Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Diyanet İşleri = Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Zekeriyya'ya, Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da doğru yolu lütfettik, hepsi de doğru hareket eden kişilerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Abdullah Parlıyan = Ve Zekeriyya'ya, Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da; onların hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Adem Uğur = Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da (doğru yola iletmiştik). Hepsi de iyilerden idi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ahmed Hulusi = Zekeriyya'ya, Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da. . . Hepsi sâlihlerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ahmet Tekin = Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ ve İlyas’a da hidâyet yolunu gösterdik. Hepsi de dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi müslüman sâlih kullarımızdandı.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ahmet Varol = Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (doğru yola eriştirdik). Onların hepsi iyilerdendiler.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ali Bulaç = Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ali Fikri Yavuz = Zekeriya, Yahya, Îsa ve İlyas’a da hidayetle peygamberlik verdik. Onların hepsi salihlerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ali Ünal = Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas’ı da aynı nimetle nimetlendirdik. Onların hepsi, (inanç, düşünce, söz ve davranışları itibariyle bütünüyle doğru yolda, sağlam, bozgunculuktan uzak, ıslah ve tamir gayesi güden ve her yaptığını kusursuz yapan) salihlerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Bayraktar Bayraklı = Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ ve İlyâs'ı da doğru yola iletmiştik. Hepsi de iyilerden idi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Bekir Sadak = (84-86) Ona Ishak'i, Yakub'u bagisladik, herbirini dogru yola eristirdik. Daha once Nuh'u ve soyundan Davud'u, Suleyman'i, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yi ve Harun'u (ki islerini iyi yapanlara boylece karsilik veririz), Zekeriya'yi, Yahya'yi, Isa'yi ve Ilyas'i (ki hepsi iyilerdendir), smail'i, Elyesa'Ù, Yunus'u, Lut'u (ki hepsini dnyalara stn kÙldÙk) doru yola eri_tirdik.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Celal Yıldırım = Zekeriyya, Yahya, İsâ ve İlyâs'ı da doğru yolda bulundurduk; hepsi de iyi yararlı kişilerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Cemal Külünkoğlu = Zekeriya'ya, Yahya'ya, İsa'ya ve İlyas'a da (peygamberlik verdik). Onların hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Diyanet İşleri (eski) = (84-86) Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Diyanet Vakfi = Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da (doğru yola iletmiştik). Hepsi de iyilerden idi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Edip Yüksel = Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'a da... Hepsi de iyilerden idi

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Zekeriyyayı da, Yahyayı da, Isâyı da, İlyası da, hep salihînden

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da... Hepsi iyilerdendir.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'a da (hidayet ettik). Hepsi de salih kullarımızdandı.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Gültekin Onan = Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Harun Yıldırım = Zekeriyya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da... Hepsi de salihlerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Hasan Basri Çantay = Zekeriyyâya, Yahyâya, İsâya, İlyâsa da (böyle hidâyet verdik). (Onların) hepsi saalihlerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Hayrat Neşriyat = Zekeriyyâ’yı, Yahyâ’yı, Îsâ’yı ve İlyâs’ı da (hidâyete erdirdik). Herbiri sâlih kimselerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 İbni Kesir = Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da. Hepsi salihlerdendir.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Kadri Çelik = Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete erdirdik). Hepsi de salihlerden idi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Muhammed Esed = ve Zekeriyaya, Yahyaya, İsaya ve İlyas(a da): onların hepsi dürüst ve erdemli kimselerdi;

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Mustafa İslamoğlu = ve Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (seçtik): hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Ve Zekeriya'yı da, Yahya'yı da, İsa'yı da, İlyas'ı da (hidâyete erdirdik). Hepsi de sâlih zâtlardandı.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ömer Öngüt = Zekeriyyayı da, Yahyayı da, Isâyı da, İlyası da, hep salihînden

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Şaban Piriş = Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas, hepsi de Salihlerdendir.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Sadık Türkmen = Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas’a da... Hepsi de iyilerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Seyyid Kutub = Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da doğru yola ilettik. Hepsi de iyilerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Suat Yıldırım = Zekeriyya’yı, Yahya’yı, Îsâ’yı, İlyas’ı da nübüvvete erdirdik. Onların hepsi de salih, hayırlı insanlardandı.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Süleyman Ateş = Zekeriyyâ'ya, Yahyâ'ya, Îsâ ve İlyâs'a da (yol göstermiştik). Hepsi iyilerden idi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Tefhim-ul Kuran = Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) onların hepsi salihlerdendir.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Ümit Şimşek = Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas'a da hidayet verdik. Onların hepsi iyi ve hayırlı kimselerdendi.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas... Hepsi iyilik ve barış için çalışanlardandı.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 İskender Ali Mihr = Ve Zekeriya (A.S), Yahya (A.S), İsa (A.S) ve İlyas (A.S); hepsi salihlerdendir.

