وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ
Bürûc / 1 -
Ves semâi zâtil burûc(burûci).
Diyanet İşleri = Burçlarla dolu göğe andolsun,
Abdulbaki Gölpınarlı = Andolsun burçları bulunan göğe.
Abdullah Parlıyan = Andolsun takım yıldızlarla dolu olan göğe,
Adem Uğur = Burçlara sahip gökyüzüne,
Ahmed Hulusi = Andolsun o burçları barındıran Uzay'a!
Ahmet Tekin = Burçlarla dolu gökyüzüne yemin ederim.
Ahmet Varol = Andolsun burçlar sahibi göğe,
Ali Bulaç = Burçları olan göğe andolsun,
Ali Fikri Yavuz = Kasem olsun, burçlar sahibi semâya,
Ali Ünal = Yemin olsun burçlar sahibi göğe;
Bayraktar Bayraklı = (1-3) Burçlar sahibi göğe; vaad edilen o güne; tanık olan ve tanık olunana yemin olsun ki, [740][741]
Bekir Sadak = Icinde burclari bulunan goge and olsun;
Celal Yıldırım = Kendinde burçlar (takım yıldızlar) taşıyan göğe and olsun,
Cemal Külünkoğlu = (1-5) Kendinde burçlar (takımyıldızlar) taşıyan göğe, o vaad edilen güne (kıyamete), şahit olana (görene) ve şahit olunana (görülene) andolsun ki, (inananları yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = İçinde burçları bulunan göğe and olsun;
Diyanet Vakfi = (1-7) Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Edip Yüksel = Andolsun galaksiler sahibi göğe.
Elmalılı Hamdi Yazır = O Semai zatilbüruca
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O burçlara sahip gök yüzüne,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Burçlar sahibi gökyüzüne,
Gültekin Onan = Burçları olan göğe andolsun,
Harun Yıldırım = Andolsun burçları olan göğe,
Hasan Basri Çantay = Andolsun burçlar a mâlik olan göğe,
Hayrat Neşriyat = Yemîn olsun bürûc (burçlar) sâhibi göğe!
İbni Kesir = Andolsun; burçlar dolu semaya.
Kadri Çelik = Andolsun yıldızlarla donatılmış göğe.
Muhammed Esed = Düşün büyük burçlarla dolu göğü,
Mustafa İslamoğlu = Burçlarla dolu gökyüzü şahit olsun,
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Andolsun burçlar sahibi olan göğe. Ve mev'ud olan güne.
Ömer Öngüt = Andolsun burçlar sahibi gökyüzüne!
Şaban Piriş = Burçlar sahibi göğe andolsun..
Sadık Türkmen = Ant olsun o yıldız kümeleri sahibi gökyüzüne,
Seyyid Kutub = Burçları olan göğe.
Suat Yıldırım = Burçlarla süslü göğe!
Süleyman Ateş = Burçlar sâhibi göğe andolsun,
Tefhim-ul Kuran = Burçları olan göğe andolsun,
Ümit Şimşek = And olsun burçlarla dolu göğe,
Yaşar Nuri Öztürk = Yemin olsun o burçlarla dolu göğe,
İskender Ali Mihr = Burçlara sahip semaya andolsun.
İlyas Yorulmaz = Yıldızların sahibi gökyüzüne,
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ
Bürûc / 2 -
Vel yevmil mev’ûd(mev’ûdi).
Diyanet İşleri = Va’dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve vaadedilen güne.
Abdullah Parlıyan = vadedilen kıyamet gününe.
Adem Uğur = Geleceği bildirilmiş olan güne,
Ahmed Hulusi = Vadolunmuş o sürece!
Ahmet Tekin = Va’d olunan ve tehdit edilen, hesaba çekileceğiniz güne yemin ederim.
Ahmet Varol = O vaadedilen güne,
Ali Bulaç = O vadedilen güne,
Ali Fikri Yavuz = O vaad edilen güne (kıyamete),
Ali Ünal = Va’dedilen Gün’e;
Bayraktar Bayraklı = (1-3) Burçlar sahibi göğe; vaad edilen o güne; tanık olan ve tanık olunana yemin olsun ki, [740][741]
Bekir Sadak = Soz verilen kiyamet gunune and olsun;
Celal Yıldırım = Va'dedilen güne (Kıyamet gününe) and olsun,
Cemal Külünkoğlu = (1-5) Kendinde burçlar (takımyıldızlar) taşıyan göğe, o vaad edilen güne (kıyamete), şahit olana (görene) ve şahit olunana (görülene) andolsun ki, (inananları yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = Söz verilen kıyamet gününe and olsun;
Diyanet Vakfi = (1-7) Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Edip Yüksel = Söz verilen güne,
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve o yevmi mev'uda
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = o va'dolunan güne,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Vaad olunan o güne,
Gültekin Onan = O vadedilen güne,
Harun Yıldırım = Ve vaadedilen güne,
Hasan Basri Çantay = o va'd olunan güne,
Hayrat Neşriyat = (Geleceği) va'd edilen güne (kıyâmete)!
İbni Kesir = Ve vaadolunan güne,
Kadri Çelik = Ve o vaat edilen güne.
Muhammed Esed = ve (tahayyül et) vaad edilen Günü,
Mustafa İslamoğlu = vaad edilen gün şahit olsun,
Ömer Nasuhi Bilmen = (1-2) Andolsun burçlar sahibi olan göğe. Ve mev'ud olan güne.
Ömer Öngüt = Andolsun vaad olunan o güne!
Şaban Piriş = Ve vaad edilen güne..
Sadık Türkmen = Ant olsun söz verilen güne;
Seyyid Kutub = Vaad edilen güne.
Suat Yıldırım = Geleceği vâd olunan kıyamet gününe!
Süleyman Ateş = Va'dedilen güne andolsun,
Tefhim-ul Kuran = O vadedilen güne,
Ümit Şimşek = Ve vaad olunan güne,
Yaşar Nuri Öztürk = O vaat olunan güne,
İskender Ali Mihr = Ve vaadedilen güne.
İlyas Yorulmaz = Vaat edilen kıyamet gününe,
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ
Bürûc / 3 -
Ve şâhidin ve meşhûdin.
Diyanet İşleri = (3-5) Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve tanığa ve görünene.
Abdullah Parlıyan = Kıyamet günü hazır olanlara ve o gün görülecek acaip şeylere veya peygambere ve ümmetine veya son peygamberin ümmetine ve diğer ümmetlere veya peygamberlerden her biri ve ümmetlerine andolsun ki;
Adem Uğur = (O günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki,
Ahmed Hulusi = Şahide ve şahit olunana!
Ahmet Tekin = Muhammed’e, peygamberlere, meleklere, Kur’ân’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir, örnek önderlere, müslümanlara zulmeden zâlimlerin aleyhinde şahitlik yapanlara, denetlenen ümmetlere ve insanlara, delilleri, şâhitleri ortaya konarak, uğradıkları zulmün hesabı sorulacak olan mü’minlere yemin ederim.
Ahmet Varol = Şahide ve şahit olunana. [1]
Ali Bulaç = Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene).
Ali Fikri Yavuz = Cumaya ve arefe gününe ki,
Ali Ünal = Ve şahit olana ve şahit olunan her şeye.
Bayraktar Bayraklı = (1-3) Burçlar sahibi göğe; vaad edilen o güne; tanık olan ve tanık olunana yemin olsun ki, [740][741]
Bekir Sadak = sahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar oldukten sonra diriltileceklerdir.
Celal Yıldırım = Ve şâhid olana ve şâhid olunana da and olsun ki,
Cemal Külünkoğlu = (1-5) Kendinde burçlar (takımyıldızlar) taşıyan göğe, o vaad edilen güne (kıyamete), şahit olana (görene) ve şahit olunana (görülene) andolsun ki, (inananları yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = Şahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar öldükten sonra diriltileceklerdir.
Diyanet Vakfi = (1-7) Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Edip Yüksel = Ve tanığa da tanık olunana da andolsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ve şâhide ve meşhûda kasem olsun
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = o şahitlik edecek ve şahitlik edilecek olana yemin olsun ki,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şahitlik edene ve edilene andolsun ki,
Gültekin Onan = Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene).
Harun Yıldırım = Şahidlik edene ve şahidlik edilene,
Hasan Basri Çantay = şâhidle meşhûde ki,
Hayrat Neşriyat = Hem (o günde) şâhid olana ve şâhid olunana!
İbni Kesir = Şehadet edene ve şehadet edilene.
Kadri Çelik = Ve şahit olana (görene) ve şahit olunana (görülene).
Muhammed Esed = ve O (her şeye) tanıklık eden ile (O'nun tarafından) tanıklık edileni!
Mustafa İslamoğlu = her bir tanık ve sanık şahit olsun (da şu gerçeği ünlesin):
Ömer Nasuhi Bilmen = (3-4) Ve şehâdet eden ve şehâdet olunana. Hendeklerin sahipleri mel'un bulunmuştur.
Ömer Öngüt = Andolsun şâhitlik yapana ve şâhitlik edilene!
Şaban Piriş = Şahid olana ve şahid olunana..
Sadık Türkmen = Ant olsun o şahide ve şahitlik edilene!
Seyyid Kutub = Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki.
Suat Yıldırım = Şahid ile meşhûda kasem ederim ki:
Süleyman Ateş = (O gün) Şâhide ve şâhidlik edilene andolsun,
Tefhim-ul Kuran = Şahid olana (görene) ve şahid olunana (görülene) .
Ümit Şimşek = Ve şahitlik edene ve hakkında şahitlik edilene.
Yaşar Nuri Öztürk = Tanıklık edene, tanıklık edilene/seyredene, seyredilene,
İskender Ali Mihr = Ve şahit olana ve şahit olunana (görene ve görülene) (andolsun).
İlyas Yorulmaz = Şahitlik eden ve şahitlik edilene yemin olsun ki.
قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ
Bürûc / 4 -
Kutile ashâbul uhdûd(uhdûdi).
Diyanet İşleri = (3-5) Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kahrolsun yerde hendekler kazıp ateşler yakanlar.
Abdullah Parlıyan = Kahrolsun yerde hendekler kazıp müslümanları yakmak için ateş yakanlar.
Adem Uğur = Kahroldu o hendeğin sahipleri,
Ahmed Hulusi = Öldürüldü o hendek halkı. . .
Ahmet Tekin = Hendek kazıp mü’minleri hendeklere atarak zulüm ve işkence edenler kahrolsun.
Ahmet Varol = Kahrolsun o hendek ashabı. [2]
Ali Bulaç = Kahrolsun Ashab-ı Uhdud
Ali Fikri Yavuz = (Eski devirlerde müminlere çeşitli eziyetler yapan ve) Ashab-ı Uhdûd (diye adlanan kavim lânet edildiği gibi, Mekke müşrikleri de) lânetlenmiştir.
