Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Diyanet İşleri = “Ne diye konuşmuyorsunuz?”

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ne oldu size, niçin konuşmuyorsunuz?

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Abdullah Parlıyan = Neyiniz var ki, konuşmuyorsunuz?” dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Adem Uğur = Neden konuşmuyorsunuz? dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ahmed Hulusi = "Niye konuşmuyorsunuz?"

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ahmet Tekin = 'Derdiniz ne ki, konuşmuyorsunuz?'

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ahmet Varol = 'Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?'

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ali Bulaç = "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ali Fikri Yavuz = Ne oluyor size, konuşmuyorsunuz?”

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ali Ünal = (92-93) «Neyiniz var konuşmuyorsunuz?» diyerek yaklaşıp onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Bayraktar Bayraklı = “Neyiniz var; konuşmuyorsunuz!”

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Bekir Sadak = (91-92) O da onlarin tanrilarina gizlice yonelip: «Sunduklari yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konusmuyor musunuz?» dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Celal Yıldırım = «Neden konuşmuyorsunuz ?» dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Cemal Külünkoğlu = (91-93) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: “Yemek yemiyor musunuz? Ne diye konuşmuyorsunuz?” diyerek onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Diyanet İşleri (eski) = (91-92) O da onların tanrılarına gizlice yönelip: 'Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?' dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Diyanet Vakfi = (91-92) Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Edip Yüksel = 'Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?'

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Neyiniz var söylemiyorsunuz

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = (92-93) «Neyiniz var konuşmuyorsunuz?» diyerek yaklaşıp onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Cevap vermediklerini görünce de): «Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?» (dedi).

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Gültekin Onan = "Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?"

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Harun Yıldırım = “Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Hasan Basri Çantay = «Ne oluyor size konuşmuyorsunuz»?!

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Hayrat Neşriyat = 'Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?'

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 İbni Kesir = Ne o, konuşmuyor musunuz?

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Kadri Çelik = “Size ne oluyor da konuşmuyorsunuz?”

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Muhammed Esed = Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?" dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Mustafa İslamoğlu = "Size ne oldu böyle, yoksa konuşamıyor musunuz?"

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = «Size ne oluyor ki, konuşamıyorsunuz?»

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ömer Öngüt = "Neden konuşmuyorsunuz?"

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Şaban Piriş = Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Sadık Türkmen = Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?”

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Seyyid Kutub = Neyiniz var konuşamıyor musunuz? dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Suat Yıldırım = (91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: "Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?" "Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?" dedi.

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Süleyman Ateş = "Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?"

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Tefhim-ul Kuran = «Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?»

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Ümit Şimşek = 'Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?'

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 Yaşar Nuri Öztürk = "Neniz var ki, konuşmuyorsunuz!"

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 İskender Ali Mihr = Yoksa siz konuşmuyor musunuz?

lâ tentıkûne

  Sâffât / 92 -

 İlyas Yorulmaz = (Ey ilahlar) Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Diyanet İşleri = Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va’dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Gerçekten de andolsun göğün ve yeryüzünün Rabbine ki hiç şüphe yok, gerçektir o, nasıl siz konuşup söylüyorsunuz.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Abdullah Parlıyan = İşte o göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, vaat olunduğunuz ceza, hesap, cennet, cehennem gibi şeyler, tıpkı söylediğiniz sözün, kendi sözünüz olduğunda şüpheniz olmadığı gibi doğrudur ve mutlaka gerçekleşecektir.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Adem Uğur = Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Ahmed Hulusi = Semânın ve arzın Rabbine yemin ederim ki, kesinlikle o (bildirilen gelecektekiler), sizin konuşmanız kadar olağan bir gerçektir.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Ahmet Tekin = Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, O Kur’ân sizin kullandığınız düşünce usullerine, mantığınıza, konuşma üslûbunuza benzer bir üslupla indirilen hakça düzeni içeren hak bir kitaptır.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Ahmet Varol = Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki o, sizin konuşmanız gibi gerçektir.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Ali Bulaç = İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Ali Fikri Yavuz = İşte o semânın ve yerin Rabbine yemin olsun ki, bu vaad olunan (cennet), sizin konuşmanız (sabit olduğu) gibi, muhakkak bir gerçektir.

tentıkûne

  Zâriyât / 23 -

 Ali Ünal = Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu va’d, nasıl sizin konuşmanız bir gerçekse, size iletilen öyle bir gerçektir.