Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Diyanet İşleri = (Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Melekler, tenzîh ederiz seni derler, sensin bizim sâhibimiz ve yardımcımız, onlar değil. Hayır, onlar, cinlere kulluk ediyorlardı, çoğu, onlara inanıyordu.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Abdullah Parlıyan = Melekler de: “Sen kudret ve egemenliğinde eksiksiz ve kusursuzsun!” derler. “Onlara karşı bize yakın olan koruyucumuz yalnız sensin, onlar değil. Hayır, onlar bize ibadet ettiklerini zannettikleri zaman, aslında cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanmışlardı” diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Adem Uğur = (Melekler de:) Sen yücesin, bizim dostumuz onlar değil, sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı; diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ahmed Hulusi = (Melekler) dedi ki: "Subhansın sen. Sensin Veliyy'miz, onlar değil. . . Bilakis onlar cinne tapıyorlardı; çoğunluğu onlara iman etmişti (tanrı olarak). "

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ahmet Tekin = Melekler de, 'Seni tenzih ederiz. Bizim onlara karşı sığınacak velimiz, koruyucumuz, işlerimizi havale edeceğimiz hâmimiz, emirlerini dinlediğimiz otorite sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı.' diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ahmet Varol = Derler ki: 'Seni tenzih ederiz. Bizim dostumuz onlar değil sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı.'

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ali Bulaç = (Melekler) Derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi."

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ali Fikri Yavuz = (Melekler şöyle) diyecekler: “-(Senden başkasına ibadet edilmekten) seni tenzih ederiz. Bizim sığınacak velimiz onlar değil, sensin. Doğrusu onlar cinlere (şeytanlara) tapıyorlardı, çoğu onlara inanmışlardı.”

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ali Ünal = Melekler, “Tesbih ederiz Seni, Sen tapılmada ortakları olmaktan mutlak münezzehsin. Bizim sahibimiz, koruyucumuz, ma’budumuz ancak Sen’sin; bizim onlarla bu manâda hiçbir münasebetimiz olamaz ve olmamıştır.” diyeceklerdir. Hayır, onlar (meleklere de değil,) aslında cinlere tapıyorlardı; çoğu gerçekten onların mü’miniydi.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Bayraktar Bayraklı = Melekler, “Hâşâ! Seni tenzih ederiz. Sen bizim velimizsin, onlar değil. Tam aksine, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu onlara inanıyorlardı” diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Bekir Sadak = Melekler: «Hasa, bizim dostumuz onlar degil, Sensin. Hayir; onlar bize degil cinlere tapiyorlardi, cogu onlara inaniyorlardi» derler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Celal Yıldırım = Melekler, «seni tesbîh ve tenzîh ederiz; onlar değil, sen bizim yegâne sahibimizsin. Hayır, onlar, cinlere tapıyorlardı; çoğu onlara inanmışlardı,» diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Cemal Külünkoğlu = (Melekler de:) “Senin şanın yücedir. Bizim koruyucumuz onlar değil, sensin. Hayır, onlar bize değil, cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu” diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Diyanet İşleri (eski) = Melekler: 'Haşa, bizim dostumuz onlar değil, Sensin. Hayır; onlar bize değil cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı' derler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Diyanet Vakfi = (Melekler de:) Sen yücesin, bizim dostumuz onlar değil, sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı; diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Edip Yüksel = Dediler ki, 'Sen yücesin, velimiz (dostumuz) onlar değil, Sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyordu.'

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Demişlerdir: Zati sübhanına arzı tenzih ederiz, sensin onlara karşı bizim sığınacak veliymiz, hayır onlar cinlere tapıyorlardı, ekserisi onlara inanmışlardı.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = «Seni tenzih ederiz. Sensin onlara karşı bizim sahibimiz! Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanmıştı!» diyeceklerdir.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Onlar da: «Seni tenzih ederiz. Bizim onlara karşı sığınacak velimiz sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmışlardı.» diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Gültekin Onan = (Melekler) Derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz sensin, onlar değil. Hayır onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara inançlılardı."

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Harun Yıldırım = (Melekler de:) Sen yücesin, bizim dostumuz onlar değil, sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı; diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Hasan Basri Çantay = (Melekler de): «Seni (ortakdan) tenzîh ederiz. Bizim yârimiz onlar değil, Sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı ve çoğu onlara îman edicilerdi» diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Hayrat Neşriyat = (Melekler:) 'Seni tenzîh ederiz; bizim velîmiz onlar değil, sensin! Hayır! (Onlar,)cinlere (şeytanlara) tapıyorlardı. Onların çoğu, onlara inanan kimselerdi' derler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 İbni Kesir = Melekler: Tenzih ederiz Seni, bizim dostumuz onlar değil Sensin. Hayır, onlar cinnlere tapıyorlardı ve çoğu da onlara iman etmişlerdi, derler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Kadri Çelik = (Melekler) Derler ki: “Sen yücesin! Bizim velimiz sensin; onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapmaktaydı ve çoğu onlara iman etmiş kimselerdi.”