Ali Ünal = Kahrolsun ve kahroldu da o hendek halkı,
Bayraktar Bayraklı = (4-5) Kahrolsun! Ateşi olan o çukuru kazanlar.
Bekir Sadak = (4-7) Hazirladiklari hendekleri, tutusturulmus atesle doldurarak onun cevresinde oturup, inanmis kimselere dinlerinden donmeleri icin yaptiklari iskenceleri seyredenlerin cani ciksin!
Celal Yıldırım = Uhdûdlular lanetlendiler..
Cemal Külünkoğlu = (1-5) Kendinde burçlar (takımyıldızlar) taşıyan göğe, o vaad edilen güne (kıyamete), şahit olana (görene) ve şahit olunana (görülene) andolsun ki, (inananları yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
Diyanet Vakfi = (1-7) Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Edip Yüksel = Kanyon halkına yazıklar olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır = Tel'ıyn edildi sahibleri o uhdudun
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = o hendek sahiplerine la'net edildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kahroldu o hendeğin sahipleri,
Gültekin Onan = Kahrolsun Ashab-ı Uhdud.
Harun Yıldırım = Kahrolsun Uhdud ashabı!
Hasan Basri Çantay = (4-5) tutuşdurucu (malzeme ile hazırladıkları) o ateş hendeklerin saahibleri gebertilmişdir.
Hayrat Neşriyat = (4-5) (Ki mü’minlere işkence yapan) o Ashâb-ı Uhdûd, çırayla tutuşturulmuş o (çok şiddetli) ateş (hendeklerinin sâhibleri) kahrolsun!
İbni Kesir = Uhdud ashabının canı çıksın,
Kadri Çelik = Lanet olsun O hendek sahiplerine (Ashab-ı Uhdûd'a).
Muhammed Esed = Onlar (yalnızca) kendilerini yok ederler, o çukuru hazırlayanlar,
Mustafa İslamoğlu = Kahrolsun hendek ehli!
Ömer Nasuhi Bilmen = (3-4) Ve şehâdet eden ve şehâdet olunana. Hendeklerin sahipleri mel'un bulunmuştur.
Ömer Öngüt = Kahrolsun o hendeğin sahipleri!
Şaban Piriş = Kahrolsun hendek sahipleri!
Sadık Türkmen = Kahrolsun o hendek arkadaşları,
Seyyid Kutub = Hendekleri hazırlayanların canı çıksın.
Suat Yıldırım = (3-5) Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir.
Süleyman Ateş = Kahrolsun yerde hendekler kazıp ateşler yakanlar.
Tefhim-ul Kuran = Kahrolsun yerde hendekler kazıp müslümanları yakmak için ateş yakanlar.
Ümit Şimşek = Uhdud Ashabı kahrolsun!
Yaşar Nuri Öztürk = Ki gebertildi o hendekçi grup/o kamçıları hendek gibi iz bırakan herifler,
İskender Ali Mihr = Hendeklerin sahipleri helâk edildi.
İlyas Yorulmaz = Ashabı uhdud yok edildi.
النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ
Bürûc / 5 -
Ennâri zâtil vekûd(vekûdi).
Diyanet İşleri = (3-5) Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Öylesine ateş ki odunları var.
Abdullah Parlıyan = Öylesine ateş ki, alev alev yanar.
Adem Uğur = O çıralı ateşin,
Ahmed Hulusi = O çıralı ateşte.
Ahmet Tekin = Yığın yığın odunlarla ateş yıkıp işkence edenler kahrolsun.
Ahmet Varol = Tutuşturucu yakıt dolu ateş (hendeğinin)
Ali Bulaç = 'Tutuşturucu yakıt dolu o ateş,'
Ali Fikri Yavuz = İşkenceleri (Uhdûd’un), alevli ateştendi.
Ali Ünal = Alev alev tutuşturulmuş ateşi yakanlar.
Bayraktar Bayraklı = (4-5) Kahrolsun! Ateşi olan o çukuru kazanlar.
Bekir Sadak = (4-7) Hazirladiklari hendekleri, tutusturulmus atesle doldurarak onun cevresinde oturup, inanmis kimselere dinlerinden donmeleri icin yaptiklari iskenceleri seyredenlerin cani ciksin!
Celal Yıldırım = Alev alev yanan ateş,
Cemal Külünkoğlu = (1-5) Kendinde burçlar (takımyıldızlar) taşıyan göğe, o vaad edilen güne (kıyamete), şahit olana (görene) ve şahit olunana (görülene) andolsun ki, (inananları yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar kahrolmuş ve lanetlenmiştir.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
Diyanet Vakfi = (1-7) Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Edip Yüksel = Tutuşturulmuş ateşin-
Elmalılı Hamdi Yazır = O çıralı ateşin
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O çıralı ateş sahiplerine.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O çıralı ateşin,
Gültekin Onan = 'Tutuşturucu yakıt dolu o ateş',
Harun Yıldırım = Tutuşturulmuş o ateşin,
Hasan Basri Çantay = (4-5) tutuşdurucu (malzeme ile hazırladıkları) o ateş hendeklerin saahibleri gebertilmişdir.
Hayrat Neşriyat = (4-5) (Ki mü’minlere işkence yapan) o Ashâb-ı Uhdûd, çırayla tutuşturulmuş o (çok şiddetli) ateş (hendeklerinin sâhibleri) kahrolsun!
İbni Kesir = Tutuşturucu ateşlerle,
Kadri Çelik = Tutuşturucu yakıt dolu o ateş ehline!
Muhammed Esed = (imana ermiş olanlara karşı) şiddetle yanan ateş (çukurunu)!
Mustafa İslamoğlu = O ateş (hendekleri), ağzına kadar doldurulup tutuşturulmuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen = (5-6) Şiddetli tutuşturulmuş ateş (sahipleri). O vakit ki, onlar onun üzerine oturucu idiler.
Ömer Öngüt = Tutuşturulmuş o ateşin.
Şaban Piriş = Tutuşturulmuş ateş,
Sadık Türkmen = O ateşlerle dOlu hendeği hazırlayanlar!
Seyyid Kutub = Bol yakıtı olan ateşi oralara dolduranların.
Suat Yıldırım = (4-5) Tıpkı kahrolası Ashab-ı uhdud’un, o tutuşturulmuş ateşle dolu hendeği hazırlayanların mel’un oldukları gibi...
Süleyman Ateş = O yakıt doldurulup tutuşturulmuş ateş (hendeğinin adamları)!
Tefhim-ul Kuran = 'Tutuşturucu yakıt dolu o ateş,'
Ümit Şimşek = (5-6) Tutuşturdukları ateşle dolu hendeklerin karşısına otururlar,
Yaşar Nuri Öztürk = O tutuşturulan ateşin adamları,
İskender Ali Mihr = (İçi) yakıt dolu ateşin (sahipleri).
İlyas Yorulmaz = Yakıtı (odunu) bol olan ateşi hazırlayanlar.
إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ
Bürûc / 6 -
İzhum aleyhâ kuûd(kuûdun).
Diyanet İşleri = (6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = O sırada kendileri de kıyısında oturmuşlar.
Abdullah Parlıyan = Hani o zalimler ateşin başında oturup,
Adem Uğur = Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar,
Ahmed Hulusi = Hani onlar ateş çevresinde oturanlardı.
Ahmet Tekin = Ateşin etrafında oturuyorlar, işkence edecekleri mü’minleri ateşin kenarında tutuyorlardı.
Ahmet Varol = O zaman onlar o (ateş hendeği)nin başında oturmuşlardı.
Ali Bulaç = Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
Ali Fikri Yavuz = O vakit, (o zalim kâfirler) ateşin etrafında oturmuştular;
Ali Ünal = O ateşin başına oturmuş,
Bayraktar Bayraklı = (6-7) Onlar da o ateş çukurunun etrafında oturmuş, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.[742]
Bekir Sadak = (4-7) Hazirladiklari hendekleri, tutusturulmus atesle doldurarak onun cevresinde oturup, inanmis kimselere dinlerinden donmeleri icin yaptiklari iskenceleri seyredenlerin cani ciksin!
Celal Yıldırım = Hani ya onlar ateşin çevresinde oturmuşlardı. .
Cemal Külünkoğlu = (6-7) Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuş, (ateşe attıkları) mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
Diyanet Vakfi = (1-7) Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Edip Yüksel = Başında oturmuşlar,
Elmalılı Hamdi Yazır = O vakıt ki üzerine oturmuştular
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O zaman ki, çevresinde oturmuşlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hani o ateşin başına oturmuşlar,
Gültekin Onan = Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
Harun Yıldırım = Hani etrafında oturmuşlardı.
Hasan Basri Çantay = O zaman onlar (o ateşin) etrafında oturucu idiler.
Hayrat Neşriyat = (6-7) O vakit onlar, onun üzerine (ateşin etrâfında) oturmuş kimseler idiler. Ve onlar, mü’minlere yapmakta olduklarını seyredicilerdi!
İbni Kesir = Hani onlar, onun çevresinde oturmuşlardı.
Kadri Çelik = Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
Muhammed Esed = Hani, onlar (keyifle) o (ateşi) seyretmişlerdi,
Mustafa İslamoğlu = O zaman onlar ateşin üstüne oturmuşlardır;
Ömer Nasuhi Bilmen = (5-6) Şiddetli tutuşturulmuş ateş (sahipleri). O vakit ki, onlar onun üzerine oturucu idiler.
Ömer Öngüt = Hani onlar o ateşin başına oturmuşlardı.
Şaban Piriş = Kenarında oturmuşlar.
Sadık Türkmen = Hani onlar, onun çevresinde oturmuşlardı.
Seyyid Kutub = Hani onlar hendeklerin başında oturuyorlardı.
Suat Yıldırım = (6-7) Hani onlar ateşin başında oturur, müminlere yaptıklarını acımasızca seyrederlerdi.
Süleyman Ateş = Onlar, o (ateş hendeği)nin başında oturmuşlardı.
Tefhim-ul Kuran = Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
Ümit Şimşek = (5-6) Tutuşturdukları ateşle dolu hendeklerin karşısına otururlar,
Yaşar Nuri Öztürk = Onlar onun başında oturmuşlardı.
İskender Ali Mihr = Ki onlar, onun (ateşin) etrafında oturmuşlardı.
İlyas Yorulmaz = Yakılmış ateşin yanına oturduklarında.
وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ
Bürûc / 7 -
Ve hum alâ mâ yef’alûne bil mu’minîne şuhûd(şuhûdun).
Diyanet İşleri = (6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Abdulbaki Gölpınarlı = İnananlara yaptıklarını seyrediyor onlar.
Abdullah Parlıyan = mü'minlere yaptıkları azap ve işkenceyi seyrederlerdi.
Adem Uğur = Müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Ahmed Hulusi = Onlar, iman edenlere yaptıkları şeylere şahittiler!
