عَبَسَ وَتَوَلَّى
Abese / 1 -
Abese ve tevellâ.
Diyanet İşleri = (1-2) Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yüzünü ekşitti ve döndürdü.
Abdullah Parlıyan = Yüzünü ekşitti ve döndü,
Adem Uğur = Yüzünü ekşitti ve geri döndü.
Ahmed Hulusi = Asıldı yüzü ve çevirdi yüzünü!
Ahmet Tekin = Peygamber, kavminin ileri gelenlerinin hidayete ermesi için uğraştığı bir sırada, iltifat etmedi, yüzünü ekşitti ve arkasını döndü.
Ahmet Varol = Surat astı ve döndü.
Ali Bulaç = Surat astı ve yüz çevirdi;
Ali Fikri Yavuz = (Peygamber) hoşlanmadı ve yüzünü çevirdi,
Ali Ünal = (Mağrur kâfir), yüzünü ekşitti ve sırtını döndü,
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = (1-2) Yanina kor bir kimse geldi diye (Peygamber )yuzunu asip cevirdi.
Celal Yıldırım = (1-2) Kendisine o iki gözü kör geldi diye yüzünü ekşitip çevirdi.
Cemal Külünkoğlu = (1-2) (Peygamber) kendisine kör adam geldi diye yüzünü ekşitti ve çevirdi.
Diyanet İşleri (eski) = (1-2) Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Diyanet Vakfi = (1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Edip Yüksel = Surat astı ve döndü;
Elmalılı Hamdi Yazır = Ekşidi ve döndü
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ekşidi (yüzünü ekşitti) ve döndü.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
Gültekin Onan = Surat astı ve yüz çevirdi;
Harun Yıldırım = Surat astı ve yüz çevirdi.
Hasan Basri Çantay = Yüzünü ekşitib çevirdi,
Hayrat Neşriyat = (1-2) Kendisine a'mâ bir kimse geldi diye (peygamber) yüzünü ekşitti ve döndü.
İbni Kesir = Yüzünü asıp çevirdi,
Kadri Çelik = Surat astı ve yüz çevirdi.
Muhammed Esed = O, suratını astı ve uzaklaştı,
Mustafa İslamoğlu = O (kibirli adam) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı,
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Yüzünü ekşitti ve ardını döndü. Kendisine âmânın gelmesinden dolayı.
Ömer Öngüt = (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Şaban Piriş = (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
Sadık Türkmen = Surat asti ve sırt çevirdi.
Seyyid Kutub = Surat astı ve döndü.
Suat Yıldırım = (1-2) Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü.
Süleyman Ateş = Surat astı ve döndü;
Tefhim-ul Kuran = Surat astı ve yüz çevirdi;
Ümit Şimşek = Yüzünü ekşitti ve döndü:
Yaşar Nuri Öztürk = Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;
İskender Ali Mihr = Huzursuz oldu (yüzünü buruşturdu). Ve başını çevirdi (ilgilenmedi).
İlyas Yorulmaz = Suratını astı ve sırtını döndü.
أَن جَاءهُ الْأَعْمَى
Abese / 2 -
En câehul a’mâ.
Diyanet İşleri = (1-2) Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yanına kör geldi diye.
Abdullah Parlıyan = kör olan kimse geldi diye.
Adem Uğur = Âmânın kendisine gelmesinden ötürü
Ahmed Hulusi = O âmâ geldi diye.
Ahmet Tekin = Demek kendisine âmâ geldi diye böyle yaptı.
Ahmet Varol = Kendisine o kör kişi geldi diye.
Ali Bulaç = Kendisine o kör geldi diye.
Ali Fikri Yavuz = Kendisine o a’mâ geldi diye...
Ali Ünal = (Allah Rasûlü’yle beraberken) O’na âmâ zat geldi diye.
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = (1-2) Yanina kor bir kimse geldi diye (Peygamber )yuzunu asip cevirdi.
Celal Yıldırım = (1-2) Kendisine o iki gözü kör geldi diye yüzünü ekşitip çevirdi.
Cemal Külünkoğlu = (1-2) (Peygamber) kendisine kör adam geldi diye yüzünü ekşitti ve çevirdi.
Diyanet İşleri (eski) = (1-2) Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Diyanet Vakfi = (1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Edip Yüksel = O kör adam geldi diye.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü ona a'mâ geldi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ona ama geldi diye.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kendisine âmâ geldi, diye.
Gültekin Onan = Kendisine o kör geldi diye.
Harun Yıldırım = Kendisine o kör geldi diye.
Hasan Basri Çantay = kendisine o a'maa geldi diye.
Hayrat Neşriyat = (1-2) Kendisine a'mâ bir kimse geldi diye (peygamber) yüzünü ekşitti ve döndü.
İbni Kesir = Kendisine a'ma geldi diye.
Kadri Çelik = Yanına o kör geldi diye.
Muhammed Esed = çünkü kör bir adam o'na yaklaşmıştı!
Mustafa İslamoğlu = yanına âmâ geldi diye...
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Yüzünü ekşitti ve ardını döndü. Kendisine âmânın gelmesinden dolayı.
Ömer Öngüt = Kendisine o âmâ geldi diye.
Şaban Piriş = Ona gözleri görmeyen kimse geldi diye.
Sadık Türkmen = Kendisine o kör/âmâ adam geldi diye.
Seyyid Kutub = Yanına âma geldi diye.
Suat Yıldırım = (1-2) Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü.
Süleyman Ateş = Kör geldi diye.
Tefhim-ul Kuran = Kendisine o kör geldi diye.
Ümit Şimşek = Yanına âmâ geldi diye.
Yaşar Nuri Öztürk = Yanına kör adam geldi diye.
İskender Ali Mihr = Âmâ olan bir kişinin ona gelmesi (sebebiyle).
İlyas Yorulmaz = Kör olan birisi geldi diye.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى
Abese / 3 -
Ve mâ yudrîke leallehu yezzekkâ.
Diyanet İşleri = (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
Abdulbaki Gölpınarlı = Belki o, arınacaktır, ne bilirsin?
Abdullah Parlıyan = Ne bilirsin belkide O senden öğrenecekleriyle günahlarından temizlenecekti.
Adem Uğur = Belki o temizlenecek,
Ahmed Hulusi = Ne bilirsin, belki o arınacak!
Ahmet Tekin = Âmâ ile ilgili seni, önceden bilgilendiren mi oldu? Belki o pislikten, küfürden temizlenecek, vicdanını arındıracak.
Ahmet Varol = Ne bilirsin belki o, arınacaktır.
Ali Bulaç = Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip arınacak?
Ali Fikri Yavuz = Onun halini sana hangi şey bildirdi? Belki o, (senden sormakla cehalet kirinden) temizlenecekti.
Ali Ünal = (3-4) Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihati dinleyip ondan yararlanacaktı?
Bayraktar Bayraklı = Ne bilirsin belki o arınacak?
Bekir Sadak = Ne bilirsin, belki de o arinacak;
Celal Yıldırım = (3-4) Ne bilirsin, belki o temizlenecek veya öğüt alacaktı da o öğüt ona fayda verecekti ?
Cemal Külünkoğlu = (3-4) (Resulüm!) Onun halini sana hangi şey bildirdi? Belki o, (senden öğrenecekleriyle cehalet kirinden) temizlenecekti yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Diyanet İşleri (eski) = Ne bilirsin, belki de o arınacak;
Diyanet Vakfi = (1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Edip Yüksel = Ne bilirsin, belki de o arınacak;
Elmalılı Hamdi Yazır = Ne bilirsin o belki temizlenecek
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ne bilirsin, belki o temizlenecek.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
Gültekin Onan = Nerden biliyorsun; belki o temizlenip arınacak.
Harun Yıldırım = Nerden biliyorsun; belki o, arınacaktı?
Hasan Basri Çantay = (Onun haalini) sana hangi şey bildirdi? Belki o, (senden öğrenecekleriyle) temizlenecekdi.
Hayrat Neşriyat = (3-4) (Habîbim, yâ Muhammed!) Hâlbuki sana ne bildiriyor ki, belki o (günahlardan)temizlenecekti veya nasîhat alacak da bu nasîhat kendisine fayda verecekti!
İbni Kesir = Ne bilirsin belki de o, temizlenecekti.
Kadri Çelik = Ne bilirsin sen, belki o arınacak?
Muhammed Esed = Nereden bilebilirsin (ey Muhammed,) belki de o arınacaktı,
Mustafa İslamoğlu = "Ve (sana gelince ey Nebi!) Sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına dair bir ihtimal bulunduğuna;
Ömer Nasuhi Bilmen = Sana ne şey bildirdi, olabilir ki, o temizlenecektir?
Ömer Öngüt = Resulüm! Ne bilirsin, belki o (senden öğrendikleriyle) temizlenecekti.
Şaban Piriş = Ne bilirsin belki o, arınacaktır.
Sadık Türkmen = Ne bilirsin, belki o arınacak?!..
Seyyid Kutub = Ne bilirsin belkide O senden öğrenecekleriyle günahlarından temizlenecekti.
Suat Yıldırım = Belki o temizlenecek,
Süleyman Ateş = Ne bilirsin, belki o arınacak!
Tefhim-ul Kuran = Âmâ ile ilgili seni, önceden bilgilendiren mi oldu? Belki o pislikten, küfürden temizlenecek, vicdanını arındıracak.
Ümit Şimşek = Nereden biliyorsun, belki arınacaktı.
Yaşar Nuri Öztürk = Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.
İskender Ali Mihr = Ve sen bilemezsin, umulur ki böylece o tezkiye olur.
İlyas Yorulmaz = Nereden bileceksin ki. Belki o temizlenecek.
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكْرَى
Abese / 4 -
Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikrâ.
Diyanet İşleri = Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yahut da öğüt alacaktır da ondan faydalanacaktır.
Abdullah Parlıyan = Yahutta kendisine hakikat hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.
Adem Uğur = Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.
Ahmed Hulusi = Yahut hatırlatılanı düşünecek de böylece o zikra (hatırlatma) kendisine fayda verecek!
Ahmet Tekin = Yahut öğüt alacak da, o öğüt ona fayda verecek.
Ahmet Varol = Yahut öğüt alacak ve öğüt ona yarar sağlayacaktır?
Ali Bulaç = Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
Ali Fikri Yavuz = Yahud öğüd alacaktı da, o öğüt kendisine fayda verecekti.
Ali Ünal = Veya (Allah’ın Mesajı üzerinde) düşünüp, yapılan tebliğ O’na daha bir fayda verecek?
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = Yahut ogut alacakti da bu ogut kendisine fayda verecekti.
Celal Yıldırım = (3-4) Ne bilirsin, belki o temizlenecek veya öğüt alacaktı da o öğüt ona fayda verecekti ?
Cemal Külünkoğlu = (3-4) (Resulüm!) Onun halini sana hangi şey bildirdi? Belki o, (senden öğrenecekleriyle cehalet kirinden) temizlenecekti yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Diyanet İşleri (eski) = Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Diyanet Vakfi = (1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Edip Yüksel = Yahut ta öğüt alacak ve ona mesajın yararı dokunacaktı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Veya öğüt belliyecek de o öğüt kendine fâide verecek
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Veya öğüt alacak da öğüt kendisine fayda verecek.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
Gültekin Onan = Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
Harun Yıldırım = Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt ona fayda verecekti.
Hasan Basri Çantay = Yahud öğüd olacakdı da (senin) bu öğüd (ün) kendisine fâide verecekdi.
Hayrat Neşriyat = (3-4) (Habîbim, yâ Muhammed!) Hâlbuki sana ne bildiriyor ki, belki o (günahlardan)temizlenecekti veya nasîhat alacak da bu nasîhat kendisine fayda verecekti!
İbni Kesir = Yahut öğüt alacaktı da bu, kendisine fayda verecekti.
Kadri Çelik = Ya da hatırlayıp kendine gelecek ve böylece bu hatırlama kendisine yarar sağlayacak?
Muhammed Esed = yahut (hakikat) hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.
Mustafa İslamoğlu = veya alacağı öğütün kendisine yarar sağlayacağını?
Ömer Nasuhi Bilmen = Yahut öğüt dinleyecek de kendisine o öğüt fâide verecektir.
Ömer Öngüt = Yahut öğüt alacaktı da, bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Şaban Piriş = Veya öğüt alacak da öğüt ona fayda verecektir.
Sadık Türkmen = Ya da öğüt dinleyecek, bu da ona fayda verecek!..
Seyyid Kutub = Yahut öğüt alacak da bu öğüt, kendisine fayda verecek.
Suat Yıldırım = (3-4) Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihati dinleyip ondan yararlanacaktı?
Süleyman Ateş = Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.
Tefhim-ul Kuran = Ya da öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
Ümit Şimşek = Yahut öğüt alacak, öğütten faydalanacaktı.
Yaşar Nuri Öztürk = Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.
İskender Ali Mihr = Veya öğüt alır, böylece bu öğüt ona fayda verir.
İlyas Yorulmaz = Verdiğin öğüdü düşünecek ve öğüt ona fayda verecekti.
أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَى
Abese / 5 -
Emmâ menistagnâ.
Diyanet İşleri = Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
Abdulbaki Gölpınarlı = Fakat ihtiyacı olmayana gelince.
Abdullah Parlıyan = Konuşmakta olduğun Kureyş'in ileri gelenlerinden, kendilerini herşeye yeterli görenlere gelince;
Adem Uğur = Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince,
Ahmed Hulusi = Kendini mustağni görene gelince. . .
Ahmet Tekin = Ama sen, güçleri, imkânları ve kabiliyetleriyle yeterli donanıma sahip olduklarını, vahyin, Kur’ân’ın rehberliğine ihtiyaçlarının olmadığını ileri sürenlerin üstüne düşüyorsun.
Ahmet Varol = Fakat kendini ihtiyaçtan uzak görene gelince,
Ali Bulaç = Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,
Ali Fikri Yavuz = Amma (malı ile Allah’a) ihtiyaç göstermiyene gelince;
Ali Ünal = Ama (servetine, mevkiine güvenen ve) kendini İlâhî irşaddan müstağnî görene gelince;
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = (5-6) Ama sen, kendisini ogutten mustagni goren kimseyi karsina alip ilgileniyorsun.
Celal Yıldırım = (5-6) Ama öğüt almaya ihtiyaç duymayanı ise, sen ona yönelip ilgi duyuyorsun.
Cemal Külünkoğlu = (5-7) Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince; sen, ona dönüp sözüne kulak veriyorsun. Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin.
Diyanet İşleri (eski) = (5-6) Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Diyanet Vakfi = (5-7) Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
Edip Yüksel = Kendisini zengin görüp önemsemeyene gelince;
Elmalılı Hamdi Yazır = Amma istiğnâ edene gelince
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ama ihtiyaç duymayana gelince,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,
Gültekin Onan = Fakat kendini müstağni gören ise,
Harun Yıldırım = Kendini yeterli görene gelince;
Hasan Basri Çantay = Amma (zengin olduğu için) kendisini müstağnî gören adam (yok mu)?
Hayrat Neşriyat = (5-6) (Servetinin gurûruyla) kendisini (îmâna) muhtaç görmeyen kimseye gelince, işte sen (îmâna gelir de İslâma kuvvet verir mi diye) ona yöneliyorsun!
İbni Kesir = Ama kendisini müstağni gören.
Kadri Çelik = Ama kendini müstağni gören kimse olunca.
Muhammed Esed = Ama kendini her şeye yeterli görene gelince,
Mustafa İslamoğlu = Fakat, kendi kendine yettiğini sanan kimseye gelince:
Ömer Nasuhi Bilmen = (5-6) Amma istiğnada bulunan kimseye gelince. İmdi sen ona teveccüh ediyorsun.
Ömer Öngüt = Kendini sana muhtaç görmeyene gelince,
Şaban Piriş = Ama, kendisini ihtiyaçsız görene..
Sadık Türkmen = Kendisini yeterli gören kimseye gelince;
Seyyid Kutub = Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince.
Suat Yıldırım = (5-6) Ama irşada ihtiyaç duymayana ise, ona dönüp itibar ediyorsun.
Süleyman Ateş = Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince;
Tefhim-ul Kuran = Fakat kendini müstağni (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) gören ise,
Ümit Şimşek = Öğüte ihtiyaç duymayan kimseye gelince:
Yaşar Nuri Öztürk = O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,
İskender Ali Mihr = Fakat kendini müstağni gören (bir şeye muhtaç olmadığını sanan) kimse.
İlyas Yorulmaz = Kendini yeterli görene gelince,
فَأَنتَ لَهُ تَصَدَّى
Abese / 6 -
Fe ente lehu tesaddâ.
Diyanet İşleri = Sen, ona yöneliyorsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık sen onun üstüne düştükçe düşüyorsun.
