Yavuz = Bir de ona salihlerden bir peygamber olmak üzere İshâk’ı müjdeledik.
Ali Ünal = O’na salihlere dahil bir peygamber olacak bir başka evlâdı, İshak’ı müjdeledik.
Bayraktar Bayraklı = Ona, iyilerden bir peygamber olarak İshâk'ın müjdesini verdik.
Bekir Sadak = Ona, iyilerden olan Ishak'i peygamber olarak mujdeledik.
Celal Yıldırım = Ve biz ona İshâk'ı da iyi-yararlı kişilerden sayılan bir peygamber olarak müjdeledik.
Cemal Külünkoğlu = Biz ona iyilerden peygamber olacak bir evladı İshak'ı müjdeledik.
Diyanet İşleri (eski) = Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
Diyanet Vakfi = (112-113) Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
Edip Yüksel = Ona İshak'ı müjdeledik, erdemlilerden bir peygamber olarak.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir de onu salihînden bir Peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir de onu salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
Gültekin Onan = Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da müjdeledik.
Harun Yıldırım = Biz ona, salihlerden bir nebi olarak İshak’ı bağışladık.
Hasan Basri Çantay = Ona saalihlerden bir peygamber olmak üzere de İshakı müjdeledik.
Hayrat Neşriyat = Bir de onu sâlihlerden bir peygamber olarak İshâk ile müjdeledik.
İbni Kesir = Ona salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
Kadri Çelik = Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.
Muhammed Esed = Ve (zamanı geldiğinde) ona, (kendisi de) bir peygamber (olan) dürüst ve erdemli birini, İshak'ı müjdeledik;
Mustafa İslamoğlu = Bir de ona kendisini salih kullardan biri olan bir peygamberi, İshak'ı müjdeledik;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve O'nu sâlihlerden bir peygamber olmak üzere İshak ile de müjdeledik.
Ömer Öngüt = Biz ona sâlihlerden bir peygamber olacak İshak'ı müjdeledik.
Şaban Piriş = O’na salihlerden bir peygamber olacak İshak’ı müjdeledik.
Sadık Türkmen = Ona ishak’ı müjdeledik, salihlerden/iyi insanlardan bir peygamber olarak.
Seyyid Kutub = Biz ona iyilerden bir peygamber olacak İshak'ı müjdeledik.
Suat Yıldırım = Biz de ona, salih kişilerden, üstelik peygamber olacak bir evladı, İshak’ı müjdeledik.
Süleyman Ateş = Biz ona İshâk'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik.
Tefhim-ul Kuran = Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.
Ümit Şimşek = Onu, salihlerden bir peygamber olarak İshak ile müjdeledik.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz ona, hayrı ve barışı sevenlerden bir peygamber olan İshak'ı müjdeledik.
İskender Ali Mihr = Ve Biz, onu salihlerden bir Nebî (Peygamber) olan İshak ile müjdeledik.
İlyas Yorulmaz = Biz ona salihlerden bir peygamber olacak olan İshak’ı müjdeledik.
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ مُبِينٌ
Sâffât / 113 -
Ve bâraknâ aleyhi ve alâ ishâk(ishâka), ve min zurriyyetihimâ muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
Abdulbaki Gölpınarlı = O'nu da, İshak'ı da uğurlu kıldık, ama onların soylarından iyi işler yapanlar da çıkacak, varoluş gayesi dışına çıkan da olacaktır.
Abdullah Parlıyan = O'nu da, İshak'ı da uğurlu kıldık, ama onların soylarından iyi işler yapanlar da çıkacak, varoluş gayesi dışına çıkan da olacaktır.
Adem Uğur = Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
Ahmed Hulusi = Onun üzerine de İshak'ın üzerine de bereket lütfettik. . . O ikisinin neslinden muhsin de var, kendi nefsine apaçık zulmeden de var.
Ahmet Tekin = Ona da, İshak'a da bereketler verdik. Onların soylarından iyilik eden de var, kendine açıkça haksızlık eden de.
Ahmet Varol = Ona da, İshak'a da bereketler verdik. Onların soylarından iyilik eden de var, kendine açıkça haksızlık eden de.
Ali Bulaç = Hem İbrahîm’e, hem İshâk’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan mümin olan da var, nefsine açık zulmeden de var.
Ali Fikri Yavuz = Hem İbrahîm’e, hem İshâk’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan mümin olan da var, nefsine açık zulmeden de var.
Ali Ünal = Onu ve İshâk ailesini mübarek kıldık. O ikisinin soyundan iyi iş yapanlar da, kendilerine açıkça zulmedenler de vardır.
Bayraktar Bayraklı = Kendisini ve Ishak'i mubarek kildik; ikisinin soyunda iyi olan da vardir, aciktan aciga kendisine yazik eden de vardir. *
Bekir Sadak = Kendisini ve Ishak'i mubarek kildik; ikisinin soyunda iyi olan da vardir, aciktan aciga kendisine yazik eden de vardir. *
Celal Yıldırım = Onu da, İshâk'ı da mübarek kıldık (üzerlerine feyiz, bereket ve rahmet indirdik). İkisinin soyundan iyiler de vardır; kendine açıkça zulmeden de vardır.
Cemal Külünkoğlu = Onu da, İshak'ı da mübarek kıldık (üzerlerine feyiz, bereket ve rahmet indirdik). İkisinin soyundan iyiler de vardır; kendine açıkça zulmedenler de.
Diyanet İşleri (eski) = Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
Diyanet Vakfi = (112-113) Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
Edip Yüksel = Ona da İshak'a da lütufta bulunduk. Kuşkusuz, ikisinin de soyundan hem iyi davrananlar var, hem kendisine zulmedenler.
Elmalılı Hamdi Yazır = onu ve İshak'ı kutsadık ama onların soyundan iyi işler yapan da çıkacak, kendisine açıkça zulmeden de.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = dahası onu ve İshak'ı mübarek kıldık: ama o ikisinin soyundan dürüst ve erdemli olan da var, kendisine açıkça zulmeden de.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve onun üzerine ve İshak üzerine bereketler verdik ve ikisinin zürriyetinden muhsin olan da vardır ve nefsine apaçık zulmeden de.
Gültekin Onan = İbrahim'e de İshak'a da bereketler verdik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendisine açıktan açığa zulmedenler de olacak.
Harun Yıldırım = Onu da İshak’ı da bereketlendirdik. Onların soyundan iyiler de, kendilerine gerçekten zulmedenler de vardır.
Hasan Basri Çantay = Ona ve İshak’a bereketler verdik. Onların neslinden iyi davranan da var, açıkça kendi benliğine zulmeden de var.
Hayrat Neşriyat = Ona da, İshâk’a da bereket verdik. Her ikisinin neslinden iyilik eden de, nefsine apaçık zulmeden de bulunur.
İbni Kesir = Kendisine de İshak’a da feyiz ve bereketler verdik. Onların neslinden gelenler arasında iyi davranan da var, kendi nefsine açıkça zulmeden de!
Kadri Çelik = Kendisine de, İshâk'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de.
Muhammed Esed = onu ve İshak'ı kutsadık ama onların soyundan iyi işler yapan da çıkacak, kendisine açıkça zulmeden de.
Mustafa İslamoğlu = dahası onu ve İshak'ı mübarek kıldık: ama o ikisinin soyundan dürüst ve erdemli olan da var, kendisine açıkça zulmeden de.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onun üzerine ve İshak üzerine bereketler verdik ve ikisinin zürriyetinden muhsin olan da vardır ve nefsine apaçık zulmeden de.
Ömer Öngüt = İbrahim'e de İshak'a da bereketler verdik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendisine açıktan açığa zulmedenler de olacak.
Şaban Piriş = Onu da İshak’ı da bereketlendirdik. Onların soyundan iyiler de, kendilerine gerçekten zulmedenler de vardır.
Sadık Türkmen = Ona ve İshak’a bereketler verdik. Onların neslinden iyi davranan da var, açıkça kendi benliğine zulmeden de var.
Seyyid Kutub = Kendisini ve İshak'ı kutlu ve bereketli kıldık. Her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, açıkça kendisine zulmeden de olacaktır.
Suat Yıldırım = Kendisine de İshak’a da feyiz ve bereketler verdik. Onların neslinden gelenler arasında iyi davranan da var, kendi nefsine açıkça zulmeden de!
Süleyman Ateş = Kendisine de, İshâk'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de.
Tefhim-ul Kuran = Ona da, İshak'a da bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da.
Ümit Şimşek = Onu da, İshak'ı da kutlu ve uğurlu kıldık. İkisinin neslinden de hem iyi kulluk edenler var, hem de kendisine açıkça zulmedenler.
Yaşar Nuri Öztürk = Ona da İshak'a da bereketler lütfettik. Onların zürriyetlerinden iyi düşünüp iyi davranan da var, öz benliğine açıkça zulmeden de var.
İskender Ali Mihr = Ve O’na (Hz. İbrâhîm’e) ve İshak’a bereket verdik (mübarek kıldık). Ve ikisinin zürriyetinden muhsin olan (da), nefsine apaçık zulmeden (de) var.
İlyas Yorulmaz = İbrahim ve İshak’a bereketler yağdırdık. Onların neslinden güzel davrananlar olduğu gibi, açıkça kendi nefislerine zulmedenler de oldu.
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
Sâffât / 114 -
Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).
Diyanet İşleri = Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki biz, Mûsâ'ya ve Hârûn'a nîmetler verdik.
Abdullah Parlıyan = Ve andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a bol bol nimetler verdik.
Adem Uğur = Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
Ahmed Hulusi = Andolsun ki Musa ve Harun'a da lütufta bulunduk!
Ahmet Tekin = Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da ihsanlarda bulunduk, nimetler verdik.
Ahmet Varol = Andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.
Ali Bulaç = Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, Mûsa ile Harûn’u da (peygamberlikle) nimetlendirdik.
Ali Ünal = Musa ve Harun’a da lütf u ihsanda bulunduk.
Bayraktar Bayraklı = Andolsun, biz Mûsâ ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.[470]
Bekir Sadak = And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmustuk.
Celal Yıldırım = And olsun ki, biz, Musâ İle Harun'a (peygamberliğin) bereketli nîmetini verdik.
Cemal Külünkoğlu = Andolsun biz Musa'ya da, Harun'a da ihsanda bulunduk.
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
Diyanet Vakfi = Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
Edip Yüksel = Biz Musa'ya ve Harun'a iyilikte bulunmuştuk.
Elmalılı Hamdi Yazır = Celâlim hakkı için Musâ ile Harûnu da minnetdâr eyledik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki, Musa ile Harun'u da minnettar ettik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
Gültekin Onan = Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.
Harun Yıldırım = Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
Hasan Basri Çantay = Andolsun biz Muusâya da, Hâruuna da nimetler verdik.
Hayrat Neşriyat = Celâlim hakkı için, Mûsâ ve Hârûn’a da ihsanda bulunduk!
İbni Kesir = Andolsun ki; Musa ve Harun'a da lutuf da bulunmuştuk.
Kadri Çelik = Şüphesiz biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.
Muhammed Esed = Biz, Musaya ve Harun'a da lütufta bulunduk;
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu Biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunmuştuk:
Ömer Nasuhi Bilmen = (114-115) Andolsun ki, Mûsa ve Harun üzerine de ihsanda bulunduk. Ve ikisini de ve kavimlerini de pek büyük bir gamdan kurtardık.
Ömer Öngüt = Andolsun ki Musa ve Harun'a da lütuflarda bulunduk.
Şaban Piriş = Musa ve Harun’a da lütuflarda bulunmuştuk.
Sadık Türkmen = Ve ant OLSUN ki, Biz Musa’ya ve Harun’a da iyilikte bulunduk.
Seyyid Kutub = Andolsun Musa'ya ve Harun'a da lütuflarda bulunduk.
Suat Yıldırım = Biz Mûsa ile Harun’a da nübüvvet vererek ihsanda bulunduk.
Süleyman Ateş = Andolsun Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lutuflarda bulunduk.
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk.
Ümit Şimşek = Biz Musa ile Harun'a da lütufta bulunduk.
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, biz Mûsa ve Hârun'a da lütufta bulunduk.
İskender Ali Mihr = Ve andolsun ki Musa (A.S)’ı ve Harun (A.S)’ı ni’metlendirdik.
İlyas Yorulmaz = Biz Musa ve Harun’a da iyilikler yaptık.
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
Sâffât / 115 -
Ve necceynâ humâ ve kavme humâ minel kerbil azîm(azîmi).
Diyanet İşleri = Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = İkisini ve kavimlerini, büyük bir sıkıntıdan kurtardık.
Abdullah Parlıyan = O ikisini ve kavimlerini, büyük bir felaket olan Firavuna kölelikten kurtardık.
Adem Uğur = Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ahmed Hulusi = O ikisini ve onların kavimlerini aziym tasadan kurtardık.
Ahmet Tekin = Onları ve kavimlerini, büyük sıkıntılardan, kölelik felâketinden kurtardık.
Ahmet Varol = Onları da kavimlerini de o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ali Bulaç = Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Ali Fikri Yavuz = Hem kendilerini, hem (kendilerine iman eden) kavimlerini o büyük felâketten, (suda boğulmaktan) kurtardık.
Ali Ünal = Her ikisini de, onların halkını da o dehşetli (kölelik ve işkence) musibetinden kurtardık.
Bayraktar Bayraklı = O ikisini ve kavimlerini, o büyük felaketten kurtardık.
Bekir Sadak = Ikisini ve milletlerini buyuk bir sikintidan kurtarmistik.
Celal Yıldırım = İkisini de, milletlerini de büyük bir sıkıntı ve üzüntüden kurtardık.
Cemal Külünkoğlu = İkisini ve kavimlerini, büyük bir sıkıntıdan kurtardık.
Diyanet İşleri (eski) = İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Diyanet Vakfi = Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Edip Yüksel = İkisini ve halklarını o büyük felaketten kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem kendilerini ve kavmlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Gültekin Onan = Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Harun Yıldırım = Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Hasan Basri Çantay = Hem onlar, hem kavmlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Hayrat Neşriyat = Çünki kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan (Fir'avun’un işkencesinden)kurtardık.
İbni Kesir = O ikisini de, kavimlerini de büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Kadri Çelik = Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Muhammed Esed = onları ve kavimlerini büyük bir (kölelik) felaket(in)den kurtardık,
Mustafa İslamoğlu = o ikisini ve onların kavmini büyük bir musibetten kurtarmıştık;
Ömer Nasuhi Bilmen = (114-115) Andolsun ki, Mûsa ve Harun üzerine de ihsanda bulunduk. Ve ikisini de ve kavimlerini de pek büyük bir gamdan kurtardık.
Ömer Öngüt = Hem onları hem kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Şaban Piriş = O ikisini ve kavimlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Sadık Türkmen = O ikisini ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.
Seyyid Kutub = Onları ve kavimlerini büyük sıkıntılardan kurtardık.
Suat Yıldırım = Onları da, milletlerini de müthiş bir gaileden kurtardık.
Süleyman Ateş = Onları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.
Tefhim-ul Kuran = Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Ümit Şimşek = Her ikisini ve kavmini o büyük dertten kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk = Onları ve toplumlarını büyük sıkıntıdan kurtardık.
İskender Ali Mihr = Ve ikisini ve onların kavimlerini kerbil azîmden (büyük üzüntüden) kurtardık.
İlyas Yorulmaz = İkisini ve kavimlerini büyük bir beladan kurtardık.
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
Sâffât / 116 -
Ve nasarnâhum fe kânû humul gâlibîn(gâlibîne).
Diyanet İşleri = Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve yardım ettik onlara da üst geldiler.
Abdullah Parlıyan = Ve kendilerine yardım ettik de, onlar da üstün geldiler.
Adem Uğur = Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
Ahmed Hulusi = Onlara yardım ettik de galip geldiler.
Ahmet Tekin = Onlara yardım ettik. Onlar galip geldiler.
Ahmet Varol = Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular.
Ali Bulaç = Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
Ali Fikri Yavuz = Onlara yardım ettik de, galib gelenler onlar oldular.
Ali Ünal = Kendilerine yardım ettik de, sonuçta üstün gelen onlar oldular.
Bayraktar Bayraklı = Onlara yardım ettik. Onlar galip oldular.
Bekir Sadak = Onlara yardim etmistik de ustun gelmislerdi.
Celal Yıldırım = Kendilerine yardım ettik ve onlar da bu sayede üstünlük sağladılar.
Cemal Külünkoğlu = Kendilerine yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
Diyanet Vakfi = Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
Edip Yüksel = Onlara yardım ettik de üstün geldiler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem yardım ettik onlara da galibler onlar oldular
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
Gültekin Onan = Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.
Harun Yıldırım = Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
Hasan Basri Çantay = Kendilerine yardım etdik de galebeyi kazananlar onlar oldular.
Hayrat Neşriyat = Ve onlara yardım ettik de galib gelenler onlar oldular.
İbni Kesir = Onlara yardım etmiştik de galibler onlar oldu.
Kadri Çelik = Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler onlar oldular.
Muhammed Esed = ve kendilerine yardım ettik de (sonunda) zafer kazanan onlar oldu.
Mustafa İslamoğlu = ve kendilerine yardım etmiştik de, sonunda galip gelen onlar olmuştu.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve onlara yardım ettik. Artık galip olanlar onlar oldular.
Ömer Öngüt = Kendilerine yardım ettik de üstün gelmişlerdi.
Şaban Piriş = Onlara yardım etmiştik de onlar galip gelmişlerdi.
Sadık Türkmen = Onlara yardım ettik. Böylece onlar, galip gelenler oldular.
Seyyid Kutub = Onlara yardım ettik de üstün geldiler.
Suat Yıldırım = Hem onlara yardım ettik de, galip gelenler onlar oldular.
Süleyman Ateş = Onlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular.
Tefhim-ul Kuran = Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler onlar oldular.
Ümit Şimşek = Onlara yardım ettik de üstün geldiler.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlara yardım ettik de galip gelenler kendileri oldular.
İskender Ali Mihr = Ve onlara yardım ettik. Böylece gâlip gelenler onlar oldu.
İlyas Yorulmaz = Onlara yardım ettik ve onlarda galip geldiler.
وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ
Sâffât / 117 -
Ve âteynâ humâl kitâbel mustebîn(mustebîne).
Diyanet İşleri = Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ikisine de her şeyi apaçık gösteren kitabı verdik.
Abdullah Parlıyan = Onlara apaçık ifadeli kitap da verdik.
Adem Uğur = Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Ahmed Hulusi = İkisine (Musa ve Harun'a) bilinen bilgiyi verdik.
Ahmet Tekin = Her ikisine de, açık seçik, anlaşılan kitabı, Tevrat’ı verdik.
Ahmet Varol = Onlara açık anlatımlı Kitab'ı verdik.
Ali Bulaç = Ve ikisine anlatımı açık kitabı verdik.
Ali Fikri Yavuz = İkisine de (helal ve haramı) açıklayan Tevrat kitabını verdik.
Ali Ünal = İkisine, (İlâhî) gerçekleri ve dünyaÂhiret saadetinin yollarını apaçık gösteren Kitabı verdik.
Bayraktar Bayraklı = Onlara apaçık kitabı verdik.
Bekir Sadak = Her ikisine de, apacik anlasilan bir Kitap vermistik.
Celal Yıldırım = İkisine (hükümleri rahatlıkla anlaşılır) çok açık kitap verdik.
Cemal Külünkoğlu = (117-118) Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. İkisini de dosdoğru yola ilettik.
Diyanet İşleri (eski) = Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
Diyanet Vakfi = Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Edip Yüksel = Ve o ikisine apaçık anlaşılan kitabı verdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hem kendilerine o belli kitabı verdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hem kendilerine o belli Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Gültekin Onan = Ve ikisine anlatımı açık kitabı verdik.
Harun Yıldırım = Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı verdik.
Hasan Basri Çantay = Onlara (her hakıykatı) apaçık gösteren o kitabı verdik.
Hayrat Neşriyat = İkisine de apaçık anlaşılan Kitâb’ı (Tevrât’ı) verdik.
İbni Kesir = Her ikisine de apaçık anlaşılan kitab vermiştik.
Kadri Çelik = Ve ikisine anlatımı açık olan kitabı verdik.
Muhammed Esed = Onlara (doğru ile eğriyi) ayırd eden ilahi kelamı verdik,
Mustafa İslamoğlu = Onlara (hakkı batıldan seçip ayıran kitabı vermiş
Ömer Nasuhi Bilmen = (117-118) Ve ikisine de o açıkça bildiren kitabı verdik. Ve ikisini de dosdoğru yola sevkettik.
Ömer Öngüt = Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir kitap vermiştik.
Şaban Piriş = O ikisine açıkça anlaşılan kitabı vermiştik.
Sadık Türkmen = Onlara açık net ifadeli kitabı verdik.
Seyyid Kutub = Onlara, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
Suat Yıldırım = Kendilerine gerçekleri apaçık gösteren o kitabı verdik.
Süleyman Ateş = Onlara açık ifâdeli Kitabı verdik.
Tefhim-ul Kuran = Ve ikisine anlatımı açık olan kitabı verdik.
Ümit Şimşek = Kendilerine, dinlerini açıklayan kitabı verdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlara, açık seçik bilgi sunun Kitap'ı verdik.
İskender Ali Mihr = Ve ikisine (hakikati) açıklayan kitabı verdik.
İlyas Yorulmaz = İkisine, doğru ve yanlışları açıklayıcı kitabı verdik.
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
Sâffât / 118 -
Ve hedeynâ humâs sırâtal mustakîm(mustakîme).
Diyanet İşleri = Onları doğru yola ilettik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ikisini de dosdoğru yola sevkettik.
Abdullah Parlıyan = Ve onları doğru yola ilettik.
Adem Uğur = Her ikisini de doğru yola ilettik.
Ahmed Hulusi = O ikisini de sırat-ı müstakime yönlendirdik.
Ahmet Tekin = Her ikisini de doğru, muhkem ve güvenli yolda, İslâmî hayatta başarıya ulaştırdık.
Ahmet Varol = Onları dosdoğru yola ilettik.
Ali Bulaç = Onları dosdoğru yola yöneltip ilettik.
Ali Fikri Yavuz = Kendilerine doğru yolu gösterdik.
Ali Ünal = Her meselede onların Doğru Yol’da gitmelerini sağladık.
Bayraktar Bayraklı = Onları doğru yola yönelttik.
Bekir Sadak = Her ikisini de dogru yola eristirmistik.
Celal Yıldırım = İkisini de dosdoğru yola ilettik.
Cemal Külünkoğlu = (117-118) Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. İkisini de dosdoğru yola ilettik.
Diyanet İşleri (eski) = Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
Diyanet Vakfi = Her ikisini de doğru yola ilettik.
Edip Yüksel = Her ikisini doğru yola ilettik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve kendilerini doğru yola çıkardık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kendilerini doğru yola çıkardık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kendilerini doğru yola çıkardık.
Gültekin Onan = Onları dosdoğru yola yöneltip ilettik.
Harun Yıldırım = Her ikisini de doğru yola ilettik.
Hasan Basri Çantay = Onlara doğru yolu gösterdik.
Hayrat Neşriyat = Ve kendilerini dosdoğru yola hidâyet ettik.
İbni Kesir = Ve onları doğru yola hidayet etmiştik.
Kadri Çelik = Ve ikisini dosdoğru olan yola yöneltip ilettik.
Muhammed Esed = ve onları doğru yola ilettik,
Mustafa İslamoğlu = ve o ikisini dosdoğru yola yöneltmiştik.
Ömer Nasuhi Bilmen = (117-118) Ve ikisine de o açıkça bildiren kitabı verdik. Ve ikisini de dosdoğru yola sevkettik.
Ömer Öngüt = Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
Şaban Piriş = Onlara dosdoğru yolu göstermiştik.
Sadık Türkmen = Her ikisini de doğru yola ilettik.
Seyyid Kutub = Ve onları doğru yola ilettik.
Suat Yıldırım = Onları doğru yola ilettik!
Süleyman Ateş = Ve onları doğru yola ilettik.
Tefhim-ul Kuran = Onları dosdoğru olan yola yöneltip ilettik.
Ümit Şimşek = İkisini de dosdoğru yola ilettik.
Yaşar Nuri Öztürk = Her ikisini dosdoğru yola kılavuzladık.
İskender Ali Mihr = Ve ikisini (de) Sıratı Mustakîm’e hidayet ettik (ulaştırdık).
İlyas Yorulmaz = Biz her ikisini de dosdoğru bir yola ilettik.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ
Sâffât / 119 -
Ve teraknâ aleyhimâ fîl âhirîn(âhirîne).
Diyanet İşleri = Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ikisine de, sonradan gelenler arasında iyi bir ad, san verdik.
Abdullah Parlıyan = Sonraki kuşaklar arasında, onlar için güzel bir ün ve güzel bir hatıra bıraktık.
Adem Uğur = Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
Ahmed Hulusi = Sonrakiler içinde, Onların anılmasını sağladık.
Ahmet Tekin = Onun hayatından sonraki nesillerde, devam eden güzel gelenekler, övgülerle dolu hâtıralar bıraktık.
Ahmet Varol = Sonra gelenler arasında onlar için (iyi bir ün) bıraktık.
Ali Bulaç = Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Fikri Yavuz = Sonradan gelenler içinde onlara güzel bir yâd bıraktık.
Ali Ünal = (Kıyamet’e kadar gelecek) sonraki nesiller arasında onlar için de güzel bir nam bıraktık.
Bayraktar Bayraklı = Sonra gelenler içinde onlara iyi bir ün bıraktık.
Bekir Sadak = (119-12) 0 Sonra gelenler icinde «Musa ve Harun'a selam olsun» diye iyi birer un biraktik.
Celal Yıldırım = Sonrakiler arasında ikisini (ikisinin şerefli ismini) bıraktık.
Cemal Külünkoğlu = (119-120) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “Musa'ya ve Harun'a selam olsun” diye onlara güzel birer nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (119-120) Sonra gelenler içinde 'Musa ve Harun'a selam olsun' diye iyi birer ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = (119-120) Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık.
Edip Yüksel = O ikisinin tarihini sonrakiler için koruduk.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonrakiler içinde de namlarına şunu bıraktık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonrakiler içinde namlarına şunu bıraktık:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
Gültekin Onan = Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Harun Yıldırım = Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
Hasan Basri Çantay = Sonra gelen (peygamberler ve ümmet) ler arasında da onlara (iyi bir nâm) bırakdık.
Hayrat Neşriyat = Sonraki (ümmet)ler içinde o ikisine de (iyi bir nâm) bıraktık.
İbni Kesir = Sonrakiler arasında; ikisini de bıraktık.
Kadri Çelik = Sonra gelenler arasında da ikisine (bir övgü) bıraktık.
Muhammed Esed = ve sonraki kuşaklar arasında yaşayıp anılmalarını sağladık:
Mustafa İslamoğlu = Nihayet geriden gelen herkesin zihninde o ikisine ilişkin (örnek) bir hatıra bıraktık:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve sonrakiler arasında da onlar için güzel bir sena bıraktık.
Ömer Öngüt = Ve sonra gelenler arasında onlara iyi bir nam bıraktık.
Şaban Piriş = (119-120) Daha sonrakiler arasında onlar için: -Musa ve Harun’a selam! mirası bıraktık.
Sadık Türkmen = Sonradan gelenler içinde, onlara iyi bir ün bıraktık.
Seyyid Kutub = Sonra gelenler arasında onlara iyi bir ün bıraktık.
Suat Yıldırım = Sonraki nesiller içinde onlara da iyi bir nam bıraktık.
Süleyman Ateş = Ve sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık.
Tefhim-ul Kuran = Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ümit Şimşek = Ve arkadan gelenlerde onlara iyi bir nam bıraktık.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonradan gelenler içinde, her ikisini hatırlatan bir şey bıraktık.
İskender Ali Mihr = Ve sonrakiler arasında ikisine (şerefli bir anı) bıraktık.
İlyas Yorulmaz = O ikisinin mücadelesini sonradan gelen diğerlerine (örnek) bıraktık.
سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
Sâffât / 120 -
Selâmun alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).
Diyanet İşleri = Mûsâ’ya ve Hârûn’a selâm olsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Esenlik Mûsâ'ya ve Hârûn'a.
Abdullah Parlıyan = Musa'ya ve Harun'a da selam olsun.
Adem Uğur = Musa ve Harun'a selam olsun.
Ahmed Hulusi = Musa ve Harun'a Selâm olsun!
Ahmet Tekin = Mûsâ’ya ve Hârûn’a da selâm olsun, selâmette olsunlar, selâmete erenlerdendir.
Ahmet Varol = Musa'ya ve Harun'a selâm olsun.
Ali Bulaç = Musa'ya ve Harun'a selam olsun.
Ali Fikri Yavuz = Bizden Mûsa’ya ve Harûn’a saadet ve selâmet olsun...
Ali Ünal = Selâm Musa ve Harun’a.
Bayraktar Bayraklı = Mûsâ ve Hârûn'a selâm olsun.
Bekir Sadak = (119-12) 0 Sonra gelenler icinde «Musa ve Harun'a selam olsun» diye iyi birer un biraktik.
Celal Yıldırım = Selâm Musâ ile Harun'a olsun.
Cemal Külünkoğlu = (119-120) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “Musa'ya ve Harun'a selam olsun” diye onlara güzel birer nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (119-120) Sonra gelenler içinde 'Musa ve Harun'a selam olsun' diye iyi birer ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = (119-120) Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık.
Edip Yüksel = Musa'ya ve Harun'a selam (barış) olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Selâm Musâ ile Haruna
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Selam Musa ile Harun'a!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Selam olsun, Musa ile Harun'a.
Gültekin Onan = Musa'ya ve Harun'a selam olsun.
Harun Yıldırım = Musa ve Harun'a selam olsun.
Hasan Basri Çantay = Musâya da, Hârûna da (bizden) selâm.
Hayrat Neşriyat = Mûsâ ve Hârun’a selâm olsun!
İbni Kesir = Musa ve Harun'a selam olsun.
Kadri Çelik = Musa'ya ve Harun'a selam olsun.
Muhammed Esed = "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!"
Mustafa İslamoğlu = Selam olsun Musa ve Harun'a!
Ömer Nasuhi Bilmen = Mûsa ve Harun üzerine (bizden) selâm olsun.
Ömer Öngüt = Musa ve Harun'a bizden selâm olsun!
Şaban Piriş = (119-120) Daha sonrakiler arasında onlar için: -Musa ve Harun’a selam! mirası bıraktık.
Sadık Türkmen = Musa’ya ve Harun’a selâm olsun!
Seyyid Kutub = Musa'ya ve Harun'a bizden selâm olsun.
Suat Yıldırım = "Selam olsun Mûsâ ile Harun’a"
Süleyman Ateş = (Hep): "Mûsâ'ya ve Hârûn'a selâm olsun!" (diyeceklerdi).
Tefhim-ul Kuran = Musa'ya ve Harun'a selam olsun.
Ümit Şimşek = Musa ve Harun'a selâm olsun.
Yaşar Nuri Öztürk = (119-120) Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık.
İskender Ali Mihr = Musa (A.S)’a ve Harun (A.S)’a selâm olsun.
İlyas Yorulmaz = Musa ve Harun’a selamlar olsun.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Sâffât / 121 -
İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz, böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri;
Abdullah Parlıyan = Şüphe yok ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız.
Adem Uğur = Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
Ahmed Hulusi = Doğrusu biz, muhsinleri (Allâh'a, görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız!
Ahmet Tekin = Biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderleri, inananları, işte böyle mükâfatlandırırız.
Ahmet Varol = İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Ali Bulaç = Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, güzel amel işliyenleri böyle mükâfatlandırırız.
Ali Ünal = Biz, Allah’ı görürcesine iyiliğe, iyi davranışa kilitlenmiş olanları işte böyle mükâfatlandırırız.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz iyi iş yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Bekir Sadak = Dogrusu Biz, iyileri boylece mukafatlandiririz.
Celal Yıldırım = Şüphesiz biz, iyiliği, yararlı işleri, güzelliği huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
Cemal Külünkoğlu = (121-122) İşte biz güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o ikisi de bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
Diyanet Vakfi = Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
Edip Yüksel = Biz, iyi davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinîne
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Gültekin Onan = Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Harun Yıldırım = Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
Hasan Basri Çantay = Şübhesiz ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Hayrat Neşriyat = Doğrusu biz iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız.
İbni Kesir = Biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderleri, inananları, işte böyle mükâfatlandırırız.
Kadri Çelik = İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Muhammed Esed = İyileri işte böyle ödüllendiririz,
Mustafa İslamoğlu = İyileri Biz işte böyle ödüllendiririz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki Biz, muhsin olanları böylece mükâfaatlandırırız.
Ömer Öngüt = Doğrusu biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
Şaban Piriş = İşte iyileri böyle ödüllendiririz.
Sadık Türkmen = Iyi davrananları işte böyle ödüllendiririz!
Seyyid Kutub = İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Suat Yıldırım = Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Süleyman Ateş = İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ümit Şimşek = İyi kulluk edenleri Biz böyle ödüllendiririz.
Yaşar Nuri Öztürk = Güzel düşünüp güzel davrananları biz böyle ödüllendiririz!
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
İlyas Yorulmaz = Biz iyilik yapanları böyle mükafaatlandırırız.
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Sâffât / 122 -
İnne humâ min ibâdinâl mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Çünkü onlar mü’min kullarımızdan idiler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki ikisi de inanan kullarımızdandı.
Abdullah Parlıyan = Şüphe yok ki, ikisi de inanan kullarımızdandı.
Adem Uğur = Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki ikisi de iman eden kullarımızdandır.
Ahmet Tekin = O bizi ilâh tanıyan, candan müslüman olarak bize bağlanan, saygıyla bize kulluk ve ibadet eden kullarımızdandı.
Ahmet Varol = Şüphesiz onlar mü'min kullarımızdandılar.
Ali Bulaç = Şüphesiz ikisi, bizim mü'min olan kullarımızdandılar.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü ikisi de mümin kullarımızdandı.
Ali Ünal = Gerçekten onlar, hakkıyla inanmış has kullarımızdandı.
Bayraktar Bayraklı = Onlar, inanmış kullarımızdandı.
Bekir Sadak = Ikisi de suphesiz inanmis kullarimizdandi.
Celal Yıldırım = İkisi de elbette bizim mü'min kullarımızdandır.
Cemal Külünkoğlu = (121-122) İşte biz güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o ikisi de bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
Edip Yüksel = O ikisi bizim inanan kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü ikisi de bizim mü'min kullarımızdan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü ikisi de Bizim mü'min kullarımızdandı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
Gültekin Onan = Şüphesiz ikisi, bizim inançlı kullarımızdandılar.
Harun Yıldırım = Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat onlar mü'min kullarımızdandı.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ikisi (de) bizim mü’min kullarımızdandır.
İbni Kesir = Doğrusu o ikisi de, mü'min kullarımızdandı.
Kadri Çelik = Şüphesiz ikisi, bizim mümin olan kullarımızdan idiler.
Muhammed Esed = çünkü onların ikisi de gerçekten inanmış kullarımızdandı.
Mustafa İslamoğlu = Zira onlar, Bizim gerçek mü'min kullarımız arasındaydılar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, ikisi de Bizim mü'minler olan kullarımızdandır.
Ömer Öngüt = İkisi de şüphesiz mümin kullarımızdandı.
Şaban Piriş = Çünkü ikisi de mü’min kullarımızdan idi.
Sadık Türkmen = Çünkü ikisi de mümin kullarımızdandı.
Seyyid Kutub = Çünkü onların ikisi de bizim mü'min kullarımızdı.
Suat Yıldırım = Gerçekten onlar, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.
Süleyman Ateş = Çünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz ikisi, bizim mü'min olan kullarımızdandırlar.
Ümit Şimşek = Doğrusu, ikisi de inanmış kullarımızdandı.
Yaşar Nuri Öztürk = O ikisi de bizim inanan kullarımızdandı.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki ikisi (de) Bizim mü’min (Allah’a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır.
İlyas Yorulmaz = Musa ve Harun da inanan kullarımızdandı.
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ
Sâffât / 123 -
Ve inne ilyâse le minel murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki İlyas, elbette peygamberlerdendi.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz İlyas da, gönderilen peygamberlerdendi.
Adem Uğur = İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki İlyas da irsâl olunanlardandı.
Ahmet Tekin = İlyas da, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilenlerdendi.
Ahmet Varol = Şüphesiz İlyas da gönderilmiş peygamberlerdendi.
Ali Bulaç = Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu İlyas da, gönderilen peygamberlerdendi.
Ali Ünal = İlyas da, şüphesiz (Allah’ın dinini tebliğ için) gönderilmiş peygamberlerdendi.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz, İlyâs da peygamberlerdendir.[471]
Bekir Sadak = Dogrusu Ilyas da peygamberlerdendir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz İlyâs da gönderilen peygamberlerdendir;
Cemal Külünkoğlu = (123-124) Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendi. Hani kavmine şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
Diyanet Vakfi = İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
Edip Yüksel = İlyas elçilerden biriydi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz İlyas da mürselînden
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
Gültekin Onan = Gerçekten İlyas da gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
Harun Yıldırım = İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
Hasan Basri Çantay = İlyas da, şübhe yok ki, gönderilmiş peygamberlerdendi.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki İlyâs da elbette peygamberlerdendir.
İbni Kesir = Muhakkak ki İlyas da peygamberlerdendi.
