Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Diyanet İşleri = Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Her ümmetin başına gelecek musîbete bir zaman takdîr edilmiştir. Mukadder olan o zaman gelip çattı mı o musîbeti ne bir an geriye atabilirler, ne bir an ileriye alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Abdullah Parlıyan = Her toplumun, yaşayacağı belli bir süre vardır. Süresi dolunca, onların yok edilmeleri ne bir an gecikebilir, ne de öne geçebilir.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Adem Uğur = Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ahmed Hulusi = Her topluluğun takdir edilmiş bir ömrü vardır. . . Onların ömrünün sonu geldiğinde, ne bir an ertelenebilir, ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ahmet Tekin = Her millet, (toplum, devlet, medeniyet) için bir vade belirlenmiştir. Vadeleri dolduğu zaman, ne erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ahmet Varol = Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat geriye bırakabilirler ve ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ali Bulaç = Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler.)

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ali Fikri Yavuz = Her ümmet için takdir edilen bir zaman (ecel) var. Müddetleri gelince bir an geri kalamazlar ve öne de geçmezler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ali Ünal = Bilin ki, her ümmet için takdir edilmiş bir süre vardır. Bu sürenin sonu geldiğinde, onu ne bir an geciktirebilirler, ne de bir an öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Bayraktar Bayraklı = Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince, ne bir an geri kalırlar ne de bir an öne gelebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Bekir Sadak = Her ummet icin belirli bir sure vardir; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de one gecebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Celal Yıldırım = Her ümmetin (her milletin) son bulması için belirlenmiş bir vakti vardır, o gelince ne bir an geri kalırlar, ne de ileri geçerler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Cemal Külünkoğlu = Ve her toplum için bir vade belirlenmiştir. Öyle ki, vadeleri dolduğunda ne bir an geri kalabilirler ne de bir an öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Diyanet İşleri (eski) = Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Diyanet Vakfi = Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Edip Yüksel = Her bir toplumun bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Her ümmet için bir müddet mukadder, müddetleri gelince bir lâhza geri de kalmazlar, öne de geçemezler

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Her milletin bir sonu vardır ve o son gelince bir an geri de kalmazlar öne de geçemezler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Gültekin Onan = Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler [tam zamanında çökerler].

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Harun Yıldırım = Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince ne bir an ertelenirler ne de öne alınırlar.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Hasan Basri Çantay = Her ümmetin (mukadder) bir eceli vardır. Binâen'aleyh o müddetleri gelince bir saat ne geri bırakabilirler, ne öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Hayrat Neşriyat = Ve her ümmetin (büyük-küçük her topluluğun) bir eceli vardır. Artık ecelleri geldiği zaman, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler!

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 İbni Kesir = Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince; ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gidebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Kadri Çelik = Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca (artık ondan) ne bir saat gecikebilir, ne de öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Muhammed Esed = Ve her toplum için bir vade belirlenmiştir: Öyle ki, vadeleri dolduğunda onu bir tek an olsun, ne geciktirebilirler ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Mustafa İslamoğlu = Bilin ki, her ümmet için takdir edilmiş bir süre vardır. Bu sürenin sonu geldiğinde, onu ne bir an geciktirebilirler, ne de bir an öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Her ümmet için bir ecel vardır. Artık onların ecelleri geldiği zaman ne bir saat geri bırakabilirler, ve ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ömer Öngüt = Her ümmetin belirli bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Şaban Piriş = Her toplumun bir sonu vardır. Sonları geldiğinde; ne bir süre ertelenebilir ne de öne alınabilir.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Sadık Türkmen = (suçlu) her toplumun bir sonu/bir süresi vardır. Sonları/süreleri geldiği zaman; ne bir an geri kalırlar, ne de bir an ileri gidebilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Seyyid Kutub = Her toplumun belirlenmiş bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an erteleyebilirler ve ne de bir an öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Suat Yıldırım = Her ümmet için belirlenmiş bir müddet vardır. Vâdeleri gelince ne bir an geri bırakabilir, ne de bir an öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Süleyman Ateş = Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince (onlar), ne bir an geri kalırlar, ne de öne geçerler, (tam vaktinde batıp giderler).

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Tefhim-ul Kuran = Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler) .

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Ümit Şimşek = Her milletin bir eceli vardır. Vadeleri eriştiğinde onu ne bir an erteleyebilir, ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler.

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 İskender Ali Mihr = Bütün ümmetler için bir ecel (süre, zaman dilimi, müddet) vardır. Onların ecelleri geldiği zaman ne bir saat ileri, ne bir saat geri alınmaz

lâ yeste’hırûne

  A’râf / 34 -

 İlyas Yorulmaz = Her toplum (ümmet) için bir zaman belirlenmiştir. Zamanları dolduğunda, ne bir saat geri, nede bir saat ileri alınır.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Diyanet İşleri = Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Allah, insanları zulümleri yüzünden helâk etseydi yeryüzünde yürür bir tek mahlûk kalmazdı, fakat onlara azâp etmeyi mukadder bir zamâna tehîr etti; vakitleri gelince de ne bir an geri kalırlar, ne bir an önce gelip çatar o mukadder vakit.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Abdullah Parlıyan = Allah, insanları yaratılış gayeleri dışında yaşamalarından dolayı, hemen helak ediverecek olsaydı, yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı kalmazdı. Ne var ki, onları belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar erteliyor, süreleri dolduğu zaman, sonlarını bir an olsun, ne geciktirebilirler, ne de öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Adem Uğur = Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Ahmed Hulusi = Eğer Allâh insanları zulümlerinden dolayı sorumlu tutup sonucunu hemen yaşatsaydı, (arz) üzerinde hiçbir DABBE (insan değil insan bedeni) bırakmazdı! Fakat onları hükmedilmiş bir vakte tehir ediyor. . . Ecelleri geldiği vakit de ne bir saat geri kalırlar, ne de öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Ahmet Tekin = Eğer Allah, günahları, isyanları ve inkârları yüzünden insanları anında cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde cezalandırmadık hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onlara belli bir müddete kadar vâde tanıyor. Ecelleri geldiği zaman, onu ne bir an erteleyebilirler, ne de belirlenmiş vadeyi öne alabilirler.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Ahmet Varol = Eğer Allah insanları zulümlerinden dolayı ele alsaydı (yer) üzerinde bir tek canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar ertelemektedir. Ecelleri geldiğinde artık ne bir saat geri bırakılırlar ne de öne alınırlar.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Ali Bulaç = Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiç bir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Ali Fikri Yavuz = Eğer Allah, zulümleri (günahları) yüzünden insanları hesaba çekiverseydi, yeryüzünde kımıldayan tek bir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları takdir edilen bir müddete kadar geciktirir. Müddetleri (ecelleri) de geldiği zaman, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

lâ yeste’hırûne

  Nahl / 61 -

 Ali Ünal = Eğer Allah, (şirkten daha başka hatalarına kadar) zulümleri sebebiyle insanları hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hareket eden tek bir canlı bırakmazdı; fakat O, onları takdir buyurduğu bir vadeye kadar bekletmektedir. Vadeleri gelince, onu ne bir an geciktirebilirler, ne de bir an öne alabilirler.