Abdullah Parlıyan = sen bütün ilgiyi onlara gösterip onların üstüne düştükçe düşüyorsun.
Adem Uğur = Sen ona yöneliyorsun,
Ahmed Hulusi = Sen ona ilgi gösteriyorsun!
Ahmet Tekin = Evet, sen onların üstüne düşüyorsun.
Ahmet Varol = Sen ona yakın ilgi gösteriyorsun.
Ali Bulaç = İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya' çalışıyorsun.
Ali Fikri Yavuz = Sen, ona dönüb sözüne kulak veriyorsun.
Ali Ünal = Onunla çok ciddi ilgileniyorsun (sanki İslâm’a girmesini arzu ediyormuşsun gibi).
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = (5-6) Ama sen, kendisini ogutten mustagni goren kimseyi karsina alip ilgileniyorsun.
Celal Yıldırım = (5-6) Ama öğüt almaya ihtiyaç duymayanı ise, sen ona yönelip ilgi duyuyorsun.
Cemal Külünkoğlu = (5-7) Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince; sen, ona dönüp sözüne kulak veriyorsun. Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin.
Diyanet İşleri (eski) = (5-6) Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.
Diyanet Vakfi = (5-7) Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
Edip Yüksel = Sen ona yöneliyorsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen onun sadâsına özeniyorsun
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = sen onun sesine özeniyorsun.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sen ona yöneliyorsun.
Gültekin Onan = İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya' çalışıyorsun.
Harun Yıldırım = Sen onunla ilgilendin.
Hasan Basri Çantay = İşte sen onu karşına alıyor (ona yöneliyor) sun.
Hayrat Neşriyat = (5-6) (Servetinin gurûruyla) kendisini (îmâna) muhtaç görmeyen kimseye gelince, işte sen (îmâna gelir de İslâma kuvvet verir mi diye) ona yöneliyorsun!
İbni Kesir = İşte sen, onu karşına alıyorsun.
Kadri Çelik = Sen ona yönelip ilgilenirsin.
Muhammed Esed = sen bütün ilgiyi ona gösterdin,
Mustafa İslamoğlu = Sen bütün ilgini ona yönelttin;
Ömer Nasuhi Bilmen = (5-6) Amma istiğnada bulunan kimseye gelince. İmdi sen ona teveccüh ediyorsun.
Ömer Öngüt = İşte sen ona yöneliyorsun.
Şaban Piriş = Sen, yöneliyorsun ona..
Sadık Türkmen = Sen onun tasasını çekiyorsun/onun için endişeye kapılıyorsun.
Seyyid Kutub = Sen onunla ilgileniyorsun!
Suat Yıldırım = (5-6) Ama irşada ihtiyaç duymayana ise, ona dönüp itibar ediyorsun.
Süleyman Ateş = Sen ona yöneliyorsun.
Tefhim-ul Kuran = İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya' çalışıyorsun.
Ümit Şimşek = Sen ona yöneliyorsun.
Yaşar Nuri Öztürk = Ki sen ona yöneliyorsun;
İskender Ali Mihr = Oysa sen, ona yöneliyorsun.
İlyas Yorulmaz = Ancak sen yalnızca ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى
Abese / 7 -
Ve mâ aleyke ellâ yezzekkâ.
Diyanet İşleri = (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!
Abdulbaki Gölpınarlı = O arınmazsa sana ne?
Abdullah Parlıyan = Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin.
Adem Uğur = Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
Ahmed Hulusi = Onun arınmamasından sana ne!
Ahmet Tekin = Oysa, onların pislikten temizlenmemesinden, vicdanlarını arındırmamasından sana bir sorumluluk yok
Ahmet Varol = Onun arınmamasından sana ne?
Ali Bulaç = Oysa, onun temizlenip arınmasından sana ne?
Ali Fikri Yavuz = Onun (İslâm’ı kabul etmeyib) temizlenmemesinden sana ne? (Sen ancak tebliğe memursun).
Ali Ünal = O inanıp arınmak istemiş istememiş, bundan sana ne?
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = Arinmak istememesinden sana ne?
Celal Yıldırım = Onun arınmamasından sana ne ?
Cemal Külünkoğlu = (5-7) Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince; sen, ona dönüp sözüne kulak veriyorsun. Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin.
Diyanet İşleri (eski) = Arınmak istememesinden sana ne?
Diyanet Vakfi = (5-7) Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.
Edip Yüksel = Onun arınmamasından sana ne?
Elmalılı Hamdi Yazır = Onun temizlenmemesinden sana ne?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onun temizlenmemesinden sana ne!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onun temizlenmemesinden sana ne?
Gültekin Onan = Oysa, onun temizlenip arınmasından sana ne?
Harun Yıldırım = Sana ne o arınmak istemiyorsa!
Hasan Basri Çantay = Halbuki onun temizlenmemesinden sana ne?
Hayrat Neşriyat = Hâlbuki (onun kendi gurûruyla) temizlenmemesinden senin üzerine bir şey yoktur!
İbni Kesir = Halbuki onun temizlenmemesinden sana ne?
Kadri Çelik = Onun temizlenmemesinden dolayı senin aleyhine ne var?
Muhammed Esed = halbuki onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin;
Mustafa İslamoğlu = oysa ki, onun arınmamasının sorumlusu sen değilsin;
Ömer Nasuhi Bilmen = Onun temizlenmemesinden dolayı senin aleyhine ne var?
Ömer Öngüt = Oysa ki sen onun (müslüman olmayıp) temizlenmemesinden sorumlu değilsin.
Şaban Piriş = Arınmamasından sana ne!
Sadık Türkmen = Onun arınmak istememesinden sana ne?
Seyyid Kutub = Onun arınmamasından sana ne?
Suat Yıldırım = Halbuki kendisi arınmak istemiyorsa onun arınmamasından sana ne!
Süleyman Ateş = Onun arınmamasından sana ne?
Tefhim-ul Kuran = Oysa, onun temizlenip arınmasından sana ne?
Ümit Şimşek = Oysa o arınmadı diye sen sorumlu olmazsın.
Yaşar Nuri Öztürk = Sana ne onun arınmasından!
İskender Ali Mihr = Ve onun tezkiye olmamasında, senin üzerinde bir sorumluluk yoktur.
İlyas Yorulmaz = Onun temizlenmesi senin sorumluluğunda değil.
وَأَمَّا مَن جَاءكَ يَسْعَى
Abese / 8 -
Ve emmâ men câeke yes’â.
Diyanet İşleri = (8-10) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve fakat sana koşup gelen.
Abdullah Parlıyan = Ama sana koşarak gelen
Adem Uğur = Fakat koşarak sana gelen,
Ahmed Hulusi = Ama sana öğrenme hevesiyle gelen o!
Ahmet Tekin = Ama sana koşarak gelenle ilgilenmiyorsun.
Ahmet Varol = Ama koşarak sana gelen,
Ali Bulaç = Ama koşarak sana gelen ise,
Ali Fikri Yavuz = Amma sana koşarak gelen,
Ali Ünal = Buna karşılık, gelip yanına oturan şevkle koşarcasına,
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = (8-10) Sen, Allah'tan korkup sana kosarak gelen kimseye aldirmiyorsun.
Celal Yıldırım = (8-9-10) (Allah'tan) saygı ile korkarak koşup gelenle ilgilenmeyip kendisinden habersiz (gibi) görünüyorsun.
Cemal Külünkoğlu = (8-10) Ama sana koşarak gelen kimse var ya, işte o, Allah'a karşı gelmekten sakınarak sana gelmişken, sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun (onunla ilgilenmiyorsun).
Diyanet İşleri (eski) = (8-10) Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Diyanet Vakfi = (8-10) Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.
Edip Yüksel = Oysa, sana büyük bir hevesle gelen,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve amma sana can atarak gelen
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ama sana can atarak gelen,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ama sana can atarak gelen,
Gültekin Onan = Ama koşarak sana gelen ise,
Harun Yıldırım = Ama sana çabucak gelip,
Hasan Basri Çantay = Amma sana koşarak gelen kimse,
Hayrat Neşriyat = (8-10) Fakat koşarak ve (Allah’dan) korkarak o sana gelen kimseye gelince, sen onu bırakıp (îmâna gelmeyecek başkasıyla) oyalanıyorsun.
İbni Kesir = Ama sana koşarak gelen,
Kadri Çelik = Ama koşarak sana gelen ise.
Muhammed Esed = ama sana büyük bir istekle geleni
Mustafa İslamoğlu = fakat sana büyük iştiyakla gelen var ya:
Ömer Nasuhi Bilmen = (8-9) Fakat o kimse ki, sana koşarak geldi. Ve o ise korkar.
Ömer Öngüt = Fakat sana koşarak gelen yok mu?
Şaban Piriş = Ama, sana koşarak gelen..
Sadık Türkmen = Koşarak sana gelen ise;
Seyyid Kutub = Fakat koşarak sana gelene;
Suat Yıldırım = (8-10) Fakat Allaha saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.
Süleyman Ateş = Fakat koşarak sana gelen,
Tefhim-ul Kuran = Ama koşarak sana gelen ise,
Ümit Şimşek = Fakat sana can atarak geleni,
Yaşar Nuri Öztürk = O, koşarak sana gelen var ya;
İskender Ali Mihr = Halbuki sana koşarak gelen kimse.
İlyas Yorulmaz = Ancak sana koşarak ve…
وَهُوَ يَخْشَى
Abese / 9 -
Ve huve yahşâ.
Diyanet İşleri = (8-10) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve korkan kişi.
Abdullah Parlıyan = ve Allah'tan korkan kimseyi ise,
Adem Uğur = Ve (Allah'tan) korkarak gelenle,
Ahmed Hulusi = O haşyet duyuyor!
Ahmet Tekin = Saygı duyarak, korkarak gelen kimseyle ilgilenmiyorsun.
Ahmet Varol = Ki o, (Allah'tan) korkmaktadır,
Ali Bulaç = Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;
Ali Fikri Yavuz = Allah’dan korkmuş iken,
Ali Ünal = Ve Allah’a kalbden saygı içinde,
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = (8-10) Sen, Allah'tan korkup sana kosarak gelen kimseye aldirmiyorsun.
Celal Yıldırım = (8-9-10) (Allah'tan) saygı ile korkarak koşup gelenle ilgilenmeyip kendisinden habersiz (gibi) görünüyorsun.
Cemal Külünkoğlu = (8-10) Ama sana koşarak gelen kimse var ya, işte o, Allah'a karşı gelmekten sakınarak sana gelmişken, sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun (onunla ilgilenmiyorsun).
Diyanet İşleri (eski) = (8-10) Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Diyanet Vakfi = (8-10) Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.
Edip Yüksel = Saygı gösterdiği halde,
Elmalılı Hamdi Yazır = Haşyet duyarak gelmişken
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = içinde saygı duyarak gelmişken,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah'tan korkarak gelmişken,
Gültekin Onan = Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;
Harun Yıldırım = Titreyerek korkan kimseye gelince;
Hasan Basri Çantay = o, (Allahdan) korkar bir (adam) olduğu halde,
Hayrat Neşriyat = (8-10) Fakat koşarak ve (Allah’dan) korkarak o sana gelen kimseye gelince, sen onu bırakıp (îmâna gelmeyecek başkasıyla) oyalanıyorsun.
İbni Kesir = Ki o, korkar durumdadır.
Kadri Çelik = (Allah'tan) Haşyet duyarak gelmişken.
Muhammed Esed = ve (Allah) korkusu ile (yaklaşanı)
Mustafa İslamoğlu = -ki o Allah'a saygıda kusur etmez-
Ömer Nasuhi Bilmen = (8-9) Fakat o kimse ki, sana koşarak geldi. Ve o ise korkar.
Ömer Öngüt = Ki o, korkar durumdadır.
Şaban Piriş = Ve korkarak..
Sadık Türkmen = Korkarak gelmişken,
Seyyid Kutub = Allah'tan sakınarak gelmişken.
Suat Yıldırım = (8-10) Fakat Allaha saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.
Süleyman Ateş = Saygılı olarak gelmişken,
Tefhim-ul Kuran = Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;
Ümit Şimşek = Üstelik çekinerek gelmişken,
Yaşar Nuri Öztürk = Odur içine ürperti düşen.
İskender Ali Mihr = Ve o huşû duyuyor.
İlyas Yorulmaz = Allah dan korkarak gelene.
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّى
Abese / 10 -
Fe ente anhu telehhâ.
Diyanet İşleri = (8-10) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sen ondan gaflet ediyor, ona aldırış bile etmiyorsun.
Abdullah Parlıyan = görmezden gelip başkalarıyla meşgul oluyorsun.
Adem Uğur = Sen onunla ilgilenmiyorsun.
Ahmed Hulusi = Sen onunla ilgilenmiyorsun!
Ahmet Tekin = İşte sen onunla ilgilenmiyorsun.
Ahmet Varol = Sen onu bırakıp oyalanıyorsun.
Ali Bulaç = Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.
Ali Fikri Yavuz = Sen ondan yüz çeviriyorsun.
Ali Ünal = İlgini ondan esirgiyorsun.
Bayraktar Bayraklı = (1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
Bekir Sadak = (8-10) Sen, Allah'tan korkup sana kosarak gelen kimseye aldirmiyorsun.
Celal Yıldırım = (8-9-10) (Allah'tan) saygı ile korkarak koşup gelenle ilgilenmeyip kendisinden habersiz (gibi) görünüyorsun.
Cemal Külünkoğlu = (8-10) Ama sana koşarak gelen kimse var ya, işte o, Allah'a karşı gelmekten sakınarak sana gelmişken, sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun (onunla ilgilenmiyorsun).
Diyanet İşleri (eski) = (8-10) Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.
Diyanet Vakfi = (8-10) Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.
Edip Yüksel = İlgi göstermedin ona.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen ondan tegafül ediyorsun
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = sen ondan tegafül ediyor (ona ilgi göstermiyor)sun.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sen ise ilgilenmiyorsun.
Gültekin Onan = Sen ona aldırmıyorsun/yönelmiyorsun!
Harun Yıldırım = Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.
Hasan Basri Çantay = sen kendisini bırakıb da oyalanırsın.
Hayrat Neşriyat = (8-10) Fakat koşarak ve (Allah’dan) korkarak o sana gelen kimseye gelince, sen onu bırakıp (îmâna gelmeyecek başkasıyla) oyalanıyorsun.
İbni Kesir = Sen ona aldırmıyor, oyalanıyorsun.
Kadri Çelik = Sen onun yerine başkasıyla ilgileniyorsun.
Muhammed Esed = sen görmezden geldin!
Mustafa İslamoğlu = işte sen onu ihmal ediyorsun.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sen isen ondan teğafül ediyorsun.
Ömer Öngüt = Sen onunla ilgilenmiyorsun.
Şaban Piriş = Sen ise ilgilenmiyorsun.
Sadık Türkmen = Sen ona aldırmıyorsun/yönelmiyorsun!
Seyyid Kutub = Sen onunla ilgilenmiyorsun!
Suat Yıldırım = (8-10) Fakat Allaha saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.
Süleyman Ateş = Sen onunla ilgilenmiyorsun.
Tefhim-ul Kuran = Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.
Ümit Şimşek = Sen ihmal ediyorsun.
Yaşar Nuri Öztürk = Sen ona aldırmazlık ediyorsun.
İskender Ali Mihr = Oysa sen, onunla ilgilenmiyorsun.
İlyas Yorulmaz = Sen ondan dolayı rahatsız oluyorsun.
كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
Abese / 11 -
Kellâ innehâ tezkiratun.
Diyanet İşleri = Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öyle değil, şüphe yok ki Kur'ân, ancak bir öğüttür.
Abdullah Parlıyan = Hayır, hayır böyle yapma. O Kur'ân elbette bir öğüttür.
Adem Uğur = Hayır! Şüphesiz bunlar bir öğüttür,
Ahmed Hulusi = Hayır, muhakkak ki o hatırlatmadır.
Ahmet Tekin = Sakın böyle davranma! Bu âyetler birer öğüttür, uyarıdır.
Ahmet Varol = Hayır. Bu ancak bir öğüttür.
Ali Bulaç = Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür.
Ali Fikri Yavuz = Hayır, (bir daha böyle yapma) çünkü o Kur’an bir öğüddür.
Ali Ünal = Hayır, (yapılması gereken bu değil)! Çünkü Kur’ân, (herkes için) bir öğüttür, bir uyarıdır;
Bayraktar Bayraklı = (11-12) Hayır! Yaptığın doğru değil, âyetlerimiz bir öğüttür, dileyen ondan öğüt alır.
Bekir Sadak = Dikkat et; bu Kuran bir oguttur.
