Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Diyanet İşleri = Seni o yerden (Mekke’den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Onlar, nerdeyse seni yurdundan çıkarmak için tacîz edip duracaklar, fakat sen çıktıktan sonra arkandan onlar da pek az bir müddet kalacaklar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Abdullah Parlıyan = Onlar neredeyse, seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edip duracaklar. Fakat sen çıkdıktan sonra da, arkandan onlar da pek az bir müddet kalacaklar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Adem Uğur = Yine onlar, seni yurdundan çıkarmak için nerdeyse dünyayı başına dar getirecekler. O takdirde, senin ardından kendileri de fazla kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ahmed Hulusi = Seni oradan (Mekke'den) çıkarmak için taciz edeceklerdi. . . İşte o takdirde onlar da senin ardından (dünyada) pek az kalacaklardı. (Bunu yaptılar ve Bedr'de öldürüldüler. A. H. )

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ahmet Tekin = Seni yurdundan, Mekke’den çıkarmak için, huzursuz hale getirerek, neredeyse dünyayı başına dar edecekler. O zaman, sana muhalefet ettikleri için, senin ardından, kendileri de orada fazla kalamayacaklar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ahmet Varol = Neredeyse seni bu yerden çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O durumda kendileri de senden sonra ancak az (bir süre) kalabilirler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ali Bulaç = Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ali Fikri Yavuz = (Ey Rasûlüm), yakında seni bu Mekke’den çıkarmak için muhakkak ki, seni rahatsız edecekler ve o takdirde kendileri de arkandan pek az kalacaklar (helâk olacaklardır).

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ali Ünal = Onlar, seni yurdundan çıkarmak için sürekli olarak tedirgin edip duruyorlar. Eğer sen oradan çıkarsan, kendileri de orada senden sonra pek az kalır ve sonra yok olur giderler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Bayraktar Bayraklı = Yine onlar seni yurdundan çıkarmak için neredeyse dünyayı başına dar edecekler. O takdirde senin ardından kendileri de fazla kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Bekir Sadak = Memleketinden cikarmak icin seni nerdeyse zorlayacaklardi. O takdirde senin ardindan onlar da pek az kalabilirlerdi.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Celal Yıldırım = Yakında seni bu yerden çıkartmak için seni rahatsız edip dururlar. O takdirde kendileri de senin ardından pek az bir süre kalıp (sonra da) yok olup giderler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Cemal Külünkoğlu = (Ey Resulüm!) Seni (ikna edemediklerini görünce) o yerden (Mekke'den) sürüp çıkarmak için taciz etmeye çalışacaklar. Bu durumda, onların kendileri de orada pek fazla kalamayacaklar (helak olacaklar).

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Diyanet İşleri (eski) = Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Diyanet Vakfi = Yine onlar, seni yurdundan çıkarmak için nerdeyse dünyayı başına dar getirecekler. O takdirde, senin ardından kendileri de fazla kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Edip Yüksel = Seni ülkeden çıkarmak için neredeyse seni zorla sürecekler. Bu taktirde senden sonra onlar da fazla kalmayacaklar

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Ve az daha seni bu Arzdan çıkarmak için iz'ac edeceklerdi ve o takdirde kendileri de arkandan pek az kalacaklardı

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Az daha seni bu yerden çıkarmak için rahatsız edeceklerdi ve o takdirde kendileri de senin ardından pek az kalacaklardı.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = (Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Gültekin Onan = Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Harun Yıldırım = Yine onlar, seni yurdundan çıkarmak için nerdeyse dünyayı başına dar getirecekler. O takdirde, senin ardından kendileri de fazla kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Hasan Basri Çantay = Yakında seni, neredeyse, bu yerden çıkarmak için her halde rahatsız edecekler, (fakat) o takdirde kendileri de arkandan pek az kalacaklardır.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Hayrat Neşriyat = Yine nerede ise seni bu yerden (Mekke’den) çıkarmak için gerçekten rahatsız edeceklerdi; hâlbuki o takdirde (kendileri de) senin ardından (orada) ancak pek az kalacaklardır.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 İbni Kesir = Neredeyse seni memleketten çıkarmak için zorlayacaklardı. O zaman, senin ardından onlar da ancak çok az kalabilirler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Kadri Çelik = Şüphesiz yakında (düzen kurarak) seni yurdundan çıkmak zorunda bırakacaklar; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Muhammed Esed = Ve (seni ikna edemediklerini görünce, bu sefer) aralarından büsbütün çıkarıp atmak için (doğduğun) toprakta seni tedirgin etmeye çalışıyorlar. Ama, sen ayrıldıktan sonra, onların kendileri de pek fazla kalamayacaklar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Mustafa İslamoğlu = Fakat (bunun imkansız olduğunu gören) berikiler, bu kez oradan çıkarmak için (senin) toprağında ısrarla seni taciz ve tedirgin etmeye çalışıyorlar. Ama (seni çıkardıkları) zaman, senin ardından onlar da pek fazla kalamayacaklar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Ve az kaldı seni yurttan çıkarmak için rahatsız edeceklerdi. O halde onlar da senden sonra pek az kalacaklardır.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ömer Öngüt = Resulüm! Onlar seni bu yerden söküp atmak için rahatsız edip dururlar. O takdirde kendileri de senden sonra yurtlarında pek az kalabilecekler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Şaban Piriş = Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için zorlayacaklar. O zaman, onlar da senin ardından çok az bir zaman kalabilirler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Sadık Türkmen = Onlar seni oradan/yurdundan çıkarmak için, seni tedirgin etmeye çalışıyorlar; bu durumda senin ardından, onların kendileri de pek fazla kalmayacaklar!

