إِنَّا أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Nûh / 1 -
İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehum azâbun elîm(elîmun).
Diyanet İşleri = Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye peygamber olarak gönderdik.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki biz, onlara elemli bir azap gelmeden korkut kavmini diye göndermiştik Nûh'u, kavmine.
Abdullah Parlıyan = Biz Nuh'u kendi toplumuna göndererek, başlarına şiddetli biz azap gelmeden halkını uyar diye emretmiştik.
Adem Uğur = Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki biz Nuh'u: "Kendilerine feci bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye, halkına irsâl ettik.
Ahmet Tekin = Nûh’u, kavmine peygamberlik göreviyle özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik.'Kendilerine can yakıp inleten müthiş bir azap gelmeden önce, kavmini uyar.' dedik.
Ahmet Varol = Doğrusu biz Nuh'u: 'Kavmini, kendilerine acıklı azap gelmeden önce uyar' diye kavmine gönderdik.
Ali Bulaç = Şüphesiz, biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten biz, Nûh’u kavmine gönderdik: “-Kavmine acıklı bir azab gelmezden önce onları korkut” diye...
Ali Ünal = Nuh’u, “Pek acı bir azap başlarına gelmeden önce halkını uyar!” diye kavmine rasûl olarak gönderdik.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz biz Nûh'u, kendilerine acıklı bir azap gelmeden önce toplumunu uyarması için toplumuna peygamber olarak gönderdik. [678][679]
Bekir Sadak = «illetine can yakici bir azap gelmezden once onlari uyar» diye Nuh'u milletine gonderdik.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki biz, Nuh'u kendi milletine peygamber olarak gönderdik de, elem verici bir azâb gelmeden önce onları uyar, (dedik).
Cemal Külünkoğlu = Doğrusu biz Nuh'u, “Kendilerine can yakıcı bir azap gelmezden önce milletini uyarsın” diye kavmine (peygamber olarak) gönderdik.
Diyanet İşleri (eski) = 'Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar' diye Nuh'u milletine gönderdik.
Diyanet Vakfi = Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik.
Edip Yüksel = 'Kendilerine acı azap gelmezden önce halkını uyar,' diye Nuh'u halkına gönderdik.
Elmalılı Hamdi Yazır = Haberiniz olsun ki biz Nuhu kavmına gönderdik, kavmını inzar et diye, gelmezden evvel onlara bir azâbı elîm
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Haberiniz olsun ki, Biz Nuh'u: «Kendilerine elim bir azap gelmeden önce kavmini uyar!» diye kavmine gönderdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, «kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar» diye.
Gültekin Onan = Şüphesiz biz Nuh'u; "Kavmini onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik.
Harun Yıldırım = Şüphesiz biz Nuh’u kavmine: “Kendilerine can yakıcı bir azab gelmeden evvel kavmini uyar!” diye gönderdik.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, biz Nuuhu kavmine gönderdik. «Kendilerine elem verici bir azâb gelmezden evvel kavmini (onunla) korkut» diye.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki biz Nûh’u kavmine: 'Kendilerine çok elemli bir azab gelmeden önce, kavmini korkut!' diye gönderdik.
İbni Kesir = Doğrusu Biz; Nuh'u kavmine gönderdik. Kendilerine elim bir azab gelmezden önce kavmini uyar, diye.
Kadri Çelik = Hiç şüphesiz biz Nuh'u, “Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyarıp korkut” diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik.
Muhammed Esed = Biz Nuh'u kendi toplumuna göndererek "Başlarına şiddetli bir azap gelmeden halkını uyar!" diye (emrettik).
Mustafa İslamoğlu = Biz Nuh'u kendi halkına gönderdik; "Başlarına elim bir azap gelmezden önce halkını uyar!" (dedik).
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, Nûh'u kavmine gönderdik, kendilerine bir elîm azap gelmeden evvel kavmini korkut diye.
Ömer Öngüt = Kendilerine yakıcı bir azap gelmezden önce kavmini uyar diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik.
Şaban Piriş = Kendilerine acı bir azap gelmeden önce kavmini uyar diye Nuh’u kavmine göndermiştik.
Sadık Türkmen = Şüphesiz biz Nuh’u, “Kendilerine acı bir azap yetişmeden önce, halkını uyar” diye kavmine gönderdik.
Seyyid Kutub = Milletine can yakıcı bir azab gelmezden önce onları uyar diye Nuh'u milletine peygamber olarak gönderdik.
Suat Yıldırım = Biz Nûh’u kendi milletine peygamber olarak gönderip: "Gayet acı bir azap başlarına gelip çatmadan önce halkını uyar!" dedik.
Süleyman Ateş = Biz Nûh'u kavmine gönderdik: "Onlara acı bir azâb gelmezden önce kavmini uyar," diye.
Tefhim-ul Kuran = Hiç şüphesiz, biz Nuh'u; «Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyarıp korkut» diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik.
Ümit Şimşek = 'Başlarına acı bir azap gelmeden önce onları uyar' diye, Biz Nuh'u kavmine gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk = Biz, Nûh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Biz, Hz. Nuh’u kendi kavmine: “Kavmini onlara, elîm azap gelmeden önce uyar.” diye (resûl olarak) gönderdik.
İlyas Yorulmaz = Acıklı bir azap gelmeden önce kavmini uyar diye, Nuh’u kendi toplumuna elçi olarak gönderdik.
قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Nûh / 2 -
Kâle yâ kavmi innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
Diyanet İşleri = Nûh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Demişti ki: Ey kavmim, ben, sizi apaçık bir korkutucuyum.
Abdullah Parlıyan = Nuh: “Ey Halkım!” diye seslendi. “Ben size gönderilen açık bir uyarıcıyım.
Adem Uğur = Ey kavmim dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım.
Ahmed Hulusi = (Nuh) dedi ki: "Ey halkım; kesinlikle size gelmiş apaçık bir uyarıcıyım!"
Ahmet Tekin = Nuh:'Ey kavmim, ben size gönderilmiş sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayan apaçık bir uyarıcıyım' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Ey kavmim! Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
Ali Bulaç = O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım."
Ali Fikri Yavuz = (Nûh onlara) dedi ki: “-Ey kavmim! Muhakkak ki ben, size (azab ile korkutan) açık bir peygamberim;
Ali Ünal = O da, “Ey halkım!” dedi, “Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
Bayraktar Bayraklı = (2-4) Nûh, onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk ediniz. Onun emirlerine karşı gelmekten sakınınız ve bana itaat ediniz ki, Allah günahlarınızı affetsin ve size belli bir zamana kadar süre tanısın. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği süre dolunca ertelenmez. Keşke bunu bilseydiniz!”[680]
Bekir Sadak = O da soyle soyledi: «Ey Milletim! suphesiz ben, size gonderilmis apacik bir uyariciyim.»
Celal Yıldırım = O da: «Ey milletim!» dedi. «Hakikaten ben size gönderilen acık bir uyarıcıyım.
Cemal Külünkoğlu = Nuh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
Diyanet İşleri (eski) = O da şöyle söyledi: 'Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.'
Diyanet Vakfi = (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Ey halkım, ben size apaçık bir uyarıcıyım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedi ki: ey kavmım! Haberiniz olsun ben size açık bir nezîrim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dedi ki: «Ey kavmim, haberiniz olsun, ben size açık bir uyarıcıyım!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dedi ki, «ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım».
Gültekin Onan = O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Ey kavmim, şüphesiz ben size apaçık bir uyarıcıyım.”
Hasan Basri Çantay = Dedi ki: Ey kavmim, muhakkak ki ben sizi (başınıza gelecek azâbdan) apaçık korkutan bir peygamberim».
Hayrat Neşriyat = (Ve Nuh onlara) dedi ki: 'Ey kavmim! Doğrusu ben, sizin için (Allah’ın azâbından haber veren) apaçık bir korkutucuyum!'
İbni Kesir = Dedi ki: Ey kavmim; şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
Kadri Çelik = O da dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıp korkutucuyum.”
Muhammed Esed = (Nuh) "Ey halkım!" diye seslendi, "Ben sizin için açık bir uyarıcıyım,
Mustafa İslamoğlu = (Nuh) "Ey kavmim!" dedi, "Ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım".
Ömer Nasuhi Bilmen = Dedi ki: «Ey kavmim! Şüphe yok ki, ben sizin için apaçık bir korkutucuyum.»
Ömer Öngüt = Dedi ki: "Ey kavmim! Şüphesiz ki ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. "
Şaban Piriş = -Ey kavmim, dedi. Ben, sizin için açık bir uyarıcıyım.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Ey kavmim! Ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
Seyyid Kutub = O da şöyle dedi: «Ey milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.»
Suat Yıldırım = (2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah’a ibadet edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vâde gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz!
Süleyman Ateş = "Ey kavmim, dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım."
Tefhim-ul Kuran = O da dedi ki: «Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcı korkutucuyum.»
Ümit Şimşek = Nuh 'Ey kavmim,' dedi. 'Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım.
Yaşar Nuri Öztürk = O dedi ki: "Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
İskender Ali Mihr = (Hz. Nuh, kavmine) şöyle dedi: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben, sizin için apaçık bir nezirim (uyarıcıyım), (öyle ki).”
İlyas Yorulmaz = Kavmine “Ey Kavmim! Ben sizin için açıkça bir uyarıcıyım. ”
أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ
Nûh / 3 -
Eni’budûllâhe vettekûhu ve etîûn(etîûni).
Diyanet İşleri = (3-4) “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Gayrı kulluk edin Allah'a ve çekinin ondan ve itâat edin bana da.
Abdullah Parlıyan = Yalnızca Allah'a kulluk etmeniz, yolunuzu O'nun kitabıyla bulmanız gerektiğini bildiren bir uyarıcı. Şimdi bana kulak verin ve itaat edin ki,
Adem Uğur = Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Ahmed Hulusi = "Allâh'a ibadet edin, O'ndan korunun ve bana itaat edin;"
Ahmet Tekin = 'Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadet edin. O’na sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azabından korunun. Bana itaat edin, benim sünnetime uyun.'
Ahmet Varol = Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının ve bana itaat edin, diye.
Ali Bulaç = "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin."
Ali Fikri Yavuz = Allah’a ibadet edin, O’ndan korkun ve bana da itaat edin diye...
Ali Ünal = “Şunun için ki, yalnızca Allah’a ibadet edin, O’na gönülden saygı besleyip, karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Bayraktar Bayraklı = (2-4) Nûh, onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk ediniz. Onun emirlerine karşı gelmekten sakınınız ve bana itaat ediniz ki, Allah günahlarınızı affetsin ve size belli bir zamana kadar süre tanısın. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği süre dolunca ertelenmez. Keşke bunu bilseydiniz!”[680]
Bekir Sadak = (3-4) «Allah'a kulluk edin; O'ndan sakinin ve bana itaat edin ki Allah gunahlarinizi size bagislasin ve sizi belli bir sureye kadar ertelesin; dogrusu Allah'in belirttigi sure gelince geri birakilamaz; keske bilseniz!»
Celal Yıldırım = (3-4) Allah'a kulluk edin; O'ndan korkup (inkâr ve azgınlıktan) sakının ve bana itaat edin ki; Allah sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar da geciktirsin. Şüphesiz ki Allah'ın belirlediği vakit gelince artık o geriye bırakılmaz. Bunu keşke bir bilseniz!.»
Cemal Külünkoğlu = (3-4) “Yalnız Allah'a kulluk edin, O'na karşı gelmekten sakının ve bana uyun ki, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah'ın takdir ettiği ecel (ölüm) gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bilseniz (de imam etseniz)!
Diyanet İşleri (eski) = (3-4) 'Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!'
Diyanet Vakfi = (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!
Edip Yüksel = 'ALLAH'a kulluk edin, O'nu sayın ve beni izleyin.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Şöyle ki Allaha kulluk edin ve ona korunun ve bana itaat eyleyin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şöyle ki, Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şöyle ki, «Allah'a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin.»
Gültekin Onan = "Tanrı'ya kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin."
Harun Yıldırım = “Allah’a ibadet edin, O’ndan sakının ve bana itaat edin.”
Hasan Basri Çantay = «Allaha kulluk edin. Ondan korkun. Bana da itaat edin diye (gönderildim)».
Hayrat Neşriyat = (3-4) 'Şöyle ki: Allah’a kulluk edin, O’ndan sakının ve bana itâat edin. (Tâ ki Allah,)günahlarınızdan bir kısmını size bağışlasın ve sizi(n ecelinizi) belirli bir vakte kadar ertelesin! Şübhe yok ki Allah’ın (size takdîr ettiği) eceli geldiği zaman, ertelenmez! Eğer biliyor olsaydınız!'
İbni Kesir = Allah'a ibadet edesiniz, O'ndan sakınasınız ve bana itaat edin, diye.
Kadri Çelik = “Allah'a kulluk edin, O'ndan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Muhammed Esed = (yalnız) Allah'a kulluk etmeniz ve O'na karşı sorumluluk bilinci taşımanız (gerektiğini bildiren bir uyarıcı). "Şimdi bana kulak verin
Mustafa İslamoğlu = (Uyarım şu): "Yalnız Allah'a kulluk edin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; dahası bana uyun ki,
Ömer Nasuhi Bilmen = Şöyle ki: «Allah'a ubûdiyette bulunun ve O'ndan korkun ve bana itaat eyleyin.»
Ömer Öngüt = "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana da itaat edin. "
Şaban Piriş = Allah’a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin, diye..
Sadık Türkmen = Allah’a kulluk edin, O’ndan sakının ve bana uyun ki;
Seyyid Kutub = Allah'a kulluk edin; ondan sakının ve bana itaat edin.
Suat Yıldırım = (2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah’a ibadet edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vâde gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz!
Süleyman Ateş = "Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun, bana da itâ'at edin."
Tefhim-ul Kuran = «Allah'a kulluk edin, O'ndan korkup sakının ve bana itaat edin.»
Ümit Şimşek = 'Allah'a kulluk edin, Ondan sakının, bana itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk = "O halde, Allah'a ibadet edin! O'ndan korkun! Ve bana itaat edin ki,
İskender Ali Mihr = Allah’a kul olmanız, O’na karşı takva sahibi olmanız için. Ve bana itaat edin (tâbî olun).
İlyas Yorulmaz = “Yalnızca Allah’a kulluk etmeniz, yalnızca ondan korunmanız ve bana itaat etmeniz için uyarıyorum. ”
يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاء لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Nûh / 4 -
Yagfir lekum min zunûbikum ve yûahhırkum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), inne ecelallâhi izâ câe lâ yuahhar(yûahharu), lev kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
Diyanet İşleri = (3-4) “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Suçlarınızı yarlıgasın ve sizi, muayyen bir vakte dek geciktirsin. Şüphe yok ki Allah'ın takdîr ettiği vakit geldi mi gecikmesine imkân yoktur eğer biliyorsanız.
Abdullah Parlıyan = Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve size bir ömür vererek ölümünüze kadar size zaman tanısın. Şüphe yok ki Allah'ın size takdir ettiği ölüm vakti geldi mi gecikmesine imkan yoktur. Keşke bu gerçeği bilmiş olsaydınız.”
Adem Uğur = Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın) Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!"
Ahmed Hulusi = "Ki, hatalarınızdan bazılarını mağfiret etsin ve sizi tayin edilmiş ömrünüzün sonuna kadar yaşatsın. Muhakkak ki Allâh'ın eceli (yaşam süresi sonu) geldiğinde ertelenmez! Eğer bilseydiniz!"
Ahmet Tekin = 'Allah da sizin günahlarınızın bir kısmını bağışlasın. Belirli vakte kadar size mühlet versin. Allah’ın tayin ettiği ecel geldiği zaman ertelenmez. Keşke bilebilseydiniz!'
Ahmet Varol = Ki, (Allah) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belirli bir süreye kadar geciktirsin. Şüphesiz Allah'ın süresi geldiğinde geciktirilmez. Keşke bilseydiniz.'
Ali Bulaç = "Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız."
Ali Fikri Yavuz = (Bu takdirde Allah) günahlarınızdan size bağışlar ve sizi muayyen bir vakte kadar (azab çektirmeksizin ölüm anına dek) geri bırakır. Şüphe yok ki, Allah’ın takdir ettiği ecel (ölüm) gelince geri bırakılmaz; eğer bilseydiniz, (iman eder de azabdan kurtulurdunuz.)
Ali Ünal = “Ta ki Allah da (şimdiye kadar işlediğiniz ve kulları aleyhinde olmayan) günahlarınızı bağışlasın ve sizi (helâke maruz bırakmadan), mukadder ve değişmez vadeye kadar hayatta tutsun.” Allah’ın takdir buyurmuş olduğu vade gelince, artık o ertelenmez. Keşke bunu bilseniz!
Bayraktar Bayraklı = (2-4) Nûh, onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk ediniz. Onun emirlerine karşı gelmekten sakınınız ve bana itaat ediniz ki, Allah günahlarınızı affetsin ve size belli bir zamana kadar süre tanısın. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği süre dolunca ertelenmez. Keşke bunu bilseydiniz!”[680]
Bekir Sadak = (3-4) «Allah'a kulluk edin; O'ndan sakinin ve bana itaat edin ki Allah gunahlarinizi size bagislasin ve sizi belli bir sureye kadar ertelesin; dogrusu Allah'in belirttigi sure gelince geri birakilamaz; keske bilseniz!»
Celal Yıldırım = (3-4) Allah'a kulluk edin; O'ndan korkup (inkâr ve azgınlıktan) sakının ve bana itaat edin ki; Allah sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar da geciktirsin. Şüphesiz ki Allah'ın belirlediği vakit gelince artık o geriye bırakılmaz. Bunu keşke bir bilseniz!.»
Cemal Külünkoğlu = (3-4) “Yalnız Allah'a kulluk edin, O'na karşı gelmekten sakının ve bana uyun ki, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah'ın takdir ettiği ecel (ölüm) gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bilseniz (de imam etseniz)!
Diyanet İşleri (eski) = (3-4) 'Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!'
Diyanet Vakfi = (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!
Edip Yüksel = 'Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz, ALLAH'ın verdiği süre gelince ertelenmez; bir bilseydiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Günahlarınızdan size mağfiret buyursun ve sizi müsemma bir ecele kadar te'hîr eylesin, muhakkak ki Allahın takdir eylediği ecel gelince te'hîr olunmaz eğer bilse idiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirli bir vakte kadar ertelesin. Kuşkusuz, Allah'ın takdir ettiği vakit gelince ertelenmez, eğer bilseydiniz!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz..» (inanırdınız).
Gültekin Onan = "Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Tanrı'nın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız."
Harun Yıldırım = “Ta ki günahlarınızdan bir kısmını sizin için bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelesin. Elbette Allah’ın belirlediği süre geldiği zaman ertelenmez. Keşke bilseydiniz.”
Hasan Basri Çantay = «Tâki (Allah) sizin günâhlarınızdan bir kısmını yarlığasın, sizi (azâbsız olarak) mukadder bir müddete kadar gecikdirsin. Şübhe yok ki Allahın (ta'yîn etdiği) müddet gelince geri bırakılmaz. Eğer bilseydiniz..».
Hayrat Neşriyat = (3-4) 'Şöyle ki: Allah’a kulluk edin, O’ndan sakının ve bana itâat edin. (Tâ ki Allah,)günahlarınızdan bir kısmını size bağışlasın ve sizi(n ecelinizi) belirli bir vakte kadar ertelesin! Şübhe yok ki Allah’ın (size takdîr ettiği) eceli geldiği zaman, ertelenmez! Eğer biliyor olsaydınız!'
İbni Kesir = Ta ki, günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar geciktirsin. Muhakkak ki Allah'ın süresi gelince geri bırakılmaz. Keşki bilseydiniz.
Kadri Çelik = “Böylece bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Keşke bilmiş olsaydınız!
Muhammed Esed = ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve (yalnız O'na) malum olan bir zamana kadar size mühlet tanısın; ama bilin ki Allah'ın belirlediği vade gelip çattığında hiçbir şekilde ertelenemez. Keşke bunu bilseydiniz!"
Mustafa İslamoğlu = geçmiş günahlarınızı bağışlasın ve adı konulmuş bir vakte kadar size süre tanısın; ama unutmayın ki, Allah'ın belirlediği süre gelip çattığında asla ertelenemez: keşke bunu kavrasaydınız.
Ömer Nasuhi Bilmen = «Sizin için günahlarınızı bağışlasın ve sizi mukadder müddete kadar tehir etsin. Muhakkak ki, Allah'ın takdir ettiği vakit gelince sonraya bırakılamaz, eğer bilir kimseler oldu iseniz.»
Ömer Öngüt = "Ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar geciktirsin (cezalandırmadan yaşatsın). Bilinmeli ki, Allah'ın belirttiği süre gelince artık o ertelenmez. Keşke bilseniz!"
Şaban Piriş = O, sizin günahlarınızı bağışlasın ve belli bir süreye kadar sizi ertelesin. Allah’ın belirlediği süre gelince artık o geri bırakılmaz, eğer bilmiş olursanız...