Kadri Çelik = Gerçekten İlyas da peygamberlerdendi.
Muhammed Esed = Kuşkusuz, İlyas (da) elçilerimizden biriydi
Mustafa İslamoğlu = Şüphe yok ki İlyas da elçilerden biriydi.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve şüphe yok ki, İlyas da gönderilmiş (peygamber)lerdendir.
Ömer Öngüt = İlyas da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi.
Şaban Piriş = İlyas da peygamberlerden idi.
Sadık Türkmen = Ve şüphesiz, İlyas da elçilerdendir.
Seyyid Kutub = İlyas da peygamberlerdendir.
Suat Yıldırım = İlyas da şüphesiz resullerdendi.
Süleyman Ateş = İlyâs da elçilerdendi.
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
Ümit Şimşek = İlyas da peygamber olarak gönderilenlerdendi.
Yaşar Nuri Öztürk = İlyas da elbette ki peygamberlerdendi.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki İlyas (A.S), mutlaka gönderilen (resûl)lerdendir.
İlyas Yorulmaz = İlyas da gönderilen elçilerdendi.
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
Sâffât / 124 -
İz kâle li kavmihî e lâ tettekûn(tettekûne).
Diyanet İşleri = Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani kavmine demişti ki: Çekinmez misiniz siz?
Abdullah Parlıyan = Kavmine şöyle seslenmişti: “Yolunuzu yordamınızı Allah'ın kitabı vasıtasıyla bulmaz mısınız?
Adem Uğur = (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Ahmed Hulusi = Hani halkına: "Korunmaz mısınız?" dedi.
Ahmet Tekin = Hani kavmine: 'Allah’a sığınıp, emirlerine yapışmayacak mısınız, günahlardan arınıp, azaptan korunmayacak mısınız, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmayacak mısınız, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmayacak mısınız' demişti.
Ahmet Varol = Hani o kavmine şöyle demişti: 'Siz (Allah'a karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz?
Ali Bulaç = Hani kendi kavmine demişti ki: "Siz korkup sakınmaz mısınız?"
Ali Fikri Yavuz = O vakit kavmine şöyle demişti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız?
Ali Ünal = Hani, halkına şu mesajı iletmişti: “Allah’a gönülden saygı duymalı ve O’na isyandan sakınmalı değil misiniz?
Bayraktar Bayraklı = Bir zamanlar toplumuna şöyle demişti: “Sakınmıyor musunuz?”
Bekir Sadak = (124-12) 6 Milletine: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, onceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Baal putuna mi taparsiniz?» demisti.
Celal Yıldırım = Hani o, kendi kavmine, «siz (Allah'tan) korkup (putlara tapmaktan, kötülük işlemekten) sakınmaz mısınız ?
Cemal Külünkoğlu = (123-124) Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendi. Hani kavmine şöyle demişti: “Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
Diyanet İşleri (eski) = (124-126) Milletine: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?' demişti.
Diyanet Vakfi = (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
Edip Yüksel = Halkına, 'Erdemli olmayacak mısınız?' dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Zira kavmine demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Kavmine şöyle demişti: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (124-126) Hani o kavmine: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da «Ba'l'e» (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?» dedi.
Gültekin Onan = Hani kendi kavmine demişti ki: "Siz korkup sakınmaz mısınız?"
Harun Yıldırım = Milletine: sakınmaz mısınız?
Hasan Basri Çantay = O vakit kavmine (şöyle) demişdi: «Siz (Allahdan) korkmaz mısınız»?
Hayrat Neşriyat = O vakit kavmine demişti ki: '(Siz Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?'
İbni Kesir = Hani kavmine demişti ki: Siz, hiç korkmaz mısınız?
Kadri Çelik = Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Muhammed Esed = ve kavmine şöyle seslenmişti: "Allah'a karşı sorumluluğunuzu idrak etmez misiniz?
Mustafa İslamoğlu = Hani kavmine demişti ki: "Ne o, sorumluluğunuzu idrak etmemekte direnecek misiniz?
Ömer Nasuhi Bilmen = O vakit, kavmine demişti ki: «Siz korkmaz mısınız?»
Ömer Öngüt = Hani kavmine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" demişti.
Şaban Piriş = Halkına şöyle demişti: -Kokmuyor musunuz?
Sadık Türkmen = Hani o kavmine demişti: “Korkup sakınmıyor musunuz?
Seyyid Kutub = Kavmine demişti ki; «Allah'ın azabından korkmaz mısınız?
Suat Yıldırım = (124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"
Süleyman Ateş = Kavmine demişti ki: "(Allâh'ın azâbından) Korunmaz mısınız?"
Tefhim-ul Kuran = Hani kendi kavmine demişti ki: «Siz korkup sakınmaz mısınız?»
Ümit Şimşek = O da kavmine demişti ki: 'Hiç sakınmıyor musunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = O da toplumuna şöyle demişti: "Hâlâ korkup sakınmıyor musunuz?"
İskender Ali Mihr = (İlyas A.S) kavmine: "Siz takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
İlyas Yorulmaz = Kavmine “Allah dan korunup sakınmaz mısınız?”
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
Sâffât / 125 -
E ted’ûne ba’len ve tezerûne ahsenel hâlikîn(hâlikîne).
Diyanet İşleri = (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ba'l'i mi çağırırsınız da yaratıcıların en güzelini bırakırsınız.
Abdullah Parlıyan = Ba'l putuna yalvarıp yakarıp, sanatkarların en güzeli olan Allah'ı bir kenara mı bırakırsınız?
Adem Uğur = Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
Ahmed Hulusi = "Ba'l'e (dört yüzü olan altından heykel) tapınıp ve yaratanların en güzelini mi (Ahsen-ül Halikîn) bırakıyorsunuz?"
Ahmet Tekin = 'Yaratıcıların en güzelini bırakıp da Ba’l’e mi tapıyor, yalvarıyorsunuz?'
Ahmet Varol = Ba'l'e tapıp da yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz? [3]
Ali Bulaç = "Siz Ba'le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) mı bırakıyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = O en güzel yaradanı bırakıb da Ba’l isimli puta mı tapıyorsunuz?
Ali Ünal = “İlâh olarak Ba’l’e yalvaracak ve terk mi edeceksiniz her şeyi en güzel ve en uygun biçimde Yaratan’ı;
Bayraktar Bayraklı = “Ba‘l adlı puta tapıyorsunuz da, en güzel yaratıcıyı terk mi ediyorsunuz?”
Bekir Sadak = (124-12) 6 Milletine: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, onceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Baal putuna mi taparsiniz?» demisti.
Celal Yıldırım = (125-126) Siz, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbı olan Allah'ı, yaratanların o en güzelini bırakıp da Ba'l'e mi tapıp yalvarıyorsunuz?» demişti.
Cemal Külünkoğlu = “Yaratanların en güzelini bırakıp Ba'l (adlı puta) mı tapıyorsunuz?”
Diyanet İşleri (eski) = (124-126) Milletine: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?' demişti.
Diyanet Vakfi = (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
Edip Yüksel = En güzel Yaratanı bırakıp Ba'le mi taparsınız?
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir ba'le mi yalvarıyorsunuz bırakıb da o ahsenülhâlikîni
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O en güzel yaratanı bırakıp da Ba'le mi yalvarıyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (124-126) Hani o kavmine: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da «Ba'l'e» (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?» dedi.
Gültekin Onan = "Siz Ba'l'e tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Tanrı'yı) mı bırakıyorsunuz?"
Harun Yıldırım = Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
Hasan Basri Çantay = (125-126) «O en güzel Yaradanı, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allâhı bırakıb da «Ba'l» e mi tapıyorsunuz»?
Hayrat Neşriyat = (125-126) 'Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba'l’e mi yalvarıyorsunuz?'
İbni Kesir = Yaratıcıların en güzelini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız?
Kadri Çelik = “Siz yaratıcıların en güzelini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız?”
Muhammed Esed = Ba'l'e yalvarıp sanatkarların en güzelini, (Allah'ı) bırakır mısınız,
Mustafa İslamoğlu = Ba'le yalvarıp yakararak, Sanatkarların Mükemmelini göz ardı edeceksiniz, öyle mi;
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ba'l'e mi tapınırsınız? Ve Hâlikların en güzeline (ibadeti) terk mi edersiniz?»
Ömer Öngüt = "Ba'l putuna tapıp yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?"
Şaban Piriş = Yaratıcıların en iyisini bırakıp Ba’l’e mi yalvarıyorsunuz?
Sadık Türkmen = Ba’l’e yalvarıp da ‘en güzel yaratan’ı bırakıyor musunuz?
Seyyid Kutub = Yaratanların en güzeli olan Allah'ı bırakıp da Ba'l putuna mı tapıyorsunuz?
Suat Yıldırım = (124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"
Süleyman Ateş = "Ba'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini?"
Tefhim-ul Kuran = «Siz Ba'l'e tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) mı bırakıyorsunuz?»
Ümit Şimşek = 'O en güzel Yaratıcıyı bırakıp da Ba'l putuna mı tapıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = "Bal'e yalvarıp yakarıyor, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?"
İskender Ali Mihr = Siz (bir put olan) Ba’le mi tapıyorsunuz? Ve Yaratıcılar’ın En Güzeli’ni (Allah’ı) terk mi ediyorsunuz (vaz mı geçiyorsunuz)?
İlyas Yorulmaz = “Yaratıcıların en güzelini bırakıp da, ba’l putuna mı yalvarıyorsunuz?”
وَاللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
Sâffât / 126 -
Allâhe rabbekum ve rabbe âbâikumul evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”
Abdulbaki Gölpınarlı = O Allah'tır ki Rabbinizdir sizin ve Rabbidir gelip geçmiş atalarınızın.
Abdullah Parlıyan = Allah'ı, sizin ve önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?”
Adem Uğur = Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?
Ahmed Hulusi = "Rabbiniz Allâh, önceki atalarınızın da Rabbi'dir!"
Ahmet Tekin = 'Rabbiniz Allah’ı, önceki atalarınızın Rabbini mi bırakıyorsunuz?'
Ahmet Varol = Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı.'
Ali Bulaç = "Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir."
Ali Fikri Yavuz = Allah sizin de Rabbinizdir, evvelki atalarınızın da Rabbidir.
Ali Ünal = “Sizin de Rabbiniz, gelip geçmiş bütün atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı?”
Bayraktar Bayraklı = “Sizin ve atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakıyorsunuz öyle mi?”
Bekir Sadak = (124-12) 6 Milletine: «Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, onceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Baal putuna mi taparsiniz?» demisti.
Celal Yıldırım = (125-126) Siz, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbı olan Allah'ı, yaratanların o en güzelini bırakıp da Ba'l'e mi tapıp yalvarıyorsunuz?» demişti.
Cemal Külünkoğlu = “Allah, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Diyanet İşleri (eski) = (124-126) Milletine: 'Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?' demişti.
Diyanet Vakfi = (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
Edip Yüksel = ALLAH sizin ve geçmişteki atalarınızın Rabbidir.
Elmalılı Hamdi Yazır = O rabbınız ve evvelki atalarınızın da rabbı olan Allahı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı» demişti.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (124-126) Hani o kavmine: «Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da «Ba'l'e» (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?» dedi.
Gültekin Onan = "Tanrı ki, sizin de rabbiniz, önceki atalarınızın da rabbidir."
Harun Yıldırım = "Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"
Hasan Basri Çantay = (125-126) «O en güzel Yaradanı, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allâhı bırakıb da «Ba'l» e mi tapıyorsunuz»?
Hayrat Neşriyat = (125-126) 'Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba'l’e mi yalvarıyorsunuz?'
İbni Kesir = Sizin de Rabbınız, önceki babalarınızın da Rabbı olan Allah'ı.
Kadri Çelik = “Allah sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbidir.”
Muhammed Esed = Allah'ı, sizin ve evvelki atalarınızın Rabbini?"
Mustafa İslamoğlu = Allah'ı, hem sizin hem de önden giden atalarınızın Rabbi olanı?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Sizin de Rabbiniz ve evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allah'a (ibadeti mi terkeylersiniz?)»
Ömer Öngüt = "Allah sizin de Rabbiniz, önce geçen atalarınızın da Rabbidir. "
Şaban Piriş = Sizin Rabbiniz de, daha önceki atalarınızın Rabbi de Allah’tır.
Sadık Türkmen = Sizin de evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıyor musunuz?”
Seyyid Kutub = Sizin ve babalarınızın Rabb'i olan Allah'ı terk mi ediyorsunuz?»
Suat Yıldırım = (124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?"
Süleyman Ateş = "Sizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allâh'ı?"
Tefhim-ul Kuran = «Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.»
Ümit Şimşek = 'Oysa sizin de, evvelce gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi Allah'tır.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı terk mi ediyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = Allah, sizin ve evvelki babalarınızın (atalarınızın) Rabbidir.
İlyas Yorulmaz = Sizin ve daha önceki atalarınızın Rabbi Allah iken” dedi.
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Sâffât / 127 -
Fe kezzebûhu fe inne hum le muhdarûn(muhdarûne).
Diyanet İşleri = Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken yalanladılar onu; şüphe yok ki tapımıza getirilecektir onlar.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz onlar İlyas'ı yalanladılar. Bu sebeple, hesap günü huzurumuzda hazır bulundurulacaklardır.
Adem Uğur = Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
Ahmed Hulusi = Onu (İlyas'ı) yalanladılar! Muhakkak ki onlar zorunlu huzura çıktılar!
Ahmet Tekin = İlyas’ı da yalanladılar. Ama onlar Cehenneme ihzarlı getirilecekler.
Ahmet Varol = Ancak onu yalanladılar. Bundan dolayı onlar da (azap için) getirileceklerdir.
Ali Bulaç = Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
Ali Fikri Yavuz = Fakat onlar İlyas’ı tekzib ettiler. Muhakkak onlar hazırlanıb (cehenneme) götürüleceklerdir.
Ali Ünal = Fakat onlar O’nu yalanladılar; bu sebeple, hesap vermek üzere Allah’ın huzuruna çıkarılıp, Cehennem’e atılmaya mahkûmdurlar.
Bayraktar Bayraklı = Onu yalanladılar. Onlar bu sebeple sonunda cehenneme atılacaklardır.
Bekir Sadak = (127-12) 8 Bunun uzerine onu yalanlamislardi. Allah'in O'na icten bagli kullari bir yana, bunlarin hepsi cehenneme goturuleceklerdi.
Celal Yıldırım = Onu yalanladılar. Çünkü o inkarcılar da şüphesiz (Cehennem'e atılmak üzere) hazır duruma getirileceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = (127-128) Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (sorgulanmak üzere) huzura getirileceklerdir. Yalnız Allah'a gönülden bağlı olan kullar bunun dışındadır.
Diyanet İşleri (eski) = (127-128) Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Diyanet Vakfi = (127-128) Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
Edip Yüksel = Onu yalanladılar; onlar hesaba çekileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt onu tekzib ettiler, şübhesiz ki onlar da ıhzâr edildiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O zaman onu yalanladılar. Şüphesiz ki onlar da (cehenneme atılmak üzere) hazır bulunduruldular.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
Gültekin Onan = Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
Harun Yıldırım = Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
Hasan Basri Çantay = Fakat bunlar onu tekzîb etdiler. Şübhesiz bunlar da elbette (cehenneme) ihzaaren getirilenlerdir.
Hayrat Neşriyat = Fakat (kavmi) onu yalanladılar; artık şübhesiz ki onlar, elbette (o gün Cehennemde) hazır bulundurulacak olan kimselerdir.
İbni Kesir = Fakat bunlar, onu yalanlamışlardı. Muhakkak ki onlar da cehenneme götürüleceklerdir.
Kadri Çelik = Fakat onu (İlyas'ı) yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
Muhammed Esed = Fakat onlar (İlyas'ı) yalanladılar: bu nedenle (Hesap Günü) kesinlikle yargılanacaklardır,
Mustafa İslamoğlu = Derken onu da yalanladılar; bu yüzden onlar elbette yargılanacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = O vakit O'nu tekzîp ettiler. Artık onlar da elbette, (azaba) ihzar edilmişlerdir.
Ömer Öngüt = İlyas'ı yalanladılar, onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
Şaban Piriş = Onu yalanladılar, bu yüzden onlar, azaba hazır olmuşlardır.
Sadık Türkmen = Nihayet, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar hazır edileceklerdir.
Seyyid Kutub = Onu yalanladılar, bunun üzerine hepsi cehenneme götürülecekler.
Suat Yıldırım = Fakat bunlar onu yalancı saydılar. Bundan ötürü de, onlar tutuklanıp hesap günü mutlaka yargılanacak ve cehenneme götürüleceklerdir.
Süleyman Ateş = Onu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azâba) getirileceklerdir.
Tefhim-ul Kuran = Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
Ümit Şimşek = Onlar İlyas'ı yalanladılar. Fakat hesap gününde huzurumuza getirileceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonunda onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka huzura getirileceklerdir.
İskender Ali Mihr = Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple muhakkak ki onlar, gerçekten (cehennemde) hazır bulundurulacak olanlardır.
İlyas Yorulmaz = İlyas’ı yalanladılar, Sonra onlar yok edildiler.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Sâffât / 128 -
İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
Diyanet İşleri = Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak ihlâsa eren Allah kulları müstesnâ.
Abdullah Parlıyan = Ancak iyi niyetli, samimi, gösterişten uzak olarak inanan kulları hariç.
Adem Uğur = Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
Ahmed Hulusi = Sadece Allâh'ın ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirilmiş kulları müstesna.
Ahmet Tekin = Beni ilâh tanıyan, candan müslüman olarak bana bağlanan hâlis, samimi kullarımın böyle bir derdi yok.
Ahmet Varol = Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.
Ali Bulaç = Ancak, muhlis olan kullar başka.
Ali Fikri Yavuz = Ancak Allah’ın ihlâs sahibi (mümin) kulları müstesnadır.
Ali Ünal = Ancak, Allah’ın ihlâsa erdirilmiş has kulları bundan müstesnadır.
Bayraktar Bayraklı = Ancak Allah'ın samimi kulları hariç.
Bekir Sadak = (127-12) 8 Bunun uzerine onu yalanlamislardi. Allah'in O'na icten bagli kullari bir yana, bunlarin hepsi cehenneme goturuleceklerdi.
Celal Yıldırım = Ancak Allah'ın iyi niyetli samimi, gösterişten uzak (inanan) kulları müstesna..
Cemal Külünkoğlu = (127-128) Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (sorgulanmak üzere) huzura getirileceklerdir. Yalnız Allah'a gönülden bağlı olan kullar bunun dışındadır.
Diyanet İşleri (eski) = (127-128) Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
Diyanet Vakfi = (127-128) Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
Edip Yüksel = Kendilerini sadece ALLAH'a adayan kulları hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır = Müstesnâ Allahın ıhlâslı kulları
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Gültekin Onan = Ancak, muhlis olan kullar başka.
Harun Yıldırım = Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
Hasan Basri Çantay = Allahın ihlâsa erdirilmiş kulları (bunlardan) müstesna.
Hayrat Neşriyat = Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâ.
İbni Kesir = Yalnız Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.
Kadri Çelik = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesna.
Muhammed Esed = yalnız Allah'ın halis kulları hariç;
Mustafa İslamoğlu = Ancak, Allah'ın inancını saf ve temiz tutma çabasını desteklediği samimi kullar hariç.
Ömer Nasuhi Bilmen = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesna.
Ömer Öngüt = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları hariç.
Şaban Piriş = Allah’ın arınmış kulları dışında.
Sadık Türkmen = Ancak, Allah’ın muhlis/samimi kulları hariç!
Seyyid Kutub = Yalnız Allah'a gönülden bağlı kulları bunun dışındadır.
Suat Yıldırım = Ancak Allah’ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz.
Süleyman Ateş = Yalnız Allâh'ın hâlis kulları azâb dışındadırlar.
Tefhim-ul Kuran = Ancak, muhlis olan kullar başka.
Ümit Şimşek = Ancak Allah'ın ihlâsa erdirdiği kulları müstesnadır.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah'ın samimi, seçkin kulları müstesna.
İskender Ali Mihr = Allah’ın muhlis kulları hariç.
İlyas Yorulmaz = Ancak Allah’ın salih kulları kurtuldu.
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
Sâffât / 129 -
Ve teraknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
Diyanet İşleri = Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve sonradan gelenler arasında ona iyi bir ad, san verdik.
Abdullah Parlıyan = Sonraki kuşaklar arasında, onlar için güzel bir ün ve hatıra bıraktık.
Adem Uğur = Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
Ahmed Hulusi = Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık.
Ahmet Tekin = Onun hayatından, sonraki nesillerde devam eden güzel gelenekler, övgülerle dolu hâtıralar bıraktık.
Ahmet Varol = Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık.
Ali Bulaç = Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Fikri Yavuz = Biz ona, sonradan gelenler içinde güzel bir yâd bıraktık.
Ali Ünal = (Kıyamet’e kadar gelecek) sonraki nesiller arasında O’nun için de güzel bir nam bıraktık.
Bayraktar Bayraklı = Sonra gelenler içinde ona da iyi bir ün bıraktık.
Bekir Sadak = (129-13) 0 Sonra gelenler icinde, «Ilyas'a selam olsun» diye bir un biraktik.
Celal Yıldırım = Biz sonrakiler arasında İlyâs'ı (onun şerefli ismini) bıraktık.
Cemal Külünkoğlu = (129-130) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “İlyas'a selam olsun” diye ona güzel bir nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (129-130) Sonra gelenler içinde, 'İlyas'a selam olsun' diye bir ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = (129-130) Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, «İlyas'a selâm!» dedik.
Edip Yüksel = Sonra gelenler içinde ona da iyi bir ün bıraktık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ona da sonrakilerde şunu bıraktık
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O'na da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
Gültekin Onan = Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Harun Yıldırım = Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
Hasan Basri Çantay = Biz ona sonra gelen (peygamberler ve ümmet) ler içinde (iyi bir nâm) bırakdık.
Hayrat Neşriyat = Sonraki (ümmet)ler içinde ona da (iyi bir nâm) bıraktık.
İbni Kesir = Sonrakiler arasında ona da bıraktık.
Kadri Çelik = Sonra gelenler arasında ona (iyi bir övgü) bıraktık.
Muhammed Esed = ve o'nun sonraki nesiller arasında yaşayıp anılmasını sağladık:
Mustafa İslamoğlu = Ve geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin (örnek) bir hatıra bıraktık:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve O'na sonrakiler arasında (bir zikr-i cemîl) terkettik.
Ömer Öngüt = Biz sonra gelenler içinde ona bir ün bıraktık.
Şaban Piriş = (129-130) Ona, sonradan gelenler arasında: -İlyas’a selam! mirası bıraktık.
Sadık Türkmen = Sonrakiler içinde, ona iyi bir ün bıraktık.
Seyyid Kutub = Sonra gelenler arasında ona iyi bir ün bıraktık.
Suat Yıldırım = (129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. "Selam olsun İlyas’a!"
Süleyman Ateş = Biz, sonra gelenler arasında ona (İlyâs'a da iyi bir ün) bıraktık:
Tefhim-ul Kuran = Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ümit Şimşek = İlyas'a da ardında iyi bir nam bıraktık.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonrakiler içinde İlyas'ı hatırlatacak bir şey de bıraktık.
İskender Ali Mihr = Ve sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık.
İlyas Yorulmaz = Onları sonra gelen diğerlerine ibret olarak bıraktık.
سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ
Sâffât / 130 -
Selâmun alâ ilyâsîn(ilyâsîne).
Diyanet İşleri = İlyas’a selâm olsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Esenlik İlyas'a ve ona uyanlara.
Abdullah Parlıyan = İlyas'a ve O'nun soyundakilere selam olsun.
Adem Uğur = İlyas'a selâm! dedik.
Ahmed Hulusi = Selâm olsun İlyâsîn yolundan gidenlere!
Ahmet Tekin = İlyas ailesine de selâm olsun, selâmette olsunlar; selâmete erenlerdendir.
Ahmet Varol = İlyas'a selâm olsun.
Ali Bulaç = İlyas'a selam olsun.
Ali Fikri Yavuz = Bizden saadet ve selamet olsun İlyas’a...
Ali Ünal = Selâm olsun İlyâsîn’e!
Bayraktar Bayraklı = İlyâs'a da selâm olsun.
Bekir Sadak = (129-13) 0 Sonra gelenler icinde, «Ilyas'a selam olsun» diye bir un biraktik.
Celal Yıldırım = Selâm Âl-i Yâsîn'e (Yâsîn ailesine, hem İlyâs'a, hem inanan kavmine) olsun !
Cemal Külünkoğlu = (129-130) Ve sonradan gelen kuşaklar arasında: “İlyas'a selam olsun” diye ona güzel bir nam bıraktık.
Diyanet İşleri (eski) = (129-130) Sonra gelenler içinde, 'İlyas'a selam olsun' diye bir ün bıraktık.
Diyanet Vakfi = (129-130) Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, «İlyas'a selâm!» dedik.
Edip Yüksel = İlyasin'e salam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Selâm, ilyasîne
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Selam İlyas'a!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Selam olsun İlyâsîn'e.
Gültekin Onan = İlyas'a selam olsun.
Harun Yıldırım = "İlyas'a selâm!" dedik.
Hasan Basri Çantay = (Bizden) selâm İlyâsa.
Hayrat Neşriyat = İlyâs’a selâm olsun!
İbni Kesir = Selam olsun İlyas'a.
Kadri Çelik = İlyasin'e selam olsun.
Muhammed Esed = "İlyas'a ve o'nun yolundan gidenlere selam olsun!"
Mustafa İslamoğlu = Selam olsun İlyas ve onun takipçilerine!
Ömer Nasuhi Bilmen = İlyas'ın üzerine selâm olsun.
Ömer Öngüt = İlyas'a selâm olsun!
Şaban Piriş = (129-130) Ona, sonradan gelenler arasında: -İlyas’a selam! mirası bıraktık.
Sadık Türkmen = Ilyas’a selâm olsun!
Seyyid Kutub = İlyas'a selâm olsun.
Suat Yıldırım = (129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. "Selam olsun İlyas’a!"
Süleyman Ateş = "İlyâs'a selâm olsun."
Tefhim-ul Kuran = İlyas'a selam olsun.
Ümit Şimşek = Selâm olsun İlyas'a.
Yaşar Nuri Öztürk = Selam olsun İlyas'a!
İskender Ali Mihr = İlyas (A.S)’a selâm olsun.
İlyas Yorulmaz = İlyas lara selam olsun.
إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Sâffât / 131 -
İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz, böyle mükâfatlandırırız iyilik edenleri.
Abdullah Parlıyan = İyi hareket edenleri biz böylece mükafatlandırırız.
Adem Uğur = Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
Ahmed Hulusi = Doğrusu biz, muhsinleri (Allâh'a, görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız.
Ahmet Tekin = Biz, iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderleri, inananları işte böyle mükâfatlandırırız.
Ahmet Varol = İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Ali Bulaç = Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, güzel amel işliyenleri böyle mükafatlandırırız.
Ali Ünal = Biz, Allah’ı görürcesine iyiliğe, iyi davranışa kilitlenmiş olanları böyle mükâfatlandırırız.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz, iyi iş yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Bekir Sadak = Dogrusu Biz iyileri boylece mukafatlandiririz.
Celal Yıldırım = Şüphesiz biz iyiliği, güzelliği, yararlı işlerde bulunmayı huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
Cemal Külünkoğlu = (131-132) İşte biz güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
Edip Yüksel = İyi davrananları biz böyle ödüllendiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinîne
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte Biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
Gültekin Onan = Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Harun Yıldırım = Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.
Hayrat Neşriyat = Doğrusu biz, iyilik edenleri böyle mükâfâtlandırırız.
İbni Kesir = İşte Biz, ihsan edenleri böyle mükafatlandırırız.
Kadri Çelik = Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Muhammed Esed = İyileri işte böyle ödüllendiririz,
Mustafa İslamoğlu = İyileri Biz, işte böyle ödüllendiririz.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, Biz muhsin olanları mükâfaatlandırırız.
Ömer Öngüt = Doğrusu biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.
Şaban Piriş = İşte iyileri böyle ödüllendiririz.
Sadık Türkmen = Iyi davrananları, işte böyle ödüllendiririz!
Seyyid Kutub = İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Suat Yıldırım = Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!
Süleyman Ateş = İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ümit Şimşek = İyi kulluk edenleri Biz böyle ödüllendiririz.
Yaşar Nuri Öztürk = Güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz biz.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
İlyas Yorulmaz = Biz iyilik yapanları böyle mükafaatlandırırız.
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
Sâffât / 132 -
İnnehu min ibâdinâl mu’minîn(mu’minîne).
Diyanet İşleri = Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki o, inanan kullarımızdandı.
Abdullah Parlıyan = Çünkü O, gerçekten inanmış kullarımızdan biriydi.
Adem Uğur = Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki O, iman eden kullarımızdandır.
Ahmet Tekin = İlyas da mü’min kullarımızdandı.
Ahmet Varol = Şüphesiz onlar mü'min kullarımızdandılar.
Ali Bulaç = Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu o, mümin kullarımızdandı.
Ali Ünal = Gerçekten O, hakkıyla inanmış has kullarımızdandı.
Bayraktar Bayraklı = O, inanmış kullarımızdandı.
Bekir Sadak = O, inanmis kullarimizdandi.
Celal Yıldırım = Doğrusu o, bizim mü'min kullarımızdandır.
Cemal Külünkoğlu = (131-132) İşte biz güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
Diyanet İşleri (eski) = O, inanmış kullarımızdandı.
Diyanet Vakfi = Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
Edip Yüksel = O bizim inanan kullarımızdandı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü o Bizim mü'min kutlarımızdandı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
Gültekin Onan = Şüphesiz o, bizim inançlı kullarımızdandı.
Harun Yıldırım = Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat o, mü'min kullarımdandı.
Hayrat Neşriyat = Çünki o bizim mü’min kullarımızdandır.
İbni Kesir = Muhakkak ki o, mü'min kullarımızdandı.
Kadri Çelik = Şüphesiz o, bizim mümin olan kullarımızdandı.
Muhammed Esed = çünkü o, gerçekten inanmış kullarımızdan biriydi!
Mustafa İslamoğlu = Zira onlar, Bizim gerçek mü'min kullarımız arasındaydılar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok O, Bizim mü'minler olan kullarımızdandır.
Ömer Öngüt = Doğrusu o bizim mümin kullarımızdandı.
Şaban Piriş = Çünkü O, mü’min kullarımızdan idi.
Sadık Türkmen = O, bizim inanan kullarımızdan idi.
Seyyid Kutub = Çünkü O bizim mü'min kullarımızdandı.
Suat Yıldırım = Gerçekten o bizim tam inanmış has kullarımızdandı.
Süleyman Ateş = Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz o, bizim mü'min olan kullarımızdandı.
Ümit Şimşek = Doğrusu, o Bizim inanmış kullarımızdandı.
Yaşar Nuri Öztürk = Bizim inanan kullarımızdandı o.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki o, Bizim mü’min (Allah’a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır.
İlyas Yorulmaz = İlyas inanan kullarımızdan birisi idi.
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Sâffât / 133 -
Ve inne lûtan le minel murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Lût da elbette peygamberlerdendi.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz Lût da elçilerimizden biriydi.
Adem Uğur = Lût da elbette peygamberlerdendi.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki Lût da irsâl olunanlardandı.
Ahmet Tekin = Lût da, kesinlikle özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilenlerdendi.
Ahmet Varol = Şüphesiz Lut da gönderilmiş peygamberlerdendi.
Ali Bulaç = Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Ali Fikri Yavuz = Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendi.
Ali Ünal = Lût da, şüphesiz (Allah’ın dinini tebliğ için) gönderilmiş peygamberlerdendi.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz, Lût da peygamberlerdendir.[472]
Bekir Sadak = suphesiz Lut da peygamberlerdendir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendi.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
Diyanet Vakfi = Lût da elbette peygamberlerdendi.
Edip Yüksel = Lut da elçilerden biriydi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz Lût da mürselînden
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz Lut da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
Gültekin Onan = Gerçekten Lut da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Harun Yıldırım = Lût da elbette peygamberlerdendi.
Hasan Basri Çantay = Lût da gerçek ve şübhesiz gönderilmiş peygamberlerdendi.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki Lût da elbet peygamberlerdendir.
İbni Kesir = Muhakkak ki Lut da peygamberlerdendi.
Kadri Çelik = Gerçekten Lut da peygamberlerdendi.
Muhammed Esed = Şüphesiz, Lut da elçilerimizden biriydi;
Mustafa İslamoğlu = Şüphe yok ki Lut da elçilerden biriydi.
Ömer Nasuhi Bilmen = (133-134) Ve muhakkak, Lût da elbette gönderilmiş peygamberlerdendir. O vakit O'nu ve ehlini necâta erdirdik.
Ömer Öngüt = Lut da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi.
Şaban Piriş = Lût da elbette peygamber idi.
Sadık Türkmen = Ve şüphesiz, Lût da gönderilen elçilerdendi.
Seyyid Kutub = Lût da gönderilen peygamberlerdendi.
Suat Yıldırım = Lût da şüphesiz, resullerdendi.
Süleyman Ateş = Lût da gönderilen elçilerdendi.
Tefhim-ul Kuran = Gerçekten Lût da gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
Ümit Şimşek = Lût da peygamber olarak gönderilenlerdendi.
Yaşar Nuri Öztürk = Hiç kuşkusuz, Lût da peygamberlerdendi.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki Lut (A.S), gerçekten gönderilmiş olan resûllerdendir.
İlyas Yorulmaz = Şüphesiz ki Lut da gönderilen Allah’ın elçilerinden birisi idi.
إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
Sâffât / 134 -
İz necceynâhu ve ehlehû ecmaîn(ecmaîne).
Diyanet İşleri = (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani onu ve bütün âilesini kurtarmıştık.
Abdullah Parlıyan = Ama O'nun günahkar ülkesini cezalandırırken, kendisini ve aile efradını kurtardık.
Adem Uğur = Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
Ahmed Hulusi = Hani Onu ve Onun yakınlarını toptan kurtardık.
Ahmet Tekin = Onu, bütün ailesini ve mü’minleri kurtardık.
Ahmet Varol = Hani onu da bütün ailesini de kurtarmıştık.
Ali Bulaç = Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Ali Fikri Yavuz = Hani hem onu, hem de ehlini toptan kurtarmıştık.
Ali Ünal = (Vazifesinin sonunda) O’nu ve iman etmiş bulunan aile efradını (o suçlular memleketinden çıkarıp) kurtardık;
Bayraktar Bayraklı = Biz, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Bekir Sadak = (134-13) 5 Geridekiler arasinda kalan yasli bir kadin disinda, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmistik.
Celal Yıldırım = Hani biz onu da, ailesini de tamamen kurtardık.
Cemal Külünkoğlu = (134-136) Hani geride kalan yaşlı bir kadın hariç, onu ve bütün ailesini kurtardık, sonra geride kalan (ahlaksız inkârcı)ları (isyanları yüzünden) yerle bir ettik.
Diyanet İşleri (eski) = (134-135) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Diyanet Vakfi = (134-136) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik.
Edip Yüksel = Onu ve ailesini topluca kurtardık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Zira kurtardık onu ve bütün ehlini
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onu ve bütün ailesini kurtardık;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
Gültekin Onan = Hani biz onu ve ehlini (ailesini) topluca kurtarmıştık.
Harun Yıldırım = Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
Hasan Basri Çantay = Hani biz hem onu, hem ehlini topdan kurtarmışdık.
Hayrat Neşriyat = Hani (kavmini helâk ederken) onu ve bütün âilesini kurtarmıştık.
İbni Kesir = Hani Biz, onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Kadri Çelik = Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Muhammed Esed = (dolayısıyla, o'nun günahkar ülkesini cezalandırırken) kendisini ve aile efradını kurtardık,
Mustafa İslamoğlu = (Kavmi helak) olduğu zaman, onu ve (inanç) ailesini toptan kurtarmıştık;
Ömer Nasuhi Bilmen = Onu, bütün ailesini ve mü’minleri kurtardık.
Ömer Öngüt = Hani onu da bütün ailesini de kurtarmıştık.
Şaban Piriş = Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Sadık Türkmen = Hani hem onu, hem de ehlini toptan kurtarmıştık.
Seyyid Kutub = Onu ve ailesini kurtardık.
Suat Yıldırım = (134-135) Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.
Süleyman Ateş = (134-13) 5 Geridekiler arasinda kalan yasli bir kadin disinda, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmistik.
Tefhim-ul Kuran = Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık;
Ümit Şimşek = Biz onu da, bütün ailesini de kurtardık.
Yaşar Nuri Öztürk = Onu ve ailesini toptan kurtarmıştık biz.
İskender Ali Mihr = Onu ve onun ailesini, hepsini kurtarmıştık.
İlyas Yorulmaz = Lut’u ve onun ehlinin (inananların) hepsini kurtardık.
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
Sâffât / 135 -
İllâ acûzen fîl gâbirîn(gâbirîne).
Diyanet İşleri = (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak bir kocakarı, kalanlar arasındaydı.
Abdullah Parlıyan = Yalnız, azapta kalacaklar arasında bulunan, ihtiyar bir kadın olan Lût'un karısı hariç olmak üzere.
Adem Uğur = Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
Ahmed Hulusi = Sadece geride kalanlar içinde olan bir kocakarı (Lût a. s. ın iman etmeyen karısı) hariç.