Ahmet Tekin = Dinlerinden döndürmek için acımasızca şuurlu ve kâmil mü’minlere yaptıkları işkence ve zulmü de seyrediyorlardı, yaptıkları işkence ve zulüm sebebiyle kendi aleyhlerine şâhitlik de edecekler.
Ahmet Varol = Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Ali Bulaç = Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Ali Fikri Yavuz = Ve müminlere yaptıklarına, (onları yakmalarına) şahid bulunuyorlardı.
Ali Ünal = Mü’minlere yaptıklarını (keyifle) seyrederlerdi.
Bayraktar Bayraklı = (6-7) Onlar da o ateş çukurunun etrafında oturmuş, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.[742]
Bekir Sadak = (4-7) Hazirladiklari hendekleri, tutusturulmus atesle doldurarak onun cevresinde oturup, inanmis kimselere dinlerinden donmeleri icin yaptiklari iskenceleri seyredenlerin cani ciksin!
Celal Yıldırım = Onlar, mü'minlere yaptıklarına şâhid oluyorlardı.
Cemal Külünkoğlu = (6-7) Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuş, (ateşe attıkları) mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Diyanet İşleri (eski) = (4-7) Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur!
Diyanet Vakfi = (1-7) Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Edip Yüksel = Ve inananlara yaptıkları işkenceyi seyrediyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır = Mü'minlere yaptıklarına karşı şâhid de oluyorlardı
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Müminlere yaptıklarını bizzat seyrediyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Gültekin Onan = Ve inançlılara yaptıklarını seyrediyorlardı.
Harun Yıldırım = Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Hasan Basri Çantay = Onlar (Allaha) îman edenlere yapacakları (işkenceler) hususunda (hükümdarları nezdinde) şâhidlik edeceklerdi.
Hayrat Neşriyat = (6-7) O vakit onlar, onun üzerine (ateşin etrâfında) oturmuş kimseler idiler. Ve onlar, mü’minlere yapmakta olduklarını seyredicilerdi!
İbni Kesir = Mü'minlere yaptıklarını seyretmekteydiler.
Kadri Çelik = Onlar müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Muhammed Esed = müminlere ne yaptıklarının bilincinde olarak;
Mustafa İslamoğlu = zira mü'minlere yaptıkları kendi başlarına gelmiştir.
Ömer Nasuhi Bilmen = (7-8) Ve onlar, mü'minlere yapar olduklarını seyrediciler idi. Ve bunlardan intikam almaları da, bunların azîz, hamîd olan Allah'a imân etmiş olmalarından başka bir şey için değildi.
Ömer Öngüt = Müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.
Şaban Piriş = Müminlere yaptıklarını seyretmekteler.
Sadık Türkmen = Ve müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Seyyid Kutub = Müminlere yaptıkları işkenceleri seyrediyorlardı.
Suat Yıldırım = (6-7) Hani onlar ateşin başında oturur, müminlere yaptıklarını acımasızca seyrederlerdi.
Süleyman Ateş = Ve onlar, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Tefhim-ul Kuran = Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Ümit Şimşek = Ve mü'minlere yaptıkları işkenceyi seyrederlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk = Ve hepsi, müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
İskender Ali Mihr = Ve onlar, mü’minlere yaptıkları şeyleri seyrediyorlardı.
İlyas Yorulmaz = İnanan insanlara yapılanları seyrediyorlardı.
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
Bürûc / 8 -
Ve mâ nekamû minhum illâ en yu’minû billâhil azîzil hamîd(hamîdi).
Diyanet İşleri = (8-9) Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye lâyık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve ancak üstün ve hamde lâyık Allah'a inandıkları için onları azaplandırmadalar.
Abdullah Parlıyan = O mü'minlerden ancak güçlü ve övgüye layık olan Allah'a inanıyorlar diye intikam alıyorlardı.
Adem Uğur = Onlardan, sırf, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.
Ahmed Hulusi = Onlardan (iman edenlerden) yalnızca Aziyz ve Hamiyd olan Allâh'a iman ettikleri için intikâm aldılar.
Ahmet Tekin = Kudretli, hükümran, övgüye ve şükre lâyık Allah’a iman ettikleri için, yalnız bunun için onları, zulüm ve işkence yaparak cezalandırdılar.
Ahmet Varol = Onlardan sırf yüce ve övgüye layık olan Allah'a iman etmelerinden dolayı öç alıyorlardı.
Ali Bulaç = Onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,' öğülen Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.
Ali Fikri Yavuz = Müminlere kızdıkları da, ancak Azîz, Hamîd olan Allah’a iman etmeleri idi.
Ali Ünal = Mü’minlerden başka bir sebeple değil, sadece Azîz (mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte mutlak üstün ve galip), Hamîd (her türlü şükür ve övgüye mutlak manâda lâyık) Allah’a iman ettikleri için nefret ediyorlardı:
Bayraktar Bayraklı = (8-9) Müminlerden, sadece, göklerin ve yerin mülkü/iktidarı kendisine ait olan, ‘sonsuz kudret sahibi ve övgüye layık olan Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam aldılar/alıyorlar. Oysaki Allah her şeyi görür.
Bekir Sadak = (8-9) Bu inkarcilarin, inananlara kizmalari; onlarin sadece, goklerin ve yerin hukumranligi kendisinin bulunan ve ovulmege layik ve guclu olan Allah'a inanmis olmalarindandir. Allah her seye sahiddir.
Celal Yıldırım = Onların en çok kızıp intikam almak istedikleri ise, O çok güçlü, çok üstün, O çok övülmeye lâyık Allah'a imân edenlerdi.
Cemal Külünkoğlu = Mü'minlerden öç almalarının tek sebebi mutlak galip ve övgüye lâyık olan Allah'a inanmalarıydı.
Diyanet İşleri (eski) = (8-9) Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahiddir.
Diyanet Vakfi = (8-9) Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysa ki Allah her şeyi görür.
Edip Yüksel = İnananlardan nefret ediyorlardı. Sadece, onlar Üstün ve Övgüye layık olan ALLAH'a inandıkları için...
Elmalılı Hamdi Yazır = Onlardan kızdıkları da yalnız azîz, hamîd olan Allaha iyman etmeleri idi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlara sadece güçlü ve övgüye layık Allah'a iman etmeleri yüzünden kızıyorlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye lâyık olan Allah'a iman etmeleri idi.
Gültekin Onan = Onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan', öğülen Tanrı'ya inandıklarından dolayı intikam alıyorlardı.
Harun Yıldırım = Yalnızca Azîz ve Hamîd Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı onlardan.
Hasan Basri Çantay = Onlar, içlerinden (mü'minlerin) O yegâne gaalib, her hamde lâyık Allaha îman etmelerinden başka (hiçbir şey'i) inkâr etmemişlerdi.
Hayrat Neşriyat = Ve onlardan (o mü’minlerden) sâdece, Azîz (kudreti dâimâ üstün olan), Hamîd(hamd edilmeye çok lâyık) olan Allah’a îmân ettikleri için, (sâdece bunun için) intikam aldılar.
İbni Kesir = Onlar; ancak Aziz, Hamid Allah'a inandıkları için mü'minlerden öç almışlardı.
Kadri Çelik = Müminlerden öç almalarının tek sebebi güçlü, övgüye lâyık Allah'a inanmalarıydı.
Muhammed Esed = yalnızca Kudret Sahibi, bütün övgülere layık olan Allah'a inanmalarından dolayı nefret ediyorlardı o müminlerden,
Mustafa İslamoğlu = O (zalimler) başka bir sebeple değil, sadece yücelikte eşsiz ve hamdin tümüne layık olan Allah'a imanda ısrar ettikleri için onlardan intikam almışlardır.
Ömer Nasuhi Bilmen = (7-8) Ve onlar, mü'minlere yapar olduklarını seyrediciler idi. Ve bunlardan intikam almaları da, bunların azîz, hamîd olan Allah'a imân etmiş olmalarından başka bir şey için değildi.
Ömer Öngüt = O müminlere kızmalarının sebebi de sadece Azîz ve Hamîd olan Allah'a iman etmeleri idi.
Şaban Piriş = Onlardan sadece, Aziz ve Hamid olan Allah’a iman ettikleri için intikam alıyorlar.
Sadık Türkmen = Kendileri onlardan yalnızca güçlü ve övgüye değer Allah’a inandıkları için intikam alıyorlardı.
Seyyid Kutub = Müminlerden öç almalarının tek sebebi aziz, övgüye lâyık Allah'a inanmalarıydı.
Suat Yıldırım = (8-9) Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hâkimi, azîz ve hamîd (mutlak galip ve bütün övgülere lâyık) olan Allah’a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.
Süleyman Ateş = Mü'minler sırf aziz, övgüye lâyık Allah'a inandıkları için o (zâlim)ler onlardan öç aldılar.
Tefhim-ul Kuran = Kendileri onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,' öğülen Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.
Ümit Şimşek = Onlardan intikam almalarının nedeni, o mü'minlerin, kudreti herşeye üstün olan ve her türlü övgüye lâyık bulunan Allah'a iman etmelerinden başka birşey değildi.
Yaşar Nuri Öztürk = Onlardan sadece, Azîz ve Hamîd Allah'a iman ettikleri için öç alıyorlardı.
İskender Ali Mihr = Ve onlardan intikam almaları, Aziz ve Hamîd olan Allah’a îmân etmelerinden başka bir şey için değildi.
İlyas Yorulmaz = Onlar inananlardan, yalnızca güçlü ve övülmeye layık olan Allah’a inanıyorlar diye intikam alıyorlardı.
الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Bürûc / 9 -
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Diyanet İşleri = (8-9) Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye lâyık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
Abdulbaki Gölpınarlı = O mâbut ki onundur saltanatı ve tedbîri göklerin ve yeryüzünün ve Allah her şeye tanıktır.
Abdullah Parlıyan = O Allah ki, göklerin ve yerin hakimiyeti, saltanat ve idaresi O'nundur ve O Allah herşeye şahittir.
Adem Uğur = O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisine aittir ve Allah her şeye şahittir.
Ahmed Hulusi = O ki, semâlar ve arzın mülkü O'na aittir! Allâh her şeye şahittir!
Ahmet Tekin = O, göklerin ve yerin mülkü, hükümranlığı kendisine ait olan Allah’tır. Allah açık-gizli onların yaptıkları her şeye şâhittir, onları cezalandıracaktır.
Ahmet Varol = O (Allah) ki, göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah her şeye şahittir.
Ali Bulaç = Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.
Ali Fikri Yavuz = O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur; ve Allah her şeye şahiddir.
Ali Ünal = Göklerin ve yerin mutlak mülkiyet ve hakimiyeti Kendisine ait olan Allah’a. Ama Allah, olup biten her şeye şahittir.
Bayraktar Bayraklı = Ki bütün Semavât ve Arz mülkü onundur ve Allah, her şey'e şâhiddir
Bekir Sadak = (8-9) Bu inkarcilarin, inananlara kizmalari; onlarin sadece, goklerin ve yerin hukumranligi kendisinin bulunan ve ovulmege layik ve guclu olan Allah'a inanmis olmalarindandir. Allah her seye sahiddir.
