KuranMeali / Ayet Ara
Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Diyanet İşleri = “Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!”
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır, biz mahrûm olduk.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Abdullah Parlıyan = Hayır mahrum kaldık derdiniz.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Adem Uğur = Daha doğrusu, biz yoksul kaldık" (derdiniz).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ahmed Hulusi = "Hayır, biz (geçinmekten) mahrumlarız" (derdiniz).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ahmet Tekin = 'Daha doğrusu yoksul kaldık.' derdiniz.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ahmet Varol = Daha doğrusu biz yoksun bırakıldık.'
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ali Bulaç = "Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ali Fikri Yavuz = Daha doğrusu (beklediğimiz mahsule karşılık) büsbütün mahrumuz.”
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ali Ünal = “Bundan da öte, sefalete düçar olduk!”
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Bayraktar Bayraklı = (63-67) Düşündünüz mü ektiklerinizi? Siz mi onları ekin haline getiriyorsunuz yoksa biz mi? Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız. “Doğrusu borç altına girdik, daha doğrusu biz yoksul kaldık” derdiniz.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Bekir Sadak = (65-67) Dilersek Biz onu cercop yapariz, sasar kalirsiniz da soyle dersiniz: «Dogrusu borc altina girdik, hatta yoksun kaldik".
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Celal Yıldırım = (66-67) Ve «doğrusu borç altına girdik, hattâ büsbütün mahrum kaldık» (dersiniz).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Cemal Külünkoğlu = (65-67) Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde (şöyle) geveleyip dururdunuz: “Muhakkak biz çok ziyandayız (emeklerimiz boşa gitti). Hatta büsbütün yoksun bırakıldık!”
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Diyanet İşleri (eski) = (65-67) Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; 'Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık'.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Diyanet Vakfi = Daha doğrusu, biz yoksul kaldık» (derdiniz).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Edip Yüksel = 'Doğrusu, yoksun bırakıldık.'
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Elmalılı Hamdi Yazır = Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!..
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = doğrusu büsbütün mahrum olduk!»
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = «Doğrusu, biz yoksul bırakıldık» (derdiniz).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Gültekin Onan = "Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Harun Yıldırım = “Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık.”
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Hasan Basri Çantay = «Daha doğrusu biz (umduğumuzdan) mahrum kalmışlarız».
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Hayrat Neşriyat = 'Daha doğrusu biz mahrum bırakılanlarız!' (derdiniz.)
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
İbni Kesir = Daha doğrusu biz mahrumlarız.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Kadri Çelik = “Hayır, biz büsbütün (rızıktan) mahrum kılınmışlarız.”
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Muhammed Esed = Yok yok, aslında (geçinme imkanlarımızdan) mahrum bırakıldık!" (diyerek).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Mustafa İslamoğlu = Daha beteri, mahrum kalan da biz olduk!"
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ömer Nasuhi Bilmen = (66-68) «Şüphe yok ki, biz çok ziyana uğramışlarız (derdiniz). Belki biz mahrum kimseleriz (diye söylenirdiniz).» Şimdi gördünüz mü, içer olduğunuz suyu?
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ömer Öngüt = "Hatta umduğumuzdan mahrum kaldık. "
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Şaban Piriş = (66-67) -Borca battık, hayır biz mahrum bırakıldık, dersiniz.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Sadık Türkmen = Ama şimdi mahrum edilenleriz!” (diye sızlanırdınız).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Seyyid Kutub = Daha doğrusu her şeyimizi kaybettik.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Suat Yıldırım = Hatta doğrusu biz rızıktan mahrum kaldık, sefalete mahkûm olduk." derdiniz.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Süleyman Ateş = "Doğrusu, biz yoksun bırakıldık!" (derdiniz).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Tefhim-ul Kuran = «Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık.»
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Ümit Şimşek = 'Biz mahrum kaldık' diye.
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
Yaşar Nuri Öztürk = "Doğrusu mahrum bırakıldık biz."
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
İskender Ali Mihr = Hayır, biz mahsulden (üründen) mahrum bırakılanlarız (derdiniz).
mahrûmûne
Vâkı’a / 67 -
mahrum bırakılanlar
İlyas Yorulmaz = Hayır, “Biz mahrum bırakılanlardanız” deyin.
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Diyanet İşleri = (Gerçeği anlayınca da), “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!” dediler.
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Abdulbaki Gölpınarlı = Hayır dediler, biz mahrûm olup gitmişiz.
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Abdullah Parlıyan = Sonra yanlış yere gelmediklerini ve Allah'ın bir cezası ve imtihanı olduğunu anladıklarında: “Biz mahrum bırakılmışız” dediler.
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Adem Uğur = Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Ahmed Hulusi = "Hayır, (doğru yerdeyiz ama) biz yitirmişleriz!" (dediler).
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Ahmet Tekin = 'Yok, yok, biz yoksul bırakılmışız.' dediler.
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Ahmet Varol = 'Hayır. Doğrusu biz mahrum bırakıldık.'
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Ali Bulaç = "Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Ali Fikri Yavuz = (Etrafa bakınıp kendi bahçeleri olduğunu anladıkları zaman da): “-Hayır, (bahçenin bereketinden) biz mahrum edilmişiz.” dediler.
mahrûmûne
Kalem / 27 -
mahrum olan kimseler
Ali Ünal = “Hayır hayır, felâkete düçar olduk, mahsulümüz elden gitti!”