Önceki Ayet Sonraki Ayet  
43. Sûre Zuhruf/30

 وَلَمَّا جَاءهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ وَإِنَّا بِهِ كَافِرُونَ

  Ve lemmâ câe humul hakku kâlû hâzâ sihrun ve innâ bihî kâfirûn(kâfirûne).

Kelime Karşılaştırma
ve lemmâ : ve olduğu zaman
câe-hum : onlara geldi
el hakku : hak
kâlû : dediler
hâzâ : bu
sihrun : bir sihir
ve innâ : ve muhakkak ki biz
bi-hi : onu
kâfirûne : inkâr edenler
Meal Yazanlar
Ayet Mealleri

 Diyanet İşleri = Fakat kendilerine Hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ve onlara gerçek gelince de bu dediler, büyü ve biz şüphe yok ki inkâr etmedeyiz onu.

 Abdullah Parlıyan = Fakat onlara gerçekleri içeren mesajım gelince: “Bu bir büyüdür ve biz onu inkâr edenleriz” dediler.

 Adem Uğur = Fakat kendilerine hak gelince: Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz, dediler.

 Ahmed Hulusi = Hak onlara geldiğindeyse dediler: "Bu bir büyüdür. . . Biz Onu kabul etmeyiz!"

 Ahmet Tekin = Kendilerine hak kitap Kur’ân geldiği zaman:'Bu aklı etki altına alan büyüleyici bir sözdür. Biz onu inkâr ediyoruz.' dediler.

 Ahmet Varol = Hak kendilerine gelince de: 'Bu bir büyüdür ve biz onu inkâr edenleriz' dediler.

 Ali Bulaç = Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız."

 Ali Fikri Yavuz = Fakat onlara hak (kitab ve peygamber) gelince: “- Bu bir sihirdir; biz buna inanmayız.” dediler.

 Ali Ünal = Ve nihayet hak kendilerine geldi, fakat onlar, “Bir büyü bu ve biz onu kesinlikle reddediyoruz.” dediler.

 Bayraktar Bayraklı = Bu gerçek kendilerine geldiğinde, “Bu bir büyüdür. Biz onu reddediyoruz” dediler.

 Bekir Sadak = Gercek kendilerine geldigi zaman: «Bu bir buyudur. Dogrusu biz onu inkar ediyoruz» dediler.

 Celal Yıldırım = Hakk onlara geldiği zaman, «bu bir sihirdir ve biz elbette onu inkâr edenlerizdir,» dediler.

 Cemal Külünkoğlu = Fakat kendilerine hak gelince: “Bu büyüdür biz onu tanımayız” dediler.

 Diyanet İşleri (eski) = Gerçek kendilerine geldiği zaman: 'Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz' dediler.

 Diyanet Vakfi = Fakat kendilerine hak gelince: Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz, dediler.

 Edip Yüksel = Kendilerine gerçek geldiği zaman, 'Bu bir büyüdür ve biz onu inkar ediyoruz,' dediler.

 Elmalılı Hamdi Yazır = Yaşattım da kendilerine hakk gelince «bu bir sihirdir, biz buna inanmayız» dediler

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yaşattım da kendilerine hak gelince: «Bu bir sihirdir, biz buna inanmayız.» dediler.

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Kendilerine hak geldiği zaman onlar: «Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz.» dediler.

 Gültekin Onan = Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona kafir (olanlar)ız."

 Harun Yıldırım = Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: “Bu bir sihirdir, doğrusu biz ona kâfir olanlarız.”

 Hasan Basri Çantay = (Fakat) kendilerine o hak gelince onlar «Bu, sihirdir. Biz onu (inkâr ile) küfredicileriz» demişlerdir.

 Hayrat Neşriyat = Fakat kendilerine o hak gelince: 'Bu bir sihirdir ve doğrusu biz onu inkâr edicileriz' dediler.

 İbni Kesir = Hak kendilerine geldiğinde ise: Bu bir büyüdür. Doğrusu biz, onu inkar ediyoruz, dediler.

 Kadri Çelik = Ancak kendilerine hak gelince dediler ki: “Bu bir büyüdür, doğrusu biz onu inkâr edicileriz.”

 Muhammed Esed = ama şimdi hakikat onlara ulaşınca, "Bütün bunlar sadece büyüleyici laflardır ve biz onlarda bir doğruluk payı olduğuna inanmıyoruz!" derler.

 Mustafa İslamoğlu = Ama hakikat ayaklarına kadar geldiği zaman da, "Bu bir sihirdir, biz bunu kesinlikle reddediyoruz" dediler.

 Ömer Nasuhi Bilmen = Vaktâ ki, kendilerine hak geldi. Dediler ki: «Bu, bir sihirdir ve şüphe yok ki, biz bunu inkâr edicileriz.»

 Ömer Öngüt = Hak kendilerine gelince: "Bu bir sihirdir, doğrusu biz onu tanımıyoruz. " dediler.

 Şaban Piriş = Onlara hak geldiği zaman: -Bu bir aldatmacadır, biz onu tanımıyoruz. dediler.

 Sadık Türkmen = Gerçek kendilerine gelince; “Bu bir büyüdür, biz onu inkâr edicileriz” dediler.

 Seyyid Kutub = Fakat kendilerine hak gelince: «Bu büyüdür biz onu tanımayız.» dediler.

 Suat Yıldırım = (30-31) Ama bu gerçek kendilerine gelince: "Bu sihirdir, biz bunu kabul etmeyiz" dediler ve eklediler: "Bu Kur’ân, bu iki şehirden büyük bir adama indirilseydi ya!"

 Süleyman Ateş = Fakat kendilerine gerçek gelince: "Bu, büyüdür, biz onu tanımayız" dediler.

 Tefhim-ul Kuran = Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: «Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kâfir olanlarız.»

 Ümit Şimşek = Fakat onlara hak geldiğinde 'Bu büyüdür; biz buna inanmıyoruz' dediler.

 Yaşar Nuri Öztürk = Ne var ki, hak kendilerine geldiğinde şöyle dediler: "Bu bir büyü, biz bunu inkâr ediyoruz!"

 İskender Ali Mihr = Ve onlara Hakk (Kur’ân) geldiği zaman: “Bu bir sihirdir ve şüphesiz biz, onu inkâr edenleriz.” dediler.

 İlyas Yorulmaz = Onlara hak (Kur’an) geldiğinde “Bu sihirdir. Biz onu ret edip inkar ediyoruz. ”