Celal Yıldırım = O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah her şeye şâhiddir.
Cemal Külünkoğlu = O (Allah) ki göklerin ve yerin hükümranlığına sahiptir ve Allah her şeye şahittir.
Diyanet İşleri (eski) = (8-9) Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahiddir.
Diyanet Vakfi = (8-9) Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysa ki Allah her şeyi görür.
Edip Yüksel = Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Ve ALLAH herşeye Tanıktır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Ki bütün Semavât ve Arz mülkü onundur ve Allah, her şey'e şâhiddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O'nundur ve Allah, herşeye şahittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir.
Gültekin Onan = Ki O (Tanrı), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Tanrı, her şeyin üzerinde şahid olandır.
Harun Yıldırım = O ki, göklerin ve yerin mülkü yalnız kendisine aittir. Şüphesiz Allah, her şeyi en iyi görendir.
Hasan Basri Çantay = (O Allah ki) göklerin ve yerin mülk (-ü tasarruf) u Onundur. Allah herşey'e hakkıyle şâhiddir.
Hayrat Neşriyat = O (Allah) ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Ve Allah, herşeye hakkıyla şâhiddir.
İbni Kesir = O ki; göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Ve Allah; her şeye Şahid'dir.
Kadri Çelik = Göklerin ve yerin mülkünün kendisine ait olduğu (Allah'a inanmalarıydı) ve Allah her şey üzerine şahittir.
Muhammed Esed = O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığına sahiptir. Allah ki her şeye tanıktır!
Mustafa İslamoğlu = O Allah ki, göklerin ve yerin hakimiyeti sadece O'na aittir; üstelik Allah her şeye şahittir.
Ömer Nasuhi Bilmen = O (Allah'a) ki, göklerin ve yerin mülkü O'na aittir ve Allah her şey üzerine şahittir.
Ömer Öngüt = Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) O'nundur ve Allah her şeye şâhittir.
Şaban Piriş = Göklerin ve yerin hakimiyeti kendisinin olan... Her şeye şahid olan Allah’a..
Sadık Türkmen = O (Allah) ki; göklerin ve yerin mülkü/yönetimi/imparatorluğu O’nundur. Allah herşeye şahittir.
Seyyid Kutub = O Allah ki göklerin ve yerin sahibi olan Allah'a. Allah herşeye şahittir.
Suat Yıldırım = (8-9) Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hâkimi, azîz ve hamîd (mutlak galip ve bütün övgülere lâyık) olan Allah’a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.
Süleyman Ateş = O (Allah) ki göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Allâh, her şeye tanıktır.
Tefhim-ul Kuran = Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah (c.c.) her şeyin üzerinde şahid olandır.
Ümit Şimşek = O Allah ki, göklerin ve yerin egemenliği Onundur. Ve Allah herşeye şahittir.
Yaşar Nuri Öztürk = O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Allah her şeye tanıktır.
İskender Ali Mihr = O (Allah) ki, semaların ve yeryüzünün mülkü O’nundur. Ve Allah, herşeye şahittir.
İlyas Yorulmaz = Göklerin ve yeryüzünün mülkü kendisine ait olan Allah, her şeye şahitlik edendir.
إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
Bürûc / 10 -
İnnellezîne fetenûl mu’minîne vel mu’minâti summe lem yetûbû fe lehum azâbu cehenneme ve lehum azâbul harîk(harîkı).
Diyanet İşleri = Şüphesiz mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kadın ve erkek, inananları azaplandıranlar, sonra da tövbe etmeyenler yok mu, onlaradır cehennem azâbı ve onlaradır yakıp kavuran azap.
Abdullah Parlıyan = İnanan erkekler ile inanan kadınlara işkence edenlere ve sonra hiçbir pişmanlık duymayanlara gelince, onları cehennem azabı beklemektedir; evet, yakıcı azap beklemektedir onları!
Adem Uğur = Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki, iman eden erkeklere ve iman eden kadınlara işkence yapıp, tövbe de etmeyenler var ya, onlar için cehennemin azabı vardır ve onlar için yakıcı azabı vardır.
Ahmet Tekin = Şuurlu, kâmil mü’min erkeklerin ve şuurlu kâmil mü’min kadınların temel hak ve hürriyetlerini engelleyerek, baskı, zulüm ve işkence yapan güç ve iktidar sahiplerine, sonra da bundan vazgeçip Allah’a itaate yönelmeyenlere, tevbe etmeyenlere cehennem azâbı vardır. Onlara cehennemin en harlı yeri ayrılmıştır.
Ahmet Varol = Gerçekten mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip de sonra tevbe etmeyenler var ya; onlar için cehennem azabı vardır. Yine onlar için yakıcı ateş azabı vardır.
Ali Bulaç = Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlaradır.
Ali Fikri Yavuz = Muhakkak ki, mümin erkeklerle mümin kadınlara eziyet edenler, sonra da tevbe etmiyenler (var ya), işte onlara cehennem azabı var ve onlara yangın azabı var...
Ali Ünal = Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara her türlü işkenceyi yapan ve sonra da tevbe edip ıslah–ı halde bulunmayanlar, işte onlar için Cehennem azabı vardır, onlar için yangın azabı vardır.
Bayraktar Bayraklı = Şüphesiz, inanan erkekler ile inanan kadınlara işkence edenlere ve sonra tövbe etmeyenlere, cehennem azabı ve orada yanma cezası vardır.
Bekir Sadak = Ama inanmis erkek ve kadinlara iskence ederek onlari dinlerinden cevirmege ugrasanlar, eger tevbe etmezlerse, onlara cehennem azabi vardir. Yakici azap da onlaradir.
Celal Yıldırım = O kimseler ki, inanan erkek ve kadınlara (dinlerinden dönmeleri için) işkencede bulundular, sonra da (bu yaptıklarından dolayı) tövbe etmediler ; onlar için Cehennem azabı vardır; o çok yakıcı azâb onlar içindir
Cemal Külünkoğlu = İnanan erkeklere ve inanan kadınlara işkence edip, sonra yaptıklarına tevbe etmeyenler var ya, işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
Diyanet İşleri (eski) = Ama inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeğe uğraşanlar, eğer tevbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yakıcı azap da onlaradır.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.
Edip Yüksel = İnanan erkeklere ve kadınlara zulüm ve işkencede bulunan ve daha sonra tevbe etmeyenler cehennem azabını haketmişlerdir. Onlar için yakıcı bir azap vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = O kimseler ki mü'minîn ve mü'minâta fitne yapmışlar, sonra da tevbe etmemişlerdir muhakkak artık onlara Cehennem azâbı var ve onlara yangın azâbı vardır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İnanan erkeklere ve inanan kadınlara eziyet edip de sonra tevbe etmeyenlere kesinlikle cehennem azabı vardır ve de yangın azabı!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
Gültekin Onan = Gerçek şu ki, inançlı (erkek)lerle inançlı (kadın)lara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlaradır.
Harun Yıldırım = Gerçek şu ki, mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence edip sonra tövbe etmeyenlere cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, erkek mü'minlerle kadın mü'minleri belâye uğratanlar, sonra da tevbe etmeyenler (yok mu?) onlar için cehennem azâbı vardır, onlar için bir de yangın azâbı.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara (îmanlarından vazgeçmeleri için) işkence edip de, sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler yok mu, işte onlar için Cehennem azâbı vardır, hem onlar için (bu dünyada da) yangın azâbı vardır (ki o ateş, kendilerini de yakmıştır)!
İbni Kesir = Şüphesiz ki mü'min erkekleri ve mü'min kadınları belaya uğratanlar sonra da tevbe etmemiş olanlar, işte onlar için cehennem azabı vardır. Ve yakıcı azab da onlaradır.
Kadri Çelik = Şüphesiz mümin erkeklerle mümin kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar sonra da tevbe etmeyenler (yok mu), işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlar içindir.
Muhammed Esed = İnanan erkekler ile inanan kadınlara işkence edenlere ve sonra hiçbir pişmanlık duymayanlara gelince, onları cehennem azabı beklemektedir; evet, yakıcı azap beklemektedir onları!
Mustafa İslamoğlu = Bakın, mü'min erkekler ve mü'min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar derin bir mahrumiyet gayyasını boylayacaklar ve onları harlı ateşin azabı bekleyecektir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak o kimseler ki, mü'minleri ve mü'mineleri belaya düşürmüşlerdir, sonra da tevbe etmemişlerdir. Artık onlar için cehennem azabı ve onlar için yangın azabı vardır.
Ömer Öngüt = İnanmış erkek ve kadınlara fitne yoluyla işkence edip, sonra tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır ve onlar için yangın azabı vardır.
Şaban Piriş = Erkek ve kadın mü’minleri ateşe atıp, sonra da tevbe etmeyenlere, onlara cehennem azabı vardır. Onlara yakıcı azap vardır.
Sadık Türkmen = Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edenler, sonra da tövbe etmeyenler var ya; işte onlara kesinlikle cehennem azabı vardır. Yakıcı ateş azabı da onlar içindir.
Seyyid Kutub = İnanmış erkek ve kadınlara işkence edip, sonra yaptıklarına tevbe etmeyenler, var ya. Şüphesiz onlar için cehennem azabı vardır. Yakıp kavuran azap ta onlaradır,
Suat Yıldırım = Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya. İşte onlara cehennem azabı var, yangın azabı var.
Süleyman Ateş = İnanmış erkek ve kadınlara işkence edip sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler (yok mu), onlar için cehennem azâbı vardır ve onlar için yangın azâbı vardır.
Tefhim-ul Kuran = Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar sonra da tevbe etmeyenler (yok mu); işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlar içindir.
Ümit Şimşek = Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara işkence eden ve bundan tevbe etmemiş olanlar için Cehennem azabından başka bir de yangın azabı vardır.
Yaşar Nuri Öztürk = Şu bir gerçek ki, inanan erkeklerle inanan kadınlara işkence edip sonra da tövbe etmemiş olanlar için, cehennem azabı vardır. Onlar için yangın azabı da vardır.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki onlar, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmemişlerdir. Artık onlar için cehennem azabı ve yakıcı azap vardır.
İlyas Yorulmaz = İnanan erkekleri ve inanan kadınları yoldan çıkarmaya çalışan ve sonradanda tövbe etmemiş olanlar için, cehennem azabı ve her şeyi yakıp tutuşturan ateşin azabı var.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ
Bürûc / 11 -
İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti lehum cennâtun tecrî min tahtihâl enhâr(enhâru), zâlikel fevzul kebîr(kebîru).