Sadık Türkmen = Günahlarınızı bağışlasın ve sizi, bir süreye kadar ertelesin. Allah’ın emri geldiği zaman, kesinlikle ertelenmez, ne olurdu bilmiş olsaydınız!”
Seyyid Kutub = Ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz; keşki bilseniz.
Suat Yıldırım = (2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah’a ibadet edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah’ın takdir ettiği vâde gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz!
Süleyman Ateş = "Ki (Allâh) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Zira Allâh'ın süresi geldiği zaman ertelenmez. Bilir (kişiler) olsaydınız (bunu anlardınız)."
Tefhim-ul Kuran = «Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız.
Ümit Şimşek = 'Tâ ki Allah da bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve belirlenmiş bir vakte kadar sizi geciktirsin. Allah'ın takdir ettiği ecel gelecek olursa asla ertelenmez. Keşke bunu bilseniz.'
Yaşar Nuri Öztürk = Allah, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir süreye kadar ertelesin. Çünkü Allah'ın eceli geldiğinde ertelenmez. Bir bilebilseydiniz!"
İskender Ali Mihr = (Allah da) sizin günahlarınızı mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin) ve sizi belirlenmiş bir zamana kadar tehir etsin (ömür versin)! Muhakkak ki Allah’ın eceli (onun belirlediği an) gelince tehir edilmez. Keşke siz bilmiş olsaydınız.
İlyas Yorulmaz = “(Bana itaat ederseniz) Allah kötülüklerinizi size bağışlar ve size belli bir zamana kadar mühlet verir. Şunu iyi bilin ki, Allah’ın belirlediği vakit geldiğinde, asla tehir edilmez” demişti.
قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا
Nûh / 5 -
Kâle rabbi innî deavtu kavmî leylen ve nehârâ(nehâran).
Diyanet İşleri = Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim demişti, ben kavmimi gece ve gündüz çağırdım.
Abdullah Parlıyan = Bir zaman sonra Nuh: “Ey Rabbim!” dedi. “Ben toplumuma gece gündüz çağrıda bulunuyorum.
Adem Uğur = Nuh dedi ki: "Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz dâvet ettim. "
Ahmed Hulusi = -Rabbim, dedi. Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.
Ahmet Tekin = Nuh: 'Rabbim ben kavmimi, geceleri de gündüzleri de dâvet ediyorum' dedi.
Ahmet Varol = Dedi ki: 'Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet ettim.
Ali Bulaç = Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum."
Ali Fikri Yavuz = Nûh dedi ki: “- Ey Rabbim! Ben kavmimi gece ve gündüz (imana) dâvet ettim.
Ali Ünal = Nuh 'Yâ Rabbi,' dedi. 'Kavmimi gece gündüz imana çağırdım.
Bayraktar Bayraklı = (5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”
Bekir Sadak = Nuh dedi ki: «Rabbim! Dogrusu ben, milletimi gece gunduz cagirdim.»
Celal Yıldırım = (5-6) Nûh dedi ki: Rabbim! Şüphesiz ki ben, milletimi gece gündüz (uyarıp sana, senin dinine) davet ettim, ama benim bu davetim ancak onların (nefretine sebep olup) kaçmalarını arttırdı.
Cemal Külünkoğlu = (5-6) Nuh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların (imandan) kaçışını artırdı.”
Diyanet İşleri (eski) = Nuh dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım.'
Diyanet Vakfi = (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim;
Edip Yüksel = Dedi ki, 'Rabbim, ben halkımı gece gündüz çağırdım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Dedi ki ya rab! Ben kavmımı gece gündüz da'vet ettim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dedi ki: «Ey Rabbim, ben kavmimi gece gündüz davet ettim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nûh dedi ki: «Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.»
Gültekin Onan = Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum."
Harun Yıldırım = Dedi ki: “Rabbim! Kavmimi gece ve gündüz davet ettim.”
Hasan Basri Çantay = Dedi: «Ey Rabbim, ben kavmimi hakıykaten gece gündüz da'vet etdim».
Hayrat Neşriyat = (Nûh) dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu ben, kavmimi gece gündüz (îmân etmeye) da'vet ettim.'
İbni Kesir = Dedi ki: Rabbım; doğrusu ben, kavmimi gece gündüz davet ettim.
Kadri Çelik = Dedi ki: “Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.”
Muhammed Esed = (Ve bir zaman sonra, Nuh) "Ey Rabbim!" dedi, "Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum,
Mustafa İslamoğlu = (Nuh) dedi ki: "Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.
Ömer Nasuhi Bilmen = (5-6) Dedi ki: «Yarabbi! Ben kavmimi hakikaten gece ve gündüz dâvet ettim. Benim dâvetim, onlar için firardan başka bir şey arttırmadı.»
Ömer Öngüt = Nuh dedi ki: "Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz dâvet ettim. "
Şaban Piriş = -Rabbim, dedi. Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.
Sadık Türkmen = Dedi ki: “Rabbim! Ben kavmimi gecegündüz davet ettim.
Seyyid Kutub = Nuh dedi ki: «Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım.»
Suat Yıldırım = (5-6) "Ya Rabbî, dedi Nûh, ben milletimi gece gündüz dine dâvet ettim. Ama benim dâvetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı."
Süleyman Ateş = (Nûh:) "Rabbim, dedi, ben kavmimi gece gündüz da'vet ettim."
Tefhim-ul Kuran = Dedi ki: «Rabbim, gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.»
Ümit Şimşek = Nuh 'Yâ Rabbi,' dedi. 'Kavmimi gece gündüz imana çağırdım.
Yaşar Nuri Öztürk = Nûh şöyle yakardı: "Ey Rabbim! Ben toplumumu gece ve gündüz davet ettim."
İskender Ali Mihr = (Hz. Nuh, Rabbine) şöyle dedi: “Rabbim, Muhakkak ki ben kavmimi gece ve gündüz (ruhlarını Sana ulaştırmayı dilemeye) davet ettim.”
İlyas Yorulmaz = Nuh “Rabbim gece ve gündüz (sürekli) kavmimi senin dinine davet ettim. ”
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَارًا
Nûh / 6 -
Fe lem yezidhum duâî illâ firârâ(firâran).
Diyanet İşleri = Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Benim çağırmam, ancak onların kaçmasını arttırdı.
Abdullah Parlıyan = Ama bu çağrım onları senden daha da uzaklaştırdı.
Adem Uğur = Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı.
Ahmed Hulusi = "Benim davetim onların kaçışından başka bir şey arttırmadı. "
Ahmet Tekin = 'Benim davetim, sadece onların kaçışlarını artırıyor.'
Ahmet Varol = Ancak benim davetim onların sadece kaçışlarını artırdı.
Ali Bulaç = "Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı."
Ali Fikri Yavuz = Fakat benim dâvet etmem, onlara ancak (imandan) kaçmağı artırdı.
Ali Ünal = “Ama benim davetim, onların gerçekten sadece daha fazla uzaklaşmalarına yol açtı.
Bayraktar Bayraklı = (5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”
Bekir Sadak = "Fakat benim cagirmam, sadece benden uzakliklarini artirdi.»
Celal Yıldırım = (5-6) Nûh dedi ki: Rabbim! Şüphesiz ki ben, milletimi gece gündüz (uyarıp sana, senin dinine) davet ettim, ama benim bu davetim ancak onların (nefretine sebep olup) kaçmalarını arttırdı.
Cemal Külünkoğlu = (5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı.'
Diyanet Vakfi = Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı.
Edip Yüksel = 'Ne var ki, çağrım onların kaçışını arttırmaktan başka şeye yaramadı.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat benim çağırmam onlara firardan başka bir şey artırmadı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat benim çağırmam, sadece onların kaçmalarını artırdı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı.»
Gültekin Onan = "Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı."
Harun Yıldırım = “Fakat benim davetim kaçıştan başka bir şeylerini artırmadı.”
Hasan Basri Çantay = «Fakat benim da'vetim (îmandan) kaçma (ların) dan başka (bir şey'i) artırmadı».
Hayrat Neşriyat = 'Fakat benim da'vetim onlara, (hakka yönelmekten) kaçma(ların)dan başka bir şeyi artırmadı.'
İbni Kesir = Ne var ki benim davetim; sadece benden uzaklaşmalarını artırdı.
Kadri Çelik = “Fakat benim davet etmem, (onlar için) kaçıştan başkasını arttırmadı.”
Muhammed Esed = ama bu çağrım onları yalnızca (Senden) daha da uzaklaştırdı.
Mustafa İslamoğlu = Ne ki benim davetim onları uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı.
Ömer Nasuhi Bilmen = (5-6) Dedi ki: «Yarabbi! Ben kavmimi hakikaten gece ve gündüz dâvet ettim. Benim dâvetim, onlar için firardan başka bir şey arttırmadı.»
Ömer Öngüt = "Fakat benim dâvetim onların ancak kaçmalarını artırdı. "
Şaban Piriş = Çağrım onların kaçmasından başka bir şeye yaramadı.
Sadık Türkmen = Benim davetim ancak onların kaçışlarını artırdı.
Seyyid Kutub = Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı.»
Suat Yıldırım = (5-6) "Ya Rabbî, dedi Nûh, ben milletimi gece gündüz dine dâvet ettim. Ama benim dâvetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı."
Süleyman Ateş = "Benim da'vetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı."
Tefhim-ul Kuran = «Fakat benim davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.»
Ümit Şimşek = 'Fakat ben çağırdıkça onlar daha da çok kaçtılar.
Yaşar Nuri Öztürk = ama bu çağrım onları yalnızca (Senden) daha da uzaklaştırdı.
İskender Ali Mihr = Fakat benim davetim, (benden) kaçışlarından (uzaklaşmalarından) başka bir şeyi artırmadı.
İlyas Yorulmaz = “Ancak benim onları davetim, yalnızca benden uzaklaşmalarını artırdı. ”
وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا
Nûh / 7 -
Ve innî kullemâ deavtuhum li tagfire lehum cealû esâbiahum fî âzânihim vestagşev siyâbehum ve esarrû vestekberûstikbârâ(vestekberûstikbâran).
Diyanet İşleri = “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve gerçekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suçlarını örtesin diye ne vakit çağırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine büründüler ve ısrâr ettiler ve ululandıkça ululanmaya kalkıştılar.
Abdullah Parlıyan = Gerçekten de günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ayak dirediler, büyüklendikçe büyüklendiler.
Adem Uğur = Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.
Ahmed Hulusi = "Muhakkak ki ben onları, senin mağfiretine davet ettikçe, parmaklarını kulaklarının içine tıkadılar, elbiselerine büründüler, (inançlarında) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. "
Ahmet Tekin = 'Ben, senin bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Beni görmemek için elbiselerine büründüler. Ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler, serkeşlik, zorbalık ettiler.'
Ahmet Varol = Ben, senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üzerlerine çektiler, (küfürlerinde) direndiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar.
Ali Bulaç = "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.'
Ali Fikri Yavuz = Doğrusu ben, onları senin bağışlaman için her dâvet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve elbiselerine büründüler (ki beni görmesinler, küfürde) ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Ali Ünal = “Kendilerini bağışlaman için onlara yaptığım her çağrı karşısında parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar, elbiselerine büründüler, direttikçe direttiler ve sürekli büyüklenip, beni dinlemeyi kibirlerine yediremediler.
Bayraktar Bayraklı = (5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”
Bekir Sadak = «Dogrusu ben Senin onlari bagislaman icin kendilerini her cagirisimda, parmaklarini kulaklarina tikadilar, elbiselerine burunduler, direndiler, buyuklendikce buyuklendiler.»
Celal Yıldırım = Hakikat ben, onları bağışlaman için ne kadar ,dâvet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine örtünüp duymazlıktan geldiler ; (inkârda) İsrar edip büyüklük tasladıkça, tasladılar.
Cemal Külünkoğlu = “Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, (hakka karşı) direndiler, büyük bir kibir gösterdiler.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.'
Diyanet Vakfi = Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.
Edip Yüksel = 'Her ne zaman senin onları bağışlaman için onları çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına örttüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve ben, onları bağışlaman için her davet ettiğimde onlar, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.»
Gültekin Onan = "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler."
Harun Yıldırım = “Doğrusu onları bağışlaman için her davet edişimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler; ısrar ettiler, küstahlık edip direttiler.”
Hasan Basri Çantay = «Hakıykat ben, Senin kendilerini yarlığaman için, onları ne zaman da'vet etdiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ayak dirediler, büyüklük tasladılar da tasladılar».
Hayrat Neşriyat = 'Ve doğrusu ben, onlara mağfiret etmen için kendilerini ne zaman (îmân etmeye)da'vet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, (inkârlarında da) ısrâr ettiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar.'
İbni Kesir = Doğrusu ben; Senin onları bağışlaman için kendilerini davet ettiğim her seferinde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.
Kadri Çelik = “Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.”
Muhammed Esed = Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (günahkarlık) giysilerine büründüler, daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında (daha da) azgınlaştılar.
Mustafa İslamoğlu = Senin bağışına layık olmaları için onları davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, gözlerini (hakikate) kapadılar, (inkarda) direndiler, büyüklendiler de büyüklendiler...
Ömer Nasuhi Bilmen = (7-8) «Muhakak ki ben onlar için mağfiret buyurasın diye kendilerini her ne zaman dâvet etti isem parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve libaslarına büründüler ve ısrar ettiler ve böbürleniverdiler. Sonra muhakkak ki ben onları, apaçık dâvet ettim.»
Ömer Öngüt = "Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için ne kadar dâvet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. "
Şaban Piriş = Ben, onları senin bağışlaman için her ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkayıp, elbiselerini başlarına bürüdüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.
Sadık Türkmen = Doğrusu ben onları, kendilerini affedip bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, giysilerine büründüler ve direndiler. Büyüklendikçe büyüklendiler!
Seyyid Kutub = Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.
Suat Yıldırım = Her ne zaman, onları bağışlaman için çağırdıysam, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Esvaplarıyla örtündüler, direttiler ve çok kibirlendiler.
Süleyman Ateş = "Günâhlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler."
Tefhim-ul Kuran = «Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.»
Ümit Şimşek = 'Senin bağışlaman için onları her çağırışımda kulaklarını tıkadılar, elbiselerine büründüler, inat ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler."
İskender Ali Mihr = Ve muhakkak ki benim onları, Senin mağfiret etmen için her davet edişimde, (duymamak için) parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve (görmemek için) elbiselerine büründüler ve (bu davranışlarında) ısrar ettiler ve kibirlenerek büyüklük tasladılar.
İlyas Yorulmaz = Halbuki benim onları her davet edişim, onların günahlarını senin bağışlaman içindi. Fakat onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, inkarda direndiler ve doğrulara karşı büyüklendiler. ”
ثُمَّ إِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا
Nûh / 8 -
Summe innî deavtuhum cihârâ(cihâran).
Diyanet İşleri = “Sonra ben onları açık açık davet ettim.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra onları, gerçekten de yüksek sesle çağırdım.
Abdullah Parlıyan = Sonra ben onlara yüksek sesle de davette bulundum.
Adem Uğur = Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum.
Ahmed Hulusi = "Sonra, muhakkak ki ben onları açıktan davet ettim. "
Ahmet Tekin = 'Sonra onları açıktan açığa davet ettim.'
Ahmet Varol = Sonra ben onları açıktan da [1] davet ettim.
Ali Bulaç = "Sonra onları açıktan açığa davet ettim."
Ali Fikri Yavuz = Sonra ben, onları aşikâre olarak (tevbeye) çağırdım.
Ali Ünal = “Kâh oldu, davetimi yüksek sesle ve vurgulu bir üslûpla yaptım;
Bayraktar Bayraklı = (5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”
Bekir Sadak = «Sonra, dogrusu ben onlari acikca cagirdim.»
Celal Yıldırım = Sonra gerçekten ben onları açıkça (hakk'a, doğru yola) çağırdım,
Cemal Külünkoğlu = “Sonra onları daha açık bir şekilde davet ettim.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım.'
Diyanet Vakfi = Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum.
Edip Yüksel = 'Sonra onları açıkça çağırdım.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sonra ben onları açık açık çağırdım.»
Gültekin Onan = "Sonra onları açıktan açığa davet ettim."
Harun Yıldırım = “Sonra ben gerçekten onları açıktan açığa davet ettim.”
Hasan Basri Çantay = «Sonra ben onları hakıykaten en yüksek ses (im) le çağırdım».
Hayrat Neşriyat = 'Sonra şübhesiz ben, onları yüksek sesle (açıkça) da'vet ettim.'
İbni Kesir = Sonra ben; onları gerçekten açıkça çağırdım.
Kadri Çelik = 'Sonra şübhesiz ben, onları yüksek sesle (açıkça) da'vet ettim.'
Muhammed Esed = Sonra ben; onları gerçekten açıkça çağırdım.
Mustafa İslamoğlu = Gün oldu ben onları açıktan davet ettim;
Ömer Nasuhi Bilmen = (7-8) «Muhakak ki ben onlar için mağfiret buyurasın diye kendilerini her ne zaman dâvet etti isem parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve libaslarına büründüler ve ısrar ettiler ve böbürleniverdiler. Sonra muhakkak ki ben onları, apaçık dâvet ettim.»
Ömer Öngüt = "Sonra ben onları açıkça çağırdım. "
Şaban Piriş = Sonra ben onları açıktan açığa çağırdım.
Sadık Türkmen = Doğrusu ben onları açık açık çağırdım.
Seyyid Kutub = Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım.
Suat Yıldırım = Ben onları bu sefer yüksek sesle dâvet etmeye başladım.
Süleyman Ateş = "Sonra ben onları açıkça da'vet ettim."
Tefhim-ul Kuran = «Sonra ben onları açıktan açığa da davet ettim.»
Ümit Şimşek = 'Derken onları açıkça davet ettim.
Yaşar Nuri Öztürk = "Sonra onları daha açık bir biçimde çağırdım."
İskender Ali Mihr = Sonra muhakkak ki ben onları cehren (açıkça) davet ettim.
İlyas Yorulmaz = “Sonra yinede ben, onları açıkça doğrulara davet ettim. ”
ثُمَّ إِنِّي أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا
Nûh / 9 -
Summe innî a’lentu lehum ve esrartu lehum isrârâ(isrâran).
Diyanet İşleri = “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra açığa vurup yaydım onlara ve gizlice konuştum, davet ettim onları da.
Abdullah Parlıyan = Onlara açıktan tebliğde bulundum. Ayrıca onlarla gizlice özel olarak da konuştum
Adem Uğur = Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.
Ahmed Hulusi = "Sonra, muhakkak ki ben onlara aleni davette bulundum ve ayrıca da kendilerine özel olarak anlattım. "
Ahmet Tekin = 'Üstelik ben, onlara ilân ederek söyledim. Onlarla gizli gizli konuştum.'
Ahmet Varol = Sonra onlara (davetimi) açıktan da ilan ettim, gizli gizli de söyledim.
Ali Bulaç = "Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim."
Ali Fikri Yavuz = Sonra, hem ilân ederek onlara söyledim, hem gizliden gizliye söyledim onlara...
Ali Ünal = “Kâh oldu, onları açıktan çağırdım, kâh oldu, gizli gizli ve hususî davette bulundum.
Bayraktar Bayraklı = (5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”
Bekir Sadak = «Sonra onlara aciktan aciga, gizliden gizliye de soyledim.»
Celal Yıldırım = Sonra yine ben, açıktan duyuruda bulundum ve gizli gizli görüşmeler de yaptım ;
Cemal Külünkoğlu = “Daha sonra (davamı) onlara hem açıktan açığa tebliğ ettim, hem de gizliden gizliye kendileriyle konuştum.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim.'
Diyanet Vakfi = Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.
Edip Yüksel = ' Sonra onlara ilan ettim, gizliden gizliye de konuştum.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra hem i'lâm ederek söyledim onlara hem gizli gizli söyledim
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli söyledim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli.»
Gültekin Onan = "Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim."
Harun Yıldırım = “Sonra gerçekten ben onlara hem açık açık ilan ettim hem de kendilerine gizli gizli söyledim.”
Hasan Basri Çantay = «Sonra da onları hem i'lân ederek da'vet etdim, hem kendilerine gizli gizli söyledim».
Hayrat Neşriyat = 'Sonra doğrusu ben, onlara (hem) i'lân ettim, (hem) kendilerine gizli gizli de söyledim.'
İbni Kesir = Sonra onlara; açıktan açığa ve gizliden gizliye söyledim.
Kadri Çelik = “Sonra onlara açıktan açığa ve gizliden gizliye bildirdim.”
Muhammed Esed = onlara açıktan tebliğde bulundum; (ayrıca) onlarla gizlice, özel olarak da konuştum;
Mustafa İslamoğlu = gün oldu hem (davetimi) kendilerine ilan ettim, bir de gizliden gizliye davet ettim;
Ömer Nasuhi Bilmen = (9-10) «Sonra şüphesiz ki, ben onlar için ilan ettim ve onlara gizliden gizliye de bildirdim. Artık dedim ki, Rabinizden mağrifet dileyiniz, şüphe yok ki O, çok mağfiret buyurucudur.»