Celal Yıldırım = Hayır, hayır; O (Kur'ân) elbette bir öğüttür.
Cemal Külünkoğlu = (11-12) Hayır! (Böyle yapman doğru değil.) Çünkü o (Kur'an) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır.
Diyanet İşleri (eski) = Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.
Diyanet Vakfi = (11-16) Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.
Edip Yüksel = Doğrusu, bu bir hatırlatmadır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır hayır zinhar, çünkü o bir tezkiredir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hayır, hayır, sakın! Çünkü o (Kur'an) bir öğüttür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür.
Gültekin Onan = Hayır; çünkü o (Kuran), bir öğüttür.
Harun Yıldırım = Hayır, hayır; gerçekte o, bir öğüttür.
Hasan Basri Çantay = Sakın (bir daha böyle yapma Habîbim). Çünkü o (Kur'an) bir öğüddür.
Hayrat Neşriyat = Hayır (böyle yapma)! Çünki bunlar (bu âyetler), bir nasîhattir.
İbni Kesir = Sakın; çünkü bu, bir öğüttür.
Kadri Çelik = Hayır! Çünkü o (Kur'an), bir hatırlatmadır.
Muhammed Esed = Elbette, bu (mesaj)lar yalnızca birer hatırlatma ve öğütten ibarettir:
Mustafa İslamoğlu = Elbet bu hitap bir öğüt ve uyarıdan ibarettir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Hayır. Şüphe yok ki, o bir öğüttür.
Ömer Öngüt = Hayır! Öyle yapma. Çünkü o (Kur'an) bir öğüttür.
Şaban Piriş = Hayır, (şunu iyi bil ki) şüphesiz bu, bir tezkire/pasaporttur.
Sadık Türkmen = Hayir Hayir! Bu (Kur’an) bir hatırlatmadır/öğüttür!
Seyyid Kutub = Asla olmaz böyle şey! Kur'an ayetleri birer hatırlatmadır öğüttür.
Suat Yıldırım = Hayır! Öyle yapma! Çünkü o ayetler öğüttür, uyarıdır.
Süleyman Ateş = Hayır (olmaz böyle şey); o (âyetler), bir hatırlatmadır.
Tefhim-ul Kuran = Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür.
Ümit Şimşek = Sakın! Çünkü o bir öğüttür.
Yaşar Nuri Öztürk = Hayır, hiç de öyle değil! O, bir düşündürücüdür.
İskender Ali Mihr = Hayır, muhakkak ki O (Kur’ân), bir Zikir’dir (Öğüt’tür).
İlyas Yorulmaz = Hayır, o (sana vahyettiğimiz) yalnızca bir öğüttür.
فَمَن شَاء ذَكَرَهُ
Abese / 12 -
Fe men şâe zekerahu.
Diyanet İşleri = Dileyen ondan öğüt alır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Dileyen dinler, öğüt alır.
Abdullah Parlıyan = Bunun için kim istekliyse O'nu hatırlayıp öğüt alabilir.
Adem Uğur = Dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır,
Ahmed Hulusi = Dileyen Onu hatırlar!
Ahmet Tekin = Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları ve iradesinin tecellisi içinde, kendi iradesini ve tercihini kullanarak, dileyen Kur’ân’ı düşünür, ondan öğüt alır.
Ahmet Varol = Artık dileyen onu düşünüp öğüt alır.
Ali Bulaç = Artık dileyen, onu 'düşünüp öğüt alsın.'
Ali Fikri Yavuz = Artık dileyen ondan öğüd alır.
Ali Ünal = Dileyen herkesin dinleyip, ders alacağı,
Bayraktar Bayraklı = (11-12) Hayır! Yaptığın doğru değil, âyetlerimiz bir öğüttür, dileyen ondan öğüt alır.
Bekir Sadak = Dileyen onu ogut kabul eder.
Celal Yıldırım = Arzu eden Onu hatırlayıp öğüt alır.
Cemal Külünkoğlu = (11-12) Hayır! (Böyle yapman doğru değil.) Çünkü o (Kur'an) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır.
Diyanet İşleri (eski) = Dileyen onu öğüt kabul eder.
Diyanet Vakfi = (11-16) Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.
Edip Yüksel = Dileyen bundan öğüt alır.
Elmalılı Hamdi Yazır = İmdi onu dileyen tezekkür etsin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Artık onu dileyen düşünsün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Artık dileyen onu düşünür.
Gültekin Onan = Artık dileyen, onu 'düşünüp öğüt alsın'.
Harun Yıldırım = Artık dileyen onunla ders alsın.
Hasan Basri Çantay = Binâen'aleyh dileyen onu beller.
Hayrat Neşriyat = Artık dileyen ondan nasîhat alır.
İbni Kesir = Dileyen onu düşünüp öğüy alır.
Kadri Çelik = Artık dileyen, onu hatırlayıp kendine gelir.
Muhammed Esed = kim istekliyse O'nu hatırlayıp öğüt alabilir
Mustafa İslamoğlu = gönüllü olan herkes ondan öğüt alabilir,
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık dileyen onu düşünür (hatırlar).
Ömer Öngüt = Dileyen ondan öğüt alır.
Şaban Piriş = Dileyen kimse onu korur/aklında tutar.
Sadık Türkmen = Dileyen kimse onu düşünüp öğüt alır.
Seyyid Kutub = Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
Suat Yıldırım = Artık isteyen ders alır.
Süleyman Ateş = Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
Tefhim-ul Kuran = Artık dileyen, onu 'düşünüp öğüt alsın.'
Ümit Şimşek = İsteyen ondan öğüt alır.
Yaşar Nuri Öztürk = Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
İskender Ali Mihr = Artık dileyen kimse, O’nu zikreder (O’ndan öğüt alır).
İlyas Yorulmaz = Dileyen o öğüdü düşünür.
فِي صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
Abese / 13 -
Fî suhufin mukerrametin.
Diyanet İşleri = (13-16) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Büyük, şerefli sayfalardadır.
Abdullah Parlıyan = O Kur'ân Allah katında kıymetli, şerefli şanlı sahifelerdedir.
Adem Uğur = O, değerli sahifelerdir,
Ahmed Hulusi = Çok şerefli kayıtlardadır,
Ahmet Tekin = Kur’ân saygı ile ele alınan kutsal sahifelerde yazılıdır.
Ahmet Varol = (O) şerefli sahifelerdedir.
Ali Bulaç = O (Kur'an), 'şerefli/üstün' sahifelerdedir.
Ali Fikri Yavuz = O Kur’an, (Levh-i Mahfûz’da, Allah katında) çok şerefli sahifelerdedir.
Ali Ünal = Son derece şerefli sayfalarda kayıtlı;
Bayraktar Bayraklı = (13-16) Kur'ân, kutsal sayfalardır. Yüksek tutulan tertemiz sayfalarda, yazıcıların yani değerli, iyi yazıcıların ellerinde.[721]
Bekir Sadak = (13-14) O, kutsal kilinmis, yuceltilmis, arinmis sahifeler uzerindedir.
Celal Yıldırım = (13-14) O, saygı duyulan şerefli tertemiz yüce sahifelerdedir.
Cemal Külünkoğlu = (13-14) O (Kur'an, Allah katında) çok değerli ve tertemiz tutulan sahifelerdedir.
Diyanet İşleri (eski) = (13-14) O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Diyanet Vakfi = (11-16) Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.
Edip Yüksel = Onurlu kitaplardadır,
Elmalılı Hamdi Yazır = Tekrim edilir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Değerli sayfalarda,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O, değerli sahifelerdedir.
Gültekin Onan = O (Kuran), 'şerefli/üstün' sahifelerdedir.
Harun Yıldırım = Çok şerefli sahifelerdedir.
Hasan Basri Çantay = (13-14) O, (Allah indinde) çok şerefli, kadri yüce, tertemiz sahîfelerdedir.
Hayrat Neşriyat = (13-14) (O Kur’an, Levh-i Mahfûz’da) şerefli kılınmış, (semâda) yükseltilmiş tertemiz sahîfelerdedir.
İbni Kesir = O, çok şerefli sahifelerdedir.
Kadri Çelik = O (Kur'an) yüce sahifelerdedir.
Muhammed Esed = (O'nun) kutsal ve soylu vahiyleri (ışığında),
Mustafa İslamoğlu = kutsal ve seçkin kayıtlar altında korunmuştur;
Ömer Nasuhi Bilmen = Pek şerefli sahifelerde.
Ömer Öngüt = O, çok şerefli sayfalardadır.
Şaban Piriş = Şerefli sahifelerde..
Sadık Türkmen = O, şerefli SAHİFELERİN içindedir;
Seyyid Kutub = Sahifeler içindedirler, değerli, şanslı.
Suat Yıldırım = (13-16) O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.
Süleyman Ateş = (O öğüt) Sahifeler içindedir: Değer verilen,
Tefhim-ul Kuran = O (Kur'an), 'şerefli/üstün' sahifelerdedir.
Ümit Şimşek = (13-14) O çok şerefli, yüce, tertemiz sayfalardadır.
Yaşar Nuri Öztürk = Kutsanan bereketli sayfalardadır o.
İskender Ali Mihr = O (Kur’ân), mükerrem (şerefli) sayfalardadır.
İlyas Yorulmaz = O öğütler çok değerli.
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍ
Abese / 14 -
Merfûatin mutahheratin.
Diyanet İşleri = (13-16) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yüceltilmiştir, arıtılmıştır.
Abdullah Parlıyan = Değeri yüksek, makamı yüksek ve insanî ve şeytânî katkılardan ve her türlü eksiklikten uzak ve tertemizdir.
Adem Uğur = Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde,
Ahmed Hulusi = Ulviyete yükseltilmiş ve tümüyle arınmış!
Ahmet Tekin = Yüksekte, el üstünde tutulmuş, içinde şirk bulunmayan tertemiz sayfalarda yazılıdır.
Ahmet Varol = Yüce ve tertemiz.
Ali Bulaç = Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.
Ali Fikri Yavuz = Ki (onların) kıymetleri yüksektir; tertemizdirler...
Ali Ünal = (Allah katında) oldukça yüce ve tertemiz (her türlü bâtıldan, çelişkiden uzak);
Bayraktar Bayraklı = (13-16) Kur'ân, kutsal sayfalardır. Yüksek tutulan tertemiz sayfalarda, yazıcıların yani değerli, iyi yazıcıların ellerinde.[721]
Bekir Sadak = (13-14) O, kutsal kilinmis, yuceltilmis, arinmis sahifeler uzerindedir.
Celal Yıldırım = (13-14) O, saygı duyulan şerefli tertemiz yüce sahifelerdedir.
Cemal Külünkoğlu = (13-14) O (Kur'an, Allah katında) çok değerli ve tertemiz tutulan sahifelerdedir.
Diyanet İşleri (eski) = (13-14) O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.
Diyanet Vakfi = (11-16) Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.
Edip Yüksel = Yüce ve temiz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Yüksek tutulur mutahher sahîfelerde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = yüksek tutulan tertemiz sayfalarda,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.
Gültekin Onan = Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.
Harun Yıldırım = Yüksek ve tertemiz.
Hasan Basri Çantay = (13-14) O, (Allah indinde) çok şerefli, kadri yüce, tertemiz sahîfelerdedir.
Hayrat Neşriyat = (13-14) (O Kur’an, Levh-i Mahfûz’da) şerefli kılınmış, (semâda) yükseltilmiş tertemiz sahîfelerdedir.
İbni Kesir = Yüceltilmiş ve temizlenmiştir.
Kadri Çelik = Yüceltilmiş, tertemiz kılınmıştır.
Muhammed Esed = yüce ve arı duru,
Mustafa İslamoğlu = yüce ve şaibesiz
Ömer Nasuhi Bilmen = (14-15) Yüksek tertemiz (levhâlârda). Sefirlerin elleriyle.
Ömer Öngüt = Yüceltilmiş ve tertemiz kılınmıştır.
Şaban Piriş = Yükseltilmiş ve tertemiz..
Sadık Türkmen = Yüceltilmiş, tertemiz!
Seyyid Kutub = Yükseltilen ve tertemiz tutulan (sahifeler)
Suat Yıldırım = (13-16) O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.
Süleyman Ateş = Saygı ile yükseltilen, tertemiz (sayfalar)
Tefhim-ul Kuran = Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.
Ümit Şimşek = (13-14) O çok şerefli, yüce, tertemiz sayfalardadır.
Yaşar Nuri Öztürk = Yüceltilen, tertemiz sayfalarda,
İskender Ali Mihr = Yüceltilmiş, mutahhar kılınmış (sayfalardadır).
İlyas Yorulmaz = Erişilmez, yüksek, tertemiz sayfalar içerisinde.
بِأَيْدِي سَفَرَةٍ
Abese / 15 -
Bi eydî seferatin.
Diyanet İşleri = (13-16) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Yazıcıların ellerinde.
Abdullah Parlıyan = O şanlı sahifeler ki, Allah'ın kendisiyle peygamberleri arasında elçi kıldığı meleklerin elleriyle gönderilip yayılmaktadır.
Adem Uğur = Kâtiplerin ellerindedir,
Ahmed Hulusi = Sefere'nin (yazıcı meleklerin) elleri (kuvveleri) ile.
Ahmet Tekin = Sefâret-elçilik göreviyle memur kâtiplerin elleriyle yazılan, tertemiz ellerce açılan, okunan, anlatılan, korunan kitaptır.
Ahmet Varol = Yazıcıların ellerinde.
Ali Bulaç = Katiplerin ellerinde.
Ali Fikri Yavuz = (Meleklerden ibaret) kâtiblerin elleri ile yazılmıştır,
Ali Ünal = Elleriyle (taşınır) melek–elçilerin,
Bayraktar Bayraklı = (13-16) Kur'ân, kutsal sayfalardır. Yüksek tutulan tertemiz sayfalarda, yazıcıların yani değerli, iyi yazıcıların ellerinde.[721]
Bekir Sadak = (15-16) Iyi kimseler, saygideger elcilerin eliyle yazilmistir.
Celal Yıldırım = (15-16) İyilik timsâli saygıdeğer kâtiplerin elleriyle (yazılmıştır).
Cemal Külünkoğlu = (15-16) (O Kur'an) şerefli, itaatkâr ve güvenilir kâtiplerin elleri ile yazılmıştır.
Diyanet İşleri (eski) = (15-16) İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Diyanet Vakfi = (11-16) Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.
Edip Yüksel = Elçilerin elleriyle (yazılmıştır).
Elmalılı Hamdi Yazır = Sefere ellerinde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = yazıcıların ellerinde,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yazıcıların ellerindedir,
Gültekin Onan = Katiplerin ellerinde.
Harun Yıldırım = Kâtiplerin ellerinde.
Hasan Basri Çantay = (15-16) Kıymetli, sevgili, takva saahibi kâtiblerin elleriyle (yazılmışdır).
Hayrat Neşriyat = (15-16) Değerli ve itâatkâr yazıcı (melek)lerin elleriyle (yazılmış)tır.
İbni Kesir = Katiblerin elleriyle.
Kadri Çelik = Kâtiplerin ellerindedir.
Muhammed Esed = elçilerin elleriyle (yayılıp duyurulan),
Mustafa İslamoğlu = elçilerin elleriyle (taşınan);
Ömer Nasuhi Bilmen = (14-15) Yüksek tertemiz (levhâlârda). Sefirlerin elleriyle.
Ömer Öngüt = Kâtip (melek) lerin elleriyle (yazılmıştır).
Şaban Piriş = Elçilerin elleriyle..
Sadık Türkmen = Taşıyıcıların/elçilerin ellerindedir;
Seyyid Kutub = Taşıyıcıların ellerindedirler.
Suat Yıldırım = (13-16) O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.
Süleyman Ateş = Yazıcıların ellerinde:
Tefhim-ul Kuran = Kâtiplerin ellerinde,
Ümit Şimşek = (15-16) Saygın ve itaatkâr kâtiplerin elleriyle yazılmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk = Yazıcıların ellerinde;
İskender Ali Mihr = Sefirlerin (kâtiplerin) elleri ile.
İlyas Yorulmaz = Elçinin eliyle.
كِرَامٍ بَرَرَةٍ
Abese / 16 -
Kirâmin beraratin.
Diyanet İşleri = (13-16) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Büyüklerdir, hayırlı ve itâatlilerdir.
Abdullah Parlıyan = O melekler Allah katında yüce ve salih varlıklardır. Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmezler, emredildikleri şeyi yaparlar.
Adem Uğur = Değerli ve güvenilir katiplerin.
Ahmed Hulusi = Keriym (şerefli, üstün) ve Barr (daima iyilik ve tâat sadır olan Sefere).