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Seyyid Kutub = Gerçi müşrikler seni tedirgin ederek, bıktırarak Mekke'den çıkarmak amacındadırlar, ama o takdirde senden sonra orada ancak kısa bir süre kalabilirler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Suat Yıldırım = Onlar yurdundan çıkarmak için seni tedirgin edip dururlar. O takdirde kendileri de senden sonra pek az kalır, sonra da yok olur giderler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Süleyman Ateş = Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O takdirde kendileri de senin ardından pek az kalabilirler.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Tefhim-ul Kuran = Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Ümit Şimşek = Seni yurdundan çıkarmak için neredeyse dünyayı başına dar edecekler. Lâkin senden sonra kendileri de orada fazla kalmazlar.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Az kalsın bu topraktan çıkarmak için seni sıkıştıracaklardı. Böyle bir durumda onlar orada senin arkandan çok az bir süre kalacaklardı.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 İskender Ali Mihr = Neredeyse gerçekten, seni dünyada bulunduğun yerden çıkarmak için tedirgin ediyorlardı (edeceklerdi). Ve eğer öyle olsaydı, onlar da senden sonra sadece az bir süre kalabilirlerdi.

lâ yelbesûne

  İsrâ / 76 -

 İlyas Yorulmaz = (Mekke de) Seni tedirgin edip, neredeyse bulunduğun yerden çıkaracaklardı. Eğer bunda muvaffak olsalardı, onlarda senden sonra çok az kalırlardı.

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Diyanet İşleri = İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Öyle kişilerdir onlar ki onlarındır ebedî Adn cennetleri, kıyılarından ırmaklar akar, orada altın bilezikler takınarak süsleneceklerdir ve ince ve kalın ipekli yeşil elbiseler giyineceklerdir, orada tahtlarda oturacaklardır ve ne hoş ve güzel bir mükâfattır bu ve o tahtlar, ne de güzel dayanılacak, oturulacak yerlerdir.

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Abdullah Parlıyan = Öyle kişilerdir ki onlar, ebedi Adn cennetlerine layık olmuşlardır, kıyılarında ırmaklar akan cennetler… Orada altın bileziklerle süslenirler, ince ve kalın ipekli yeşil elbiseler giyineceklerdir, güzel divanlara yaslanıp oturacaklardır. Ne güzel bir karşılık ve ne güzel bir dinlenme yeri!

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Adem Uğur = İşte onlara, alt taraflarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Onlar Adn cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler; ince ve kalın dîbâdan yeşil elbiseler giyecekler. Ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri!

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Ahmed Hulusi = İşte bunlar için altlarından ırmaklar akan ADN cennetleri vardır; orada altın bileziklerle süslenirler; ince veya kalın ipekten yeşil giysiler giyip koltuklar üzerine dayanıp kurulurlar. . . O ne güzel karşılık ve ne güzel yararlanma yeri. (Misal yollu cennet yaşamı anlatımı; bakınız: Ra'd: 35, Muhammed: 15. A. H. )

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Ahmet Tekin = İşte onlar için altlarından ırmaklar akan Adn cennetlerinin konakları vardır. Onlar orada, altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler, koltuklar üzerinde kurulup oturacaklar, yaslanacaklar. Bu ne güzel mükâfat, ne güzel karşılık, ne güzel ağırlanma yeridir.

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Ahmet Varol = Onlar için Adn cennetleri vardır. Altlarından ırmaklar akar. Orada altın bileziklerle süslenir ve ince ipekten ve kalın atlastan yeşil elbiseler giyerek tahtlara yaslanırlar. Orası ne güzel bir duraktır.

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Ali Bulaç = Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Ali Fikri Yavuz = Böyledirler, onlara, meskenlerinin altından nehirler akar, Adn cennetleri var. Orada altın bileziklerden süslenecekler, ince ve kalın dîba’dan yeşil elbise giyecekler, koltuklar üzerine dayanıp kurulacaklardır. O cennet, ne güzel mükâfat ve ne güzel dayanak!...

ve yelbesûne

  Kehf / 31 -

 Ali Ünal = Onlar için sonsuz nimet ve ebedî mutluluk cennetleri vardır; ayaklarının altından ırmaklar akar. Orada altın bileziklerle süslenirler; en güzel ipekten, mücevherlerle bezeli yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerindedirler. Ne hoş bir mükâfat! Ve oturup yaslanmak için ne güzel bir koltuk!