Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

ve câe

  A’râf / 113 -

 Diyanet İşleri = Sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükâfat vardır, değil mi?” dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Büyücüler, Firavun'un tapısına geldiler ve üst gelirsek elbette mükâfat var bize, değil mi dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Abdullah Parlıyan = … Sihirbazlar Firavun'a gelip: “Eğer üstün gelen biz olursak” dediler “O zaman, büyük bir ödül hak etmiş oluruz.”

ve câe

  A’râf / 113 -

 Adem Uğur = Sihirbazlar Firavun'a geldi, 'Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?' dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ahmed Hulusi = Sihirbazlar Firavun'a geldi ve: Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükâfat var mı? dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ahmet Tekin = Sihirbazlar Firavun’a geldiler.'Üstün gelen biz olursak bize mutlaka bir mükâfat var, değil mi?' dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ahmet Varol = Büyücüler Firavun'a gelip: 'Eğer üstün çıkan biz olursak bize elbette bir mükafat olacak değil mi?' dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ali Bulaç = Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?"

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ali Fikri Yavuz = Bütün sihirbazlar Firavun’a gelip şöyle dediler: “- Eğer biz üstün gelirsek, muhakkak bize mükâfat vardır, değil mi.”

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ali Ünal = Bütün büyücüler Firavun’un önünde toplanıp, “Galip geldiğimiz takdirde bize mükâfat var değil mi?” diye sordular.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Bayraktar Bayraklı = Sihirbazlar Firavun'a geldiler, “Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir ödül var mı?” dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Bekir Sadak = Sihirbazlar Firavun'a geldi, «Yenecek olursak bize suphesiz bir mukafat var degil mi?» dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Celal Yıldırım = Sihirbazlar Fir'avn'a gelip, eğer üstün gelirsek bize mükâfat var, (değil mi ?) dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Cemal Külünkoğlu = Ve sihirbazlar Firavun'a gelip: “Galip gelecek olursak, mutlaka bize büyük bir mükâfat verilir, değil mi?” dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Diyanet İşleri (eski) = Sihirbazlar Firavun'a geldi, 'Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?' dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Diyanet Vakfi = Sihirbazlar Firavun'a geldi ve: Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükâfat var mı? dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Edip Yüksel = Sihirbazlar Firavun'a geldiler ve 'Kazanırsak bize bir ödül var mı,' dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Bütün sihirbazlar da Fir'avna geldiler, elbette, dediler: Galib gelenler biz olursak bize mükâfat şüphesiz ya?

ve câe

  A’râf / 113 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Bütün sihirbazlar Firavun'a geldiler: «Galip gelirsek elbette bize mükafat var değil mi?» dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O sihirbazlar Firavun'a geldiler: «Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?» dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Gültekin Onan = Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip gelirsek herhalde bize bir karşılık var, değil mi?"

ve câe

  A’râf / 113 -

 Harun Yıldırım = Sihirbazlar Firavun’a gelerek: “Galip gelirsek mutlaka bize bir mükâfat var değil mi?” dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Hasan Basri Çantay = Sihirbazlar Fir'avna geldi. Dediler ki: «Eğer galebeyi kazananlar biz olursak elbet bize bir mükâfat var, değil mi»?

ve câe

  A’râf / 113 -

 Hayrat Neşriyat = Nihâyet (bütün usta ve mâhir) sihirbazlar Fir'avun’a geldiler: 'Eğer galib gelenler biz olursak, doğrusu bize gerçekten bir mükâfât var (değil mi?)' dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 İbni Kesir = Sihirbazlar Firavun'a geldi ve dediler ki: Eğer galibler biz olursak; şüphesiz bize bir mükafat var, değil mi?

ve câe

  A’râf / 113 -

 Kadri Çelik = Sihirbazlar Firavun'a geldi. “Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükâfat var değil mi?” dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Muhammed Esed = Ve sihirbazlar Firavuna gelip: "Eğer üstün gelen biz olursak" dediler "o zaman büyük bir ödül hak etmiş oluruz".

ve câe

  A’râf / 113 -

 Mustafa İslamoğlu = Ve sihirbizlar gelip Firavun'a dediler ki: "Şayet biz kazanacak olursak her halde bize bir ödül verilir?"

