Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
en necvâ
Diyanet İşleri = Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.
en necvâ
Abdulbaki Gölpınarlı = Sonra bu iş hakkında aralarında çekişe çekişe görüşüp gizlice danıştılar.
en necvâ
Abdullah Parlıyan = Firavun ve sihirbazları, kendi aralarında yapacakları şey konusunda tartışarak görüşüp konuşmalarını gizli tuttular.
en necvâ
Adem Uğur = Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.
en necvâ
Ahmed Hulusi = (Sihirbazlar) işlerini aralarında tartıştılar. . . Aralarında fısıldaştılar.
en necvâ
Ahmet Tekin = Sihirbazlar, aralarında planlarını tartıştılar, fısıltı halindeki konuşmalarını gizli tuttular.
en necvâ
Ahmet Varol = Bunun üzerine (büyücüler) işlerini aralarında tartıştılar ve gizlice konuştular.
en necvâ
Ali Bulaç = Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
en necvâ
Ali Fikri Yavuz = Sihirbazlar aralarında işlerini görüştüler. (Mûsa galib gelirse ona iman edelim, dediler) ve (bunu) gizlice fısıldaştılar.
en necvâ
Ali Ünal = (Bu tebliğ ve ikaz üzerine sihirbazlar,) birbirleriyle ihtilâfa düşüp tartışmaya giriştiler. (Durumu gören Firavun ve adamları olaya müdahale ederek, sihirbazlarla) gizlice konuştular:
en necvâ
Bayraktar Bayraklı = Büyücüler yapacakları işlerini aralarında tartıştılar ve birbirleriyle gizlice konuştular.
en necvâ
Bekir Sadak = Sihirbazlar isi aralarinda tartistilar ve konusmalarini gizli tuttular.
en necvâ
Celal Yıldırım = Sihirbazlar durumlarını (ne yapacaklarını) kendi aralarında tartıştılar ve konuştuklarını gizli tutmaya çalıştılar..
en necvâ
Cemal Külünkoğlu = (62-64) Bunun üzerine büyücüler aralarında gizlice fısıldaşarak durumlarını tartıştılar. Ve dediler ki: “Bu iki adam (Musa ve Harun) büyücüdür, sizleri büyüleyerek yurdunuzdan çıkarmak, sizin örnek dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Öyleyse hilelerinizi bir araya getirin, sonra gruplar halinde buluşma yerine gelin. Bugün üstün gelen kazanmıştır.”
en necvâ
Diyanet İşleri (eski) = Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.
en necvâ
Diyanet Vakfi = Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.
en necvâ
Edip Yüksel = Aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.
en necvâ
Elmalılı Hamdi Yazır = Şöyle ki: aralarında işlerine kavraştılar ve gizli fısıldaştılar
en necvâ
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Onlar aralarında tartışıp anlaştılar ve gizlice fısıldaştılar.
en necvâ
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular
en necvâ
Gültekin Onan = Bunun üzerine, kendi aralarında buyruklarını / (işlerini) tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
en necvâ
Harun Yıldırım = Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar.
en necvâ
Hasan Basri Çantay = Derken (sihirbazlar) aralarında işlerini çekişe çekişe (görüş) düler. (Sonra) gizlice müşavere etdiler.
en necvâ
Hayrat Neşriyat = Buna rağmen (sihirbazlar Mûsâ hakkında yapacakları) işlerini aralarında tartıştılar ve fısıldamalarını gizli tuttular.
en necvâ
İbni Kesir = Derken onlar işi aralarında tartıştılar ve gizlice müşavere ettiler.
en necvâ
Kadri Çelik = Bunun üzerine onlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.
en necvâ
Muhammed Esed = (Firavun ve adamları) yapacakları şey konusunda aralarında tartıştılar, fakat konuşmalarını gizli tuttular;
en necvâ
Mustafa İslamoğlu = Derken, (Firavun ve yandaşları) aralarında tartışarak planlarını yaptılar, fakat bunu gizlediler;
en necvâ
Ömer Nasuhi Bilmen = Artık (sahirler) aralarında işlerine dair münakaşada bulundular ve gizlice konuştular.
en necvâ
Ömer Öngüt = Sihirbazlar işi kendi aralarında tartıştılar ve gizlice müşavere ettiler.
en necvâ
Şaban Piriş = Sihirbazlar durumlarını aralarında tartışarak gizlice fısıldaştılar.
en necvâ
Sadık Türkmen = Bunun üzerine işlerini aralarında tartıştılar ve gizlice, fısıldaşarak konuştular.
en necvâ
Seyyid Kutub = Bunun üzerine büyücüler aralarında gizlice fısıldaşarak durumlarını tartıştılar.
en necvâ
Suat Yıldırım = Bunun üzerine onlar aralarında tartışmaya ve fısıldaşmaya, kulislere başladılar.
en necvâ
Süleyman Ateş = (Fir'avn'ın topladığı büyücüler), işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli konuştular.
en necvâ
Tefhim-ul Kuran = Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.
en necvâ
Yaşar Nuri Öztürk = Bunun üzerine işlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaştırdılar.
en necvâ
İskender Ali Mihr = Böylece işlerini (hilelerini), kendi aralarında görüştüler (tartıştılar) ve gizlice konuştular.
en necvâ
İlyas Yorulmaz = Onlar aralarında ne yapacaklarını tartışmaya başladılar ve gizli oturum düzenlediler.
en necvâ
Diyanet İşleri = Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi işleyen ve günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde Allah’ın seni selâmlamadığı selâmla selâmlıyorlar. İçlerinden de, “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Ne kötü varış yeridir orası!