Diyanet İşleri = İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
Abdulbaki Gölpınarlı = İnananlara ve iyi işlerde bulunanlara gelince: Onlaradır kıyılarından ırmaklar akan cennetler ve buysa pek büyük bir kurtuluştur, bu kutluluk ve murâda eriş.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz ki iman edip doğru dürüst işler işleyenlere, içerisinden ırmaklar akan cennetler vardır. En büyük kurtuluş da budur.
Adem Uğur = İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki iman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır. . . İşte bu büyük kurtuluştur!
Ahmet Tekin = İman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenlere, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlara, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlara, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenlere de altından ırmaklar akan cennet konakları vardır. İşte bu büyük mutluluktur.
Ahmet Varol = Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Ali Bulaç = Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
Ali Fikri Yavuz = İman edib salih ameller işliyenlere gelince; onlara (ağaçları ve evleri) altından ırmaklar akar cennetler var. İşte büyük kurtuluş budur... (*) Dikkat! Secde âyetidir.
Ali Ünal = İman edib salih ameller işliyenlere gelince; onlara (ağaçları ve evleri) altından ırmaklar akar cennetler var. İşte büyük kurtuluş budur... (*) Dikkat! Secde âyetidir.
Bayraktar Bayraklı = İman edip iyi amel yapanlara ise, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte, büyük kurtuluş budur.
Bekir Sadak = suphesiz inanip yararli isler isleyenlere, onlara, iclerinden irmaklar akan cennetler vardir. Bu, buyuk kurtulustur.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlara, altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
Cemal Külünkoğlu = İnandıktan sonra faydalı ve iyi işler yapanlar için de altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Diyanet İşleri (eski) = Şüphesiz inanıp yararlı işler işleyenlere, onlara, içlerinden ırmaklar akan cennetler vardır. Bu, büyük kurtuluştur.
Diyanet Vakfi = İman edip sâlih ameller işleyenlere ise, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Edip Yüksel = İnanan ve erdemli davrananlar ise içlerinden ırmaklar akan cennetleri haketmişlerdir. Büyük başarı budur.
Elmalılı Hamdi Yazır = O kimseler ki iyman etmişler ve salih ameller işlemişlerdir, muhakkak onlara altından ırmaklar akar Cennetler var, işte o büyük kurtuluşdur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = İman edip iyi işler yapanlara ise muhakkak altından ırmaklar akan cennetler vardır, işte o büyük kurtuluş odur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur.
Gültekin Onan = Şüphesiz inanıp salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
Harun Yıldırım = Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için altlarından nehirler akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Hasan Basri Çantay = İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) edenler (e gelince:) Altlarından ırmaklar akan cennetler de, onlarındır. Büyük kurtuluş (ve seâdet de) budur.
Hayrat Neşriyat = Muhakkak ki îmân edip sâlih ameller işleyenler var ya, onlar için, altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır! İşte büyük kurtuluş budur!
İbni Kesir = Doğrusu iman edip salih amel işlemiş olanlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Kadri Çelik = Şüphesiz iman edip de salih amellerde bulunanlar (var ya), onlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Muhammed Esed = (Ama,) imana ermiş olup da doğru ve yararlı işler yapanlar, (öteki dünyada) içinden ırmaklar akan bahçeler bulacaklardır; bu, büyük bir kurtuluştur!
Mustafa İslamoğlu = Şüphesiz iman eden ve Allah'ın razı olacağı davranışlarda bulunanları da, zemininden ırmaklar çağıldayan cennetler bekleyecektir: işte büyük başarı budur.
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphe yok ki, imân etmiş ve sâlih sâlih amellerde bulunmuş kimseler için de altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Bu ise pek büyük bir kurtuluştur.
Ömer Öngüt = İman edip de sâlih ameller işleyenlere ise, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Şaban Piriş = İman edip, doğruları yapanlara, onlara alt tarafından ırmaklar akan cennetler var. İşte bu büyük kurtuluş ..
Sadık Türkmen = Iman edenlere ve salih amelleri/faydalı işleri en iyi şekilde yapanlara ise, alt taraflarından ırmaklar akan cennetler vardır. Büyük başarı/kurtuluş işte budur!
Seyyid Kutub = inananlar ve iyi işler yapanlar için de altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Suat Yıldırım = İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur.
Süleyman Ateş = İnanan ve iyi işler yapan kimseler için de altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük başarı budur.
Tefhim-ul Kuran = Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için altlarından nehirler akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Ümit Şimşek = İman eden ve güzel işler yapanlar için ise, altlarından ırmaklar akan Cennetler vardır. Asıl büyük bahtiyarlık işte budur.
Yaşar Nuri Öztürk = İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince onlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Büyük başarı işte budur.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki âmenû olanlar (yaşarken Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) yapanlar, onlar için altından nehirler akan cennetler vardır ve işte bu büyük fevzdir (kurtuluş ve şerefli bir ikramdır).
İlyas Yorulmaz = Şurası kesindir ki, iman edip salih amel işleyenler için, altlarından ırmakların aktığı cennetler var. İşte bu büyük bir kurtuluştur.
إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
Bürûc / 12 -
İnne batşe rabbike le şedîd(şedîdun).
Diyanet İşleri = Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki Rabbinin, tutup helâk edişi, pek çetindir.
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz Rabbinin yakalaması son derece çetindir.
Adem Uğur = Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki Rabbi'nin yakalayışı çok şiddetlidir!
Ahmet Tekin = Rabbinin sarsarak yakalayıp cezalandırması çok şiddetlidir.
Ahmet Varol = Doğrusu Rabbinin yakalaması pek şiddetlidir.
Ali Bulaç = Doğrusu, Rabbinin 'zorlu yakalayışı' şiddetlidir.
Ali Fikri Yavuz = Gerçekten Rabbinin (zalimleri azabla) yakalayıvermesi çok şiddetlidir.
Ali Ünal = Rabbinin tutup yakalaması gerçekte pek çetindir.
Bayraktar Bayraklı = (12-16) Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
Bekir Sadak = Dogrusu Rabbinin yakalamasi amansizdir.
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki Rabbin tutup kahretmesi çok şiddetlidir.
Cemal Külünkoğlu = Gerçekten Rabbinin (zalimleri azapla) yakalaması çok şiddetlidir.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu Rabbinin yakalaması amansızdır.
Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
Edip Yüksel = Doğrusu, Rabbinin yakalaması pek çetindir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Hakîkat rabbının tutuşu şediddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Gerçekten Rabbinin tutuşu çok şiddetlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir.
Gültekin Onan = Doğrusu, rabbinin 'zorlu yakalayışı' şiddetlidir.
Harun Yıldırım = Doğrusu, Rabbinin yakalaması pek şiddetlidir.
Hasan Basri Çantay = Hakıykat, Rabbinin kıskıvrak tutub yakalayışı pek çetindir.
Hayrat Neşriyat = Doğrusu Rabbinin (kıskıvrak tutup) yakalayışı, elbette pek şiddetlidir!
İbni Kesir = Doğrusu Rabbının yakalayışı amansızdır.
Kadri Çelik = Ki doğrusu, Rabbinin zorlu yakalayışı şiddetlidir.
Muhammed Esed = Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir!
Mustafa İslamoğlu = Şüphesiz Rabbinin kıskıvrak yakalaması pek çetindir;
Ömer Nasuhi Bilmen = Şüphesiz ki Rabbinin kavrayıp tutuşu pek şiddetlidir.
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
Şaban Piriş = Şüphesiz Rabbinin yakalayışı ise çok şiddetlidir.
Sadık Türkmen = Şüphesiz ki, Rabbinin yakalayışı pek şiddetlidir.
Seyyid Kutub = Doğrusu Rabbinin yakalaması şiddetlidir.
Suat Yıldırım = Senin Rabbinin darbesi çok müthiştir.
Süleyman Ateş = Şüphesiz Rabbinin tutuşu şiddetlidir.
Tefhim-ul Kuran = Doğrusu, Rabbinin 'zorlu yakalayışı' şiddetlidir.
Ümit Şimşek = Gerçek şu ki, Rabbinin yakalaması pek şiddetlidir.
Yaşar Nuri Öztürk = Hiç kuşkusuz, Rabbinin yakalayışı/çarpışı çok şiddetlidir.
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki Rabbinin yakalaması elbette çok şiddetlidir.
İlyas Yorulmaz = Rabbinin suçluları yakalayışı çok şiddetlidir.
إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ
Bürûc / 13 -
İnnehu huve yubdiu ve yuîd(yuîdu).
Diyanet İşleri = Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki o, ilk defa var eder ve ölümden sonra gene de yaratır.
Abdullah Parlıyan = O'dur insanı yoktan var eden ve sonra yeniden hayata getiren.
Adem Uğur = Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir.
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki "HÛ"dur, ibda (izhar) eden ve iade (tekrar izhar) eden!
Ahmet Tekin = İlk yaratan, aralıksız yaratmaya devam eden ve ölümden sonra yeniden hayat veren yine O’dur.
Ahmet Varol = İlkin var eden, sonra yeniden dirilten O'dur.
Ali Bulaç = Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
Ali Fikri Yavuz = Çünkü O, (mahlûkâtı yoktan var edib) yaratır ve, (sonra öldürüb tekrar) diriltir.
Ali Ünal = O’dur başta yaratan ve yarattığını tekrar edip, (en son Âhiret’te) yeniden yaratacak olan.
Bayraktar Bayraklı = (12-16) Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
Bekir Sadak = Once yaratip sonra bunu tekrar eden O'dur.
Celal Yıldırım = Doğrusu O, önce yoktan başlatıp var kılar; sonra da öldürüp yeniden geri çevirir.
Cemal Külünkoğlu = (Mahlûkâtı yoktan var edip) yaratan da O'dur, (sonra öldürüp tekrar) diriltecek olan da O'dur.
Diyanet İşleri (eski) = Önce yaratıp sonra bunu tekrar eden O'dur.
Diyanet Vakfi = Bilin ki O, (kâinat yokken) ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı) geri getirendir.
Edip Yüksel = Başlatan ve tekrarlayan O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır = Çünkü o hem mübdî hem muîddir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Çünkü yoktan var eden de, tekrar dirilten de odur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yoktan o yaratır ve tekrar o diriltir.
Gültekin Onan = Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
Harun Yıldırım = İlk defa yaratan ve tekrar diriltecek olan da O’dur.
Hasan Basri Çantay = Çünkü O, ilkin var edenin de, (sonra yeniden diriltib kendisine) döndürecek olanın da ta kendisidir.
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki (ilk olarak mahlûkatı yaratmaya) başlayan ve (âhirette o yaratmayıtekrar) iâde eden ancak O’dur.
İbni Kesir = Önce yaratıp sonra tekrarlayan O'dur, O.
Kadri Çelik = Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
Muhammed Esed = O'dur (insanı) yoktan var eden ve sonra yeniden hayata getiren.
Mustafa İslamoğlu = çünkü O, evet O'dur yoktan var eden ve o yaratmayı sürekli tekrar eden de yine O'dur.