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Ve büyücüler Fir'avun'a geldiler. «Elbette bize bir mükâfaat olacaktır, eğer biz galipler olur isek (değil mi?)» dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ömer Öngüt = Sihirbazlar Firavun'a gelip: “Biz galip gelirsek, bize ücret vardır değil mi?” dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Şaban Piriş = Sihirbazlar Firavun’a gelerek dediler ki: -Eğer biz galip gelirsek bir mükafat var, değil mi?

ve câe

  A’râf / 113 -

 Sadık Türkmen = Sihirbazlar firavun’a geldiler ve dediler ki: “Eğer galip gelirsek bize ödül verilecek değil mi?”

ve câe

  A’râf / 113 -

 Seyyid Kutub = Firavun'un büyücüleri geldiler. «Eğer biz yenecek olursak, bize bir ödül verilecek, değil mi?» dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Suat Yıldırım = Bütün büyücüler Firavun’a gelip: "Galip gelecek olursak, her hâlde mutlaka bize büyük bir mükâfat verilir, değil mi?" dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Süleyman Ateş = Büyücüler Fir'avn'a gelip: "Eğer üstün gelen biz olursak, elbet bize bir mükâfât var, değil mi?" dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Tefhim-ul Kuran = Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: «Eğer biz galip olursak, her halde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?»

ve câe

  A’râf / 113 -

 Ümit Şimşek = Büyücüler Firavun'a geldiler. 'Galip gelirsek bize bir ödül var mı?' diye sordular.

ve câe

  A’râf / 113 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Büyücüler Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer galip gelen biz olursak bize iyi bir ödül var mı?"

ve câe

  A’râf / 113 -

 İskender Ali Mihr = Ve sihirbazlar firavuna geldiler. “Eğer gâlip gelenler biz olursak muhakkak bize bir ecir (mükâfat) vardır.” dediler.

ve câe

  A’râf / 113 -

 İlyas Yorulmaz = Bütün sihirbazlar Firavun’a geldiler ve “Eğer biz galip gelirsek, bunun karşılığında bizim için ne var?” dediler.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Diyanet İşleri = Bedevîlerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Resûlüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Bedevîlerin bir kısmı özür dilemek ve izin almak için geldi, Allah'a ve Peygamberine yalan söyleyenler de oturup kaldı. İçlerinden kâfir olanlar, elemli bir azâba uğrayacak.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Abdullah Parlıyan = Ve bu arada, savaştan bağışlanmalarını istemeleri yönünde, arzedilecek birtakım özürleri olan bedevîler, izin almak için peygambere geldiler. Allah'ı ve O'nun elçisini yalanlamaya kalkışanlarsa, sadece evde kalmakla yetindiler. Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlere, pek çetin bir azap gelip çatacaktır.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Adem Uğur = Bedevîlerden, (mazeretleri olduğunu) iddia edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah ve Resûlüne yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem verici bir azap erişecektir.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Ahmed Hulusi = Bedevîlerden mazeret uyduranlar, savaşa katılmama izni almak için geldiler. . . Allâh'a ve Rasûlüne yalan söyleyenler de (mazeret bile göstermeden) oturup kaldılar. . . Onlardan hakikat bilgisini inkâr edenlere, acı bir azap isâbet edecektir.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Ahmet Tekin = Bedevî Araplar’dan mazeret beyan edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Rasûlüne ikiyüzlü davranarak yalan söyleyen münafıklar da evlerinde oturup kaldılar. Onlardan kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, küfre saplananlara can yakıp inleten müthiş bir azap isabet edecektir.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Ahmet Varol = Bedevilerden özür beyan edenler kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve Peygamberine karşı yalan söyleyenlerse yerlerinde oturdular. Onlardan inkar edenlere acıklı bir azap erişecektir.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Ali Bulaç = Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. Onlardan inkâr edenlere pek acı bir azab isabet edecektir.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Ali Fikri Yavuz = Bedevilerden özür ileri sürenler, Tebük savaşından geri kalmak için kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Rasûlüne yalan söyliyenler de (Yerlerinden kıpırdamayıp) oturdular. Şüphe yok ki, bunlardan kâfir olanlara çok acıklı bir azab isabet edecek.

ve câe

  Tevbe / 90 -

 Ali Ünal = Bedevîler (göçebe çöl halkı)ndan (geride kalacak aileleri için gerekli nafaka veya sefere katılmak için gerekli teçhizattan mahrum bulunma) mazeretleri olanlar, Allah Rasûlü’ne gelip seferden muaf tutulmaları için izin istediler. Allah’a ve Rasûlü’ne karşı yalan söyleyen, yalan beyanlarda bulunanlar ise, (hiçbir mazeretleri olmamasına rağmen) oturup kaldılar (da sefere iştirak etmediler). İçlerinde (bundan böyle de İslâm’a girmeyi reddedip,) küfürde kalmayı sürdürenlere pek acı bir azap isabet edecektir.