Ömer Öngüt = "Üstelik onlarla hem açıktan açığa, hem de gizliden gizliye görüşmeler de yaptım. "
Şaban Piriş = Sonra onlara açıktan açığa da; gizli gizli de söyledim.
Sadık Türkmen = Sonra onlara, hem ilân ederek/açıktan söyledim/tebliğde bulundum, hem de herbirine ayrı ayrı söyledim.
Seyyid Kutub = Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim.
Suat Yıldırım = Daha sonra onları gâh açıkça çağırdım, gâh iyice gizli bir dâvet yönelttim, her türlü yolu denedim.
Süleyman Ateş = "Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim:
Tefhim-ul Kuran = «Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.»
Ümit Şimşek = 'Sonra hem açıkça, hem de gizliden gizliye çağırdım.
Yaşar Nuri Öztürk = "Daha sonra bir başka duyuru yönelttim. Ve onları gizli gizli de çağırdım."
İskender Ali Mihr = Daha sonra da muhakkak ki ben onlara alenî olarak ilân ettim ve onlara sır olarak (tek tek çağırarak) gizli gizli de bildirdim.
İlyas Yorulmaz = Sonra onlara açıktan açığa çağrıda bulunduğum halde, onların arasında gizli gizli davet çalışmaları yaptım. ”
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا
Nûh / 10 -
Fe kul tustagfırû rabbekum innehu kâne gaffârâ(gaffâran).
Diyanet İşleri = “Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.’
Abdulbaki Gölpınarlı = Dedim ki: Rabbinizden yarlıganma dileyin, şüphe yok ki o, bütün suçları, tamâmıyla örter.
Abdullah Parlıyan = ve dedim ki: “Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Çünkü O mutlaka bağışlayandır.”
Adem Uğur = Dedim ki: Rabbınızdan mağfiret dileyin. Muhakkak ki O Ğaffar olandır.
Ahmed Hulusi = Dedim ki: "Rabbinizden mağfiret dileyin. . . Muhakkak ki O, Ğaffar'dır. "
Ahmet Tekin = 'Rabbinizden koruma kalkanı ve bağışlanma isteyin. O, muhkem koruma kalkanına alan, daima bağışlayandır.' dedim.
Ahmet Varol = Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.
Ali Bulaç = "Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.
Ali Fikri Yavuz = Dedim ki: Gelin, Rabbinizin mağfiretini isteyin; çünkü O, Gaffâr’dır= mağfireti çok boldur.
Ali Ünal = “Bulundum ve ‘Günahlarınız için Rabbinizden bağışlanma dileyin, çünkü O, günahları bağışlamada pek cömerttir.‘ dedim
Bayraktar Bayraklı = Dedim ki: “Rabbinizden af dileyiniz. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.”
Bekir Sadak = (10-11) Dedim ki: «Rabbinizden bagislanma dileyin; dogrusu O, cok bagislayandir. Size gokten bol bol yagmur indirsin.»
Celal Yıldırım = Rabbınızdan bağışlanma dileyin, çünkü mutlaka O, çok bağışlayandır, dedim.
Cemal Külünkoğlu = Dedim ki: “Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Çünkü O, çok bağışlayandır.”
Diyanet İşleri (eski) = (10-11) Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin.'
Diyanet Vakfi = Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.
Edip Yüksel = 'Dedim ki, 'Rabbinizden bağışlanma dileyin; O çok Bağışlayandır.' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Gelin dedim: rabbınızın mağfiretini isteyin, çünkü, o, mağfireti çok bir gaffardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gelin, Rabbinizin bağışlamasını isteyin, çünkü O, bağışlaması çok bir bağışlayandır! dedim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır.»
Gültekin Onan = "Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O çok bağışlayandır.
Harun Yıldırım = “Arkasından: ‘Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü O, gerçekten çok bağışlayandır.’ dedim.”
Hasan Basri Çantay = «Artık, dedim, Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O, çok yarlığayıcıdır».
Hayrat Neşriyat = 'Hem 'Rabbinize istiğfâr edin (O’ndan mağfiret dileyin); çünki O, Gaffâr (çok bağışlayıcı)dır!’ dedim.'
İbni Kesir = Dedim ki: Rabbınızdan mağfiret dileyin. Muhakkak ki O Ğaffar olandır.
Kadri Çelik = “Bundan böyle” dedim, “Rabbinizden mağfiret isteyin, çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.”
Muhammed Esed = ve dedim ki: "Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin, çünkü O, kuşkusuz bağışlayıcıdır!
Mustafa İslamoğlu = nihayet dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; unutmayın ki O sürekli bağışlayandır:
Ömer Nasuhi Bilmen = (9-10) «Sonra şüphesiz ki, ben onlar için ilan ettim ve onlara gizliden gizliye de bildirdim. Artık dedim ki, Rabinizden mağrifet dileyiniz, şüphe yok ki O, çok mağfiret buyurucudur.»
Ömer Öngüt = "Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayıcıdır. "
Şaban Piriş = Onlara dedim ki: -Rabbinizden bağışlanma dileyin, çünkü o çok bağışlayıcıdır.
Sadık Türkmen = ‘rabbinizden bağışlanma dileyin; şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır’ dedim.
Seyyid Kutub = Dedim ki: «Rabbiniz'den bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır..
Suat Yıldırım = Dedim ki onlara: "Rabbinizden af dileyiniz. Zira o gafurdur."
Süleyman Ateş = 'Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır' dedim."
Tefhim-ul Kuran = «Bundan böyle» dedim. «Rabbinizden mağfiret isteyin çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.
Ümit Şimşek = 'Onlara dedim ki: Rabbinizden af dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve şöyle dedim: "Rabbinizden af dileyin! O, bağışlamayı çok sevendir."
İskender Ali Mihr = (Nuh A.S) ve dedim ki: “Artık Rabbinizden mağfiret dilediğinizi söyleyin. Muhakkak ki O; Gaffar’dır (mağfiret edendir).”
İlyas Yorulmaz = Sonuçta onlara “Rabbinizin bağışlamasını dileyin. Çünkü O her zaman bağışlayıcıdır. ”
يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُم مِّدْرَارًا
Nûh / 11 -
Yursilis semâe aleykum midrârâ(midrâren).
Diyanet İşleri = ‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.’
Abdulbaki Gölpınarlı = Size gökten faydalı ve bol yağmurlar yollar.
Abdullah Parlıyan = Size gökten faydalı bol yağmurlar yollar
Adem Uğur = (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,
Ahmed Hulusi = "Üzerinize semâyı yoğun olarak irsâl eder. "
Ahmet Tekin = 'Koruma kalkanı ve bağışlanma dileyin ki, göğü üzerinizde, bol bol rahmet, bereket ve nimet yağdıracak güce, imkâna kavuştursun.'
Ahmet Varol = Böylece, üzerinize gökten bolca yağmur göndersin.
Ali Bulaç = "(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın."
Ali Fikri Yavuz = (Rabbinizin mağfiretini dilediğiniz takdirde, Allah) üzerine bol bol yağmur salıverir.
Ali Ünal = ‘(O’ndan bağışlanma dileyin ki,) göğü sağanak sağanak üzerinize boşaltsın:
Bayraktar Bayraklı = (11-12) “Size gökten bol bol yağmur yağdırsın. Sizi, mal ve çocuklarla desteklesin; size bahçeler lütfetsin ve nehirler akıtsın.”
Bekir Sadak = (10-11) Dedim ki: «Rabbinizden bagislanma dileyin; dogrusu O, cok bagislayandir. Size gokten bol bol yagmur indirsin.»
Celal Yıldırım = Gökten üzerinize faydalı yağmur gönderir.
Cemal Külünkoğlu = (11-12) “(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın. Sizi mallar ve oğullarla güçlendirsin. Size (ürün yüklü) bağlar, bahçeler, ırmaklar versin.”
Diyanet İşleri (eski) = (10-11) Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin.'
Diyanet Vakfi = (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,
Edip Yüksel = ' 'Size gökten bol yağmur göndersin.' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Bol hayır ile üzerinize semayı salsın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bol hayır (yağmur) ile göğü üzerinize salsın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın.»
Gültekin Onan = "(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın."
Harun Yıldırım = “Böylece, göğü üzerinize cömertçe indirir.”
Hasan Basri Çantay = «(O sayede) O, üstünüze bol yağmur salıverir».
Hayrat Neşriyat = '(Hem onlara dedim ki:) '(O’ndan mağfiret dileyin ki) üzerinize semâyı (gökten yağmuru), bol bol göndersin!’ '
İbni Kesir = Ta ki size, gökten bol yağmur salıversin.
Kadri Çelik = Böylece üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.”
Muhammed Esed = Size, hesapsız semavi nimetler yağdıracaktır,
Mustafa İslamoğlu = göğü üzerinize cömertçe boşaltacaktır;
Ömer Nasuhi Bilmen = Üzerinize semayı bol yağmurlar ile gönderir.
Ömer Öngüt = "Mağfiret dileyin ki, üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. "
Şaban Piriş = Gökten size bol yağmurlar yağdırır.
Sadık Türkmen = “ta ki; size, gökten bol yağmur göndersin.
Seyyid Kutub = Size gökten bol bol yağmur indirsin.»
Suat Yıldırım = Mağfiret dileyin ki üzerinize bol bol yağmur indirsin.
Süleyman Ateş = '(O'ndan mağfiret dileyin) Ki üzerinize gökten bol yağmur göndersin'
Tefhim-ul Kuran = «(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın.»
Ümit Şimşek = 'Tâ ki üzerinize bol bol yağmur yağdırsın.
Yaşar Nuri Öztürk = "Göğü üzerinize bol bol yağmur taşıyıcı olarak gönderir."
İskender Ali Mihr = Üzerinize bol yağmurlu olarak semayı göndersin.
İlyas Yorulmaz = “Gökten üzerinize bereketli yağmurlar indirsin. ”
وَيُمْدِدْكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَارًا
Nûh / 12 -
Ve yumdidkum biemvâlin ve benîne ve yec’al lekum cennâtin ve yec’al lekum enhârâ(enhâren).
Diyanet İşleri = ‘Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.’
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve size, mallar, oğullar vererek yardım eder ve size bağlar, bahçeler halk eder ve ırmaklar yaratır.
Abdullah Parlıyan = ve size mallar, oğullar vererek yardım eder ve size bahçeler vererek ırmaklar akıtır.
Adem Uğur = Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.
Ahmed Hulusi = "Mallar ve oğullar ile size yardım eder, sizin için cennetler oluşturur ve sizin için nehirler meydana getirir. "
Ahmet Tekin = 'Mallar ve oğullar vererek imdadınıza koşsun. Size bağlar bahçeler ihsan etsin. Sizin için ırmaklar planlayıp hazırlasın.'
Ahmet Varol = Size mallarla ve oğullarla yardım etsin; size bahçeler versin, ırmaklar versin.
Ali Bulaç = "Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar, bahçeler versin, ırmaklar da versin."
Ali Fikri Yavuz = Hem mallarınızı, hem de oğullarınızı çoğaltır ve size bahçeler yaratır, size ırmaklar akıtır.
Ali Ünal = ‘Size bol bol mallar ve evlâtlar versin, sizin için bağlar–bahçeler var etsin ve sizin için nehirler akıtsın.
Bayraktar Bayraklı = (11-12) “Size gökten bol bol yağmur yağdırsın. Sizi, mal ve çocuklarla desteklesin; size bahçeler lütfetsin ve nehirler akıtsın.”
Bekir Sadak = «izi, mallar ve ogullarla desteklesin; sizin icin bahceler var etsin, irmaklar akitsin.»
Celal Yıldırım = Sizi, mallar ve oğullarla destekleyip güçlendirir. Size Cennet misâli bahçeler verir ve ırmaklar akıtır.
Cemal Külünkoğlu = (11-12) “(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın. Sizi mallar ve oğullarla güçlendirsin. Size (ürün yüklü) bağlar, bahçeler, ırmaklar versin.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın.'
Diyanet Vakfi = Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.
Edip Yüksel = ' 'Size bol para ve çocuklarla desteklesin, size bahçeler ve ırmaklar versin.' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve size mallar ve oğullarla imdad eylesin ve sizin için Cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Size mallar ve oğullarla yardım etsin ve sizin için cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın.»
Gültekin Onan = "Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar, bahçeler versin, ırmaklar da versin."
Harun Yıldırım = “Mallarla, oğullarla size yardım eder, size bağlarbahçeler verir ve sizin için nehirler var eder.”
Hasan Basri Çantay = «Sizin mallarınızı, oğullarınızı da çoğaltır, size bağlar, bostanlar verir, size ırmaklar akıtır».
Hayrat Neşriyat = 'Size mallar ve oğullar ile yardım etsin, sizin için (yeryüzünde) nice bahçeler kılsın ve size nice ırmaklar meydana getirsin!'
İbni Kesir = Ve sizi mallar ve oğullarla desteklesin, sizin için bahçeler var etsin ve ırmaklar akıtsın.
Kadri Çelik = “Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar bahçeler versin, ırmaklar da versin.”
Muhammed Esed = dünyevi servet ve evlat vermek suretiyle size yardım edecek ve size bağlar bahçeler ihsan edecek ve akıp giden sular bağışlayacaktır.
Mustafa İslamoğlu = mal ve evlat vererek dünyevi refahınızı artıracak; dahası sizin için tarifsiz cennetler var edecek ve nehirler bahşedecektir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve size mallar ile ve oğullar ile imdat eder ve sizin için bağlar, bostanlar kılar ve sizin için ırmaklar vucûda getirir.
Ömer Öngüt = "Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın. "
Şaban Piriş = Mallarınızı ve çocuklarınızı çoğaltır, sizin için bahçeler yaratır, nehirler yaratır.
Sadık Türkmen = Sizi mallarla ve çocuklarla desteklesin. Size bahçeler versin, sizin için nehirler akıtsın.
Seyyid Kutub = Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın.
Suat Yıldırım = "Size mal ve evlad ihsan buyursun, size bahçeler, ırmaklar, su kanalları nasib etsin."
Süleyman Ateş = 'Ve size mallarla, oğullarla yardım etsin, size bahçeler versin, ırmaklar versin'
Tefhim-ul Kuran = «Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar, bahçeler versin, ırmaklar da versin.»
Ümit Şimşek = 'Size mal ve evlât nasip etsin, bağlar yeşertsin, ırmaklar akıtsın.
Yaşar Nuri Öztürk = "Sizi, mallar ve oğullarla güçlendirir, size yeşil bahçeler lütfeder. Ve sizin için nehirler akıtır."
İskender Ali Mihr = Ve size mal ve erkek çocuklar (vererek) yardım etsin. Ve sizin için cennetler (verimli bahçeler) yapsın ve sizin için nehirler akıtsın.
İlyas Yorulmaz = “Mallarınızı ve evlatlarınızın sayısını artırsın, sizin için bahçeler ve ırmaklar meydana getirsin. ”
مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا
Nûh / 13 -
Mâ lekum lâ tercûne lillâhi vekârâ(vekâren).
Diyanet İşleri = ‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?’
Abdulbaki Gölpınarlı = Ne oldu size ki Allah'ın, büyük, ulu ve şerefli bir mâbûd olduğunu ummuyorsunuz?
Abdullah Parlıyan = Size ne oluyor ki, Allah'ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz.
Adem Uğur = Size ne oluyor ki, Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?
Ahmed Hulusi = "Size ne oluyor ki Allâh'ın yüceliğini ummuyorsunuz?"
Ahmet Tekin = 'Bildiğiniz birşeyler mi var ki, Allah için bir ululuk, bir yücelik, bir azamet sıfatının olduğunu hesap etmiyorsunuz?
Ahmet Varol = Size ne oluyor ki, Allah'ın yüceliğine kanaat getirmiyorsunuz?
Ali Bulaç = "Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz?"
Ali Fikri Yavuz = Neyse siz, Allah’dan korkmazsınız, (O’nun azametini tanımazsınız?)
Ali Ünal = ‘Size ne oluyor ki, Allah’ta onur ve azamet görmek istemiyor, O’nun azametinden çekinmiyorsunuz?
Bayraktar Bayraklı = (13-14) “Size ne oluyor ki, Allah'a gereken saygıyı göstermiyorsunuz? Halbuki O, sizi halden hale geçirerek yarattı.”
Bekir Sadak = «Ee oluyorsunuz ki Allah'a buyuklugu yakistiramiyorsunuz.»
Celal Yıldırım = Size ne oluyor ki, Allah'a büyüklük ve ululuğu, ta'zîm ve saygıyı yakıştıramıyorsunuz!?. O'ndan vakar ve şeref ummuyorsunuz?!..
Cemal Külünkoğlu = (13-14) “Size ne oluyor da, Allah'ın büyüklüğünü takdir etmiyorsunuz? Hâlbuki O, sizi türlü türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz.'
Diyanet Vakfi = Size ne oluyor ki, Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?
Edip Yüksel = Size ne oluyor ki ALLAH'a saygı göstermek istemiyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır = Neye siz ummazsınız Allah için bir vakar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Neden siz Allah için bir vakar ummazsınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Niçin siz Allah'a bir vakar yakıştıramıyorsunuz?»
Gültekin Onan = 'Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz.'
Harun Yıldırım = “Size ne oluyor ki Allah’ın azametinden hiç korkmuyorsunuz!?”
Hasan Basri Çantay = «Ne oluyor size ki Allahın, sizi bir vekaar (ve şeref saahibi yapmasını) emel edinmezsiniz»?
Hayrat Neşriyat = 'Size ne oluyor ki, Allah için bir azamet (O’nun şânına lâyık bir yücelik) ümîd etmiyorsunuz (O’na yakıştıramıyorsunuz)?'
İbni Kesir = Neden siz Allah için bir vakar ummazsınız?
Kadri Çelik = «Niçin siz Allah'a bir vakar yakıştıramıyorsunuz?»
Muhammed Esed = Size ne oluyor ki Allah'ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz,
Mustafa İslamoğlu = Size ne oluyor da Allah için vakarlı bir tavır takınmıyorsunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ne oluyor size ki Allahın, sizi bir vekaar (ve şeref saahibi yapmasını) emel edinmezsiniz»?
Ömer Öngüt = 'Size ne oluyor ki, Allah için bir azamet (O’nun şânına lâyık bir yücelik) ümîd etmiyorsunuz (O’na yakıştıramıyorsunuz)?'
Şaban Piriş = Ne oluyorsunuz ki siz, büyüklüğü Alla'a yakıştıramıyorsunuz?
Sadık Türkmen = “Size ne oluyor da Allah'ın azamet sahibi olduğunu ummuyorsunuz?”
Seyyid Kutub = Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz.
Suat Yıldırım = (13-14) "Neden acaba siz, sizi tavırdan tavıra yaratan Allah’ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz?"
Süleyman Ateş = Size ne oluyor ki Allah için bir azâmet ummuyorsunuz.
Tefhim-ul Kuran = «Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vekarı ummuyorsunuz?»
Ümit Şimşek = 'Size ne oluyor ki Allah'tan öyle bir büyüklük ummuyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk = "Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz?"
İskender Ali Mihr = (Nuh (A.S), kavmine şöyle dedi): “Siz niçin Allah’tan bir vakar (azamet, izzet ve kudret) ummuyorsunuz?”
İlyas Yorulmaz = “Size ne oluyor ki, Allah’ın sizi onurlandıracak nimetlerini istemiyorsunuz?” dedim.
وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا
Nûh / 14 -
Ve kad halakakum etvârâ(etvâren).
Diyanet İşleri = ‘Hâlbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.’
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve halbuki o, sizi halden hâle koyarak halk etmiştir.
Abdullah Parlıyan = Sizin herbirinizi peşpeşe aşamalardan geçirerek yaratanın O olduğunu görüp bildiğiniz halde.
Adem Uğur = Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.
Ahmed Hulusi = "Hâlbuki (Allâh) sizi aşama aşama yarattı!"
Ahmet Tekin = 'O sizi merhale merhale birçok hallerden geçirerek yaratmıştır.'
Ahmet Varol = Oysa O sizi çeşitli aşamalardan geçirerek yarattı. [2]
Ali Bulaç = "Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır."
Ali Fikri Yavuz = Halbuki O, sizi, türlü türlü hallerle yaratmıştır.
Ali Ünal = ‘Oysa O’dur sizi merhale merhale, şekilden şekle geçirerek yaratan.
Bayraktar Bayraklı = (13-14) “Size ne oluyor ki, Allah'a gereken saygıyı göstermiyorsunuz? Halbuki O, sizi halden hale geçirerek yarattı.”
Bekir Sadak = «Oysa sizi merhalelerden gecirerek O yaratmistir.»
Celal Yıldırım = Halbuki O, sizi kademeli tavırlardan geçirip yaratmıştır.