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Muhammed Esed = Melekler: "Sen, kudret ve egemenliğinde eksiksiz ve kusursuzsun!" derler, "Bize yakın olan (yalnız) Sensin, onlar değil! Hayır, onlar (bize ibadet ettiklerini zannettikleri zaman, aslında) duyuları ile kavrayamadıkları güçlere (körcesine) tapıyorlardı; çoğu onlara inanmıştı".

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Mustafa İslamoğlu = (Melekler) "Aşkın olan zatını tenzih ederiz ki onlar değil, Sensin bizim velimiz! Hayır, onlar öteden beri cinlere tapıyorlardı; bunların çoğu onlara iman etmişti!" diyecekler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Melekler de (diyeceklerdir ki, Yarabbi!) «Seni tenzih ederiz. Bizim velîmiz, onlar değil Sen'sin. Hayır. Onlar cinlere tapar olmuşlardı. Onların birçokları onlara imân ediciler idi.»

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ömer Öngüt = Melekler: "Seni tesbih ederiz, bizim dostumuz onlar değil sensin. Onlar aslında cinlere tapıyorlardı ve çoğu onlara inanmıştı. " derler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Şaban Piriş = -Seni tenzih ederiz, Bizim velimiz sensin. Onlar değil. Hayır, onlar cinlere kulluk ediyorlardı. Çoğu onlara inanıyordu, derler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Sadık Türkmen = Derler ki: “Seni tenzih ederiz/Sen yücesin! Bizim velimiz/koruyucumuz onlar değil Sensin. Hayır onlar, cinlere (görmedikleri varlıklara) sığınıyor/kulluk ediyorlardı. Birçoğu onlara iman edicilerdi.”

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Seyyid Kutub = Melekler derler ki; «Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz. Bizim dayanağımız, koruyucumuz onlar değil sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı.»

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Suat Yıldırım = Onlar: "Müşriklerin iddialarından Seni tenzih ederiz. Bizim dostumuz, koruyucumuz onlar değil, sadece Sensin! Hayır, onlar bize değil, cinlere tapıyor ve ekserisi onlara inanıyorlardı." diye cevap verirler.

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Süleyman Ateş = (Melekler) derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz (koruyucumuz) onlar değil, sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyorlardı."

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Tefhim-ul Kuran = (Melekler) Derler ki: «Sen yücesin, bizim velimiz sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapmaktaydı ve çoğu onlara iman etmişlerdi.»

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Ümit Şimşek = Melekler 'Seni tenzih ederiz,' derler. 'Onlarla bizim hiçbir ilgimiz yok; bizim velimiz Sensin. Onlar bize değil, cinlere tapıyordu; çoğu onlara inanıyordu.'

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Melekler derler ki: "Tespih ederiz seni! Bizim Velî'miz sendin, onlar değil. Doğrusu şu ki, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu cinlere iman etmekteydi."

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 İskender Ali Mihr = (Melekler) dediler ki: "Sen Sübhan’sın (herşeyden münezzeh, çok yüce). Bizim velîmiz onlar değil, Sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu, onlara (cinlerin söylediklerine) inananlardır."

mû’minûne

  Sebe’ / 41 -

 İlyas Yorulmaz = Melekler “Sen her şeyden yüce ve eksikliklerden uzaksın, Bize kulluk edenlerin dışında, bizim sahibimiz yalnızca sensin. Hâlbuki onların çoğu inanarak, ne olduğumuzu bilmedikleri halde, bizlere (cinlere) kulluk ediyorlardı” dediler.

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Diyanet İşleri = İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Rabbimiz, bizden azâbı, gider, şüphe yok ki inandık biz.

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Abdullah Parlıyan = İşte o zaman insanlar; Ey Rabbimiz! bizden azabı kaldır artık, biz inanıyoruz derler.

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Adem Uğur = (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Ahmed Hulusi = "Rabbimiz! Azap veren hâlden bizi çıkar; doğrusu biz iman edenleriz (artık)!"

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Ahmet Tekin = O gün insanlar felâketi görünce:'Ey Rabbimiz, bu azâbı bizden kaldır. Artık biz iman ediyoruz.' derler.

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Ahmet Varol = 'Rabbimiz! Üzerimizden azabı kaldır, çünkü biz artık iman edenleriz.'

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Ali Bulaç = "Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Ali Fikri Yavuz = (Onlar şöyle diyecekler): “- Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır; çünkü biz müminleriz.”

mû’minûne

  Duhân / 12 -

 Ali Ünal = “Rabbimiz! Bu azabı üzerimizden kaldır, biz artık iman etmiş bulunuyoruz.”