Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
âlihete-kum
Diyanet İşleri = İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahmân’ın kitabını inkâr ediyorlar.
âlihete-kum
Abdulbaki Gölpınarlı = Kâfir olanlar, seni görünce ancak alaya alırlar, bu mudur derler, mâbutlarınızı anan, halbuki onlar rahmânı anmayı inkâr ederler.
âlihete-kum
Abdullah Parlıyan = Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler seni görünce, ancak alaya alırlar ve “İlahlarınızı diline dolayan bu mu?” derler. Rahman'ın indirdiği Kur'ân'ı inkâr edip, kabul etmeyenler de işte bunlardır.
âlihete-kum
Adem Uğur = (Resûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman: "Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?" diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki onlar, çok esirgeyici Allah'ın Kitabını inkâr edenlerin ta kendileridir.
âlihete-kum
Ahmed Hulusi = Hakikat bilgisini inkâr edenler seni gördüklerinde, "Bu mu tanrılarınız hakkında konuşan!" diyerek seni küçümsemekten başka bir şey yapmazlar. . . Oysa Hakikatleri olan Rahmaniyet hatırlatılınca, onu inkâr etmekteler!
âlihete-kum
Ahmet Tekin = Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kafirler, seni gördükleri zaman:'Sizin ilâhlarınızı, diline dolayan bu mu?' diyerek seni hep alay konusu yaparlar. Halbuki onlar, Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın kitabını inkâr edenlerin ta kendileridir.
âlihete-kum
Ahmet Varol = İnkar edenler seni gördüklerinde seni ancak alay konusu edinmektedirler. 'Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?' Oysa Rahman'ın zikrini [6] inkar edenler işte onlardır.
âlihete-kum
Ali Bulaç = İnkâr edenler seni gördüklerinde, seni yalnızca alay konusu ediyorlar (ve:) "Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?" (derler.) Oysa Rahman (olan Allah)ın sözünü (Kitabını) inkar edenler kendileridir.
âlihete-kum
Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), O inkâr edenler, seni gördükleri zaman da seni alaya alıyorlar ve: “- Bu mu, ilâhlarınızı ayıblayıp duran?” diyorlar. Halbuki onlar, Rahmân’ın Kur’an’ını inkâr ediyorlar.
âlihete-kum
Ali Ünal = O küfürde diretenler, seni gördükleri zaman seninle alay ediyor, “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan adam?” diyor (ve sahte ilâhlarına söz edilmesine tahammül gösteremiyorlar). Ama (kendilerini yaratıp besleyen, merhametle sarıp sarmalayan) Rahmân’ın anılmasına dayanamıyor, O’nun Kitabını inkâr ediyor (ve bunu bir suç olarak görmüyorlar).
âlihete-kum
Bayraktar Bayraklı = İnkârcılar seni gördüklerinde, “Sizin tanrınızı diline dolayan bu mudur?” diye seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. Oysa kendileri, çok merhametli olan Allah'ı anmayı inkâr ediyorlar.
âlihete-kum
Bekir Sadak = inkarcilar seni gordukleri zaman, suphesiz, seni alaya almaktan baska bir sey yapmazlar. «Sizin tanrilarinizi diline dolayan bu mudur?» derler ve Rahman'in Kitabini iste onlar inkar ederler.
âlihete-kum
Celal Yıldırım = O küfredenler, seni gördükleri zaman alaya almaktan başka bir şey yapmazlar; «bu mu ilâhlarınızı diline dolayıp duran ?» derler. Rahmân'ın (indirdiği) Kur'ân'ı inkâr edip kâfir olanlar da ancak bunlardır.
âlihete-kum
Cemal Külünkoğlu = İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar: “Bu mudur ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahman (olan Allah)'ın kitabını inkâr ediyorlar.
âlihete-kum
Diyanet İşleri (eski) = İnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. 'Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?' derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler.
âlihete-kum
Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman: «Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?» diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki onlar, çok esirgeyici Allah'ın Kitabını inkâr edenlerin ta kendileridir.