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki O'dur, bidâyeten yaratır ve iade eder olan O'dur.
Ömer Öngüt = Bilin ki O, ilk olarak yaratır ve tekrar eder.
Şaban Piriş = İlk defa yaratan ve tekrar diriltecek olan O’dur.
Sadık Türkmen = Gerçek şu ki; O’dur yoktan var eden ve yeniden diriltecek/hayat verecek olan!
Seyyid Kutub = İlk yaratan ve tekrar yaratacak olan da O'dur.
Suat Yıldırım = O ilkin yaratır, sonra öldürüp tekrar diriltir.
Süleyman Ateş = İlkin var eden, sonra geri çevirip yeniden yaratan O'dur.
Tefhim-ul Kuran = Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
Ümit Şimşek = Önce yaratan da Odur, sonra dirilten de.
Yaşar Nuri Öztürk = İlk yaratan da O'dur, tekrar yaratan da O'dur!!
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki O, ilk defa (yoktan var ederek) yaratır. Ve (sonra geri) döndürür.
İlyas Yorulmaz = Elbette ki, ilk defe yaratan da O, ölümden sonra tekrar hayata döndüren de O dur.
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ
Bürûc / 14 -
Ve huvel gafûrul vedûd(vedûdu).
Diyanet İşleri = O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve odur suçları örten ve çok çok seven.
Abdullah Parlıyan = O mü'min kullarının günahlarını bağışlayan ve kendisine itaat eden dostlarını çok sevendir.
Adem Uğur = O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
Ahmed Hulusi = O, Ğafûr'dur, Vedud'dur.
Ahmet Tekin = Kullarını koruma kalkanına alan, çok bağışlayan ve çok seven de O’dur.
Ahmet Varol = O, çok bağışlayan, çok sevendir.
Ali Bulaç = O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
Ali Fikri Yavuz = Bununla beraber O, Gafûr’dur = tevbe edenleri bağışlayandır. Vedûd’dur = itaatkârları sevendir.
Ali Ünal = Ve yine O’dur Ğafûr (bağışlaması pek bol olan), Vedûd (kullarını çok sevip, çok sevilen).
Bayraktar Bayraklı = (12-16) Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
Bekir Sadak = (14-15) Yuce Arsin sahibi, cok seven, bagislayan O'dur.
Celal Yıldırım = O, çok bağışlayandır, çok sevilen ve sevendir.
Cemal Külünkoğlu = O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
Diyanet İşleri (eski) = (14-15) Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur.
Diyanet Vakfi = O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
Edip Yüksel = O Bağışlayandır, Sevendir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Onunla beraber gafurdur, çok sevgili (vedud)dur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bununla beraber, çok bağışlayıcıdır, sevgi doludur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.
Gültekin Onan = O, çok bağışlayandır çok sevendir.
Harun Yıldırım = O, Ğafûr’dur, Vedûd’dur.
Hasan Basri Çantay = O, (tevbe' eden mü'minleri) çok yarlığayan, (dostlarını) çok sevendir.
Hayrat Neşriyat = Ve O, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Vedûd (kullarını çok seven)dir.
İbni Kesir = O; Ğafur'dur, Vedud'dur.
Kadri Çelik = O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
Muhammed Esed = Ve yalnız O'dur gerçek bağışlayıcı, sevgide kapsayıcı,
Mustafa İslamoğlu = Ve mutlak bağış sahibi, hep seven ve sınırsızca sevilmeye layık olan O'dur;
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve çok bağışlayan, çok seven O'dur.
Ömer Öngüt = O, çok bağışlayan, çok sevendir.
Şaban Piriş = Çok bağışlayıcı ve (müminleri) çok seven O’dur.
Sadık Türkmen = Bağışlayıcıdır, sevendir.
Seyyid Kutub = O, bağışlayan ve sevendir.
Suat Yıldırım = O gafurdur (mağfireti boldur), vedûddur (kullarını sever, onlar tarafından da sevilir).
Süleyman Ateş = O bağışlayandır, sevendir.
Tefhim-ul Kuran = O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
Ümit Şimşek = O çok bağışlayıcıdır; kullarını seven ve sevilmeye lâyık olandır.
Yaşar Nuri Öztürk = Gafûr O'dur, Vedûd O!
İskender Ali Mihr = Ve O, Gafur’dur (mağfiret edendir), Vedûd’dur (çok sevendir).
İlyas Yorulmaz = O bağışlayan ve yarattıklarını sevendir.
ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ
Bürûc / 15 -
Zul arşil mecîd(mecîdu).
Diyanet İşleri = Arş’ın sahibidir, şanı yüce olandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Şerefli arşın sâhibi.
Abdullah Parlıyan = Arşın sahibi olup yüceler yücesidir.
Adem Uğur = Şerefli Arş'ın sahibidir.
Ahmed Hulusi = Arş sahibi'dir, Meciyd'dir (şanı, azameti yüce).
Ahmet Tekin = Yüce Arş’ın, sınırsız kudret ve iktidar makamının sahibidir.
Ahmet Varol = Arş'ın sahibidir; pek yücedir.
Ali Bulaç = Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce)dir.
Ali Fikri Yavuz = Arşın sahibidir, Mecîd’dir = zâtında ve sıfatında pek büyüktür.
Ali Ünal = Arş’ın Sahibi, Mecîd (şanı pek yüce).
Bayraktar Bayraklı = (12-16) Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
Bekir Sadak = (14-15) Yuce Arsin sahibi, cok seven, bagislayan O'dur.
Celal Yıldırım = Yüce şerefli, şanlı Arş'ın sahibidir.
Cemal Külünkoğlu = Şanlı kudret tahtının sahibidir.
Diyanet İşleri (eski) = (14-15) Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur.
Diyanet Vakfi = Arş'ın sahibidir, çok yücedir.
Edip Yüksel = Şanlı yönetimin sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır = Arşın sahibi, şanlı (mecîd)dir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Arş'ın sahibidir, şanı yücedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Arş'ın sahibidir, yücedir.
Gültekin Onan = Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce)dir.
Harun Yıldırım = Arş’ın sahibidir, Mecîd’dir.
Hasan Basri Çantay = Arşın saahibidir. (Zâtinde de, sıfatlarında da) pek yücedir (büyükdür).
Hayrat Neşriyat = Arşın sâhibidir; Mecîd (şânı pek yüce)dir.
İbni Kesir = Arş'ın sahibidir, Mecid'dir.
Kadri Çelik = Yüce egemenlik tahtının sahibidir.
Muhammed Esed = şanlı kudret tahtının sahibi,
Mustafa İslamoğlu = en şerefli makamın sahibidir;
Ömer Nasuhi Bilmen = Arş'ın Azîmüşşan sahibidir.
Ömer Öngüt = Şerefli Arş'ın sahibidir.
Şaban Piriş = Yüce arşın sahibi.
Sadık Türkmen = Arş’ın sahibidir, şanı yücedir.
Seyyid Kutub = Arş'ın sahibidir, yücedir.
Suat Yıldırım = O Arş sahibidir, şanı pek yücedir.
Süleyman Ateş = Arş'ın sâhibidir, yücedir.
Tefhim-ul Kuran = Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce) dir.
Ümit Şimşek = Arş'ın sahibidir, şanı yücedir.
Yaşar Nuri Öztürk = Arşın sahibidir; Mecîd'dir, şanı yüce olandır!
İskender Ali Mihr = (O), Arşın Sahibi’dir, Mecid’dir (çok yüce ve şereflidir).
İlyas Yorulmaz = Yüce arşın sahibi çok çok yücedir.
فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ
Bürûc / 16 -
Fa’âlun limâ yurîd(yurîdu).
Diyanet İşleri = Dilediğini mutlaka yapandır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Dilediğini işler durur.
Abdullah Parlıyan = Her istediğini yapabilen O'dur.
Adem Uğur = Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.
Ahmed Hulusi = İrade ettiğini (Dilediğini) yapar!
Ahmet Tekin = Allah dilediği kanunları koyuyor, her an iradesinin tecellisini hakkıyla icraya devam ediyor.
Ahmet Varol = İstediğini yapandır.
Ali Bulaç = Her dilediğini yapıp gerçekleştirendir.
Ali Fikri Yavuz = Dilediğini hemen yapandır.
Ali Ünal = Dilediğini dilediği şekilde yapan.
Bayraktar Bayraklı = (12-16) Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir. İnsanı yoktan yaratan ve sonra yeniden diriltecek O'dur. O, çok bağışlayandır; çok sevendir. Şanlı kudret tahtının sahibidir. Dilediği şeyleri mutlak yapandır.
Bekir Sadak = Her diledigini mutlaka yapandir.
Celal Yıldırım = İrâde ettiğini kusursuz yapandır.
Cemal Külünkoğlu = Her istediğini mutlaka yapandır.
Diyanet İşleri (eski) = Her dilediğini mutlaka yapandır.
Diyanet Vakfi = Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.
Edip Yüksel = Dilediğini yapandır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Dilediğini yapar (fa'alün limâ yürîd)dir
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Dilediğini yapandır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Dilediğini yapandır.
Gültekin Onan = Her dilediğini yapıp gerçekleştirendir.
Harun Yıldırım = Her dilediğini gerçekleştirendir.
Hasan Basri Çantay = Ne dilerse hakkıyle yapandır.
Hayrat Neşriyat = Ne dilerse, (dilediği gibi) hakkıyla yapandır.
İbni Kesir = Dilediğini mutlaka yapandır.
Kadri Çelik = Her dilediğini yapıp gerçekleştirendir.
Muhammed Esed = dilediği her şeyin mutlak Yapıcısı.
Mustafa İslamoğlu = dilediği her şeyi yapabilendir.
Ömer Nasuhi Bilmen = Dilediğini hakkıyla yapandır.
Ömer Öngüt = Dilediğini mutlaka yapandır.
Şaban Piriş = Ne dilerse yapandır.
Sadık Türkmen = Dilediğini mutlaka yapandır.
Seyyid Kutub = İstediğini yapandır.
Suat Yıldırım = Dilediği her şeyi yapar.
Süleyman Ateş = İstediğini yapandır.
Tefhim-ul Kuran = Her dilediğini yapıp gerçekleştirendir.
Ümit Şimşek = Dilediğini dilediği gibi yapar.
Yaşar Nuri Öztürk = İstediğini hemen yapandır.
İskender Ali Mihr = Dilediği şeyi yapandır.
İlyas Yorulmaz = Dilediğini yapandır.
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ
Bürûc / 17 -
Hel etâke hadîsul cunûd(cunûdi).
Diyanet İşleri = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana geldi mi?
Abdulbaki Gölpınarlı = Sana, ordulara âit olan söz gelmedi mi.
Abdullah Parlıyan = Günahkar orduların kıssasından haberin var mı?
Adem Uğur = Orduların, haberi sana geldi mi?
Ahmed Hulusi = O orduların haberi sana geldi mi?
