Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Diyanet İşleri = Sonra onu az bir su (meni) hâlinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra onu, sağlam bir karar yurdunda bir katre su kıldık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Abdullah Parlıyan = Sonra onu sperm damlası halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Adem Uğur = Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ahmed Hulusi = Sonra onu sağlam bir karargâhta bir nutfe oluşturduk.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ahmet Tekin = Bir de onu, sperm olarak emin, elverişli, sağlam, itibarlı bir yere, rahme koyduk.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ahmet Varol = Sonra onu bir nutfe halinde sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ali Bulaç = Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ali Fikri Yavuz = Sonra onu sağlam bir kalış yerinde, bir sperm yaptık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ali Ünal = Sonra onu, (anneden ve babadan gelen) birkaç damla sıvı, bir tohum halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Bayraktar Bayraklı = Sonra onu döl suyu damlası halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Bekir Sadak = Sonra onu nutfe halinde saglam bir yere yerlestirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Celal Yıldırım = Sonra onu sağlamca, durup dinlenecek bir yerde nutfe haline getirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Cemal Külünkoğlu = Sonra onu az bir döl suyu (meni) hâlinde sağlam bir yere (ana rahmine) yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Diyanet İşleri (eski) = Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Diyanet Vakfi = Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Edip Yüksel = Sonra onu sağlam bir bekleme yerinde bir damlacık haline getirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Sonra onu oturaklı bir karargâhta bir nufte yaptık

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sonra onu, oturaklı bir karargahta bir nutfe (tohum) yaptık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Gültekin Onan = Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Harun Yıldırım = Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Hasan Basri Çantay = Sonra onu sarp ve metîn bir karargâhda bir nutfe yapdık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Hayrat Neşriyat = Sonra onu sağlam bir yerde (ana rahminde) bir nutfe (hakir bir damla sudan süzülmüş hulâsa) olarak yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 İbni Kesir = Sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Kadri Çelik = Sonra onu bir su damlası olarak, sağlam bir yere (rahme) yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Muhammed Esed = ve sonra onu döl suyu damlası halinde (rahimde) özel bir koruma altında tutuyoruz;

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Mustafa İslamoğlu = epey sonra onu, karar kılacağı (rahimde) yer tutan bir hayat tohumu kıldık;

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Sonra onu metin bir karargâhta bir nutfe kıldık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ömer Öngüt = Sonra onu sağlam bir karargâh olan rahimde nutfe hâline getirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Şaban Piriş = Sonra onu sağlam bir kalış yerinde, bir sperm yaptık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Sadık Türkmen = Sonra, onu nutfe halinde sağlam bir karargâha yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Seyyid Kutub = Sonra sperma halinde korunaklı bir yuvaya yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Suat Yıldırım = Sonra onu nutfe (sperm) halinde sağlam bir yere yerleştiririz.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Süleyman Ateş = Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Tefhim-ul Kuran = Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Ümit Şimşek = Sonra ona sağlam bir karar yerinde bir nutfe yaptık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Sonra onu çok dayanaklı bir karargâhta bir damlacık yaptık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 İskender Ali Mihr = Sonra onu, mekin (sağlam) bir yerde karar kılmış (yerleşmiş) bir nutfe kıldık.

nutfeten

  Mü’minûn / 13 -

 İlyas Yorulmaz = Sonra toprağın özünü nutfe (döl suyu) haline getirip, sağlam bir yere (ana rahmine) yerleştirdik.

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Diyanet İşleri = Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ve biz, Allah'ın, aramızdan seçip lütfettiği bunlar mı demeleri için halkın bir kısmını, bir kısmıyla sınarız. Allah, şükredenleri daha iyi bilmez mi?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Abdullah Parlıyan = Böylece ekonomik yönden güçsüz kimselerin müslüman olup ve Allah'a yakın olmalarıyla, zengin ve kibirli kimselerin İslâm'dan ve Allah'tan uzak olmaları sebebiyle insanlardan kimini, kimiyle deneyip fitneye soktuk ki, sonunda Allah aramızda, bunlara mı nimet ve lütufta bulunmuştur? desinler. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir.?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Adem Uğur = Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı! demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Ahmed Hulusi = İşte böylece onların kimini kimiyle imtihan ettik, "Allâh aramızdan şunlara mı (bazı yoksul, dar gelirli kimselere) lütufta bulundu?" desinler diye. . . Allâh, değerlendirenleri daha iyi bilen değil midir?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Ahmet Tekin = 'Aramızdan Allah’ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı?' şeklinde konuşturmak için, onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Ahmet Varol = İşte böyle, 'Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulundu!' demeleri için onları birbirleriyle denedik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Ali Bulaç = Böylece: "Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?" demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil mi?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Ali Fikri Yavuz = İnsanların bir kısmını, diğer bir kısmı ile imtihan ettik ki, Kureyş’in ileri gelenleri, fakirler hakkında şöyle desinler; “-Allah’ın aramızdan kendilerine iman ihsan ettiği kimseler şunlar mı?” Allah, İslâm (nimeti üzere) şükredenleri daha iyi bilen değil mi?

fetennâ

  En’âm / 53 -

 Ali Ünal = Biz, insanları bu şekilde birbirleriyle imtihan ederiz; (mevki, makam, ırk, renk, zenginlik, sosyal statü gibi unsurları üstünlük sahibi zannedenler, fakir, köle, kimsesiz ve toplumda kendilerine statü tanınmayan mü’minler için,) “Allah, aramızdan bula bula bunları mı lütfuna lâyık gördü?” derler. Oysa Allah, (bütün nimetleri verenin Allah olduğunun şuuru içinde O’na) şükredenleri (ve dolayısıyla lütfuna lâyık bulunanları) çok daha iyi bilmez mi?