Sûre Açıklaması
Nazi'at Suresi (Arapça: سورة النازعات) Kur'an-ı Kerim'in 79. suresi. Mekke'de Nebe' Suresi'nden sonra indirildiğine inanılmaktadır. Sure 46 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen ve söküp çıkaranlar, çekip çıkaranlar anlamına gelen naziat kelimesinden alır. Nazi'at Suresi kıyamet gününden, öldükten sonra dirilmeyi inkar edenlerden, Allah’ın kudretinden, Allah’ın emirlerine uyanların cennete gideceklerinden bahsedilir. Tarihsel önce: Nebe' Suresi Sure metni: Nazi'at Suresi Tarihsel sonra: İnfitar Suresi

Mekki
söküp çıkaranlar, çekip çıkaranlar
79
46
179
762
Sesli Süre Dinleme
Nâzi’ât

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا

 Nâzi’ât / 1 -

 Diyanet Vakfi = (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun;


وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا

 Nâzi’ât / 2 -

 Diyanet Vakfi = (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun;


وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا

 Nâzi’ât / 3 -

 Diyanet Vakfi = (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun;


فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا

 Nâzi’ât / 4 -

 Diyanet Vakfi = (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun;


فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا

 Nâzi’ât / 5 -

 Diyanet Vakfi = (1-5) Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere, yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun;


يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ

 Nâzi’ât / 6 -

 Diyanet Vakfi = (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür.


تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ

 Nâzi’ât / 7 -

 Diyanet Vakfi = (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür.


قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ

 Nâzi’ât / 8 -

 Diyanet Vakfi = (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür.


أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ

 Nâzi’ât / 9 -

 Diyanet Vakfi = (6-9) Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, işte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözlerini korku bürür.


يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ

 Nâzi’ât / 10 -

 Diyanet Vakfi = (10-11) «Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, (hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?» derler.


أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا نَّخِرَةً

 Nâzi’ât / 11 -

 Diyanet Vakfi = (10-11) «Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz, (hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra mı?» derler.


قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ

 Nâzi’ât / 12 -

 Diyanet Vakfi = «O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur» dediler.


فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ

 Nâzi’ât / 13 -

 Diyanet Vakfi = Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar.


فَإِذَا هُم بِالسَّاهِرَةِ

 Nâzi’ât / 14 -

 Diyanet Vakfi = Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.


هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى

 Nâzi’ât / 15 -

 Diyanet Vakfi = (Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?


إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى

 Nâzi’ât / 16 -

 Diyanet Vakfi = Kutsal vâdi Tuvâ'da Rabbi ona şöyle seslenmişti:


اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى

 Nâzi’ât / 17 -

 Diyanet Vakfi = Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.


فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَى أَن تَزَكَّى

 Nâzi’ât / 18 -

 Diyanet Vakfi = (18-19) De ki: Arınmayı ve seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın.


وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى

 Nâzi’ât / 19 -

 Diyanet Vakfi = (18-19) De ki: Arınmayı ve seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın.


فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى

 Nâzi’ât / 20 -

 Diyanet Vakfi = Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.


فَكَذَّبَ وَعَصَى

 Nâzi’ât / 21 -

 Diyanet Vakfi = (O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.


ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى

 Nâzi’ât / 22 -

 Diyanet Vakfi = Sonra (inkâr için) olanca çabasını göstermek üzere sırtını döndü.


فَحَشَرَ فَنَادَى

 Nâzi’ât / 23 -

 Diyanet Vakfi = Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı:


فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى

 Nâzi’ât / 24 -

 Diyanet Vakfi = Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.


فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى

 Nâzi’ât / 25 -

 Diyanet Vakfi = Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.


إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَى

 Nâzi’ât / 26 -

 Diyanet Vakfi = Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.


أَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاء بَنَاهَا

 Nâzi’ât / 27 -

 Diyanet Vakfi = (27-29) Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.


رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا

 Nâzi’ât / 28 -

 Diyanet Vakfi = (27-29) Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.


وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا

 Nâzi’ât / 29 -

 Diyanet Vakfi = (27-29) Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.


وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا

 Nâzi’ât / 30 -

 Diyanet Vakfi = (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.


أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءهَا وَمَرْعَاهَا

 Nâzi’ât / 31 -

 Diyanet Vakfi = (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.


وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا

 Nâzi’ât / 32 -

 Diyanet Vakfi = (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.


مَتَاعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ

 Nâzi’ât / 33 -

 Diyanet Vakfi = (30-33) Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.


فَإِذَا جَاءتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى

 Nâzi’ât / 34 -

 Diyanet Vakfi = (34-36) Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, insan dünyada iken ne için çalıştığını hatırlar. Cehennem de gören her kişiye açıklığı ile gösterilir.


يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ مَا سَعَى

 Nâzi’ât / 35 -

 Diyanet Vakfi = (34-36) Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, insan dünyada iken ne için çalıştığını hatırlar. Cehennem de gören her kişiye açıklığı ile gösterilir.


وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَن يَرَى

 Nâzi’ât / 36 -

 Diyanet Vakfi = (34-36) Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, insan dünyada iken ne için çalıştığını hatırlar. Cehennem de gören her kişiye açıklığı ile gösterilir.


فَأَمَّا مَن طَغَى

 Nâzi’ât / 37 -

 Diyanet Vakfi = (37-39) Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.


وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

 Nâzi’ât / 38 -

 Diyanet Vakfi = (37-39) Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.


فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى

 Nâzi’ât / 39 -

 Diyanet Vakfi = (37-39) Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.


وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى

 Nâzi’ât / 40 -

 Diyanet Vakfi = (40-41) Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.


فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى

 Nâzi’ât / 41 -

 Diyanet Vakfi = (40-41) Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.


يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا

 Nâzi’ât / 42 -

 Diyanet Vakfi = Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)


فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَاهَا

 Nâzi’ât / 43 -

 Diyanet Vakfi = Sen onu nereden bilip bildireceksin!


إِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا

 Nâzi’ât / 44 -

 Diyanet Vakfi = Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir.


إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَاهَا

 Nâzi’ât / 45 -

 Diyanet Vakfi = Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.


كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا

 Nâzi’ât / 46 -

 Diyanet Vakfi = Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.