Ahmet Tekin = Ancak bir kocakarı, geride kalanlar arasındaydı.
Ahmet Varol = Geri kalanların içindeki bir yaşlı kadın hariç.
Ali Bulaç = Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
Ali Fikri Yavuz = Ancak (imansız zevcesi) bir koca karı azab içinde kalanlar arasında oldu.
Ali Ünal = Ancak (hanımı olan ve) geride (suçlular arasında) kalan yaşlı bir kadın hariç.
Bayraktar Bayraklı = Sâdece yaşlı bir kadın helâk olanlar arasında kaldı.
Bekir Sadak = (134-13) 5 Geridekiler arasinda kalan yasli bir kadin disinda, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmistik.
Celal Yıldırım = Ancak geride kalanlardan bir yaşlı kadın müstesna..
Cemal Külünkoğlu = (134-136) Hani geride kalan yaşlı bir kadın hariç, onu ve bütün ailesini kurtardık, sonra geride kalan (ahlaksız inkârcı)ları (isyanları yüzünden) yerle bir ettik.
Diyanet İşleri (eski) = (134-135) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
Diyanet Vakfi = (134-136) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik.
Edip Yüksel = Ancak geride kalan yaşlı kadın hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır = kalan bir karıdan başka batanlar içinde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = geride batanlar arasında kalan bir kadın hariç.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
Gültekin Onan = Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
Harun Yıldırım = Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
Hasan Basri Çantay = (Azâbda) kalanlar içinde bırakılan bir koca karı müstesna idi.
Hayrat Neşriyat = Ancak geride kalan (isyankâr)lar arasında bulunan bir kocakarı hâriç.
İbni Kesir = Geridekiler arasında kalan bir kocakarı müstesna.
Kadri Çelik = Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın müstesna.
Muhammed Esed = geride kalanlar arasında bulunan yaşlı bir kadın dışında;
Mustafa İslamoğlu = geride kalıp toz olmayı tercih eden yaşlı bir kadın dışında,
Ömer Nasuhi Bilmen = Azap içinde kalanlar arasındaki bir kocakarı müstesna.
Ömer Öngüt = Yalnız bir koca karı geridekiler (helâke uğrayanlar) arasında kaldı.
Şaban Piriş = Sadece geride kalanlardan olan yaşlı bir kadın dışında.
Sadık Türkmen = Ancak, yaşlı bir kadın azaba uğrayanlar arasındaydı.
Seyyid Kutub = Yalnız azaba uğrayanlar arasında kalan ihtiyar bir kadın hariç.
Suat Yıldırım = (134-135) Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.
Süleyman Ateş = Yalnız (azâbda) kalacaklar arasında bulunan acûze bir kadın hâriç.
Tefhim-ul Kuran = Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
Ümit Şimşek = Ancak geride kalan kocakarı müstesna.
Yaşar Nuri Öztürk = Ancak terk edilenler içinde kalan kocakarı hariç.
İskender Ali Mihr = Geride kalanlar arasında acuze bir kadın hariç.
İlyas Yorulmaz = Yalnızca içlerinden yaşlı bir kadın yok olanlardan oldu.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
Sâffât / 136 -
Summe demmernâl âharîn(âharîne).
Diyanet İşleri = Sonra da diğerlerini yok ettik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra öbürlerinin kökünü kazıdık.
Abdullah Parlıyan = Ve sonra diğerlerini tamamen yok ettik, kökünü kazıdık.
Adem Uğur = Sonra diğerlerini yok ettik.
Ahmed Hulusi = Sonra diğerlerini yerle bir ettik!
Ahmet Tekin = Sonra diğerlerini helâk ettik.
Ahmet Varol = Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
Ali Bulaç = Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Ali Fikri Yavuz = Sonra diğerlerini helâk eyledik.
Ali Ünal = Ardından, o geride kalan diğerlerini toptan imha ettik.
Bayraktar Bayraklı = Sonra diğerlerini helâk ettik.
Bekir Sadak = Sonra digerlerini yok etmistik.
Celal Yıldırım = Sonra da geride kalan (ahlâksız inkarcıları) kökünden yıkıp yerle bir ettik.
Cemal Külünkoğlu = (134-136) Hani geride kalan yaşlı bir kadın hariç, onu ve bütün ailesini kurtardık, sonra geride kalan (ahlaksız inkârcı)ları (isyanları yüzünden) yerle bir ettik.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra diğerlerini yok etmiştik.
Diyanet Vakfi = (134-136) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik.
Edip Yüksel = Sonra diğerlerini yok ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra diğerlerini tedmir eyledik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra diğerlerini helak etmiştik.
Gültekin Onan = Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Harun Yıldırım = Sonra diğerlerini yok ettik.
Hasan Basri Çantay = Sonra biz diğerlerini kökünden helak etdik.
Hayrat Neşriyat = Sonra o diğerlerini helâk ettik.
İbni Kesir = Sonra diğerlerini yerle bir etmiştik.
Kadri Çelik = Sonra da geride kalanları yerle bir ettik.
Muhammed Esed = ve sonra diğerlerini tamamen yok ettik:
Mustafa İslamoğlu = En sonunda, diğerlerinin tamamını kahrettik;
Ömer Nasuhi Bilmen = (136-137) Sonra diğerlerini de helâk ediverdik. Ve şüphe yok ki, siz elbette onların üzerlerine sabahleyin uğrarsınız.
Ömer Öngüt = Sonra diğerlerini hep helâk ettik.
Şaban Piriş = Sonra da diğerlerini helak etmiştik (yerin dipine geçirmiştik).
Sadık Türkmen = Sonra, ötekileri kırıp geçirdik.
Seyyid Kutub = Sonra diğerlerini yok etmiştik.
Suat Yıldırım = Sonra da ötekileri imha ettik.
Süleyman Ateş = Sonra ötekileri kırdık (geçirdik).
Tefhim-ul Kuran = Sonra da geride kalanları yerle bir ettik.
Ümit Şimşek = Sonra diğerlerini helâk ettik.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra ötekileri yerle bir ettik.
İskender Ali Mihr = Sonra diğerlerini dumura uğrattık (kökünü kazıdık, yok ettik).
İlyas Yorulmaz = Sonra Lut’a inanmayanları yok ettik.
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
Sâffât / 137 -
Ve innekum le temurrûne aleyhim musbihîn(musbihîne).
Diyanet İşleri = (137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki siz de onların yurtlarına uğramadasınız sabahları.
Abdullah Parlıyan = Siz bugüne kadar onların yurtlarından gelip geçmektesiniz, her sabah
Adem Uğur = (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz, sabahleyin
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki siz sabahları onların yurtlarından geçersiniz. . .
Ahmet Tekin = Siz, elbette seyahatlerinizde, sabah saatlerinde onların yaşadıkları yerlere uğrarsınız.
Ahmet Varol = Muhakkak ki siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin
Ali Bulaç = Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.
Ali Fikri Yavuz = (137-138) Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?
Ali Ünal = (Seyahat yollarınız üzerinde) sabahları onların yıkılmış şehirlerinin harabelerine uğruyorsunuz;
Bayraktar Bayraklı = Sizler sabahleyin, onların helâk oldukları yerden geçersiniz.
Bekir Sadak = (137-13) 8 Sabah aksam, onlarin yerleri uzerinden gecersiniz. Akletmez misiniz? *
Celal Yıldırım = (137-138) Ve siz (ey yaşayanlar!) sabah akşam onların kalıntılarına uğrar geçersiniz. Artık aklınızı kullanmaz mısınız?
Cemal Külünkoğlu = (137-138) Doğrusu siz (yolculuklarınız sırasında), onlar(ın harap olmuş yurtların)a hem sabahleyin hem de geceleyin uğrayıp duruyorsunuz. (Onların bu durumundan) aklınızı kullanarak ders almayacak mısınız?
Diyanet İşleri (eski) = (137-138) Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Diyanet Vakfi = (137-138) (Ey insanlar!) Elbette siz de sabah ve akşam onlara uğruyorsunuz. Hâla akıllanmayacak mısınız?
Edip Yüksel = Siz yıkıntılarının yanından geçiyorsunuz; sabahleyin,
Elmalılı Hamdi Yazır = ve siz onların mekanlarından gelip geçmektesiniz; her sabah
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (136-137) Sonra diğerlerini de helâk ediverdik. Ve şüphe yok ki, siz elbette onların üzerlerine sabahleyin uğrarsınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Siz onların yerlerinden (yurtlarından) sabahları geçip gidiyorsunuz.
Gültekin Onan = (137-138) Siz de sabah akşam onların üzerinden geçiyorsunuz da aklınızı kullanmıyor musunuz?
Harun Yıldırım = Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahlayın
Hasan Basri Çantay = (137-138) Elbet siz de sabah ve akşam onlar (ın yurdların) a uğruyorsunuz. Haalâ akıllanmayacak mısınız?.
Hayrat Neşriyat = (137-138) Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâla aklınızı kullanmayacak mısınız?
İbni Kesir = Doğrusu siz, sabahleyin onlara uğrar üzerlerinden geçersiniz.
Kadri Çelik = Siz sabah vakti onların üstünden (yanından) muhakkak geçip gidiyorsunuz.
Muhammed Esed = siz (bugüne kadar) onların yurtlarından gelip geçmektesiniz her sabah
Mustafa İslamoğlu = ve siz onların mekanlarından gelip geçmektesiniz; her sabah
Ömer Nasuhi Bilmen = (136-137) Sonra diğerlerini de helâk ediverdik. Ve şüphe yok ki, siz elbette onların üzerlerine sabahleyin uğrarsınız.
Ömer Öngüt = Siz onların yerlerinden (yurtlarından) sabahları geçip gidiyorsunuz.
Şaban Piriş = (137-138) Siz de sabah akşam onların üzerinden geçiyorsunuz da aklınızı kullanmıyor musunuz?
Sadık Türkmen = Siz onların yanından geçiyorsunuz, sabahleyin
Seyyid Kutub = Ey insanlar! Sabahleyin onların yanından geçip gidiyorsunuz.
Suat Yıldırım = (137-138) Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâla aklınızı kullanmayacak mısınız?
Süleyman Ateş = Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin,
Tefhim-ul Kuran = Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.
Ümit Şimşek = (137-138) Sabah akşam onların yurtlarından geçiyorsunuz. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?
Yaşar Nuri Öztürk = Kuşkusuz ki, siz onların yanından sabahları geçiyorsunuz.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki siz, sabahları onlara mutlaka uğruyorsunuz.
İlyas Yorulmaz = Sizde sabahları onların yanından geçip gidiyorsunuz.
وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Sâffât / 138 -
Ve bil leyli e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Diyanet İşleri = (137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve akşamları; hâlâ mı akıl etmezsiniz?
Abdullah Parlıyan = ve her akşam. O halde bakıp ibret almıyor musunuz?
Adem Uğur = Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?
Ahmed Hulusi = Geceleri de. . . Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?
Ahmet Tekin = Geceleyin de, onların yaşadıkları yerlere uğrarsınız. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
Ahmet Varol = Ve geceleyin. Akıl etmiyor musunuz?
Ali Bulaç = Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?
Ali Fikri Yavuz = (137-138) Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?
Ali Ünal = Geceleri de. Artık aklınızı kullanıp, bu olanlardan ibret almayacak mısınız?
Bayraktar Bayraklı = Akşamleyin de. Hiç düşünmez misiniz?
Bekir Sadak = (137-13) 8 Sabah aksam, onlarin yerleri uzerinden gecersiniz. Akletmez misiniz? *
Celal Yıldırım = (137-138) Ve siz (ey yaşayanlar!) sabah akşam onların kalıntılarına uğrar geçersiniz. Artık aklınızı kullanmaz mısınız?
Cemal Külünkoğlu = (137-138) Doğrusu siz (yolculuklarınız sırasında), onlar(ın harap olmuş yurtların)a hem sabahleyin hem de geceleyin uğrayıp duruyorsunuz. (Onların bu durumundan) aklınızı kullanarak ders almayacak mısınız?
Diyanet İşleri (eski) = (137-138) Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
Diyanet Vakfi = (137-138) (Ey insanlar!) Elbette siz de sabah ve akşam onlara uğruyorsunuz. Hâla akıllanmayacak mısınız?
Edip Yüksel = Ve geceleyin. Aklınızı kullanmaz mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve geceleyin, ya akıl edip de düşünmez misiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = geceleyin de; hala akıl edip düşünmez misiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (137-138) Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Gültekin Onan = Ve geceleyin. Yine de akletmeyecek misiniz?
Harun Yıldırım = Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?
Hasan Basri Çantay = (137-138) Elbet siz de sabah ve akşam onlar (ın yurdların) a uğruyorsunuz. Haalâ akıllanmayacak mısınız?.
Hayrat Neşriyat = (137-138) (Ey Mekkeliler!) Elbette siz de sabaha ulaşan kimseler iken ve geceleyin doğrusu onlar(ın harâb olmuş yerlerin)e uğruyorsunuz. Hiç akıl erdirmez misiniz?
İbni Kesir = Geceleyin de. Hala akletmez misiniz?
Kadri Çelik = Ve geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akıllanmayacak mısınız?
Muhammed Esed = ve her akşam. O halde (bakıp da) aklınızı kullanmıyor musunuz?
Mustafa İslamoğlu = ve her akşam... Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve geceleyin de. Siz âkilâne düşünmeyecek misiniz?
Ömer Öngüt = Akşamları da. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
Şaban Piriş = (137-138) Siz de sabah akşam onların üzerinden geçiyorsunuz da aklınızı kullanmıyor musunuz?
Sadık Türkmen = Ve geceleyin! Hâlâ aklınızı kulllanmıyor musunuz?
Seyyid Kutub = Ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?
Suat Yıldırım = (137-138) Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâla aklınızı kullanmayacak mısınız?
Süleyman Ateş = Ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?
Tefhim-ul Kuran = Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?
Ümit Şimşek = (137-138) Sabah akşam onların yurtlarından geçiyorsunuz. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?
Yaşar Nuri Öztürk = Geceleyin de. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?
İskender Ali Mihr = Ve geceleyin de. Hâlâ akıl etmez misiniz?
İlyas Yorulmaz = Gecede geçiyorsunuz, aklınızı kullanmıyor musunuz?
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Sâffât / 139 -
Ve inne yûnuse le minel murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki Yunus da peygamberlerdendi elbet.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz Yunus da elçilerimizden biriydi.
Adem Uğur = Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki Yunus da irsâl olunanlardandı (Hakikat bilgisiyle açığa çıkarılanlardandı).
Ahmet Tekin = Yunus da, kesinlikle özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilenlerdendi.
Ahmet Varol = Şüphesiz Yunus da gönderilmiş peygamberlerdendi.
Ali Bulaç = Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Ali Fikri Yavuz = Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendi.
Ali Ünal = Yunus da şüphesiz (Allah’ın dinini tebliğ için) gönderilmiş peygamberlerdendi.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendir.[473]
Bekir Sadak = Dogrusu Yunus da peygamberlerdendir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendir.
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
Diyanet Vakfi = Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Edip Yüksel = Yunus da elçilerden biriydi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhesiz Yunüs de o mürselînden
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
Gültekin Onan = Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Harun Yıldırım = Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Hasan Basri Çantay = Yunus da hiç şübhesiz gönderilen peygamberlerdendi.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki Yûnus da elbette peygamberlerdendir.
İbni Kesir = Muhakkak ki Yunus da peygamberlerdendi.
Kadri Çelik = Hiç şüphesiz Yunus da peygamberlerdendi.
Muhammed Esed = Şüphesiz, Yunus da elçilerimizden biriydi,
Mustafa İslamoğlu = Şüphe yok ki Yunus da elçilerden biriydi.
Ömer Nasuhi Bilmen = (139-140) Ve şüphe yok ki, Yûnus da elbette gönderilmiş peygamberlerdendir. Vaktâ ki O, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Şaban Piriş = Yunus Peygamber de, burada adı anılan peygamberlerden. Yunus da peygamberlerden idi.
Sadık Türkmen = Ve şüphesiz, Yunus da elçilerdendi.
Seyyid Kutub = Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Suat Yıldırım = Yûnus da şüphesiz resullerdendi.
Süleyman Ateş = Yûnus da gönderilen elçilerdendi.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphesiz Yunus da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
Ümit Şimşek = Yunus da peygamber olarak gönderilenlerdendi.
Yaşar Nuri Öztürk = Yûnus da gönderilen elçilerdendi.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki Yunus (A.S), gerçekten gönderilmiş (resûl)lerdendir.
İlyas Yorulmaz = Yunus da gönderilen elçilerden birisi idi.
إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
Sâffât / 140 -
İz ebeka ilâl fulkil meşhûn(meşhûni).
Diyanet İşleri = Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hani, yolcularla dolu bir gemiye kaçmıştı da.
Abdullah Parlıyan = Kaçak bir köle gibi, yüklü bir gemiye binip kaçmıştı.
Adem Uğur = Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
Ahmed Hulusi = Hani o dopdolu gemiye kaçmıştı (Hakikat bilgisine rağmen halkına yararlı olamadığı düşüncesiyle sıradan yaşamına dönmüştü).
Ahmet Tekin = Hani o, âni bir öfkeye kapılıp görevi terkederek gizlice, istiap haddi aşılarak yüklenmiş, donanımlı bir gemiye binip kaçmıştı.
Ahmet Varol = Hani o dolu gemiye kaçmıştı.
Ali Bulaç = Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Ali Fikri Yavuz = Hani o, (kavmine vaad ettiği azab gelmeyince aralarında çıkıb) yüklü gemiye kaçmıştı.
Ali Ünal = Hani O, sahibinden kaçmış bir köle gibi vazife mahallinden ayrılmış ve dolu bir gemiye binmişti.
Bayraktar Bayraklı = Bir vakit, dolu gemi ile kaçmıştı.
Bekir Sadak = Dolu bir gemiye kacmisti.
Celal Yıldırım = Hani bir vakit dolu bir gemiye kaçmıştı da,
Cemal Külünkoğlu = (140-142) Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti de gemidekilerle kur'a çekmişti ve kaybedenlerden olmuştu. (O, sahibinden izinsiz kaçan benim diyerek) kınanmış bir halde (kendisini denize atmış) iken balık onu hemen yutmuştu.
Diyanet İşleri (eski) = Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Diyanet Vakfi = Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
Edip Yüksel = Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hani bir vakıt dolu gemiye kaçmıştı,
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hani bir vakit dolu gemiye kaç(ıp sığın)mıştı,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
Gültekin Onan = Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Harun Yıldırım = Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
Hasan Basri Çantay = Hani o, dolu bir gemiye kaçmışdı.
Hayrat Neşriyat = Hani (o), dolu gemiye kaçmıştı.
İbni Kesir = Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Kadri Çelik = Hani o öfke içinde, dolu bir gemiye doğru yürümüştü.
Muhammed Esed = kaçak bir köle gibi, yüklü bir gemiye (binip) kaçmıştı.
Mustafa İslamoğlu = Hani o efendisinden kaçan bir köle gibi ağzına kadar dolu bir gemiyle kaçmıştı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (139-140) Ve şüphe yok ki, Yûnus da elbette gönderilmiş peygamberlerdendir. Vaktâ ki O, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Ömer Öngüt = Hani o bir vakit dolu bir gemiye kaçmıştı.
Şaban Piriş = Dolu bir gemiye binmişti.
Sadık Türkmen = Hani o, dolu bir gemi ile kaçmıştı.
Seyyid Kutub = Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Suat Yıldırım = Hani o, Rabbinden izinsiz kaçıp yolcusunu doldurmuş gemiye kendini atmıştı.
Süleyman Ateş = Dolu gemiye kaçmıştı.
Tefhim-ul Kuran = Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Ümit Şimşek = Hani o yolcu dolu bir gemiye kaçmıştı.
Yaşar Nuri Öztürk = Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
İskender Ali Mihr = O (Yunus A.S) dolu bir gemiye (gemi ile) kaçmıştı.
İlyas Yorulmaz = Dolu bir gemiye binmişti de.
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنْ الْمُدْحَضِينَ
Sâffât / 141 -
Fe sâheme fe kâne minel mudhadîn(mudhadîne).
Diyanet İşleri = Gemidekilerle kur’a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken kura çekmişlerdi de kur'a ona düşmüştü.
Abdullah Parlıyan = Ve sonra kur'a çekilmiş, o kur'ada da kaybedenlerden olmuştu.
Adem Uğur = Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
Ahmed Hulusi = (Yunus) kura çekti (seçim yaptı) de delili geçersiz kılınanlardan oldu (bu tercihi - seçimi onu yanlışa sürükledi ve). . .
Ahmet Tekin = Gemidekilerle, aralarında kur’a çektiler de, kaybedenlerden, denize atılanlardan oldu.
Ahmet Varol = (Gemidekilerle) kura çekmişti de kaybedenlerden olmuştu.
Ali Bulaç = Böylece kur'aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
Ali Fikri Yavuz = (Gemiye binince gemi durdu. O zaman, gemicilerin inancına göre geminin durması, aralarında kaçak bir kölenin bulunmasından ileri gelirdi. İşte kaçağı bulmak için aralarında) Kur’a çekti de mağlublardan oldu. (Bunun üzerine kendini denize attı).
Ali Ünal = Ve (gemidekilerle birlikte) kura çekti ve kurada kaybedenlerden oldu.
Bayraktar Bayraklı = Kura çekti ve kaybedenlerden oldu.
Bekir Sadak = Gemide olanlarla karsilikli kura cekmisti de yenilenlerden olmustu, bu sebeple denize atilmisti.
Celal Yıldırım = (Gemiciler) kur'a çekmişti, kur'a Ona düşmüştü, yenilgiye uğrayanlardan olmuştu (bu yüzden denize atılmıştı).
Cemal Külünkoğlu = (140-142) Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti de gemidekilerle kur'a çekmişti ve kaybedenlerden olmuştu. (O, sahibinden izinsiz kaçan benim diyerek) kınanmış bir halde (kendisini denize atmış) iken balık onu hemen yutmuştu.
Diyanet İşleri (eski) = Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
Diyanet Vakfi = Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
Edip Yüksel = Karşı çıktı ve kayanlardan oldu.
Elmalılı Hamdi Yazır = kur'a çekmişti de kaydırılanlardan olmuştu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = kur'a çekişmişti de (gemiden) kaydırılanlardan olmuştu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
Gültekin Onan = Böylece kuraya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
Harun Yıldırım = Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
Hasan Basri Çantay = Derken kur'a çekmiş (ler) di de mağlûblardan olmuşdu.
Hayrat Neşriyat = Nihâyet (gemidekilerle birlikte) kur'a çekti de, kaybedenlerden oldu.
İbni Kesir = Kur'a çekmişti de yenilenlerden olmuştu.
Kadri Çelik = Böylece kuraya katılmıştı da kaybedenlerden olmuştu.
Muhammed Esed = Ve sonra kur'a çekilmiş, o, (kur'ada) kaybedenlerden olmuştu;
Mustafa İslamoğlu = Bunun ardından kur'a çekilmiş ve hayatı kayıp (denize atılmıştı).
Ömer Nasuhi Bilmen = Derken kur'a çekmiş de, mağlup olanlardan olmuştu.
Ömer Öngüt = Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çekmişti ve kaybedenlerden olmuştu.
Şaban Piriş = Kura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu.
Sadık Türkmen = Ve kur’a çekildi de kaybedenlerden oldu.
Seyyid Kutub = Gemide olanlar arasında kura çekilmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebepten denize atılmıştı.
Suat Yıldırım = Kur’a çekmiş, kur’ada kaybedenlerden olunca denize atılmıştı.
Süleyman Ateş = (Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yûnus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isâbet etti).
Tefhim-ul Kuran = Böylece kur'aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
Ümit Şimşek = Sonra kur'a çektiler ve o kaybetti.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra kura çekti de kaybedenlerden oldu.
İskender Ali Mihr = Böylece kur’a çekti. Sonunda kaybedenlerden oldu.
İlyas Yorulmaz = Gemide yolcular arasında kura çekildi ve gemiden atılanlardan oldu.
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
Sâffât / 142 -
Feltekamehul hûtu ve huve mulîm(mulîmun).
Diyanet İşleri = Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kınanmış bir haldeydi ki onu balık yutuvermişti.
Abdullah Parlıyan = Sonra O'nu denize atmışlar, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için, kendi kendisini kınar olduğu halde, büyük bir balık tarafından yutulmuştu.
Adem Uğur = Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Ahmed Hulusi = (Yunus) levmedici olduğu hâlde balık Onu yuttu (pişmanlık duygusuyla karışık bir hâlde, balık = dünya yaşamı onu yuttu);
Ahmet Tekin = Onu balina yuttu. Yunus kendini kınayıp duruyordu.
Ahmet Varol = Bunun üzerine kınanmış halde (denize atıldı ve) balık onu yuttu.
Ali Bulaç = Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
Ali Fikri Yavuz = (Kavminden kaçmış olduğundan ötürü) nefsini kınamış bir halde iken, hemen balık onu yuttu.
Ali Ünal = (O’nu denize bıraktılar ve) o büyük balık kendisini yutuverdi; bu arada Yunus, pişmanlık içinde kendisini sorguluyordu.
Bayraktar Bayraklı = Balık onu yuttu. O kınanmayı hak etmişti.
Bekir Sadak = Kendini kinarken onu bir balik yutmustu.
Celal Yıldırım = Yûnus kendi kendini kınarken büyük bir balık onu yutuvermişti.
Cemal Külünkoğlu = Derken, kendisini balık yutmuştu. O kendi kendini kınayıp duruyordu.
Diyanet İşleri (eski) = Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
Diyanet Vakfi = Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Edip Yüksel = Balık onu yuttu, bundan o sorumluydu.
Elmalılı Hamdi Yazır = Derken kendisi balık yuttu melâmette idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken (denize atıldı ve) kendisini balık yuttu. Pişmandı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
Gültekin Onan = Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
Harun Yıldırım = Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Hasan Basri Çantay = O, kınanmış bir halde iken kendisini hemen balık yutmuşdu.
Hayrat Neşriyat = Derken o (kendi kendini) kınayan bir kimse olduğu hâlde balık onu yuttu.
İbni Kesir = Yenilgiye uğramışken, bir balık yutmuştu onu.
Kadri Çelik = Kendini kınayıcı iken, onu bir balık yutmuştu.
Muhammed Esed = (sonra o'nu denize atmışlar ve) denizde büyük balık tarafından yutulmuştu, çünkü kınananlardan biriydi.
Mustafa İslamoğlu = Derken o derin bir pişmanlıkla kıvranır haldeyken iri balık tarafından yakalanmıştı.
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık o melâmet eder (nefsini kınar) bir halde iken O'nu balık yutuverdi.
Ömer Öngüt = Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Şaban Piriş = O, kınanmış iken bir balık onu yuttu.
Sadık Türkmen = Kendi kendisini kınarken, onu balina yuttu.
Seyyid Kutub = Yunus kendini kınarken, balık onu yutmuştu.
Suat Yıldırım = O yaptığından ötürü pişman bir vaziyette iken balık onu yutuverdi.
Süleyman Ateş = (Yûnus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu.
Tefhim-ul Kuran = Derken onu balık yutmuştu, oysa kendisi (kendini) kınanmış (sayanlardan)dı.
Ümit Şimşek = Sonra, kendisini kınayıp dururken, onu balık yuttu.
Yaşar Nuri Öztürk = Derken, kendisini balık yutmuştu. O kendi kendini kınayıp duruyordu.
İskender Ali Mihr = Onu (Yunus A.S’ı) hemen bir balık yuttu. O, levmedilen biriydi (kendi kendini kınıyordu).
İlyas Yorulmaz = Yunus kınanmış olarak balığa yem olacaktı.
فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ
Sâffât / 143 -
Fe lev lâ ennehu kâne minel musebbihîn(musebbihîne).
Diyanet İşleri = (143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Eğer Rabbini tenzîh edenlerden olmasaydı.
Abdullah Parlıyan = Eğer O, en sıkıntılı anlarında bile, Allah'ın sınırsız şanını yüceltenlerden olmasaydı.
Adem Uğur = Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
Ahmed Hulusi = Eğer (Yunus) tespih edenlerden (işlevini hatırlayanlardan) olmasaydı (eğer tespih ile hakikatini hissederek Allâh'a vechini dönmeseydi);
Ahmet Tekin = Eğer Allah’ı devamlı tesbih edenlerden, zikredenlerden olmasaydı, orada kalacaktı.
Ahmet Varol = Eğer tesbih edenlerden olmasaydı;
Ali Bulaç = Eğer (Allah'ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
Ali Fikri Yavuz = Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı.
Ali Ünal = Eğer her zaman Rabbini tesbih eden kullarından olmamış olsaydı,
Bayraktar Bayraklı = (143-144) Eğer Allah'ı sıkça ananlardan olmasaydı, kıyamet gününe kadar balığın karnında kalırdı.
Celal Yıldırım = (143-144) Eğer O,Tanrı'yı çokça tesbîh edenlerden olmasaydı, (insanların) dirilip kalkacağı güne kadar balığın karnında kalırdı.
Cemal Külünkoğlu = (143-144) Eğer o, Allah'ın sınırsız şanını yüceltenlerden olmasaydı, onun karnında insanların diriltilecekleri güne kadar kalacaktı.
Diyanet İşleri (eski) = (143-144) Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Diyanet Vakfi = (143-144) Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Edip Yüksel = (Tanrı'yı) anıp düşünmeseydi,
Elmalılı Hamdi Yazır = Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (143-144) Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Gültekin Onan = Eğer (Tanrı'yı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı;
Harun Yıldırım = Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
Hasan Basri Çantay = Eğer çok tesbîh edenlerden olmasaydı,
Hayrat Neşriyat = (143-144) Fakat gerçekten o, tesbîh edenlerden olmasaydı, mutlaka (insanların)diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
İbni Kesir = Eğer o, tesbih edenlerden olmasaydı.
Kadri Çelik = Eğer (Allah'ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı.
Muhammed Esed = Eğer o, (en derin bunalım anlarında bile) Allah'ın sınırsız şanını yüceltenlerden olmasaydı,
Mustafa İslamoğlu = Fakat o eğer Rabbinin yüceliğini sürekli hatırda tutan biri olmasaydı,
Ömer Nasuhi Bilmen = (143-144) Eğer o çokça tesbih edenlerden olmasa idi, elbette ki, onun karnında, tekrar dirilecekleri güne kadar kalırdı.
Ömer Öngüt = Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
Şaban Piriş = Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı.
Sadık Türkmen = Şayet (tövbe ederek) tesbih edenlerden olmasaydı,
Seyyid Kutub = Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı.
Suat Yıldırım = (143-144) Şayet Allah’ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ mahşere kadar onun karnında kalırdı.
Süleyman Ateş = Eğer tesbih edenlerden olmasaydı,
Tefhim-ul Kuran = Eğer (Allah'ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
Ümit Şimşek = Rabbini tesbih edenlerden olmasaydı,
Yaşar Nuri Öztürk = Eğer tespih edenlerden olmasaydı.
İskender Ali Mihr = Eğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı.
İlyas Yorulmaz = Ancak yüzme bilenlerden olmasaydı.
لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Sâffât / 144 -
Le lebise fî batnihî ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).
Diyanet İşleri = (143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Halkın tekrar dirileceği güne dek balığın karnında kalırdı.
Abdullah Parlıyan = İnsanların yeniden diriltilecekleri güne kadar, O'nun karnında kalmış olacaktı.
Adem Uğur = Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Ahmed Hulusi = Bâ's olunacakları güne kadar (Yunus) balığın karnında kalırdı (ölüm tadılma sürecine kadar dünyasında bedensellikte kalırdı).
Ahmet Tekin = Kesinlikle, tekrar insanların diriltileceği güne, Kıyamete kadar balığın karnında kalacaktı.
Ahmet Varol = (İnsanların) diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Ali Bulaç = Onun karnında (insanların) dirilip kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak (kabirlerden) dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Ali Ünal = Bütün ölülerin diriltilip mezarlarından kalkacakları güne kadar balığın karnında kalır, (balığın karnı O’na mezar olurdu).
Bayraktar Bayraklı = (143-144) Eğer Allah'ı sıkça ananlardan olmasaydı, kıyamet gününe kadar balığın karnında kalırdı.
Celal Yıldırım = (143-144) Eğer O,Tanrı'yı çokça tesbîh edenlerden olmasaydı, (insanların) dirilip kalkacağı güne kadar balığın karnında kalırdı.
Cemal Külünkoğlu = (143-144) Eğer o, Allah'ın sınırsız şanını yüceltenlerden olmasaydı, onun karnında insanların diriltilecekleri güne kadar kalacaktı.
Diyanet İşleri (eski) = (143-144) Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Diyanet Vakfi = (143-144) Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Edip Yüksel = Diriliş Gününe kadar onun karnında kalacaktı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Her halde ba'solunacakları güne kadar onun karnında kalırdı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = muhakkak diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (143-144) Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Gültekin Onan = Onun karnında (insanların) dirilip kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
Harun Yıldırım = Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Hasan Basri Çantay = Her halde (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalıb gitmişdi.
Hayrat Neşriyat = (143-144) Fakat gerçekten o, tesbîh edenlerden olmasaydı, mutlaka (insanların)diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
İbni Kesir = Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalacaktı.
Kadri Çelik = Onun karnında (insanların) dirilip kaldırılacakları güne kadar kalakalırdı.
Muhammed Esed = herkesin yeniden dirileceği güne kadar o (balığı)n karnında kalmış olacaktı.
Mustafa İslamoğlu = yeniden diriliş gününe kadar onun karnında olacaktı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (143-144) Eğer o çokça tesbih edenlerden olmasa idi, elbette ki, onun karnında, tekrar dirilecekleri güne kadar kalırdı.
Ömer Öngüt = Tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Şaban Piriş = İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Sadık Türkmen = Diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalacaktı.
Seyyid Kutub = İnsanların yeniden dirileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
Suat Yıldırım = (143-144) Şayet Allah’ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ mahşere kadar onun karnında kalırdı.
Süleyman Ateş = (İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı.
Tefhim-ul Kuran = Onun karnında (insanların) dirilip kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
Ümit Şimşek = Diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Yaşar Nuri Öztürk = İnsanların diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalacaktı.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki o, beas gününe (kıyâmet gününe) kadar onun (balığın) karnında kalırdı.
İlyas Yorulmaz = Diriliş gününe kadar balığın karnında kalacaktı.
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاء وَهُوَ سَقِيمٌ
Sâffât / 145 -
Fe nebeznâhu bil arâi ve huve sakîm(sakîmun).
Diyanet İşleri = Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken onu ıssız bir yere çıkardık ve o, hastaydı da.
Abdullah Parlıyan = Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti biz de O'nu hasta bir halde, gölgesiz boş bir yere bıraktık.
Adem Uğur = Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
Ahmed Hulusi = Biz Onu hasta (yıpranmış - sağlıksız) olarak çıplak arazide (kuvvelerin bilinmediği bir ortamda) bıraktık.
Ahmet Tekin = Biz onu hasta, halsiz bir halde, bir açık alana çıkardık.
Ahmet Varol = Biz de onu, hasta bir halde çıplak boş bir alana attık.
Ali Bulaç = Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
Ali Fikri Yavuz = Hemen onu sahile attık, hasta idi.
Ali Ünal = Ama Biz O’nu ağaçsız, çıplak bir sahile attık; o anda bitkin bir haldeydi.
Bayraktar Bayraklı = Onu bitkin bir halde açık araziye attık.
Bekir Sadak = Halsiz bir halde iken kendisini sahile cikardik.
Celal Yıldırım = Onu çıplak bir sahile attık, hasta idi.
Cemal Külünkoğlu = Derken biz onu hasta bir hâlde sahile çıkardık.
Diyanet İşleri (eski) = Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
Diyanet Vakfi = Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
Edip Yüksel = Onu çöl gibi bir sahile attık, yorgun ve bitkin...
Elmalılı Hamdi Yazır = Hemen biz onu alana attık hasta idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hemen Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
Gültekin Onan = Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
Harun Yıldırım = Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
Hasan Basri Çantay = İşte biz onu, kendisi de hasta olarak, açık bir yere (çıkarıb) bırakdık.
Hayrat Neşriyat = Bunun üzerine kendisi hasta bir hâlde iken onu (ağaçsız bir) alana attık.
İbni Kesir = Rahatsız bir halde iken Biz, onu açıklık bir yere attık.
Kadri Çelik = Sonunda o hasta bir durumdayken onu çıplak bir yere (sahile) attık.
Muhammed Esed = ama biz o'nu manevi çöküntü/iç huzursuzluğu içinde ıssız bir kıyıya çıkarttık,
Mustafa İslamoğlu = Sonunda Biz onu bitkin bir halde ıssız ve çorak bir kıyıya çıkarttık;
Ömer Nasuhi Bilmen = (145-146) Artık O'nu kendisi hasta olduğu halde bir açık yere atıverdik. Ve O'nun üzerine kabak nev'inden bir ağaç bitirdik.
Ömer Öngüt = Onu çıplak bir sahile attık, o hasta idi.
Şaban Piriş = Ama biz onu bitkin (hasta) olduğu halde bir yere çıkardık.
Sadık Türkmen = Biz onu çorak bir yere/sahile attık, hastabitkin bir halde iken!
Seyyid Kutub = Biz de onu halsiz bir durumda ağaçsız çıplak bir yere attık.
Suat Yıldırım = Derken Biz onu ağaçsız çıplak bir sahile attık, o bitkin bir halde idi.
Süleyman Ateş = (Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık.