Ahmet Tekin = Değerli, saygı duyulan, güvenilir itaatkâr, sorumluluğunu bilen elçilerin elleriyle yazılmıştır, Allah katında itibar gören kâmil mü’minlerin ellerindedir.
Ahmet Varol = İyilik sahibi şerefli kimselerin.
Ali Bulaç = (Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'
Ali Fikri Yavuz = Ki onlar, (Allah katında) kerimdirler, itaatkârdırlar...
Ali Ünal = Asil, çok değerli ve iyilik timsali.
Bayraktar Bayraklı = (13-16) Kur'ân, kutsal sayfalardır. Yüksek tutulan tertemiz sayfalarda, yazıcıların yani değerli, iyi yazıcıların ellerinde.[721]
Bekir Sadak = (15-16) Iyi kimseler, saygideger elcilerin eliyle yazilmistir.
Celal Yıldırım = (15-16) İyilik timsâli saygıdeğer kâtiplerin elleriyle (yazılmıştır).
Cemal Külünkoğlu = (15-16) (O Kur'an) şerefli, itaatkâr ve güvenilir kâtiplerin elleri ile yazılmıştır.
Diyanet İşleri (eski) = (15-16) İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır.
Diyanet Vakfi = (11-16) Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.
Edip Yüksel = Onurlu ve güzel huylu (elçiler).
Elmalılı Hamdi Yazır = Kiramı berare
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = şerefli, takva sahibi yazıcıların.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Değerli, iyi yazıcıların.
Gültekin Onan = (Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü'.
Harun Yıldırım = Saygındırlar, hayırlıdırlar.
Hasan Basri Çantay = (15-16) Kıymetli, sevgili, takva saahibi kâtiblerin elleriyle (yazılmışdır).
Hayrat Neşriyat = (15-16) Değerli ve itâatkâr yazıcı (melek)lerin elleriyle (yazılmış)tır.
İbni Kesir = Kıymetli, saygıdeğer.
Kadri Çelik = (Ki onlar,) Yüceler ve iyilerdir.
Muhammed Esed = seçkin ve erdem sahibi (elçilerin).
Mustafa İslamoğlu = türünün en iyisi ve hata yapmayan (elçilerin).
Ömer Nasuhi Bilmen = Kerîmlerin, itaatkar olanların (elleriyle yazılmıştır).
Ömer Öngüt = Ki o kâtipler kıymetli ve güvenilirdirler.
Şaban Piriş = Şerefli ve tertemiz..
Sadık Türkmen = Çok kıymetli güvenilir elçilerin/taşıyıcıların!
Seyyid Kutub = (Allah'a göre) değerli ve çok iyi (yazıcı ve taşıyıcıların).
Suat Yıldırım = (13-16) O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.
Süleyman Ateş = Değerli, iyi (yazıcıların).
Tefhim-ul Kuran = (Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'
Ümit Şimşek = (15-16) Saygın ve itaatkâr kâtiplerin elleriyle yazılmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk = Ak pak, mübarek yazıcıların.
İskender Ali Mihr = Kerim olan sadıkların (elleri ile yazılmıştır).
İlyas Yorulmaz = Değerli ve şüpheden uzak tertemiz (elçinin eliyle gelmiştir).
قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ
Abese / 17 -
Kutilel insânu mâ ekferahu.
Diyanet İşleri = Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!
Abdulbaki Gölpınarlı = Geberesice insan, ne de kâfirdir.
Abdullah Parlıyan = Geberesice insan ne kadar da nankördür.
Adem Uğur = Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!
Ahmed Hulusi = Ölesi (de hakikati göresi) insan, ne kadar da inkârcıdır!
Ahmet Tekin = Kahrolası insan! Ne nankördür! Ne kadar inkârcıdır.
Ahmet Varol = Canı çıkası insan ne kadar da nankördür!
Ali Bulaç = Kahrolası insan, ne kadar nankördür.
Ali Fikri Yavuz = Kahrolası (kâfir) insan, ne nankör şey!...
Ali Ünal = Kahrolası inkârcı insan, nasıl da inkârda diretiyor!
Bayraktar Bayraklı = Kahrolası insan! O ne nankördür!
Bekir Sadak = Cani ciksin o insanin, o ne nankordur!
Celal Yıldırım = Kahrolası (inkarcı azgın) insan ne de nankördür!.
Cemal Külünkoğlu = Kahrolası (inkârcı) insan, ne kadar da nankördür.
Diyanet İşleri (eski) = Canı çıksın o insanın, o ne nankördür!
Diyanet Vakfi = Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!
Edip Yüksel = Yazıklar olsun insana; ne kadar da nankördür!
Elmalılı Hamdi Yazır = O kahrolası insan ne nankör şey
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O kahrolası insan ne nankör şeydir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O kahrolası insan, ne nankör şey.
Gültekin Onan = Kahrolası insan, ne kadar küfretmektedir.
Harun Yıldırım = Kahrolası insan, ne kadar da nankör!
Hasan Basri Çantay = O kahredilesi insan, ne nankördür o!
Hayrat Neşriyat = Kahrolası (o münkir) insan, ne nankördür!
İbni Kesir = Canı çıksın o insanın. Ne de nankördür o.
Kadri Çelik = Kahrolası insan, ne kadar da nankördür?
Muhammed Esed = (Ama çoğu zaman) insan kendini mahveder; hakikati ne kadar inatla inkar eder o!
Mustafa İslamoğlu = Hakkını vermediği hayattan mahrum kalası insanoğlu, nankörlükte ne kadar da sınır tanımazdır?
Ömer Nasuhi Bilmen = Kahrolsun insan, o ne kadar nankör.
Ömer Öngüt = Kahrolası insan! Ne kadar da nankör!
Şaban Piriş = Kahrolası insan ne de nankör!
Sadık Türkmen = Kendini kahretmek isteyen insan! Ne nankör şeydir o!
Seyyid Kutub = Kahrolası insan ne kadar da nankördür.
Suat Yıldırım = Kahrolası kâfir insan, ne nankördür o!
Süleyman Ateş = Kahrolası insan, ne kadar da nânkördür!
Tefhim-ul Kuran = Kahrolası insan, ne kadar da nankördür.
Ümit Şimşek = Kahrolası insan, nasıl nankörlük ediyor!
Yaşar Nuri Öztürk = Kahrolası insan, ne kadar da nankördür!
İskender Ali Mihr = İnsan kahroldu (Allah’ın Rahmeti’nden kovularak kendini mahvetti), o ne kadar çok nankör.
İlyas Yorulmaz = Kahrolası insan nasılda inkar etti.
مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ
Abese / 18 -
Min eyyi şey’in halakahu.
Diyanet İşleri = Allah, onu hangi şeyden yarattı?
Abdulbaki Gölpınarlı = Onu, neden yaratmıştır?
Abdullah Parlıyan = Allah o nankörü hangi şeyden yarattı ki, kalkıp Rabbine büyüklenerek baş kaldırıyor.
Adem Uğur = Allah onu neden yarattı?
Ahmed Hulusi = Hangi şeyden yarattı onu?
Ahmet Tekin = Allah onu neden yarattı?
Ahmet Varol = (Allah) onu hangi şeyden yarattı!
Ali Bulaç = (Allah) Onu hangi şeyden yarattı?
Ali Fikri Yavuz = (Bu kibir ve gurur nereden? düşünmez mi? ) onu (yaratan) hangi şeyden yarattı?
Ali Ünal = Bir düşünse, Allah onu neyden yarattı?
Bayraktar Bayraklı = (18-19) Allah onu nereden yaratmış? Onu meniden yaratıp ona biçim vermiştir.
Bekir Sadak = Allah onu hangi seyden yaratmis?
Celal Yıldırım = Allah onu hangi şeyden yaratmıştır ?
Cemal Külünkoğlu = Allah, onu hangi şeyden yarattı (hiç düşünmez mi)?
Diyanet İşleri (eski) = Allah onu hangi şeyden yaratmış?
Diyanet Vakfi = Allah onu neden yarattı?
Edip Yüksel = Onu hangi şeyden yaratmıştı?
Elmalılı Hamdi Yazır = O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O yaratan, onu hangi şeyden yarattı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
Gültekin Onan = (Tanrı) Onu hangi şeyden yarattı?
Harun Yıldırım = Onu hangi şeyden yarattı.
Hasan Basri Çantay = Onu (yaratan) hangi şeyden yaratdı?
Hayrat Neşriyat = (18-19) (Allah) onu hangi şeyden yarattı? Bir nutfeden (hakir bir sudan süzülmüş hulâsadan)! Onu yarattı da ona (bir hayat) takdîr etti.
İbni Kesir = Neden yaratmış onu?
Kadri Çelik = (Allah,) Onu hangi şeyden yarattı?
Muhammed Esed = (İnsan hiç düşünür mü) hangi özden yaratır (Allah) onu?
Mustafa İslamoğlu = O, insanı neden yarattı?
Ömer Nasuhi Bilmen = Onu (Allah Teâlâ) hangi bir şeyden yaratmıştır?
Ömer Öngüt = Onu yaratan hangi şeyden yarattı?
Şaban Piriş = Allah, onu hangi şeyden yarattı?
Sadık Türkmen = Hangi şeyden onu yarattı?
Seyyid Kutub = Allah onu hangi şeyden yarattı.
Suat Yıldırım = (18-22) Yaratan onu neden yarattı? Bir meni damlasından yarattı. Yarattı ve güzel bir biçim verdi. Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı. En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.
Süleyman Ateş = (Allâh) Onu hangi şeyden yarattı?
Tefhim-ul Kuran = (Allah,) Onu hangi şeyden yarattı?
Ümit Şimşek = Allah onu hangi şeyden yarattı?
Yaşar Nuri Öztürk = Hangi şeyden yarattı onu?
İskender Ali Mihr = (Allah) onu hangi şeyden yarattı?
İlyas Yorulmaz = Allah onu hangi şeyden yarattı (düşünmüyor mu)?
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ
Abese / 19 -
Min nutfetin, halakahu fe kadderahu.
Diyanet İşleri = Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.
Abdulbaki Gölpınarlı = Bir katre sudan; yaratmıştır onu da halden hâle döndürmüştür.
Abdullah Parlıyan = Bir damla sudan yarattı da, bir ölçüye biçime soktu.
Adem Uğur = Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.
Ahmed Hulusi = Bir nutfeden yarattı onu; tabiatını oluşturdu!
Ahmet Tekin = Onu bir katre sudan, spermden, yumurtadan yarattı. Bir biçime soktu, ölçülerini ayarladı ve şahsiyetini verdi.
Ahmet Varol = Bir nutfeden yarattı ve belli bir şekle soktu.
Ali Bulaç = Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu.'
Ali Fikri Yavuz = Bir nutfeden (meniden) onu yarattı da (insan) biçimine koydu.
Ali Ünal = (Baba ve anneden gelen) birkaç damla sıvıdan. Yarattı onu ve takdir etti ona her bakımdan ölçülü bir şekil ve bir hayat.
Bayraktar Bayraklı = (18-19) Allah onu nereden yaratmış? Onu meniden yaratıp ona biçim vermiştir.
Bekir Sadak = Onu meniden yaratip merhalelerden gecirerek ona sekil vermis;
Celal Yıldırım = Nutfe (sperma)dan yaratmış da (en güzel biçimde) takdîr etmiştir.
Cemal Külünkoğlu = Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona (en güzel surette) şekil verdi.
Diyanet İşleri (eski) = Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;
Diyanet Vakfi = Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.
Edip Yüksel = Bir spermadan onu yarattı; ölçü ve biçim verdi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir nutfeden, yarattı da onu biçimine koydu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir damla sudan yarattı da biçimine koydu onu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
Gültekin Onan = Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu'.
Harun Yıldırım = Bir damla sudan yarattı da onu takdir etti.
Hasan Basri Çantay = Bir damla sudan yaratdı da onu biçimine koydu.
Hayrat Neşriyat = (18-19) (Allah) onu hangi şeyden yarattı? Bir nutfeden (hakir bir sudan süzülmüş hulâsadan)! Onu yarattı da ona (bir hayat) takdîr etti.
İbni Kesir = Meniden yarattı onu da, takdir etti.
Kadri Çelik = Bir damla sudan yarattı da biçime koydu.
Muhammed Esed = Bir sperm damlasından yaratır ve sonra onun tabiatını oluşturur;
Mustafa İslamoğlu = (Elbette) basit bir hayat tohumundan. Önce yarattı, ardında ona takdir yeteneği bahşetti;
Ömer Nasuhi Bilmen = Onu bir damla sudan yaratmış da onu takdir etmiştir.
Ömer Öngüt = Onu nutfeden (spermadan) yaratıp (merhalelerden geçirerek) şekil verdi.
Şaban Piriş = Bir sperm damlasından onu yaratıp, güçlendirdi.
Sadık Türkmen = Nutfeden onu yarattı. Onu biçimlendirdi.
Seyyid Kutub = Nutfe (sperm)den. Onu yarattı ve ona biçim verdi.
Suat Yıldırım = (18-22) Yaratan onu neden yarattı? Bir meni damlasından yarattı. Yarattı ve güzel bir biçim verdi. Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı. En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.
Süleyman Ateş = Nutfe (sperm)den. Onu yarattı, ona biçim verdi.
Tefhim-ul Kuran = Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu.'
Ümit Şimşek = Bir damla sudan! Onu yarattı, ona biçim verdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir spermden! Yarattı onu, ölçülendirip biçimlendirdi onu.
İskender Ali Mihr = Nutfeden (bir damladan onu yarattı), sonra da ona kader tayin etti (gelişimini (DNA’larını) programladı ve ömür tayin etti).
İlyas Yorulmaz = Atılmış bir damla sudan yarattı ve onun (kim, nasıl, nerede, ne kadar yaşayacak insanın) hayatını planladı.
ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ
Abese / 20 -
Summes sebîle yesserahu.
Diyanet İşleri = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra ona yolu kolaylatmıştır da dünyâya getirmiştir.
Abdullah Parlıyan = Sonra ona tüm yönleriyle hayatı kolaylaştırdı.
Adem Uğur = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Ahmed Hulusi = Sonra yolunu kolaylaştırdı ona.
Ahmet Tekin = Sonra ona, doğumunu, seçeceği yolu, mutluluğu, hidayeti, çevresinden yararlanmayı kolaylaştırdı.
Ahmet Varol = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Ali Bulaç = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Ali Fikri Yavuz = Sonra (ana rahminden çıkmak için) ona yolunu kolaylaştırdı.
Ali Ünal = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Bayraktar Bayraklı = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Bekir Sadak = Sonra, yolu ona kolaylastirmistir.
Celal Yıldırım = Sonra da (yaşayıp geçinme, anlayıp inanma) yolunu ona kolaylaştırmıştır.
Cemal Külünkoğlu = Sonra da (yaşayıp geçinme, anlayıp inanma) yolunu ona kolaylaştırdı.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır.
Diyanet Vakfi = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Edip Yüksel = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra ona yolunu kolaylattı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra ona kolaylaştırdı yolunu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.
Gültekin Onan = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Harun Yıldırım = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Hasan Basri Çantay = Sonra onun yolu (nu) kolaylaşdırdık
Hayrat Neşriyat = Sonra (ana karnından çıkma) yolu(nu) ona kolaylaştırdı!
İbni Kesir = Sonra ona tutacağı yolu kolaylaştırmış.
Kadri Çelik = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Muhammed Esed = sonra hayatı onun için kolaylaştırır;
Mustafa İslamoğlu = sonra ona yolu kolaylaştırdı;
Ömer Nasuhi Bilmen = (20-21) Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü de kabre soktu.
Ömer Öngüt = Sonra ona tutacağı yolu kolaylaştırdı.
Şaban Piriş = Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.
Sadık Türkmen = Sonra yolu ona kolaylaştırdı.
Seyyid Kutub = Sonra ona yolu kolaylaştırmıştır.
Suat Yıldırım = (18-22) Yaratan onu neden yarattı? Bir meni damlasından yarattı. Yarattı ve güzel bir biçim verdi. Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı. En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.
Süleyman Ateş = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Tefhim-ul Kuran = Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
Ümit Şimşek = Sonra yolunu kolaylaştırdı.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra, yolu kolaylaştırdı ona,
İskender Ali Mihr = Sonra yolu ona kolaylaştırdı.
İlyas Yorulmaz = Sonra insanın yolunu kolaylaştırdı.
ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ
Abese / 21 -
Summe emâtehu fe akberahu.
Diyanet İşleri = Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra öldürmüştür onu da kabre sokmuştur.
Abdullah Parlıyan = Sonra da öldürmüş, kabre sokmuştur.
Adem Uğur = Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
Ahmed Hulusi = Sonra öldürdü de kabre (bedene) yerleştirdi onu.