Cemal Külünkoğlu = (13-14) “Size ne oluyor da, Allah'ın büyüklüğünü takdir etmiyorsunuz? Hâlbuki O, sizi türlü türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.'
Diyanet Vakfi = Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.
Edip Yüksel = Oysa sizi evrimler halinde yaratan O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Yaratmış iken o sizi tavır tavır bu tavra kadar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Oysa O, sizi bu aşamaya kadar aşama aşama yaratmıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır.»
Gültekin Onan = "Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır."
Harun Yıldırım = “Halbuki O sizi çeşitli merhalelerden yaratmıştır.”
Hasan Basri Çantay = «Halbuki O, sizi hakıykat türlü türlü tavırlar (haller) le yaratmışdır».
Hayrat Neşriyat = 'Hâlbuki (O), sizi tavırdan tavıra geçirerek yarattı.'
İbni Kesir = Halbuki O; sizi merhalelerden geçirerek yaratmıştır.
Kadri Çelik = “Oysa O, sizi gerçekten farklı şekillerde yaratmıştır.”
Muhammed Esed = sizi(n her birinizi) peşpeşe aşamalardan geçirerek yaratanın O olduğunu gördüğünüz halde?
Mustafa İslamoğlu = Oysa ki sizi uzun süreçler içinde halden hale geçiren yaratan O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen = (14-15) Halbuki, sizi muhakkak türlü türlü derecelerde yaratmıştır. Görmediniz mi ki, yedi semayı nasıl tabaka tabaka yaratmıştır?
Ömer Öngüt = "Allah sizi merhalelerden geçirerek yaratmıştır. "
Şaban Piriş = (Oysa) O sizi halden hale geçirerek yaratmıştır.
Sadık Türkmen = Oysa o, sizi aşamadan aşamaya geçirerek yaratmıştır.
Seyyid Kutub = Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.
Suat Yıldırım = (13-14) "Neden acaba siz, sizi tavırdan tavıra yaratan Allah’ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz?"
Süleyman Ateş = 'Oysa O, sizi aşama, aşama yarattı.'
Tefhim-ul Kuran = «Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır.»
Ümit Şimşek = 'Oysa O sizi halden hale geçirerek yarattı.
Yaşar Nuri Öztürk = "O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı."
İskender Ali Mihr = Ve O, sizi halden hale (çeşitli hallerden) geçirerek yaratmıştır.
İlyas Yorulmaz = Allah size dağları yaratmıştır.
أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا
Nûh / 15 -
E lem terev keyfe halakallâhu seb’a semâvâtin tıbâkâ(tıbâkan).
Diyanet İşleri = ‘Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?’
Abdulbaki Gölpınarlı = Görmez misiniz Allah, nasıl da gökleri yedi kat yaratmıştır.
Abdullah Parlıyan = Görmüyor musun Allah yedi göğü nasıl birbiriyle uyumlu yaratmıştır.
Adem Uğur = Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış!
Ahmed Hulusi = "Görmediniz mi, Allâh semâları yedi tabaka olarak nasıl yarattı?"
Ahmet Tekin = 'Allah’ın yedi kat göğü, nasıl âhenkli, düzenli, uyum içinde, manyetik katlar halinde yarattığını görmüyor musunuz?
Ahmet Varol = Allah yedi göğü nasıl kat kat yarattığını görmediniz mi?
Ali Bulaç = "Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?"
Ali Fikri Yavuz = Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmış?
Ali Ünal = ‘Görmez misiniz ki Allah, yedi göğü nasıl da birbiriyle tam bir uyum içinde yarattı?
Bayraktar Bayraklı = (15-16) “Allah'ın yedi göğü birbiri ile nasıl uyumlu yarattığını görmüyor musunuz? Ayı, bunlar içinde bir nur yaptı ve güneşi bir kandil haline getirdi.”
Bekir Sadak = «Allah'in, gogu yedi kat uzerine nasil yarattigini gormez misiniz?»
Celal Yıldırım = Allah'ın tıpatıp uyum halinde yedi göğü nasıl yarattığını görmez misiniz?
Cemal Külünkoğlu = “Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?”
Diyanet İşleri (eski) = 'Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?'
Diyanet Vakfi = Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış!
Edip Yüksel = ALLAH'ın yedi göğü tabakalar halinde nasıl yarattığını görmez misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır = Görmediniz mi nasıl yaratmış Allah yedi Semayı uygun tabaka tabaka?
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Görmediniz mi, Allah'ın yedi göğü nasıl uygun tabakalar halinde yarattığını?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?»
Gültekin Onan = "Görmüyor musunuz; Tanrı, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?"
Harun Yıldırım = “Görmez misiniz Allah’ın, yedi göğü nasıl uyum içerisinde yarattığını!?”
Hasan Basri Çantay = «Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle âhengdâr olarak nasıl yaratmış»,
Hayrat Neşriyat = 'Görmediniz mi, Allah yedi (kat) göğü nasıl tabaka tabaka (birbiriyle âhenkli olarak) yaratmıştır!'
İbni Kesir = Görmediniz mi, Allah'ın göğü yedi kat olarak nasıl yarattığını?
Kadri Çelik = “Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?”
Muhammed Esed = Görmüyor musunuz Allah yedi göğü nasıl birbiriyle uyumlu yaratmıştır,
Mustafa İslamoğlu = Allah'ın yedi kat göğü nasıl birbiriyle uyumlu tabakalar halinde yarattığını görmüyor musunuz?
Ömer Nasuhi Bilmen = (14-15) Halbuki, sizi muhakkak türlü türlü derecelerde yaratmıştır. Görmediniz mi ki, yedi semayı nasıl tabaka tabaka yaratmıştır?
Ömer Öngüt = "Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?"
Şaban Piriş = Allah’ın yedi göğü nasıl tabaka tabaka yarattığını görmüyor musun?
Sadık Türkmen = Görmediniz mi? Allah yedi kat göğü nasıl uygun tabakalar halinde yaratmıştır?
Seyyid Kutub = Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?
Suat Yıldırım = Görmez misiniz ki Allah yedi kat göğü tam birbiri ile uyum içinde yarattı?
Süleyman Ateş = 'Görmediniz mi Allâh nasıl yedi göğü birbiri üstünde tabaka tabaka yarattı?'
Tefhim-ul Kuran = «Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?»
Ümit Şimşek = 'Hem görmediniz mi, yedi göğü birbiriyle uyum içinde nasıl yaratmış?
Yaşar Nuri Öztürk = "Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?"
İskender Ali Mihr = Görmüyor musunuz, Allah yedi kat semayı (yedi gök katını) nasıl yarattı?
İlyas Yorulmaz = Bakmıyor musunuz? Allah göğü yedi tabaka halinde nasıl yaratmış.
وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا
Nûh / 16 -
Ve cealel kamere fîhinne nûren ve cealeş şemse sirâcâ(sirâcen).
Diyanet İşleri = ‘Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?’
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve o göklerde, aya bir ışık vermiş ve güneşi de, her yanı aydınlatan bir çırağ olarak halk etmiştir.
Abdullah Parlıyan = Ve orada aya bir ışık vermiş, güneşi de ışık saçan bir lamba yapmıştır.
Adem Uğur = Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir çerağ yapmıştır.
Ahmed Hulusi = "Onların içinde Ay'ı bir nûr kıldı ve Güneş'i de ışık - enerji kaynağı kıldı. "
Ahmet Tekin = 'Yedi kat göklerde ayı aydınlık veren bir nur, güneşi aydınlatan, ısıtan bir ışık olarak planlayıp hazırlayarak var ettiğini görmüyor musunuz?
Ahmet Varol = Ve onların içinde ayı bir nur kıldığını, güneşi de bir kandil kıldığını?
Ali Bulaç = "Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır."
Ali Fikri Yavuz = Ay’ı içlerinde bir nur kıldı, güneşi de kıldı bir kandil...
Ali Ünal = ‘Ve o göklerde ayı (yansıyan) bir nur, güneşi de (ışığı kendinden) bir lamba yaptı.
Bayraktar Bayraklı = (15-16) “Allah'ın yedi göğü birbiri ile nasıl uyumlu yarattığını görmüyor musunuz? Ayı, bunlar içinde bir nur yaptı ve güneşi bir kandil haline getirdi.”
Bekir Sadak = «Oralarinda aya aydinlik vermis ve gunesin isik sacmasini saglamistir.»
Celal Yıldırım = Orada Ay'ı bir ışık, Güneş'i ise bir kandil yapmıştır.
Cemal Külünkoğlu = “Aralarında aya aydınlık verdi ve güneşin ışık saçmasını sağladı.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır.'
Diyanet Vakfi = Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir çerağ yapmıştır.
Edip Yüksel = Ayı bunların içinde bir ışık, güneşi de bir lamba yaptı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Kameri kılmış içlerinde bir nur, güneşi de kılmış bir lâmba
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ayı içlerinde bir ışık, güneşi de bir lamba yapmıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.
Gültekin Onan = "Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır."
Harun Yıldırım = “Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.”
Hasan Basri Çantay = «onların içinde ayı bir nuur yapmış, güneşi de bir kandil (olarak) asmışdır».
Hayrat Neşriyat = 'Onların içinde ayı bir nûr yaptı ve güneşi (ışık verici ve ısındırıcı) bir kandil kıldı.'
İbni Kesir = Aralarında aya aydınlık vermiş, güneşi bir kandil kılmıştır.
Kadri Çelik = “Ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.”
Muhammed Esed = ve onların içine ay'ı (yansıyan) bir ışık olarak yerleştirmiş ve güneşi (ışık saçan) bir lamba yapmıştır?
Mustafa İslamoğlu = Yine ayı etkili bir ışık (yansıtıcı) kıldığını, güneşi de (ışık kaynağı) tarifsiz bir lamba yaptığını?
Ömer Nasuhi Bilmen = (16-17) Ve onlar da ay'ı bir nûr kılmıştır, güneşi de bir çırağ yapmıştır. Ve Allah sizi yerden bir ot olarak bitirmiştir.
Ömer Öngüt = "Onların içinde ay'ı bir nur yapmış, güneşin de ışık saçmasını sağlamıştır. "
Şaban Piriş = Onların arasında Ay’a bir nur vermiş, Güneş’i de kandil yapmıştır.
Sadık Türkmen = Bunlar içinde Ay’ı yansıyan bir nur/ışık yapmış, Güneş’i de (aydınlatıcı) bir lâmba kılmıştır.
Seyyid Kutub = Aralarında Ay'a aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır.
Suat Yıldırım = Gökte Ay’ı bir nûr, Güneş’i ise lâmba yaptı.
Süleyman Ateş = 'Ve Ayı bunların içinde nur yaptı. Güneşi de bir lamba yaptı.'
Tefhim-ul Kuran = «Ve ayı da bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır.»
Ümit Şimşek = 'Ayı göklerde bir nur, Güneşi de bir kandil yapmış.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ve Ay'ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş'i bir kandil haline getirdi."
İskender Ali Mihr = Ve Ay’ı, onların arasında (semalarda) bir nur kıldı ve Güneş’i de bir sirac (çırağ) kıldı.
İlyas Yorulmaz = Sonra ay’ı bir ışık yapmış ve güneşi de aydınlanmanız için lamba yapmıştır.
وَاللَّهُ أَنبَتَكُم مِّنَ الْأَرْضِ نَبَاتًا
Nûh / 17 -
Vallâhu enbetekum minel ardı nebâtâ(nebâten).
Diyanet İşleri = ‘Allah, sizi (babanız Âdem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)’
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Allah, yeryüzünden size nebatlar bitirmiştir.
Abdullah Parlıyan = Ve sizi yerden; ot gibi topraktan yaratan da Allah'tır.
Adem Uğur = Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir.
Ahmed Hulusi = "Allâh sizi bir nebat bitirir gibi arzdan bitirdi. "
Ahmet Tekin = Allah sizi, insan neslinin dölsüz ilk yaratılışını, yerden, topraktan gerçekleştirmekte, neslin devamını da topraktan yetişen gıda özünden özenerek meydana getirmektedir.
Ahmet Varol = Allah sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.
Ali Bulaç = "Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi."
Ali Fikri Yavuz = Allah sizi (babanız Âdem’i) arzdan yaratıp meydana çıkardı.
Ali Ünal = ‘Allah, sizi bir bitki gibi yerden bitirdi (ve size has bir keyfiyette meydana getirdi).
Bayraktar Bayraklı = (17-18) “Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi. Sonra sizi oraya gönderecek ve yine oradan çıkaracaktır.”
Bekir Sadak = «Allah sizi yerden bitirir gibi yetistirmistir.»
Celal Yıldırım = Allah sizi yerden bir bitki (gibi) bitirmiştir.
Cemal Külünkoğlu = “Allah, bitkilerde olduğu gibi sizi de (babanız Âdem'i) yerden bitirdi (yarattı.)”
Diyanet İşleri (eski) = 'Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir.'
Diyanet Vakfi = Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir.
Edip Yüksel = Ve ALLAH sizi topraktan bir bitki olarak bitirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve Allah yetiştirdi sizi Arzdan nebat tarziyle
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ve Allah, yerden ot bitirir gibi, sizi yetiştirdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi.
Gültekin Onan = "Tanrı, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi."
Harun Yıldırım = “Ve Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.”
Hasan Basri Çantay = «Allah sizi yerden ot (gibi) bitirdi.
Hayrat Neşriyat = 'Ve Allah, sizi yerden (sanki) bir bitki olarak bitirdi (sizi topraktan yarattı).'
İbni Kesir = Ve Allah; sizi, yerden ot bitirir gibi bitirmiştir.
Kadri Çelik = “Allah, sizi yerden bir bitki gibi bitirdi.”
Muhammed Esed = Ve Allah sizi yerden (tedrici bir şekilde) yeşertip büyütmüştür; ve sonra sizi (öldükten sonra) ona geri döndürecektir:
Mustafa İslamoğlu = Ve Allah sizi yerden tarifsiz bir bitirişle bitirmiştir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (16-17) Ve onlar da ay'ı bir nûr kılmıştır, güneşi de bir çırağ yapmıştır. Ve Allah sizi yerden bir ot olarak bitirmiştir.
Ömer Öngüt = "Allah sizi yerden bitki bitirir gibi bitirmiştir. "
Şaban Piriş = Allah sizi bir bitki gibi yerden çıkarmıştır.
Sadık Türkmen = Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirdi.
Seyyid Kutub = Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir.
Suat Yıldırım = Allah sizi yerden nebat bitirircesine bitirip yetiştirdi.
Süleyman Ateş = 'Allâh sizi yerden bir bitki olarak bitirdi.'
Tefhim-ul Kuran = «Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.»
Ümit Şimşek = 'Sizi de Allah yerden bitki gibi bitirdi.
Yaşar Nuri Öztürk = "Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi."
İskender Ali Mihr = Ve Allah, sizi yerden (topraktan) bir nebat (gibi) yetiştirdi (yarattı).
İlyas Yorulmaz = Allah sizi yeryüzünde bir bitki yetiştirir gibi yetiştirir.
ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا
Nûh / 18 -
Summe yuîdukum fîhâ ve yuhricukum ihrâcâ(ihrâcen).
Diyanet İşleri = ‘Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.’
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da sizi gene oraya yollar ve oradan çıkarır.
Abdullah Parlıyan = Sonra sizi ölümünüzle birlikte o toprağa geri döndürecek daha sonra sizi yeniden dirilterek tekrar ortaya çıkaracaktır.
Adem Uğur = Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır.
Ahmed Hulusi = "Sonra sizi oraya iade edecek ve sizi bir çıkarışla çıkaracak. "
Ahmet Tekin = Sonra sizi toprağa iade edecek. Sizi yeniden topraktan dehşetli bir şekilde çıkaracaktır.
Ahmet Varol = Sonra sizi oraya yeniden döndürecek ve sizi (bir başka) çıkarışla çıkaracaktır.
Ali Bulaç = "Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip çıkaracaktır."
Ali Fikri Yavuz = Sonra sizi oraya döndürecek ve sizi bir daha çıkışla (kabirden) çıkaracak.
Ali Ünal = ‘Sonra sizi tekrar toprağa gönderecek ve oradan sizi hususî bir keyfiyette çıkaracaktır.
Bayraktar Bayraklı = (17-18) “Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi. Sonra sizi oraya gönderecek ve yine oradan çıkaracaktır.”
Bekir Sadak = "Sonra sizi oraya dondurur ve yine oradan cikarir.»
Celal Yıldırım = Sonra sizi oraya çevirecek ve sizi (tekrar diriltip) bir çıkışla çıkaracaktır.
Cemal Külünkoğlu = “Sonra sizi (ölünce) yine oraya geri döndürecek ve sizi (kabirlerden) bir çıkarışla diriltip çıkaracaktır.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır.'
Diyanet Vakfi = Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır.
Edip Yüksel = Sonra sizi ona döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra sizi onda geri çevirecek ve çıkaracak sizi bir çıkarış daha
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra sizi onda geri çevirecek ve sizi bir çıkarış daha çıkaracak!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.
Gültekin Onan = "Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip çıkaracaktır."
Harun Yıldırım = “Sonra sizi oraya iade edecek ve sizi yeni bir çıkışla çıkaracaktır.”
Hasan Basri Çantay = «Sonra sizi yine onun içine döndürecek, sizi (yeni) bir çıkarışla (tekrar) çıkaracak».
Hayrat Neşriyat = 'Sonra sizi oraya döndürecek ve sizi (yeni) bir çıkarışla (oradan tekrar)çıkaracaktır.'
İbni Kesir = Sonra sizi; oraya döndürür ve sizi bir çıkarılışla çıkarır.
Kadri Çelik = “Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (yeniden) bir çıkarışla diriltip çıkaracaktır.”
Muhammed Esed = (daha sonra) sizi yeniden dirilterek tekrar ortaya çıkaracaktır.
Mustafa İslamoğlu = Ardından sizi oraya geri döndürecek; en sonunda tarifsiz bir çıkarışla yeniden çıkaracaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra sizi orada iade edecektir ve sizi bir çıkarışla çıkaracaktır.
Ömer Öngüt = "Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi tekrar çıkaracaktır. "
Şaban Piriş = Sonra sizi oraya döndürecek ve tekrar oradan çıkaracaktır.
Sadık Türkmen = Sonra sizi yine oraya döndürür ve bir çıkarışla mutlaka yeniden çıkarır.
Seyyid Kutub = Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır.
Suat Yıldırım = Sonra sizi tekrar oraya gönderip, yine sizi oradan çıkaracaktır.
Süleyman Ateş = 'Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.'
Tefhim-ul Kuran = «Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip çıkaracaktır.»
Ümit Şimşek = 'Sonra oraya geri gönderecek, sonra bir daha çıkaracak.
Yaşar Nuri Öztürk = "Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor."
İskender Ali Mihr = Sonra sizi oraya (toprağa) döndürecek ve bir çıkarışla sizi (oradan) çıkaracak.
İlyas Yorulmaz = Sonra sizi yeryüzüne tekrar iade eder (öldürür) ve sizi tekrar yeryüzünden (kıyamet günü) çıkarır (diriltir).
وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ بِسَاطًا
Nûh / 19 -
Vallâhu ceale lekumul arda bisâtâ(bisâtan).
Diyanet İşleri = (19-20) ‘Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Allah, yeryüzünü size bir döşeme, bir yaygı olarak yaratmıştır.
Abdullah Parlıyan = 'Yeryüzünü de Allah önünüze yaydı:
Adem Uğur = "Allah size yeryüzünü bir yaygı yaptı,
Ahmed Hulusi = "Allâh, arzı sizin için bir sergi kıldı. "
Ahmet Tekin = Yeryüzünü, sizin için yaygı gibi yaparak yerleşmenize elverişli hale getirdi.
Ahmet Varol = Allah sizin için yeri bir sergi kıldı.
Ali Bulaç = "Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı."
Ali Fikri Yavuz = Allah sizin için arzı bir döşek yapmıştır;
Ali Ünal = ‘Allah, yeri sizin için yaydı ve geniş bir yüzey kıldı,
Bayraktar Bayraklı = (19-20) “Allah, orada geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.”
Bekir Sadak = (19-20) «Yeryuzunde dolasabilmeniz, orada yollar ve genis gecitlerden gecebilmeniz icin, onu size yayan O'dur."*
Celal Yıldırım = Allah, yeryüzünü size bir yaygı yaptı ki,
Cemal Külünkoğlu = (19-20) “Allah yeryüzünü üzerinde geniş yollardan yürüyüp geçebilesiniz (diye) sizin için bir döşek (yerleşim yeri) yaptı.”
Diyanet İşleri (eski) = (19-20) 'Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur.'
Diyanet Vakfi = (19-20) Allah, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.
Edip Yüksel = ALLAH yeryüzünü sizin için bir yerleşim yeri yaptı.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve Allah sizin için Arzı bir sergi yapmıştır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah, yeri sizin için bir sergi yapmıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır.
Gültekin Onan = "Tanrı, yeri sizin için bir yaygı kıldı."
Harun Yıldırım = “Şüphesiz Allah yeri sizin için bir yaygı kılmıştır.”