Tefhim-ul Kuran = Sonunda o hasta bir durumdayken onu çıplak bir yere (sahile) attık.
Ümit Şimşek = Sonra onu hasta halde boş bir araziye attık.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir süre sonra onu, çıplak araziye attık. Hastalanmıştı.
İskender Ali Mihr = Bunun üzerine onu, bitkin (hasta) bir halde boş bir alana (sahile) attık.
İlyas Yorulmaz = Biz onu bitkin bir durumda boş bir sahile attık.
وَأَنبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
Sâffât / 146 -
Ve enbetnâ aleyhi şeceraten min yaktîn(yaktînin).
Diyanet İşleri = Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ona gölge versin diye bir kabak fidanı bitirdik.
Abdullah Parlıyan = Ve üzerine hemencecik gölge yapması için, kabak türünden geniş ve sık yapraklı bir bitki bitirdik.
Adem Uğur = Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
Ahmed Hulusi = Üzerine kabak türünden (gövdesi olmayan bitki cinsi) bir ağaç bitirdik (Onda ilâhî marifet meyveleri açığa çıkardık).
Ahmet Tekin = Üzerine, bal kabağı cinsinden geniş yapraklı, gölge yapacak bir bitki yetiştirdik.
Ahmet Varol = Üzerine kabak türünden bir ağaç bitirdik.
Ali Bulaç = Ve üzerine, sık geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
Ali Fikri Yavuz = Üzerine (gölge vermek için) kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Ali Ünal = Üzerine gölge yapması için de orada asma kabak cinsinden bir ağaç bitiriverdik.
Bayraktar Bayraklı = Üzerini kabakgillerden bir bitki ile örttük.
Bekir Sadak = Onun icin, genis yaprakli bir bitki yetistirdik.
Celal Yıldırım = Üzerine (gölge yapsın diye) sık ve geniş yapraklı (kabak ya da sarmaşıkgillerden) bir bitki bitirdik.
Cemal Külünkoğlu = Ve üzerine (gölge yapması için), kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
Diyanet İşleri (eski) = Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
Diyanet Vakfi = Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
Edip Yüksel = Ve onun için orada geniş yapraklı ağaç yetiştirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Gültekin Onan = Ve üzerine, sık geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
Harun Yıldırım = Ve üstüne kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
Hasan Basri Çantay = Üzerine sakı olmayan cinsden (gölgelik) bir nebat bitirdik.
Hayrat Neşriyat = Ve üzerine (gölge yapması ve ondan beslenmesi için) kabak (cinsin)den bir ağaç bitirdik.
İbni Kesir = Ve onun için geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
Kadri Çelik = Üzerine (gölge yapması için) geniş yapraklı (kabak türünden gövdesiz bir) bitki yetiştirdik.
Muhammed Esed = ve onun üzerinde (çorak toprakta) yetişen bir bodur fidan yeşerttik.
Mustafa İslamoğlu = ve onun başucunda bodur ve bol hevenkli bir bitki yeşerttik.
Ömer Nasuhi Bilmen = (145-146) Artık O'nu kendisi hasta olduğu halde bir açık yere atıverdik. Ve O'nun üzerine kabak nev'inden bir ağaç bitirdik.
Ömer Öngüt = Onun için geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
Şaban Piriş = Onun üzerine de geniş yapraklı bir ağaç bitirmiştik.
Sadık Türkmen = Üzerine, kabak türünden (geniş yapraklı) bir ağaç bitirdik.
Seyyid Kutub = Üzerine gölge yapması için geniş yapraklı bitki yetiştirdik.
Suat Yıldırım = Üzerine gölge yapması için, orada asma kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Süleyman Ateş = Ve üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik.
Tefhim-ul Kuran = Ve üzerine, sık geniş yapraklı (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
Ümit Şimşek = Üzerine de kabak türünden bir ağaç bitirdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
İskender Ali Mihr = Ve onun üzerine (gölgelik olarak) kabak cinsinden (geniş yapraklı) bir ağaç bitirdik (yetiştirdik).
İlyas Yorulmaz = Bodur ağaçlar yetiştirdiğimiz bir sahile.
وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Sâffât / 147 -
Ve erselnâhu ilâ mieti elfin ev yezîdûn(yezidûne).
Diyanet İşleri = Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onu yüz bin kişiye, yahut daha da artmakta olan bir topluluğa peygamber olarak gönderdik.
Abdullah Parlıyan = Bu hadiseden sonra, Yunus'u kaçıp geldiği kavmine gönderdik. Onların nüfusu o gün için, yüzbin veya daha fazla idiler.
Adem Uğur = Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Ahmed Hulusi = Onu (Yunus'u) yüz bin (kişiye) yahut daha da fazlasına irsâl ettik.
Ahmet Tekin = Onu yüz bin veya daha çok kişiye özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderdik.
Ahmet Varol = Ve onu yüz bin (kişiy)e hatta daha fazlasına peygamber olarak gönderdik.
Ali Bulaç = Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
Ali Fikri Yavuz = Biz onu yüzbine, hatta daha ziyadesine peygamber göndermiştik.
Ali Ünal = Ve O’nu sayıları yüz bine ulaşan, hattâ gittikçe artan (halkına yeniden) gönderdik.
Bayraktar Bayraklı = Onu, nüfusu yüzbin veya daha fazla sayıda olan bir topluma peygamber olarak gönderdik.
Bekir Sadak = Onu, yuzbin veya daha cok kisiye peygamber olarak gonderdik.
Celal Yıldırım = Ve onu yüzbin veya daha fazla bir topluluğa peygamber olarak gönderdik.
Cemal Külünkoğlu = Biz onu yüz bin yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
Diyanet İşleri (eski) = Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Diyanet Vakfi = Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Edip Yüksel = Biz onu yüzbin veya daha çok kişiye gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ artıyorlardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve onu (Yunus'u) yüz bin insana peygamber olarak gönderdik ve hatta artıyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
Gültekin Onan = Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
Harun Yıldırım = Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Hasan Basri Çantay = Onu yüz bine peygamber gönderdik. Hattâ artıyorlardı da.
Hayrat Neşriyat = Ve onu yüz bin (kişilik bir topluluğ)a veya (daha da) artmakta olanlara(peygamber olarak) gönderdik.
İbni Kesir = Onu yüz bin veya daha fazlasına elçi gönderdik.
Kadri Çelik = Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Muhammed Esed = Ve onu (bir kez daha kendi halkına,) yüz bin veya daha fazla (kişi)ye gönderdik.
Mustafa İslamoğlu = Yine onu yüz bin, hatta daha fazla kişiye (yeniden) elçi gönderdik.
Ömer Nasuhi Bilmen = (147-148) Ve O'nu yüz bin ve daha artar olana (böyle bir kavme peygamber) gönderdik. Nihâyet imân ettiler, artık onları bir müddete kadar geçindirdik (faidelendirdik).
Ömer Öngüt = Onu yüzbin veya daha fazla bir topluluğa peygamber olarak gönderdik.
Şaban Piriş = Sonra da onu yüz bin kişiye veya daha fazlasına göndermiştik.
Sadık Türkmen = Onu yüz bin kişiye veya daha fazla (bir topluluğa) elçi gönderdik!
Seyyid Kutub = Ve onu yüz bin insan ya da daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Suat Yıldırım = Biz onu yüz bin nüfuslu bir şehre göndermiştik, hatta gittikçe nüfusları artıyordu da.
Süleyman Ateş = Ve onu yüz bin insana ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik.
Tefhim-ul Kuran = Onu yüz bin olan veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
Ümit Şimşek = Ve onu yüz bin, hattâ daha fazla kişiye peygamber gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Onu yüz bin kişiye yahut daha fazla olanlara elçi olarak gönderdik.
İskender Ali Mihr = Ve onu yüz bin veya daha fazla (kişiye), (resûl olarak) gönderdik.
İlyas Yorulmaz = Onu yüz bin nüfuslu, hatta daha fazla olan bir şehre elçi olarak gönderdik.
فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ
Sâffât / 148 -
Fe âmenû fe metta’nâhum ilâ hîn(hînin).
Diyanet İşleri = Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken inandılar da onları muayyen bir zamana dek yaşattık, geçindirdik.
Abdullah Parlıyan = Onlar bu defa Yunus'a inandılar. Bunun üzerine biz de onları, belli bir süre geçindirdik.
Adem Uğur = Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
Ahmed Hulusi = (Onlar) iman ettiler de, biz onları bir süre mutlu yaşattık.
Ahmet Tekin = O zaman, onlar iman ettiler. Biz de, bir vakte kadar, onları zevk-u safa içinde, refah içinde yaşattık.
Ahmet Varol = Sonunda iman ettiler. Biz de onları belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırdık.
Ali Bulaç = Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Ali Fikri Yavuz = Nihayet (Yunus peygamberin gaybubetinde azab gören kavmi) ona iman ettiler de onları ömürlerinin sonuna kadar geçindirdik.
Ali Ünal = Onlar bu defa iman ettiler ve kendilerini (helâkten âzat edip,) belli bir süre daha yaşamalarına müsaade buyurduk.
Bayraktar Bayraklı = Ona inandılar, bu sebeple biz de onları belli bir süreye kadar refah içinde yaşattık.
Bekir Sadak = Sonunda ona inandilar, bunun uzerine Biz de onlari bir sureye kadar gecindirdik.
Celal Yıldırım = Onlar da artık Ona imân ettiler. Bu sebeple biz de onları bir süreye kadar yararlandırıp geçindirdik.
Cemal Külünkoğlu = Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Diyanet İşleri (eski) = Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Diyanet Vakfi = Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
Edip Yüksel = İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt ona iyman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O zaman iman ettiler de onları bir zamana kadar yararlandırdık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
Gültekin Onan = Sonunda ona inandılar, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Harun Yıldırım = Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
Hasan Basri Çantay = Nihayet ona îman etdiler de kendilerini bir zamana kadar geçindirdik.
Hayrat Neşriyat = Sonunda îmân ettiler de onları bir zamâna kadar (dünya ni'metlerinden)faydalandırdık.
İbni Kesir = Nihayet ona inandılar, Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Kadri Çelik = Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Muhammed Esed = Onlar, (bu defa ona) inandılar; bunun üzerine Biz, verilen süre zarfında onlara mutlu bir hayat yaşattık.
Mustafa İslamoğlu = Bu kez onlar iman ettiler; bu yüzden Biz de onlara bir müddet müreffeh bir hayat yaşattık.
Ömer Nasuhi Bilmen = (147-148) Ve O'nu yüz bin ve daha artar olana (böyle bir kavme peygamber) gönderdik. Nihâyet imân ettiler, artık onları bir müddete kadar geçindirdik (faidelendirdik).
Ömer Öngüt = Nihayet ona inandılar, biz de onları bir süreye kadar yararlandırıp geçindirdik.
Şaban Piriş = Ona iman ettiler, biz de onlara bir süreye kadar geçimlik verdik.
Sadık Türkmen = Onlar iman ettiler. Biz de onları, bir vakte kadar nimetlendirdik.
Seyyid Kutub = İnandılar, biz de onları belli bir süreye kadar geçindirdik.
Suat Yıldırım = Yûnus onları tekrar hakka çağırınca, bu sefer iman ettiler. Biz de belirli bir süreye kadar onları hayattan istifade ettirdik.
Süleyman Ateş = İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Tefhim-ul Kuran = Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Ümit Şimşek = Onlar iman ettiler; Biz de onları belirli bir vakte kadar nimetlerimizden nasiplendirdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar inandılar. Biz de onları bir vakte kadar nimetlendirdik.
İskender Ali Mihr = Böylece âmenû oldular (Allah’a ulaşmayı dilediler). Bunun üzerine onları bir süre kadar metalandırdık (faydalandırdık).
İlyas Yorulmaz = Yunus’a inandılar. Bizde Yunus’u bir zamana kadar yaşattık.
فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
Sâffât / 149 -
Festeftihim e li rabbikel benâtu ve lehumul benûn(benûne).
Diyanet İşleri = Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık sor onlara, kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?
Abdullah Parlıyan = Ey Muhammed! Şimdi sor o inkârcılara: “Rabbine kızlar, kendilerine de oğlanlar mı yakışıyor?”
Adem Uğur = Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
Ahmed Hulusi = O hâlde sor görüşlerini onlara (o müşriklere): "Kız çocukları Rabbinin, erkek çocukları onların mı?"
Ahmet Tekin = Putperestlere:'Yalnızca oğullar onların çocukları olurken, kızlar mı senin Rabbine ait?' diye sor, cevap iste.
Ahmet Varol = Şimdi onlara sor: Kızlar senin Rabbinin de erkek çocuklar onların mı?
Ali Bulaç = Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), şimdi Mekke halkına sor: “- Kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?
Ali Ünal = Sor onlara: Kız çocuklar Rabbinin de, erkekler onların mı?
Bayraktar Bayraklı = Müşriklere sor: “Kızlar Rabbinin de, erkekler onların mıdır?”[474]
Bekir Sadak = Putperestlere sor, kizlar senin Rabbinin de erkekler onlarin mi?
Celal Yıldırım = (Ey Peygamber!) Putperest müşriklere sor: Kızlar Rabbın'ın, oğlanlar onların mı ?
Cemal Külünkoğlu = Ey Muhammed! Onlara sor: “Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?”
Diyanet İşleri (eski) = Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
Diyanet Vakfi = Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
Edip Yüksel = Sor onlara, kızları senin Rabbine, erkekleri kendilerine mi ayırıyorlar?'
Elmalılı Hamdi Yazır = Şimdi sor o seninkilere: rabbına kızlar, onlara oğullar öyle mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şimdi sor o seninkilere: «Kızlar Rabbine, oğullar onlara öyle mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şimdi sor o seninkilere: «Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
Gültekin Onan = Şimdi sen onlara sor: "Kızlar senin rabbinin, erkek çocuklar onların mı?"
Harun Yıldırım = Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
Hasan Basri Çantay = Şimdi sor (Habîbim) onlara: Her halde kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?!
Hayrat Neşriyat = (Ey Resûlüm!) Şimdi sor onlara: 'Kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?'
İbni Kesir = Şimdi sen, onlara sor, kızlar senin Rabbının da, oğlanlar onların mı?
Kadri Çelik = Şimdi sen onlara sor (bakalım): “Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?”
Muhammed Esed = Şimdi onlardan sana cevap vermelerini iste: senin Rabbinin kızları var da onların (yalnız) erkek çocukları mı var?
Mustafa İslamoğlu = İmdi onlardan şu sorunun cevabını iste: "Senin Rabbinin payına yalnızca kızlar onlara da oğullar düştü, öyle mi?
Ömer Nasuhi Bilmen = (149-150) Şimdi onlara sor, «Rabbin için kızlar ve onlar içinse oğullar mı var? Yoksa melekleri dişiler olarak mı yarattık? Onlar da şahitler mi idiler?»
Ömer Öngüt = Sor onlara: "Kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?"
Şaban Piriş = Onlara sor, kızlar Allah’ın da, oğlanlar onların mı?
Sadık Türkmen = Şimdi onlara sor: “Kızlar Rabbinin de, erkekler onların mı?”
Seyyid Kutub = Ey Muhammed! Putperestlere sor bakalım kızlar Rabb'inin de erkekler onların mı?
Suat Yıldırım = Onlara (Mekkelilere) sor bakalım: (hâla şirklerine devam edip) kız evlatları senin Rabbine, erkek evlatları da kendilerine mi isnad edecekler?
Süleyman Ateş = Şimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı?
Tefhim-ul Kuran = Şimdi sen onlara sor: Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
Ümit Şimşek = Sor onlara: Kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?
Yaşar Nuri Öztürk = Şimdi sor şunlara: "Kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?"
İskender Ali Mihr = Haydi, onlardan fetva (açıklama) iste: "Kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?"
İlyas Yorulmaz = Artık onlara sor bakalım. Kızlar senin Rabbine aitte, oğlan çocukları onlara mı ait?
أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
Sâffât / 150 -
Em halaknâl melâikete inâsen ve hum şâhidûn(şâhidûne).
Diyanet İşleri = Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
Abdulbaki Gölpınarlı = Yoksa melekleri kız halkettik de tanık mıydı onlar?
Abdullah Parlıyan = Yoksa biz melekleri onların gözleri önünde dişi mi yarattık ki, meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar.
Adem Uğur = Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
Ahmed Hulusi = Yoksa biz, onlar seyrederken mi melekleri dişiler olarak, yarattık?
Ahmet Tekin = 'Yoksa onların gözleri önünde, biz melekleri dişi olarak mı, yarattık?'
Ahmet Varol = Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahit mi oldular?
Ali Bulaç = Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
Ali Fikri Yavuz = Yoksa biz, melekleri dişi yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
Ali Ünal = Yoksa Biz melekleri dişi olarak yaratmışız da, onlar buna şahit mi olmuşlar?
Bayraktar Bayraklı = “Yoksa biz, melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?”
Bekir Sadak = Yoksa melekleri kiz olarak yarattigimizda onlar hazir mi idiler?
Celal Yıldırım = Yoksa biz melekleri dişiler olarak yaratmışız da onlar şâhidler mi bulunuyorlarmış ?
Cemal Külünkoğlu = Yoksa biz, melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna tanık mı oldular?
Diyanet İşleri (eski) = Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
Diyanet Vakfi = Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
Edip Yüksel = Yoksa melekleri, onların gözü önünde dişi olarak mı yarattık?
Elmalılı Hamdi Yazır = Yoksa biz Melâikeyi dişi yaratmışız da onlar şâhid mi bulunuyorlarmış?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yoksa Biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?»
Gültekin Onan = Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
Harun Yıldırım = Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
Hasan Basri Çantay = Yoksa biz melekleri dişi yaratdık da onlar (buna) şâhid midirler?
Hayrat Neşriyat = Yoksa melekleri dişiler olarak yarattık da, onlar (buna) şâhid olan kimseler miydi?
İbni Kesir = Yoksa, Biz, melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahid miydiler?
Kadri Çelik = Yoksa onlar şahitlik etmekteyken, biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
Muhammed Esed = Yoksa melekleri dişi yarattık da o (meleklere ilahlık isnad ede)nler bunu gördüler mi?
Mustafa İslamoğlu = Yoksa melekleri dişiler olarak yarattık da, buna onlar mı tanık oldular?"
Ömer Nasuhi Bilmen = (149-150) Şimdi onlara sor, «Rabbin için kızlar ve onlar içinse oğullar mı var? Yoksa melekleri dişiler olarak mı yarattık? Onlar da şahitler mi idiler?»
Ömer Öngüt = "Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da, onlar o zaman buna şâhit mi idiler?"
Şaban Piriş = Yoksa bizim melekleri dişi olarak yarattığımıza mı şahitlik ettiler?
Sadık Türkmen = Yoksa, biz melekleri dişi olarak mı yarattık, onların şahit oldukları bir sırada?
Seyyid Kutub = Yoksa biz melekleri kız olarak yaratırken onlar yanında mıydı?
Suat Yıldırım = Yoksa Biz melekleri dişi yaratmışız da onlar buna şahit mi olmuşlar?
Süleyman Ateş = Yoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)?
Tefhim-ul Kuran = Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken, biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
Ümit Şimşek = Veya Biz melekleri dişi yarattık da onlar buna tanık mı oldular?
Yaşar Nuri Öztürk = Yoksa biz, melekleri, bunların tanıklık ettikleri bir sırada, dişiler olarak mı yarattık?
İskender Ali Mihr = Yoksa melekleri, Biz dişi olarak yarattık da onlar şahit mi oldular?
İlyas Yorulmaz = Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da, onlar bu yaratmamıza şahit mi oldular?
أَلَا إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
Sâffât / 151 -
E lâ innehum min ifkihim le yekûlûn(yekûlûne).
Diyanet İşleri = (151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Haberin olsun ki şüphe yok, onlar, bu sözü uydurup söylemedeler.
Abdullah Parlıyan = İyi bilin ki, onlar kendi iftiraları olarak.
Adem Uğur = Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
Ahmed Hulusi = Dikkat edin, muhakkak ki onlar iftira atarak şöyle derler:
Ahmet Tekin = Öyle mi? Kesinlikle yalan ve iftiralarından böyle söylüyorlar?'
Ahmet Varol = İyi bilin ki onlar kendi uydurmalarıyla diyorlar ki:
Ali Bulaç = Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
Ali Fikri Yavuz = Haberin olsun ki, onlar, uydurmalarından dolayı şöyle derler:
Ali Ünal = İyi bilin ki, iftira ederek diyorlar,
Bayraktar Bayraklı = Dikkat ediniz, kesinlikle onlar yalan uydurup duruyorlar.
Bekir Sadak = (151-15) 2 Dikkat edin; dogrusu onlar yalan uydurup soyluyorlar, «Allah dogurdu» diyorlar. Onlar suphesiz yalancidirlar.
Celal Yıldırım = (151-152) Haberiniz olsun ki, onlar cidden yalan uydurmalarından, «Allah doğurdu» diyorlar ve gerçekten onlar yalancılardır.
Cemal Külünkoğlu = (151-152) Dikkat edin! Onlar, iftiralarının bir eseri olarak: “Allah çocuk doğurdu” diyorlar. Onlar, hiç şüphesiz yalancıdırlar.
Diyanet İşleri (eski) = (151-152) Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, 'Allah doğurdu' diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Diyanet Vakfi = (151-152) Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar; «Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Edip Yüksel = Aslında onlar uydurdukları yüzünden diyorlar ki:
Elmalılı Hamdi Yazır = Ha!.. onlar şübhesiz ki yalancıdırlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ha!.. Onlar şüphesiz uydurdukları iftiralardan dolayı;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (151-152) Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı; «Allah doğurdu» derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Gültekin Onan = Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
Harun Yıldırım = Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
Hasan Basri Çantay = (151-52) Haberin olsun ki onlar hakıykaten yalan söyleyerek, her halde, «Allah doğurdu» derler! Onlar elbette yalancıdırlar.
Hayrat Neşriyat = (151-152) Dikkat edin! Muhakkak ki onlar, iftirâları yüzünden 'Allah doğurdu' diyorlar; şübhe yok ki onlar gerçekten yalancıdırlar.
İbni Kesir = İyi bilin ki; gerçekten onlar, iftiralarından ötürü şöyle diyorlar:
Kadri Çelik = Dikkat edin! Gerçekten onlar, iftiralarından ötürü (şöyle) diyorlar…
Muhammed Esed = Bazı insanlar tamamen sahte ve yalan(a olan temayüllerin)den dolayı,
Mustafa İslamoğlu = Bakın, işte bu tiplerin iftiraya düşkünlüklerinden dolayı ısrarla dedikleri şudur:
Ömer Nasuhi Bilmen = (151-152) Agâh ol, şüphe yok ki, onlar iftiralarından dolayı elbette derler ki; «Allah doğurdu!» Ve şüphe yok ki, onlar elbette yalancı kimselerdir.
Ömer Öngüt = Dikkat edin! Gerçekten onlar uydurmalarından dolayı diyorlar ki:
Şaban Piriş = (151-152) Bak, onlar nasıl da uydurarak, “Allah’ın oğlu oldu” diyorlar. Gerçekten onlar yalancıdırlar.
Sadık Türkmen = Iyi bilin ki, onlar iftira ederek şöyle söylüyorlar:
Seyyid Kutub = Dikkat edin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki:
Suat Yıldırım = (151-152) Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek "Allah doğurdu" derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.
Süleyman Ateş = İyi bilin, onlar iftirâları yüzünden diyorlar ki:
Tefhim-ul Kuran = Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
Ümit Şimşek = (151-152) Bilin ki 'Allah çocuk sahibi oldu' demeleri de onların kendi uydurmalarındandır. Hiç şüphe yok ki onlar yalancılardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Dikkat edin, onlar, iftiralarının bir eseri olarak mutlaka şöyle diyecekler:
İskender Ali Mihr = Yalanlarından dolayı mutlaka (şöyle, şöyle) diyenler kesinlikle onlar değil mi?
İlyas Yorulmaz = Dikkat et! Onlar iftira atmaktan başka bir şey söylemiyorlar.
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Sâffât / 152 -
Veledallâhu ve innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Diyanet İşleri = (151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Allah doğurdu demedeler ve şüphe yok ki onlar, yalancıdır elbet.
Abdullah Parlıyan = Allah doğurdu derler. Hayır, onlar elbette yalancıdırlar.
Adem Uğur = Allah doğurdu diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Ahmed Hulusi = "Allâh doğurdu (Allâh'ın oğlu dediler)! Muhakkak ki onlar kesinlikle yalancılardır!"
Ahmet Tekin = 'Allah babadır, oğlu vardır' diyorlar. Onlar kesinlikle, hâlâ yalanlarına yalan katmaya devam ediyorlar.
Ahmet Varol = 'Allah doğurdu.' Onlar kesinlikle yalan söylemektedirler.
Ali Bulaç = "Allah doğurdu." Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.
Ali Fikri Yavuz = “- Allah doğurdu.” Mühahakkak ki onlar (sözlerinde) yalancıdırlar.
Ali Ünal = “Allah çocuk edindi.” Hiç şüphesiz yalancıdır onlar.
Bayraktar Bayraklı = “Allah doğurdu” diyorlar. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.
Bekir Sadak = (151-15) 2 Dikkat edin; dogrusu onlar yalan uydurup soyluyorlar, «Allah dogurdu» diyorlar. Onlar suphesiz yalancidirlar.
Celal Yıldırım = (151-152) Haberiniz olsun ki, onlar cidden yalan uydurmalarından, «Allah doğurdu» diyorlar ve gerçekten onlar yalancılardır.
Cemal Külünkoğlu = (151-152) Dikkat edin! Onlar, iftiralarının bir eseri olarak: “Allah çocuk doğurdu” diyorlar. Onlar, hiç şüphesiz yalancıdırlar.
Diyanet İşleri (eski) = (151-152) Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, 'Allah doğurdu' diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Diyanet Vakfi = (151-152) Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar; «Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Edip Yüksel = 'ALLAH doğurdu.' Onlar yalancıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = «Allah doğurdu» derler ve elbette bunlar yalancıdırlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah doğurdu, derler. Ve bunlar gerçekten yalancıdırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (151-152) Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı; «Allah doğurdu» derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
Gültekin Onan = "Tanrı doğurdu." Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.
Harun Yıldırım = "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
Hasan Basri Çantay = (151-52) Haberin olsun ki onlar hakıykaten yalan söyleyerek, her halde, «Allah doğurdu» derler! Onlar elbette yalancıdırlar.
Hayrat Neşriyat = (151-152) Dikkat edin! Muhakkak ki onlar, iftirâları yüzünden 'Allah doğurdu' diyorlar; şübhe yok ki onlar gerçekten yalancıdırlar.
İbni Kesir = Allah doğurdu. Hiç şüphesiz onlar yalancılardır.
Kadri Çelik = “Allah doğurdu (diye iftirada bulunuyorlar).” Onlar hiç şüphesiz yalan söyleyenlerdir.
Muhammed Esed = "Allah (bir erkek çocuk) doğurdu" diyorlar; onlar elbette yalan söylüyorlar;
Mustafa İslamoğlu = "Allah doğurdu!" Onlar var ya onlar, kesinlikle yalan söylüyorlar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (151-152) Agâh ol, şüphe yok ki, onlar iftiralarından dolayı elbette derler ki; «Allah doğurdu!» Ve şüphe yok ki, onlar elbette yalancı kimselerdir.
Ömer Öngüt = "Allah doğurdu. " Hiç şüphesiz ki onlar yalancıdırlar.
Şaban Piriş = (151-152) Bak, onlar nasıl da uydurarak, “Allah’ın oğlu oldu” diyorlar. Gerçekten onlar yalancıdırlar.
Sadık Türkmen = “Allah çocuk sahibi oldu” (diyorlar). Elbette onlar, muhakkak yalancıdırlar!
Seyyid Kutub = Allah doğurdu onlar elbette yalancıdırlar.
Suat Yıldırım = (151-152) Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek "Allah doğurdu" derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.
Süleyman Ateş = "Allâh doğurdu." Onlar elbette yalancıdırlar.
Tefhim-ul Kuran = «Allah doğurdu.» Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.
Ümit Şimşek = (151-152) Bilin ki 'Allah çocuk sahibi oldu' demeleri de onların kendi uydurmalarındandır. Hiç şüphe yok ki onlar yalancılardır.
Yaşar Nuri Öztürk = "Allah doğurdu!" Vallahi onlar yalancıdırlar.
İskender Ali Mihr = "Allah doğurdu." Muhakkak ki onlar, kesinlikle yalan söyleyenlerdir.
İlyas Yorulmaz = Allah doğurdu dediler. Onlar gerçekten çok yalancıdırlar.
أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
Sâffât / 153 -
Astafel benâti alâl benîn(benîne).
Diyanet İşleri = Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?
Abdulbaki Gölpınarlı = Oğulları bırakmış da kızları mı seçmiş?
Abdullah Parlıyan = Hâşâ! Allah kızları, oğullara tercih etmiş, öyle mi?
Adem Uğur = Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
Ahmed Hulusi = (Allâh) kızları oğullara tercih mi etmiş?
Ahmet Tekin = Allah kızları oğullara tercih mi etmiş?'
Ahmet Varol = O (Allah), kızları oğlanlara tercih mi etti?
Ali Bulaç = (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
Ali Fikri Yavuz = (Yoksa Allah), kızları oğullara tercih mi etmiş?
Ali Ünal = Sanki Allah, (bir de cinsiyet ayırımı yapmış da) kızları erkeklere tercih mi etmiş?
Bayraktar Bayraklı = Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş?
Bekir Sadak = Allah kizlari, ogullara tercih mi etmis?
Celal Yıldırım = (Hâşâ Allah), kızları oğullara tercîh etmiş, öyle mi ?
Cemal Külünkoğlu = (Yoksa Allah) kızları erkeklere tercih mi etti?
Diyanet İşleri (eski) = Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
Diyanet Vakfi = Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
Edip Yüksel = Kızları erkeklere mi tercih etti?
Elmalılı Hamdi Yazır = Kızları oğullara tercih mi etmiş?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
Gültekin Onan = (Tanrı,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
Harun Yıldırım = Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
Hasan Basri Çantay = Kızları oğullara tercih mi etmiş O?!
Hayrat Neşriyat = (O,) kızları oğullara tercih mi etmiş?
İbni Kesir = (Allâh) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş?
Kadri Çelik = (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
Muhammed Esed = "O, kızları oğlanlara tercih etmiştir!" (sözleri de yalandır.)
Mustafa İslamoğlu = Allah, kızları oğlanlara tercih mi etmiş?
Ömer Nasuhi Bilmen = Kızları oğullar üzerine tercih mi etmiş?
Ömer Öngüt = Allah kızları oğullara tercih mi etmiş?
Şaban Piriş = (Güya) Allah, kızları erkeklere tercih etmiş.
Sadık Türkmen = Ne! o, kızları oğullara tercih mi etmiş?
Seyyid Kutub = Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş?
Suat Yıldırım = Allah kızları oğullara tercih mi etmiş?
Süleyman Ateş = (Allâh) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş?
Tefhim-ul Kuran = (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
Ümit Şimşek = Allah kızları erkek çocuklara tercih mi etti?
Yaşar Nuri Öztürk = Allah, kızları oğlanlara tercih mi etmiş?
İskender Ali Mihr = (Allah), kızları oğlanlara tercih (mi) etti?
İlyas Yorulmaz = Kızları oğlanlar üzerine tercih etti ha!
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Sâffât / 154 -
Mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne).
Diyanet İşleri = Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!
Abdulbaki Gölpınarlı = Ne oluyor size, nasıl da hükmediyorsunuz?
Abdullah Parlıyan = Ey kâfirler ne oluyor size, ne biçim karar veriyorsunuz?
Adem Uğur = Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
Ahmed Hulusi = Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Ahmet Tekin = Bir bildiğiniz mi var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Ahmet Varol = Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz!
Ali Bulaç = Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Ali Fikri Yavuz = Ne oluyor size, nasıl (bu kadar kötü) hüküm veriyorsunuz?
Ali Ünal = Ne oluyor size? Nasıl böyle hükümler veriyorsunuz?
Bayraktar Bayraklı = Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Bekir Sadak = Ne oluyorsunuz? Ne bicim hukmediyorsunuz?
Celal Yıldırım = Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz ?!
Cemal Külünkoğlu = (154-155) Size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz?
Diyanet İşleri (eski) = Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Diyanet Vakfi = (154-156) Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Edip Yüksel = Size ne oldu, nasıl karar veriyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır = Nah sizlere! nasıl hukmediyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Nah sizlere! Nasıl hükmediyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
Gültekin Onan = Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Harun Yıldırım = Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
Hasan Basri Çantay = Ne oluyor size? (Buna) nasıl hükmediyorsunuz?
Hayrat Neşriyat = Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
İbni Kesir = Ne oluyor size, nasıl hükmediyorsunuz?
Kadri Çelik = Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Muhammed Esed = Ne oluyor size, ne biçim karar veriyorsunuz?
Mustafa İslamoğlu = Ne oluyor size, nasıl böyle hüküm verebiliyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz?»
Ömer Öngüt = Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Şaban Piriş = Size ne oluyor? Nasıl hüküm verebiliyorsunuz?
Sadık Türkmen = Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz öyle?
Seyyid Kutub = Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Suat Yıldırım = Ne olmuş size, aklınızı mı kaybettiniz? Ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle!
Süleyman Ateş = Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Tefhim-ul Kuran = Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Ümit Şimşek = Ne oluyor size? Nasıl böyle bir yargıya varıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = Ne oluyor size, o nasıl hüküm veriyorsunuz?
İskender Ali Mihr = Size ne oluyor? Nasıl (böyle) hüküm veriyorsunuz?
İlyas Yorulmaz = Siz nasıl böyle bir hüküm veriyorsunuz?
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Sâffât / 155 -
E fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Diyanet İşleri = Hiç düşünmüyor musunuz?
Abdulbaki Gölpınarlı = Öğüt almaz mısınız hâlâ?
Abdullah Parlıyan = İyice düşünmez misiniz?
Adem Uğur = Hiç düşünmüyor musunuz?
Ahmed Hulusi = Hatırlayıp düşünemiyor musunuz?
Ahmet Tekin = Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
Ahmet Varol = Düşünüp öğüt almaz mısınız?
Ali Bulaç = Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz?
Ali Fikri Yavuz = (Allah’ın evlâd edinmekten münezzeh olduğunu) hiç de mi düşünmezsiniz?
Ali Ünal = Siz hiç düşünmez, hiç sağlıklı değerlendirme yapmaz mısınız?
Bayraktar Bayraklı = Hiç düşünmüyor musunuz?
Bekir Sadak = Hic dusunmez misiniz?
Celal Yıldırım = İyice düşünmez misiniz?
Cemal Külünkoğlu = (154-155) Size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz?
Diyanet İşleri (eski) = Hiç düşünmez misiniz?
Diyanet Vakfi = (154-156) Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Edip Yüksel = Öğüt almaz mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır = Hiç de mi düşünmezsiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hiç mi düşünmezsiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hiç düşünmüyor musunuz?
Gültekin Onan = Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz?
Harun Yıldırım = Hiç düşünmüyor musunuz?
Hasan Basri Çantay = Hiç de mi düşünmezsiniz?
Hayrat Neşriyat = Hiç ibret almıyor musunuz?
İbni Kesir = Hiç düşünmüyor musunuz?
Kadri Çelik = Hiç mi hatırlayıp kendinize gelmiyorsunuz?
Muhammed Esed = Hiç düşünmüyor musunuz?
Mustafa İslamoğlu = Hiç mi düşünmüyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Hiç düşünüvermez misiniz?»
Ömer Öngüt = Hiç düşünmüyor musunuz?
Şaban Piriş = Hiç düşünmüyor musunuz?
Sadık Türkmen = Artık hiç düşünüp öğüt almıyor musunuz?
Seyyid Kutub = Hiç mi düşünmüyorsunuz?
Suat Yıldırım = Hâla düşünüp Allah’ın bundan münezzeh olduğunu anlamayacak mısınız?
Süleyman Ateş = Hiç mi düşünmüyorsunuz?
Tefhim-ul Kuran = Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz?
Ümit Şimşek = Hiç düşünmüyor musunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz?
İskender Ali Mihr = Hâlâ tezekkür etmeyecek misiniz?
İlyas Yorulmaz = Hiç düşünmüyor musunuz?
أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُّبِينٌ
Sâffât / 156 -
Em lekum sultânun mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Abdulbaki Gölpınarlı = Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
Abdullah Parlıyan = Yoksa iddialarınızı doğrulayacak açık bir deliliniz mi var?
Adem Uğur = Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Ahmed Hulusi = Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
Ahmet Tekin = Yoksa sizin elinizde açık açık bir fermanınız mı var?
Ahmet Varol = Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Ali Bulaç = Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
Ali Fikri Yavuz = Yoksa, sizin (gökten inen) açık bir hüccetiniz, (kitabınız) mı var?
Ali Ünal = Yoksa elinizde kesin bir deliliniz, bir dayanağınız mı var?
Bayraktar Bayraklı = Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Bekir Sadak = Yoksa apacik bir deliliniz mi var?
Celal Yıldırım = Yoksa sizin açık bir belge ve deliliniz mi var ?
Cemal Külünkoğlu = (156-157) Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? Eğer doğru söylüyorsanız, getirin kitabınızı!