âlihete-kum
Edip Yüksel = Kafirler (gerçeği örtenler) seni gördüklerinde, 'Tanrılarınızı diline dolayan bu mu,' diye alaylarına hedef yapmaktan başka bir tepki göstermiyorlar. Rahman'ın mesajını tümüyle inkar etmektedir onlar.
âlihete-kum
Elmalılı Hamdi Yazır = O küfredenler seni gördükleri vakıt da seni alaya tutuyorlar, bu mu ilâhlarınızı anıp duran diyorlar, halbuki onlar hep rahmânın zikrine küfrediyorlar
âlihete-kum
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O küfredenler seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve: «İlahlarınızı diline dolayan bu mudur?» diyorlar. Halbuki, onlar hep Rahman'ın zikrine küfür ediyorlar.
âlihete-kum
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O inkârcılar seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve «İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur?» diyorlar. Halbuki onlar Rahmân'ın kitabını inkâr ediyorlar.
âlihete-kum
Gültekin Onan = Küfredenler seni gördüklerinde, seni yalnızca alay konusu ediyorlar (ve:) "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" (derler.) Oysa Rahmanın zikrine küfredenler kendileridir.
âlihete-kum
Harun Yıldırım = (Resûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman: "Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?" diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki onlar, çok esirgeyici Allah'ın Kitabını inkâr edenlerin ta kendileridir.
âlihete-kum
Hasan Basri Çantay = O küfr (ü inkâr) edenler seni gördükleri zaman, seni istihza (mevzuu) ndan başka bir şey edinmezler: «Sizin Tanrılarınızı diline dolayan bu mu?» derler. Halbuki çok esirgeyici Allahın (indirdiği) Kur'ânı inkâr ile kâfir olanlar onlardır, onların kendileridir.
âlihete-kum
Hayrat Neşriyat = (Habîbim, yâ Muhammed!) İnkâr edenler ise seni gördükleri zaman, seni ancak alaya alırlar. 'İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur?' (derler). Hâlbuki onlar, Rahmân’ın Kitâbı’nı inkâr edenlerin ta kendileridir.
âlihete-kum
İbni Kesir = Küfredenler seni gördükleri zaman, alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. Ve: Tanrılarınızı diline dolayan bu mudur? derler. İşte Rahman'ın kitabını inkar edenler onlardır.
âlihete-kum
Kadri Çelik = Küfre sapanlar seni gördükleri zaman, “Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?” diyerek seni hep alaya alırlar. Hâlbuki onlar, Rahman'ın zikrini inkâr edenlerin ta kendileridir.
âlihete-kum
Muhammed Esed = Ama hakkı inkara şartlanmış olan bu insanlar ne zaman seni gözönüne alsalar, (birbirlerine:) "Bu mu sizin tanrılarınızı diline dolayan?" (diyerek) seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. Ve Rahman'dan her söz edişlerinde hakkı örtbas etmeye kalkışanlar da yine böyleleridir!
âlihete-kum
Mustafa İslamoğlu = Ve o küfre saplanmış olanlar ne zaman seni görseler, sadece alaya almak amacıyla "Bu muymuş sizin ilahlarınızı diline dolayan?" diye (dudak bükerler); ama iş, Rahman (adının) anılıp yüceltilmesine gelince: onu ısrarla tanımazdan gelen de yine onlar olur.
âlihete-kum
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve kâfir olanlar seni gördükleri zaman, seni ancak istihzâya alarak: «Bu mu sizin ilâhlarınıza atıp duran?» (derler). Halbuki, onlar Rahmân zikredilince hep O'nu inkâr edicilerdir.
âlihete-kum
Ömer Öngüt = Kâfirler seni gördükleri zaman: “Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mudur?” diyerek seni hep alaya alırlar. Oysa onlar Rahman'ın zikrini inkâr edenlerin tâ kendileridir!
âlihete-kum
Şaban Piriş = Kafirler seni gördüklerinde, ancak seninle alay ederler: -İlahlarınızı diline dolayan bu mu? derler, işte Rahman’ın zikrini/kitabını inkar edenler onlardır.