Ahmet Tekin = Sonra eceli gelince onun ölümünü gerçekleştirdi ve yerin altını ona kabir yaptı.
Ahmet Varol = Sonra öldürdü ve kabre koydu.
Ali Bulaç = Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü.
Ali Fikri Yavuz = Sonra onu öldürdü de kabre gömdürdü.
Ali Ünal = Nihayet ona ölümü verir ve kendisini kabre alır.
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Sonra onu öldürür, kabre koydurur. Sonra dilediği zaman onu tekrar diriltecektir.
Bekir Sadak = Sonra onu oldurur ve kabre koyar.
Celal Yıldırım = Sonra onu öldürüp kabre koymuştur.
Cemal Külünkoğlu = Sonra onu öldürdü ve kabre gömdürdü.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra onu öldürür ve kabre koyar.
Diyanet Vakfi = Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
Edip Yüksel = Sonra onu öldürdü, mezara koydu.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra onu öldürdü de kabre gömdürdü
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra onu öldürdü de kabre gömdürdü.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.
Gültekin Onan = Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü.
Harun Yıldırım = Sonra onu öldürüp kabre koydu.
Hasan Basri Çantay = Sonra onu öldürüb kabre sokdu.
Hayrat Neşriyat = Sonra onu öldürdü de, kabre koydurdu!
İbni Kesir = Sonra da onu öldürdü, kabre koydu.
Kadri Çelik = Sonra da onu öldürdü de kabre koydu.
Muhammed Esed = ve sonunda onu öldürür ve kabre koyar;
Mustafa İslamoğlu = en sonunda onun için ölümü takdir etti ve kabre koydurdu;
Ömer Nasuhi Bilmen = (20-21) Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü de kabre soktu.
Ömer Öngüt = Sonra onu öldürür ve kabre koyar.
Şaban Piriş = Sonra, onu öldürüp, kabre koydu.
Sadık Türkmen = Daha sonra onu öldürdü, kabre koydu.
Seyyid Kutub = Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu.
Suat Yıldırım = (18-22) Yaratan onu neden yarattı? Bir meni damlasından yarattı. Yarattı ve güzel bir biçim verdi. Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı. En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.
Süleyman Ateş = Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu.
Tefhim-ul Kuran = Sonra da onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü.
Ümit Şimşek = Sonra öldürüp kabre koydu.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra öldürdü onu, kabre koydurdu onu.
İskender Ali Mihr = Sonra onu öldürdü, böylece onu kabire koydurdu.
İlyas Yorulmaz = Sonra insanı öldürdü ve mezara koydu.
ثُمَّ إِذَا شَاء أَنشَرَهُ
Abese / 22 -
Summe izâ şâe enşerahu.
Diyanet İşleri = Sonra, dilediği vakit onu diriltir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da dilerse diriltir onu.
Abdullah Parlıyan = Daha sonrada dilediği zamanda onu tekrar diriltecek.
Adem Uğur = Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.
Ahmed Hulusi = Sonra onu dilediğinde kabrinden (bedeninden) bâ's eder.
Ahmet Tekin = Sonra sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olduğu zaman, onu ölümünden önceki vasıflarla yeniden diriltecek.
Ahmet Varol = Sonra dilediğinde onu diriltir.
Ali Bulaç = Sonra dilediği zaman onu diriltir.
Ali Fikri Yavuz = Sonra dilediği vakit, onu tekrar diriltecek, tam olarak.
Ali Ünal = Ardından, ne zaman dilerse o zaman diriltir.
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Sonra onu öldürür, kabre koydurur. Sonra dilediği zaman onu tekrar diriltecektir.
Bekir Sadak = Sonra, diledigi zaman onu tekrar diriltir.
Celal Yıldırım = Sonra dilediği zaman onu diriltip kaldırır.
Cemal Külünkoğlu = Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltecek.
Diyanet İşleri (eski) = Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir.
Diyanet Vakfi = Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.
Edip Yüksel = Dilediği zaman da onu diriltti.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra dilediği vakıt ona nüşur verecek
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
Gültekin Onan = Sonra dilediği zaman onu diriltir.
Harun Yıldırım = Sonra dilediği zaman onu diriltir.
Hasan Basri Çantay = Daha sonra, dilediği zaman da onu tekrar diriltecek.
Hayrat Neşriyat = Sonra dilediği zaman, onu (tekrar) diriltir!
İbni Kesir = Sonra dilediğinde onu tekrar çıkaracak.
Kadri Çelik = Sonra dilediği zaman onu diriltir.
Muhammed Esed = ve sonra, dilediğinde onu tekrar diriltir.
Mustafa İslamoğlu = nihayet dilediğinde onu tekrar diriltecektir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra dilediği zaman da onu neşredecektir.
Ömer Öngüt = Daha sonra dilediği zaman onu tekrar diriltir.
Şaban Piriş = Sonra, onu dilediği zaman yeniden diriltecek.
Sadık Türkmen = Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.
Seyyid Kutub = Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltti.
Suat Yıldırım = (18-22) Yaratan onu neden yarattı? Bir meni damlasından yarattı. Yarattı ve güzel bir biçim verdi. Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı. En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.
Süleyman Ateş = Sonra dilediği zaman onu diriltip kaldırdı.
Tefhim-ul Kuran = Sonra dilediği zaman onu diriltir.
Ümit Şimşek = Sonra da, dilediğinde onu tekrar diriltir.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra dilediği zaman, onu (tekrar) diriltir!
İskender Ali Mihr = Sonra onu dilediği zaman neşredecek (diriltecek).
İlyas Yorulmaz = Sonra dilediği zaman onu tekrar diriltti.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ
Abese / 23 -
Kellâ lemmâ yakdı mâ emerahu.
Diyanet İşleri = Hayır, hayır o, Allah’ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.)
Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de insan, onun emrini tam yerine getirmedi gitti.
Abdullah Parlıyan = Gerçekten de insanoğlu Allah'ın kendisine emrettiklerini layıkıyle yerine getirmedi gitti.
Adem Uğur = Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
Ahmed Hulusi = Doğrusu insan, Allah'ın ona emrettiklerini yerine getirmedi.
Ahmet Tekin = Bak hele bak! Allah’ın emirlerini, şer’î hükümleri yerine getirmedi.
Ahmet Varol = Hayır. O (Rabbinin) kendisine emrettiğini yerine getirmedi.
Ali Bulaç = Hayır; ona (Allah'ın) emrettiğini yerine getirmedi.
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu o insan, (Allah’ın) kendisine emrettiğini tam olarak hiç yerine getirmemiştir.
Ali Ünal = Ne var ki o inkârcı, Allah’ın kendisine olan buyruğunu yerine getirmemiştir.
Bayraktar Bayraklı = Hayır! İnsan, Allah'ın emirlerini yerine getirmedi.[722]
Bekir Sadak = Hayir; Allah'in kendisine buyurdugunu hala yerine getirmemistir.
Celal Yıldırım = Hayır, hayır; insan, Allah'ın buyruğunu (lâyıkıyla) yerine getirmemiştir.
Cemal Külünkoğlu = Hayır, (insan) hala Allah'ın kendisine emrettiğini yapmadı (Allah'ın istediği gibi yaşamadı).
Diyanet İşleri (eski) = Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir.
Diyanet Vakfi = Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
Edip Yüksel = Ne var ki O'nun kendisine emrettiğini yerine getirmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hayır hayır, doğrusu o hiç onun emrini tam eda etmedi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Hayır, hayır doğrusu o, O'nun emrini tam yerine getirmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi,
Gültekin Onan = Hayır; ona (Tanrı'nın) buyurduğunu yerine getirmedi.
Harun Yıldırım = Hayır, hayır; ona emrettiğini yerine getirmedi.
Hasan Basri Çantay = Gerçek (o insan, Allahın) emretdiği şeyleri yerine getirmemişdir.
Hayrat Neşriyat = Hayır! (İnsan, Rabbinin) kendisine emrettiğini (tam olarak) yerine getirmedi!
İbni Kesir = Hayır; Allah'ın emrettiğini yerine getirmemiştir.
Kadri Çelik = Hayır! İnsan hala Allah'ın emrettiğini yerine getirmiş değil.
Muhammed Esed = Hayır, (insan) Allah'ın kendisine buyurduklarını henüz yerine getirmiş değildir!
Mustafa İslamoğlu = Evet, (hiçbir insan) O'nun emirlerini asla kusursuz olarak yerine getirememiştir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (23-24) Hayır hayır.. Ona emrettiği şeyi, o yerine getirmedi. İnsan, bir de taamına bakıversin.
Ömer Öngüt = Hayır! Doğrusu insan, henüz Allah'ın emrettiğini yapmadı.
Şaban Piriş = -Hayır, buna rağmen, henüz onun emrini yerine getirmedi.
Sadık Türkmen = Hayır hayır! (İnsan) kendisine (Allah’ın) emrettiğini yapmadı.
Seyyid Kutub = Hayır, insan hala Allah'ın kendisine emrettiğini yapmadı.
Suat Yıldırım = Hayır! İnsan, Allah’ın buyruğunu lâyıkıyla yerine getirmedi.
Süleyman Ateş = Hayır, insan, O'nun kendisine emrettiğini yapmadı.
Tefhim-ul Kuran = Hayır; ona (Allah'ın) emrettiğini yerine getirmedi.
Ümit Şimşek = Doğrusu insan, Allah'ın ona emrettiklerini yerine getirmedi.
Yaşar Nuri Öztürk = Hayır, hayır! O, O'nun kendisine emrettiğini hiç yerine getirmedi.
İskender Ali Mihr = Hayır, (insan Allah’ın) ona emrettiği şeyi kada etmedi (yerine getirmedi).
İlyas Yorulmaz = Ancak insan, Allah’ın emrettiklerini yerine getirmedi.
فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ
Abese / 24 -
Felyanzuril insânu ilâ taâmihî.
Diyanet İşleri = Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın!
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık insan, yediğine de bir baksın.
Abdullah Parlıyan = O halde insan bir kerede yediği şeylere baksın.
Adem Uğur = İnsan, yediğine bir baksın!
Ahmed Hulusi = İnsan yediğine bir baksın!
Ahmet Tekin = İnsan yediğine düşünerek bir baksın.
Ahmet Varol = İnsan yiyeceğine bir baksın.
Ali Bulaç = Bir de insan, yediğine bir bakıversin;
Ali Fikri Yavuz = Bir de o insan (yediği) yemeğine baksın; (onu rızık olarak kendisine nasıl verdik):
Ali Ünal = Ama insan, yiyeceğine bir baksın:
Bayraktar Bayraklı = İnsan, yediğine bir baksın!
Bekir Sadak = Insan,yiyecegine bir baksin;
Celal Yıldırım = Bir de insan, yiyeceğine bir baksın !
Cemal Külünkoğlu = Bir de insan, yiyeceklerin(in kaynağın)a bir baksın.
Diyanet İşleri (eski) = İnsan, yiyeceğine bir baksın;
Diyanet Vakfi = İnsan, yediğine bir baksın!
Edip Yüksel = İnsan, yiyeceğine bir baksın!
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir de insan taamına baksın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir de o insan yiyeceğine baksın!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bir de o insan yiyeceğine baksın.
Gültekin Onan = Bir de insan, yediğine bir bakıversin;
Harun Yıldırım = Öyleyse insan yediğine bir baksın.
Hasan Basri Çantay = Öyle ya, o insan (bir kerre) yediğine baksın.
Hayrat Neşriyat = Şimdi o insan, yiyeceğine (bir) baksın!
İbni Kesir = Öyle ya insan yiyeceğine bir baksın.
Kadri Çelik = Bir de insan, yediğine bir bakıversin!
Muhammed Esed = Öyleyse insan, yiyeceklerin(in kaynağın)a bir baksın:
Mustafa İslamoğlu = İnsanoğlu yediklerine bir baksın:
Ömer Nasuhi Bilmen = (23-24) Hayır hayır.. Ona emrettiği şeyi, o yerine getirmedi. İnsan, bir de taamına bakıversin.
Ömer Öngüt = İnsan yediğine bir baksın!
Şaban Piriş = İnsan yemeğine bir baksın.
Sadık Türkmen = İnsan yiyeceğine bir baksın.
Seyyid Kutub = İnsan yiyeceğine bir baksın.
Suat Yıldırım = Bir de o insan (yediği) yemeğine baksın; (onu rızık olarak kendisine nasıl verdik):
Süleyman Ateş = İnsan şu yiyeceğine baksın.
Tefhim-ul Kuran = İnsan, yediğine bir baksın!
Ümit Şimşek = Insan,yiyecegine bir baksin;
Yaşar Nuri Öztürk = Hadi, bakıversin insan, kendi yiyeceğine!
İskender Ali Mihr = İşte insan yemeğine baksın.
İlyas Yorulmaz = İnsan yediği yiyeceğine, şöyle bir baksın.
أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاء صَبًّا
Abese / 25 -
Ennâ sabebnâl mâe sabbâ(sabben).
Diyanet İşleri = Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz, bir yağmurdur, yağdırdık.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz biz gücümüzle bulutlardan yeryüzüne bol bol yağmur yağdırmaktayız.
Adem Uğur = Yağmurlar yağdırdık,
Ahmed Hulusi = Doğrusu biz o suyu bolca akıtıp döktük.
Ahmet Tekin = Doyurucu, bereketli yağmurlar yağdırdık.
Ahmet Varol = Şüphesiz biz suyu döktükçe döktük.
Ali Bulaç = Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık,
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.
Ali Ünal = Yağmuru (gökten) şarıl şarıl boşaltıyoruz;
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = Dogrusu suyu bol bol indirmekteyiz.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki biz suyu döker de dökeriz, (İhtiyaç nisbetinde yağmur yağdırırız).
Cemal Külünkoğlu = Gerçekten biz, suyu (yağmuru) bol bol yağdırdık.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = Biz suyu döktükçe döktük.
Elmalılı Hamdi Yazır = Biz o suyu bir döküş dökmekteyiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Biz, o suyu bir döküş (bol bol) dökmekteyiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Biz o suyu bol bol döktük.
Gültekin Onan = Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık,
Harun Yıldırım = Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat biz, o suyu (yağmuru) bol bol dökdük.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki biz, suyu (buluttan) bol bol döktük.
İbni Kesir = Doğrusu Biz; o suyu, bol bol indirdik.
Kadri Çelik = Hiç şüphe yok biz, suyu döktükçe döktük!
Muhammed Esed = (nasıl) suyu bolca indirmekteyiz;
Mustafa İslamoğlu = Elbet suyu tarifsiz bir cömertlikle Biz indirmekteyiz;
Ömer Nasuhi Bilmen = (25-27) Şüphe yok ki, bir suyu bir dökmekle döküverdik. Sonra yeri bir yarmakla yarıverdik. Artık onda daneler bitirdik.
Ömer Öngüt = Doğrusu biz suyu bol bol indirdik.
Şaban Piriş = Ki, biz suyu döktükçe döktük.
Sadık Türkmen = Şüphesiz biz, suyu bol bol akıttık/döktük.
Seyyid Kutub = O suyu döktükçe döktük.
Suat Yıldırım = (24-31) Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
Süleyman Ateş = Doyurucu, bereketli yağmurlar yağdırdık.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz biz suyu döktükçe döktük.
Ümit Şimşek = Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık,
Yaşar Nuri Öztürk = Biz suyu döktük de döktük.
İskender Ali Mihr = Biz, suyu nasıl akıttıkça akıttık.
İlyas Yorulmaz = Suyu (toprağın üzerine) biz serpiyoruz.
ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا
Abese / 26 -
Summe şekaknâl arda şekkâ(şekkan).
Diyanet İşleri = Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık!
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra yeryüzünü bir iyice yardık.
Abdullah Parlıyan = Sonra o yeryüzünü bitki ve nebatları çıkarmak için güzelce kabartıp yarmaktayız.
Adem Uğur = Sonra toprağı göz göz yardık,
Ahmed Hulusi = Sonra arzı bir şakk ile yardık da (böylece),
Ahmet Tekin = Toprağı da ihtiyaca göre yarılır hale getirdik.
Ahmet Varol = Sonra yeri yardıkça yardık.
Ali Bulaç = Sonra yeri yardıkça yardık;
Ali Fikri Yavuz = Sonra (nebat bitsin diye) toprağı bir yarış yardık.
Ali Ünal = Sonra toprağı açıyor, ekime hazır hale getiriyoruz.
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = (26-31) Sonra yeryuzunu iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, uzumler, sebzeler, zeytin, hurma agaclari ve bahcelerde koca koca agacli meyveler ve cayirlar bitirmekteyiz.
Celal Yıldırım = Sonra yeryüzünü (kabartıp) yarık yarık yaparız.