Diyanet İşleri (eski) = Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
Diyanet Vakfi = (154-156) Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Edip Yüksel = Yoksa apaçık bir delile mi sahipsiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır = Yoksa sizin için açık bir ferman mı var?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yoksa sizin için açık bir ferman mı var ?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
Gültekin Onan = Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
Harun Yıldırım = Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Hasan Basri Çantay = Yoksa (elinizde) açık bir hüccetiniz mi var?
Hayrat Neşriyat = Yoksa sizin apaçık bir delîliniz mi var?
İbni Kesir = Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Kadri Çelik = Yoksa sizin apaçık olan ispatlı bir deliliniz mi var?
Muhammed Esed = Yoksa (iddialarınızı doğrulayacak) açık bir deliliniz mi var?
Mustafa İslamoğlu = Yoksa elinize apaçık bir belge mi geçti?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Yoksa sizin için apaçık bir hüccet mi var?»
Ömer Öngüt = Yoksa sizin açıkça bir deliliniz mi var?
Şaban Piriş = Yoksa sizin çok açık bir belgeniz mi var?
Sadık Türkmen = Yoksa apaçık bir deliliniz/belgeniz mi var?
Seyyid Kutub = Yoksa sizin açık deliliniz mi var?
Suat Yıldırım = Ne o, yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Süleyman Ateş = Yoksa sizin, (meleklerin, Allâh'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var?
Tefhim-ul Kuran = Yoksa sizin apaçık olan ispatlı bir deliliniz mi var?
Ümit Şimşek = Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Yaşar Nuri Öztürk = Yoksa apaçık bir kanıtınız mı var?
İskender Ali Mihr = Yoksa sizin apaçık bir sultanınız (deliliniz) mi var?
İlyas Yorulmaz = Sizde çok sağlam kanıtlar mı var?
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Sâffât / 157 -
Fe’tû bi kitâbikum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Diyanet İşleri = Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!
Abdulbaki Gölpınarlı = Doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
Abdullah Parlıyan = Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin de görelim!
Adem Uğur = Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
Ahmed Hulusi = Eğer doğru söylüyorsanız bildiğinizi koyun ortaya!
Ahmet Tekin = Doğru söylüyorsanız, kitabınızı getirin.
Ahmet Varol = Eğer doğru söyleyenlerseniz kitabınızı getirin.
Ali Bulaç = Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.
Ali Fikri Yavuz = Doğru söyliyenlerseniz, getirin kitabınızı...
Ali Ünal = Öyle ise, eğer doğruyu söylüyorsanız, haydi çıkarın ortaya (Allah’tan gelmiş olması gereken) o kitabınızı!
Bayraktar Bayraklı = Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getiriniz.
Bekir Sadak = Dogru sozlulerden iseniz, kitabinizi getirin bakalim.
Celal Yıldırım = Doğru kişilerden iseniz haydi kitabınızı getirin (de göreyim).
Cemal Külünkoğlu = (156-157) Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? Eğer doğru söylüyorsanız, getirin kitabınızı!
Diyanet İşleri (eski) = Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
Diyanet Vakfi = Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
Edip Yüksel = Doğruysanız kitabınızı getirin.
Elmalılı Hamdi Yazır = O halde getirin kitabınızı sadıksanız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O halde getirin kitabınızı doğru söylüyorsanız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
Gültekin Onan = Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.
Harun Yıldırım = Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
Hasan Basri Çantay = Öyle ise, eğer (davanızda) doğru söyleyenlerseniz, getirin kitabınızı.
Hayrat Neşriyat = Öyle ise (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, kitâbınızı getirin!
İbni Kesir = Eğer sadıklardan iseniz kitabınızı getirin.
Kadri Çelik = Eğer doğru söyleyenler iseniz, öyleyse getirin kitabınızı.
Muhammed Esed = Eğer doğru söylüyorsanız, kendi kitabınızı getirin!
Mustafa İslamoğlu = Eğer doğru söylüyorsanız, haydi (varsa) kendi kitabınızı getirin!
Ömer Nasuhi Bilmen = «Haydi, eğer siz sâdıklar iseniz kitabınızı getiriveriniz.»
Ömer Öngüt = Eğer doğru sözlü iseniz kitabınızı getirin!
Şaban Piriş = Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin.
Sadık Türkmen = Doğru sözlüler iseniz, kitabınızı getirin öyleyse.
Seyyid Kutub = Eğer doğru iseniz kitabınızı getirin.
Suat Yıldırım = Eğer iddianızda tutarlı iseniz getirin o kitabınızı!
Süleyman Ateş = Eğer doğru iseniz Kitabınızı getirin.
Tefhim-ul Kuran = Eğer doğru söyleyenler iseniz, öyleyse getirin kitabınızı.
Ümit Şimşek = Eğer doğru söylüyorsanız, getirin kitabınızı.
Yaşar Nuri Öztürk = Eğer doğru sözlülerseniz, hadi getirin kitabınızı!
İskender Ali Mihr = Eğer siz sadıklardansanız, o taktirde kitabınızı getirin.
İlyas Yorulmaz = Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, elinizdeki yazılı kanıtları getirin.
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Sâffât / 158 -
Ve cealû beynehu ve beynel cinneti nesebâ(neseben), ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarûn(muhdarûne).
Diyanet İşleri = Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onunla cinler arasında bir akrabalık uydurmadalar ve andolsun ki cinler de onun tapısına götürüleceklerini, orada hazır bulunacaklarını bilmişlerdir.
Abdullah Parlıyan = O inkârcılar, Allah ile cinler arasında soy birliği olduğunu ileri sürdüler. Halbuki cinler de bilirler ki, yakalanıp hesaba çekilecekler veya cinler de, Allah ile cinler arasında soybirliği uyduranların, yakalanıp azaba getirileceklerini bilirler.
Adem Uğur = Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Ahmed Hulusi = O'nunla (Allâh ile) cinler (normal insan duyularının algılayamadığı bilinçli varlıklar) arasında bir bağ oluşturdular! (Onlara Allâh dûnunda tanrısallık atfettiler). . . Andolsun cinler de bilir ki, muhakkak onlar muhdarîndir (zorunlu olarak huzurda hazır tutulacaklardır)!
Ahmet Tekin = Allah ile görünmeyen varlıklar, melekler ve cinler arasında da bir hısımlık, bir akrabalık uydurdular. Andolsun melekler ile cinler de, onların hesap yerine ihzarlı getirileceklerini bilirler.
Ahmet Varol = Onlar O'nunla cinler arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun ki, cinler de onların (azaba) getirileceklerini bilmişlerdir.
Ali Bulaç = Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
Ali Fikri Yavuz = Bir de Mekke kâfirleri, Allah ile cinler (melekler) arasında tuttular bir hısımlık uydurdular. Gerçekten cinler bilirler ki, onlar yakalanıb cehenneme götürüleceklerdir.
Ali Ünal = Bir de, (cinlere tapma gerekçesi olarak) Allah ile cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Oysa cinler bilirler ki, (kendileri ile Allah arasında sadece Rab–kul münasebeti vardır ve) onlar yargılanmak üzere Allah’ın huzuruna çıkarılacaklardır.
Bayraktar Bayraklı = Allah ile, görünmeyen varlıklar arasında bir soy bağı kurdular. Oysa görünmeyen varlıklar, müşriklerin cehenneme hazır edilecekler olduğunu bilmektedirler.[475]
Bekir Sadak = Allah'la cinler arasinda da bir soy bagi icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin hesap yerine goturuleceklerini bilirler.
Celal Yıldırım = Bunlar, Allah ile cinler arasında bir de hısımlık uydurdular. Halbuki cinler de onların mutlaka azaba hazır duruma getirileceklerini bilmektedirler.
Cemal Külünkoğlu = (158-159) Allah'la cinler arasında soy bağı uydurdular. Andolsun cinler de, kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler. Hâşâ! Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan uzaktır.
Diyanet İşleri (eski) = Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Diyanet Vakfi = Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Edip Yüksel = Hatta O'nunla cinler arasında bir akrabalık uydurdular. Halbuki cinler sorguya çekileceklerini bilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir de onunla Cinler beyninde bir neseb uydururlar. Celâlim hakkı için Cinler bilirler ki onlar ihzar olunacaklardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir de Allah ile cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Andolsun cinler bilirler ki onlar huzura celbedileceklerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
Gültekin Onan = Onlar, kendisiyle (Tanrı ile) cinler arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
Harun Yıldırım = Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Hasan Basri Çantay = Bir de Onunla cinler arasında bir hısımlık uydurdular. Andolsun ki bizzat cinler dahi onların behemehal (cehenneme) ihzaaren getirileceklerini (pek iyi) bilmiş (ler) dir.
Hayrat Neşriyat = Bir de (Allah’ın) kendisi ile cinler arasında bir neseb (bağı) uydurdular. And olsun cinler de bilirler ki, gerçekten onlar (bu sözü uyduranlar) elbette (o gün Cehennemde) hazır bulundurulacak olan kimselerdir.
İbni Kesir = O'nunla cinnler arasında bir neseb bağı uydurdular. Andolsun ki; cinnler de, onların götürüleceklerini bilmektedirler.
Kadri Çelik = Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı kurdular. Oysa cinler de onların (putperestlerin) gerçekten (azap için) hazır bulundurulacaklar olduğunu bilmişlerdir.
Muhammed Esed = Bazıları da Allah ile bütün görünmez varlık türleri arasında bir yakınlık uydurdular; oysa bu görünmez varlıklar (da) pekala bilir ki, onlar, (bu şekilde Allah'a isnadda bulunanlar,) mutlaka (Hesap Günü O'nun huzurunda) yargılanacaklardır:
Mustafa İslamoğlu = Bir de O'nunla görünmez ve ruhani varlıklar arasında bir soy bağı vehmettiler, oysa bu görünmez ve ruhani varlıklar da bilirler ki, onlar kesinlikle yargılanacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve bir de O'nunla cinler arasında bir neseb (iddiasında) bulundular. Andolsun ki, cinler bilmişlerdir ki, elbette onlar (cehenneme) ihzar edilmiş kimselerdir.
Ömer Öngüt = Bir de O'nunla cinler arasında bir nesep bağı uydurdular. Andolsun ki cinler de bilirler ki, onlar götürüleceklerdir.
Şaban Piriş = Allah ile cinler arasında bir soy bağı icat ettiler. Cinler de elbette hesaba çekilebileceklerini biliyorlar.
Sadık Türkmen = Allah ile melekler arasında bir soy bağı uydurdular! Ant olsun ki, melekler de Allah’ın huzuruna çıkartılacaklarını bilirler.
Seyyid Kutub = Allah'la cinler arasında soy bağı uydurdular. Andolsun cinler de, kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Suat Yıldırım = Bir de tutup Allah ile melekler arasında bir soy bağı uydurdular! Ama o melekler, bunu iddia eden müşriklerin yargılanıp cehenneme tıkılacaklarını pek iyi bilirler.
Süleyman Ateş = Allâh ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divâna) getirileceklerini bilmişlerdir.
Tefhim-ul Kuran = Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
Ümit Şimşek = Bir de Allah ile cinler arasında nesep bağı uydurdular. Oysa cinler de biliyor ki, onlar toplanıp Allah'ın huzuruna sevk edileceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah'la cinler arasında bir nesep oluşturdular. Yemin olsun, cinler de bilmiştir kendilerinin Allah huzuruna mutlaka getirileceklerini/cinler de bilmiştir, bunların Allah'ın huzuruna mutlaka çıkarılacaklarını.
İskender Ali Mihr = Ve Allah ile cinler arasında neseb (soybağı) kıldılar (uydurdular). Ve andolsun ki cinler, (cehennemde) mutlaka hazır bulundurulacaklarını biliyorlardı.
İlyas Yorulmaz = Onlar, Allah ile mahiyetlerini bilmedikleri cinler (melekler) arasında nesep (akrabalık) bağı oluşturdular. Ama o cinler (melekler), Rablerinin karşısına hesap vermek için getirileceklerini bilmekteler.
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Sâffât / 159 -
Subhânallâhi ammâ yasifûn(yasifûne).
Diyanet İşleri = Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yücedir, münezzehtir vasfettiklerinden.
Abdullah Parlıyan = Çünkü Allah, insanların iddia ve isnad ettikleri her türlü tasavvurun üstünde, ötesinde ve sonsuz yüceliktedir.
Adem Uğur = Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
Ahmed Hulusi = Allâh onların vasıflandırmalarından münezzehtir!
Ahmet Tekin = Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir, yücedir.
Ahmet Varol = Allah onların nitelemelerinden münezzehtir.
Ali Bulaç = Onların nitelendirdiklerinden Allah yücedir.
Ali Fikri Yavuz = Allah, onların isnad ettikleri bütün noksan vasıflardan münezzehtir.
Ali Ünal = Allah, onların bu şekildeki nitelemelerinin tamamından mutlak manâda münezzehtir.
Bayraktar Bayraklı = Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.
Bekir Sadak = Allah onlarin vasiflandirmalarindan munezzehtir.
Celal Yıldırım = Allah, onların iddia ve isnad ettikleri sıfatlardan yücedir, münezzehtir.
Cemal Külünkoğlu = (158-159) Allah'la cinler arasında soy bağı uydurdular. Andolsun cinler de, kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler. Hâşâ! Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan uzaktır.
Diyanet İşleri (eski) = Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Diyanet Vakfi = Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
Edip Yüksel = ALLAH onları yakıştırmalarından çok Yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Münezzeh sübhan o Allah onların isnad ettikleri vasıflardan
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Gültekin Onan = Onların nitelendirdiklerinden Tanrı yücedir.
Harun Yıldırım = Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
Hasan Basri Çantay = Allah, onların isnâd edegeldiklerinden yücedir, münezzehdir.
Hayrat Neşriyat = Allah, (onların) vasıflandırmakta oldukları şeylerden pek münezzehtir!
İbni Kesir = Allah, onların nitelendirdiklerinden münezzehtir.
Kadri Çelik = Onların nitelendirmekte olduklarından Allah yücedir.
Muhammed Esed = (çünkü) Allah, insanların geliştirdiği her türlü tasavvurun üstünde, sonsuz yüceliktedir.
Mustafa İslamoğlu = Yüceler yücesi olan Allah, onların her türlü tasavvur ve tanımlarının çok çok ötesindedir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Allah Teâlâ, onların tavsif ettiklerinden münezzehtir.
Ömer Öngüt = Allah onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir.
Şaban Piriş = Allah, onların vasıflandırdıkları şeylerden uzaktır.
Sadık Türkmen = Allah onların nitelendirmelerinden münezzehtir!
Seyyid Kutub = Haşa! Allah, onların taktıkları sıfatlardan münezzehtir.
Suat Yıldırım = Ve şöyle derler: "Allah onların iddia ettikleri şeylerden münezzehtir, çok yücedir."
Süleyman Ateş = Hâşâ Allâh, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir.
Tefhim-ul Kuran = Onların nitelendirmekte olduklarından Allah yücedir.
Ümit Şimşek = Onların yakıştırdıkları şeylerden Allah münezzehtir.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah arınmıştır bunların nitelemelerinden.
İskender Ali Mihr = Allah, onların vasıflandırmalarından (zanlarından) Sübhan’dır (münezzehtir).
İlyas Yorulmaz = Allah, onların yakıştırdıklarından uzaktır.
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Sâffât / 160 -
İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
Diyanet İşleri = Ancak Allah’ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak ihlâsa eren Allah kulları müstesnâ.
Abdullah Parlıyan = Fakat Allah'ın halis kulları, bu inkârcılar gibi davranıp, Allah'la diğer yaratıkları arasında, soy birliği kurmazlar.
Adem Uğur = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
Ahmed Hulusi = Sadece Allâh'ın ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirilmiş kulları müstesna (gerisi "muhdarîn" olarak anlatılan sınıftandır).
Ahmet Tekin = Allah’ı ilâh tanıyan, candan müslüman, hâlis, samimi kulları böyle yakıştırmalarda bulunmazlar.
Ahmet Varol = Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.
Ali Bulaç = Ancak muhlis olan kullar başka.
Ali Fikri Yavuz = Lâkin Allah’ın ihlâs sahibi (mümin) kulları müstesna; (onlar böyle noksan vasıfları söylemezler ve cehennemlik değildirler).
Ali Ünal = Allah’ın ihlâsa erdirilmiş has kulları asla bu türden nitelemelerde bulunmazlar.
Bayraktar Bayraklı = Allah'ın samimi kulları hariç.
Bekir Sadak = Allah'in icten bagli kullari bunlarin disindadir.
Celal Yıldırım = Ancak Allah'ın iyi niyetli, samimi, gösterişten uzak (mü'min) kulları müstesna.
Cemal Külünkoğlu = Allah'a gönülden bağlı olan kullar, bunların yaptıklarından uzaktır.
Diyanet İşleri (eski) = Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
Diyanet Vakfi = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
Edip Yüksel = Kendilerini sadece ALLAH'a adayan kulları hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır = Lâkin Allahın ıhlâs ile seçilen kulları başka
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
Gültekin Onan = Ancak muhlis olan kullar başka.
Harun Yıldırım = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır.
Hasan Basri Çantay = Allahın ihlâsa erdirilmiş kulları bunlar gibi değil.
Hayrat Neşriyat = Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâdır (onlar Cehennemden kurtulurlar ve Allah’a böyle iftirâ etmezler).
İbni Kesir = Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.
Kadri Çelik = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesna.
Muhammed Esed = Allah'ın halis kulları ise böyle (davranmazlar).
Mustafa İslamoğlu = Ancak, inancını saf ve temiz tutma çabasını Allah'ın desteklediği samimi kulları böyle yapmazlar:
Ömer Nasuhi Bilmen = Allah'ın ihlâsa nâil buyurmuş olduğu kulları müstesna. (onlar böyle bir tavsifte bulunmazlar).
Ömer Öngüt = Ancak Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâdır.
Şaban Piriş = Allah’ın ihlaslı kulları hariç (bir yana...)
Sadık Türkmen = Allah’ın temiz olan kulları böyle (iftiracılar gibi) değildir.
Seyyid Kutub = Allah'a gönülden bağlı kullar, bunların dışındadır.
Suat Yıldırım = Ancak Allah’ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz, cehenneme götürülmezler.
Süleyman Ateş = Fakat Allâh'ın temiz kulları hâriç (onlar azâba sokulmayacaklardır).
Tefhim-ul Kuran = Ancak muhlis olan kullar başka.
Ümit Şimşek = Ancak Allah'ın ihlâsa erdirdiği kulları onlardan ayrıdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah'ın samimi, seçkin kulları, bunların yaptıklarından uzaktır.
İskender Ali Mihr = Allah’ın muhlis kulları hariç.
İlyas Yorulmaz = Ancak Allah’ın kulları, Rablerini gereği gibi tanırlar.
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
Sâffât / 161 -
Fe innekum ve mâ ta’budûn(ta’budûne).
Diyanet İşleri = (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de ne siz, ne de kulluk ettikleriniz.
Abdullah Parlıyan = Ey inkârcılar! Ne siz, ne de taptıklarınız
Adem Uğur = Sizler ve taptığınız şeyler!
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki siz ve tapındıklarınız,
Ahmet Tekin = Siz ve taptıklarınız, hâlis kulları inançlarından ve düşüncelerinden ayıramazsınız.
Ahmet Varol = Artık ne siz ne de taptıklarınız;
Ali Bulaç = Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
Ali Fikri Yavuz = (Ey Mekke’liler), siz ve Allah’dan başka taptıklarınız,
Ali Ünal = Size gelince (ey müşrikler), siz ve sizin taptıklarınız,
Bayraktar Bayraklı = (161-163) Sizler ve taptıklarınız, cehenneme girecek olandan başkasını kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız.
Bekir Sadak = (161-16) 3 Sizler ve taptiginiz seyler, cehenneme girecek kimseden baskasini Allah'a karsi azdirici degilsiniz.
Celal Yıldırım = (161-162-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, Cehennem'e girecek olanlar dışında, Allah'a karşı kimseyi azdıracak, baştan çıkartacak değilsiniz.
Cemal Külünkoğlu = (161-163) (Ey inkârcılar!) Artık siz de, tapmakta olduklarınız da kimseyi Allah'a karşı kandırıp yoldan çıkaramazsınız. Siz ancak cehenneme girecek kişiyi (azdırabilirsiniz).
Diyanet İşleri (eski) = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Diyanet Vakfi = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler! Hiçbiriniz, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
Edip Yüksel = Siz ve tapmakta olduklarınız,
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü siz ve taptıklarınız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü siz ve taptıklarınız,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (161-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Gültekin Onan = Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
Harun Yıldırım = Sizler ve taptığınız şeyler!
Hasan Basri Çantay = Ne siz, ne de tapmakda olduklarınız,
Hayrat Neşriyat = (161-162) Artık gerçekten siz ve tapmakta olduklarınız, siz (hiç kimseyi) O’na (Allah’a)karşı fitneye düşürecek kimseler değilsiniz!
İbni Kesir = Muhakkak ki sizler ve taptıklarınız,
Kadri Çelik = Artık siz de tapmakta olduklarınız da.
Muhammed Esed = çünkü ne siz (Allah'a iftirada bulunan)lar, ne de sizin taptıklarınız,
Mustafa İslamoğlu = çünkü ne siz, ne de taptıklarınız;
Ömer Nasuhi Bilmen = (161-162) Artık şüphe yok ki, siz ve ibadet ettiğiniz şeyler O'na karşı (kimseyi) fitneye düşürücüler değilsinizdir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki siz de taptıklarınız da,
Şaban Piriş = Siz ve kulluk ettikleriniz.
Sadık Türkmen = Artık siz de kulluk ettiğiniz/taptığınız şeyler de;
Seyyid Kutub = Ey inkârcılar! Ne siz ne de taptıklarınız.
Suat Yıldırım = (161-163) "Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz."
Süleyman Ateş = (Ey inkârcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,
Tefhim-ul Kuran = Artık siz de, tapmakta olduklarınız da,
Ümit Şimşek = Siz de, taptıklarınız da,
Yaşar Nuri Öztürk = Siz ve kulluk ettiğiniz şeyler,
İskender Ali Mihr = Bundan sonra muhakkak ki siz ve sizin taptıklarınız.
İlyas Yorulmaz = Siz ve kulluk ettikleriniz.
مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
Sâffât / 162 -
Mâ entum aleyhi bi fâtinîn(fâtinîne).
Diyanet İşleri = (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Onları bir sınamaya uğratamazsınız.
Abdullah Parlıyan = kimseyi Allah'a karşı kandırıp, yoldan çıkaramazsınız.
Adem Uğur = Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
Ahmed Hulusi = O'nun aleyhine (kimseyi) ayartıp kandıramazsınız!
Ahmet Tekin = Siz, Allah’a rağmen hâlis kulları inançlarından ve düşüncelerinden ayıramazsınız.
Ahmet Varol = O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyemezsiniz.
Ali Bulaç = O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
Ali Fikri Yavuz = Allah’a karşı kimseyi kandırıb ifsad edemezsiniz.
Ali Ünal = Allah hakkında kimsenin sapmasına sebep olabilecek değilsiniz;
Bayraktar Bayraklı = (161-163) Sizler ve taptıklarınız, cehenneme girecek olandan başkasını kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız.
Bekir Sadak = (161-16) 3 Sizler ve taptiginiz seyler, cehenneme girecek kimseden baskasini Allah'a karsi azdirici degilsiniz.
Celal Yıldırım = (161-162-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, Cehennem'e girecek olanlar dışında, Allah'a karşı kimseyi azdıracak, baştan çıkartacak değilsiniz.
Cemal Külünkoğlu = (161-163) (Ey inkârcılar!) Artık siz de, tapmakta olduklarınız da kimseyi Allah'a karşı kandırıp yoldan çıkaramazsınız. Siz ancak cehenneme girecek kişiyi (azdırabilirsiniz).
Diyanet İşleri (eski) = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Diyanet Vakfi = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler! Hiçbiriniz, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
Edip Yüksel = O'na karşı kimseyi saptıramazsınız.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ona karşı kimseyi meftun edemezsiniz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah'a karşı kimseyi baştan çıkaramazsınız,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (161-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Gültekin Onan = O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
Harun Yıldırım = Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
Hasan Basri Çantay = Siz Onun aleyhinde (hiçbir ferdi) fitneye (ve fesada) sürükleyecek (bir kudretde) değilsinizdir.
Hayrat Neşriyat = (161-162) Artık gerçekten siz ve tapmakta olduklarınız, siz (hiç kimseyi) O’na (Allah’a)karşı fitneye düşürecek kimseler değilsiniz!
İbni Kesir = O'na karşı hiç fitneleyebilecek değilsiniz.
Kadri Çelik = O'na karşı hiç kimseyi fitneye düşürüp yoldan çıkaramazsınız.
Muhammed Esed = hiçbiriniz, kimseyi kendi heves ve ayartmalarınıza boyun eğdiremezsiniz,
Mustafa İslamoğlu = hiç biriniz O'na karşı kimseyi ayartamazsınız;
Ömer Nasuhi Bilmen = (161-162) Artık şüphe yok ki, siz ve ibadet ettiğiniz şeyler O'na karşı (kimseyi) fitneye düşürücüler değilsinizdir.
Ömer Öngüt = O'na karşı kimseyi kandırıp saptıramazsınız.
Şaban Piriş = (162-163) Cehenneme atılacaklardan başka kimseyi yoldan çıkaramazsınız.
Sadık Türkmen = O’na karşı, insanları fitneye düşüremezsiniz,
Seyyid Kutub = Kimseyi Allah'a karşı kandırıp yoldan çıkaramazsınız.
Suat Yıldırım = (161-163) "Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz."
Süleyman Ateş = Kandırıp Allâh'ın yolundan çıkaramazsınız;
Tefhim-ul Kuran = O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek olanlar değilsiniz.
Ümit Şimşek = Ona karşı kimseyi fitneye düşürecek bir güce sahip değilsiniz.
Yaşar Nuri Öztürk = O'na karşı kimseyi fitneye düşüremezsiniz.
İskender Ali Mihr = Onun (Allah’ın) aleyhinde, kimseyi fitneye düşürecek değilsiniz (düşüremezsiniz).
İlyas Yorulmaz = Allah hakkında insanları yanıltacak değilsiniz.
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
Sâffât / 163 -
İllâ men huve sâlil cahîm(cahîmi).
Diyanet İşleri = (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ancak cehenneme girecek kişiyi azdırabilirsiniz.
Abdullah Parlıyan = Ancak cehenneme girecek olanı kandırabilirsiniz.
Adem Uğur = Cehenneme girecek kimseden başkasını.
Ahmed Hulusi = Ancak cehennemî yanışa gidecekler müstesna.
Ahmet Tekin = Kendiliğinden, kaynayan köpüren Cehenneme saldıran kimseleri ayırabilirsiniz.
Ahmet Varol = Ancak cehenneme girecek olan hariç.
Ali Bulaç = Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
Ali Fikri Yavuz = Meğer ki, (Allah’ın ezelî ilminde) cehenneme girecek kimse olsun.
Ali Ünal = Meğer ki o kişi, ille de Kızgın, Alevli Ateş’e girmek istesin.
Bayraktar Bayraklı = (161-163) Sizler ve taptıklarınız, cehenneme girecek olandan başkasını kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız.
Bekir Sadak = (161-16) 3 Sizler ve taptiginiz seyler, cehenneme girecek kimseden baskasini Allah'a karsi azdirici degilsiniz.
Celal Yıldırım = (161-162-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, Cehennem'e girecek olanlar dışında, Allah'a karşı kimseyi azdıracak, baştan çıkartacak değilsiniz.
Cemal Külünkoğlu = (161-163) (Ey inkârcılar!) Artık siz de, tapmakta olduklarınız da kimseyi Allah'a karşı kandırıp yoldan çıkaramazsınız. Siz ancak cehenneme girecek kişiyi (azdırabilirsiniz).
Diyanet İşleri (eski) = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
Diyanet Vakfi = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler! Hiçbiriniz, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
Edip Yüksel = Ancak cehennemde yanacaklar hariç.
Elmalılı Hamdi Yazır = Meğer ki Cahîme saldıran olsun
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Cehenneme saldıran kimseden başkasını.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (161-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Gültekin Onan = Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
Harun Yıldırım = Cehenneme girecek kimseden başkasını.
Hasan Basri Çantay = Meğer ki kendisi cehenneme girecek kimse olsun.
Hayrat Neşriyat = Ancak (kendi ameli ile hak ederek) Cehenneme girecek olan o kimse hâriç.
İbni Kesir = (161-163) Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Kadri Çelik = Ancak cehenneme girecek olanlar müstesna (ki onları yoldan çıkarabilirsiniz).
Muhammed Esed = (kendi ayaklarıyla) yakıcı ateşe koşanlar hariç!
Mustafa İslamoğlu = ancak (göz göre göre) ateşe koşan kimseler hariç.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ancak (kendisini) cehenneme saldıran kimse müstesna.
Ömer Öngüt = Cehenneme girecek kimse hariç.
Şaban Piriş = (162-163) Cehenneme atılacaklardan başka kimseyi yoldan çıkaramazsınız.
Sadık Türkmen = Ancak cehenneme kendi ayakları ile koşanları (düşürürsünüz!)
Seyyid Kutub = Ancak cehenneme girecek olanları kandırırsınız.
Suat Yıldırım = (161-163) "Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz."
Süleyman Ateş = Cehenneme girecek olandan başkasını.
Tefhim-ul Kuran = Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
Ümit Şimşek = Ancak Cehenneme atılacak kimse müstesna.
Yaşar Nuri Öztürk = Cehenneme salınacak olan müstesna.
İskender Ali Mihr = Ama cehenneme girecek olanlar hariç.
İlyas Yorulmaz = Ancak ateşin içine atılacak olanları yanıltabilirsiniz.
وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
Sâffât / 164 -
Ve mâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûm(ma’lûmun).
Diyanet İşleri = (Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve melekler derler ki: Bizden hiçbir fert yoktur ki onun malûm ve muayyen bir makamı olmasın.
Abdullah Parlıyan = Melekler: “Bizim içimizden herkesin belli bir makamı vardır.
Adem Uğur = (Melekler derler ki): 'Bizim her birimizin belli bir makamı vardır.
Ahmed Hulusi = (Melekler der ki:) "Bizden her birimiz için belli bir makam vardır."
Ahmet Tekin = (Cebrail şöyle dedi) “- Bizden (melekler topluluğundan) herkes için belli bir makam vardır, (orada Rabbine ibadet eder).
Ahmet Varol = (Melekler derler ki): 'Bizim her birimizin belli bir makamı vardır.
Ali Bulaç = (Melekler der ki:) "Bizden her birimiz için belli bir makam vardır."
Ali Fikri Yavuz = (Cebrail şöyle dedi) “- Bizden (melekler topluluğundan) herkes için belli bir makam vardır, (orada Rabbine ibadet eder).
Ali Ünal = (Haklarında Allah’ın kızları oldukları iftirasında bulundukları melekler derler ki:) “Bizim her birimizin Allah katında belli bir makamı ve vazifesi vardır.
Bayraktar Bayraklı = Melekler şöyle derler: “Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.”
Bekir Sadak = (164-16) 6 Melekler soyle derler: «Bizim herbirimizin bilinen bir makami vardir. suphesiz biz sira sira duranlariz, suphesiz biz Allah'i tesbih edenleriz.»
Celal Yıldırım = (Melekler), «bizden her birimiz için belli-belirli bir makam vardır.
Cemal Külünkoğlu = (164-166) Melekler derler ki: “Bizim her birimiz için belli bir makam (görev yeri) vardır. Biz orada saflar halinde duranlarız. Bizler elbette O'nun sınırsız şanını yüceltenleriz.”
Diyanet İşleri (eski) = (164-166) Melekler şöyle derler: 'Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz.'
Diyanet Vakfi = (164-166) (Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.
Edip Yüksel = Her birimizin belli bir görevi vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bizden ise her birimiz için bir makamı ma'lûm vardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (164-166) (Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!» derler.
Gültekin Onan = (Melekler der ki:) "Bizden her birimiz için belli bir makam vardır."
Harun Yıldırım = "(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır."
Hasan Basri Çantay = Bizden kimse müstesna olmamak üzere her biri için ma'lûm birer makam vardır.
Hayrat Neşriyat = (Melekler şöyle derler:) 'Bizden bir kimse yoktur ki mutlaka onun için, bilinen bir makam olmasın!'
İbni Kesir = Bizim her birimizin belirli bir makamı vardır.
Kadri Çelik = (Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Muhammed Esed = (Bütün tabiat güçleri Allah'a hamdeder ve şöyle derler:) "İçimizden hiç kimse yoktur ki (Allah tarafından) kendisi için tayin edilmiş bir yere sahip olmasın;
Mustafa İslamoğlu = Hem, (samimi kullar derler) ki: "İçimizde, (Allah tarafından) kendisine bir yer tayin edilmemiş hiç kimse yoktur:
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve bizden ise bir kimse yoktur ki, illâ onun için bir malum makam vardır.
Ömer Öngüt = "Bizden her birimiz için belirli bir makam vardır. "
Şaban Piriş = Biz (meleklerin) her birimizin belli bir mevkisi vardır.
Sadık Türkmen = (melekler der ki): ”Bizim içimizde herkesin belli bir makamı vardır.
Seyyid Kutub = Melekler: «Bizim içimizden herkesin belli makamı vardır.»
Suat Yıldırım = "Bizim her birimizin belli bir makamı ve yeri vardır.
Süleyman Ateş = "Bizden herkesin belli bir makâmı vardır."
Tefhim-ul Kuran = (Melekler der ki:) «Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.»
Ümit Şimşek = Melekler derler ki: 'Herbirimizin belirli bir makamı vardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Bizim, istisnasız herbirimizin bilinen bir makamı vardır.
İskender Ali Mihr = Ve bizden (hiç) kimse yoktur ki, onun bilinen bir makamı olmasın.
İlyas Yorulmaz = Melekler “Bizden, Allah’ın yanında belli bir makamı olanlar var. ”
وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
Sâffât / 165 -
Ve innâ le nahnus sâffûn(sâffûne).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki biz, saf saf dizilmişiz elbet.
Abdullah Parlıyan = Biziz o saf saf dizilenler, biz.
Adem Uğur = Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz.
Ahmed Hulusi = "Muhakkak ki biz, evet biziz o saf saf dizilenler (varlıkta boyutları ve içindekileri meydana getirenler). "
Ahmet Tekin = 'O sâf sâf dizilenler, emir bekleyenler biziz.'
Ahmet Varol = Şüphesiz, o saflar halinde dizilenler biziz.
Ali Bulaç = "Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, (Allah’ın emri karşısında) saf bağlayanlarız.
Ali Ünal = “(O’nun emirlerini alıp yerine getirmek için) sıra sıra dizilip bekleyenleriz biz.
Bayraktar Bayraklı = “Biz saf tutarız.”
Bekir Sadak = (164-16) 6 Melekler soyle derler: «Bizim herbirimizin bilinen bir makami vardir. suphesiz biz sira sira duranlariz, suphesiz biz Allah'i tesbih edenleriz.»
Celal Yıldırım = Ve bizler mutlaka saf saf dururuz,
Cemal Külünkoğlu = (164-166) Melekler derler ki: “Bizim her birimiz için belli bir makam (görev yeri) vardır. Biz orada saflar halinde duranlarız. Bizler elbette O'nun sınırsız şanını yüceltenleriz.”
Diyanet İşleri (eski) = (164-166) Melekler şöyle derler: 'Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz.'
Diyanet Vakfi = (164-166) (Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.
Edip Yüksel = Biz, dizenleriz,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve biz elbette biz o saf dizenleriz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Elbette biziz o saf saf dizilenler, biziz ;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (164-166) (Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!» derler.
Gültekin Onan = "Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz."
Harun Yıldırım = " Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz."
Hasan Basri Çantay = Biziz o saf saf dizilenler mutlak biz.
Hayrat Neşriyat = 'Ve şübhesiz ki, (emrolunacağımız herşey için) saf saf duranlar elbette ancak biziz.'
İbni Kesir = Ve muhakkak ki biz; saf bağlayıp duranlarız.
Kadri Çelik = “O saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Muhammed Esed = biz de (ibadetlerimizde O'nun önünde) saf tutarız;
Mustafa İslamoğlu = evet biziz (emre amade olup) saf saf duranlar, elbette biz;
Ömer Nasuhi Bilmen = (165-166) Ve şüphe yok ki, bizleriz, elbette bizleriz, o saf beste olanlar. Ve muhakkak ki, bizleriz, o tesbih ediciler.
Ömer Öngüt = "O saf saf dizilenler biziz biz!"
Şaban Piriş = Biz, elbette biz dizi dizi olanlarız.
Sadık Türkmen = Şüphesiz biz, saf saf dizilenleriz.
Seyyid Kutub = Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız.
Suat Yıldırım = Saf saf dizilenler biziz.
Süleyman Ateş = "Biziz, o saf saf dizilenler, biz."
Tefhim-ul Kuran = «Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.»
Ümit Şimşek = 'Biz saf saf dizilenleriz.
Yaşar Nuri Öztürk = O saf saf dizilenler elbette biziz.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki biz, mutlaka (Allah’ın huzurunda) saf saf duranlarız.
İlyas Yorulmaz = Ve bizde O’nun huzurunda saf tutanlarız. ”
وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
Sâffât / 166 -
Ve innâ le nahnul musebbihûn(musebbihûne).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz biz (Allah’ı) tespih edip yüceltenleriz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Muhakkak ki biz, (Allah’ı şanına lâyık olmayan şeylerden) tenzih edenleriz.”
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz O'nun sınırsız şanını yücelten biziz, biz.”
