Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Diyanet İşleri = Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsân etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Abdullah Parlıyan = Ve orada kullarımızdan bir kul buldular ki, biz katımızdan O'na rahmet verip, özel bilgiyle donatmıştık O'nu.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Adem Uğur = Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ahmed Hulusi = Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz Ona indîmizden (Hakikatini yaşatan) bir rahmet vermiş ve yine Onda ledünnümüzden (Tecelli-i sıfat olarak tahakkuk etme {mardiye} şuuru) ilim açığa çıkarmıştık.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ahmet Tekin = Orada, dindar, ahlâklı, hayırhasenat sahibi mü’min, salih kullarımızdan birini buldular. Nezdimizden ona rahmet, peygamberlik vermiştik. Yüce katımızdan kendisine ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ahmet Varol = Derken kullarımızdan kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ali Bulaç = Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ali Fikri Yavuz = Nihayet kullarımızdan bir kul (olan Hızır’ı) buldular ki, biz ona, katımızdan bir vahy vermiş ve tarafımızdan (gayblara dair özel) bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ali Ünal = Kayanın yanına vardıklarında seçkin kullarımızdan öyle has bir kul buldular ki, O’na katımızdan hususî bir nimet bahşetmiş ve nezdimizden Rabbanî bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Bayraktar Bayraklı = Orada katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve yine katımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.[302]

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Bekir Sadak = Bu arada ikisi katimizdan kendisine bir rahmet verdigimiz ve kendisine ilim ogrettigimiz kullarimizdan birini buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Celal Yıldırım = Böylece onlar kendisine yanımızdan bir rahmet verdiğimiz ve katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Cemal Külünkoğlu = Orada kendisine tarafımızdan rahmet sunduğumuz ve katımızdan dolaysız biçimde ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu (Hızır'ı) buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Diyanet İşleri (eski) = Bu arada ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Diyanet Vakfi = Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Edip Yüksel = Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve bilgimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Derken kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona nezdimizden bir rahmet vermiş ve ledünnimizden bir ılim öğretmiştik

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Gültekin Onan = Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Harun Yıldırım = Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Hasan Basri Çantay = Derken kullarımızdan (öyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine nezdimizden (haas) bir ilim öğretmişdik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Hayrat Neşriyat = Derken ikisi, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu (Hızır’ı) buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 İbni Kesir = Derken kullarımızdan bir kul buldular ki Biz, ona; katımızdan bir rahmet vermiş ve kendisine nezdimizden bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Kadri Çelik = Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Muhammed Esed = Ve orada kendisine katımızdan üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız kullarımızdan birine rastladılar.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Mustafa İslamoğlu = Sonunda orada, kendisine katımızdan bir rahmete nail kılarak (ilmimizden) bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona kendi indimizden bir rahmet vermiştik. Ve ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ömer Öngüt = Derken kendisine nezdimizden bir rahmet verdiğimiz, tarafımızdan has bir ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu (Hızır'ı) buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Şaban Piriş = Orada, kendisine esenlik verip, katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Sadık Türkmen = Orada kullarımızdan bir kul buldular; kendisine katımızdan bir rahmet ve tarafımızdan ona bir ilim öğretmiştik/emir vermiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Seyyid Kutub = Orada kendisine tarafımızdan rahmet sunduğumuz ve katımızdan dolaysız biçimde ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Suat Yıldırım = Orada bizim seçkin kullarımızdan öyle bir has kulumuzu buldular ki Biz ona lütfedip, nezdimizden rabbanî bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Süleyman Ateş = (Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Tefhim-ul Kuran = Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Ümit Şimşek = Orada kullarımızdan bir kul buldular ki, katımızdan ona bir rahmet vermiş, tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 İskender Ali Mihr = Böylece katımızdan, kendisine rahmet verdiğimiz ve ledun (gizli) ilmimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.

fe vecedâ

  Kehf / 65 -

 İlyas Yorulmaz = Sonunda Musa ve yardımcısı kendisine yanımızdan bir rahmet verdiğimiz ve katımızdan ilim öğrettiğimiz kulumuzu buldular.

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Diyanet İşleri = Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Gene yola düştüler. Bir şehre geldiler, halkından yemek istedilerse de onları konuklayıp doyuran bir tek kişi bile çıkmadı. Orada bir duvar buldular, yıkılmak üzereydi. O zât, duvarı doğrulttu. Mûsâ, dileseydin dedi, bu hizmete karşılık bir ücret alırdın.

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Abdullah Parlıyan = Bunun üzerine yeniden yola koyuldular. Bir kasabaya geldiler, halkından yemek istedilerse de, onları konuklayıp doyuran birtek kişi bile çıkmadı ve bu kasabada yıkılmak üzere bir duvar gördüler de, o zat o duvarı yıkılmaktan kurtarıp onarıverdi. Musa bunu görünce: “Eğer dileseydin, yaptığın bu iş için bir ücret alırdın.”

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Adem Uğur = Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi.

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Ahmed Hulusi = Bunun üzerine yine bir süre gittiler. . . Nihayet ahalisinden yiyecek istedikleri, bir kasaba halkına vardılar. . . Ama onlar bu ikiliyi ağırlamaktan kaçındılar. . . Bu arada, (Musa ve Hızır) orada yıkılmak üzere bir duvar gördüler. (Hızır) tuttu o duvarı tamir etti. (Musa) dedi: "Eğer isteseydin bu işe karşılık bir ücret alırdın. "

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Ahmet Tekin = Yine birlikte yürüdüler. Nihayet bir belde halkının yanına varıp, onlardan yiyecek istediler.Belde halkı, onları misafir etmekten kaçındı. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. Hızır hemen o duvarı tamir etti. Mûsâ:'Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları ve iradesinin tecellisi içinde isteseydin, elbette buna karşı bir ücret alırdın.' dedi.

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Ahmet Varol = Yeniden yola koyuldular. Nihayet bir kasaba halkının yanına varıp onlardan yiyecek istediler. Ama onlar, onları misafir etmekten kaçındılar. Orada yıkılmak üzere bir duvar buldular ve (o kul) hemen onu doğrulttu. (Musa) dedi ki: 'İsteseydin onun karşılığında bir ücret alırdın.'

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Ali Bulaç = (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Ali Fikri Yavuz = Bunun üzerine yine gittiler. Sonunda bir memleket halkına vardılar ki, ora halkından yemek istedikleri halde, kendilerini misafir etmekten çekinmişlerdi. Derken yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır onu hemen doğrultuverdi. (Mûsa, ona) dedi ki: “-İsteseydin, bu işine karşı bir ücret (ekmek parası) alırdın.”

vecedâ

  Kehf / 77 -

 Ali Ünal = Bir defa daha yola koyuldular. Bu sefer, vara vara bir beldeye vardılar. Halktan yemek istedilerse de, ahali onları misafir etmekten kaçındı. (Hızır) orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördü ve onu derhal tamir etti. “Eğer dileseydin,” dedi Musa, “yaptığının karşılığında bir ücret alabilirdin.”