Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Diyanet İşleri = (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ve kendilerini, yoksulları men etmeye güçleri yeter sanarak erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Abdullah Parlıyan = Ve kendilerini yoksullara birşey vermemeye güçleri yeter zannederek erkenden bahçelerine gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Adem Uğur = (Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ahmed Hulusi = Yoksulları engellemeye güçleri yeterek gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ahmet Tekin = Yoksullara yardıma güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve kararı ile erkenden yola düştüler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ahmet Varol = (Yoksulları) engellemeye güç yetirecekleri zannıyla erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ali Bulaç = (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ali Fikri Yavuz = Hem zanlarınca, miskinleri mahrum etmeğe güçleri yeterek erkenden gittiler...

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ali Ünal = (Yanlarına herhangi bir fakirin girmesine izin vermeme) kararlılığı içinde ve hasattan emin olarak yollarına devam ettiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Bayraktar Bayraklı = (25-28) Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, “Biz yanlış yere geldik” dediler. Kimileri de, “Hayır, biz mahvolmuşuz” dediler. İçlerinden en feraset sahibi, “Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?” dedi!”

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Bekir Sadak = (24-25) «Sakın bugün aranızda bir yoksul o bostana girivermesin,» diyorlardı. Ve yoksulları men'e kâdir oldukları halde erkenden gidiverdiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Celal Yıldırım = (Yoksulu) engellemeye güçleri yeter halde sabah erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Cemal Külünkoğlu = (25-26) (Yoksulları) engellemeğe güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler. Fakat bahçeyi o halde görünce: “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız (yanlış geldik)!” dediler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Diyanet İşleri (eski) = Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Diyanet Vakfi = (Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Edip Yüksel = Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Gültekin Onan = (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Harun Yıldırım = Güçleri yetebilirmiş gibi erkenden çıktılar.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Hasan Basri Çantay = (Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Hayrat Neşriyat = Hâlbuki (fakirlere yardıma) güçleri yeten kişiler oldukları hâlde, (onları yardımdan)mahrûm etmek üzere erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 İbni Kesir = Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Kadri Çelik = (Azabı değil, sadece yoksulları) Engellemeye güç yetirenler olarak erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Muhammed Esed = ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Mustafa İslamoğlu = Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = (24-25) «Sakın bugün aranızda bir yoksul o bostana girivermesin,» diyorlardı. Ve yoksulları men'e kâdir oldukları halde erkenden gidiverdiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ömer Öngüt = (Yoksullara yardım etmeye) güçleri yettiği halde, böyle konuşarak erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Şaban Piriş = Yoksullara yardıma güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve kararı ile erkenden yola düştüler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Sadık Türkmen = Mahsulü toplayacaklarına emin olarak, erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Seyyid Kutub = Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Suat Yıldırım = Yoksulları engelleme azmi içinde ilerlediler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Süleyman Ateş = Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Tefhim-ul Kuran = (Yoksulları) Engellemeğe güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Ümit Şimşek = Erkenden vardılar, yoksula engel olmak ellerindeymiş gibi.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 İskender Ali Mihr = Ve (yoksulları) men etmeye güçleri yetecek (diye) sabah erkenden gittiler.

kâdirîne

  Kalem / 25 -

 İlyas Yorulmaz = Sabah erkence kararlarına uygun planlar yapmış olarak çıktılar.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Diyanet İşleri = Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Evet, değil kemiklerini, parmak uçlarını bile düzüp koymaya gücümüz yeter.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Abdullah Parlıyan = Hayır, kesinlikle değil. Kemiklerini parmak uçlarına varıncaya kadar bütün özellikleriyle yeniden meydana getirmeye gücümüz yeter.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Adem Uğur = Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Ahmed Hulusi = Evet! Onun parmak uçlarını bile tesviye etmeye (parmak izlerini bile aynen oluşturmaya) kaadirleriz.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Ahmet Tekin = Evet, bizim onun parmak izlerini bile, aynen eski haline getirmeye gücümüz kudretimiz yeter.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Ahmet Varol = Evet. Onun parmak uçlarını bile derlemeye güç yetiririz.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Ali Bulaç = Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip (yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Ali Fikri Yavuz = (Değil yalnız kemikleri bir araya getirmek), daha doğrusu biz o insanın parmak uçlarını (dünyada olduğu gibi düzeltib) toplamağa da kadiriz;

kâdirîne

  Kıyâme / 4 -

 Ali Ünal = Oysa Biz, parmak uçları(na varıncaya kadar onun vücudunu tam olarak) yeniden kurmaya mutlak manâda muktediriz.