Adem Uğur = Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.
Ahmed Hulusi = "Muhakkak ki biz, evet biziz o tespih edenler (işlevlerini yerine getirmek suretiyle kulluğunu ifa edenler {tespihin anlamı}). "
Ahmet Tekin = 'O devamlı tesbih edenler, zikredenler biziz, biz.'
Ahmet Varol = Şüphesiz o tesbih edenler biziz.'
Ali Bulaç = "Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz."
Ali Fikri Yavuz = Ve Muhakkak ki biz, (Allah’ı şanına lâyık olmayan şeylerden) tenzih edenleriz.”
Ali Ünal = “Biz, O’nun her türlü kusurdan ve O’na yakışmayan nitelemelerden mutlak manâda münezzeh bulunduğunu sürekli ilan edenleriz de.”
Bayraktar Bayraklı = “Elbette Allah'ı noksan sıfatlardan uzak tutarız.”
Bekir Sadak = (164-16) 6 Melekler soyle derler: «Bizim herbirimizin bilinen bir makami vardir. suphesiz biz sira sira duranlariz, suphesiz biz Allah'i tesbih edenleriz.»
Celal Yıldırım = Ve şüphesiz bizler durmadan tesbîh ederiz,» (derler).
Cemal Külünkoğlu = (164-166) Melekler derler ki: “Bizim her birimiz için belli bir makam (görev yeri) vardır. Biz orada saflar halinde duranlarız. Bizler elbette O'nun sınırsız şanını yüceltenleriz.”
Diyanet İşleri (eski) = (164-166) Melekler şöyle derler: 'Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz.'
Diyanet Vakfi = (164-166) (Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.
Edip Yüksel = Biz, anıp yüceltenleriz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve biz elbette biz o tesbih edenleriz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = elbette biziz o tesbih edenler, biziz.» Derler
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (164-166) (Melekler): «Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!» derler.
Gültekin Onan = "Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz."
Harun Yıldırım = "Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."
Hasan Basri Çantay = Biziz o tesbîh edenler de mutlak biz.
Hayrat Neşriyat = 'Hem muhakkak ki, tesbîh edenler gerçekten ancak biziz.'
İbni Kesir = Ve muhakkak ki biz; tesbih edenleriz.
Kadri Çelik = “O tesbih edenler de gerçekten biziz.”
Muhammed Esed = ve şüphesiz biz de O'nun sınırsız şanını yüceltiriz!"
Mustafa İslamoğlu = yine biziz (O'nun) yüceliğini dile getirenler, elbet biz!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (165-166) Ve şüphe yok ki, bizleriz, elbette bizleriz, o saf beste olanlar. Ve muhakkak ki, bizleriz, o tesbih ediciler.
Ömer Öngüt = "O tesbih edenler de biziz biz!"
Şaban Piriş = Ve yine biz, tesbih ediciler biziz.
Sadık Türkmen = Elbette biz, tesbih edenleriz.”
Seyyid Kutub = Allah'ı tesbih edenleriz.
Suat Yıldırım = Allah’ı zikredip O’nu tenzih edenler biziz."
Süleyman Ateş = "Biziz, o tesbih edenler, biz."
Tefhim-ul Kuran = «Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.»
Ümit Şimşek = 'Ve biz Allah'ı tesbih edenleriz.'
Yaşar Nuri Öztürk = O durmadan tespih edenler elbette biziz.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki biz, mutlaka (Allah’ı) tesbih edenleriz.
İlyas Yorulmaz = “Biz sürekli Allah’ı tesbih edenlerdeniz” dediler.
وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ
Sâffât / 167 -
Ve in kânû le yekûlûn(yekûlûne).
Diyanet İşleri = (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve kâfirler, gerçekten de diyorlardı.
Abdullah Parlıyan = Gerçi o inkârcı puta tapanlar şöyle diyorlardı:
Adem Uğur = Putperestler şöyle diyorlardı.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki (o müşrikler) şöyle de diyorlardı:
Ahmet Tekin = Müşrikler kesinkes diyorlardı.
Ahmet Varol = Gerçi onlar kesin bir şekilde (şöyle) diyorlardı:
Ali Bulaç = Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu (Peygamberin gelmesinden önce Mekke halkı) şöyle diyorlardı:
Ali Ünal = O müşrikler derlerdi:
Bayraktar Bayraklı = (167-169) Müşrikler, “Öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!” diyorlardı.
Bekir Sadak = (167-16) 9 Putperestler: «Oncekilerde oldugu gibi bizde de bir kitap olsaydi, Allah'in O'na icten baglanan kullari olurduk» derlerdi.
Celal Yıldırım = (167-168-169) Her ne kadar müşrikler, «yanımızda öncekilerden kalma bir kitap bulunsaydı, elbette bizler, Allah'ın hâlis kullarından olurduk» dlyorlardıysa da,
Cemal Külünkoğlu = (167-169) Onlar (inkârcılar) ise şöyle deyip duruyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı elbette biz Allah'ın temiz kulları olurduk.”
Diyanet İşleri (eski) = (167-169) Putperestler: 'Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk' derlerdi.
Diyanet Vakfi = (167-169) Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı.
Edip Yüksel = Diyorlardı ki,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve gerçek, evvel şöyle diyorlardır:
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve gerçek (şu ki, daha) önce şöyle diyorlardı:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (167-169) (Müşrikler) şöyle diyorlardı: «Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.»
Gültekin Onan = Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
Harun Yıldırım = "Putperestler şöyle diyorlardı".
Hasan Basri Çantay = Hakıykat (müşrikler evvelce) şu kat'î sözü söylüyorlardı :
Hayrat Neşriyat = (167-169) Ve (o müşrikler) doğrusu diyorlardı ki: 'Eğer şübhesiz bizim yanımızda(da) öncekiler(e verilenler)den bir kitab olsaydı, (biz de) elbette Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları olurduk.'
İbni Kesir = Onlar her ne kadar şöyle diyor idiyseler de;
Kadri Çelik = Şüphesiz onlar şöyle diyorlardı.
Muhammed Esed = Gerçek şu ki, o (hakikati inkar ede)nler her zaman şöyle derler:
Mustafa İslamoğlu = Ama bir de ısrarla şöyle diyenler var:
Ömer Nasuhi Bilmen = (167-169) Ve elbette ki, (kâfirler, evvelce) diyorlardı ki: «Eğer bizim yanımızda evvelkilerden bir kitap bulunmuş olsa idi. Elbette ki, biz Allah'ın ihlâsa nâil olmuş kullarından olur idik.»
Ömer Öngüt = Onlar diyorlardı ki:
Şaban Piriş = Onlar, şöyle diyorlardı:
Sadık Türkmen = Gerçi onlar şöyle diyorlardı:
Seyyid Kutub = Putperestler şöyle diyorlardı.
Suat Yıldırım = (167-169) Müşrikler önceleri: "Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah’a ibadet eden halis kullarından olurduk."
Süleyman Ateş = Gerçi o(ortak koşa)nlar şöyle diyorlardı:
Tefhim-ul Kuran = Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
Ümit Şimşek = Onlar ise şöyle deyip duruyorlardı:
Yaşar Nuri Öztürk = O inkârcılar şunu da söylüyorlardı:
İskender Ali Mihr = Ve onlar mutlaka, sadece (şöyle) diyorlardı.
İlyas Yorulmaz = Ateşe girenler şöyle söyleyecekler.
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنْ الْأَوَّلِينَ
Sâffât / 168 -
Lev enne indenâ zikran minel evvelîn(evvelîne).
Diyanet İşleri = (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Katımızda evvelkilere âit bir kitap olsaydı.
Abdullah Parlıyan = “Eğer yanımızda evvelkilere gelen kitaplardan bir kitap olsaydı,
Adem Uğur = Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı,
Ahmed Hulusi = "Eğer bizim yanımızda da atalarımızdan bize ulaşmış bir bilgi olsa idi. . . "
Ahmet Tekin = 'Eğer yanımızda, önceki ümmetlerinkine benzer bir kitap olsaydı, biz de hâlis kul olurduk.'
Ahmet Varol = 'Eğer yanımızda öncekiler(e inenler)den bir zikir (kitap) olsaydı,
Ali Bulaç = "Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı."
Ali Fikri Yavuz = “- Eğer yanımızda evvelkilerin kitablarından bir kitab olsaydı,
Ali Ünal = “Bizden önce yaşamış ümmetlerin elinde bulunan Kitap gibi bir Kitap bizde de olsaydı,
Bayraktar Bayraklı = (167-169) Müşrikler, “Öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!” diyorlardı.
Bekir Sadak = (167-16) 9 Putperestler: «Oncekilerde oldugu gibi bizde de bir kitap olsaydi, Allah'in O'na icten baglanan kullari olurduk» derlerdi.
Celal Yıldırım = (167-168-169) Her ne kadar müşrikler, «yanımızda öncekilerden kalma bir kitap bulunsaydı, elbette bizler, Allah'ın hâlis kullarından olurduk» dlyorlardıysa da,
Cemal Külünkoğlu = (167-169) Onlar (inkârcılar) ise şöyle deyip duruyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı elbette biz Allah'ın temiz kulları olurduk.”
Diyanet İşleri (eski) = (167-169) Putperestler: 'Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk' derlerdi.
Diyanet Vakfi = (167-169) Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı.
Edip Yüksel = 'Yanımızda öncekilerden bir uyarı bulunsaydı,'
Elmalılı Hamdi Yazır = eğer yanımızda evvelkilerinkinden bir zikr olsa idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (167-169) (Müşrikler) şöyle diyorlardı: «Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.»
Gültekin Onan = "Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı."
Harun Yıldırım = "Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",
Hasan Basri Çantay = «Eğer nezdimizde evvelki (ümmetlere inen) lerden bir kitab olsaydı»,
Hayrat Neşriyat = (167-169) Ve (o müşrikler) doğrusu diyorlardı ki: 'Eğer şübhesiz bizim yanımızda(da) öncekiler(e verilenler)den bir kitab olsaydı, (biz de) elbette Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları olurduk.'
İbni Kesir = Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir zikir bulunsaydı;
Kadri Çelik = “Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Muhammed Esed = "Eğer atalarımızdan (bu yönde) bir gelenek devralmış olsaydık,
Mustafa İslamoğlu = Eğer geçmiş atalarımızdan bize tevarüs edilen ilahi bir uyarı devralmış olsaydık,
Ömer Nasuhi Bilmen = (167-169) Ve elbette ki, (kâfirler, evvelce) diyorlardı ki: «Eğer bizim yanımızda evvelkilerden bir kitap bulunmuş olsa idi. Elbette ki, biz Allah'ın ihlâsa nâil olmuş kullarından olur idik.»
Ömer Öngüt = "Evvelkilere verildiği gibi bize de kitap verilseydi. "
Şaban Piriş = -Öncekilerden yanımızda bir zikir/kitap olsaydı
Sadık Türkmen = “eğer evvelkilere verilenden bir uyarı yanımızda olsaydı,
Seyyid Kutub = Eğer yanımızda evvelkilere gelen bir uyarı kitabı olsaydı.
Suat Yıldırım = (167-169) Müşrikler önceleri: "Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah’a ibadet eden halis kullarından olurduk."
Süleyman Ateş = "Eğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı."
Tefhim-ul Kuran = «Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı,»
Ümit Şimşek = 'Öncekilerin kitapları gibi bizim de bir kitabımız olsaydı,
Yaşar Nuri Öztürk = "Eğer katımızda öncekilere verilenlerden bir öğüt/bir düşündürücü olsaydı,
İskender Ali Mihr = Keşke bizim yanımızda (elimizde) evvelkilere verilenlerden bir zikir (bir kitap) olsaydı.
İlyas Yorulmaz = “Önceden bizim yanımızda da bir hatırlatıcı (Kur’an) olsaydı. ”
لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
Sâffât / 169 -
Le kunnâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
Diyanet İşleri = (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Elbette biz de ihlâsa eren Allah kulları olurduk.
Abdullah Parlıyan = kesinlikle Allah'ın öz ve temiz kullarından olurduk.”
Adem Uğur = Mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk!.
Ahmed Hulusi = "Elbette biz de Allâh'ın ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirilmiş kulları olurduk. "
Ahmet Tekin = 'Elbette biz de Allah’ı ilâh tanıyan, candan müslüman samimi kullar olurduk.'
Ahmet Varol = Muhakkak biz de Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları olurduk.'
Ali Bulaç = "Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk."
Ali Fikri Yavuz = Herhalde Allah’ın ihlas sahibi kullarından olurduk.”
Ali Ünal = “Hiç kuşkusuz Allah’ın ihlâsa erdirilmiş has kulları olurduk.”
Bayraktar Bayraklı = (167-169) Müşrikler, “Öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!” diyorlardı.
Bekir Sadak = (167-16) 9 Putperestler: «Oncekilerde oldugu gibi bizde de bir kitap olsaydi, Allah'in O'na icten baglanan kullari olurduk» derlerdi.
Celal Yıldırım = (167-168-169) Her ne kadar müşrikler, «yanımızda öncekilerden kalma bir kitap bulunsaydı, elbette bizler, Allah'ın hâlis kullarından olurduk» dlyorlardıysa da,
Cemal Külünkoğlu = (167-169) Onlar (inkârcılar) ise şöyle deyip duruyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı elbette biz Allah'ın temiz kulları olurduk.”
Diyanet İşleri (eski) = (167-169) Putperestler: 'Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk' derlerdi.
Diyanet Vakfi = (167-169) Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı.
Edip Yüksel = 'Kendimizi ALLAH'a adar, sadece O'na kul olurduk.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Her halde Allahın ıhlâs ile seçilmiş kullarından olurduk
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = herhalde Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (167-169) (Müşrikler) şöyle diyorlardı: «Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.»
Gültekin Onan = "Gerçekten bizler de, Tanrı'nın muhlis olan kullarından olurduk."
Harun Yıldırım = "Mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk!" .
Hasan Basri Çantay = «Elbet biz de Allahın ihlâsa erdirilmiş kullarından olurduk».
Hayrat Neşriyat = (167-169) Ve (o müşrikler) doğrusu diyorlardı ki: 'Eğer şübhesiz bizim yanımızda(da) öncekiler(e verilenler)den bir kitab olsaydı, (biz de) elbette Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları olurduk.'
İbni Kesir = Biz de elbet Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları olurduk.
Kadri Çelik = “Biz de elbet Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları olurduk.”
Muhammed Esed = kesinlikle Allah'ın halis kulları olurduk!"
Mustafa İslamoğlu = elbet biz de imanını saf ve temiz tutma çabasını Allah'ın desteklediği halis kullarından olurduk!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (167-169) Ve elbette ki, (kâfirler, evvelce) diyorlardı ki: «Eğer bizim yanımızda evvelkilerden bir kitap bulunmuş olsa idi. Elbette ki, biz Allah'ın ihlâsa nâil olmuş kullarından olur idik.»
Ömer Öngüt = "Elbette Allah'ın ihlâslı kullarından olurduk. "
Şaban Piriş = Elbette Allah’ın ihlaslı kulları olurduk.
Sadık Türkmen = Elbette biz de, Allah’ın temiz olan kullarından olurduk.”
Seyyid Kutub = Elbette biz Allah'ın temiz kulları olurduk.
Suat Yıldırım = (167-169) Müşrikler önceleri: "Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah’a ibadet eden halis kullarından olurduk."
Süleyman Ateş = "Elbette biz, Allâh'ın hâlis kulları olurduk!"
Tefhim-ul Kuran = «Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis kullarından olurduk.»
Ümit Şimşek = 'Biz de Allah'ın ihlâsa erdirdiği kullardan olurduk.'
Yaşar Nuri Öztürk = Elbette biz de Allah'ın samimi kullarından olurduk."
İskender Ali Mihr = (O zaman) mutlaka biz, Allah’ın muhlis kullarından olurduk.
İlyas Yorulmaz = Bizde Allah’ın salih kullarından olurduk.
فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Sâffât / 170 -
Fe keferû bihî, fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Diyanet İşleri = Fakat (kitap gelince) onu inkâr ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken kitap geldi de inanmadılar ona, yakında ne olacaklarını bilecekler.
Abdullah Parlıyan = Fakat onlara kitap gelince, O'nu inkâr edip, gerçekleri örtbas etmiş oldular. Yakında bu hareketlerinin sonunun nasıl olacağını bileceklerdir.
Adem Uğur = İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
Ahmed Hulusi = Şimdiyse hakikat bilgisini inkâr ettiler. . . Yakında anlayacaklar!
Ahmet Tekin = İşte şimdi onu inkâr ettiler, kâfir oldular. Yakında başlarına gelecekleri öğrenecekler.
Ahmet Varol = Şimdi ise onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler.
Ali Bulaç = Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp küfrettiler; yakında bileceklerdir.
Ali Fikri Yavuz = Fakat şimdi onu, (Peygamber’i ve Kur’an’ı) inkâr ettiler. Artık ileride (başlarına gelecek azabı) bileceklerdir.
Ali Ünal = Ama şimdi o Kitabı ret ve inkâr ediyorlar. Elbette bilecek onlar!
Bayraktar Bayraklı = Buna rağmen Kur'ân'ı inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir.
Bekir Sadak = Boyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
Celal Yıldırım = (Kitap indirilince) onu red ve inkâr ettiler. İleride (bu dönekliğin sonunun nereye varacağını) bileceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = Fakat (kitap gelince) onu inkâr ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.
Diyanet İşleri (eski) = Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
Diyanet Vakfi = İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
Edip Yüksel = Böylece onu inkar ettiler; ileride bilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat şimdi ona küfrettiler, artık ileride bilecekler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat şimdi O'nu inkar ettiler, artık ileride bilecekler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
Gültekin Onan = Fakat (kitap gelince) ona küfrettiler; yakında bileceklerdir.
Harun Yıldırım = İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
Hasan Basri Çantay = Şimdi ise ona (inanmayıb) kâfir oldular, ileride (küfürlerinin akıbetini) bileceklerdir ya.
Hayrat Neşriyat = Buna rağmen (Kur’ân gelince) onu inkâr ettiler. Ama (inkârlarının âkıbetini)ileride bilecekler.
İbni Kesir = Sonunda O'na küfrettiler, ama ilerde bileceklerdir.
Kadri Çelik = Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp inkâr ettiler; yakında (neyi inkâr ettiklerini) bileceklerdir.
Muhammed Esed = Ama (işte bu ilahi kelam önlerine konulduğu halde,) onu kabul etmeye yanaşmıyorlar! Ama zamanla (reddettikleri şeyin ne olduğunu) öğreneceklerdir:
Mustafa İslamoğlu = Fakat (vahiy gelince de) onu inkar ettiler; ama zamanı gelince (ne fena yaptıklarını) bilecekler.
Ömer Nasuhi Bilmen = (170-171) Fakat şimdi O'nu inkar ettiler. Artık ileride bileceklerdir. Celâlim hakkı için (peygamber) gönderilmiş kullarım için Bizim bir sözümüz geçmiştir.
Ömer Öngüt = Böyle iken onu inkâr ettiler. Amma ileride bileceklerdir.
Şaban Piriş = Şimdi ise O’nu inkar ettiler. Ama bilecek onlar.
Sadık Türkmen = Fakat, onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler!
Seyyid Kutub = Ancak o uyarıyı inkâr ettiler, yakında inkârlarının sonucunu bileceklerdir.
Suat Yıldırım = Ama şimdi onu red ve inkâr ettiler fakat yakında öğrenirler!
Süleyman Ateş = Ama o uyarıyı inkâr ettiler, yakında (inkâr etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir.
Tefhim-ul Kuran = Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp küfrettiler; yakında bileceklerdir.
Ümit Şimşek = Oysa onlar o kitabı inkâr ettiler! Yakında görecekler.
Yaşar Nuri Öztürk = Fakat ardından onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler.
İskender Ali Mihr = Buna rağmen O’nu (Zikri: Kur’ân-ı Kerim’i) inkâr ettiler. Fakat yakında bilecekler.
İlyas Yorulmaz = Hâlbuki Kur’an’ı ret edip inkar ettiler, sonra bunun karşılığını öğrenecekler.
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
Sâffât / 171 -
Ve lekad sebekat kelimetunâ li ibâdinâl murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki gönderilen kullarımıza şu sözü söylemiştik, şu hükmü takdîr etmiştik.
Abdullah Parlıyan = Çünkü daha önce kullarımız olan elçilere söz vermiştik.
Adem Uğur = Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
Ahmed Hulusi = Andolsun ki irsâl olunan kullarımıza (şu) sözümüz geçerli olmuştur:
Ahmet Tekin = Andolsun, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilmiş kullarımıza, geçmişte verilmiş sözümüz var.
Ahmet Varol = Andolsun, peygamber olarak gönderilenler hakkında şu sözümüz geçmiştir:
Ali Bulaç = Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten elçilikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:
Ali Ünal = (Din’i tebliğ için) gönderilmiş kullarımız hakkındaki hükmümüz çoktan verilmiştir:
Bayraktar Bayraklı = Andolsun, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
Bekir Sadak = And olsun ki, peygamber kullarimiza soz vermisizdir.
Celal Yıldırım = (171-172) And olsun ki, peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımız hakkında şu sözümüz sübut bulup gerçekleşmiştir: «Elbette onlar (peygamberler) yardım göreceklerdir.»
Cemal Külünkoğlu = (171-172) Andolsun ki, peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımız hakkında bizim bir sözümüz vardır (O da): “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
Diyanet İşleri (eski) = And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
Diyanet Vakfi = Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
Edip Yüksel = Elçilikle görevli kullarımız için söz verilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Celâlim hakkı için risaletle gönderilen kullarımız hakkında şu kelimemiz sebkat etmiştir:
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (171-173) Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: «Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir.»
Gültekin Onan = Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Harun Yıldırım = Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
Hasan Basri Çantay = Andolsun ki (peygamber olarak) gönderilen kullarımız hakkında bizim geçmiş sözümüz (vardır):
Hayrat Neşriyat = Celâlim hakkı için, peygamber kullarımız hakkında sözümüz geçmiştir (vardır).
İbni Kesir = Andolsun ki; Bizim, gönderilen kullarımız hakkında sözümüz geçmiştir:
Kadri Çelik = Şüphesiz peygamber olan kullarımız lehine şu sözümüz (hükmümüz) önceden verilmiştir.
Muhammed Esed = çünkü uzun zaman önce kullarımız olan elçilere söz verdik:
Mustafa İslamoğlu = Ama doğrusu, has kullarımız olan elçilerimize geçmişte verilmiş bir sözümüz vardı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (170-171) Fakat şimdi O'nu inkar ettiler. Artık ileride bileceklerdir. Celâlim hakkı için (peygamber) gönderilmiş kullarım için Bizim bir sözümüz geçmiştir.
Ömer Öngüt = Gönderilen peygamber kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
Şaban Piriş = Peygamber olarak gönderilmiş olan kullarımız hakkında hükmümüz verilmiştir.
Sadık Türkmen = Ant olsun ki, gönderilen elçi kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
Seyyid Kutub = Andolsun, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik görevi ile gönderilmiş kullarımıza, geçmişte verilmiş sözümüz var.
Suat Yıldırım = Andolsun, peygamber olarak gönderilenler hakkında şu sözümüz geçmiştir:
Süleyman Ateş = Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Tefhim-ul Kuran = Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Ümit Şimşek = Doğrusu, peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımız hakkında Bizim bir sözümüz vardır:
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun, elçi olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz hükümleşmişti:
İskender Ali Mihr = Ve andolsun ki gönderilen kullarımız için Bizim (daha önce) bir sözümüz geçti (onlara söz vermiştik).
İlyas Yorulmaz = Bizim kullarımız için, elçilerimize daha önceden verilmiş sözlerimiz vardı.
إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنصُورُونَ
Sâffât / 172 -
İnnehum le humul mensûrûn(mensûrûne).
Diyanet İşleri = “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki onlar, elbette yardıma mazhar olacaklardır.
Abdullah Parlıyan = Kendilerine mutlaka yardım edilecektir.
Adem Uğur = Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki onlar, elbette onlar zafere erdirilmişlerdir.
Ahmet Tekin = Onlar, kesinlikle onlar başarıya ulaşacaklar, zafer kazanacaklar.'
Ahmet Varol = Onlar elbette yardım göreceklerdir.
Ali Bulaç = Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Ali Fikri Yavuz = “- Muhakkak onlar (peygamberler), bizzat onlar muzaffer olacaklardır.
Ali Ünal = Onlar, hiç şüphesiz onlardır yardıma mazhar olacaklar.
Bayraktar Bayraklı = Doğrusu, onlar yardım göreceklerdir.
Bekir Sadak = Onlar suphesiz yardim goreceklerdir.
Celal Yıldırım = (171-172) And olsun ki, peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımız hakkında şu sözümüz sübut bulup gerçekleşmiştir: «Elbette onlar (peygamberler) yardım göreceklerdir.»
Cemal Külünkoğlu = (171-172) Andolsun ki, peygamber olarak gönderdiğimiz kullarımız hakkında bizim bir sözümüz vardır (O da): “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
Diyanet İşleri (eski) = Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
Diyanet Vakfi = Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Edip Yüksel = Onlar elbette zafere ulaşacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır = «Onlar elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar (var ya), elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (171-173) Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: «Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir.»
Gültekin Onan = Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Harun Yıldırım = Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Hasan Basri Çantay = «Muhakkak onlar, behemehal onlar mansur (ve muzafferdirler.
Hayrat Neşriyat = Şübhe yok ki onlar, gerçekten kendilerine yardım olunacak kimselerdir.
İbni Kesir = Onlar muhakkak yardım görenlerdir.
Kadri Çelik = Onlar muhakkak yardım görenlerdir.
Muhammed Esed = kendilerine mutlaka yardım edilecektir
Mustafa İslamoğlu = mutlaka kendileri yardıma mazhar olacaklar;
Ömer Nasuhi Bilmen = (172-173) Şüphe yok ki, onlar elbette nusrete nâil olanlar onlardır. Ve muhakkak ki, Bizim ordumuz, elbette galipler olanlar onlardır.
Ömer Öngüt = Mutlaka kendilerine yardım edilecektir.
Şaban Piriş = Onlara mutlaka yardım edilecektir.
Sadık Türkmen = “şüphesiz onlar, yardım görenlerin ta kendileri olacaklardır.
Seyyid Kutub = Mutlaka kendilerine yardım edilecektir.
Suat Yıldırım = (171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.
Süleyman Ateş = "Mutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır."
Tefhim-ul Kuran = Hiç tartışmasız onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Ümit Şimşek = Onlara mutlaka yardım erişecektir.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar, yardım görenlerin ta kendileri olacaklar.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki onlar, mutlaka yardım edilecek olanlardır.
İlyas Yorulmaz = Onlara mutlaka yardım olunacak.
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
Sâffât / 173 -
Ve inne cundenâ le humul gâlibûn(gâlibûne).
Diyanet İşleri = “Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve şüphe yok ki bizim ordumuz, elbette üstündür.
Abdullah Parlıyan = Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.
Adem Uğur = Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Ahmed Hulusi = «Ve şüphesiz bizim ordumuz mutlaka galib geleceklerdir.»
Ahmet Tekin = Bizim kurmaylarımız, bizim ordularımız elbette galip gelecekler.
Ahmet Varol = Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Ali Bulaç = Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
Ali Fikri Yavuz = Ve elbette bizim (mümin) askerlerimiz; muhakkak onlar galib geleceklerdir.”
Ali Ünal = Ve hiç şüphesiz Bizim ordumuzdur, her zaman mutlaka üstün gelenler.
Bayraktar Bayraklı = Ve elbette Bizim askerlerimiz mutlaka onlar galip geleceklerdir.
Bekir Sadak = Bizim ordumuz suphesiz ustun gelecektir.
Celal Yıldırım = «Ve şüphesiz bizim ordumuz mutlaka galib geleceklerdir.»
Cemal Külünkoğlu = “Muhakkak ki bizim ordularımız galip gelecektir.”
Diyanet İşleri (eski) = Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Diyanet Vakfi = Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Edip Yüksel = Bizim ordumuz kesinlikle üstün gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve elbette bizim askerlerimiz mutlak onlar galib geleceklerdir»
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve elbette Bizim askerlerimiz mutlaka onlar galip geleceklerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (171-173) Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: «Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir.»
Gültekin Onan = Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
Harun Yıldırım = Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Hasan Basri Çantay = «Muhakkak bizim ordumuz, her halde onlar galebe edicidirler.
Hayrat Neşriyat = Ve şübhesiz bizim ordumuz (ki elbette) onlar galib gelenlerdir.
İbni Kesir = Ve şüphesiz ki Bizim askerlerimiz; onlar galiblerdir.
Kadri Çelik = Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.
Muhammed Esed = ve (sonunda) galip gelecek olan mutlaka Bizim ordumuz olacaktır.
Mustafa İslamoğlu = elbet sonunda galip gelecek olan da Bizim ordumuz olacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = (172-173) Şüphe yok ki, onlar elbette nusrete nâil olanlar onlardır. Ve muhakkak ki, Bizim ordumuz, elbette galipler olanlar onlardır.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bizim ordumuz galip gelecektir.
Şaban Piriş = Bizim ordularımız galip gelecektir.
Sadık Türkmen = Ve bizim ordularımız, galip gelenlerin ta kendileri olacaktır.”
Seyyid Kutub = Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.
Suat Yıldırım = (171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.
Süleyman Ateş = "Ve gâlip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır!"
Tefhim-ul Kuran = Ve hiç şüphesiz, bizim ordularımız; üstün gelecek olanlar da onlardır.
Ümit Şimşek = Ve üstün gelen, Bizim ordumuz olacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk = Ordularımız, galip gelenlerin ta kendileri olacaklar.
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki gâlip gelecek olanlar, mutlaka Bizim ordularımızdır.
İlyas Yorulmaz = Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecekler diye.
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
Sâffât / 174 -
Fe tevelle anhum hattâ hîn(hînin).
Diyanet İşleri = O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık yüz çevir onlardan bir zamana dek.
Abdullah Parlıyan = Bu sebeple o inkârcılardan, bir süre uzak dur. Onların sözlerine aldırış etme.
Adem Uğur = Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
Ahmed Hulusi = Artık bir süre onlardan yüz çevir!
Ahmet Tekin = Onun için sen, başlarına gelecek sıkıntılarla karşılaşıncaya kadar, onlardan uzak dur.
Ahmet Varol = Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Bulaç = Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Fikri Yavuz = Onun için bir zamana kadar o kâfirlerden yüz çevir (Rasûlüm).
Ali Ünal = Dolayısıyla, bir süre aldırma onlara ve bakma yaptıklarına;
Bayraktar Bayraklı = Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Bekir Sadak = Bir sureye kadar onlara aldiris etme.
Celal Yıldırım = Artık sen onlardan bir süreye kadar yüzçevir.
Cemal Külünkoğlu = (174-175) O hâlde, bir süreye kadar onlardan uzak dur! Onları gözetle! Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir.
Diyanet İşleri (eski) = Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Diyanet Vakfi = Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
Edip Yüksel = Öyleyse bir süre için onlara aldırış etme.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onun için yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onun için bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Gültekin Onan = Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Harun Yıldırım = Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
Hasan Basri Çantay = Onun için (Habîbim) sen bir zamana kadar onlardan yüz çevir,
Hayrat Neşriyat = (Ey Habîbim!) Onun için bir zamâna kadar onlardan yüz çevir!
İbni Kesir = Sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Kadri Çelik = Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Muhammed Esed = Bu sebeple, o (hakikati inkar ede)nlerden bir süre uzak dur
Mustafa İslamoğlu = Bu yüzden artık onlardan bir süreliğine uzak dur;
Ömer Nasuhi Bilmen = (174-176) Artık sen, onlardan (O muhaliflerden) bir zamana kadar yüz çevir. Ve onlara bak! Elbette ki, yakında göreceklerdir. Ya Bizim azabımızı mı alelacele istiyorlar?
Ömer Öngüt = Bir süreye kadar sen onlardan yüz çevir.
Şaban Piriş = Öyleyse bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Sadık Türkmen = Bu sebeple, onlardan bir süre uzak dur;
Seyyid Kutub = Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Suat Yıldırım = Artık bir süre sen onlardan uzak dur!
Süleyman Ateş = Bir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme).
Tefhim-ul Kuran = Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ümit Şimşek = Şimdi sen bir süre için onları kendi haline bırak.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir vakte kadar onlardan yüz çevir!
İskender Ali Mihr = Artık bir süre kadar onlardan yüz çevir.
İlyas Yorulmaz = Bir vakit onlardan uzaklaş.
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Sâffât / 175 -
Ve ebsirhum fe sevfe yubsirûn(yubsirûne).
Diyanet İşleri = Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hele bir bak, bir gözle onları, onlar da sonuçları neymiş, yakında görecekler.
Abdullah Parlıyan = Onlara inecek azabı gözetle, onlar da yakında görmediklerini görecekler.
Adem Uğur = Onların halini gör, onlar da görecekler.
Ahmed Hulusi = Onları seyret. . . Yakında görecekler!
Ahmet Tekin = Onların, inkâr edenlerin âkıbetlerinin nasıl olacağına, dünyada uğrayacakları felâketlere iyi bak. Yakında kendileri de görecekler. Akılları başlarına gelecek.
Ahmet Varol = (Başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında göreceklerdir.
Ali Bulaç = Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Ali Fikri Yavuz = Gözetle onları, yakında (kendilerine ne yapılacağını) görecekler.
Ali Ünal = Bak (uyarman karşısında nasıl da ayak diriyorlar), sonunda görecekler (başlarına geleceği).
Bayraktar Bayraklı = Onların halini gözetle; onlar da gözetleyeceklerdir.
Bekir Sadak = Onlara inecek azabi gozetle, onlar da goreceklerdir.
Celal Yıldırım = Onların sonunun ne olacağını gör, onlar da göreceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = (174-175) O hâlde, bir süreye kadar onlardan uzak dur! Onları gözetle! Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir.
Diyanet İşleri (eski) = Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Diyanet Vakfi = Onların halini gör, onlar da görecekler.
Edip Yüksel = Onları seyret; onlar da görecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Gör onları: yakında görecekler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gör onları(n akibeti ne olacak! Onlar da) yakında göreceklerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlara (inecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
Gültekin Onan = Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Harun Yıldırım = Onların halini gör, onlar da görecekler.
Hasan Basri Çantay = Gözetle onları. Kendileri de (başlarına geleceği) yakında göreceklerdir.
Hayrat Neşriyat = Ve onları(n başlarına gelecek olanı) gör; nihâyet ileride (onlar da) görecekler!
İbni Kesir = Gözetleyiver onları, ilerde göreceklerdir.
Kadri Çelik = Gözetleyiver onları, ilerde göreceklerdir.
Muhammed Esed = ve onları(n kim olduklarını) gör; onlar (da) zaman içinde (şimdi görmediklerini) göreceklerdir.
Mustafa İslamoğlu = ve sen onları(n zavallı halini) gör, zamanı gelince onlar da (kendi perişan hallerini) görecekler.
Ömer Nasuhi Bilmen = (174-176) Artık sen, onlardan (O muhaliflerden) bir zamana kadar yüz çevir. Ve onlara bak! Elbette ki, yakında göreceklerdir. Ya Bizim azabımızı mı alelacele istiyorlar?
Ömer Öngüt = Onlara (inecek azabı) gözetle, onlar da görecekler.
Şaban Piriş = Onları gözle, onlar da gözleyecekler.
Sadık Türkmen = Onları gözetle! Yakında görecekler!
Seyyid Kutub = Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Suat Yıldırım = Onları gözetle! Zaten kendileri de başlarına geleceği yakında göreceklerdir.
Süleyman Ateş = Onları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir.
Tefhim-ul Kuran = Ve onları seyret; onlar da (azabı) yakında göreceklerdir.
Ümit Şimşek = Ve onları gözetleyedur. Onlar da yakında görecekler.
Yaşar Nuri Öztürk = Gözün, üstlerinde olsun; yakında görecekler.
İskender Ali Mihr = Ve onları gözle! Yakında onlar da görecekler.
İlyas Yorulmaz = Onları gözetle. Çünkü onlarda seni gözetleyecekler.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Sâffât / 176 -
E fe bi azâbinâ yesta’cilûn(yesta’cilûne).
Diyanet İşleri = Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
Abdulbaki Gölpınarlı = Azâbımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?
Abdullah Parlıyan = Azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?
Adem Uğur = Azabımızı acele mi istiyorlar?
Ahmed Hulusi = Azabımızın varlıklarında açığa çıkışını (ölümü) acele mi istiyorlar? (Ölüm, hakikati inkâr eden için azabın başlaması, iman eden içinse rahmete ermektir. )
Ahmet Tekin = Küstahça azâbımızı, acele mi istiyorlar?
Ahmet Varol = Onlar azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?
Ali Bulaç = Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Ali Fikri Yavuz = Şimdi çabucak azabımızı mı istiyorlar?
Ali Ünal = Yoksa cezamızın hemen başlarına gelivermesini mi istiyorlar?
Bayraktar Bayraklı = Azabımızı acele mi istiyorlar?
Bekir Sadak = Azabimiza ugramakta acele mi ediyorlar?
Celal Yıldırım = Azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar?
Cemal Külünkoğlu = Azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?
Diyanet İşleri (eski) = Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Diyanet Vakfi = Azabımızı acele mi istiyorlar?
Edip Yüksel = Azabımıza mı meydan okuyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır = Ya şimdi bizim azâbımızı mı iviyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve şimdi onlar. Bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Gültekin Onan = Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Harun Yıldırım = Azabımızı acele mi istiyorlar?
