Sûre Açıklaması
Nuh (Arapça: نوح) İbrahimî dinlerde (Musevilik, Hıristiyanlık, İslam ve Bahailik) ve Mandaizmde kendisinden söz edilen Tufan peygamberidir. Tevrat'ta Nuh'un 950 yıl yaşadığı söylenir. Kuran'da ise kaç yıl yaşadığı bildirilmemiştir, yalnızca Nuh peygamberin 950 yıl kavmi içinde yaşam sürdüğü belirtilmiştir. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. (Ankebut 14) İnsanlığın ikinci babası sayılmaktadır. İnanışa göre tufandan önce Tanrı'nın emriyle büyük bir gemi inşa etmiş ve bu gemiye Nuh'un Gemisi denmiştir.

71
28
Sesli Süre Dinleme
Nûh

إِنَّا أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

 Nûh / 1 -

 Diyanet Vakfi = Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik.


قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

 Nûh / 2 -

 Diyanet Vakfi = (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!


أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ

 Nûh / 3 -

 Diyanet Vakfi = (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!


يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاء لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

 Nûh / 4 -

 Diyanet Vakfi = (2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!


قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا

 Nûh / 5 -

 Diyanet Vakfi = (Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim;


فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَارًا

 Nûh / 6 -

 Diyanet Vakfi = Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı.


وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا

 Nûh / 7 -

 Diyanet Vakfi = Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.


ثُمَّ إِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا

 Nûh / 8 -

 Diyanet Vakfi = Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum.


ثُمَّ إِنِّي أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا

 Nûh / 9 -

 Diyanet Vakfi = Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.


فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا

 Nûh / 10 -

 Diyanet Vakfi = Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.


يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُم مِّدْرَارًا

 Nûh / 11 -

 Diyanet Vakfi = (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,


وَيُمْدِدْكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَارًا

 Nûh / 12 -

 Diyanet Vakfi = Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.


مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا

 Nûh / 13 -

 Diyanet Vakfi = Size ne oluyor ki, Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?


وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا

 Nûh / 14 -

 Diyanet Vakfi = Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.


أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا

 Nûh / 15 -

 Diyanet Vakfi = Görmediniz mi, Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış!


وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا

 Nûh / 16 -

 Diyanet Vakfi = Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir çerağ yapmıştır.


وَاللَّهُ أَنبَتَكُم مِّنَ الْأَرْضِ نَبَاتًا

 Nûh / 17 -

 Diyanet Vakfi = Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir.


ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا

 Nûh / 18 -

 Diyanet Vakfi = Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır.


وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ بِسَاطًا

 Nûh / 19 -

 Diyanet Vakfi = (19-20) Allah, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.


لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا

 Nûh / 20 -

 Diyanet Vakfi = (19-20) Allah, onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır.


قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِي وَاتَّبَعُوا مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ إِلَّا خَسَارًا

 Nûh / 21 -

 Diyanet Vakfi = (Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.


وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا

 Nûh / 22 -

 Diyanet Vakfi = Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!


وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا

 Nûh / 23 -

 Diyanet Vakfi = Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!


وَقَدْ أَضَلُّوا كَثِيرًا وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا ضَلَالًا

 Nûh / 24 -

 Diyanet Vakfi = (Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!


مِمَّا خَطِيئَاتِهِمْ أُغْرِقُوا فَأُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ أَنصَارًا

 Nûh / 25 -

 Diyanet Vakfi = Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.


وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا

 Nûh / 26 -

 Diyanet Vakfi = Nuh: «Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!»


إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوا إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

 Nûh / 27 -

 Diyanet Vakfi = «Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler).»


رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا تَبَارًا

 Nûh / 28 -

 Diyanet Vakfi = «Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır!»