en necvâ
Abdulbaki Gölpınarlı = Bakmaz mısın gizli ve fısıltıyla konuşmadan vazgeçmeleri emredilenlere, sonradan gene vazgeçmeleri emredilen şeye dönerler ve suça ve düşmanlığa ve Peygambere isyana ait şeyleri gizlice konuşurlar ve senin yanına gelince de Allah'ın, sana verdiği selamdan başka bir tarzda selam verirler sana ve birbirlerine de şu söylediklerimiz yüzünden derler, Allah'ın bizi azaplandırması gerekmez miydi? Cehennem yeter onlara, oraya atılıp yanacaklardır ve gerçekten de orası, dönülüp gidilecek ne de kötü yerdir.
en necvâ
Abdullah Parlıyan = Ey Muhammed! Bakmıyor musun şu adamlara ki, gizli gizli konuşmaktan yasaklandıkları halde, yine o yasaklandıkları işe dönüyorlar günah, düşmanlık ve peygambere isyan hususunda, gizli gizli konuşuyorlar. Sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar ve kendi kendilerine: “Bu söylediklerinizden dolayı, Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?” diyorlar. Cehennem onlara yeter, oraya gireceklerdir, ne kötü girilecek yerdir orası.
en necvâ
Adem Uğur = Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de: Bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi? derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeridir orası!
en necvâ
Ahmed Hulusi = Görmedin mi şu kimseleri ki, fısıldaşmaktan (ikiyüzlülükten) yasaklandıkları hâlde tekrar yasaklandıkları şeye döndüler. Kötülük, düşmanlık ve Rasûle isyan konusunda fısıldaşıyorlar. . . (Yahudiler) sana geldiklerinde, Allâh'ın seni selâmlamadığı şeyle selâmlıyorlar; içlerinde ise: "Dediğimiz yanlış olsaydı Allâh bize azap verirdi" derler. . . Cehennem yeter onlara! Ona maruz kalacaklar. . . Ne kötü dönüş yeridir o! (Not: Yahudiler, fonetik yakınlık dolayısıyla, ağız - dil çabukluğu da yaparak "es Selâm'u aleyke" yerine "es Samu aleyke" derlerdi ki anlamı "sana ölüm olsun" demektir. . . Münafıkların bu tür selâmlarına Hz. Rasûlullâh sadece "Aleyküm" der, o bedduayı üzerine almadığını ifade için "VE aleyküm" demezdi! Hz. Rasûlullâh'a bu tür hitap eden Yahudilere, Hz. Ayşe "aleykümüs Sam ve laanekümüllah ve ğadibe aleyküm" yani "ölüm size olsun, Allâh size lânet ve gazap etsin" deyince Hz. Rasûlullâh: "Yâ Ayşe. . . Allâh gereğinden fazla söyleyeni sevmez" buyurarak; aksiyona, aksiyon ölçüsünü aşan reaksiyondan engelledi. )
en necvâ
Ahmet Tekin = Fısıltı yayarak ortalık bulandırmaktan menedildikten sonra, kendilerine yasak edilen o tür davranışları yapmaya kalkışarak, bile bile günah işleme, zarar verme, düşmanlık ve Rasulullah’a, sünnetine bağlılığı ve saygıyı terketme, emirlerine itaat etmeme, savsaklama ve rızasını gözetmeme hususunda gizlice konuşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman Allah’ın asla hoş görmeyeceği tarzda seni selâmlıyorlar. Kendi içlerinde de:'Bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azap etmesi gerekmeyecek mi?' diyorlar. Cehennem onlara yeter. Onlar Cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir cezalandırma ve nihaî bir dönüş yeridir!
en necvâ
Ahmet Varol = Gizli konuşmaktan menedilip de sonra menedildikleri şeye dönenleri ve günâh, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelme konusunda aralarında gizli konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde de seni, Allah'ın selâmlamadığı bir şekilde selâmlarlar ve kendi aralarında: 'Söylediğimizden dolayı Allah bize azap etse ya!' derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler. Orası ne kötü bir varış yeridir!
en necvâ
Ali Bulaç = 'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men edilip sonra men edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamlamadığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya!" derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.
en necvâ
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), bakmaz mısın şunlara, (o münafıklarla yahudilere): Gizli konuşmaktan yasaklandılar da, sonra dönüb yasaklandıkları şeyi yapıyorlar ve yalan, zulüm, Peygambere isyan fısıldaşıyorlar. Senin yanına geldiklerinde de, seni Allah’ın selâmlamadığı bir suretle selâmlıyorlar. (Es-selâmü Aleyk yerine, üzerine ölüm olsun manâsına gelen Es-Sâmü Aleyk diyorlar). Kendi aralarında da: “- Allah bizi, söylediklerimizle azablandırsa ya!” diyorlar. Onlara cehennem yeter; oraya girecekler. Artık o, ne kötü dönüş yeridir...
en necvâ
Ali Ünal = Bakmaz mısın kulis yapmaktan ve gizli toplantılar tertip etmekten men edilenlere: men edildikleri şeyi nasıl da tekrar tekrar yapıyor ve (hem de) günah olduğu besbelli fiiller, başkalarına düşmanlık, hakka tecavüz ve Rasûl’e itaatsizlik hususunda kulisler yapıyor, gizli toplantılar düzenliyorlar. Senin yanına vardıklarında da, seni Allah’ın sana öğretmediği ve seni selâmlamadığı bir selâmla selâmlıyor ve kendi kendilerine, alaylı alaylı, “(Madem Muhammed bir peygamberse) Allah şu söylediğimizden dolayı bize bir ceza verse ya!” diyorlar. İçinde yanıp kavrulmak üzere girecekleri Cehennem yeter onlara! Ne fena bir âkıbet, ne kötü bir son durak!