Hasan Basri Çantay = Şimdi onlar çarçabuk bizim azabımızı mı istiyorlar?
Hayrat Neşriyat = Şimdi azâbımızı acele mi istiyorlar?
İbni Kesir = Yoksa azabımızı mı çabucak istiyorlar?
Kadri Çelik = Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Muhammed Esed = Onlar azabımızın çabuklaştırılmasını acaba (gerçekten) istiyorlar mı?
Mustafa İslamoğlu = Sahiden de, onlar azabımızın bir an önce gelmesini (gerçekten) istiyorlar mı?
Ömer Nasuhi Bilmen = (174-176) Artık sen, onlardan (O muhaliflerden) bir zamana kadar yüz çevir. Ve onlara bak! Elbette ki, yakında göreceklerdir. Ya Bizim azabımızı mı alelacele istiyorlar?
Ömer Öngüt = Yoksa azabımızı acele mi istiyorlar?
Şaban Piriş = Azabımızı mı acele istiyorlar?
Sadık Türkmen = Bizim azabımızı acele mi istiyorlar?
Seyyid Kutub = Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Suat Yıldırım = Şimdi onlar azabımızın çarçabuk başlarına gelmesini gerçekten istiyorlar mı?
Süleyman Ateş = Bizim azâbımızı mı acele istiyorlar?
Tefhim-ul Kuran = Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Ümit Şimşek = Azabımızın çabuklaştırılmasını mı istiyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk = Azabımız gelsin diye acele mi ediyorlar?
İskender Ali Mihr = Hâlâ azabımızı acele olarak mı istiyorlar?
İlyas Yorulmaz = Onlar bizim vereceğimiz azabı çok acilen mi istiyorlar?
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاء صَبَاحُ الْمُنذَرِينَ
Sâffât / 177 -
Fe izâ nezele bi sâhatihim fe sâe sabâhul munzerîn(munzerîne).
Diyanet İşleri = Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
Abdulbaki Gölpınarlı = Fakat azâbımız, yurtlarına gelip çökünce korkutulanlar, ne de kötü bir sabaha kavuşacaklar.
Abdullah Parlıyan = Fakat azabımız onları yurtlarında indiği zaman uyarılmış olanların uyanması ne kötü olacaktır.
Adem Uğur = Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
Ahmed Hulusi = Onların alanına indiğinde, uyarılanların uyanışı ne kötü olur!
Ahmet Tekin = Azâbımız, bulundukları topraklara ansızın indiğinde, sorumluluk, hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılanların, uyarıya kulak asmayanların hali, sabahı, ne kötü olur.
Ahmet Varol = Fakat (azap) onların alanlarına [4] inince uyarılanların sabahları ne kötü olur!
Ali Bulaç = Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp korkutulanların sabahı ne kötü olur.
Ali Fikri Yavuz = Fakat civarlarına (ansızın azab) indiği vakit, ne fenadır o kendilerine acı haber verilenlerin sabahı!...
Ali Ünal = İyi de, cezamız onu isteyenlerin yurtlarına indiğinde, uyarılıp da uyarıya kulak asmayanlar pek kötü bir sabaha uyanırlar!
Bayraktar Bayraklı = O azap yurtlarına indiğinde, uyarılmış olup da yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Bekir Sadak = O azap, yurtlarina indiginde, uyarilan fakat yola gelmeyenlerin sabahi ne kotu olur!
Celal Yıldırım = Azâb onların sahasına indiği zaman, o uyarılan (nankör inkârcı)ların sabahı ne kötü olur!
Cemal Külünkoğlu = Fakat o (azap) bir kez başlarına geldiğinde, uyarılmış olanların uyanması kötü olacaktır!
Diyanet İşleri (eski) = O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Diyanet Vakfi = Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
Edip Yüksel = Yurtlarına inince uyarılanların sabahı ne kötü olur!
Elmalılı Hamdi Yazır = Amma onların sahasına indiği vakıt ne fenadır o acı haber verilenlerin sabahı!...
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman o acı haber verilenlerin sabahı ne fenadır!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Gültekin Onan = Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp korkutulanların sabahı ne kötü olur.
Harun Yıldırım = Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
Hasan Basri Çantay = Fakat bu, onların bölgesine çökünce (gelecek tehlikelerle öteden beri) korkutulan onların sabahı ne kötü (olacak) dır!
Hayrat Neşriyat = Ama (o azab) onların sâhasına indiği zaman, artık o korkutulanların sabâhı ne kötüdür!
İbni Kesir = Fakat o, yurtlarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötü olur.
Kadri Çelik = Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü olacak!
Muhammed Esed = O azap yurtlarına indiğinde, uyarılmış olup da yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Mustafa İslamoğlu = Fakat o aniden kendi mekanlarında başlarına indiğinde, uyarılanlar berbat bir sabaha uyanmış olacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (177-179) Fakat onların sahasına indiği vakit artık korkutulmuş olanların sabahı ne kadar fenadır. Ve onlardan bir zamana kadar yüz çevir. Ve gör. Onlar da yakında göreceklerdir.
Ömer Öngüt = Fakat o, yurtlarına indiğinde, o uyarılanların sabahı ne kötü olur!
Şaban Piriş = Azap, onların alanına inince, uyarılanların sabahı ne acıdır!
Sadık Türkmen = Fakat o yurtlarına indiğinde, uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
Seyyid Kutub = Fakat o azap yurtlarına indiği vakit uyarılmış olanların hali ne kötü olur!
Suat Yıldırım = Eğer öyleyse, şunu bilsinler ki, azap onların yurtlarına inerse, o uyarılıp da yola gelmeyenlerin varacakları sabah çok fena bir sabah olacaktır!
Süleyman Ateş = Fakat o azâb yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
Tefhim-ul Kuran = Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı ne kadar da kötü olur.
Ümit Şimşek = Fakat azap onların yurduna bir inecek olursa, o uyarılanların sabahı ne kötü olur!
Yaşar Nuri Öztürk = Azap, yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olacaktır!
İskender Ali Mihr = Onların sahasına (bulundukları yere) (azap) indiği zaman, işte (o gün) uyarılanların sabahı (ne kadar) kötü oldu (olacak).
İlyas Yorulmaz = Onların bekledikleri başlarına gelince, uyarılanların sabahı ne kadar kötü olacak.
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
Sâffât / 178 -
Ve tevelle anhum hattâ hîn(hînin).
Diyanet İşleri = Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve yüz çevir onlardan bir zamana dek.
Abdullah Parlıyan = Bu sebeble onlardan bir süre uzak dur.
Adem Uğur = Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
Ahmed Hulusi = Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Ahmet Tekin = Sen başlarına gelecek sıkıntılarla karşılaşıncaya kadar, onlardan uzak dur.
Ahmet Varol = Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Bulaç = Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Fikri Yavuz = Yine sen (Ey Rasûlüm), bir zamana kadar onlardan yüz çevir.
Ali Ünal = Sen aldırma onlara bir süre ve bakma yaptıklarına;
Bayraktar Bayraklı = Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Bekir Sadak = Bir sureye kadar onlardan yuz cevir.
Celal Yıldırım = Ve sen bir süre onlardan yüzçevir.
Cemal Külünkoğlu = (178-179) Sen bir süreye kadar onlardan uzak dur! Onları gözetle! Yakında (başlarına neler geleceğini) görecekler.
Diyanet İşleri (eski) = Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Diyanet Vakfi = Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
Edip Yüksel = Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Elmalılı Hamdi Yazır = Yine sen yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yine sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir;
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Gültekin Onan = Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Harun Yıldırım = Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
Hasan Basri Çantay = Sen (Habîbim) bir zamana kadar onlardan yüz çevir.
Hayrat Neşriyat = Yine (sen) bir zamâna kadar onlardan yüz çevir!
İbni Kesir = Sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Kadri Çelik = Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Muhammed Esed = Bu sebeple onlardan bir süre uzak dur,
Mustafa İslamoğlu = Yine de sen onlardan bir süreliğine uzak dur;
Ömer Nasuhi Bilmen = (177-179) Fakat onların sahasına indiği vakit artık korkutulmuş olanların sabahı ne kadar fenadır. Ve onlardan bir zamana kadar yüz çevir. Ve gör. Onlar da yakında göreceklerdir.
Ömer Öngüt = Bir süreye kadar sen onlardan yüz çevir.
Şaban Piriş = Bir süreye kadar onlardan uzaklaş.
Sadık Türkmen = Ve onlardan bir süre uzak dur,
Seyyid Kutub = Bir süreye kadar onları kendi hallerine bırak.
Suat Yıldırım = Artık sen bir süre onlardan uzak dur.
Süleyman Ateş = Bir süreye kadar onları kendi hallerine bırak.
Tefhim-ul Kuran = Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ümit Şimşek = Sen bir süre için onları kendi haline bırak.
Yaşar Nuri Öztürk = Yüz çevir onlardan belli bir vakte kadar!
İskender Ali Mihr = Ve bir süre kadar onlardan yüz çevir.
İlyas Yorulmaz = Onlardan bir zamana kadar uzaklaş.
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Sâffât / 179 -
Ve ebsir fe sevfe yubsirûn(yubsırûne).
Diyanet İşleri = (Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve bir bak, bir gözle, onlar da sonuçları neymiş, yakında görecekler.
Abdullah Parlıyan = Ve bekle de gör, onlar da şimdi görmediklerini görecekler.
Adem Uğur = Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
Ahmed Hulusi = Onları seyret. . . Yakında görecekler.
Ahmet Tekin = Âkıbetlerinin nasıl olacağını onlara göster. Yakında kendileri de müşkil vaziyette kaldıklarını görecekler, akılları başlarına gelecek.
Ahmet Varol = (Başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında göreceklerdir.
Ali Bulaç = Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Ali Fikri Yavuz = Gör onları, yakında (azabı) göreceklerdir.
Ali Ünal = Bak (bütün şu inkârcıların hallerine), onlar da görecekler (başlarında patlayacak Kıyamet azabını).
Bayraktar Bayraklı = Onların halini gözetle; onlar da gözetleyeceklerdir.
Bekir Sadak = Inecek azabi gozetle, onlar da goreceklerdir.
Celal Yıldırım = (Sonlarının ne olacağını) gör, kendileri de yakında göreceklerdir.
Cemal Külünkoğlu = (178-179) Sen bir süreye kadar onlardan uzak dur! Onları gözetle! Yakında (başlarına neler geleceğini) görecekler.
Diyanet İşleri (eski) = İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
Diyanet Vakfi = Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
Edip Yüksel = Onları gözle; onlar da görecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır = Gör, yakında görecekler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = gör (ne olacak akibetleri. Onlar da) yakında göreceklerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
Gültekin Onan = Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Harun Yıldırım = Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
Hasan Basri Çantay = Gözetle (onları). Onlar da göreceklerdir.
Hayrat Neşriyat = Ve (başlarına gelecekleri) gör; nihâyet ileride (onlar da) görecekler!
İbni Kesir = Gözetleyiver, ilerde göreceklerdir.
Kadri Çelik = Gözetleyiver onları, ilerde göreceklerdir.
Muhammed Esed = ve (onların ne olduklarını) gör; zamanla onlar (da şimdi görmediklerini) göreceklerdir.
Mustafa İslamoğlu = ve sen gözetle; onlar da yakında (günlerini) görecekler.
Ömer Nasuhi Bilmen = (177-179) Fakat onların sahasına indiği vakit artık korkutulmuş olanların sabahı ne kadar fenadır. Ve onlardan bir zamana kadar yüz çevir. Ve gör. Onlar da yakında göreceklerdir.
Ömer Öngüt = (İnecek azabı) gözetle, onlar da görecekler.
Şaban Piriş = Ve gözle, onlar da gözleyecekler.
Sadık Türkmen = Onları gözetle! Artık onlar da yakında görecekler!
Seyyid Kutub = Ve bekle de gör, onlar da göreceklerdir.
Suat Yıldırım = Başlarına inecek azabı gözetle! Zaten kendileri de yakında gerçeği göreceklerdir.
Süleyman Ateş = Ve (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir.
Tefhim-ul Kuran = Ve seyret; onlar da (azabı) yakında göreceklerdir.
Ümit Şimşek = Ve gözetleyedur. Onlar da yakında görecekler.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve gör neler olacak. Onlar da görecekler.
İskender Ali Mihr = Ve gözle! Yakında onlar da görecekler.
İlyas Yorulmaz = Ve bekle, onlarda bekleyecekler.
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Sâffât / 180 -
Subhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasifûn(yasifûne).
Diyanet İşleri = Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yücedir, münezzehtir Rabbin ve yücelik, üstünlük ıssı Rab, onların vasfettiklerinden.
Abdullah Parlıyan = Çok üstün ve çok güçlü olan Rabbin, onların vasfettiklerinden yücedir.
Adem Uğur = Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Ahmed Hulusi = Senin Rabbin, İzzet sahibi Rab olarak, onların tanımlamalarından münezzehtir!
Ahmet Tekin = Senin Rabbini, kudret ve hükümranlığın Rabbini, onların yakıştırdıkları şeylerden tenzih ederim.
Ahmet Varol = Üstünlük (izzet) sahibi Rabbin onların nitelemelerinden münezzehtir.
Ali Bulaç = Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir.
Ali Fikri Yavuz = İzzet sahibi Rabbin, onların (uygunsuz) vasıflamalarından münezzehdir.
Ali Ünal = Mutlak izzet ve kudret Rabbi olan Rabbin, onların her türlü yakışıksız nitelemelerinden mutlak manâda münezzehtir.
Bayraktar Bayraklı = Senin güçlü olan Rabbin, onların nitelendirmelerinden uzaktır.
Bekir Sadak = Senin guclu olan Rabbin, onlarin vasiflandirmalarindan munezzehtir.
Celal Yıldırım = Çok üstün, çok güçlü olan Rabbin, onların vasfedegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
Cemal Külünkoğlu = Kudret ve izzet sahibi Rabbin, insanların her türlü tasavvurunun üstünde bir yüceliğe sahiptir.
Diyanet İşleri (eski) = Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Diyanet Vakfi = Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Edip Yüksel = Üstünlük ve onurun sahibi olan Rabbin, onların nitelemelerinden çok yücedir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Tesbiyh o ızzetin sahibi rabbına onların vasıflarından
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların isnat ettikleri vasıflardan münezzehtir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
Gültekin Onan = Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir.
Harun Yıldırım = Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Hasan Basri Çantay = Galebe saahibi Rabbin onların isnâd etmekde oldukları vasıflardan yücedir, münezzehdir.
Hayrat Neşriyat = İzzet sâhibi Rabbin, (onların) vasıflamakta oldukları şeylerden pek münezzehtir.
İbni Kesir = Tenzih ederiz senin izzet sahibi Rabbını, onların nitelemekte olduklarından.
Kadri Çelik = Güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirmekte olduklarından münezzehtir.
Muhammed Esed = Kudret ve izzet sahibi Rabbin, insanların her türlü tasavvurunun üstünde (bir yüceliğe sahip)tir.
Mustafa İslamoğlu = İzzet ve azamet sahibi Rabbin, insanların idrak evrenlerinin çok ötesinde aşkın bir yüceliğe sahiptir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (180-182) Rabbin, o izzet sahibi, onların tavsif ettiklerinden münezzehtir. Ve selâm peygamberlerin üzerinedir. Ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.
Ömer Öngüt = Kudret ve şeref sahibi Rabbin onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Şaban Piriş = Gücün ve üstünlüğün sahibi olan Rabbin, onların nitelediklerinden yücedir (uzaktır).
Sadık Türkmen = Üstünlük sahibi Rabbinin şanı, onların isnat ettikleri sıfatlardan yücedir, münezzehtir!
Seyyid Kutub = Kudret ve şeref sahibi Rabb'in, onların taktıkları sıfatlardan münezzehtir, yücedir.
Suat Yıldırım = (180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah’adır.
Süleyman Ateş = Kudret ve şeref sâhibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir.
Tefhim-ul Kuran = Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirmekte olduklarından yücedir.
Ümit Şimşek = İzzet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından münezzehtir.
Yaşar Nuri Öztürk = Senin Rabbinin, o ululuk ve kudretin Rabbinin şanı yücedir onların verdiği sıfatlardan...
İskender Ali Mihr = Senin izzet sahibi Rabbin onların vasıflandırmalarından (zanlarından) Sübhan’dır (münezzehtir).
İlyas Yorulmaz = Senin güçlü Rabbin, onların yakıştırdıkları her şeyden uzaktır.
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
Sâffât / 181 -
Ve selâmun alâl murselîn(murselîne).
Diyanet İşleri = Peygamberlere selâm olsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve esenlik peygamberlere.
Abdullah Parlıyan = Selam, gönderilen tüm peygamberlere olsun.
Adem Uğur = Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
Ahmed Hulusi = İrsâl olunanlara Selâm olsun!
Ahmet Tekin = Özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlik göreviyle gönderilenlerin hepsine selâm olsun, selâmette olsunlar, hepsi de selâmete erenlerdendir.
Ahmet Varol = Gönderilmiş peygamberlere selâm olsun.
Ali Bulaç = Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
Ali Fikri Yavuz = Bütün peygamberlere selâm olsun;
Ali Ünal = Selâm (Allah’ın dinini tebliğ için gönderilen) bütün rasûllere!
Bayraktar Bayraklı = Peygamberlere selâm olsun.
Bekir Sadak = Peygamberlere selam olsun.
Celal Yıldırım = Selâm, gönderilen peygamberlere olsun !
Cemal Külünkoğlu = (181-182) Gönderilen peygamberlere selâm olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da övgüler olsun!
Diyanet İşleri (eski) = Ve selam, peygamberleredir.
Diyanet Vakfi = Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
Edip Yüksel = Gönderilmiş elçilere selam olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve selâm mürselîne
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Selam tüm peygamberlere!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
Gültekin Onan = Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
Harun Yıldırım = Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
Hasan Basri Çantay = Gönderilen (bütün) peygamberlere selâm,
Hayrat Neşriyat = Ve selâm, peygamberler üzerine olsun!
İbni Kesir = Selam olsun peygamberlere.
Kadri Çelik = Peygamberlere selam olsun!
Muhammed Esed = O'nun bütün elçilerine selam olsun!
Mustafa İslamoğlu = O'nun bütün elçilerine selam olsun!
Ömer Nasuhi Bilmen = (180-182) Rabbin, o izzet sahibi, onların tavsif ettiklerinden münezzehtir. Ve selâm peygamberlerin üzerinedir. Ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.
Ömer Öngüt = Ve peygamberlere selâm olsun!
Şaban Piriş = Selam elçilere!
Sadık Türkmen = Gönderilen elçilerin üzerine selâm olsun!
Seyyid Kutub = Selâm gönderilen peygamberlere.
Suat Yıldırım = (180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah’adır.
Süleyman Ateş = Selâm, gönderilen elçilere,
Tefhim-ul Kuran = Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
Ümit Şimşek = Selâm olsun peygamber olarak gönderilenlere.
Yaşar Nuri Öztürk = Selam olsun tüm hak elçilerine!...
İskender Ali Mihr = Ve gönderilen resûllere selâm olsun.
İlyas Yorulmaz = Selam gönderilen tüm elçiler üzerine olsun.
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Sâffât / 182 -
Vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Diyanet İşleri = Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a.
Abdullah Parlıyan = Tüm eksiksiz övgüler, bütün alemleri yaratan Allah'a mahsustur.
Adem Uğur = Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Ahmed Hulusi = Hamd, Rabb-ül âlemîn Allâh'a aittir.
Ahmet Tekin = Âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah’a hamdolsun.
Ahmet Varol = Hamd, alemlerin Rabb'i Allah'adır.
Ali Bulaç = Ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
Ali Fikri Yavuz = Âlemlerin Rabbi olan Allah’a da hamd olsun...
Ali Ünal = Ve bütün hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a.
Bayraktar Bayraklı = Övgü de âlemlerin Rabbi Allah'a olsun.[476]
Bekir Sadak = Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.*
Celal Yıldırım = Hamd de âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
Cemal Külünkoğlu = (181-182) Gönderilen peygamberlere selâm olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da övgüler olsun!
Diyanet İşleri (eski) = Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.
Diyanet Vakfi = Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Edip Yüksel = Evrenlerin Rabbi olan ALLAH'a övgüler olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve hamd âlemlerin rabbı Allaha
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve hamd alemlerin Rabbi Allah'a!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
Gültekin Onan = Ve alemlerin rabbi olan Tanrı'ya hamd olsun.
Harun Yıldırım = Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Hasan Basri Çantay = Ve âlemlerin Rabbi olan Allaha hamdolsun.
Hayrat Neşriyat = Ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
İbni Kesir = Hamd olsun, alemlerin Rabbı Allah'a.
Kadri Çelik = Bütün güzel övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah'a özgüdür.
Muhammed Esed = Ve hamd, bütün alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur!
Mustafa İslamoğlu = Ve alemlerin Rabbine hamdolsun!
Ömer Nasuhi Bilmen = (180-182) Rabbin, o izzet sahibi, onların tavsif ettiklerinden münezzehtir. Ve selâm peygamberlerin üzerinedir. Ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.
Ömer Öngüt = Ve hamdolsun âlemlerin Rabbi olan Allah'a.
Şaban Piriş = Hamd ise alemlerin Rabbi Allah’adır.
Sadık Türkmen = Hamd'a lâyık olan/yaptığı herşeyi yerli yerince güzel yapan, Alemlerin Rabbi Allah’tır!
Seyyid Kutub = Hamd, alemlerin Rabb'i Allah'a!
Suat Yıldırım = (180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah’adır.
Süleyman Ateş = Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a!
Tefhim-ul Kuran = Ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
Ümit Şimşek = Ve hamd olsun Âlemlerin Rabbi olan Allah'a.
Yaşar Nuri Öztürk = Hamt olsun âlemlerin Rabbi Allah'a!...
İskender Ali Mihr = Ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
İlyas Yorulmaz = Bütün övgü, âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.
37-SAFFAT:
1- "Saf bağlayıp
duranlara andolsun..." yemin içindir. "O saf dizip duranlara andolsun" mânâsını
gösterir.
SÂFFÂT, saf
yapanlar demektir ki, Ebu's-Suud'un açıklamasına göre hem dizilip saf olanlar,
hem saf dizenler mânâsına gelir. İleride gelecek olan "Saf bağlayanlar elbette
biziz." (Sâffât, 37/165) âyeti de bu iki mânâ üzerinde döner dolaşır. Saff,
birçok şeyleri, düz bir çizgi nizamı üzerinde sıra ile dizmek mânâsına masdar
olup, dizilen sıraya da isim olarak "Saff" denilir. Namaz saffı, harb saffı
nizamı gibi. Allah'ın hükümranlığında çeşitli mertebelerde tam bir düzen ile
dizilip, vazife gören meleklere yemin ediliyor ki, bunda İslâm için istenen
cemaat, cihad, ilim kuvvetleri gibi teşkilatın esaslarına da işaret vardır.
Bu durumda mânâ şu olur: Yemin ederim o meleklere, o kuvvetlere ki, saflar
yapıp dizilmişler. Bu saff, Allah'ın arşı etrafını donatmış olan meleklerden,
ta dünya göğünü süsleyen gök cisimlerinde yer alarak vazife yapmak için Allah'ın
emrine hazır bulunan meleklere kadar hepsini içine almakta ve esası beş vakit
namazlarda bağlanan saflarla temsil edilen millet ve cemaate işareti de içermektedir.
Derken zecrederek sürerler.
2-ZECR: Aslında
bir sataşma ile bağırıp azarlayarak bir şeyden uzaklaştırmaktır. Haylayıp
sevketmek ve bağırmaksızın men ve yasak etmek mânâlarına da kullanılır. Şu
halde gerek bulutları sevk eden sürücü melekler gibi sevk edici ve gerek genel
olarak men ve def eden uzaklaştırıcı kuvvetler bu zecredicilerdendir. Bu şekilde
bütün mücahid ordular buna dahil olduğu gibi, özellikle kumanda edip götürenler
ve öğüt verip yürütenler de buna dahildir.
3- Sonra bir
zikir okurlar. Hak'tan vahiy, kitap, Kur'ân indirir, ilim ve marifet telkin
ederler.
4-Bütün bunlara
yemin ile önemlerini hatırlatarak söylerim ki gerçekten sizin ibadet edeceğiniz
ilâhınız birdir.
5-İspatı:
O bütün göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbi, hem bütün doğuların Rabbi.
Doğular, yıldızların doğuş yerleri veya sene içerisinde her gün başka bir
noktada doğması itibarıyla güneşin doğuş yerleri demek olabilirse de bunlardan
başka "Sonra bir zikir okurlar." karînesiyle bütün manevî nurların da doğuşlarına
işaret olunması için "doğuların Rabbi" buyurulmuş olması daha doğrudur. Çünkü
zâhir ile bâtın, dış âlem ile zihin, objektif ile sübjektif birleşmeden Hakk'ın
birliği bilinemez. Zâhirî nurların, dünya göğünün süslerinden gösterilmesi
de bunu anlatır.
6-Şöyle ki:
Biz dünya semasını, en yakın göğü bir zinet ile donattık. Yıldızlarla. ifadesinde
de "dünya" "ednâ"nın müennesidir ki, "en yakın" demektir. Bu ifadenin zâhiri,
bütün yıldızların en yakın gökte olmasıdır. Şu halde burada en yakın gök,
yer kürenin etrafında yalnız ayın yörünge sahasından ibaret değil, yalnız
güneş sistemi âlemi de değil, genel olarak yıldızların bulunduğu cisim olan
saha, yani üç boyut sahasıdır. Gerçi süsleme cisimleriyle değil de ışıklarıyla
olduğuna göre, bunların dünyadan görünebildikleri şekillenme ve akislenme
sahasına sırf görünüş (optigue) itibarıyla bu isim verilmiş olması muhtemel
ise de zâhir olan birincisidir.
Her iki takdirde
de bu şekilde en yakın göğün süslenmesi hatırlatılmakla bu zahirî nurların
ve süsün herkes tarafından bile his ve takdir edilebileceği ve fakat daha
yukarısının böyle olmadığı anlatılmış oluyor.
7- Onun için
buyuruluyor ki, hem de inatçı, itaate yanaşmaz her bir şeytandan koruduk.
8-9-Şöyle
ki: Onlar, yüce (melekler) topluluğunu dinleyemezler. O cisimlere ait süsleri,
zahirî nurları geriden görürler. Fakat daha yüksek heyetleri, en yüce cemiyetleri,
yani melekleri dinleyip işitemezler, peygamberler gibi vahiy alamazlar, miraca
çıkamazlar, o sınırlarda duramazlar. Kovulmak için her taraftan atış edilir,
mermiye tutulurlar. En yakın göğün de sınırlarında böyle def edici, geri püskürtücü
kuvvetler vardır ki, bunlar anlatılan, haykırıp sürenlerdendirler. Dinsiz
şeytanların yüksek topluluğu dinlemeyip de peygamberlik taslayamamaları için
karakol bekler, onları kovarlar. Bir de o şeytanlara devamlı bir azab vardır
ki, o da ahirettedir.
10- Ancak
bir çalıp kapmaca yapan olur. Bir kulak hırsızlığı ile yüksek topluluk haberlerinden,
vahiy ve ilham gelişlerinden çalıp kaçan bulunur. Onu da yakıcı bir ateş,
gökten yere doğru delip geçen bir alev takip eder. Hıcr Sûresi'nde "Şihab"
(delici alev) hakkında söz geçmişti. (Hıcr, 15/18. âyetin tefsirine bkz.)
SÂKIB: Esasen
delen veya delici demektir. Işığı ile göğü delivermiş gibi parlak görünen
yıldıza sâkıb (delici) yıldız denildiği gibi, sâkıb alev de böyledir. Bununla
beraber şihablar (alevler) gerçekten havayı dışından bir mermi gibi gelerek
delip geçiyor da demektir. Şihabların, yükselen buharlardan tutuşmuş olması
görüşü bugün kabul edilmiyor. Şihablar en yakın göğün sabit süsü olan, bilinen
yıldızlar gibi büyük olmamakla beraber yine yıldızlar cinsinden sayılabilecek
küçük ve küme küme dolaşan gök cisimlerindendirler. Havaya teması ile parladığı
sırada bir fişek gibi kaymasıyla süs hizmetinden de uzak kalmaz. Bununla beraber
şeytanlara atılan şihabdan maksadın ruhanî bir şihab olması da pek muhtemeldir.
Asıl mesele aşağıdan göğe karşı saldırmak isteyenlerin durumlarını göstererek,
ilâhî olan ilhamlardan bir kulak hırsızlığına ait şeytanlıklarla peygambere
karşı rekabete kalkışan, dinler uydurmaya çalışan dinsizlerin maddî ve manevî
yenilgi ve perişanlıklarını anlatmaktır.
11- Şimdi
sor onlara. Bunları gösterdikten ve hepsini, yaratanın birliğini anlattıktan
sonra, sor o seninkilere, o inkârcılara ki yaratılışça kendileri mi daha çetin,
daha kuvvetli yoksa bizim yarattığımız o yaratıklarımız mı? O saf bağlayanlar,
o zikir okuyanlar, o gökler mi? Hangisini yaratmak daha zor? Bunları yaratan
Allah, hiç kendilerini bir yaratışla daha yaratamaz mı? Görülüyor ki burada
Yâsin'in sonundaki
"Gökleri ve
yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya kâdir değil midir?" (Yâsin,
36/81) âyetinin bir açıklama ile zihinlere yerleştirilmesi vardır. Bu sorunun
cevabı da şunun içindedir: Çünkü biz kendilerini, cıvık, yapışkan bir çamurdan
yarattık. Onlar yaratıldıktan sonra cıvık bir çamurun ne çetinliği olur? Bir
cıvık çamur ki, en gelişmiş şekli nutfe (bir damla su)dir.
12-21- Fakat
sen şaşırdın, Allah'ın kudretine ve onların inkârına. Onlar ise eğleniyorlar.
O fasıl (iyilerle
kötülerin ayırt edilişi), o ayırış şöyle ki:
Meâl-i Şerifi
22-23- Toplayın
mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın
da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
24- Ve durdurun
onları, çünkü sorguya çekilecekler.
25- (Onlara):
"Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
26- Hayır,
bugün onlar teslim olmuşlardır.
27- Onlar,
birbirine dönmüş soruşuyorlar.
28- Onlar:
"Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
29- (İleri
gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
30- "Bizim
de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
31- "Onun
için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
32- "Evet
biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
33- O halde
hepsi o gün azabda ortaktırlar.
34- İşte
biz günahkarlara böyle yaparız.
35- Çünkü
onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
36- Ve: "Biz,
hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
37- Hayır
o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
38- Elbette
siz o acı azabı tadacaksınız.
39- Bununla
beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
40- Sadece
Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
41- İşte
onlar için belli bir rızık vardır.
42-43- Meyveler
(vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
44- (Onlar)
Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
45-46- İçenlere
lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında
dolaşılır.
47- Onda ne
bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
48- Yanlarında
iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
49- Sanki
onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
50- Derken
birbirine dönüp sorarlar:
51- İçlerinden
bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
52- Derdi
ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
53- "Öldüğümüz
ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak
mıyız?"
54- "Siz onu
tanır mısınız?" der.
55- Derken
bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
56- Ona şöyle
der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
57- "Rabbimin
nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
58-59- "Nasılmış
bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak
mıymışız?
60- İşte bu
büyük kurtuluştur.
61- Çalışanlar
işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
62- Nasıl,
bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
63- Gerçekten
biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
64- O bir
ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
65- Tomurcukları
şeytanların başları gibidir.
66- Mutlaka
onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
67- Sonra
üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
68- Sonra
da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
69- Çünkü
onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
70- Şimdi
de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
71- Andolsun
ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
72- Gerçekten
biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
73- Sonra
da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
74- Ancak
Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
22-27- Eşleriyle,
yani dengi dengine; puta tapanı puta tapanla, yıldıza tapanı yıldıza tapanla,
yahut zulmedenlerin erkeğini, dişisini yahut şeytanlardan olan arkadaşlarını.
28-40- Bize
sağdan gelirdiniz. Sağdan gelmek, sağlam taraftan, iyi ve hayırsever bir şekilde
gelmek.
41-47- Devamı,
lezzeti gibi özellikleri belli ve yerleşmiş bir rızık, yani Meyveler. Bu tabirde
iki nükte vardır. Birisi, cennet ehlinin yemeleri ve içmelerinin sırf zevk
ve lezzet için olduğunu hatırlatmadır. Çünkü meyve sade lezzet için yenir.
Diğeri de dünyadaki çalışmanın meyvesi olduğuna işarettir.
Naîm cennetlerinde,
nimetten başka bir şey olmayan cennetlerde. Keis; dolu kadeh, boşuna "keis"
denmez. menba suyu.
MAÎN: Aslında
kaynağından çıkan, yahut göz önünde akan su demek olup, cennet içkisi bununla
vasıflandırılmıştır ki Onda hiç bir gâile (keder, sıkıntı, zarar) yok. Dünya
şarapları gibi sarhoş ediciliği, zararı, günahı yok.
48-49-50-(*}
Ve ondan sarhoş da edilmezler.
Gamzelerini
kocalarına tahsis etmiş, başkasına bakmaz dilberler.
51-61- Benim
bir yakınım vardı. Yani dünyada beraberimde duran bir arkadaş. Buharî'de bu
yakın (karîn), şeytan diye açıklanmıştır.
62- Bu mu
hayırlı konukluk için?
NÜZÜL: Misafir
gelir gelmez ikram için sunulan konukluk. Burada bu ifade gösteriyor ki, yukarıda
cennetlikler için söylenen, henüz yeni gelene konulan ikramiye cinsinden olup,
onlara onun ilerisinde öyle nimetler vardır ki, şimdi akıllar onu anlamaktan
acizdir. İşte cehennemlikler için de zakkum ağacı, öyledir.
ZAKKUM: Tihame'de
biten küçük yapraklı, acı ve fena kokar bir ağacın ismi olup, aşağıdaki şekilde
tarif edilen ve meyvesi, cehennemliklerin konukluğu olan ağaç bununla isimlendirilmiştir.
63-Buyuruluyor
ki: Çünkü biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) kılmışızdır. Ona dünyada
zalimler vurgun ve tutkun olur. Ahirette de sıkıntı ve azabını çekerler. Allah
daha iyi bilir ya, halkı zulüm ile yemek için kurulan zalimler teşkilatı,
o zalimler kurumu.
64-66- O cehennemin
kökünde, dibinde çıkar da dalları tabakalarına dağılır. tomurcuğu, meyvesinin
doğum noktaları, sanki şeytanların başları gibidir. Buna üç mânâ verilmiştir:
1- Son derece
çirkinlikten kinaye olmak üzere hayalî bir benzetme.
2- Şeytanlar,
çirkin suratlı korkunç yılanlar demektir.
3- "Ruûsü'ş-Şeyâtîn"
(Şeytanların başları), çirkin manzaralı, bilinen bir otun meyvesiymiş ki Yemen'de
Esten denilirmiş.
Biz de dördüncü
bir mânâ anlamak istiyoruz ki, zalimleri en çok aldatan, meftun eden nokta,
onun çiçek açıp meyvesini verecek olan noktalarıdır. Gelir kaynakları gibi
görünen o noktalar öyle iğfal edicidir ki, sanki şeytanların başları, yahut
reisleri gibi.
67-74- Sonra
onların bunun üzerine hamîmden (kaynar sudan) bir haşlamaları da vardır.
ŞEVB: İçkiye
karıştırılan katkı, aşlama veya haşlama.
HAMÎM: Esasen
kaynar su demek olup, cehennemin bağırsakları parçalayan suyuna denir. Bununla
haşlanan o içki de "gassâk", akan cerahat, irindir. Çünkü zalimler halkı bu
hale getirirler. Ahirette de öyle haşlanırlar.
Meâl-i Şerifi
75- Andolsun
ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
76- Biz hem
onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
77- Hem onun
neslini bâki kalanlar kıldık.
78- Hem de
sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
79- Bütün
âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
80- İşte
biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
81- Çünkü
o bizim mümin kullarımızdandı.
82- Sonra
diğerlerini suda boğduk.
83- Şüphesiz
ki İbrahim de onun kolundandı.
84- Çünkü
o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
85- O babasına
ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
86- "Yalancılık
etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
87- "Siz âlemlerin
Rabbini ne zannediyorsunuz?"
88-89- Derken
yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
90- O zaman
arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
91- Derken
bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?"
dedi.
92- (Cevap
vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
93- Nihayet
bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
94- Bunun
üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
95- İbrahim
dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
96- "Halbuki
sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
97- Onlar:
"Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
98- Böylece
ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
99- Bir de
dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
100- "Ey Rabbim!
Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
101- Biz de
kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
102- Oğlu,
yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum.
Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa
yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
103- Ne zaman
ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine
yatırdı.
104- Biz de
ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
105- "Rüyana
gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
106- "Şüphesiz
ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
107- Ve ona
büyük bir kurbanlık fidye verdik.
108- Kendisine
sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
109- Selam
olsun İbrahim'e...
110- İşte
biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
111- Çünkü
o bizim mümin kullarımızdandı.
112- Ona
bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
113- Hem ona
hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar
var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
75-77-*} Tufan
felaketi. Hem neslini, baki kalanlar kıldık. "O'nun üç oğlu; Sam, Ham, Ya'fes
ve bunların eşlerinden başka, diğer gemide bulunanların hepsi nesil bırakmayarak
vefat etti" demişlerse de biz bunu Hûd Sûresi'nde geçen "Denildi ki: Ey Nuh!
