Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Diyanet İşleri = Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Onları paramparça etti, yalnız, ona baş vursunlar diye büyüklerini bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Abdullah Parlıyan = O, putların hepsini paramparça etti, yalnız kendisine başvursunlar diye, en büyük putu bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Adem Uğur = Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ahmed Hulusi = (Nihayet İbrahim) belki ona gidip sorarlar diye, en büyükleri dışında putları paramparça etti.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ahmet Tekin = Sonunda İbrâhim onların büyük putlarının dışında, bütün putlarını paramparça etti. Büyük puta başvururlar diye düşündü.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ahmet Varol = Böylece belki ona başvururlar diye büyükleri dışında putları paramparça etti.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ali Bulaç = Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ali Fikri Yavuz = Nihayet o putları paramparça etti, yalnız bunların büyüğünü bıraktı ki, belki ona müracaat ederler (de hadiseyi sorarlar).

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ali Ünal = Sonra da o putların hepsini paramparça etti, yalnız halkın en büyük kabul ettiği putu bıraktı ki, dönüp gelsinler (ve durumu ondan öğrensinler)!

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Bayraktar Bayraklı = Onlar gidince hepsini paramparça edip içlerinden büyüğünü, ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Bekir Sadak = Hepsini paramparca edip, iclerinden buyugunu ona basvursunlar diye, saglam birakti.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Celal Yıldırım = Derken İbrahim, onları parça parça etti; ancak dönüp başvururlar diye (putların) en büyüğünü kırmadı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Cemal Külünkoğlu = Arkasından o putları kırıp paramparça etti, fakat bilgisine başvursunlar diye en büyük putu sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Diyanet İşleri (eski) = Hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Diyanet Vakfi = Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Edip Yüksel = Hepsini param parça etti; ancak belki ona danışırlar diye en büyüklerine dokunmadı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Derken onları parça parça etti, ancak bir büyüklerini bıraktı ki belki ona müracaat ederler

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Derken, onları parça parça etti. Ancak büyüklerinden birini bıraktı ki belki ona müracaat ederler.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Gültekin Onan = Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Harun Yıldırım = Derken, ona başvururlar diye büyükleri dışında onların hepsini paramparça etti.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Hasan Basri Çantay = Derken o, bunları parça parça etdi. Yalınız onların büyüğünü bırakdı, belki ona müracaat ederler diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Hayrat Neşriyat = Nihâyet (İbrâhîm) onları (o putları) paramparça etti; ancak onların büyüğünü(bıraktı) ki, belki ona mürâcaat ederler!

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 İbni Kesir = Derken hepsini paramparça edip içlerinden büyüğünü, ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Kadri Çelik = Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine müracaat ederler diye onların büyüğünü sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Muhammed Esed = Ve en büyükleri dışında (putların) hepsini paramparça etti; belki dönüp (bu olup biten için) ona başvururlar diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Mustafa İslamoğlu = Nihayet, onların tümünü paramparça etti; dönüp de kendisine başvurabilsinler diye (!) onların en iri yarı olanına dokunmadı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Artık onları parça parça etti. Ancak onların bir büyüğünü değil, belki kendisine müracaat ederler diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ömer Öngüt = Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız içlerinden büyüğünü, ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Şaban Piriş = Sonunda İbrahim hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Sadık Türkmen = Sonunda, onları paramparça etti. Ancak onların en büyüğünü bıraktı ki, onlar belki ona müracaat ederler, diye!

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Seyyid Kutub = Arkasından o putları kırıp parça parça etti, fakat bilgisine (!) başvursunlar diye en büyük putu sağlam bıraktı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Suat Yıldırım = Onların bütün putlarını paramparça etti, yalnız, halk, belki de olup biten olay hakkında kendisine sorarlar düşüncesiyle, onların büyüklerine dokunmadı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Süleyman Ateş = Nihâyet (İbrâhim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye(!)

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Tefhim-ul Kuran = Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça kıldı; belki ona başvururlar diye.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Ümit Şimşek = Sonra onları parça parça etti; yalnız, gelip sorsunlar diye büyüklerine dokunmadı.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Sonunda onları parça parça etti. Yalnız en büyüklerini bıraktı ki, dönüp ona başvurabilsinler.

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 İskender Ali Mihr = Sonra onları (putları) cüz cüz (parça parça) yaptı. Onların büyük olanı hariç. Umulur ki böylece onlar, ona rücu ederler (dönerler).

fe ceale-hum

  Enbiyâ / 58 -

 İlyas Yorulmaz = Putların hepsini paramparça etti, putlara tapanlar döndüklerinde onu bulsunlar diye, yalnızca onların en büyüğünü bıraktı.

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Diyanet İşleri = Allah dileseydi, onları (aynı dine mensup) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur.

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Allah isteseydi elbette onları bir ümmet olarak halkederdi ve fakat dilediğini rahmetine ithâl eder ve zâlimlere gelince: Onlara ne bir dost vardır, ne bir yardımcı.

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Abdullah Parlıyan = Eğer Allah dileseydi, bütün insanları hidayete ermiş tek bir din ve millet üzere, yani İslâm dinine mensup kılardı. Bununla birlikte O, rahmetine girmeyi dileyeni rahmetine kavuşturur. Halbuki yaratılış gayesi dışında ömür tüketenler, Allah'ın azabına karşı ne kendilerini koruyacak bir kimse, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Adem Uğur = Allah dileseydi onları bir tek millet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine kavuşturur; zalimlerin ise hiçbir dostu ve yardımcısı yoktur.

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Ahmed Hulusi = Eğer Allâh dileseydi onları elbette ümmet-i vahide (tek bir inançta olan toplum) kılardı. . . Fakat Allâh dilediğini Rahmetine dâhil eder! Zâlimlere gelince, onların ne bir velîsi vardır ve ne de bir yardım edeni!

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Ahmet Tekin = Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, bütün insanları aynı inanç ve düşünceyi paylaşan bir tek millet yapardı. Fakat Allah, irade hürriyeti ve seçme özgürlüğü tanıdığı, insanları imtihana tâbi tuttuğu için, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi olan akıllı ve sorumlu varlıkları rahmetine gark ediyor. Zâlimlerin, haksızların ne bir velisi, dostu, koruyucusu, ne de bir yardım edeni vardır.

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Ahmet Varol = Allah dileseydi onları bir tek ümmet yapardı. Ancak dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince onların ne bir dostları ne de bir yardımcıları vardır.

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Ali Bulaç = Eğer Allah dileseydi, onları her halde tek bir ümmet kılardı. Ancak O, dilediğini kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne bir yardımcı (bulursun).

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Ali Fikri Yavuz = Eğer Allah dileseydi, bütün insanları tek bir ümmet (aynı dine bağlı kimseler) yapardı; fakat dilediğini rahmetine koyar. Zalimlere ise, bir dost da yok, bir yardımcı da yok...

ceale-hum

  Şûrâ / 8 -

 Ali Ünal = Eğer Allah dilemiş olsaydı, onların hep sini (aynı inanç ve hayat tarzı üzerinde) tek bir ümmet kılardı, fakat O, dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için ne bir işlerini üzerine alacak koruyucu vardır, ne de bir yardımcı.