Ahmet Tekin = Allah’a, emirlerine, peygamberlerine âsi olan diktatörlerin, ilâhî kanunları tanımayan askerî erkânın emrindeki günahkâr orduların nasıl yok olup gittiğinin haberleri sana geldi mi?
Ahmet Varol = O orduların haberi sana geldi mi?
Ali Bulaç = Orduların haberi sana geldi mi?
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm) geldi ya sana haberleri (o kâfirler topluluğu) orduların:
Ali Ünal = Sana ulaştı mı haberi o orduların,
Bayraktar Bayraklı = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd'un uğradıkları helâkın haberi sana geldi mi?
Bekir Sadak = (17-18) Firavun ve Semud ordularinin haberi sana geldi mi?
Celal Yıldırım = (17-18) Fir'avn ve Semûd askerlerinin haberi sana geldi ya..
Cemal Külünkoğlu = (17-18) (Resulüm!) Sana Firavun ve Semud'a ait orduların haberi geldi mi?
Diyanet İşleri (eski) = (17-18) Firavun ve Semud ordularının haberi sana geldi mi?
Diyanet Vakfi = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd'un (uğradıkları felâketin) haberi sana geldi mi?
Edip Yüksel = Orduların tarihinden haberin var mı?
Elmalılı Hamdi Yazır = geldi ya, sana kıssası o orduların (o cünudun)
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O orduların kıssası sana geldi ya?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O orduların kıssası sana geldi mi?
Gültekin Onan = Orduların haberi sana geldi mi?
Harun Yıldırım = Orduların haberi geldi mi sana?
Hasan Basri Çantay = (17-18) Sana (Habîbim) o orduların, Firavn ve Semuudun haberi geldi ya.
Hayrat Neşriyat = (17-18) (Ey Resûlüm!) Sana o orduların, Fir'avun ve Semûd’un (helâk oluş) haber(ler)i geldi mi?
İbni Kesir = O orduların haberi haberi, sana geldi mi?
Kadri Çelik = Orduların haberi sana geldi mi?
Muhammed Esed = (Günahkar) orduların kıssasından haberin var mı?
Mustafa İslamoğlu = Malum orduların olayından haberin var mı?
Ömer Nasuhi Bilmen = (17-18) Sana o orduların haberi geldi mi? Fir'avun ile Semûd'un (haberi)?
Ömer Öngüt = Orduların haberi sana gelmedi mi?
Şaban Piriş = -Sana o orduların haberi gelmedi mi?
Sadık Türkmen = Oordularin haberi sana geldi mi?
Seyyid Kutub = Sana orduların haberi geldi mi?
Suat Yıldırım = (17-18) Nitekim o orduların, Firavun ve Semûd milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.
Süleyman Ateş = O orduların haberi sana geldi mi?
Tefhim-ul Kuran = Orduların haberi sana geldi mi?
Ümit Şimşek = Sana haberi geldi mi orduların:
Yaşar Nuri Öztürk = Geldi mi sana orduların haberi?
İskender Ali Mihr = Sana, o orduların haberi (kıssası) geldi mi?
İlyas Yorulmaz = Orduların haberi sana geldi mi?
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ
Bürûc / 18 -
Fir’avne ve semûd(semûde).
Diyanet İşleri = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd’un haberi sana geldi mi?
Abdulbaki Gölpınarlı = Firavun'a ve Semûd'a âid olan?
Abdullah Parlıyan = Firavun ve Semûd kavmi nasıl da yok olup gittiler.
Adem Uğur = Yani Firavun ve Semûd'un
Ahmed Hulusi = Firavun ve Semud'u (helâk eden)!
Ahmet Tekin = Yok edilen Firavun ve Semûd’un ordularının askerî erkânının haberleri sana geldi mi?
Ahmet Varol = Firavun'un ve Semud'un.
Ali Bulaç = Firavun ve Semud (ordularının)?
Ali Fikri Yavuz = Firavun’un ve Semûd’un... (Bunların, peygamberlerini tekzib edişlerini ve sonunda helâk edilişlerini biliyorsun. O halde sen müşriklerin eziyetlerine sabret ve onları böyle bir akıbetle korkut).
Ali Ünal = Firavun’un ve Semûd’un?
Bayraktar Bayraklı = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd'un uğradıkları helâkın haberi sana geldi mi?
Bekir Sadak = (17-18) Firavun ve Semud ordularinin haberi sana geldi mi?
Celal Yıldırım = (17-18) Fir'avn ve Semûd askerlerinin haberi sana geldi ya..
Cemal Külünkoğlu = (17-18) (Resulüm!) Sana Firavun ve Semud'a ait orduların haberi geldi mi?
Diyanet İşleri (eski) = (17-18) Firavun ve Semud ordularının haberi sana geldi mi?
Diyanet Vakfi = (17-18) Orduların, Firavun ve Semûd'un (uğradıkları felâketin) haberi sana geldi mi?
Edip Yüksel = Firavun'un, Semud'un?
Elmalılı Hamdi Yazır = Fir'avnin ve Semudün
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Firavun'un ve Semud'un kıssası?
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yani Firavun ve Semud'un?
Gültekin Onan = Firavun ve Semud (ordularının)?
Harun Yıldırım = Firavun’un ve Semud’un.
Hasan Basri Çantay = (17-18) Sana (Habîbim) o orduların, Firavn ve Semuudun haberi geldi ya.
Hayrat Neşriyat = (17-18) (Ey Resûlüm!) Sana o orduların, Fir'avun ve Semûd’un (helâk oluş) haber(ler)i geldi mi?
İbni Kesir = Firavun ve Semud'un.
Kadri Çelik = Firavun ve Semud (ordularının)?
Muhammed Esed = Firavun ve Semud (kavmi)nin?
Mustafa İslamoğlu = Firavun'un ve Semud kavminin (ordularından)?
Ömer Nasuhi Bilmen = (17-18) Sana o orduların haberi geldi mi? Fir'avun ile Semûd'un (haberi)?
Ömer Öngüt = Firavun ve Semud ordularının.
Şaban Piriş = Firavun ve Semud’un?
Sadık Türkmen = Firavun ve Semud’un!
Seyyid Kutub = Firavun ve Semud'a ait orduların.
Suat Yıldırım = (17-18) Nitekim o orduların, Firavun ve Semûd milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.
Süleyman Ateş = (Yani) Fir'avn ve Semûd (kavimlerin)in?
Tefhim-ul Kuran = Firavun ve Semûd (ordularının)?
Ümit Şimşek = Firavun ile Semud'un?
Yaşar Nuri Öztürk = Yani Firavun ve Semûd'un?
İskender Ali Mihr = Firavun ve Semud (kavminin ordularının).
İlyas Yorulmaz = Firavun ve Semud’un haberi.
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ
Bürûc / 19 -
Belillezîne keferû fî tekzîb(tekzîbin).
Diyanet İşleri = Hayır, inkâr edenler, hâlâ yalanlamaktadırlar.
Abdulbaki Gölpınarlı = Kâfir olanlar, zâten de yalanlamaya dalmışlardır.
Abdullah Parlıyan = Doğrusu Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler zaten yalanlamaya dalmışlardır.
Adem Uğur = Doğrusu inkârcılar (gerçeği) yalanlayıp dururlar.
Ahmed Hulusi = Hayır! Hakikat bilgisini inkâr edenler bir yalanlama içindedirler.
Ahmet Tekin = Asıl inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin, Kurân’ı ve peygamberi yalanlama içinde bocaladıklarının haberi sana geldi mi?
Ahmet Varol = Doğrusu inkar edenler bir yalanlama içindedirler.
Ali Bulaç = Hayır; inkâr edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
Ali Fikri Yavuz = Fakat o kâfir olanlar, hâlâ inkârdadırlar.
Ali Ünal = Fakat o küfredenler yine de hakkı yalanlamada ısrar ediyorlar.
Bayraktar Bayraklı = Doğrusu, inkârcılar hakikati yalanlayıp durmaktalar.
Bekir Sadak = Dogrusu inkar edenler, hep yalanlayagelmislerdir.
Celal Yıldırım = Hayır, hayır; o küfredenler durmadan (Hakk'ı) yalanlamakta..
Cemal Külünkoğlu = Hayır, o inkârcılar hala (Hakk'ı) yalanlamaktadır.
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu inkar edenler, hep yalanlayagelmişlerdir.
Diyanet Vakfi = Doğrusu inkârcılar (gerçeği) yalanlayıp dururlar.
Edip Yüksel = İnkarcılar, kronik yalanlayıcılardır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat o küfredenler hâlâ bir tekzibde
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat o küfredenler hala bir yalanlama içindeler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde.
Gültekin Onan = Hayır, küfredenler (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
Harun Yıldırım = Hayır, küfürde ısrar edenler bir yalanlama içindeler.
Hasan Basri Çantay = Hayır, o küfredenler (haalâ) tekzîbdedirler.
Hayrat Neşriyat = (19-20) Hayır! O inkâr edenler (hâlâ) bir yalanlama içindedirler! Hâlbuki Allah, onları arkalarından kuşatıcıdır. (Geriye dönüşleri yoktur.)
İbni Kesir = Doğrusu küfredenler, yalanlamadadırlar.
Kadri Çelik = Hayır! Küfre sapanlar, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
Muhammed Esed = Ama, hakikati inkara şartlanmış olanlar onu yalanlamakta ısrar ederler:
Mustafa İslamoğlu = Maalesef inkarı önyargı haline getirenler yalanlamakta ısrar etmişlerdir;
Ömer Nasuhi Bilmen = Fakat kâfir olan kimseler, tekzîp etmektedirler.
Ömer Öngüt = Hayır! O kâfirler yalanlayıp dururlar.
Şaban Piriş = Kafir olanlar, yalanlayıp duruyorlar.
Sadık Türkmen = Fakat doğrusu o inkârcılar bir yalanlama içindedirler.
Seyyid Kutub = Doğrusu kâfirler bir yalanlama içindedirler.
Suat Yıldırım = Fakat kâfirler yine de dini yalan saymaya devam ediyorlar.
Süleyman Ateş = Doğrusu, nânkörler bir yalanlama içindedirler.
Tefhim-ul Kuran = Hayır; küfretmekte olanlar, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
Ümit Şimşek = İnkâr edenler bir yalanlayış içindeler.
Yaşar Nuri Öztürk = Gerçek şu ki, inkâr edenler bir yalanlama içindedirler.
İskender Ali Mihr = Hayır, inkâr edenler, tekzip etmektedirler (yalanlama içindedirler).
İlyas Yorulmaz = Onlar, gelen mesajları yalanlamak ve onları inkar etmek için mücadele eden kimselerdi.
وَاللَّهُ مِن وَرَائِهِم مُّحِيطٌ
Bürûc / 20 -
Vallâhu min verâihim muhît(muhîtun).
Diyanet İşleri = Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Allah'sa yaptıkları işin ardından onları kavramış, kuşatmıştır.