Hasan Basri Çantay = «Allah yeri sizin için bir döşek yapmışdır»,
Hayrat Neşriyat = 'Ve Allah, yeri sizin için bir yaygı yaptı.'
İbni Kesir = Ve Allah; yeryüzünü sizin için bir döşek kılmıştır.
Kadri Çelik = “Allah, yeri sizin için bir sergi kıldı.”
Muhammed Esed = Ve Allah yeri sizin için genişçe yaymıştır
Mustafa İslamoğlu = Ve Allah sizin için yeri (döşek gibi) yaymıştır
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve Allah, Sizin için yeri bir döşek kılmıştır.
Ömer Öngüt = "Allah yeryüzünü sizin için yaymıştır. "
Şaban Piriş = Allah sizin için yeryüzünü yayıp/döşedi.
Sadık Türkmen = Allah yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.
Seyyid Kutub = (19-20) Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur.
Suat Yıldırım = (19-20) Allah yeri size bir yaygı yaptı ki onun geniş yollarında yürüyesiniz.
Süleyman Ateş = 'Allâh, yeri sizin için bir sergi yaptı.'
Tefhim-ul Kuran = «Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı.»
Ümit Şimşek = 'Yeryüzünü de Allah önünüze yaydı:
Yaşar Nuri Öztürk = "Allah size yeryüzünü bir yaygı yaptı,
İskender Ali Mihr = Ve Allah, arzı sizin için geniş bir mekân kıldı.
İlyas Yorulmaz = Allah yeryüzünü sizin için yaymış.
لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا
Nûh / 20 -
Li teslukû minhâ subulen ficâcâ(ficâcen).
Diyanet İşleri = (19-20) ‘Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Oradaki geniş geniş yollara dalıp gidin diye.
Abdullah Parlıyan = ki, üzerindeki geniş yollardan yürüyüp geçebilesiniz diye.”
Adem Uğur = Ki, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz.(diye).
Ahmed Hulusi = "Ondan geniş yollar edinip yürüyesiniz diye. "
Ahmet Tekin = Yeryüzünde geniş yollar açabilesiniz diye, onu yaygı haline getirdi.
Ahmet Varol = Onun geniş yollarında dolaşasınız diye.'
Ali Bulaç = "Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip dolaşırsınız, diye."
Ali Fikri Yavuz = Onun geniş yollarında gezesiniz diye...”
Ali Ünal = ‘Ki, onun üzerinde dağlar ve vadiler arasında yollar boyunca hareket edebilesiniz.’”
Bayraktar Bayraklı = (19-20) “Allah, orada geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.”
Bekir Sadak = (19-20) «Yeryuzunde dolasabilmeniz, orada yollar ve genis gecitlerden gecebilmeniz icin, onu size yayan O'dur."*
Celal Yıldırım = Orada geniş geniş yollarda yürüyesiniz.
Cemal Külünkoğlu = (19-20) “Allah yeryüzünü üzerinde geniş yollardan yürüyüp geçebilesiniz (diye) sizin için bir döşek (yerleşim yeri) yaptı.”
Diyanet İşleri (eski) = (19-20) 'Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur.'
Diyanet Vakfi = (19-20) Allah, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.
Edip Yüksel = Ki orada geniş yollarda gidesiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır = Gidesiniz diye ondan geniş geniş yollarda
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ondan (açılan) geniş geniş yollarda gidesiniz diye.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.
Gültekin Onan = "Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip dolaşırsınız diye."
Harun Yıldırım = “Ki ondan geniş yollar edinesiniz.”
Hasan Basri Çantay = «onun geniş yollarında gezib dolaşınız diye».
Hayrat Neşriyat = ' 'Tâ ki ondan, birtakım geniş yollarda gidesiniz!’ (diye nasîhat ettim).'
İbni Kesir = Geniş yollarında gezip dolaşasınız, diye.
Kadri Çelik = “Böylelikle geniş yollarında gezip dolaşırsınız diye.”
Muhammed Esed = ki üzerinde geniş yollardan yürüyüp geçebilesiniz!"
Mustafa İslamoğlu = ki, geniş yollar bulup onun üzerinden aşabilesiniz diye.
Ömer Nasuhi Bilmen = Tâ ki, ondan geniş geniş yollara gidiveresiniz.
Ömer Öngüt = "Geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye. "
Şaban Piriş = Geniş yollarında gezip dolaşın diye..
Sadık Türkmen = Öyle ki onda, geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye!”
Seyyid Kutub = (19-20) Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur.
Suat Yıldırım = (19-20) Allah yeri size bir yaygı yaptı ki onun geniş yollarında yürüyesiniz.
Süleyman Ateş = 'Ki onda açılan geniş geniş yollarda gidesiniz'."
Tefhim-ul Kuran = «Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip dolaşırsınız, diye.»
Ümit Şimşek = 'Geniş yollarında gidin diye.'
Yaşar Nuri Öztürk = Ki ondan geniş yollar edinip de yürüyesiniz."
İskender Ali Mihr = Sizin yolculuk etmeniz için, ondan geniş yollar yaptı.
İlyas Yorulmaz = Yeryüzünde sizin için geniş yollar yapmıştır.
قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِي وَاتَّبَعُوا مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ إِلَّا خَسَارًا
Nûh / 21 -
Kâle nûhun rabbi innehum asavnî vettebeû men lem yezidhu mâluhu ve veleduhû illâ hasârâ(hasâran).
Diyanet İşleri = Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Nûh demişti ki: Rabbim, şüphe yok ki onlar, bana isyân ettiler ve malı ve evlâdı, ancak ziyanını arttırıp duran kişiye uydular.
Abdullah Parlıyan = Bu öğütlerin hiçbirinin fayda vermediğini gören Nuh Rabbine dönerek: “Rabbim” dedi. “Onlar bana karşı geldiler de malı ve çocukları yüzünden hızla yok olmaya doğru giden kimselere uydular.
Adem Uğur = (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.
Ahmed Hulusi = Nuh dedi ki: "Rabbim. . . Muhakkak ki onlar bana âsi oldular; malı ve çocuğu kendisinin hüsranından başka bir şeyi artırmayan kimseye tâbi oldular. "
Ahmet Tekin = Nûh:'Rabbim, onlar bana isyan ettiler, karşı geldiler. Serveti, oğulları, gücü ve iktidarı, kendi zararını, hüsranını artırmaktan başka bir işe yaramayan bir kimseye uydular.'dedi.
Ahmet Varol = Nuh dedi ki: 'Rabbim! Onlar bana karşı geldiler ve malı ve çocuğu kendisinin zararından başka bir şeyini artırmayan kimseye (veya kimselere) uydular.
Ali Bulaç = Nuh: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular."
Ali Fikri Yavuz = Nûh şöyle dedi: “- Rabbim! onlar, (kendilerine emrettiğim şeylerde) bana isyan ettiler. Malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka bir şey artırmıyan kimselere uydular;
Ali Ünal = (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Nûh şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bunlar bana karşı geldiler. Malı ve çocukları kendi zararını arttırmaktan başka işe yarayamayan kişiye uydular ve büyük tuzaklar kurdular.”
Bekir Sadak = (21-22) Nuh: «Rabbim! Dogrusu bunlar bana bas kaldirdilar ve mali, cocugu kedisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden buyuk duzenler kurdular» dedi.
Celal Yıldırım = Nûh dedi ki: Rabbim I Doğrusu onlar bana karşı geldiler; malı ve evlâdı kendisine zarardan başka birşey artırmayan kimseye uydular.
Cemal Külünkoğlu = Nuh (Allah'a yönelerek) dedi ki: “Rabbim, gerçekten onlar bana karşı geldiler. Malı ve çocuğu kendi hüsranını artıran (varlıklı ve şımarık) kimselere uydular.”
Diyanet İşleri (eski) = (21-22) Nuh: 'Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular' dedi.
Diyanet Vakfi = (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.
Edip Yüksel = Nuh dedi ki, 'Rabbim, onlar bana karşı geldiler ve parası, çocukları kendisine sadece zarar veren bir kimseye uydular.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Nuh dedi ki: Yarab! Ma'lûmun onlar bana ısyan ettiler ve malı ve veledi kendisine hasardan başka bir şey arttırmıyan kimsenin ardınca gittiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Nuh dedi ki: «Ey Rabbim! biliyorsun onlar, bana isyan ettiler, malı ve çocuğu kendisine hasardan başka birşey arttırmayan kimsenin ardınca gittiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nûh dedi ki: «Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler.»
Gültekin Onan = Nuh: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular."
Harun Yıldırım = Nuh dedi ki: “Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine pişmanlıktan başka bir şeyi artırmayan kimseye uydular.”
Hasan Basri Çantay = Nuuh dedi: «Ey Rabbim, hakıykat onlar bana isyan etdiler. Mal (lar) ı ve evlâd (lar) ı (kendilerinin) hüsran (ın) dan başkasını artırmayan kimselere uydular»,
Hayrat Neşriyat = Nûh (yine) dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu onlar, bana isyân ettiler ve malı ile çocuğu kendisine hüsrandan başka bir şey artırmayan kimselere tâbi' oldular.'
İbni Kesir = Nuh dedi ki: Rabbım doğrusu bunlar, bana isyan ettiler. Malı ve çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular.
Kadri Çelik = Nuh, “Rabbim! Gerçekten onlar bana isyan ettiler ve de mal ve çocukları kendisine hüsrandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular” dedi.
Muhammed Esed = Nuh, "Ey Rabbim!" diye ekledi, "Onlar bana (tamamen) karşı çıktılar, zaten onlar serveti ve çocukları yüzünden hızla yok olmaya doğru giden kimselere uyarlar,
Mustafa İslamoğlu = Nuh "Rabbim!" dedi, "Onlar bana karşı direndiler, malı ve nesli sadece hüsranını artıran kimselere uydular;
Ömer Nasuhi Bilmen = (21-22) Nûh dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok ki onlar bana isyan ettiler ve malı ve evlâdı kendisine hüsrândan başka bir şey arttırmayan kimseye tâbi oldular. Ve pek büyük bir hile ile hile eder oldular.»
Ömer Öngüt = Nuh dedi ki: "Ey Rabbim! Doğrusu onlar bana karşı geldiler. Malı ve çocuğu kendisine zarardan başka bir şey artırmayan kimseye uydular. "
Şaban Piriş = Nuh: -Rabbim, dedi. Onlar bana isyan ettiler. Malı ve evladı kendisine hüsrandan başka bir şey artırmayan kimseye uydular.
Sadık Türkmen = Nuh dedi ki: “Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları, kendisine kayıptan başka bir şey artırmayan bir kimseye uydular!
Seyyid Kutub = Nuh dedi ki: «Rabbim doğrusu bunlar bana isyan ettiler. Ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular.»
Suat Yıldırım = Nûh: "Ya Rabbî, dedi, Sen de biliyorsun ki onlar bana isyan ettiler; servet ve evlat çokluğunun kendi ziyanını artırdığı kimselere uydular.
Süleyman Ateş = (Bu öğütlerin hiçbirinin fayda vermediğini gören) Nûh, (Rabbine dönerek): "Rabbim, dedi, onlar bana karşı geldiler de malı ve çocuğu kendisinin ziyanını artırmaktan başka işe yaramayan (şımarık, gururlu) bir adama uydular."
Tefhim-ul Kuran = Nuh: «Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.»
Ümit Şimşek = Nuh 'Yâ Rabbi,' dedi. 'Bunlar bana isyan ettiler de mal ve evlât çokluğuyla azıp hüsrana düşmüş kimselerin peşine düştüler.
Yaşar Nuri Öztürk = Nûh dedi ki: "Rabbim! Onlar bana isyan ettiler de malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka bir artış getirmeyen kişiye uydular."
İskender Ali Mihr = (Nuh A.S): “Rabbim, muhakkak ki onlar bana asi oldular (isyan ettiler). Ve malı ve evlâdı kendisine hüsrandan başka bir şeyi artırmayan kimselere tâbî oldular.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Nuh “Rabbim! Kavmim bana kesin bir şekilde isyan etti ve kavmim, malları ve evlatlarının hüsranını artırmasından başka bir şeye yaramayan bir insana tabi oldular. ”
وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا
Nûh / 22 -
Ve mekerû mekren kubbârâ(kubbâren).
Diyanet İşleri = “Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve pek büyük düzenler kurmaya giriştiler.
Abdullah Parlıyan = Sana karşı pek çok tuzaklar kurup, dolaplar çevirdiler.
Adem Uğur = Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!
Ahmed Hulusi = “Ve büyük tuzaklar kurdular.”
Ahmet Tekin = 'Sinsice büyük tuzaklar kurdular, İslâm’ın yükselmesinin, müslümanların gelişmesinin önünü kestiler, büyük tahrikler yaparak suikast tertip ettiler.'
Ahmet Varol = Ve büyük büyük tuzaklar kurdular.
Ali Bulaç = "Ve büyük büyük hileli düzenler kurdular."
Ali Fikri Yavuz = Ve çok büyük bir hileye giriştiler, (Nûh’a eziyete kalkıştılar).
Ali Ünal = “Tuttular, (davetimi ve halkın onu kabulünü önlemek için) büyük büyük tuzaklar kurdular.
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Nûh şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bunlar bana karşı geldiler. Malı ve çocukları kendi zararını arttırmaktan başka işe yarayamayan kişiye uydular ve büyük tuzaklar kurdular.”
Bekir Sadak = (21-22) Nuh: «Rabbim! Dogrusu bunlar bana bas kaldirdilar ve mali, cocugu kedisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden buyuk duzenler kurdular» dedi.
Celal Yıldırım = Büyük hileler ve düzenler kurdular.
Cemal Külünkoğlu = “Ve büyük hileli tuzaklar, düzenler kurdular.”
Diyanet İşleri (eski) = (21-22) Nuh: 'Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular' dedi.
Diyanet Vakfi = Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!
Edip Yüksel = 'Ve hatta büyük tuzaklar kurdular.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve büyük büyük mekre giriştiler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Büyük büyük hilelere giriştiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Büyük büyük tuzaklar kurdular.»
Gültekin Onan = "Ve büyük büyük hileli düzenler kurdular."
Harun Yıldırım = “Ve büyük tuzaklar kurdular.”
Hasan Basri Çantay = «Bunlar da büyük büyük hileler (dolaplar, melanetler) yapdılar».
Hayrat Neşriyat = 'Hem çok büyük hîle ile tuzaklar kurdular.'
İbni Kesir = Büyük büyük düzenler kurdular.
Kadri Çelik = “Ve büyük mü büyük hileli düzenler kurdular.”
Muhammed Esed = ve (Sana karşı) en korkunç tuzakları kuranlara,
Mustafa İslamoğlu = onlar (propaganda yoluyla) korkunç tuzaklar kurdular;
Ömer Nasuhi Bilmen = (21-22) Nûh dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok ki onlar bana isyan ettiler ve malı ve evlâdı kendisine hüsrândan başka bir şey arttırmayan kimseye tâbi oldular. Ve pek büyük bir hile ile hile eder oldular.»
Ömer Öngüt = "Birbirinden büyük hileler ve düzenler kurdular. "
Şaban Piriş = Büyük büyük tuzak kurdular.
Sadık Türkmen = Ve çok büyük tuzaklar kurdular!
Seyyid Kutub = Birbirinden büyük düzenler kurdular.
Suat Yıldırım = Büyük hîle ve tuzaklar kurdular.
Süleyman Ateş = "Büyük büyük tuzaklar kurdular."
Tefhim-ul Kuran = «Ve büyük büyük hileli düzenler kurdular.»
Ümit Şimşek = Ve pek büyük tuzaklara giriştiler.
Yaşar Nuri Öztürk = "Çok büyük hileler sergilediler/çok büyük tuzaklar kurdular."
İskender Ali Mihr = Ve büyük hileler kurdular.
İlyas Yorulmaz = “(Bana karşı) Çok büyük tuzaklar, hileler hazırladılar. ”
وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا
Nûh / 23 -
Ve kâlû lâ tezerunne âlihetekum ve lâ tezerrunne vedden ve lâ suvâan ve lâ yegûse ve yeûka ve nesrâ(nesren).
Diyanet İşleri = “Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve sakın dediler, mâbutlarınızı bırakmayın, hele ne Vedd'i bırakın, ne Suvâ'ı, ne de Yaguus'u ve Yaûk'u ve Nesr'i.
Abdullah Parlıyan = Ve sakın Tanrılarınızı terketmeyin dediler. Özellikle Vedd'i, Süva'ı, Yegûs'u, Yeûk'u ve Nesr'i bırakmayın dediler.
Adem Uğur = Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Tanrılarınızı sakın bırakmayın! Vedd'i, Süva'i sakın bırakmayın. . . Yağüs'u, Yauk'u ve Nesr'i de (tanrılarının - putlarının adları)!"
Ahmet Tekin = 'Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Vedd’i, Suvâ’ı, Yegûs’u, Yeûk’u, ve Nesr’i kesinlikle bırakmayın.' dediler.
Ahmet Varol = 'Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Vedd'den, Suva'dan, Yeğus'dan, Ye'uk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin' dediler.
Ali Bulaç = "Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'uk'u ve ne de Nesr'i."
Ali Fikri Yavuz = Bir de (ileri gelenler, yardakçılarına) şöyle dediler: Sakın ilâhlarınızı (tapındığınız putları) bırakmayın. Hele (en büyükleri olan) Vedd’i, Suva’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u, Nesr’i, asla bıramayın...
Ali Ünal = ‘Sakın ilâhlarınızdan vazgeçmeyin, bilhassa Ved, Suvâ, Yağûs, Yaûk ve Nesr’i bırakmayın!’ dediler.
Bayraktar Bayraklı = Dediler ki: “Sakın ilâhlarınızı bırakmayınız, hele Vedd'den; Süva‘'dan, Ye‘ûs'tan, Ye‘ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyiniz.”[681]
Bekir Sadak = Insanlara: «Sakin tanrilarinizi birakmayin, Ved, Suva, Yagus,Yeuk ve Nesr putlarindan asla vazgecmeyin» dediler.
Celal Yıldırım = Ve sakın sakın tanrılarınızı terketmeyin ; özellikle Vedd'i, Suvâ'ı, Yağûs'ü, Yaûk'u ve Nesr'i bırakmayın, dediler.
Cemal Külünkoğlu = Bir de şöyle dediler: “Sakın ilâhlarınızı (tapındığınız putları) bırakmayın! Hele (en büyükleri olan) Vedd'i, Suva'ı, Yeğûs'u, Ye'ûk'u, Nesr'i, asla bırakmayın!”
Diyanet İşleri (eski) = İnsanlara: 'Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus,Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin' dediler.
Diyanet Vakfi = Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!
Edip Yüksel = 'Dediler ki, 'Tanrılarınızı terketmeyin. Ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, Yeuk'u ve Nesr'i bırakmayın.' '
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve sakın ilâhlarınızı bırakmayın ve sakın bırakmayın ne Veddi, ne Suvâı, ne de Yeğûsü ve Ye'ûku ve Nesri dediler
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sakın ilahlarınızı bırakmayın; ne Vedd'i ne Suva'ı, ne Yağus'u, ne Yeuk'u ve ne de Nesr'i dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dediler ki: «Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i.»
Gültekin Onan = "Ve dediler ki: "Kendi tanrılarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Veddi, ne Suvayı, ne Yeğusu, ne Yeuku ve ne de Nesri."
Harun Yıldırım = “Ve dediler ki: ‘İlahlarınızı sakın bırakmayın; bırakmayın ne Vedd’i, ne Suva’ı, ne Yeğus’u, ne Yeuk’u, ne de Nesr’i.”
Hasan Basri Çantay = (Halk tabakasına:) «Sakın tapdıklarınızı bırakmayın. Hele «Ved» den, «Suvaa'» dan, «Yeğuus» dan, «Yeuuk» dan ve «Nesr» den zinhar vaz geçmeyin» dediler.
Hayrat Neşriyat = 'Ve: 'Sakın ilâhlarınızı bırakmayın! (Hele hele büyük putlardan) Vedd’i, Süvâ'ı, Yeğûs’u, Yeûk’u ve Nesr’i sakın bırakmayın!’ dediler.'
İbni Kesir = Ve dediler ki: Sakın tanrılarınızı bırakmayın. Vedd, Süva', Yeğus, Yeuk ve Nesr'den asla vazgeçmeyin.
Kadri Çelik = (İnsanlara,) “Sakın ilahlarınızı bırakmayın; Vedd, Suva', Yağus, Yeuk ve Nesr'den asla vazgeçmeyin” dediler.
Muhammed Esed = çünkü onlar (kendilerine uyanlara): 'Tanrılarınızı hiçbir zaman terk etmeyin! Ne Vedd, ne Suva', ne Yeğus, ne Ye'uk ve ne de Nesr'i terk etmeyin!' demişlerdi.
Mustafa İslamoğlu = ve "İlahlarınızı asla bırakmayın; bırakmayın Vedd'i, Suva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i!" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve dediler ki: «Tânrılarınızı bırakmayınız, ne Vedd'i, ne Süva'ı, ne Yegûs'u, ne Yeûk'u ve ne de Nesr putlarını terkeylemeyiniz».
Ömer Öngüt = "Ve dediler ki: 'Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele Vedd, Suva', Yeğûs, Yeûk ve Nesr putlarından aslâ vazgeçmeyin. '"
Şaban Piriş = Sakın ilahlarınızı bırakmayın, Vedd’i, Suvâ’ı, Yeğûs’u, Yeûk’u ve Nesr’i bırakmayın, dediler.
Sadık Türkmen = Dediler ki: “Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Ve sakın bırakmayın; ne Vedd’i (aşk tanrısını), ne Suvâ’ı (nesli verdiği sanılan putları), ne Yeğus’u (yağmur tanrısını), ne Yeûk’u (kuvvet tanrısını) ve ne de Nesr’i (gök tanrısını).”
Seyyid Kutub = İnsanlara 'sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin' dediler.
Suat Yıldırım = "Sakın tanrılarınızdan vazgeçmeyin, Ved, Suva, Yegûs, Yeûk ve Nesr’i, bunlardan hiçbirini bırakmayın!" dediler.
Süleyman Ateş = Dediler ki: "Tanrılarınızı bırakmayın: Vedd'i, Suva'ı, Yeğûs'u, Ye'ûk'u ve Nesr'i bırakmayın!"
Tefhim-ul Kuran = «Ve dediler ki: -Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'ûk'u ve ne de Nesr'i.»
Ümit Şimşek = 'Bir de dediler ki: 'Sakın tanrılarınızdan vazgeçmeyin. Vedd'i, Süvâ'ı, Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i bırakmayın.'
Yaşar Nuri Öztürk = Dediler ki: "İlahlarınızı sakın bırakmayın! Ved'di, Süva'ı asla bırakmayın! Yeğus'u, Yeuk'u, Nesr'i de bırakmayın!"
İskender Ali Mihr = Ve (birbirlerine) şöyle dediler: “Sakın kendi ilâhlarınızı (putlarınızı) bırakmayın. Ve Vedd’i, Suvâa’yı, Yagûs’u ve Yaûka’yı ve Nesra’yi sakın terk etmeyin.”
İlyas Yorulmaz = Kendi aralarında “İlahlarınızı bırakmayın, vedd’i, suva’yı, yegus’u yeuk’u ve nesr’i terk etmeyin.
وَقَدْ أَضَلُّوا كَثِيرًا وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا ضَلَالًا
Nûh / 24 -
Ve kad edallû kesîrâ(kesîren), ve lâ tezidiz zâlimîne illâ dalâlâ(dalâlen).
Diyanet İşleri = “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve andolsun ki bunlar, birçok kişileri doğru yoldan çıkardılar ve zâlimlerin, ancak sapıklığını arttır.
Abdullah Parlıyan = Böylece onlar birçok kimseleri yoldan çıkardılar. Sen ey Rabbim! O yaratılış gayesi dışında yaşayan o insanların şaşkınlığından ve sapıklığından başka şeylerini artırma.”
Adem Uğur = (Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!
Ahmed Hulusi = "Böylece (bunlar) pek çok kimseyi saptırdılar. . . O hâlde sen de o zâlimlerin sapkınlığını artır!"
Ahmet Tekin = 'Birçok kimseyi başına buyruk hale getirerek hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân sağladılar. Sen de inkâr ile, isyan ile, baskı ile, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan, suikastler tertipleyen, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen zâlimlerin, müşriklerin yalnızca, kayıplarını ve hüsranlarını artır!'
Ahmet Varol = Birçoklarını saptırdılar. Sen de o zalimlerin sapıklıklarından başka bir şeylerini artırma.'
Ali Bulaç = "Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma."
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten bunlar çok kimseleri yoldan çıkardılar. (Ey Rabbim!) Sen de zalimlerin ancak helâkini artırır.”
Ali Ünal = “Ve pek çoklarını şaşırtıp, sapıttılar. Sen de (Rabbim, bunca yaptıkları karşısında hak ettikleri ceza olarak) bu zalimlerin ancak sapkınlığını artır.”
Bayraktar Bayraklı = Nûh şöyle dedi: “Bunlar birçoklarını saptırdılar. Sen de bu zâlimlerin sadece şaşkınlıklarını arttır!”
Bekir Sadak = «oylece bircogunu saptirdilar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece saskinligini artir.»
Celal Yıldırım = Bunlar cidden birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Bu zâlimlerin ancak sapıklık ve şaşkınlığını artır.
Cemal Külünkoğlu = “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Madem öyle yaptılar, sen de bu zalimlerin şaşkınlığını artır.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır.'
Diyanet Vakfi = (Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!
Edip Yüksel = 'Çok kişiyi saptırdılar. Öyleyse, sen de zalimlerin şaşkınlığını arttır.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve çoğunu şaşırttılar, sen de zalimleri artırma ancak şaşkınlıkca artır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çoklarını şaşırttılar. Sen de zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.
Gültekin Onan = "Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma."
Harun Yıldırım = “Şüphesiz ki onlar birçok kimseyi saptırdılar. O zalimlere sapıklıktan başkasını artırma!”
Hasan Basri Çantay = «Hakıykaten onlar birçoklarını başdan çıkardılar. Sen (ey Rabbim) o zaalimlerin şaşkınlığından başka şeylerini artırma».
Hayrat Neşriyat = 'Böylece birçoklarını gerçekten dalâlete düşürdüler. (Rabbim!) O zâlimlere,(mü’minlere kurdukları o tuzaklarda) şaşkınlıktan başka bir şey artırma!'
İbni Kesir = Böylece bir çoğunu saptırdılar. Zalimlere sapıklıktan başka bir şeyi artırma.
Kadri Çelik = “Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.”
Muhammed Esed = Onlar böylece çoğu kimseyi saptırdılar, o halde, Sen bu zalimlere yalnızca (özlem duydukları şeylerden) uzaklaşmalarını emret!"
Mustafa İslamoğlu = Doğrusu böylece onlar bir çoklarını yoldan çıkardılar; Sen de (Allah'ım) bu zalimleri hedeflerinden daha fazla saptır!"
Ömer Nasuhi Bilmen = «Ve muhakkak ki, birçoklarını sapıklığa düşürdüler. Ve (Yarabbi! Sen de) O zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.»
Ömer Öngüt = "Böylece birçoklarını saptırdılar. Ey Rabbim! Sen bu zâlimlerin ancak sapıklık ve taşkınlıklarını artır. "
Şaban Piriş = Ve birçoklarını yoldan saptırdılar. Zalimlere kayıptan başka bir şey artırma.
Sadık Türkmen = Onlar birçok kimseleri saptırdılar. Sen de zalimlere şaşkınlıktan başka bir şey artırma!”
Seyyid Kutub = Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını arttır.
Suat Yıldırım = Böylece onlar birçok insanı şaşırttılar. Mademki öyle yaptılar, Sen de bu zalimlerin şaşkınlığını artır ya Rabbî!"
Süleyman Ateş = "(Böylece) Onlar, çok kimseyi yoldan çıkardılar. Sen de o zâlimlere şaşkınlıktan başka bir şey artırma."
Tefhim-ul Kuran = «Böylece onlar, çoğu kimseyi şaşırtıp saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını arttırma.»
Ümit Şimşek = 'Gerçekten bunlar pek çoklarını saptırdılar. Sen de onların şaşkınlığını arttır!'
Yaşar Nuri Öztürk = "Çoklarını saptırdılar. Sen de o zalimler için şaşkınlıktan başka bir şeyi artırma."
İskender Ali Mihr = Ve (böylece) pekçoğunu dalâlette bırakmış oldular. Ve (Nuh A.S): “Zalimlerin, dalâletten başka bir şeyini artırma (zalimlerin, sapıklıklarını artır).”
İlyas Yorulmaz = Pek çok kişiyi saptırdılar. Bu davranışları ancak zulmedenlerin sapkınlıklarını artırmıştır.
مِمَّا خَطِيئَاتِهِمْ أُغْرِقُوا فَأُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ أَنصَارًا
Nûh / 25 -
Mimmâ hatîâtihim ugrikû fe udhılû nâran fe lem yecıdû lehum min dûnillâhi ensârâ(ensâren).
Diyanet İşleri = Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Suçları yüzünden de bunlar, sulara boğuldular da ateşe atıldılar, derken Allah'tan başka bir yardımcı da bulamadılar.
Abdullah Parlıyan = Böylece onlar günahları yüzünden büyük bir tufanda boğuldular ve öteki dünyanın ateşinde yanmaya mahkum edildiler ve kendilerini Allah'a karşı koruyacak bir yardımcı da bulamadılar.
Adem Uğur = Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.
Ahmed Hulusi = (Nihayet) onlar hatalarından dolayı suda boğuldular da ateşe dâhil edildiler ve kendilerine Allâh dûnunda yardımcılar bulamadılar.
Ahmet Tekin = Onlar günahları yüzünden tufanda boğuldular. Ateşe atıldılar. Kendilerine, Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden yardım eden de bulamadılar.
Ahmet Varol = Onlar günâhlarından dolayı boğuldular. Ardından ateşe sokuldular. O zaman kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar.
Ali Bulaç = Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar.
Ali Fikri Yavuz = Onlar günahları yüzünden suda boğuldular da ateşe atıldılar. Artık Allah’dan başka, kendilerine yardımcılar bulamadılar.
Ali Ünal = Ve onca suçları sebebiyle suda boğuldular ve korkunç bir Ateş’e tıkıldılar da, Allah’a karşı kendilerine yardım edebilecek tek bir kişi olsun bulamadılar.
Bayraktar Bayraklı = Onlar hataları yüzünden boğuldular. Ardından ateşe atılacaklar. Allah'a karşı kendilerine yardım edecek kimseler bulamayacaklar.
Bekir Sadak = Onlar, gunahlari yuzunden suda boguldular; atese sokuldular, kendilerine Allah'tan baska yardimci bulamadilar.
Celal Yıldırım = Günah ve azgınlıkları sebebiyle boğuldular da Cehennem'e atıldılar. Kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar.
Cemal Külünkoğlu = Bunlar, hataları (inkâr ve isyanları) yüzünden (tufan ile) suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular (cehenneme girdiler). O zaman da Allah'ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar.
Diyanet İşleri (eski) = Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar.
Diyanet Vakfi = Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.
Edip Yüksel = Suçlarından ötürü boğuldular ve ateşe sokuldular. Kendilerine ALLAH'tan başka yardımcı da bulamadılar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir çok hatîatlarından dolayı suya boğuldular da ateşe atıldılar ve kendilerine Allahın dûnünden yardımcılar bulamadılar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bir çok günahları yüzünden suda boğuldular da ateşe atıldılar ve kendilerine Allah'tan başka yardımcılar bulamadılar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.
Gültekin Onan = Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Tanrı'nın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar.
Harun Yıldırım = Bunlar, suçları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah’ın dışında bir yardımcı bulamadılar.
Hasan Basri Çantay = Bunlar günâhlarından dolayı suda boğuldular. Ardından da (büyük) bir ateşe atıldılar. O vakit kendileri için Allahdan başka yardımcılar da bulmadılar.
Hayrat Neşriyat = (Onlar) günahları yüzünden (tûfanda) boğuldular da ateşe sokuldular; kendilerine Allah’dan başka yardımcılar da bulamadılar.
İbni Kesir = günahlarından dolayı bunlar suda boğuldular, ateşe sokuldular ve Allah' tan başka yardımcı da bulamadılar.
Kadri Çelik = Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın dışında hiç bir yardımcı bulamadılar.
Muhammed Esed = Böylece onlar, günahları yüzünden (büyük bir tufanda) boğuldular ve (öteki dünyanın) ateşinde yanmaya mahkum edildiler; ve kendilerini Allah'a karşı koruyacak bir yardımcı bulamadılar.
Mustafa İslamoğlu = Onlar günahlarından dolayı boğuldular; dahası (ahirette) ateşe atılacaklar ve Allah dışında kendilerine yardım edecek kimse de bulamayacaklar.
Ömer Nasuhi Bilmen = Günahlarından dolayı suda boğuldular, sonra ateşe atıldılar. Artık kendileri için Allah'ın ötesinde yardımcılar bulamadılar.
Ömer Öngüt = Onlar günahları sebebiyle suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular. Kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar.
Şaban Piriş = Günahlarından dolayı suda boğuldular, ateşe atıldılar. Kendilerine Allah’tan başka bir yardımcı da bulamadılar.
Sadık Türkmen = Hatalarından dolayı boğuldular ve ateşe sokuldular. Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.
Seyyid Kutub = Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar.
Suat Yıldırım = Hasılı, birçok suçları sebebiyle suda boğuldular ve cehenneme tıkıldılar! Allah’a karşı, kendilerine yardım edecek bir tek yardımcı bile bulamadılar.
Süleyman Ateş = Hatâlarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar.
Tefhim-ul Kuran = Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar.
Ümit Şimşek = Böylece günahları yüzünden suda boğuldular, ardından ateşe atıldılar. Kendilerine Allah'tan başka bir yardımcı da bulamadılar.
Yaşar Nuri Öztürk = Hataları yüzündendir ki boğuldular, ateşe atıldılar. Kendileri için, Allah dışında yardımcılar bulamadılar.
İskender Ali Mihr = Onlar hatalarından (büyük günahlarından) dolayı boğuldular. Sonra ateşe sokuldular. Artık kendileri için, Allah’tan başka bir yardımcı bulamadılar.
İlyas Yorulmaz = Onlar, (Nuh’un kavmi) yaptıkları hatalarının sonucunda sularda boğuldular ve (hesap gününde de) ateşe atılacaklar. Bundan sonra da onlar Allah dan başka kendilerine yardımcılar bulamazlar.
وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا
Nûh / 26 -
Ve kâle nûhun rabbi lâ tezer alel ardı minel kâfirîne deyyârâ(deyyâren).
Diyanet İşleri = Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Nûh, demişti ki: Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden bir tek kişi bile bırakma.
Abdullah Parlıyan = Ve Nuh: “Ey Rabbim!” diye yakardı. “Yeryüzünde senden gelen gerçekleri örtbas edenlerden bir tek kişi bile bırakma.
Adem Uğur = Nuh: "Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!"
Ahmed Hulusi = Nuh dedi ki: "Rabbim. . . Hakikat bilgisini inkâr edenlerden arz üzerinde hiç kimseyi bırakma!"
Ahmet Tekin = Nuh:'Rabbim, yeryüzünde kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuuraltına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden, yer yurt sahibi hiçbir kâfir bırakma!' dedi.
Ahmet Varol = Nuh dedi ki: 'Rabbim! Yeryüzünde inkârcılardan, hareket eden bir tek kişi bırakma.
Ali Bulaç = Nuh "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi.
Ali Fikri Yavuz = Nuh, şöyle demişti: “- Ey Rabbim! kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma;
Ali Ünal = Nuh, (Tufan’ın arkasından) duasını şöyle bağladı: “Rabbim, kâfirlerden yeryüzünde orada mesken tutacak kimseyi bırakma.
Bayraktar Bayraklı = (26-27) “Ey Rabbim! Kâfirlerden yeryüzünde dolaşan hiçbirini bırakma! Çünkü onları bırakırsan, kullarını saptırırlar. Yalnızca ahlaksızlığa ve inkâra yol verirler.”
Bekir Sadak = Nuh dedi ki: «Rabbim! Yeryuzunde hicbir inkarci birakma.»
Celal Yıldırım = Nûh dedi ki: Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden dolaşıp yurt edinen bir kimse bırakma.
Cemal Külünkoğlu = Nuh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! İnkârcılardan hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”
Diyanet İşleri (eski) = Nuh dedi ki: 'Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma.'
Diyanet Vakfi = Nuh: «Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!»
Edip Yüksel = Nuh dedi ki, 'Rabbim, yeryüzünde bir tek inkarcı bırakma.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Nuh demişti ki: Yarab, bırakma yeryüzünde kâfirlerden bir deyyar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Nuh demişti ki: «Ey Rabbim, yeryüzünde (yurt sahibi) hiçbir kimse bırakma!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nûh dedi ki: «Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma.»
Gültekin Onan = Nuh: "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma!" dedi.
Harun Yıldırım = Nuh dedi ki: “Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüpdolaşan bırakma!”
Hasan Basri Çantay = Nuuh (öyle) demişdi: «Ey Rabbim, yer (yüzün) de kâfirlerden yurd tutan hiçbir kimse bırakma»!
Hayrat Neşriyat = Ve Nûh dedi ki: 'Rabbim! Yeryüzünde o kâfirlerden hiçbir kimseyi bırakma!'
İbni Kesir = Nuh dedi ki: Rabbım; kafirlerden yeryüzünde yurd tutan hiç bir kimse bırakma.
Kadri Çelik = Nuh “Rabbim! Yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma” dedi.
Muhammed Esed = Ve Nuh, "Ey Rabbim!" diye yalvardı: "Yeryüzünde bu hakikati inkar edenlerden hiç kimseyi bırakma:
Mustafa İslamoğlu = Nuh "Rabbim!" diye yalvardı, "Yeryüzünde kafirlerden nümunelik tek kişi dahi bırakma!
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve Nûh dedi ki: «Yarabbi! Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.»
Ömer Öngüt = Nuh dedi ki: "Ey Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!"
Şaban Piriş = Nuh: -Rabbim, dedi. Yeryüzünde tek bir kafir bırakma!
Sadık Türkmen = Nuh dedi ki: “Rabbim! Yeryüzünde inkârcıların tüten tek bir ocağını bırakma!
Seyyid Kutub = Nuh dedi ki: «Rabbim! Yeryüzünde hiçbir kâfir bırakma.»
Suat Yıldırım = Nûh: "Ya Rabbî, dedi, yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma!"
Süleyman Ateş = Nûh dedi ki: "Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma."
Tefhim-ul Kuran = Nuh «Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma.» dedi.
Ümit Şimşek = Nuh 'Yâ Rabbi,' dedi. 'Yeryüzünde dolaşan tek bir kâfir bırakma.
Yaşar Nuri Öztürk = Nûh şöyle yakardı: "Rabbim! Yeryüzünde, kâfirlerden yurt tutacak/gezip dolaşacak hiç kimse bırakma!"
İskender Ali Mihr = Ve Hz. Nuh: “Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan bir kimse bırakma.” dedi.
İlyas Yorulmaz = Nuh “Rabbim! İnkâr edenlerin yeryüzünde yurt edinmelerini engelle.
إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوا إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا
Nûh / 27 -
İnneke in tezerhum yudıllû ıbâdeke ve lâ yelidû illâ fâciren keffârâ(keffâre).
Diyanet İşleri = “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki onları bırakacak olursan kullarını yoldan çıkarırlar ve ancak gerçekten sapan ve iyiden iyiye kâfir olan evlâtlar yetiştirirler.
Abdullah Parlıyan = Şüphe yok ki sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve yalnızca ahlaksız nankör insanlar doğururlar ve yetiştirirler.
Adem Uğur = Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler).
Ahmed Hulusi = "Zira sen, onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; hakikat bilgisini inkâr eden ve emirlere karşı çıkandan başkasını doğurmazlar. (Onların genlerinden ancak bu oluşur!)"
Ahmet Tekin = 'Sen, eğer onları bırakırsan, kullarını başlarına buyruk hale getirerek, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân sağlarlar.Zürriyetlerinden yalnız ahlâksız, azgın kâfirler, nankörler çoğaltırlar.'
Ahmet Varol = Doğrusu sen onları bırakırsan onlar kullarını saptırırlar ve bozguncu ve inkârcıdan başkasını doğurmazlar.
Ali Bulaç = "Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar."
Ali Fikri Yavuz = Çünkü sen, onları bırakırsan, senin kullarını sapıtırlar ve ancak bir nankör facir doğururlar.
Ali Ünal = “Gerçek şu ki, eğer bırakacak olursan kullarını saptırırlar ve ancak kendileri gibi alabildiğine ahlâksız ve son derece kâfir çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler.
Bayraktar Bayraklı = (26-27) “Ey Rabbim! Kâfirlerden yeryüzünde dolaşan hiçbirini bırakma! Çünkü onları bırakırsan, kullarını saptırırlar. Yalnızca ahlaksızlığa ve inkâra yol verirler.”
Bekir Sadak = «Dogrusu Sen onlari birakirsan kullarini saptirirlar; sadece ahlaksiz ve cok inkarcidan baskasini dogurup yetistirmezler.»
Celal Yıldırım = Eğer onları bırakırsan senin kullarını saptırırlar ve sadece ilâhî sınırları çiğneyen çok nankör, aynı zamanda ahlâksız evlât doğurup yetiştirirler.
Cemal Külünkoğlu = “Çünkü sen onları bırakırsan, sana kulluk edenleri hep saptırmaya çalışırlar ve yalnızca fesada ve inkâra sebep olurlar.
Diyanet İşleri (eski) = 'Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler.'
Diyanet Vakfi = «Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler).»
Edip Yüksel = 'Onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve ancak bayağı inkarcılar doğururlar.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarıyorlar ve nankör, facirden başka da doğurmuyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü Sen, onları bırakırsan, kullarını yoldan çıkarıyorlar ve nankör facirden başkasını doğurmuyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar.»
Gültekin Onan = "Çünkü sen onları bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp saptırırlar ve onlar facir kafirlerden başkasını doğurmazlar."
Harun Yıldırım = “Çünkü onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve kötü kimseden, aşırı giden kafirden başka evlat doğurmazlar.”
Hasan Basri Çantay = «Çünkü eğer sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar. Kötüden, öz kâfirden başka da evlâd doğurmaz (lar)».
Hayrat Neşriyat = 'Çünki sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete düşürürler, hem günahkâr ve azılı kâfirden başkasını doğurmazlar (çocuklarını da öyle yetiştirirler).'
İbni Kesir = Çünkü Sen onları bırakırsan; kullarını saptırırlar. Kötüden ve öz kafirden başka da evlat doğurmazlar.
Kadri Çelik = “Çünkü sen onları bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan kâfirden başkasını doğurmazlar.”
Muhammed Esed = çünkü Sen onları bırakırsan, Sana kulluk edenleri hep saptır(maya çalış)ırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen nankörlüğe sebep olurlar.
Mustafa İslamoğlu = Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, Senin kullarını yoldan çıkarmaya (çalışacaklar); onlardan fesatçılar ve küfre saplananlardan başkası doğmayacaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen = (27-28) «Şüphe yok ki, sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve facirden, kâfirden başkasını da doğurmazlar. Yarabbi! Bana ve babama, anama ve haneme mü'min olarak giren kimseye ve mü'minler ile mü'minelere mağfiret buyur ve zalimler için helâkten başkasını arttırma.»
Ömer Öngüt = "Eğer sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve sadece ahlâksız ve çok nankör evlât doğurup yetiştirirler. "
Şaban Piriş = Çünkü eğer onları bırakırsan, senin kullarını saptırırlar ve sadece yoldan çıkmış, kafir evlat yetiştirirler.
Sadık Türkmen = Çünkü, sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar. Ve onlar doğurduklarını; suçlu, kâfir bir kişi olarak yetiştiriyorlar!
Seyyid Kutub = Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar, sadece ahlâksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler.
Suat Yıldırım = "Zira bırakırsan onlar Senin kullarını, Senin yolundan saptırırlar,ve sadece kendileri gibi kâfir, ahlâksız çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler."
Süleyman Ateş = "Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını şaşırtırlar ve sadece ahlâksız, nânkör (insanlar) doğururlar."
Tefhim-ul Kuran = «Çünkü sen onları bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar.»
Ümit Şimşek = 'Bırakacak olursan, onlar Senin kullarını yoldan çıkarırlar da ancak günahkâr ve nankör evlâtlar yetiştirirler.
Yaşar Nuri Öztürk = "Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötülük üreten nankörden başkasını doğurmazlar."
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki eğer Sen, onları (yeryüzünde) bırakırsan, Senin kullarını dalâlete düşürürler ve facir kâfirden başka (evlât) doğurmazlar.
İlyas Yorulmaz = Eğer sen onları kendi hallerine bırakırsan, kullarını saptırırlar ve bu sapmış insanlardan da günahkâr inkârcı nesiller yetişir. ”
رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا تَبَارًا
Nûh / 28 -
Rabbigfirlî ve li vâlideyye ve li men dehale beytiye mu’minen ve lil mu’minîne vel mu’minât(mu’minâti) ve lâ tezidiz zâlimîne illâ tebârâ(tebâren).
Diyanet İşleri = “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.”
Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbim, benim suçlarımı ört ve anamın, babamın ve inanarak evime kimler girdiyse onların ve erkek, kadın bütün inananların suçlarını ve zâlimleri de ancak mahvet, helâk vesîlelerini arttır onların.
Abdullah Parlıyan = Ey Rabbim! Benim suçlarımı ört. Anamı, babamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınların tümünü bağışla. Yaratılış gayesi dışında yaşayan kimselerin de yıkımını artır, köklerini kurut.
Adem Uğur = Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır.
Ahmed Hulusi = "Rabbim. . . Beni, ana-babamı, imanlı olarak evime gireni, imanlı erkekleri ve imanlı kadınları mağfiret et! O zâlimlerin, helâkından başka bir şeylerini artırma!"
Ahmet Tekin = 'Rabbim, beni, anamı, babamı, iman etmiş olarak evime, gemime girenleri, mü’min erkekleri ve mü’min kadınları koruma kalkanına al, bağışla. İnkâr ile isyan ile, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan, suikastler tertipleyen, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen zâlimlerin, müşriklerin de yalnızca helâklerini artır!'
Ahmet Varol = Rabbim! Beni, anne babamı, mü'min olarak evime gireni ve mü'min erkeklerle mü'min kadınları bağışla. Zâlimlerin ise helâklerinden başka bir şeylerini artırma.
Ali Bulaç = "Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma."
Ali Fikri Yavuz = Rabbim! Beni, ana-babamı, mümin olarak evime gireni, bütün mümin erkekleri ve bütün mümin kadınları bağışla. Zalimlerin ise, ancak helâkini artır...
Ali Ünal = “Rabbim, beni, annemi–babamı, mü’ min olarak evime dahil olanı ve bütün mü’min erkeklerle mü’min kadınları bağışla! Zalimleri ise daha beter, daha perişan eyle!”
Bayraktar Bayraklı = “Ey Rabbim! Beni, anne babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla. Bu zâlimlerin de helâklerinden başka bir şeyini arttırma!”[682]
Bekir Sadak = «ORabbim! Beni, anami, babami, evime inanmis olarak gireni, inanan erkek ve kadinlari bagisla; zalimlerin de yalniz helakini artir.» *
Celal Yıldırım = Rabbim! Beni, ana-babamı, evime mü'min olarak gideni; bütün mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla. Zâlimlerin ise sadece yok olmalarını artır.
Cemal Külünkoğlu = “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla! Zalimlerin de ancak helâkini arttır.”
Diyanet İşleri (eski) = 'Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır.'
Diyanet Vakfi = «Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır!»
Edip Yüksel = 'Rabbim, beni, anamı babamı, evime inanan olarak girenleri, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin ise ancak yıkımlarını arttır.'
Elmalılı Hamdi Yazır = Yarab! Mağfiret buyur bana, ve babama anama, mü'min olarak evime girene ve bütün mü'minîn ve mü'minâta, zalimleri ise artırma ancak helâkça artır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ey Rabbim, beni, babamı, annemi, mümin olarak evime gireni, bütün inanan erkekleri ve inanan kadınları bağışla! Zalimlerin ise ancak helakını artır!»
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır.»
Gültekin Onan = "Rabbim, beni, annemi, babamı, inançlı olarak evime gireni, inançlı (erkek)leri ve inançlı (kadın)ları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma!"
Harun Yıldırım = “Rabbim, beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve kadınları bağışla! Zalimlere de helakten başka şey artırma!”
Hasan Basri Çantay = «Ey Rabbim, beni, anamı, babamı, îman etmiş olarak evime giren kimseleri, (kıyamete kadar gelecek) erkek mü'minleri ve kadın mü'minleri Sen yarlığa. Zaalimlerin helakinden başka bir şey'ini de artırma».
Hayrat Neşriyat = 'Rabbim! Bana, ana-babama, evime mü’min olarak girene, (bütün) mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara mağfiret eyle! Zâlimlere de helâktan başka bir şey artırma!'
İbni Kesir = Rabbım; beni, anamı, babamı, inanmış olarak evime gireni, mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla. Zalimlerin de helakinden başka bir şeyini artırma.
Kadri Çelik = “Rabbim! Beni, annemi babamı, mümin olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere de yıkımdan başkasını arttırma”
Muhammed Esed = Ey Rabbim! Bana, anneme, babama, evime mümin olarak giren herkese ve (daha sonraki) bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri her zaman helake uğrat!"
Mustafa İslamoğlu = Rabbim! Beni, ana-babamı ve evime mü'min olarak giren herkesi, dahası tüm mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla! Zalimlerinse sadece tükenişini artır!"
Ömer Nasuhi Bilmen = (27-28) «Şüphe yok ki, sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve facirden, kâfirden başkasını da doğurmazlar. Yarabbi! Bana ve babama, anama ve haneme mü'min olarak giren kimseye ve mü'minler ile mü'minelere mağfiret buyur ve zalimler için helâkten başkasını arttırma.»
Ömer Öngüt = "Ey Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, inanan erkek ve kadınları bağışla! Zâlimlerin helâkından başka bir şeyini de artırma!"
Şaban Piriş = Rabbim, beni bağışla, anamı, babamı ve iman ederek evime giren erkek ve kadın müminleri de.. Yalnız zalimleri yok et!
Sadık Türkmen = Rabbim! Beni, anamıbabamı ve inanmış olarak evime giren kimseyi, gerçeklere inanan erkekleri ve gerçeklere inanan kadınları bağışla. Hain zalimlerin ise, ancak yıkımlarını artır!”
Seyyid Kutub = Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helâkini artır!
Suat Yıldırım = "Ya Rabbî, beni, anamı, babamı ve evime mümin olarak girenleri, erkek ve kadın bütün müminleri affeyle. O zalimleri ise, daha da beter eyle, daha da perişan eyle!"
Süleyman Ateş = Rabbim beni, babamı, anamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zâlimlerin de sadece helâkini artır (onların köklerini kurut)!"
Tefhim-ul Kuran = «Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalim olanlara da yıkımdan başkasını arttırma!»
Ümit Şimşek = 'Yâ Rabbi! Beni, anne-babamı, mü'min olarak evime girenleri, mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla. Zalimlerin ise helâkten başka birşey arttırma.'
Yaşar Nuri Öztürk = "Rabbim! Beni, anne babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet! Zalimlerin de sadece helâk ve perişanlığını artır!"
İskender Ali Mihr = Rabbim, beni, annemi, babamı ve evime mü’min olarak girenleri ve mü’min kadınları ve mü’min erkekleri mağfiret et. Zalimlere helâkından başka bir şeyi artırma.
İlyas Yorulmaz = “Rabbim! Beni ve evime inanmış olarak gelen inanmış erkekleri ve inanmış kadınları bağışla. Senin inananları bağışlaman, zulmedenlerin yalnızca yok oluşlarını artırır” dedi.
71-NUH:
1-3. "Biz
Nûh'u gönderdik." Âlûsi şöyle der: "Nûh ismi aslında Arapça değildir, başka
bir dildendir. Cüvâlikî bunun Arapçalaşmış olduğunu söylemiş, Kirmanî ise,
Süryanicede Nûh kelimesinin "sâkin" mânâsına geldiğini söylemiştir. Hakim'in
Müstedrek'te "Asıl ismi Abdülgaffar olup çok ah çekip ağladığından dolayı
Nûh denilmiş." olduğuna dair rivayeti sahih olmasa gerektir. Meşhur rivayete
göre, Hz. Nûh'un nesebi, İbnü Melek b. Mettuşelah b. Ahnuh'tur. Ahnuh da İdris
(a.s)'in ismidir. Buna göre Nûh, İdris (a.s)'ten sonradır, Müstedrek'te ise
sahabeden çoğunun Hz. Nûh'un Hz. İdris'ten önce olduğu görüşünde oldukları
yazılıdır."
Hz. Nûh ile
Hz. Âdem arasında bin sene kadar veya daha yakın bir zaman geçmiş olduğuna
dair de aslı eski kitaplara dayandırılan yaygın bir rivayet vardır. Fakat
Hz. Nûh'un kavmi, bu sûrede açıklandığına göre Vedd, Süva, Yegus, Yeuk ve
Nesir adlarında bir takım putları yapmış oldukları, bu ise Hz. Nuh'un gemisi
gibi mucize türünden olamıyacağı için o vakit sanayinin bunları yapabilecek
kadar ilerlemiş bulunduğunu göstermesi bakımından bin sene içinde ilk insanların
sanayide bu dereceye gelebilmiş olmaları, ilâhî hükümle bu âlemde görülegelen
aşamalı gelişme kanununa göre imkânsız değilse de garip ve uzak görünür. Bu
bakımdan ya Âdem'in yaratılışına dayandırılan tarihin yanlışlığına hükmetmek
veya O Âdem'den maksadın, insanlığın babası olan Âdem olmadığına inanmak gerekir.
Biz ise Âdem'i Kur'ân'da özel isim olarak bir tanıdığımızdan, Hz. Nûh ile
Hz. Âdem arasında ne kadar bin sene geçmiş olduğunu Allah'tan başka kimse
bilmez deriz.
"Kavmine gönderdik."
Burada Hz. Nûh'un bütün insanlara değil, kavmine gönderildiği anlaşılıyor.
Zira Peygamberler içinde bütün insanlara gönderilmiş olmak Peygamberimiz'e
ait bir özelliktir. O zaman yeryüzünde ne kadar insan ve hangi kavimler vardı
ve yeryüzünün nerelerinde insanlar yaşıyordu, onu da ancak Allah bilir. Bununla
beraber Alûsî'nin açıklamasına göre denilmiş ki, Hz. Nûh'un kavmi Arap yarımadası
ve ona yakın yerlerde oturuyordu. Meşhur olan da onu Kûfe topraklarında yani
Irak'ta yaşadığı ve orada kendisine peygamberlik görevi verilmiş olmasıdır.
Bundan Nûh tufanının da o bildiğimiz her tarafı sarmış olma özelliği Nûh kavmine
ve onların hepsine ait demek olup bütün yerküresinin her tarafını kapsaması
gerekmiyeceği ve o vakit yeryüzünde onlardan başka insan bulunup bulunmadığı
da kestirilemiyeceği anlaşılıyor ki, Âlûsi'nin de tercihi budur.
İbnü Esir
"Kâmil"de ve Ebulfidâ "Tarih"inde: "Mecusiler, Tufanı tanımazlar. Bazıları
da Tufanın varlığını ikrar eder ve fakat Bâbil bölgesi ile ona yakın yerlerde
olduğunu ve "Küyümers" yani Âdem oğullarının meskenleri doğuda olduğundan
onlara Tufan'ın ulaşmadığını iddia ve zanneder. Aynı şekilde Hind, İran, Çin
gibi doğu ülkeleri Tufan'ı tanımazlar. Bazı İranlılar onu itiraf eder ve fakat
"genel değildi, Hulvân geçidini geçmemişti" derler. Doğru olan, yeryüzünde
yaşayanların hepsinin Nûh (a.s)'un çocuklarından olmasıdır. Zira "Ve onun
neslini baki kalanlar kıldık."(Sâffat, 37/77) buyrulmuştur" diye yazarlar.
(Sâffat Sûresi'ndeki bu âyet ile Hûd sûresindeki, "Denildi ki: Ey Nûh! Sana
ve gemide seninle beraber bulunan müminlere bir selam ve bereketlerle in.
Onlardan bir takım kâfir ümmetler olacak ki, biz onları dünyada rızıkla faydalandıracağız."(Hûd,
11/48) âyetinin tefsirine bkz.)
4-12. Ahiret
azabı yahut Tufan.
Günahlarınızdan
bir kısmını bağışlasın. Ki bunlar geçmiş günahlardır. Zira "İslâm, kendinden
önce işlenmiş küfür ve günahı keser." buyrulmuştur. İslâm, daha önce yapılanları
keser atar. Kişi ahirette onlarla sorguya çekilmez. Yahut, Allah hakkıyla
ilgili günahlarınızı bağışlasın. Zira kul hakkının affını yüce Allah kullara
bırakmıştır. Allah'ın bağışlaması, kulun, hakkını yediği kişilerle helallaşmasına
bağlıdır.
Ve sizi müsemma
bir ecele kadar ertelesin de ecel gelmeden evvel bağışlandıktan başka, sevap
kazanacak güzel işler yapmaya da meydan bulabilesiniz. Zira o müsemma ecel
iman, Allah'tan korkma ve ibadet şartıyla takdir buyrulan eceldir. Çünkü Allah'ın
takdir buyurduğu ecel her ne hakkında olursa olsun takdir buyrulduğu şekilde
gelince ertelenmez. Allah'ın ne takdir ettiğini, takdir edilen şey meydana
gelmeden önce kendisinden başka kesin olarak kimse bilemeyeceği için "daha
vakit var, biraz eğlenelim de o gelmeden önce yine hazırlanırız" demek de
mümkün olmaz. Onun için henüz ecel gelmeden evvel bize verilen mühlet ve erteleme
vakitlerini fırsat bilip de ona göre iman etmek ve kulluk yapmak suretiyle
azaptan korunup ibadet ile sevap kazanmaya çalışmak gerekir.
Burada bir
taraftan "ertelesin" deniliyor, bir taraftan da "gelince ertelenmez" deniliyor.
Gelince ertelenmeyecek bir şey için "ertelensin" demek çelişki olmaz mı denecek
olursa, ilk bakışta sorulabileceği zannedilen bu sorunun sorulamadığı az bir
düşünme ile anlaşılır. Çünkü gelince ertelenmeyenin gelmeden önce ertelenmesi
çelişki değil, gerçeğin ta kendisidir. Zira henüz gelmemiş olan ertelenmiş
demektir. Bundan başka "sizi ertelesin" âyetinde ertelenen ecel değil, muhataplardır.
Eceliniz ertelensin denilmemiş, siz ecele kadar bağışlanmak suretiyle ertelenesiniz
denilmiştir ki bu, bağışlanmış olarak ecele eresiniz demek olur. Oysa çelişki
olabilmesi için "ertelesin" denilen şeyle "ertelemez" denilen şeyin aynı olması
gerekir. Siz ecele ertelenirsiniz, ecel ertelenmez demek hiç bir zaman çelişki
olmaz. Şu kadar var ki, bu mânâya göre burada "Sizi bir belirli ecele kadar
ertelesin." cümlesinin açık bir faydası anlaşılmaz. Onun için bundan ilk akla
gelen mânâ çelişki değil, şu olur: Kuşkusuz bir belirli ecel vardır. Ondan
büsbütün kurtuluşa imkan yoktur. Ancak o ecel gelmeden önce Allah'a îman ve
itaat ile iyi korunmak gibi bazı sebeplerden ötürü ertelenebilir. Fakat ecel
gelince asla ertelenmez. Dolayısıyle o gelmeden önce hazırlanmaya çalışılmalıdır.
Şu halde ecel gelmezden önce bazı sebeplerle ertelenebilmesine ne anlam vermeli?
Takdir olunan
ecel mesela yüz sene ise, korunmamakla ondan evvel gitmek mümkün olur mu?
Veya o gelmeden önce Allah'a îman edip emirlerine itaat ile korunarak onu
yüzyirmi seneye çıkarmak mümkün olabilir mi? Bundan dolayı bazıları buradan
iki ecel mânâsı anlaşıldığı kanaatına varmışlar ve ecelin takdirini iki ayrı
ihtimalle anlatıp şarta bağlı olarak tasvir etmişlerdir.
Zemahşeri
şöyle der: Yüce Allah şöyle kaza buyurmuştur ki mesela, Nûh kavmi iman ederlerse
ömürleri bin senedir. Eğer küfür üzere giderlerse dokuzyüzün başında onları
yok edecektir. Bu suretle onlara şöyle denilmiştir: İman edin ki Allah sizi
belirli olan ecele kadar ertelesin. Yani belirlemiş ismini koymuş ve sizin
için daha ilerisine gidemeyeceğiniz bir gaye olarak tayin etmiş olduğu vakte
kadar bıraksın. Ki bu da tam bin sene olan en uzun vakittir. Sonra da haber
vermiş ki, o uzun gaye geldiği vakit bu kısanın ertelendiği gibi ertelenmez.
Razî de tefsirinde bunu aynen almıştır. Kâdı, Ebu's-Suud ve Âlûsî de aynı
mânâda yürümüş omakla birlikte yalnız gelince ertelenmeyen ecelin sadece müsemma
olan ecel olmadığını, ikisinin de ertelenmez olduğunu, burada ise "Kuşkusuz
Allah'ın eceli gelince ertelenmez."den maksadın, iman edildiği takdirde belirli
olan ecel değil, iman edilmediği takdirdeki kısa ecel olması gerekeceğini
ve çünkü ibadetin edatı ile sebep gösterilmesi, yapılmayacak olan ertelemenin
vaad edilen erteleme olmasını gerektirdiğinden "İbadet etmezseniz uzun ecele
ertelenmezsiniz ve o halde takdir edilen eceliniz kısa ecel olur, o gelir
çatar, gelince de ertelenmez, o vakit kurtulamazsınız. Belirlenmiş eceliniz
uzun olan değil, kısası olmuş olur." demek olduğunu anlatmışlar ve bu surette
bu üç tefsirci bir taraftan şarta göre uzun veya kısa iki ecel varsaymakla
beraber gerçekte ecelin bir olduğunu da göstermek istemişlerdir. Çünkü meselenin
iki safhası vardır:
BİRİSİ, eşyanın
tabiatına göre aslında ecelin ne kadar olabileceği safhasıdır ki bu bakımdan
sebeplerin farklılığına göre ecelin, vuku bulmasına kadar çeşitli şekilde
uzun ve kısa olması mümkündür. Ecel vuku bulmadan veya vuku bulacağını gösteren
delillerden önce kaderin sırrını Allah'tan başkası bilmediği için, insan ancak
ne kadar yaşama imkânı olduğunu düşünerek ona göre hazırlanmalıdır.