Cemal Külünkoğlu = (26-31) Sonra toprağı (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzüm (bağları) ve yoncalar, zeytin (ağaçları) ve hurmalıklar, boyları birbiriyle yarışan iç içe girmiş ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar yetiştirdik.
Diyanet İşleri (eski) = (26-31) Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = Toprağı yardıkça yardık.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra o Arzı bir yarış yarmaktayız
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra o yeryüzünü bir yarış (iyiden iyiye) yarmaktayız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra toprağı nasıl da yardık.
Gültekin Onan = Sonra yeri yardıkça yardık;
Harun Yıldırım = Sonra yeri yardıkça yardık.
Hasan Basri Çantay = Sonra toprağı iyiden iyi yardık.
Hayrat Neşriyat = Sonra yeri (bitki ile) güzelce yardık.
İbni Kesir = Sonra toprağı iyiden iyiye yardık.
Kadri Çelik = Sonra yeri de yardıkça yardık.
Muhammed Esed = ve sonra toprağı (daha da büyüterek) parça parça yarmaktayız,
Mustafa İslamoğlu = sonra toprağı tarifsiz bir incelikle yarmaktayız;
Ömer Nasuhi Bilmen = (25-27) Şüphe yok ki, bir suyu bir dökmekle döküverdik. Sonra yeri bir yarmakla yarıverdik. Artık onda daneler bitirdik.
Ömer Öngüt = Sonra toprağı iyice yardık.
Şaban Piriş = Sonra yeri yardıkça yardık.
Sadık Türkmen = Sonra yeri gereği gibi yarıverdik.
Seyyid Kutub = Sonra toprağı güzelce yardık.
Suat Yıldırım = (24-31) Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
Süleyman Ateş = Sonra toprağı güzelce yardık da,
Tefhim-ul Kuran = Sonra yeri de yardıkça yardık;
Ümit Şimşek = Sonra toprağı yardıkça yardık.
Yaşar Nuri Öztürk = Sonra yeryüzünü yardık da yardık.
İskender Ali Mihr = Sonra yeri öyle bir yarışla yardık ki.
İlyas Yorulmaz = Sonra toprağı biz yarıyoruz.
فَأَنبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
Abese / 27 -
Fe enbetnâ fîhâ habbâ(habben).
Diyanet İşleri = (27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken orada tohumlar bitirdik.
Abdullah Parlıyan = Derken o yeryüzünde tahıllar yetiştirmekteyiz.
Adem Uğur = Bu suretle orada ekinler bitirdik,
Ahmed Hulusi = Orada ekinler yetiştirdik.
Ahmet Tekin = Bu suretle orada tohumlar ekip bitirdik.
Ahmet Varol = Böylece orada taneler bitirdik.
Ali Bulaç = Böylece onda taneler bitirdik,
Ali Fikri Yavuz = Böylece bitirdik onda daneler,
Ali Ünal = Ve sonuçta orada bitiriyoruz taneli bitkiler,
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = (26-31) Sonra yeryuzunu iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, uzumler, sebzeler, zeytin, hurma agaclari ve bahcelerde koca koca agacli meyveler ve cayirlar bitirmekteyiz.
Celal Yıldırım = (27-28-29-30-31) Orada dâne, üzüm, yonca, zeytin, hurma, sık ve büyük ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitiririz.
Cemal Külünkoğlu = (26-31) Sonra toprağı (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzüm (bağları) ve yoncalar, zeytin (ağaçları) ve hurmalıklar, boyları birbiriyle yarışan iç içe girmiş ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar yetiştirdik.
Diyanet İşleri (eski) = (26-31) Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = Ve orada taneler bitirdik,
Elmalılı Hamdi Yazır = Bu suretle onda daneler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bu şekilde orada daneler,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bu suretle orada ekinler bitirdik.
Gültekin Onan = Şöylece onda taneler bitirdik,
Harun Yıldırım = Böylece orada taneler bitirdik.
Hasan Basri Çantay = Bu suretle onda dâne (ler) bitirdik,
Hayrat Neşriyat = (27-32) Böylece orada size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
İbni Kesir = Böylece orada tane bitirdik.
Kadri Çelik = Böylece onda bitirdik taneler.
Muhammed Esed = bu sayede ondan tahıllar yetiştirmekteyiz,
Mustafa İslamoğlu = derken orada tohumu yetiştirmekteyiz...
Ömer Nasuhi Bilmen = (25-27) Şüphe yok ki, bir suyu bir dökmekle döküverdik. Sonra yeri bir yarmakla yarıverdik. Artık onda daneler bitirdik.
Ömer Öngüt = Orada taneler (hububat) bitirdik.
Şaban Piriş = Ve orada taneler bitirdik.
Sadık Türkmen = Orada taneyi bitirdik.
Seyyid Kutub = Orada bitirdik, taneleri.
Suat Yıldırım = (24-31) Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
Süleyman Ateş = Orada bitirdik: Dâne,
Tefhim-ul Kuran = Böylece onda bitirdik; taneler,
Ümit Şimşek = Ondan taneler,
Yaşar Nuri Öztürk = Ardından orada dâneler bitirdik.
İskender Ali Mihr = Böylece orada taneler yetiştirdik.
İlyas Yorulmaz = Sonra toprakta taneler.
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
Abese / 28 -
Ve ineben ve kadben.
Diyanet İşleri = (27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve üzüm ve yoncalar.
Abdullah Parlıyan = Ayrıca üzümler ve yoncalar,
Adem Uğur = Üzümler, yoncalar,
Ahmed Hulusi = Üzüm, taze yonca,
Ahmet Tekin = Üzüm bağları, sebze bahçeleri, çeşitli ağaçlar, yoncalar yetiştirdik.
Ahmet Varol = Üzümler ve yoncalar,
Ali Bulaç = Üzümler, yoncalar,
Ali Fikri Yavuz = Üzümler, yoncalar.
Ali Ünal = Üzümler ve yenebilir her türlü sebze,
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = (26-31) Sonra yeryuzunu iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, uzumler, sebzeler, zeytin, hurma agaclari ve bahcelerde koca koca agacli meyveler ve cayirlar bitirmekteyiz.
Celal Yıldırım = (27-28-29-30-31) Orada dâne, üzüm, yonca, zeytin, hurma, sık ve büyük ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitiririz.
Cemal Külünkoğlu = (26-31) Sonra toprağı (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzüm (bağları) ve yoncalar, zeytin (ağaçları) ve hurmalıklar, boyları birbiriyle yarışan iç içe girmiş ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar yetiştirdik.
Diyanet İşleri (eski) = (26-31) Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = Üzümler, çayırlar,
Elmalılı Hamdi Yazır = Üzümler, yoncalar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = üzümler ve yoncalar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Üzümler, yoncalar,
Gültekin Onan = Üzümler, yoncalar,
Harun Yıldırım = Üzümler, sebzeler.
Hasan Basri Çantay = Üzüm (ler), yonca (lar),
Hayrat Neşriyat = (27-32) Böylece orada size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
İbni Kesir = Üzüm ve yonca,
Kadri Çelik = Üzümler, sebzeler.
Muhammed Esed = ve üzüm bağları ve yenebilir otlar,
Mustafa İslamoğlu = Mesela üzüm bağları, sebze bahçeleri,
Ömer Nasuhi Bilmen = (28-29) Ve yaş üzüm ve yaş yonca (yetiştirdik). Ve zeytinlikler ve hurmalıklar...
Ömer Öngüt = Üzümler ve yoncalar.
Şaban Piriş = Üzümler, sebzeler..
Sadık Türkmen = Üzümler, yoncalar...
Seyyid Kutub = Üzümler, yoncalar,
Suat Yıldırım = (24-31) Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
Süleyman Ateş = Üzüm, yonca,
Tefhim-ul Kuran = Üzümler, yoncalar,
Ümit Şimşek = Üzümler, sebzeler,
Yaşar Nuri Öztürk = Üzümler, yoncalar,
İskender Ali Mihr = Ve üzümler ve yoncalar.
İlyas Yorulmaz = Üzüm bağları ve otlar.
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
Abese / 29 -
Ve zeytûnen ve nahlen.
Diyanet İşleri = (27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve zeytin ve hurma.
Abdullah Parlıyan = zeytinler ve hurmalar,
Adem Uğur = Zeytinlikler, hurmalıklar,
Ahmed Hulusi = Zeytin, hurma,
Ahmet Tekin = Zeytinlikler ve hurmalıklar meydana getirdik.
Ahmet Varol = Zeytinler ve hurmalar,
Ali Bulaç = Zeytinler, hurmalar,
Ali Fikri Yavuz = Zeytinlikler, hurmalıklar.
Ali Ünal = Zeytinler ve hurmalar,
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = (26-31) Sonra yeryuzunu iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, uzumler, sebzeler, zeytin, hurma agaclari ve bahcelerde koca koca agacli meyveler ve cayirlar bitirmekteyiz.
Celal Yıldırım = (27-28-29-30-31) Orada dâne, üzüm, yonca, zeytin, hurma, sık ve büyük ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitiririz.
Cemal Külünkoğlu = (26-31) Sonra toprağı (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzüm (bağları) ve yoncalar, zeytin (ağaçları) ve hurmalıklar, boyları birbiriyle yarışan iç içe girmiş ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar yetiştirdik.
Diyanet İşleri (eski) = (26-31) Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = Zeytinler, hurmalar,
Elmalılı Hamdi Yazır = Zeytinlikler hurmalıklar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = zeytinlikler ve hurmalıklar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Zeytinlikler, hurmalıklar,
Gültekin Onan = Zeytinler, hurmalar,
Harun Yıldırım = Zeytinler, hurmalar.
Hasan Basri Çantay = Zeytinlik (ler), hurmalık (lar),
Hayrat Neşriyat = (27-32) Böylece orada size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
İbni Kesir = Zeytin ve hurma,
Kadri Çelik = Zeytinler, hurmalar.
Muhammed Esed = zeytin ağaçları ve hurmalıklar,
Mustafa İslamoğlu = zeytinlik ve hurmalıklar,
Ömer Nasuhi Bilmen = (28-29) Ve yaş üzüm ve yaş yonca (yetiştirdik). Ve zeytinlikler ve hurmalıklar...
Ömer Öngüt = Zeytinler ve hurmalar.
Şaban Piriş = Zeytinler, hurmalar..
Sadık Türkmen = Zeytinler ve hurmalar...
Seyyid Kutub = Zeytinler, hurmalar.
Suat Yıldırım = (24-31) Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
Süleyman Ateş = Zeytin, hurma,
Tefhim-ul Kuran = Zeytinler, hurmalar,
Ümit Şimşek = Zeytinler, hurmalar,
Yaşar Nuri Öztürk = Zeytinlikler, hurmalıklar,
İskender Ali Mihr = Ve zeytinler ve hurmalar.
İlyas Yorulmaz = Zeytin ağaçları ve hurma ağaçları.
وَحَدَائِقَ غُلْبًا
Abese / 30 -
Ve hadâika gulbâ(gulben).
Diyanet İşleri = (27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve çeşitli büyük ağaçları bulunan bahçeler.
Abdullah Parlıyan = iri ve sık ağaçlı bahçeler,
Adem Uğur = İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Ahmed Hulusi = Sık ve iri ağaçlı bahçeler,
Ahmet Tekin = İri ve sık ağaçlı bahçeler düzenledik.
Ahmet Varol = Sık ağaçlı bahçeler,
Ali Bulaç = Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler.
Ali Fikri Yavuz = Ağaçları göğe doğru yükselen bahçeler,
Ali Ünal = Gür ağaçlı sık bahçeler,
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = (26-31) Sonra yeryuzunu iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, uzumler, sebzeler, zeytin, hurma agaclari ve bahcelerde koca koca agacli meyveler ve cayirlar bitirmekteyiz.
Celal Yıldırım = (27-28-29-30-31) Orada dâne, üzüm, yonca, zeytin, hurma, sık ve büyük ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitiririz.
Cemal Külünkoğlu = (26-31) Sonra toprağı (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzüm (bağları) ve yoncalar, zeytin (ağaçları) ve hurmalıklar, boyları birbiriyle yarışan iç içe girmiş ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar yetiştirdik.
Diyanet İşleri (eski) = (26-31) Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Elmalılı Hamdi Yazır = Âfâka ser çekmiş dilber bağçeler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = afaka ser çekmiş dilber (gönül alan) bahçeler,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İri ve sık ağaçlı bahçeler,
Gültekin Onan = Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler.
Harun Yıldırım = Sık ve bol ağaçlı bahçeler.
Hasan Basri Çantay = Sık ve bol ağaçlı (diğer) bahçeler,
Hayrat Neşriyat = (27-32) Böylece orada size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
İbni Kesir = Sık ve bol ağaçlı bahçeler.
Kadri Çelik = Sık ve bol ağaçlı bahçeler.
Muhammed Esed = ve ağaçlarla dolu bahçeler,
Mustafa İslamoğlu = balta girmemiş sulak ormanlar,
Ömer Nasuhi Bilmen = (30-32) Ve ağaçları birbirine girmiş büyük bahçeler. Ve meyveler ve mer'alar (vücuda getirdik). Sizin ve hayvanlarınızın faidelenmesi için.
Ömer Öngüt = İri ve sık ağaçlı bahçeler.
Şaban Piriş = İri ağaçlı bahçeler.
Sadık Türkmen = Sık ağaçlı bahçeler...
Seyyid Kutub = İri ve sık ağaçlı bahçeler.
Suat Yıldırım = (24-31) Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
Süleyman Ateş = İri ve gür bahçeler,
Tefhim-ul Kuran = Boyları iri ve birbiri içine girmiş ağaçlı bahçeler.
Ümit Şimşek = Bol ağaçlı bahçeler,
Yaşar Nuri Öztürk = Gür çimenli, bol ağaçlı bahçeler,
İskender Ali Mihr = Ve ağaçları iç içe olmuş (dalları birbirine girmiş) bahçeler.
İlyas Yorulmaz = Çeşitli meyve bahçeleri.
وَفَاكِهَةً وَأَبًّا
Abese / 31 -
Ve fâkiheten ve ebbâ(ebben).
Diyanet İşleri = (27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve meyveler ve otlaklar.
Abdullah Parlıyan = meyveler ve otlaklar.
Adem Uğur = Meyveler ve çayırlar bitirdik.
Ahmed Hulusi = Meyve ve çayır,
Ahmet Tekin = Meyvalar yetiştirdik, çayırlar bitirdik.
Ahmet Varol = Meyvalar ve çayırlar,
Ali Bulaç = (26-31) Sonra toprağı (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzüm (bağları) ve yoncalar, zeytin (ağaçları) ve hurmalıklar, boyları birbiriyle yarışan iç içe girmiş ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar yetiştirdik.
Ali Fikri Yavuz = Meyveler ve nice çayırlar...
Ali Ünal = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = (26-31) Sonra yeryuzunu iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, uzumler, sebzeler, zeytin, hurma agaclari ve bahcelerde koca koca agacli meyveler ve cayirlar bitirmekteyiz.
Celal Yıldırım = (27-28-29-30-31) Orada dâne, üzüm, yonca, zeytin, hurma, sık ve büyük ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitiririz.
Cemal Külünkoğlu = (26-31) Sonra toprağı (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzüm (bağları) ve yoncalar, zeytin (ağaçları) ve hurmalıklar, boyları birbiriyle yarışan iç içe girmiş ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar yetiştirdik.
Diyanet İşleri (eski) = (26-31) Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = Meyveler ve sebzeler...
Elmalılı Hamdi Yazır = Meyveler, çayırlar neler yetiştirmekteyiz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = meyveler, çayırlar; neler yetiştirmekteyiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Meyveler, çayırlar bitirdik.
Gültekin Onan = Meyveler ve otlaklıklar,
Harun Yıldırım = Meyveler ve çayırlar.
Hasan Basri Çantay = Meyve (ler), mer'a (lar bitirdik).
Hayrat Neşriyat = (27-32) Böylece orada size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
İbni Kesir = Meyve ve mer'a.
Kadri Çelik = Meyveler ve otlaklıklar.
Muhammed Esed = meyveler ve otlar,
Mustafa İslamoğlu = meyveli ve meyvesiz bitkiler;
Ömer Nasuhi Bilmen = (30-32) Ve ağaçları birbirine girmiş büyük bahçeler. Ve meyveler ve mer'alar (vücuda getirdik). Sizin ve hayvanlarınızın faidelenmesi için.
Ömer Öngüt = Meyveler ve çayırlar.
Şaban Piriş = Meyveler ve otlaklar..
Sadık Türkmen = Meyveler, otlaklar...
Seyyid Kutub = Meyveler ve çayırlar.
Suat Yıldırım = (24-31) Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük. Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
Süleyman Ateş = Meyva ve çayır;
Tefhim-ul Kuran = Meyveler ve otlaklıklar.
Ümit Şimşek = Meyveler, otlaklar bitirdik:
Yaşar Nuri Öztürk = Meyve, otlak/sebze.
İskender Ali Mihr = Ve meyveler ve mer’alar (otlaklar).
İlyas Yorulmaz = Meyveler ve yeşil otlaklar yetiştiriyoruz.
مَّتَاعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
Abese / 32 -
Metâan lekum ve li en’âmikum.
Diyanet İşleri = (27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.
Abdulbaki Gölpınarlı = Sizin ve hayvanlarınızın faydası için.
Abdullah Parlıyan = Tüm bunlar sizin ve hayvanlarınızın geçimi için lutfedilmektedir.
Adem Uğur = (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Ahmed Hulusi = Siz ve en'amınız yararlansın diye.
Ahmet Tekin = Bunları sizin ve hayvanlarınızın faydalanması için yaptık.
Ahmet Varol = Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere.
Ali Bulaç = Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
Ali Fikri Yavuz = (Bütün bunları) sizin ve davarlarınızın menfaati için yarattık.
Ali Ünal = Geçimlik olarak sizin için ve hayvanlarınız için.
Bayraktar Bayraklı = (25-32) Doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra toprağı göz göz yardık, oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunlar, sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.[723]
Bekir Sadak = Bunlar sizin ve hayvanlariniz icin gecimliktir.
Celal Yıldırım = Size ve davarlarınıza yararlı geçimlik olsun diye (bunları lütfederiz).
Cemal Külünkoğlu = (Bütün bunları) sizin ve hayvanlarınızın faydalanması için yaptık.
Diyanet İşleri (eski) = Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir.
Diyanet Vakfi = (25-32) Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.
Edip Yüksel = Size ve hayvanlarınıza bir geçimlik olarak.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sizin ve davarlarınızın intifaı için
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sizin ve davarlarınızın yararlanması için.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.
Gültekin Onan = Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
Harun Yıldırım = Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere.
Hasan Basri Çantay = (Bütün bunları biz) hem size, hem davarlarınıza fâide olarak (yapdık).
Hayrat Neşriyat = (27-32) Böylece orada size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.
İbni Kesir = Sizin ve hayvanlarınızın faydalanması için.
Kadri Çelik = Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere.
Muhammed Esed = sizin için ve hayvanlarınızın beslenmesi için.
Mustafa İslamoğlu = sizin ve hayvanlarınızın (beslenmesi) için...
Ömer Nasuhi Bilmen = (30-32) Ve ağaçları birbirine girmiş büyük bahçeler. Ve meyveler ve mer'alar (vücuda getirdik). Sizin ve hayvanlarınızın faidelenmesi için.
Ömer Öngüt = Kendinize ve hayvanlarınıza rızık olması için.
Şaban Piriş = Sizin ve hayvanlarınız için bir meta olarak..
Sadık Türkmen = Sizin ve hayvanlarınızın geçimi/yararı için!..
Seyyid Kutub = Sizin ve hayvanlarınızın yararına.
Suat Yıldırım = Bütün bunları sizin ve davarlarınızın faydalanması için yaptık.
Süleyman Ateş = Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
Tefhim-ul Kuran = Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.
Ümit Şimşek = Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.
Yaşar Nuri Öztürk = Sizin ve hayvanlarınızın yararına.
İskender Ali Mihr = Sizin ve hayvanlarınız için meta olarak (faydalanmanız için).
İlyas Yorulmaz = Sizin için ve hayvanlarınız yaşaması için gerekli yiyecekler.
فَإِذَا جَاءتِ الصَّاخَّةُ
Abese / 33 -
Fe izâ câetis sâhhatu.
Diyanet İşleri = (33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Derken âdetâ kulakları sağır eden o bağırış gelip çattı mı.
Abdullah Parlıyan = Derken kulakları sağır edercesine gelecek olan kıyametin çağrısı duyulunca…
Adem Uğur = Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
Ahmed Hulusi = O korkunç sayha duyulduğunda,
Ahmet Tekin = Kulakları sağır eden o ses geldiğinde herkesin derdi vardır.
Ahmet Varol = Ancak o kulakları sağır edercesine şiddetli gürültü geldiği zaman,
Ali Bulaç = Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,
Ali Fikri Yavuz = Amma kıyamet sayhası geldiği zaman,
Ali Ünal = Ama nihayet, kulakları patlatacak çığlığın vakti geldiğinde,
Bayraktar Bayraklı = Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
Bekir Sadak = O muazzam gurultu, kiyamet kopup geldigi zaman;
Celal Yıldırım = Kulakları sağırlaştıracak o Kıyamet gürültüsü geldiğinde ;
Cemal Külünkoğlu = Kulakları sağırlaştıracak o kıyamet gürültüsü geldiği zaman.
Diyanet İşleri (eski) = O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;
Diyanet Vakfi = Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
Edip Yüksel = Sonra, o müthiş patlama gerçekleşince,
Elmalılı Hamdi Yazır = Amma geldiği vakıt o Sahha (o sayhasını dinletecek belâ)
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ama o sayha (gürültüsünü dinletecek bela) geldiği zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,
Gültekin Onan = Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,
Harun Yıldırım = O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman;
Hasan Basri Çantay = Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
Hayrat Neşriyat = Derken (kulakları sağır eden) o şiddetli gürültü (Sûr’a ikinci üfürülüş) geldiği zaman!
İbni Kesir = O büyük gürültü geldiği zaman;
Kadri Çelik = Fakat kulakları sağır eden o ses geldiğinde.
Muhammed Esed = Ve böylece, (yeniden dirilmenin) o kulakları sağır eden çağrısı duyulduğunda,
Mustafa İslamoğlu = Ve nihayet kulakları sağır eden o (mahşer) çığlığı koptuğunda;
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra o pek kuvvetli sayha geldiği vakit.
Ömer Öngüt = Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman!
Şaban Piriş = O büyük gürültü geldiği zaman,
Sadık Türkmen = Okulaklari sağır edici ses geldiği zaman;
Seyyid Kutub = Kulakları sağır edercesine yüksek o gürültü geldiği zaman.
Suat Yıldırım = Ama vakti gelip de o kulakları patlatan dehşetli gün geldiği zaman
Süleyman Ateş = Sonra o pek kuvvetli sayha geldiği vakit.
Tefhim-ul Kuran = Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,
Ümit Şimşek = O müthiş ses kulaklara çarptığında,
Yaşar Nuri Öztürk = Şiddetle çarpanın çıkardığı korkunç ses geldiğinde,
İskender Ali Mihr = Fakat o sahha (sağır edici büyük gürleme) geldiği zaman.
İlyas Yorulmaz = Sonra, kıyameti bildiren o ses (sura üfürüldüğünde) geldiğinde.
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
Abese / 34 -
Yevme yefirrul mer’u min ahîhi.
Diyanet İşleri = (33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = O gün, bir gündür ki kişi kaçar kardeşinden.
Abdullah Parlıyan = İşte o gün kişi kaçar kardeşinden,
Adem Uğur = İşte o gün kişi kardeşinden, kaçar.
Ahmed Hulusi = O süreçte kişi, kardeşinden kaçar,
Ahmet Tekin = Kişinin kardeşinden kaçacağı günde herkesin derdi vardır.
Ahmet Varol = O gün kişi kardeşinden kaçar,
Ali Bulaç = Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar;
Ali Fikri Yavuz = İşte o gün kişi kardeşinden, kaçar.
Ali Ünal = O süreçte kişi, kardeşinden kaçar,
Bayraktar Bayraklı = (34-36) O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Bekir Sadak = (34-36) O gun, kisi kardesinden, annesinden, babasindan, karisindan ve ogullarindan, kacar.
Celal Yıldırım = O gün kişi kardeşinden,
Cemal Külünkoğlu = (34-36) O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.
Diyanet İşleri (eski) = (34-36) O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Diyanet Vakfi = (34-36) İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Edip Yüksel = O gün kişi kaçar: kardeşinden,
Elmalılı Hamdi Yazır = O gün, bir gündür ki kişi kaçar kardeşinden.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte o gün kişi kaçar kardeşinden,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O gün kişi kaçar, kardeşinden...
Gültekin Onan = Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar;
Harun Yıldırım = Kişi o gün kardeşinden kaçar;
Hasan Basri Çantay = (evet) kişinin kaçacağı gün: Biraderinden,
Hayrat Neşriyat = (34-36) O gün kişi, kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar!
İbni Kesir = Kişinin kaçacağı gün; kardeşinden,
Kadri Çelik = Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar.
Muhammed Esed = herkesin kardeşinden kaç(mak iste)diği Gün,
Mustafa İslamoğlu = (34-36) İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-36) İnsanın kardeşinden firar edeceği gün. Ve anasından ve babasından. Ve refîkasından ve oğullarından (firar edeceği bir gün).
Ömer Öngüt = O kaçacağı gün kişinin kardeşinden
Şaban Piriş = O gün kişi kardeşinden kaçar.
Sadık Türkmen = O gün kişi kaçar kardeşinden,
Seyyid Kutub = İşte o gün kişi kaçar, kardeşinden,
Suat Yıldırım = Kişi o gün kardeşinden kaçar;
Süleyman Ateş = (evet) kişinin kaçacağı gün: Biraderinden,
Tefhim-ul Kuran = Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar;
Ümit Şimşek = O gün insan kendi kardeşinden kaçar.
Yaşar Nuri Öztürk = Bir gün ki o, kişi öz kardeşinden kaçar,
İskender Ali Mihr = O gün kişi kardeşinden kaçar.
İlyas Yorulmaz = O gün kişi kardeşinden…
وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ
Abese / 35 -
Ve ummihî ve ebîhi.
Diyanet İşleri = (33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve anasından ve babasından.
Abdullah Parlıyan = annesinden ve babasından,
Adem Uğur = Annesinden, babasından,
Ahmed Hulusi = Anasından, babasından,
Ahmet Tekin = Annesinden ve babasından kaçacağı günde herkesin derdi vardır.
Ahmet Varol = Annesinden ve babasından da,
Ali Bulaç = Annesinden ve babasından,
Ali Fikri Yavuz = Anasından ve babasından,
Ali Ünal = Annesinden ve babasından,
Bayraktar Bayraklı = (34-36) O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Bekir Sadak = (34-36) O gun, kisi kardesinden, annesinden, babasindan, karisindan ve ogullarindan, kacar.
Celal Yıldırım = (35-36) Anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar.
Cemal Külünkoğlu = (34-36) O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.
Diyanet İşleri (eski) = (34-36) O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Diyanet Vakfi = (34-36) İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Edip Yüksel = Annesinden, babasından,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve anasından babasından
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = anasından, babasından,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Anasından, babasından..
Gültekin Onan = Annesinden ve babasından,
Harun Yıldırım = Annesinden ve babasından da;
Hasan Basri Çantay = Anasından, babasından,
Hayrat Neşriyat = (34-36) O gün kişi, kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar!
İbni Kesir = Anasından ve babasından.
Kadri Çelik = Annesinden ve babasından.
Muhammed Esed = annesinden ve babasından,
Mustafa İslamoğlu = annesinden ve babasından;
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-36) İnsanın kardeşinden firar edeceği gün. Ve anasından ve babasından. Ve refîkasından ve oğullarından (firar edeceği bir gün).
Ömer Öngüt = Anasından ve babasından.
Şaban Piriş = Anasından, babasından..
Sadık Türkmen = Anasından, babasından,
Seyyid Kutub = Anasından, babasından,
Suat Yıldırım = (34-36) İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar.
Süleyman Ateş = Anasından, babasından,
Tefhim-ul Kuran = Annesinden ve babasından,
Ümit Şimşek = Anasından, babasından,
Yaşar Nuri Öztürk = Öz annesinden, öz babasından,
İskender Ali Mihr = Ve annesinden ve babasından.
İlyas Yorulmaz = Annesinden ve babasından…
وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ
Abese / 36 -
Ve sâhıbetihî ve benîhi.
Diyanet İşleri = (33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve eşinden ve çocuğundan.
Abdullah Parlıyan = eşinden ve çocuklarından.
Adem Uğur = Eşinden ve çocuklarından.
Ahmed Hulusi = Karısından ve oğullarından!
Ahmet Tekin = Eşinden ve oğullarından kaçacağı günde herkesin derdi vardır.
Ahmet Varol = Eşinden ve oğullarından da.
Ali Bulaç = Eşinden ve çocuklarından,
Ali Fikri Yavuz = Zevcesinden ve oğullarından,
Ali Ünal = Eşinden ve çocuklarından.
Bayraktar Bayraklı = (34-36) O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Bekir Sadak = (34-36) O gun, kisi kardesinden, annesinden, babasindan, karisindan ve ogullarindan, kacar.
Celal Yıldırım = (35-36) Anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar.
Cemal Külünkoğlu = (34-36) O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.
Diyanet İşleri (eski) = (34-36) O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar.
Diyanet Vakfi = (34-36) İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Edip Yüksel = Eşinden ve çocuklarından...
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve refîkasından ve oğullarından
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = karısından ve oğullarından.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Eşinden ve oğullarından.
Gültekin Onan = Eşinden ve çocuklarından,
Harun Yıldırım = Eşinden ve çocuklarından da;
Hasan Basri Çantay = Karısından ve oğullarından.
Hayrat Neşriyat = (34-36) O gün kişi, kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar!
İbni Kesir = Eşinden ve oğullarından.
Kadri Çelik = Eşinden ve çocuklarından.
Muhammed Esed = eşinden ve çocuklarından:
Mustafa İslamoğlu = hanımından ve çocuklarından...
Ömer Nasuhi Bilmen = (34-36) İnsanın kardeşinden firar edeceği gün. Ve anasından ve babasından. Ve refîkasından ve oğullarından (firar edeceği bir gün).
Ömer Öngüt = Karısından ve oğullarından.
Şaban Piriş = Eşinden ve evladından..
Sadık Türkmen = Eşinden ve çocuklarından!
Seyyid Kutub = Eşinden ve oğullarından.
Suat Yıldırım = (34-36) İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar.
Süleyman Ateş = Eşinden ve oğullarından.
Tefhim-ul Kuran = Eşinden ve çocuklarından.
Ümit Şimşek = Eşinden ve oğullarından kaçar.
Yaşar Nuri Öztürk = Eşinden, oğullarından,
İskender Ali Mihr = Ve eşinden ve oğlundan (kaçar).
İlyas Yorulmaz = Hayat arkadaşından ve oğlundan kaçar.
لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
Abese / 37 -
Li kullimriin minhum yevme izin şe’nun yugnîhi.
Diyanet İşleri = (33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onların herbirinin bir derdi var ki başkalarına bakmaya vakti bile yok.
Abdullah Parlıyan = Her kişinin o gün kendine yetecek derdi ve meşguliyeti vardır.
Adem Uğur = O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
Ahmed Hulusi = O süreçte onlardan her birinin derdi kendi işidir!
Ahmet Tekin = O gün, herkesin kendine yetip artacak dertleri vardır.
Ahmet Varol = O gün onlardan her birinin kendine yetecek bir işi vardır.
Ali Bulaç = O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
Ali Fikri Yavuz = O gün, onlardan herkesin kendine yeter bir işi vardır, (ancak kendi derdi ile kalır).
Ali Ünal = O gün kendi başının derdine düşmüştür herkes, ilgilenemez kimseyle.
Bayraktar Bayraklı = O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
Bekir Sadak = O gun, herkesin kendine yeter derdi vardir.
Celal Yıldırım = Onlardan her kişinin (o gün) kendine yetecek derdi ve meşguliyeti vardır.
Cemal Külünkoğlu = O gün, onlardan her birinin kendine yetecek bir derdi vardır.
Diyanet İşleri (eski) = O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.
Diyanet Vakfi = O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.
Edip Yüksel = O gün herkesin kendisine yetecek işi vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlardan her kişinin bir şe'ni vardır o gün başından aşar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlardan her kişinin o gün başından aşan bir işi vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır.
Gültekin Onan = O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
Harun Yıldırım = O gün onlardan her birinin derdi başından aşkındır.
Hasan Basri Çantay = O gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi (derdi, belâsı) vardır.
Hayrat Neşriyat = O gün onlardan her bir kişinin, kendine yetecek bir işi vardır!
İbni Kesir = O gün; herkesin kendisine yeter bir işi vardır.
Kadri Çelik = O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
Muhammed Esed = o Gün her birinin durumu kendisi için yeterli bir endişe kaynağı olacak.
Mustafa İslamoğlu = o gün herkesin birbirinden kaçmak için yeterli meşguliyeti olacak.
Ömer Nasuhi Bilmen = Onlardan her kişi için o günde bir iş vardır ki, ona yeter.
Ömer Öngüt = O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.
Şaban Piriş = O gün herkes için kendine yetecek bir işi vardır.
Sadık Türkmen = Çünkü o gün onlardan her birinin, kendisine yetecek bir işi/derdi vardır.
Seyyid Kutub = O gün herkesin başından aşkın işi vardır.
Suat Yıldırım = O gün onlardan her birinin başından aşkın derdi ve tasası vardır.
Süleyman Ateş = O gün, onlardan her kişinin, kendisine yeter derecede işi vardır.
Tefhim-ul Kuran = O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
Ümit Şimşek = O gün herkesin kendisine yetecek bir derdi vardır.
Yaşar Nuri Öztürk = O gün onlardan her kişinin kendisine yetecek bir uğraşı vardır.
İskender Ali Mihr = Onların hepsinin, o gün (izin günü), kendilerini meşgul eden bir şe’ni (işi başından aşan bir hali) vardır.
İlyas Yorulmaz = O gün insanlardan her birinin kendine yetecek sıkıntısı var.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
Abese / 38 -
Vucûhun yevme izin musfiratun.
Diyanet İşleri = O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar,
Abdulbaki Gölpınarlı = Nice yüzler o gün parıl parıl parlar.
Abdullah Parlıyan = Bazı yüzler o gün mutlulukla parıldayacak.
Adem Uğur = O gün bir takım yüzler parıl parıl,
Ahmed Hulusi = O süreçte yüzler (vardır) parıldar!
Ahmet Tekin = O gün bazı yüzler pırıl pırıldır.
Ahmet Varol = Yüzler var ki, o gün parıl parıl parıldar.
Ali Bulaç = O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;
Ali Fikri Yavuz = Bir takım yüzler vardır ki, o gün parıldar:
Ali Ünal = Yüzler olacaktır o gün pırıl pırıl,
Bayraktar Bayraklı = (38-39) O gün birtakım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.
Bekir Sadak = (38-39) O gun bir takim yuzler aydinliktir, gulmekte ve sevinmektedir.
Celal Yıldırım = Yüzler var ki o gün ışıl ışıl ışıldar.
Cemal Külünkoğlu = (38-39) O gün bir takım yüzler vardır ki, parıldarlar, gülerler (ve) sevinirler.
Diyanet İşleri (eski) = (38-39) O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Diyanet Vakfi = (38-39) O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.
Edip Yüksel = O gün bazı yüzler var ki aydınlık;
Elmalılı Hamdi Yazır = Yüzler vardır o gün ışılar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O gün yüzler vardır ışılar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yüzler var ki, o gün parıl parıl,
Gültekin Onan = O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;
Harun Yıldırım = O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır.
Hasan Basri Çantay = O gün yüzler vardır; parıl parıl parlayıcıdır,
Hayrat Neşriyat = (38-39) O gün öyle yüzler vardır ki, parlaktır, güleçtir, sevinçlidir!
İbni Kesir = O gün; yüzler vardır, parıl parıl parlar.
Kadri Çelik = O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır.
Muhammed Esed = Bazı yüzler o Gün mutlulukla parıldayacak,
Mustafa İslamoğlu = Bazı yüzler vardır: o gün ışıl ışıl, ağardıkça ağaracak;
Ömer Nasuhi Bilmen = (38-39) O günde birtakım yüzler parıldanır. Gülücüdür, sevinicidir.
Ömer Öngüt = O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;
Şaban Piriş = Yüzler vardır o gün apaydınlık.
Sadık Türkmen = O gün yüzler olacak ışıl ışıl,
Seyyid Kutub = Bazı yüzler o gün parıl parıldır.
Suat Yıldırım = Yüzler vardır o gün pırıl pırıldır.
Süleyman Ateş = Yüzler var ki o gün parıl parıl,
Tefhim-ul Kuran = O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır:
Ümit Şimşek = Yüzler vardır o gün parıl parıl,
Yaşar Nuri Öztürk = Yüzler vardır o gün, pırıl pırıl,
İskender Ali Mihr = O gün (izin günü) parlayan yüzler vardır.
İlyas Yorulmaz = Yüzler vardır o gün parlak…
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
Abese / 39 -
Dâhıketun mustebşiratun.
Diyanet İşleri = Gülerler, sevinirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Güler, sevinir.
Abdullah Parlıyan = Güleç ve müjdelere sevinmiş durumda olacak.
Adem Uğur = Güler ve sevinir.
Ahmed Hulusi = Gülen, müjdelendiğiyle sevinçli!
Ahmet Tekin = Güler yüzlü ve sevinçlidir.
Ahmet Varol = Güler ve sevinçlidir.
Ali Bulaç = Güler ve sevinç içindedir.
Ali Fikri Yavuz = Güler sevinir...
Ali Ünal = Güleç ve aldığı müjdeyle sevinç dolu.
Bayraktar Bayraklı = (38-39) O gün birtakım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.
Bekir Sadak = (38-39) O gun bir takim yuzler aydinliktir, gulmekte ve sevinmektedir.
Celal Yıldırım = Güler ve müjde sevincini duyar.
Cemal Külünkoğlu = (38-39) O gün bir takım yüzler vardır ki, parıldarlar, gülerler (ve) sevinirler.
Diyanet İşleri (eski) = (38-39) O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir.
Diyanet Vakfi = (38-39) O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.
Edip Yüksel = Güleç, neşeli.
Elmalılı Hamdi Yazır = Güler sevinir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = güler, sevinir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Güler, sevinir.
Gültekin Onan = Güler ve sevinç içindedir.
Harun Yıldırım = Gülmektedir, sevinmektedir.
Hasan Basri Çantay = Gülücüdür, sevinicidir.
Hayrat Neşriyat = (38-39) O gün öyle yüzler vardır ki, parlaktır, güleçtir, sevinçlidir!
İbni Kesir = Güleç, sevinçli,
Kadri Çelik = Güleç ve sevinç içindedir.
Muhammed Esed = güleç ve müjdelere sevinen.
Mustafa İslamoğlu = şen-şakrak...
Ömer Nasuhi Bilmen = (38-39) O günde birtakım yüzler parıldanır. Gülücüdür, sevinicidir.
Ömer Öngüt = Gülmekte ve sevinmektedirler.
Şaban Piriş = Güleç ve neşeli..
Sadık Türkmen = Güleç, sevinçli!
Seyyid Kutub = Güleç ve sevinçli.
Suat Yıldırım = Güleçtir, sevinç doludur.
Süleyman Ateş = Güleç, sevinçli.
Tefhim-ul Kuran = Güler ve sevinç içindedir.
Ümit Şimşek = Güleçtir, sevinçlidir.
Yaşar Nuri Öztürk = Gülen, müjdelerle parıldayan.
İskender Ali Mihr = Müjdelenmiş gülen yüzler (vardır).
İlyas Yorulmaz = Güleç ve sevinçli.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
Abese / 40 -
Ve vucûhun yevme izin aleyhâ gaberatun.
Diyanet İşleri = O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve nice yüzler o gün tozlarla bulanır.
Abdullah Parlıyan = Bazı yüzler de vardır ki, o gün üzerlerini toz toprak bürümüş.
Adem Uğur = Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş,
Ahmed Hulusi = O süreçte nice yüzler de (vardır) toz kapatmış!
Ahmet Tekin = O gün, bazı yüzler de toza toprağa bulanmıştır.
Ahmet Varol = Öyle yüzler de var ki o gün üzerini toz kaplamıştır.
Ali Bulaç = Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.
Ali Fikri Yavuz = Nice yüzler de vardır ki, o gün üzerlerinde toz toprak var.
Ali Ünal = Yüzler de olacaktır o gün toza toprağa bulanmış,
Bayraktar Bayraklı = (40-42) Yine o gün, birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, haktan sapanlardır.[724]
Bekir Sadak = (40-41) O gun birtakim yuzler de tozlanmis ve onlari karanlik burumustur.
Celal Yıldırım = (40-41) Yüzler de var ki o gün üzerleri tozludur; o tozu da bir karanlık sarar.
Cemal Külünkoğlu = (40-41) O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler. Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır.
Diyanet İşleri (eski) = (40-41) O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Diyanet Vakfi = (40-42) Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
Edip Yüksel = O gün bazı yüzler de perişan;
Elmalılı Hamdi Yazır = Yüzler de vardır o gün üzerinde tor toz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yüzler de vardır, üzerinde tor toz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,
Gültekin Onan = Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.
Harun Yıldırım = Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.
Hasan Basri Çantay = O gün yüzler de vardır; üzerlerini toz toprak (bürümüşdür),
Hayrat Neşriyat = (40-41) Yine o gün birtakım yüzler (de) vardır ki, üzerleri tozludur, onları bir karanlık(nursuzluk) kaplar!
İbni Kesir = O gün; yüzler de vardır, tozlanmış,
Kadri Çelik = O gün üzerini (hüzünden sanki) toz bürümüş yüzler vardır.
Muhammed Esed = Bazı yüzler de o Gün toz toprakla kapanacak,
Mustafa İslamoğlu = Bazı yüzler de vardır: o gün bütünüyle top-toprak;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve o gün birtakım yüzler de vardır ki, onların üzerlerini bir toz toprak sarmıştır.
Ömer Öngüt = O gün bir takım yüzler vardır, üzerini toz kaplamıştır.
Şaban Piriş = Yüzler vardır o gün, üzeri tozlu..
Sadık Türkmen = Yine o gün, yüzler olacak üzerleri tozlanmış,
Seyyid Kutub = Bazı yüzler o gün tozlanmış.
Suat Yıldırım = Yüzler de vardır toza toprağa bulanmış,
Süleyman Ateş = Yüzler de var ki o gün tozlanmış.
Tefhim-ul Kuran = Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür,
Ümit Şimşek = Kimi yüzler de o gün toza toprağa bulanmış,
Yaşar Nuri Öztürk = Ve yüzler vardır o gün toza toprağa bulanmış.
İskender Ali Mihr = Ve o gün (izin günü), üzeri tozlu (toza toprağa bulanmış) yüzler vardır.
İlyas Yorulmaz = O gün yüzler vardır ki üzerini toz bulutu kaplamış.
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
Abese / 41 -
Terhekuhâ kateratun.
Diyanet İşleri = Onları bir siyahlık bürür.
Abdulbaki Gölpınarlı = Üstlerine bir karalıktır çöker.
Abdullah Parlıyan = Onu da bir karanlık kaplayacaktır.
Adem Uğur = Hüzünden kapkara kesilmiştir.
Ahmed Hulusi = Onu da karalık bürür!
Ahmet Tekin = O gün, onların üzerine kara bulutlar çökmüş, yüzleri simsiyah kesilmiştir.
Ahmet Varol = Onları karanlık bürümüştür.
Ali Bulaç = Bir karartı sarıp kaplamıştır.
Ali Fikri Yavuz = Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır.
Ali Ünal = Karanlığa batmış;
Bayraktar Bayraklı = (40-42) Yine o gün, birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, haktan sapanlardır.[724]
Bekir Sadak = (40-41) O gun birtakim yuzler de tozlanmis ve onlari karanlik burumustur.
Celal Yıldırım = (40-41) Yüzler de var ki o gün üzerleri tozludur; o tozu da bir karanlık sarar.
Cemal Külünkoğlu = (40-41) O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler. Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır.
Diyanet İşleri (eski) = (40-41) O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür.
Diyanet Vakfi = (40-42) Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
Edip Yüksel = Karanlık bürümüştür.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sarar onu bir kara
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onu bir kara sarar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onları karanlık bürümüş,
Gültekin Onan = Bir karartı sarıp kaplamıştır.
Harun Yıldırım = Bir karartı kaplamıştır.
Hasan Basri Çantay = Onu (da) bir karanlık ve siyahlık kaplayacakdır.
Hayrat Neşriyat = (40-41) Yine o gün birtakım yüzler (de) vardır ki, üzerleri tozludur, onları bir karanlık(nursuzluk) kaplar!
İbni Kesir = Bir karanlık bürümüştür.
Kadri Çelik = Karanlıklar bürümüştür onları.
Muhammed Esed = her yanı kuşatan bir karanlıkla:
Mustafa İslamoğlu = karardıkça kararacak...
Ömer Nasuhi Bilmen = Onları bir karanlık kaplar.
Ömer Öngüt = Karanlıklar örtmüştür.
Şaban Piriş = Karartı bürümüş.
Sadık Türkmen = Onları bir karartı sarıp kaplamış!
Seyyid Kutub = Karanlıklar bürümüştür onları.
Suat Yıldırım = Üstünü karanlık kaplamıştır.
Süleyman Ateş = Onları karanlık bürümüş (öylesine üzgün, öylesine dertli).
Tefhim-ul Kuran = Onu da bir karartı sarıp kaplamıştır.
Ümit Şimşek = Karanlığa bürünmüştür.
Yaşar Nuri Öztürk = Tozu toprağı da bir is bürümüştür.
İskender Ali Mihr = Onu bir karanlık kaplar.
İlyas Yorulmaz = Sim siyah kesilmiş.
أُوْلَئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ
Abese / 42 -
Ulâike humul keferatul feceratu.
Diyanet İşleri = İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = İşte onlardır kâfirler, suçlular.
Abdullah Parlıyan = İşte bunlar hakkı örtbas edip, doğru yoldan sapan kimselerdir.
Adem Uğur = İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
Ahmed Hulusi = İşte bunlar facir (bâtıla meyleden) hakikat bilgisini inkâr edenlerin ta kendileridirler!
Ahmet Tekin = Onlar, işte onlar kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler ve büyük günahlar işleyenlerdir.
Ahmet Varol = İşte onlar inkarcılar, facirlerdir.
Ali Bulaç = İşte onlar da, kafir, facir olanlardır.
Ali Fikri Yavuz = İşte bunlar, kâfirler, facirlerdir...
Ali Ünal = Onlar: kâfirlerdir onlar, günaha dadanmış hayasızlar.
Bayraktar Bayraklı = (40-42) Yine o gün, birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, haktan sapanlardır.[724]
Bekir Sadak = Iste bunlar inkarci olanlar, Allah'in buyrugundan cikanlardir.*
Celal Yıldırım = İşte bunlar kâfirler ve tacirler (Allah'ı inkâr edenler, günah işleyip haklara tecâvüz edenler)dir.
Cemal Külünkoğlu = İşte onlar, inkârcılardır, günaha dalanlardır.
Diyanet İşleri (eski) = İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır.
Diyanet Vakfi = (40-42) Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.
Edip Yüksel = İşte onlar inkarcılardır, sapanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = İşte onlar o kefere-i fecere
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İşte onlardır, o kafirler, facirler (yoldan sapmış günahkarlar).
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Gültekin Onan = İşte onlar da, kafir ve facir (keferetülfecereh) olanlardır.
Harun Yıldırım = İşte onlar, kafirlerin ve facirlerin ta kendileridir.
Hasan Basri Çantay = İşte bunlar kâfirler, fâcirlerdir.
Hayrat Neşriyat = İşte onlar, kâfirlerin, fâcirlerin (hakka isyân edenlerin) ta kendileridir.
İbni Kesir = İşte bunlar; kafirler ve facirlerdir.
Kadri Çelik = İşte bunlar kâfir olanlar, yoldan çıkanlardır.
Muhammed Esed = işte bunlar, hakikati inkar eden ve yoldan sapan kimselerdir.
Mustafa İslamoğlu = İşte bunlar, inkarın dibini boylayan ve yoldan sapan sorumsuz kimseler olacak.
Ömer Nasuhi Bilmen = İşte kâfirler, facirler olan, onlardır.
Ömer Öngüt = İşte kâfirler, fâcirler bunlardır.
Şaban Piriş = İşte onlar, kafirler ve facirler, onlardır.
Sadık Türkmen = Işte onlar; suç batağına saplanmış, kâfir(gerçekleri bildikleri halde gizleyen)lerdir.
Seyyid Kutub = İşte onlar hayasız pis kafirlerdir.
Suat Yıldırım = İşte bunlar kâfir, günaha dadanan, haktan sapan kimselerdir.
Süleyman Ateş = İşte onlar kâfirler, Hak'tan sapanlardır.
Tefhim-ul Kuran = İşte onlar da, kâfir, facir olanlardır.
Ümit Şimşek = Onlar inkârcı günahkârlardır.
Yaşar Nuri Öztürk = İşte bunlardır küfre sapanlar, kötülüğe batanlar.
İskender Ali Mihr = İşte onlar, onlar kâfirdir, facirdir.
İlyas Yorulmaz = İşte onlar doğruları inkar eden günahkarlardır.