Abdullah Parlıyan = Allah yaptıkları işin ardından onları çepeçevre kuşatmıştır yani onlar her an Allah'ın gücü kapsamındadırlar.
Adem Uğur = Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Ahmed Hulusi = Allâh, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir!
Ahmet Tekin = Hâlâ, Allah’ın ablukası altında olduklarının farkında değiller mi?
Ahmet Varol = Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Ali Bulaç = Allah ise, onları arkalarından sarıp kuşatmıştır.
Ali Fikri Yavuz = Halbuki, Allah (kendilerini, ilim ve kudreti ile) arkalarından kuşatmıştır.
Ali Ünal = Ama Allah, onları her taraftan kuşatmıştır.
Bayraktar Bayraklı = Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Bekir Sadak = Oysa Allah onlari ardlarindan cevirmistir.
Celal Yıldırım = Allah ise onları arkalarından kuşatmıştır.
Cemal Külünkoğlu = Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
Diyanet İşleri (eski) = Oysa Allah onları ardlarından çevirmiştir.
Diyanet Vakfi = Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Edip Yüksel = ALLAH onları arkalarından kuşatmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Halbuki Allah arkalarından kuşatmış
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Gültekin Onan = Tanrı ise, onları arkalarından sarıp kuşatmıştır.
Harun Yıldırım = Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Hasan Basri Çantay = Halbuki Allah, arkalarından (onları) kuşatıcıdır.
Hayrat Neşriyat = (19-20) Hayır! O inkâr edenler (hâlâ) bir yalanlama içindedirler! Hâlbuki Allah, onları arkalarından kuşatıcıdır. (Geriye dönüşleri yoktur.)
İbni Kesir = Allah ise onları arkadan kuşatandır.
Kadri Çelik = Allah ise, onları çepeçevre sarıp kuşatmıştır.
Muhammed Esed = halbuki Allah onları, farkında olmadıkları halde, (ilmi ve kudreti ile) kuşatır.
Mustafa İslamoğlu = Allah ise onları hiç hesaba katmadıkları yerden çepeçevre kuşatandır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Halbuki Allah, arkalarından kuşatıcıdır.
Ömer Öngüt = Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Şaban Piriş = Allah ise onların arkasındadır. Onları kavramıştır.
Sadık Türkmen = Halbuki Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
Seyyid Kutub = Halbuki Allah onları artlarından kuşatmıştır.
Suat Yıldırım = Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Allah’ın hükmünden kaçamazlar. Zira Allah, ilmi ve kudretiyle onları, arkalarından kuşatmıştır.
Süleyman Ateş = Allâh ise onları arkalarından kuşatmıştır.
Tefhim-ul Kuran = Allah ise, onları arkalarından sarıp kuşatmıştır.
Ümit Şimşek = Allah ise onları arkalarından kuşatmıştır.
Yaşar Nuri Öztürk = Allah ise onları arkalarından kuşatmış bulunuyor.
İskender Ali Mihr = Ve Allah, onları arkalarından ihata edendir (kuşatmıştır).
İlyas Yorulmaz = Allah da onları arkalarından kuşatıverdi.
بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ
Bürûc / 21 -
Bel huve kur’ânun mecîdun.
Diyanet İşleri = Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır, o şerefli Kur'ân'dır.
Abdullah Parlıyan = Daha doğrusu inkârcıların yalanladıkları o kitap çok şerefli bir Kur'ân'dır.
Adem Uğur = Hayır o şerefli bir Kur'an'dır.
Ahmed Hulusi = Üstelik O, Kur'ân-ı Meciyd'dir.
Ahmet Tekin = Onların söyledikleri doğru değil! O şerefli, bütün ilâhî kitaplardaki dinî-ilmî esasları içeren, okunan; şeytandan, değiştirilmekten, tahrif edilmekten korunan Kur’ân’dır.
Ahmet Varol = Gerçek şu ki o, şerefli bir Kur'an'dır.
Ali Bulaç = Hayır; o (Kitap), 'şerefli üstün' olan bir Kur'an'dır;
Ali Fikri Yavuz = (Onlar Kur’an’ı inkâr ededursunlar), doğrusu o çok şerefli bir Kur’an’dır.
Ali Ünal = Onlar ne derse desin, o çok şerefli bir Kur’ân’dır, (vahyedilen ve okunan bir Kitaptır).
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Hakikatte o, korunmuş levhada/Levh-ı Mahfûz'da bulunan şerefli Kur'ân'dır.[743]
Bekir Sadak = (21-22) Dogrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan sanli bir Kuran'dir. *
Celal Yıldırım = Hayır, (gerçek onların iddia ettiği gibi değildir), bu (Kitap) çok şanlı şerefli Kur'ândır.
Cemal Külünkoğlu = Doğrusu o çok şerefli bir Kur'an'dır.
Diyanet İşleri (eski) = (21-22) Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan şanlı bir Kuran'dır.
Diyanet Vakfi = (21-22) Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) levh-i mahfuzda bulunan şerefli Kur'an'dır.
Edip Yüksel = Gerçekten, o şanlı bir Kuran'dır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Fakat o şanlı bir Kur'andır
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Fakat o, şanlı bir Kur'an'dır,
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır.
Gültekin Onan = Hayır; o (Kitap), 'şerefli üstün' olan bir Kurandır;
Harun Yıldırım = Hayır; o, çok şerefli bir Kur’an’dır.
Hasan Basri Çantay = Daha doğrusu (kâfirlerin tekzîb etdikleri) o (kitâb) çok şerefli bir Kur'andır,
Hayrat Neşriyat = Bil'akis o (yalanladıkları kitab), şerefli bir Kur’ân’dır.
İbni Kesir = Doğrusu o; şanlı bir Kur'an'dır.
Kadri Çelik = Hayır! O (Kitap), azamet sahibi bir Kur'an'dır.
Muhammed Esed = Yok yok, hayır! Bu (reddettikleri ilahi kelam) şerefli/soylu bir hitabedir,
Mustafa İslamoğlu = Hepsinden öte bu şanlı şerefli bir hitaptır;
Ömer Nasuhi Bilmen = Hayır o, (tekzîb ettikleri) şeref ve kadri pek büyük olan bir Kur'an'dır.
Ömer Öngüt = Hayır! O şerefli bir Kur'an'dır.
Şaban Piriş = -Hayır, o şerefli Kur'an'dır.
Sadık Türkmen = Doğrusu o, şanlı bir Kur’an’dır,
Seyyid Kutub = Aksine, o şerefli bir Kur'an'dır.
Suat Yıldırım = (21-22) Hayır, hayır! Kur’ân onların iddia ettikleri gibi beşer sözü değildir. O, Levh-i Mahfuzda olan pek şerefli bir Kur’ân’dır.
Süleyman Ateş = Hayır, (Kur'ân, onların dedikleri gibi bir söz değil), o şerefli bir Kur'ân'dır.
Tefhim-ul Kuran = Hayır; o (Kitap), 'şerefli üstün' olan bir Kur'an'dır;
Ümit Şimşek = Doğrusu, bu şânı pek yüce Kur'ân'dır.
Yaşar Nuri Öztürk = İş onların iddialarının aksinedir! O, çok yüce bir Kur'an'dır.
İskender Ali Mihr = Hayır, O Kur’ân, Mecid’dir (yüce ve şerefli Kur’ân’dır).
İlyas Yorulmaz = Halbuki o (inkar ettikleri mesajlar) yüce bir Kur’an dı.
فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ
Bürûc / 22 -
Fî levhın mahfûz(mahfûzın).
Diyanet İşleri = O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır.
Abdulbaki Gölpınarlı = Korunmuş levhada.
Abdullah Parlıyan = Kaybolmayan korunmuş iyi muhafaza edilen bir levhadadır.
Adem Uğur = Levh-i Mahfuz'dadır.
Ahmed Hulusi = Levh-i Mahfuz'dadır!
Ahmet Tekin = Allah katında muhafaza edilen levhada, Levh-i Mahfuz’da yazılıdır.
Ahmet Varol = Levh-i Mahfuz'dadır.
Ali Bulaç = Levh-i Mahfuz'dadır.
Ali Fikri Yavuz = Bir Levh-i Mahfûz’dadır. (tahrif ve tağyirden korunmuştur).
Ali Ünal = (Aslı) Levhı Mahfuz’da, (her türlü müdahaleden koruma altındadır ve her türlü bâtıldan uzaktır).
Bayraktar Bayraklı = (21-22) Hakikatte o, korunmuş levhada/Levh-ı Mahfûz'da bulunan şerefli Kur'ân'dır.[743]
Bekir Sadak = (21-22) Dogrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan sanli bir Kuran'dir. *
Celal Yıldırım = Levh-i Mahfûz'dadır.
Cemal Külünkoğlu = (O) korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır.
Diyanet İşleri (eski) = (21-22) Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz'da bulunan şanlı bir Kuran'dır.
Diyanet Vakfi = (21-22) Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) levh-i mahfuzda bulunan şerefli Kur'an'dır.
Edip Yüksel = Korunmuş bir ana levhadadır.
Elmalılı Hamdi Yazır = Bir Levh-ı Mahfuz'da.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Levh-i Mahfuz'dadır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Levh-i Mahfuz'dadır.
Gültekin Onan = Levh-i Mahfuz'dadır.
Harun Yıldırım = Levhi Mahfuz’dadır.
Hasan Basri Çantay = Ki mahfuuz bir levhadadır (o).
Hayrat Neşriyat = Levh-i Mahfûz’da (korunmuş bir levhada)dır.
İbni Kesir = Levh-i Mahfuz'dadır.
Kadri Çelik = Levh-i Mahfuz'da (yazılı) bulunmaktadır.
Muhammed Esed = kaybolmayan bir levha üzerine (işlenmiş (bir hitabe)).
Mustafa İslamoğlu = tarifsiz bir hafızada koruma altına alınmıştır.
Ömer Nasuhi Bilmen = Mahfûz olan bir levhadadır.
Ömer Öngüt = Levh-i mahfuz'dadır.
Şaban Piriş = Levh-i Mahfuz’dadır.
Sadık Türkmen = Korunmuş bir levhadadır!
Seyyid Kutub = Korunan bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)'dır.
Suat Yıldırım = (21-22) Hayır, hayır! Kur’ân onların iddia ettikleri gibi beşer sözü değildir. O, Levh-i Mahfuzda olan pek şerefli bir Kur’ân’dır.
Süleyman Ateş = Korunan bir levhada (yazılı)dır.
Tefhim-ul Kuran = Levh-i Mahfuz'dadır.
Ümit Şimşek = O Levh-i Mahfuzda korunmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk = Korunmuş bir levhada/Levh-i Mahfûz'dadır.
İskender Ali Mihr = (O), Levhi Mahfuz’dadır (merkezî kompüter sisteminde kayıtlıdır).
İlyas Yorulmaz = Korunmuş sayfalar içinde (olan Kur’an)