Bizden sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere selam ve bereketlerle
gemiden in." (Hûd, 11/48) âyetine uygun bulmuyoruz. Çünkü "seninle birlikte
olanlar" dan maksadın, "O'nunla beraber iman edenler pek azdı." (Hûd, 11/40)
diye buyurulan az kişiler olduğu açıktır. O halde buradaki Kasrın (Tahsisin)
gemidekilere değil, boğulanlara göre izafî olması daha uygundur. Bununla beraber
denilebilir ki, bütün gemidekilerin nesilleri tağlib yoluyla (çoğunluk itibarıyla)
onun zürriyeti hükmünde tutulmuş ve bu şekilde baki kalanların hepsi onun
zürriyeti olarak sayılmış, ona ikinci Âdem denmiştir.
Taberî der
ki: Arap Sam evladından, Sudan Ham evladından, Türk ve diğerleri Ya'fes evladındandır.
Ebu Hayyan da "Bahr"de bunu naklettikten sonra şöyle kaydediyor: Bir grup
da şöyle söylemiştir: "Allah Teâlâ Hz. Nuh'un zürriyetini baki bırakıp neslini
uzatmıştır. Bununla beraber bütün insanlar onun nesliyle sınırlı değildir.
Ümmetler içinde ona ait olmayan da vardır". Alûsî, de şu mütalaada bulunmuştur:
Sanki bu grup, suda boğulmanın genel olduğunu söylemiyor. Nuh (a.s.) kâfirler
aleyhinde dua etmiş, fakat dünya halkının hepsine gönderilmemiştir. Çünkü
peygamber gönderilmenin genel olması ilk önce peygamberlerin sonuncusu olan
Hz. Muhammed (s.a.v.)'in özelliklerindendir. Genel olduğunu söyleyip de kasrı,
boğulanlara nispetle yapmış olması da caizdir.
78- Hem de
ahirîn içinde, yani sonrakiler, geriden gelen bakiler içinde de kendine bıraktık.
Burada iki şekil vardır. Birisi, mef'ul, hazfedilmiştir. Namına güzel bir
anı, güzel bir övgü bıraktık demektir.
79-82-Bu durumda
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam, Allah Teâlâ tarafından bir selam olur. Diğeri
de hikâye yoluyla bu selamın mef'ul olmasıdır ki, bu şekil daha açıktır.
83-84-85-
Şüphesiz İbrahim de elbette onun kolundan (şiasından)dır.
ŞÎA: Bir kimsenin
arkasında, izinde giden taraftarları, tabileri demektir. İbrahim (a.s.) da
iman ve ihlas esnasında ve Allah yolunda müşriklere karşı cihad hususunda
ve şeriatının teferruatında değilse de asıllarında onun izince gitmiştir.
selîm kalb; tertemiz, her lekeden arınmış, Allah sevgisinden samimi, tamamen
O'na teslim olmuş kalb.
86-87- "İfk"
için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?.
İFK: Yalan
dolan, iftira demek ki, Allah'tan başka ilâh var demek, yalancılıktır, iftiradır,
bühtandır.
88-89- Derken
yıldızlarda bir bakış yürüttü, yahut bir bakıma baktı. Bundan bizce hemen
akla gelen mânâ En'am Sûresi'nde "Üzerini gece bürüdüğü zaman bir yıldız gördü..."
(En'am, 6/76) âyetinde geçen fikir ve bakıştır. Bu şekilde Baktı da "ben hastayım"
dedi. Söz "Eğer Rabbim beni hidayete erdirmeseydi mutlaka sapıklar topluluğundan
olacaktım." (En'am, 6/77) meâlinde olur. Fakat tefsirciler buna şöyle mânâ
vermişlerdir: Kendileriyle beraber ibadet teklif ettikleri için yıldızlarda
bir bakıma baktı da, yıldızların hükümlerine bakıyormuş gibi yerlerini, bağlantılarını
gözden geçirdi, onlar müneccim oldukları için o da onlarla istidlal ediyormuş
gibi görünerek ben keyifsizim, dedi. Onların tekliflerinden rahatsız olduğunu
kastediyordu
90-100-Hastayım
deyince Arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler. Hastalıktan, taundan (vebadan)
korkmuşlar. Bu ifade ne kadar nüktelidir. Hastayım deyince arka dönmek, sonra
darbeyi vurunca da zifaf eder gibi birbirine girerek ona yöneldiler. Hücum
ettiler. Yöneliş göstermeleri, adi insanların, umumi toplumların psikolojik
durumlarını anlatır.
101- Bunun
üzerine onu yumuşak huylu bir oğul ile müjdeledik. Bu uslu oğul, İsmail (a.s.)'dir.
102-İshak'ı
müjdeleme bundan sonra ayrıca söylenecektir. Ne zaman ki beraberinde koşmak,
yani çalışmak çağına erdi, ona Allah için yapılacak bir iş, bir itaat göstermek
üzere ey yavrum! dedi, ben düşümde görüyordum ki ben seni boğazlıyorum. Artık
bak ne görürsün? Ne dersin, ne görüşte bulunursun? Deniliyor ki, Hz. İbrahim,
bunu Zilhicce'nin sekizinci, dokuzuncu, onuncu yani terviye, arefe, nahir
geceleri sıra ile üç gece görmüştü. Peygamberlerin rüyası vahiy, tabirleri
de vahiy olduğundan Hz. İbrahim böyle görmüş ve böyle tabir etmiş ve dolayısıyla
böyle vahiy almış olmakla bu, yerine getirilmesi vacib hak, bir emir olmuş
oluyordu. Bunun üzerine onu zorla yapmaya kalkışmayıp, önce yerine getirilme
şeklini istişare etmek üzere böyle görüşünü sorarak tebliğ etti ki, bununla
ilk önce onun itaat ve boyun eğmekle ecir ve sevaba ermesini temin etmek istedi.
Düşünmeli, bunu söylerken "ey yavrucuğum!" diye hitab eden bir babanın kalbinde
ne yüksek bir şefkat duygusu çarpıyor ve ona ne kadar büyük bir vazife aşkı,
Allah sevgisi hakim bulunuyordu. Düşünmeli de duymalı ki, bu ne büyük bir
bela, ne dehşetli bir ilâhî imtihandı! İşte bunun böyle ilâhî bir emir olduğunu
anlayan ve Allah'ın sabredenlerle beraber olduğunu bilen o yumuşak huylu oğul
ey babacığım! dedi, ne emrolunuyorsan yap. Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın.
103- Ne zaman
ki böyle ikisi de teslim oldular; Allah'ın emrine kendilerini teslim ettiler.
Ve İbrahim onu tuttu, şakağına yıktı.
CEBİN: Şakak,
yani alnın yanlarıdır. Bu, Mina'da sahranın yanında veya mescide bakan yerde
yahut bugün kurbanların kesildiği mevkide olmuştu, diye naklediliyor. Bıçağını
çekip çekmediği hakkında iki görüş vardır.
104-105- Burada
yalnız buyuruluyor ki, şakağına yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: Ey İbrahim!
Rüyayı gerçekten tasdik ettin. Doğrulukla yerine getirdin, gördüğün gibi inandın,
kararlılık ve doğrulukla yerine getirdin. Çünkü "boğazlıyorum" diye görmüş,
"boğazladım" dememişti. Kararlılık ve ciddiyetle kesmeye teşebbüs etmekle
de kalmayıp o tahakkuk etmişti. Taberî gibi bazı tefsirciler bu nün, nın cevabı
ve "vâv"ın da daki "vâv" kabilinden olduğunu söylemişlerse de araştırmacı
âlimlerin tercihine göre atıf vâvı olup, burada cevap, tefhim (bu işin büyüklüğünü
anlatmak) için hazfedilmiştir. Şöyle demektir: Ve biz böyle seslenince; ne
büyük bayram, ne tarife sığmaz neşe ve sevinç meydana geldiğini söylemeye
hacet yok! Şu da cevabın tâlilidir (sebebinin açıklanmasıdır): Çünkü biz,
iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
106- Şüphesiz
ki bu; İbrahim'in karşılaştığı bu oğlunu kurban etme işi elbette açık bela,
parlak imtihandır. Öyle açık bela ve parlak imtihandır ki, gerek İbrahim'in
ve gerekse oğlunun "İhsan, Allah'a kendisini görüyormuşsun gibi ibadet etmendir."
hadis-i şerifinin ifadesince en yüksek ihsan mertebesinde bulunan ihsan edenlerden
(iyilik yapanlardan) olduklarında hiç şüpheye yer bırakmaz. Onun için onların
o ihsanlarını mükafat ile karşılayarak öyle seslendik.
107- Ve ona
büyük bir kurbanlık ile fidye de verdik. Yani İbrahim'e oğlunun yerine kesilmek
için büyük bir kurbanlık kurtuluş fidyesi de verdik. Boğazlamaya başlamakla
rüya gerçekleştirilmiş olup da "Rüyayı tasdik ettin" diye nida edildikten
sonra fidyenin mânâsı ne olabilir? Bunu en güzel açıklayan yön şudur: Deniliyor
ki, İbrahim (a.s.) bir oğlu olursa, Allah yolunda kurban edeceğini adamıştı.
Sonra unutmuş, rüya bunu hatırlatmıştı. Onun için nida olunduğu zaman rüya
gerçekleştirilmiş olmakla beraber adak yerini bulmamış olduğundan bu fidye
onu böyle hüküm değiştirmek suretiyle tamamlamış ve ayrıca bir nimet olmuştur.
Bundan dolayı İmam-ı Azam demiştir ki: Çocuğunu kurban etmeyi adayana bir
koyun kesmek vacib olur. Acaba o büyük kurbanlık ne idi ve büyüklüğü neresindeydi?
Çokları cennetten gelme, beyaz ve bir rivayette emlah, yani alaca ve a'yen,
iri gözlü bir koç idi demişler ki, yahudilerin görüşü de buna uygundur. Bazıları
da Sebîr dağından inme bir va'l, yani dağ keçisi demişlerdir. Büyüklüğünü
de bazıları maddî olarak, iri yapılı diye, bazıları da manevî büyüklük ve
önemle tefsir etmişlerdir. Yalnız bir peygamber değil, belki baba ve oğul
iki peygamberin sıkıntısını kaldıran ve özellikle neslinden peygamberlerin
sonuncusu gelecek bir peygamberin fidyesi olan ve cennetten gelen bir kurbanlık
elbette büyük olur. Bazıları da demişlerdir ki, büyüklüğü ondan sonra sünnet
ve din olması itibarıyladır. Ebu Bekir Verrak, bir nesilden değil, doğrudan
doğruya yaratılmış olması bakımındandır, demiştir. Fakat hatırlatmaya hacet
yoktur ki, Kur'ân'ın "Büyük bir kurban" ifadesi bütün bunlardan daha kapsamlı
ve daha büyüktür. En iyisini Allah bilir.
108- Sonrakilerde
de namına bıraktık. Onu güzel bir anı ile yad eder ve sünnetini yerine getirmekle
bayram yaparlar.
109- Selam
İbrahim'e.
110- İşte
iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız. Burada "Biz" denilmemesi, biraz
önce geçmiş olduğu için burada bir nevi tekit kastedildiğine işaret olmalıdır.
Evet İbrahim iyilik yapanlardandı.
111- Çünkü
o bizim mümin kullarımızdandır. Yahudiler bu kurban edilenin Hz. İshak olduğunu
söylüyorlarmış. Muhammed b. İshak, Taberî gibi bazıları da buna taraftar olmuşlar,
Muhyiddin Arabî de Fusûs'unda bu görüşe gitmiştir. Fakat burada şu atıf onları
reddetmekte açıktır.
112-Çünkü
"Biz ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik." ifadesi üzerine atıf ile buyuruluyor
ki: Bir de onu İshak ile müjdeledik. Belliki bu şöyle demek oluyor:
"Ey Rabbim!
Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et." diyen İbrahim'i o boğazlama kıssası
anlatılan halîm (yumuşak huylu) oğulla müjdelikten başka, bir de İshak ile
müjdeledik. Ki salihlerden bir peygamber olmak üzere. Şu âyetin de bu ikisine
ait kılınması daha uygundur.
113- Hem ona,
o halîm oğula ve hem İshak'a bereketler de verdik. Yani ikisinin de nesillerini
bereketlendirdik, çoğalttık. Burada zamirini İbrahim'e göndermek, zürriyet
yönüyle İshak'a karşılığı gerektireceğinden yakışmaz. İshak ve zürriyeti,
İbrahim'in zürriyetinden olduğu için İbrahim'in İshak'a karşılık olarak zürriyet
ve bereketi ancak diğer oğlu itibarıyla olabilir. Onun için zamiri bu itibarla
İbrahim'e gönderilse bile şu tesniye (ikil) zamirin, herhalde iki oğula gönderilmesi
gerekir. İkisinin zürriyetinden de; İbrahim'in iki oğlunun ikisinin zürriyetinden
de;halîm oğul olan İsmail'in zürriyetinden de, İshak'ın zürriyetinden de hem
ihsan eden, hem de kendi nefsine açıkça zulmeden vardır. Bu "İkisinin zürriyetinden"
maksadın İsmail evladı ile İshak evladı olduğunda hiç tereddüt edilmemesi
gerekir. Çünkü zamir İbrahim ile İshak'a gönderildiği takdirde bile İshak
zürriyetinin karşılığında İbrahim zürriyetinin, İshak zürriyetinden başka
bir zürriyet olması gerekir. Bu da bilinmekte olan İsmail evladıdır. Ve hatta
bu takdirde İbrahim zürriyeti ünvanının İshak evladından çok İsmail evladına
daha uygun ve daha layık olduğuna bir işaret yapılmış olur. Kısaca; "Ben Rabbime
gidiyorum" deyip de "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!" (37/100)
diye yalvaran ve o apaçık bela ile imtihanı başarı ile geçen İbrahim'e, Rabbi
öyle selam ve selametle güzel bir anı ihsan etti. Ve iki oğul müjdeleyerek,
onlardan zürriyetine öyle bereket verdi ki, hâlâ ikisinin de zürriyeti o feyiz
ve bereketle yaşamakta ve fakat hepsi salih ve iyi kimseler değil, kimisi
iman ile ihsan mertebesinde, kimisi de küfür ve isyanla nefsine zulmetmekte.
Bu şekilde İbrahim'e verilen bu zürriyet bereketi, Nuh'a verilen zürriyet
bakiliğine benzemektedir. Ancak şunu unutmamalı ki, ataların salih oluşu,
evladın da salih oluşunu gerektirmez. Onun için Nuh'un zürriyetinden putperestler,
İbrahim'in zürriyetinden zalimler çıkmıştır.
Meâl-i Şerifi
114- Andolsun
ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
115- Hem kendilerini
ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
116- Hem yardım
ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
117- Hem kendilerine
o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
118- Kendilerini
doğru yola çıkardık.
119- Sonrakiler
içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
120- Selam
olsun, Musa ile Harun'a.
121- İşte
biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
122- Çünkü
onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
123- Şüphesiz
İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
124-125-126-
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan,
sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp
da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
127- Fakat
onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
128- Ancak
Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
129- Ona da
sonrakiler içinde şunu bıraktık:
130- Selam
olsun İlyâsîn'e .
131- İşte
biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
132- Çünkü
o bizim mümin kullarımızdandı.
133- Şüphesiz
Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
134- Hani
biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
135- Ancak
geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
136- Sonra
diğerlerini helak etmiştik.
137-138- Ve
siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz.
Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
114-122- Belli
kitap, yahut açıklaması, ifadesi güzel kitap, yani
123-136-Tevrat.
İlyas da gönderilen peygamberlerdendir. Yani yukarıda "Gerçekten biz onların
arasına uyarıcı peygamberler gönderdik." (Saffât, 37/72) buyurulduğu üzere,
uyarı için gönderildiklerine yemin edilen peygamberlerden, o da İsrailoğulları
peygamberlerinden (İlyas b. Yâsîn) ki Harun (a.s.)'un torunlarından denilmiştir.
(En'am Sûresi, 6/85. âyetin tefsirine bkz.)
BA'L: Bir
putun ismi ki yirmi arşın boyunda, altından ve dört yüzlü bir put olduğu söyleniyor.
Kim bilir konduğu kaidesi ne kadardı? Hâlâ Şam'da Ba'lebek kasabası bu ad
ile anılmaktadır. İlyasîn'e selam olsun.
İLYÂSÎN: İlyas,
demektir. Bazı kırâetlerde okunduğundan her iki kırâete de uygun olması imlâsı
için şeklinde yazılır.
YASÎN: İlyas
(a.s.)'ın babası olmakla Âl-i Yâsîn yine İlyas demek olur. Yâsîn bir de Resul-i
Ekrem'in isimlerinden olduğuna göre bazıları Âl-i Yâsîn'den maksadın, Muhammed
ümmeti olduğunu söylemişlerdir. Herhalde denilmeyip buyurulması, bir tevriyeden
uzak değildir. "Âl-i Yâsîn" kırâeti de bu tevriyede açıktır. İmlâda vasledilmeyip
de iki kırâete uygun şekilde yazılması da bu tevriyenin birkaç yönden gerekli
olduğuna işaret eder. Şu halde demek olur ki, burada "Selam İlyas'a" denirken;
"Selam Muhammed âline" mânâsına bir de tevriye kastedilerek buyurulmuş ve
bundan dolayı olmalıdır ki selam fıkraları da burada bitirilmiş, Lût ve Yunus
kıssalarında daha çok "Bak uyarılanların sonu nasıl oldu?" (Sâffât, 37/73)
ifadesine dikkat çekilmiştir. Bu tevriyeye göre "O mümin kullarımızdandır."
İlyas'a ve Yâsîn'e ait olabilir demektir.
137-138-
"Ve siz sabahleyin onlara uğrar, üzerlerinden geçersiniz." Kureyş, Şam'a ticarete
giderlerken yolları, Lût kavminin yerlerine uğrar.
Meâl-i Şerifi
139- Şüphesiz
Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
140- Hani
o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
141- (Oradakilerle)
kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
142- Derken
(denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
143-144- Eğer
çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında
kalırdı.
145- Biz onu
hasta bir halde bir alana çıkardık.
146- Üzerine
kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
147- Biz onu
(Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
148- O zaman
ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
149- Şimdi
sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
150- Yoksa
biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
151-152-
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu"
derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
153- (Allah)
kızları oğullara tercih mi etmiş?
154- Size
ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
155- Hiç düşünmüyor
musunuz?
156- Yoksa
sizin için açık bir delil mi var?
157- O halde,
eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
158- Onlar,
Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun
cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
159- Allah,
onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
160- Fakat
Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
161-162-163-
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını,
Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
164-165-166-
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf
dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
167-168-169-
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap
olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
170- Fakat
şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
171-172-173-
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:
"Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız
mutlaka galip geleceklerdir."
174- Onun
için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
175- Onlara
(inecek azabı) gözetle .Yakında onlar da göreceklerdir.
176- Ya şimdi
onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
177- Fakat
(azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı
ne kötüdür!
178- Yine
sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
179- (İnecek
azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
180- Senin
güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh
ve yücedir.
181- Gönderilen
bütün peygamberlere selam olsun.
182- Hamd,
âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
139- Şüphesiz
ki Yunus da gönderilen peygamberlerdendir. Yunus (a.s.)'un kıssasında Allah
Teâlâ'nın bir peygamberini hapsedişinin bir ifadesi vardır. Bunun, burada
anlatılması, daha çok peygamber efendimize bir hatırlatma olmaakımındandır.
140- Hani,
düşün o zamanı ki Yunus, "İbak" suretiyle o dolu gemiye kaçmıştı.
İBAK: Bir
kölenin, efendisinden kaçmasıdır. Enbiya Sûresi'nde "Ve Zünnûn'a (da lutfettik).
Hani o (kavmine) kızarak gitmişti." (Enbiya, 21/87) buyurulduğu üzere Yunus
(a.s.) öfkelenip, Allah tarafından izin gözlemeksizin çıkmış olduğundan "ibak"
(kaçış) denilmiştir. Alûsî, tefsirinde der ki: "Yunus (a.s.) hakkında kitap
ehlinin kitaplarında anlatılan şudur: Allah Teâlâ, onu Nînüvâ halkına gidip
onları Hakk'a davet etmekle görevlendirmişti.
O zaman Nînüvâ
çok büyüktü. Üç gün kadar bir müddet içerisinde katedilebilirdi. Kötülükleri
büyümüş, bozgunculukları çoğalmıştı. İşi büyük gördü ve Tersis'e kaçtı. Onun
için Yafa'ya geldi, bir gemi buldu. Sahipleri Tersis'e gitmek istiyorlardı.
Kiraladı, ücretini verdi ve gemiye bindi. Derken büyük bir fırtına koptu,
dalgalar çoğaldı. Gemi gark olacak hale geldi, gemiciler telaşe düştüler.
Geminin hafiflemesi için bazı eşyaları denize attılar. O sırada Yunus, geminin
içine inmiş, uyumuş, hatta nefesi yukarı çıkarmış. Kaptan ona vardı. "Ne uyuyorsun?
Kalk, Rabbine dua et. Ola ki bizi bu durumdan kurtarır da helak etmez" dedi
ve birbirlerine; "Gelin bu kötülük bize kimin yüzünden geldiğini bilmek için
kur'a atalım" dediler. Kur'a attılar, Yunus'a düştü. Bunun üzerine: "Anlat
bize sen ne yaptın? Nereden gelip, nereye gidiyorsun? Hangi köyden, hangi
soydansın?" dediler. O zaman onlara: "Ben, karayı ve denizi yaratan, göklerin
ilâhı olan Rabbin kuluyum." dedi ve olayını anlattı. Onun üzerine çok korktular
ve niye öyle yaptın diye kınadılar. Sonra ona: "Bu denizin durması için biz
sana ne yapalım?" dediler. "Beni denize atın, durur. Çünkü bu büyük fırtına
benim içindir" dedi. Adamlar gemiyi geri karaya atmaya çalıştılar, yapamadılar.
Nihayet Yunus'u tuttular, gemide bulunanların kurtulması için denize attılar.
Derhal deniz durdu ve Allah balığa emretti. O'nu karaya bıraktı, sonra Allah
Teâlâ büyük bir balığa da emretti, onu yuttu. Balığın kırnında üç gün üç gece
kaldı. Karnında Rabbine dua ediyor, O'na yalvarıyordu. Derken yüce Allah balığa
emretti. Onu karaya bıraktı, sonra Allah Teâlâ ona: "Kalk, Nînüvâ'ya var,
bundan önce sana emrettiğim şekilde halkına çağrıda bulun!" buyurdu. Yunus
(a.s.) da vardı, çağrıda bulundu ve "Nînüvâ üç gün içinde batacak" dedi. Bunun
üzerine Nînüvâ halkı Allah Teâlâ'ya iman ettiler ve oruç ilan ettiler, hepsi
eskiler giydiler, kral haber aldı, o da tahtından indi, süslü elbiselerini
çıkardı ve bir çul giydi ve kül üzerine oturdu. Gerek insan ve gerekse hayvan,
hiçbiri ne yiyecek, ne içecek tatmasın diye tellal çağırtıldı ve hepsi Allah
Teâlâ'ya sığındılar, kötülük ve zulümden vazgeçtiler. Allah Teâlâ da kendilerine
merhamet etti, azaba uğratmadı. Onlara azab etmeyince Yunus (a.s.) merak etti:
"Allahım! İşte ben bundan kaçmıştım, çünkü biliyordum ki, sen çok merhamet
edici, çok şefkatli, çok sabırlı ve tevbeleri çokca kabul edicisin. Ey Rabbim!
Benim canımı al artık, ölüm bana yaşamaktan daha iyidir" dedi. Allah: "Ey
Yunus! Çok üzüldün", dedi. Yunus: "Evet ya Rab!" dedi ve çıktı, şehrin karşısında
beride bir gölgelik yaptı, altına oturdu. Şehirde ne olacağını gözetliyordu.
Allah Teâlâ emretti, kendisine sıkıntısından gölge olması için başı ucundan
bir kabak çıktı. O kabakla ferahlandı, büyük bir rahatlık duydu. Yine Allah
Teâlâ bir kurda emretti, kabağı vurdu, kuruttu. Sonra sıcak bir samyeli esti,
güneş de Yunus (a.s.)'un başına geçti, durum ağırlaştı. Ölüm sevilecek hale
geldi. O zaman Allah: "Ey Yunus! Kabağa gerçekten acıdın mı?" buyurdu. O da:
"Gerçekten acıdım ya Rabbi!" dedi. Allah Teâlâ da: "Ya sen o hiç üzerine yorulmadığın,
bakıp büyütmediğin, belki bir gecede bitip, bir gecede yok olan kabağa acırsın
da, ben o içinde on iki tepeden fazla insan oturan ve sağını solunu bilmez
bir kavim ve birçok hayvanlar bulunan o büyük Nînüvâ şehrine merhamet etmez
miyim?" buyurdu."
Alûsî, bunu
naklettikten sonra: "Burada hakka muhalif noktalar bulunmakla beraber bilgi
olması için naklettim" diyor. Onun için bu kıssaları okurken Kur'ân'ın ifadesindeki
nezihliğe ve inceliğe dikkat ederek okumalıdır. Orada Yunus (a.s.)'u kavminin
imanından sonra azab etmedi diye, balığın karnındakinden daha çok vicdan azabına
düşmüş ve başında kabak da ondan sonra bitmiş gösteriyor. Halbuki Kur'ân Enbiya
Sûresi'nde "Biz onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz
iman edenleri böyle kurtarırız." (Enbiya, 21/88) diye onun tasadan kurtarıldığını
anlattığı gibi, burada da alana atılışını ve kabağın bitirilmesini, balığın
karnından hasta olarak çıkarılması olayının peşinden anlatmış ve kıssanın
sonunu da kavminin imanıyla istifadeleri gibi güzel bir sonuçla bağlamıştır.
Yunus Sûresi'nde "Keşke (azabı gördükten sonra) inanıp da imanı kendisine
fayda veren bir memleket olsaydı (ama olmadı). Yalnız Yunus'un kavmi (azab
henüz inmeden) iman edince, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış
ve onları bir süre daha yaşatmıştık." (Yunus, 10/98) buyurulduğu üzere böyle
yeis (ümitsizlik) halindeki imanla kurtuluş yalnız Yunus kavmine nasib olmuştur.
Azab, iman etmediklerinden dolayı vaad edilmiş olduğu için, kavmi iman ettikten
sonra azab etmedi diye, bir peygamberin güya yalancı çıkmış olup da ölsem
bundan iyi idi diye üzülmesinde bir mânâ yoktur. Bu üzüntü belki başlangıçta
kızıp kaçtığı zaman olmuş olabilir.
141-142-Kısaca
buyuruluyor ki: Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı da kur'a çekmişti ve kaydırılanlardan
olmuştu. Yani kur'ada yenilmiş, gemiden atılmıştı. Burada kendi kendini attı
diye bir söz varsa da (kaydırılan) deyiminin zahirine uygun değildir. Kendini
atmış değil de kendi rızasıyla atılmış olabilir. Derhal balık onu lokma etti,
yani yuttu. O halde ki, pişmanlık içindeydi, kendini kınıyordu, pişman oluyordu.
143- Eğer
o çok tesbih edenlerden olmasaydı. Öteden beri Allah'ı tesbih ile çok zikrederdi.
Bu karanlıklarda da "Senden başka ilâh yoktur, seni tesbih ederim, ben gerçekten
haksızlık edenlerden oldum." (Enbiya, 21/87) diye nida ediyordu. Fakat sadece
şimdi değil, öteden beri çok tesbih edenlerden olmasaydı yeniden dirilecekleri
güne kadar elbette onun karnında kalırdı.
144- Eğer
o çok tesbih edenlerden olmasaydı. Öteden beri Allah'ı tesbih ile çok zikrederdi.
Bu karanlıklarda da "Senden başka ilâh yoktur, seni tesbih ederim, ben gerçekten
haksızlık edenlerden oldum." (Enbiya, 21/87) diye nida ediyordu. Fakat sadece
şimdi değil, öteden beri çok tesbih edenlerden olmasaydı yeniden dirilecekleri
güne kadar elbette onun karnında kalırdı.
145-Fakat
kalmadı, hemen biz onu alana, açık, boş bir sahaya fırlattık o halde ki, hastaydı.
146-Fırlattık
ve üzerine yaktîn, yani bal kabağı cinsinden bir ağaç bitirdik. Gövdesiz,
çabuk biter, çok çatallanır, uzar ve yaprakları büyük olduğundan gölgeliğe
elverişli bir ağaç; gövdesi olmadığı halde buna ağaç denilmesi, çatallanıp
yükselebilmesinden dolayıdır. Demek ki başında bu kabağın bitmesi, çıktığı
sırada hasta halinde bir siper olması içindi. Bunun basit bir teşkilata işaret
olması da düşünülebilir.
147- Ve onu,
yani Yunus'u yüz bine gönderdik. Yani kaçtığı yere tekrar gönderildi ki, yüz
bin nüfusa ulaşıyordu. Hatta artıyorlardı. Yani pek çok değillerse de az da
değillerdi. Artmaya da hazırdılar. Bu ifade iki gönderme arasında artış bile
olduğuna işarettir.
148- Bunun
üzerine iman ettiler de biz de onları bir zamana kadar yaşattık. Yeis (ümitsizlik)
halindeki iman fayda vermezken bu şekilde Yunus kavmine verdi. Bu bir fezlekedir
(özetlemedir). Yani yukarıdaki "Bak o korkutulanların sonu nasıl oldu? Ancak
Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka." (Sâffât, 37/73-74) emrinden buraya
kadar açıklanan kıssaların bir özetini yaparak demek olur ki, şimdi bunlara
bir göz atıp, nihayet
149-Yunus
kıssasını da düşündükten sonra, peygamberliğin zorluklarından kaçınmayarak
ey Muhammed! sen yine müşriklere sor; susturmak için de ki: Rabbine kızlar,
onlara oğullar öyle mi? Bu ne biçim taksim? Cüheyne, Seleme oğulları, Huzaa,
Melih oğulları gibi Arap müşrikleri; "Melekler Allah'ın kızlarıdır" diyorlardı.
Halbuki kendilerinin kız evlatları olsa istemiyorlardı. Bir de meleklere kız
demekle onlarda şiddet düşünmüyorlardı. Sûrenin başında onların anlatılan
şiddetlerini duyurmak için "Sor onlara: Yaratılışça kendileri mi daha çetin..."
(Sâffât, 37/11) buyurulduğu gibi, burada da inançlarını iptal için azarlanıyor.
150-Buna karşılık
itiraz makamında, maksat dişi yaratıkları demektir, diyecek olurlarsa buyuruluyor
ki Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahitler miymiş?
151-158- Ha
bak! Bu yukarıki "sor!" emrinde dahil olmayarak doğrudan doğruya Alah tarafından
yalancılıklarını ilan ile görüşlerini iptal ve bozma gibi açıkça yalan olduğu
belli olan şeylere şahitlik etmeye kalkışanların, şahitliklerinin dinlenmeyeceğini
hatırlatır. Bir de Allah ile cinler arasında bir neseb uydurdular. Bu cümle,
"Onlar, 'Allah doğurdu' derler." sözü üzerine atfedilmiştir. Muhatabdan yine
bu şekilde gaibe (2. şahıstan 3. şahısa) geçilmesi, sözlerinin kötülüğünden
dolayı hitaba kabiliyetleri olmadığına dair bir hatırlatmadır. Yani iftiralarından
bütün cinlerle Allah arasında bir neseb, ilâhlıkta ortaklığı ifade edecek
şekilde bir münasebet, bir ortaklık uydurmaya kadar gittiler. Burada cin,
melekleri de içine alan en genel mânâya bütün gizli mahluklar, metafizik güçler,
bütün ruhanîler demektir. Mecusî mezheplerinde olduğu üzere, şeytan Allah'ın
kardeşidir, melekler Allah'ın kızlarıdır, dedikleri gibi; bazıları da ruhanilerin,
cinlerin, meleklerin Allah'a münasebeti, yakınlığı vardır, biz onların aracılığı
olmadan Allah'a yaklaşamayız, Allah yanında şefaatçilerimiz olması için biz
onlara ibadet etmekteyiz diyor, şirk koşuyor; biri kötülük yapar, biri iyilik
diyorlardı. (En'am Sûresi'nde "Allah'a cinleri ortak koştular." (En'am, 6/100),
"Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kılmışızdır."
(En'am, 6/112) âyetlerinin tefsirlerinde bu hususta bilgi verilmiştir, oraya
bakınız.)
Halbuki o
neseb isnad ettikleri ruhaniler, özellikle melekler bilir, şahitlik ederler
ki, herhalde onlar, o iftirayı uyduran yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
159-Yakalanıp
cehenneme tıkılacaklardır. Allah, onların isnad ettikleri niteliklerden münezzehtir,
çok yücedir. Bilirler, böyle tesbih ile tenzih ederler. Meleklerin tesbihinde
şüphe olmadığı gibi "Beni ateşten yarattın." (Sâd, 38/76) diye yaratılmış
olduğunu itiraf eden İblis bile, müşriklerin isnad ettikleri şirk vasıflarından
Allah'ı tenzih eder. "Ben sizden uzağım." (Enfal, 8/48) der.
160- Fakat
Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka. Onlar böyle isnadda bulunmazlar
ve onun için azaba da hazır bulundurulmazlar.
161- Çünkü
siz ne taptıklarınız; putlarınız ve şeytanlarınız Allah'a karşı kimseyi kandıramazsınız.
Ancak cehenneme yaslanacak olanı aldatırsınız. Onun için Allah'ın ihlas ile
seçilen kullarını bozamazsınız. Şu da o bilen cinlerin, yani meleklerin sözlerindendir.
162-163-*}
Çünkü siz ne taptıklarınız; putlarınız ve şeytanlarınız Allah'a karşı kimseyi
kandıramazsınız. Ancak cehenneme yaslanacak olanı aldatırsınız. Onun için
Allah'ın ihlas ile seçilen kullarını bozamazsınız. Şu da o bilen cinlerin,
yani meleklerin sözlerindendir.
164-166-*}
Bizden ise başka değil, ancak onun için bilinen bir makam vardır. Yani her
birimizin Allah Teâlâ'ya kulluk için durduğumuz belli bir makamı, muayyen
bir sınırı vardır ki, onu geçemeyiz. Ve biz elbette o saf tutanlarız. "O saf
tutup duranlara andolsun." (Sâffât, 37/1) Ve biz herhalde o tesbih edenleriz.
Yani Allah Teâlâ'yı şanına layık olmayan vasıflardan tenzih ederiz. Dolayısıyla
çocuk, neseb gibi iddiaları kesinlikle reddederiz. nin muhaffefidir.
167-170-Yani
gerçekten kesinlikle diyorlar ki bizim yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap)
olsaydı. Onlarınki gibi Allah tarafından indirilmiş bir kitap, fikirler açıp
ibret dersi veren ilâhî bir kitap olsaydı Allah'ın ihlas ile seçilen kulları
olurduk. Kureyş, böyle demişlerdi. Fakat olunca onu inkâr ettiler. İhlas ile
sarılmak şöyle dursun küfrettiler, zikirlerin en güzeli olan Kur'ân inince
nankörlük edip tanımak istemediler. Artık ilerde bilecekler.
171- 179-
Küfürlerinin sonunun neye varacağını görecekler, çünkü Allah'ın vaadi şöyledir:
Andolsun ki, peygamber olarak gönderilen kullarımız için ezelde şu kelimemiz
geçmişti. Elbette onlara yardım edilecektir. Önünde olmazsa sonunda yardım
onlara olacaktır. Ve elbette bizim askerlerimiz, o gönderilen peygamberlere
yardım edecek, onun yardımcıları olacak olan hak orduları mutlaka onlar galip
geleceklerdir. Peygamberlerin gönderiliş hikmetleri sonunda gerçekleşecek,
davaları zaferi kazanacaktır. Burada bu ilâhî söz, peygambere vaad, muhaliflerine
tehdit yerindedir.
180-Bu vaad
ve tehdit tekrar edildikten sonra, bu yüce sûre de şu âyetle bitiriliyor:
O izzet sahibi Rabbin, onların isnad ettikleri vasıflardan münezzehtir, yücedir.
Yani seni terbiye edip, peygamberlik görevi ile gönderen ve o kesin zafer
ve galibiyeti vaad buyurmuş olup, vaadinden caymasına veya kuvvet ve kudretine
karşı gelinmesine ihtimal bulunmayan izzet, güç ve kuvvet sahibi olan Rabbin,
o müşriklerin, kâfirlerin isnad ettikleri eksik vasıflardan münezzehtir.
181- Bir de
selam o peygamberlere. Muzaffer olacakları ezelde takdir edilmiş olan sana
ve yukarıda birkısmının isimleri geçmiş olan bütün peygamberlere; bütün bu
nimetlerden dolayı
182- hamd
de âlemlerin Rabbi Allah'a. Bu âyet de çok anlamlı olan âyetlerdendir. İbnü
Ebi Hatim'in Şa'bî'den rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur
ki: "Her kimi, kıyamet günü sevabdan tam ölçekle ölçmek sevindirecekse bulunduğu
meclisten kalkacağı sırada şöyle desin: