Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Diyanet İşleri = Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Allah kimi yoldan çıkarırsa artık yoktur onu doğru yola sevkedecek ve onları can gözleri kör olarak şaşkınlıklarında bırakır gider.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Abdullah Parlıyan = Allah'ın sapıklık içinde bıraktığı kimseler için yol gösterici yoktur. Allah onları azgınlıkları içerisinde şaşkın olarak bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Adem Uğur = Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ahmed Hulusi = Allâh kimi saptırırsa, artık ona hidâyet edecek yoktur. . . Onları kendi taşkınlıkları içinde kör ve şaşkın, bocalar hâlde bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ahmet Tekin = Allah kimin hak yoldan uzaklaşmasına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine özgürlük tanırsa, kimse onu doğru yola iletemez. Onları azgınlıkları içinde bocalar vaziyette bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ahmet Varol = Allah kimi sapıklığa düşürürse onu doğru yola iletecek yoktur. (Allah) onları taşkınlıkları içinde bocalar bir halde bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ali Bulaç = Allah'ın saptırdığı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakıverir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ali Fikri Yavuz = Kimi ki Allah doğru yoldan saptırır, artık onu yola getirecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, körü körüne yuvarlanır giderler.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ali Ünal = Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, o saptırdıklarını taşkınlıkları içinde gayesiz ve başıboş sürüklenip gitmeye terkeder.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Bayraktar Bayraklı = Allah'ın saptırdığını doğru yola götürecek kimse yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Bekir Sadak = Allah'in saptirdigini yola getirecek yoktur. O, sapanlari taskinliklari icinde bocalayip dururlarken birakir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Celal Yıldırım = Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, onu doğru yola iletecek yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bocalayıp şaşkın şaşkın dururken bırakıverir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Cemal Külünkoğlu = Allah'ın (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) sapıklık içinde bıraktığı kimseler için yol gösterici yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bırakır, körü körüne yuvarlanır giderler.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Diyanet İşleri (eski) = Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Diyanet Vakfi = Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için yol gösteren yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Edip Yüksel = ALLAH'ın saptırdığı kimseler için yol gösterici bulunmaz. Onları azgınlıkları içinde bocalar durur halde bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Kimi ki Allah saptırır, artık onu yola getirecek yoktur, o onları bırakır, tuğyanları içinde kör körüne yuvarlanır giderler

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Allah kimi saptırırsa, artık onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları bırakır taşkınlıkları içinde, körü körüne yuvarlanıp giderler.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Allah kimi saptırırsa onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları kendi hâllerine bırakır ve kendi azgınlıkları içinde yuvarlanıp giderler.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Gültekin Onan = Tanrı'nın saptırdığı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakıverir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Harun Yıldırım = Allah her kimi saptırırsa artık onu hidayete erdirecek yoktur, onları taşkınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakıverir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Hasan Basri Çantay = Allah kimi sapdırırsa artık onu yola getirecek yokdur. O, bunları taşkınlığı içinde, ve serserî bir halde, bırakıverir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Hayrat Neşriyat = Allah kimi (küfrü sebebiyle) dalâlete atarsa, o takdirde onu hidâyete erdirecek kimse yoktur ve (Allah) onları azgınlıkları içinde bırakır da bocalayıp dururlar!

