Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

minhu

  Hâkka / 46 -

 Diyanet İşleri = Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra da elbette şah damarını çeker koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Abdullah Parlıyan = Sonra O'nun can damarını keser koparırdık da ölür giderdi.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Adem Uğur = Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ahmed Hulusi = Sonra, elbette O'nun şah damarını (aort) keserdik!

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ahmet Tekin = Sonra onun, kesinlikle şah damarını, iliğini keser atardık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ahmet Varol = Sonra da hiç şüphesiz onun can damarını keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ali Bulaç = Sonra onun can damarını elbette keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ali Fikri Yavuz = Sonra da muhakkak O’nun kalb damarlarını keserdik, (boynunu vururduk).

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ali Ünal = Sonra da, muhakkak ki can damarını koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Bayraktar Bayraklı = (44-47) Eğer Peygamber bize atfen bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, elbette onu bundan dolayı kıskıvrak yakalardık; sonra da onun şah damarını keser atardık. Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.[671]

minhu

  Hâkka / 46 -

 Bekir Sadak = (44-46) Eger o (Muhammed), Bize karsi, ona bazi sozler katmis olsaydi, Biz onu kuvvetle yakalardik, sonra onun sah damarini koparirdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Celal Yıldırım = Sonra da elbette onun kalb damarını koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Cemal Külünkoğlu = (46-47) Sonra onun can damarını keserdik (onu yaşatmazdık). Sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Diyanet İşleri (eski) = (44-46) Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Diyanet Vakfi = Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık).

minhu

  Hâkka / 46 -

 Edip Yüksel = Sonra, ondan vahyi keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra da ondan vetînini (iliğini) keser atardık

minhu

  Hâkka / 46 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra da onun iliğini keser atardık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra da onun şah damarını keser atardık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Gültekin Onan = Sonra onun can damarını elbette keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Harun Yıldırım = Sonra can damarını elbette koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Hasan Basri Çantay = sonra da, hiç şübhesiz, onun kalb damarını koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Hayrat Neşriyat = Sonra elbette onun can damarını keserdik!

minhu

  Hâkka / 46 -

 İbni Kesir = Sonra da, hiç şüphesiz onun şah damarını koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Kadri Çelik = Sonra onun can damarını elbette keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Muhammed Esed = ve şah damarını keserdik;

minhu

  Hâkka / 46 -

 Mustafa İslamoğlu = ve şah damarını kesip (başını) koparırdık

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = (45-46) Elbette ki onu sağ tarafından yakalardık. Sonra O'ndan yürek damarını kesiverirdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ömer Öngüt = Sonra da kalp damarını koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Şaban Piriş = Sonra onun şah damarını elbette keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Sadık Türkmen = Sonra onun şah damarını elbette keserdik!

minhu

  Hâkka / 46 -

 Seyyid Kutub = Sonra onun şah damarını koparırdık.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Suat Yıldırım = (44-46) Eğer o Resul bizim adımıza birtakım sözler uydursaydı, onu elimizle yakalar, sonra da onun şah damarını keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Süleyman Ateş = Sonra onun can damarını keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Tefhim-ul Kuran = Sonra onun can damarını elbette keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Ümit Şimşek = Sonra da can damarını keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 İskender Ali Mihr = Sonra mutlaka onun can damarını keserdik.

minhu

  Hâkka / 46 -

 İlyas Yorulmaz = Sonra onun, şah damarını koparırdık.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Diyanet İşleri = "Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Kitap ehlinin içinde öylesi vardır ki ona bir kantar altın emânet etsen onu, olduğu gibi öder. Öylesi de vardır ki bir altın emânet etsen ayak direyip ısrar etmedikçe geri vermez. Bu da, okuma-yazma bilmeyenlerin mallarını almada bir vebal yok bize demelerindendir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Abdullah Parlıyan = Allah bize de kitap verdi diyenlerin hepsi bir değildir. Onlardan öyleleri var ki onlara yüklerle emanet bıraksan, onu sana eksiksiz öder. Yine onlardan öylesi de vardır ki bir ufak altın emanet etsen, başına dikilmedikçe sana geri vermez. Bu da onların “Ümmilere karşı yani anasından doğduğu hal üzere kalmış fıtratı bozulmamış kimselere veya Yahudi olmayan, hesap kitap bilmeyen araplara karşı veya Ümmü'lKurâ denilen Mekkeli'lere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize bir suç yüklenemez” demelerindendir.Böylece onlar Allah'a karşı bile bile yalan söylerler.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Adem Uğur = Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur" demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Ahmed Hulusi = Kendilerine hakikat bilgisi gelmiş olanlardan öyleleri vardır ki, kantar (dolusu) emanet bıraksan, onu sana aynen iade eder. Öyleleri de vardır ki, tek bir dinar (altın) emanet etsen, tepesine dikilip zorlamadıkça sana geri vermez. Bu onların, "Bize karşı olan ümmîlerin (hakikati bilmeyenlerin) hiçbir hakkı yoktur" diye (düşünmelerinden kaynaklanır). Onlar bile bile Allâh üzerine yalan söylüyorlar.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Ahmet Tekin = Ehl-i kitaptan öyleleri vardır ki, onlara yüklerle altın ve gümüşü emanet bıraksan, onu sana noksansız iade ederler. Yine onların öyleleri vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan tepesine dikilip ısrarla istemedikçe onu sana iâde etmez. Bu da, onların:'Ümmîlere, Mekke ve civarındaki belli kabilelere, okuyup yazması olmayan, hesap bilmeyenlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur' demeleri sebebiyledir. Onlar bile bile Allah adına yalan uyduruyorlar.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Ahmet Varol = Kitap ehlinden öylesi vardır ki, kendisine bir kantar mal emanet etsen, onu sana geri verir. Ama öylesi de vardır ki, kendisine bir dinar emanet etsen başına dikilip durmadığın sürece onu sana geri vermez. Bu onların: 'Bilgisizlere karşı bizim üzerimizde bir sorumluluk yoktur' demelerinden dolayıdır. Onlar bile bile Allah hakkında yalan söylemektedirler. [13]

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Ali Bulaç = Kitap Ehlinden öylesi vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir; öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen, onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların "ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar) konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Ali Fikri Yavuz = Kitap ehlinden öylesi vardır ki, kendisine bir yük altın emanet etsen onu (noksansız olarak) sana öder. Öylesi de vardır ki, ona emanet olarak bir altın versen, sen üzerine ayak direyip ısrar etmedikçe onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onlar derler ki, câhil Arapların malını almakta bize günah ve sorumluluk yoktur. Onlar bile bile Allah’a karaşı yalan söylerler.

ve minhum

  Âl-iİmrân / 75 -

 Ali Ünal = Kitap Ehli içinde öylesi vardır ki, kendisine yük yük emanet bıraksan onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona tek bir dinar para emanet etsen, üzerine varıp da başında dikilip durmadıkça onu sana iade edecek değildir. (Bu ikincilerin tavrı şundandır): Onlar, “Dinimizden olmayan, hele bizim gibi bir kitaba sahip bulunmayanlar hakkında ne yapsak mübahtır; bundan dolayı sorumlu olmayız.” iddiasındadırlar. Halbuki, (bu iddialarının hiçbir temele dayanmadığını) bile bile Allah hakkında yalan uydurmaktadırlar.