âlihete-kum
Sadık Türkmen = O inkâra sapanlar seni gördükleri zaman, seni ancak alaya alırlar: “İlâhlarınızı diline dolayan kişi bu mu?” Oysa onlar Rahmân’ın öğüdünü inkâr edenlerdir.
âlihete-kum
Seyyid Kutub = Kâfirler seni gördüklerinde birbirlerine «ilahlarınıza dil uzatan adam bu mu?» diyerek seni alaya almaktan geri durmazlar. Oysa kendileri «Rahman» olan Allah'ı hatırlamaya bile yanaşmazlar.
âlihete-kum
Suat Yıldırım = Kâfirler seni görünce: "Bu mu sizin ilahlarınızı diline dolayan adam!" diye alay etmekten başka bir şey yapmazlar. Ama bütün kâinatı yaratan Rahman’a gelince Onun anılmasını reddediyorlar.
âlihete-kum
Süleyman Ateş = Kâfirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahmân'ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar.
âlihete-kum
Tefhim-ul Kuran = Küfre sapanlar seni gördüklerinde, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler (ve:) «Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?» (derler.) Oysa Rahman (olan Allah) ın sözünü (Kitabını) inkâr edenler kendileridir.
âlihete-kum
Ümit Şimşek = İnkâr edenler seni gördüklerinde alaya alırlar, 'Tanrılarınızı diline dolayan adam bu mu?' diye. Rahmân'ın anılmasına karşı ise onlar kâfir kesilirler.
âlihete-kum
Yaşar Nuri Öztürk = O küfredenler seni gördüklerinde, seni şu şekilde alaya almaktan başka birşey yapmazlar: "İlahlarınızı diline dolayan bu mu?" Ama Rahman'ın zikrini/Kur'an'ı bizzat onlar örtüp inkâr ediyorlar.
âlihete-kum
İskender Ali Mihr = Ve inkâr edenler (kâfirler), seni gördükleri zaman: “Sizin ilâhlarınızı zikreden (onlar hakkında konuşan) bu mu?” diyerek, seni sadece alay konusu edinirler. Ve onlar, Rahmân’ın Zikri’ni (Kitabı’nı) inkâr edenlerdir.
âlihete-kum
İlyas Yorulmaz = Gerçekleri inkar edenler seni gördüklerinde, öncelikle Rahmanını inkar etmiş bir halde birbirlerine “İlahlarınızı kötüleyerek bahseden adam bu mu?” diyerek, yalnızca seninle alay ediyorlar.
âlihete-kum
Diyanet İşleri = (İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin” dediler.
âlihete-kum
Abdulbaki Gölpınarlı = Bir şey yapacaksanız dediler, yakın onu da mâbutlarınıza yardım edin.
âlihete-kum
Abdullah Parlıyan = Onlar: “Eğer İbrahim'e ceza olarak birşey yapacaksanız, O'nu yakın ki, tanrılarınıza arka çıkın ve yardımcı olun” dediler.
âlihete-kum
Adem Uğur = (Bir kısmı:) Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza yardım edin! dediler.
âlihete-kum
Ahmed Hulusi = Dediler ki: "Onu (İbrahim'i) yakarak tanrılarınıza destek verin. . . Eğer elinizden bir şey gelirse (bunu yapın). "
âlihete-kum
Ahmet Tekin = Bir kısmı, saray ileri gelenleri:'Eğer bir şey yapmakta kararlı iseniz, şunu yakın da, tanrılarınıza yardım edin, öclerini alın' dediler.
âlihete-kum
Ahmet Varol = Dediler ki: 'Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin!'
âlihete-kum
Ali Bulaç = Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun."
âlihete-kum
Ali Fikri Yavuz = (Nemrud ve kavmi şöyle) dediler: “- Bunu (İbrâhîm’i) yakın da İlâhlarınızın öcünü alın; eğer bir iş yapacaksanız...”
âlihete-kum
Ali Ünal = “Yapmanız gereken bir şey varsa, yakın O’nu ve ilâhlarınıza sahip çıkın!” dediler.