hâdiye

  A’râf / 186 -

 İbni Kesir = Kimi, Allah saptırırsa; onu doğru yola götürecek yoktur. O, bunları taşkınlıkları içinde serseri bir halde bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Kadri Çelik = Allah'ın saptırdığı kimseye artık hidayet edecek yoktur ve (Allah) onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakıverir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Muhammed Esed = Allahın sapıklık içinde bıraktığı kimseler için yol gösterici yoktur. Allah, onları körcesine sağa sola sendeleyip dururken o kurumlu azgınlıkları içinde bırakacaktır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Mustafa İslamoğlu = Allah kimi sapmaya terk ederse, artık ona doğru yolu kimse gösteremez: zira onları ısrarlı tercihleri olan sapıklıkta debelenmeye terk edecektir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Allah Teâlâ kimi dalâlete düşürürse artık ona hidâyet edecek bulunamaz ve onları kendi dalâletlerinde mütereddit bir halde bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ömer Öngüt = Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur, onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bocalayıp dururken bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Şaban Piriş = Allah kimi sapıklıkta bırakırsa onun bir rehberi yoktur. Onları azgınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Sadık Türkmen = Allah’ın verdiği özgürlüğü, dalâleti/sapıklığı seçmede kullananlara, artık doğruya yönlendiren de kâr etmez/fayda vermez. (Allah) onları şaşkın bir halde azgınlıkları içinde bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Seyyid Kutub = Allah'ın saptırdığı kulu hiç kimse doğru yola iletmez. O sapıkları, azgınlıklar içinde debelenmeye bırakır.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Suat Yıldırım = Allah kimi şaşırtırsa onu doğru yola getirecek yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bırakır, körü körüne yuvarlanır giderler.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Süleyman Ateş = Allâh kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren olmaz. Ve bırakır onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Tefhim-ul Kuran = Allah'ın saptırdığı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakıverir.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Ümit Şimşek = Allah'ın saptırdığını doğru yola getirebilecek yoktur. Allah onları bırakır da azgınlıkları içinde bocalar dururlar.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Allah'ın şaşırttığına kimse kılavuzluk edemez. O bırakır onları ki, kudurgunlukları içinde bocalayıp dursunlar.

hâdiye

  A’râf / 186 -

 İskender Ali Mihr = Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır).

hâdiye

  A’râf / 186 -

 İlyas Yorulmaz = Allah’ın sapkınlık içerisinde bıraktıklarını, doğru yola iletebilecek kimse yoktur. Onları kendi azgınlıkları içerisinde bırak, oyalansınlar.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Diyanet İşleri = Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ve biz böylece her peygambere, mücrimlerden düşmanlar halkettik ve doğru yolu göstermek için de Rabbin yeter sana, yardım etmek için de.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Abdullah Parlıyan = Ey peygamber! Biz her peygambere suçlu günahkarlardan düşmanlar meydana getirdik. Bununla birlikte doğru yol gösterici ve yardımcı olarak sana Rabbin yeter.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Adem Uğur = (Resûlüm!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peydâ ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Ahmed Hulusi = İşte görüldüğü gibi, her Nebi için hakikati inkâr suçlularından düşman oluştu. . . Hakikatin olan Rabbin Hadiy (hakikate erdiren) ve Nasîr (hakikate ermen için yardım eden, zafere ulaştıran) olarak kâfidir.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Ahmet Tekin = Rasûlüm, işte biz, böylece her peygamber için İslâm’a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilerden, suçlulardan, günahkârlardan düşmanlar peydah ettik. Yol gösteren, doğru yola getiren ve yardım eden olarak Rabbin sana yeter.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Ahmet Varol = Biz bu şekilde her peygamber için suçlulardan bir düşman var ettik. Doğru yola iletici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Ali Bulaç = İşte böyle; biz, her peygambere suçlu günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Ali Fikri Yavuz = İşte (Ey Rasûlüm, sana Mekke müşriklerini) böylece düşman yaptığımız gibi, senden önce de her peygamber için mücrimlerden bir düşman yaptık. Bununla beraber (düşmanların kahrından) koruyucu ve (onlara karşı) zafer verici olarak Rabbin sana yeter.

hâdiyen

  Furkân / 31 -

 Ali Ünal = İşte böyle (ey Rasûl), Biz yalnızca senin için değil, her peygamber için hayatları günah hasadından ibaret suçlulardan düşmanlar kıldık. (Her karar, hareket ve davranışında seni doğruya yöneltecek) yol gösterici ve (düşmanlarına karşı) yardımcı olarak Rabbin yeter.