Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
ed dâi
Diyanet İşleri = (6-7) O hâlde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil’in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir hâlde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.
ed dâi
Abdulbaki Gölpınarlı = Artık yüz çevir onlardan; o gün çağıran, hoşlanılmayan birşeye çağırır.
ed dâi
Abdullah Parlıyan = Sen yine onlardan uzak dur. O davet edici İsrafil'in görünmemiş, tanınmamış bir şeye davet edeceği gün.
ed dâi
Adem Uğur = Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
ed dâi
Ahmed Hulusi = O hâlde onlardan yüz çevir! O çağırıcının çok dehşetli, korkunç olaya çağırdığı süreçte. . .
ed dâi
Ahmet Tekin = Sûr’a üfürerek davet eden İsrâfil’in, görülmedik müthiş bir şeye davet ettiği gün, sen de onlardan uzak dur.
ed dâi
Ahmet Varol = O halde onlardan yüz çevir. O çağırıcının tanınmamış bir şeye çağıracağı gün:
ed dâi
Ali Bulaç = Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...
ed dâi
Ali Fikri Yavuz = O halde (Ey Rasûlüm) onlardan yüz çevir. O çağırıcı İsrâfil’in görülmemiş dehşetli bir şeye (müminleri cennete, kâfirleri cehenneme) davet edeceği gün;
ed dâi
Ali Ünal = Dolayısıyla üzerlerine varmaktan artık vazgeç. Elbette bir gün gelecek ve Münâdî, herkesi görülmemiş dehşetteki bir gerçeğe çağıracaktır.
ed dâi
Bayraktar Bayraklı = Öyleyse onlardan yüz çevir. Çağrıcının hoşlanılmayan bir şeye çağıracağı günü bekle!
ed dâi
Bekir Sadak = Oyleyse onlardan yuz cevir; cagiran, gorulmemis ve taninmamis bir seye cagirdigi gun.
ed dâi
Celal Yıldırım = Onlardan yüzçevir. O gün çağrıcı, bilinmedik (korkunç) bir şeyle çağırır.
ed dâi
Cemal Külünkoğlu = O halde davetçinin (İsrafil'in) benzeri görülmemiş bir şeye (yeniden dirilmeye) çağırdığı gün (dünyada senden uzak durdukları gibi) sen de onlardan uzak dur!
ed dâi
Diyanet İşleri (eski) = Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
ed dâi
Diyanet Vakfi = Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
ed dâi
Edip Yüksel = Onlara aldırma; çağırıcının, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
ed dâi
Elmalılı Hamdi Yazır = Sen de onlardan yüz çevir, o gün ki çağırıcı görülmedik müdhiş bir şey'e çağırır
ed dâi
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı görülmedik korkunç bir şeye çağırır.
ed dâi
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
ed dâi
Gültekin Onan = Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının benzeri görülmedik (nükür) bir şeye çağıracağı gün...
ed dâi
Harun Yıldırım = O halde onlardan yüz çevir. O günde o çağırıcı bilinmedik bir şeye çağırır.
ed dâi
Hasan Basri Çantay = O halde (habîbim) onlardan yüz çevir. O da'vet edici nin (misli) görülmemiş, tanıtmamış bir şey'e da'vet edeceği gün.
ed dâi
Hayrat Neşriyat = Öyle ise onlardan yüz çevir! O gün ki, o da'vetçi (İsrâfîl, onları nefislerce)kendisinden nefret edilen (ihtimâl verilmeyen ve inkâr edilen) bir şeye (hesab yerine) çağırır.
ed dâi
İbni Kesir = Öyleyse yüz çevir onlardan. O çağıranın, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün.
ed dâi
Kadri Çelik = Öyleyse sen onlardan yüz çevir; çağıranın görülmemiş bir şeye (hesaba) çağırdığı günü (an)!
ed dâi
Muhammed Esed = sen (yine) onlardan uzak dur. Çağrı Sesinin, (insanı) aklın tasavvur edemeyeceği bir şeye çağıracağı Gün,
ed dâi
Mustafa İslamoğlu = Artık sen de onlardan yüz çevir! Bir davetçinin, asla (kimsenin) tasavvur edemeyeceği o şeye çağıracağı gün,
ed dâi
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık sen onlardan yüz çevir. O gün ki dâvetci bir korkunç, nâhoş bir şeye dâvet eder.
ed dâi
Ömer Öngüt = O halde sen de onlardan yüz çevir. O çağırıcının, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;
ed dâi
Şaban Piriş = Onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı onları hoşlanmadıkları bir şeye çağırır.
ed dâi
Sadık Türkmen = Öyleyse onlardan yüz çevir; o gün çağırıcı, görülmemiş korkunç bir şeye çağırır.
ed dâi
Seyyid Kutub = Sen de yüz çevir onlara. Görevli melek, o gün onları benzeri yaşanmamış olaya çağırdığında;
ed dâi
Suat Yıldırım = Sen de şimdi onları kendi hallerine terk et. Gün gelir bir münâdî, hiç de hoşa gitmeyen, insanın görür görmez kaçacağı bir yere çağırır.
ed dâi
Süleyman Ateş = Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
ed dâi
Tefhim-ul Kuran = Öyleyse sen onlardan yüz çevir; o çağrıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün.
ed dâi
Ümit Şimşek = Sen onlardan yüz çevir. Gün gelir, davetçi onları görülmedik birşeye çağırır.
ed dâi
Yaşar Nuri Öztürk = O halde yüz çevir onlardan sen de; o çağırıcının alışılmadık/ürpertirci şeye çağırdığı günde,
ed dâi
İskender Ali Mihr = Artık onlardan yüz çevir. O gün davetçi, (onları) korkunç dehşetli bir şeye çağıracak.
ed dâi
İlyas Yorulmaz = (Onun için) İnkâr edilen o günde, bir davetçinin onları Rablerinin huzuruna davet edinceye kadar, sen onlardan yüz çevir.
ilâ ed dâi
Diyanet İşleri = Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, “Bu zor bir gün” derler.
ilâ ed dâi
Abdulbaki Gölpınarlı = Yönelirler çağırana; kâfirler, bugün derler, ne de zorlu gün.
ilâ ed dâi
Abdullah Parlıyan = Davet edene koşarlar ve o gün Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler: “Bu ne çetin bir gün!” derler.
ilâ ed dâi
Adem Uğur = Dâvetçiye koşarlarken o esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.
ilâ ed dâi
Ahmed Hulusi = Çağırıcıya süratle koşan Hakikat bilgisini inkâr edenler: "Bu şiddetli bir gündür!" derler.
ilâ ed dâi
Ahmet Tekin = Davet edene, İsrafil’e doğru kabirlerden boyunlarını uzatarak, fırlayarak çıkarlar. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler:'Bu zor bir gündür.' derler.
ilâ ed dâi
Ahmet Varol = Çağırıcıya boyunlarını uzatıp koşarak. İnkar edenler: 'Bu zor bir gündür' derler.
ilâ ed dâi
Ali Bulaç = Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün."
ilâ ed dâi
Ali Fikri Yavuz = Çağırıcıya (İsrâfil’in sesine) doğru koşarak, kâfirler (bu kıyamet gününde şöyle) diyecektir: “- Bu çok şiddetli bir gündür.”
ilâ ed dâi
Ali Ünal = İtaat içinde koşacaklar Münâdî’ye doğru. “Bugün çok zorlu bir gün!” diyecek kâfirler.