İKİNCİSİ de
ecelin vuku bulma safhasıdır ki bu bakımdan vuku bulup gerçekleşen ecel bir
önceki safhada anlatılan mümkünlerin sadece birisidir. Kimsenin iki eceli
yoktur.
İlâhî takdire
gelince, takdir yüce Allah'ın ezeldeki ilmi, kaza, o ilmin sonsuzlukta fiile
çıkarılması demek olduğuna göre "Ondan göklerde ve yerde zerre miktarı bir
şey kaçmaz"(Sebe, 34/3) diye tanıtılan ilâhî ilimde bir gizlilik ve acaba
ihtimali bulunmayacağından ilerde fiilen meydana gelecek olan ecel ne ise
ilâhî ilimde takdir edilen ecel de odur. Dolayısıyle gerçekte takdir edilen
ecel, meydana gelen ecel gibi birdir. Fakat meydana gelmeden evvel onu Allah'tan
ve Allah'ın bildirdiklerinden başka kimse bilemez. İlim bilinene bağlı ve
yükümlülüğün dayanağı ise kişisel imkân olması nedeniyle Hz. Nûh'un daveti
de yüce Allah'ın gerçek takdirine göre değil bunun mümkün olması durumuna
göredir.
İbnü Atiyye
tefsirinde şöyle der: "Ve sizi belli bir ecele kadar ertelesin" âyeti, Mutezile'nin
"insan için iki ecel vardır" derken tutundukları âyetlerdendir. Eğer bir ve
yerine getirilmiş olsa idi, süresi dolunca ertelenmesi sahih olmaz; dolmayınca
da çabuklaştırılması sahih olmazdı, demişlerdir. Oysa âyette onların tutunacağı
bir şey yoktur. Zira Nûh (a.s) onların erteleneceklerden mi, yoksa öne alınacaklardan
mı olduğunu bilmiş değildir. Onlara, siz vakti gelen ecelden ertelenirsiniz
de dememiştir. Lakin ezelde onların ya iman edip ecelleri ertelenenlerden
veya inkâr edip ecelleri çabuklaştırılanlardan olduklarına dair önceden hüküm
verilmiştir. Sonra bu mânâya destek ve şiddet verip "Kuşkusuz Allah'ın eceli
gelince, ertelenmez." sözüyle şimşeği çakarak karar vermiştir."
13. Niye siz
Allah için bir vakar ummazsınız? Vakar, hafifliğin zıddı olarak ağırlık, yumuşak
huyluluk, ağırbaşlılık ve ululuk mânâlarına gelir. Nitekim bu kökten türetilen
tevkir, "ululamak" demektir. fâili veya başında bulunan "lâm" harfinin ilgili
olduğu kelimeyi açıklamaktadır. Yani, "Siz niçin Allah'tan korkmuyorsunuz,
yüce Allah'ın yumuşaklığıyla beraber bir ululuk ve yüceliği bulunduğuna inanmıyor
ve onu saymayanın neticede yok olacağına ihtimal vermiyor, inanmıyorsunuz
da ona saygısızlık ediyor, putlara tapıyorsunuz?" Bu mânâya göre söz, sırf
tehdit ve korkutma ifade eder. Yahut, "Niçin siz yüce Allah'ın size ilerde
bir vakar ve onur lütfederek size değer vermesini, yükseltip neticede büyük
mertebe ve sevaba erdirmesini ümit etmiyorsunuz da iman ile onun yoluna gitmiyor,
onu inkâr edip putlara taparak zelillik yolunu seçiyorsunuz?" demektir ki,
bu durumda korkutmadan çok teşvik olmuş olur.
14. Oysa o
sizi aşama aşama birçok hallerden geçirerek yaratmıştır. Burada insan yaratılışının
fert ve toplum olarak geçirmiş olduğu evrim mertebelerine işaret vardır. Ebu's-Suud'un
açıklamasına göre; önce unsurlar halinde, sonra gıdalar halinde, sonra karışımlar
halinde, sonra sperma halinde, sonra embriyon halinde, sonra et parçası halinde,
sonra kemik ve et halinde, sonra da bambaşka bir yaratılışla şekil vermiştir.
"Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir."(Müminun, 23/14). Bunları
yapan o güzel yaratıcı ululama ve saygıya layık değil mi? O sizi daha başka
bir şekil ve yaratışla yükseltemez mi? Yahut ezip yok ederek elem verici o
azaplara düşüremez mi? Siz niye bunları düşünmüyorsunuz?
15-16. Bunu
daha çok açıklamak ve kanıtlamak için buyruluyor ki: "Allah yedi göğü tabaka
tabaka nasıl yaratmış görmediniz mi? Ay'ı içlerinde bir nur kılmış; güneşi
de bir lamba kılmış."
17. "Allah
sizi yerden bir nebat tarzıyla bitirdi." Nebat ve nebt kelimeleri, lügatte
cins ismi ve mastar olur. İsim olduğuna göre, yerde biten, yani yerden çıkıp
yetişen her şeye denir. Sonra örfte sapı olmayanlar ve hayvanların yedikleri
için kullanılır olmuştur. Türkçe'de buna "ot" denir. Mastar olduğuna göre
de bitmek, ot bitmek, yetişmek mânâsına gelir. Bu kökten türetilen "inbât"
da, bitirmek, yetiştirmek, geliştirmek demek olur. Nebatın ayırıcı özellik
ve niteliği gelişmedir ki organizmanın gıda ve üreme ile ortaya çıkıp görünmesidir.
Fakat kelimenin asıl kipi mastar olduğu ve insan hayatı bitkisel hayattan
ibaret bulunmadığı için tefsirciler burada kelimesinin hal değil mef'ulü mutlak
olduğunu açıklamışlardır. Ancak bazıları doğrudan doğruya "sizi bitirdi" fiilinden
mef'ulü mutlak olması için, kelimesinin mânâsına olup babının dışında zikredilmiş
olduğunu söylemişlerdir ki "yerden bitirmek suretiyle yetiştirdik" demek olur.
Diğer bazıları da, (bitirme)nin neticesi olmak üzere üç harfli fiillerden
ibarede bulunmayan fakat takdir edilen bir fiilin mastarı olması dolayısıyle
'ın mef'ulü mutlakı olduğunu söylemişlerdir ki aslı olup mânâ, "Allah sizi
bitirdi siz de bir tür bitişle bittiniz." demek olur.
Fahreddin
Razî şöyle der: Burada iki mesele vardır.
BİRİNCİSİ,
Ayetin iki yorum şekli vardır. Birisi, "sizi yerden bitirdi" demek, babanızı
yerden bitirdi, başlangıçta topraktan onu yaratmak suretiyle cinsinizi yarattı,
demektir. O kadar ki, "Doğrusu Allah katında İsa'nın misali Adem'in misali
gibidir. Onu topraktan yarattı."(Âl-i İmran, 3/59) gibi olur. Diğeri, hepinizi
yerden yarattı demek olur. Çünkü Allah bizi spermalardan, onları gıdalardan,
gıdaları bitkilerden bitkileri de yerden yaratıyor.
İKİNCİSİ,
denilmesi gerekirken buyrulmuştur ki "Allah sizi bitirdi, siz de bir tür bitişle
bittiniz." takdirindedir. Bunda hoş bir incelik vardır. Zira buyursa idi "acaip
garib bir bitirme" demek olurdu. Oysa Allah'ın sıfatı olan inbat, bizim beş
duyumuzdan biriyle anlaşılamadığında, biz onun enteresan ve tam bir bitirme
olduğunu başka türlü tanımazdık, ancak Allah'ın haber vermesiyle tanımış olurduk.
Bu makam ise yüce Allah'ın sonsuz kudretini delil ile anlama makamıdır. Onu
yalnız işitme yoluyla kanıtlamak yeterli olmayabilir. Fakat "o bitirdi de
siz enteresan garip bir bitişle bittiniz" anlamına buyrulunca bizim vasfımız
olan o enteresan garip ve mükemmel bitiş bizim duyu organlarımızla hissedilip
gözlendiğinden buradan hareketle yüce Allah'ın eşsiz kudretini anlamak mümkün
olur. Bu nedenle buyrulması, bu makama daha uygun, daha edebî olmuş ve bu
hoş inceliği göstermek için hakikatten mecaza geçilerek yerine buyrulmuştur.
Bununla beraber
hal yapıldığı takdirde de bu nükte anlaşılmaz değildir. Fakat kelimenin esasen
mastar olması ve halden önce mef'ulü mutlak olmaya daha layık ve kuvvetli
bulunması nedeniyle tefsirciler onun halden ziyade mastar olmasını göz önüne
almışlardır.
18-20. Bu
suretle insanın geçirdiği evrelerin ilk unsurlarına işaretten sonra geleceğini
ve gayesini açıklamak için de buyruluyor ki "Sonra sizi tekrar toprağa çevirecek
ve oradan sizi bir çıkarış daha çıkaracak".
Bu davet
ve açıklamadan sonra ne oldu?
Meâl-i Şerifi
21. Nûh dedi
ki: "Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir
şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler."
22. "Büyük
büyük tuzaklar kurdular."
23. Dediler
ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u,
Yeûk'u ve Nesr'i."
24. Çok kişiyi
yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.
25. Hatalarından
dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'a karşı yardımcılar
da bulamadılar.
26. Nûh dedi
ki: "Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma."
27. "Zira
sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir
çocuklar doğururlar."
28. "Ey Rabbim!
Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara
mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır."
21-22. "Malı
ve çocuğu, kendisinin zararını artırmaktan başka bir işe yaramayan kişiye
uydular." Bu kişi, Nûh kavminin peşinden gittikleri ve Hz. Nûh'a düşmanlık
eden zalim demek oluyor.
23-24. "Ne
Vedd'i, ne Suvâ'ı ve ne Yeğus'u Yeuk'u ve Nesr'i." Bunlar, kendilerince en
büyük tanıdıkları ve tapındıkları putlarının isimleridir. Bununla beraber
kendi aralarında dereceleri birbirinden farklıdır. Bazılarında "lâ"nın tekrarlanması
ve bazılarında söylenmemesi ile bu farklılığa işaret olunmuştur. Demek ki
Vedd ve Suva'dan herbiri; Yeğus, Yeûk ve Nesr'in hepsine karşılık söylenmiş
oluyor. Bazıları şöyle demiştir. Bu putlar Araplar'a geçmişti. Bundan dolayı,
Araplar; Abd-i Vedd, Abd-i Yeğus... diye isimler takardı. Âlûsi şöyle der:
Buhârî, İbnü Münzir ve İbnü Merduye İbnü Abbas'tan şöyle rivayet etmişlerdir:
Nûh kavmindeki putlar sonradan Araplar'a geçmişti. Vedd, Düme-tü'l-Cendel'de
Kelb oğullarının putu idi. Suvâ, Hüzeyl'in idi. Yeğûs, Murad'ın, sonra Seba'da
Beni Gatîf'in idi. Ye'uk, Hamedân'ın idi. Nesir de Himyer'in, Ali zilkelâ'nın
idi. Bu isimler esasen bazı iyi kişilerin isimleri iken vefatlarında onların
adına ve oturdukları yerlere Şeytan'ın aşılama ve telkinleriyle dikmeler dikilmiş
ve bunların adları verilmiş, sonra da onları tanıyanlar kalmayınca bilmeden
bunlara tapılmıştır. İbnü Ebî Hâtim'in Urve b. Zübeyr'den rivayetine göre
Vedd, en büyükleri ve en iyileri idi. Bunların hepsi Âdem oğullarından idi.
Bir rivayete göre de Vedd, yüce Allah'tan başka ilâh edinilenlerin ilkidir.
Abd b. Humeyd'in
Ebu Mutahher'den rivayet ettiğine göre Ebu Cafer Muhammed b. Bâkır Hazretleri
şöyle demiştir:
Vedd, kavmi
içinde sevilen müslüman bir kişiydi. Ölünce Bâbil yurdunda kabrinin etrafında
ordu kurdular, yas tuttular. İblis onların bu feryadını görünce bir insan
biçiminde onlara: "Sizin ağlayıp sızladığınızı ve üzüldüğünüzü görüyorum.
Size onun bir şeklini, resmini yapsam, toplandığınız yere koysanız da onu
ansanız." dedi." Peki" dediler. Bunun üzerine İblis Vedd'in bir şeklini yaptı.
Onu toplantı yerlerine koydular. Babilliler onu anarlardı. İblis bunu görünce:
"Nasıl, evlerinize de yapsam, herkes evinde de ansa olur mu?" dedi. Onu da
yaptı, bu şekilde onu anar oldular. Sonra çocukları yetişti. Çocuklar büyüklerin
ona yaptıklarını görüyordu. Nesil uzadıkça onu niye andıkları unutuldu. Tuttular,
ona ilâh diye tapmaya başladılar. İşte yeryüzünde Allah'tan başka ilk tapınılan
Vedd oldu.
İbnü Münzir
ve başkaları Ebu Osman Mehli'den rivayet etmişlerdir. Ebu Osman demiştir ki:
Yeğus'u gördüm, kurşundan idi. Çıplak bir deveye yükletilir, beraberinde giderler,
bir yere varıp kendi kendine çökene kadar onu hiç dehlemezlerdi. O çökünce
de, "Haydin, konaklayacağınız yeri beğendi." derler ve etrafına konarlar ve
oraya bir bina yaparlardı.
Keşşâf'ta
zikredildiği üzere, bir de şöyle denilmiştir: Vedd, bir erkek şeklinde, Süva
bir kadın şeklinde, Yeğus bir arslan şeklinde, Yeuk bir kısrak şeklinde, Nesir
bir kartal şeklinde idi. Yine denilmiştir ki, yok olan Nûh kavminin putlarının
aynen Araplar'a geçmiş olması uzak bir iştir, anlaşılır gibi değildir. Açık
olan budur ki, ancak isimleri kalmış, Araplar da bir takım putlar edinerek
onlara bu isimleri vermişler ve Abd-i Yeğus ve Abd-i Yeuk derken de bu putların
kulu, yani Yeğus'un kulu, Yeuk'un kulu mânâlarını kastetmişlerdir. Ebu Osman'ın
gördüğü de aynen Nûh zamanından kalma değil, ancak o isimle isimlendirilen
başka bir put olması gerekir. Âlûsî, daha önce nakledildiği üzere, onların
hepsinin de insan şeklinde olmalarının daha sahih olduğunu kaydetmiştir. Bu
isimler esasen Arapça olmayıp başka bir dilden olduklarına göre, Vedd ve Yeğus
isimlerinin Hintliler'in Veda, Vüyasa isimlerini andırdıkları da hatıra gelmiyor
değildir.
25. "Hatalarından
dolayı" buradaki harf-i cerri illet ve sebep bildirir. Metne ziyade kılınmıştır
veya belirsizlik için getirilmiştir. Onların hatalarının ve işledikleri suçların
büyüklüğüne ve fazlalığına dikkat çekmek için ziyade kılınmıştır. Burada mef'ûlün
fiilden önce getirilmesi, söze "ancak, yalnız, sırf" gibi mânâlar kazandırır.
Yani başka sebepten ötürü değil, açıklandığı üzere sırf kendilerinin birçok
büyük günahlarından ötürü suda boğuldular, tufana boğuldular. Sonra da bir
ateşe atıldılar. Bu, berzah yani ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulundukları
yerdeki veya kabirdeki azaptır. Suya boğulmakla ateşe atılmak gibi iki zıt
azabın bir araya getirilmesinde eşsiz bir tıbak sanatı vardır.
26. "Nûh dedi
ki, ey Rabbim!..." Bu söz, önce geçen sözüne bağlanmıştır. Fakat Nûh'un burada
söyledikleri evvelki sözleri gibi sadece söyleneni hikâye için değil, ondan
helak olmaya hak kazandıklarını açıklamak için olup bu duanın da onların hata
ve günahları yüzünden olduğu anlatılmak üzere sona bırakılmıştır. Çünkü bu
duanın, onlar suda boğulmadan evvel yapılmış olduğu açıktır. Ey Rabbim! Yer
üzerinde bırakma. Burada yer denince anlaşılan açık ve genel olarak bilinen
yeryüzüdür. Bununla beraber başında bulunan "lâm"ın ahd için olmasıyle "Nûh
kavminin bulunduğu yer" demek de olabilir. Kâfirlerden bir tek kişi, yahut
yurt sahibi bir kimse bırakma. Derler ki: kelimesi ancak genel olumsuzluk
ifade eden cümlelerde kullanılır. denilir ki bu, "evde kimse yok" demektir.
Bu kelimenin aslı "dâr" yahut "devir" kökünden "fey'al" kalıbında "deyvâr"
dır. Vâv harfi yâ harfine dönüştürülmüştür. Bu kelime fa'âl kalıbında değildir.
Öyle olsaydı deyyar olmaz devvar olurdu. Şu halde türediği kelimeye göre asıl
mânâsı "evcil" yahut "yurtçul" demek gibidir. Bununla beraber deyyar, ayyaş
gibi asıl harfi yâ olarak kökünden fa'âl kalıbında da olur ki "deyr bekleyen",
"manastır bekçisi" mânâsına gelir.
27. Bu şekilde
olumsuzluk genel olmakla beraber maksat, yurt sahibi, yurt ve ülke yöneten
hiçbir kimse demek olması da dış görünüşü itibariyle şu illete uygun düşer:
Zira onları bırakırsan kullarını saptırırlar, çocukları da günahkâr ve kâfirden
başkası olmaz.
Bu duanın
eseri yalnız Nûh kavminin suya boğulmasıyla kalmamış, sonra onun ve beraberindeki
müminlerin nesilleri "Denildi ki; "ey Nuh! Sana ve gemide seninle beraber
bulunan müminlere bir selâm ve bereketlerle in. İleride kendilerini birçok
nimetten faydalandıracağımız ve sonra da bu yüzden kendilerine bizden bir
acıklı azap dokunacak ümmetler de olacaktır."(Hud, 11/48) âyetine uygun bir
şekilde yeryüzüne yayılarak "Ve onun neslini baki kalanlar kıldık."(Sâffat,
37/77) sözünün gerçekleşmesiyle de kendini göstermiştir.
28. Bu da
Nûh (a.s)'un şu duasıyla ilgilidir; Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin
olarak evime girene ve bütün inanan erkek ve kadınlara mağfiret et. Bu, geçmiş
ve kıyamete kadar gelecek bütün ümmetlerin inanan erkek ve kadınlarını kapsar.
Zalimlere ise helakten başka bir şey artırma. Bu cümle de, geçmişteki zalimleri
de arkalarından beddua olarak kapsamakla beraber, daha çok o kâfirler helak
edildikten sonra gelecek olan zalimler aleyhine dua demek olur. Yani "her
kim olursa olsun, benim soyumdan ve bütün mümin erkek ve kadınların soyundan
gelmiş dahi olsa zalimlerin hep helaklerini artır. Sonlarını perişan eyle"
mânâsını da ifade eder ki, Hz. Nûh'a, "İlerde kendilerini birçok nimetten
faydalandıracağımız ve sonra da bu yüzden kendilerine bizden bir acıklı azap
dokunacak ümmetler de olacaktır."(Hûd, 11/48) buyrulması; aynı şekilde Hz.
İbrahim'in "Soyumdan da bir kısmını lider yap"(Bakara, 2/124) duasına "Ahdim
zalimlere ermez"(Bakara, 2/124) buyrulması bunun cevabı demektir. Demek ki,
küfür ve zulme gidenler, her kim olursa olsun, atalarının iman ve adaletleri
dolayısıyla dünyada ilâhî nimetten bir nasip alarak bir müddet yaşayabilirlerse
de, neticede helak olup bağışlanmaya ermeksizin acıklı bir azap içinde kalmaya
mahkûmdurlar. Bu azap onların sırf inkâr ve zulüm ile ettikleri hatalar ve
işledikleri suçlar sebebiyledir. Bu suretle Meâric Sûresi'nde kendilerinden
bahsedilen kâfirler de o vaad olundukları acı günü görecekler; azap kesinlikle
gerçekleşecek, o büyük musibet çaresiz başlarına inecektir.
Görülene ve
görüleceğe dair olan bu iki sûreden sonra genellikle görülmeyen ve gözden
saklı bulunan kuvvetlere dair olmak üzere de buradan Cinn Sûresi'ne geçilecektir
ki bunlar Âdem'in ve Nûh'un soyunda bulunmayan kuvvetleri kapsar.