ve yahyâ

  En’âm / 85 -

 İlyas Yorulmaz = Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas da, hepsi salih (doğru işler yapan) insanlardı.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Diyanet İşleri = Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Hani siz vâdinin yakın bir yerindeydiniz, onlar uzak bir kıyısında, kervansa sizden daha aşağı tarafta ve eğer muayyen yerlerde buluşmak üzere sözleşseydiniz gene ihtilâfa düşerdiniz. Fakat helâk olanın, apaçık bir delil görerek helâk olması, diri kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için Allah, olacak bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve şüphe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Abdullah Parlıyan = Sizin Bedir vadisinin bir ucunda, onların da öteki ucunda ve kervanında sizden aşağılarda olduğu o günü hatırlayın ve düşünün ki, eğer daha önce onlarla savaş konusunda sözleşmiş olsaydınız, belirlenen vakitte orada bulunmak hususunda görüş ayrılığına düşerdiniz. Ama Allah yapılmasını irade buyurduğu işi yerine getirmek için sizi, Bedir savaşı meydanında böyle buluşturdu ki, yok olup gidecek olan açık bir delille yok olsun, yaşayacak olan da yine apaçık delili gözüyle gördükten sonra hayatta kalsın. Şüphesiz ki Allah herşeyi işitir ve bilir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Adem Uğur = Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Ahmed Hulusi = Hani siz en yakın kenarda idiniz, onlar ise en uzak kenarda. . . Kervan da sizden aşağıda idi. . . Eğer onlarla sözleşmiş olsaydınız aynı zamanda bunlar bir araya gelemezdi!. . Fakat Allâh, hükmü verilmiş olayı oluşturdu (tesadüf yoktur)! Tâ ki, helâk olan da, hayatta kalan da, Hakk'ın açık hükmü üzere, gereğini yaşamış olsun! Muhakkak ki Allâh elbette Semi'dir, Aliym'dir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Ahmet Tekin = Hani Bedir savaşında siz vâdinin yakın yamacında, Medine tarafında idiniz. Onlar da uzak yamacında, Mekke tarafında idiler. Kervan da, sizden daha aşağıda deniz sahilinde idi. Eğer savaş için sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit konusunda ihtilâf çıkarırdınız. Fakat gerçekleşmesi gereken bir planı Allah gerçekleştirecekti. Helâk olanın, açık hak bir delilden Kur’ândan uzak durduğu için helâk olması, yaşayanın da, açık hak bir delil-Kur’ân adına savunma yaptığından dolayı yaşaması için böyle yaptı. Allah kesinlikle her şeyi işitir, ilmi her şeyi kucaklar.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Ahmet Varol = O gün siz vadiye en yakın onlar ise en uzak yamaçta bulunuyorlardı. Kervan ise sizden daha aşağıda bulunuyordu. Eğer bir yerde sözleşmiş olsaydınız belki sözleştiğiniz vakitte buluşamazdınız. Ancak Allah, helak olanın apaçık bir delille helak olması yaşayanın da apaçık bir delille yaşaması için yapılması kesinleşmiş olan işi yaptı. Muhakkak ki Allah duyandır, bilendir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Ali Bulaç = Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Ali Fikri Yavuz = O vakit (Bedir günü ey müslümanlar), siz vâdinin beri tarafında (Medine yakınında) idiniz; onlar (Düşmanlar) ise, öte yanında (Medine’den uzakta) ve süvarileri de sizden aşağıda (sahil kenarında sağlam ve sulu bir yerde) idiler. Eğer siz savaş için düşmanla muayyen bir vakitte karşılaşmak üzre sözleşmiş olsaydınız, muhakkak ki (az oluşunuzdan ve düşmanların da Peygamberin heybetinden korkmasından dolayı) vâdinizde ihtilâfa düşerdiniz. Fakat mukadder olan müslümanların zafer işini yerine getirmek için, Allah böyle yaptı. Tâ ki helâk olan (küfre varan) açık bir delili (az bir İslâm topluluğunun kalabalık bir düşmanı mağlûp edişi vak’asını) gördükten sonra helâk olsun, diri kalan (mü’min olan) da açık delilden sonra yaşasın. Gerçekten Allah (söylenenleri) işitici, yapılanları bilicidir.

ve yahyâ

  Enfâl / 42 -

 Ali Ünal = O vakit siz vadinin yakın kenarında idiniz. Onlar uzak kıyısında idiler. Kervan sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız miad vakti hususunda anlaşmazlığa düşerdiniz. Ancak Allah’ın gerçekleşmesi gereken bir emri yerine getirmesi içindir ki böylece helak olan apaçık delili ile helak olsun, dinini yaşayan da apaçık delili ile yaşasın. Muhakkak Allah Semî’dir, Alîm’dir.