Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
karînu-hu
Abdulbaki Gölpınarlı = Arkadaşı olan melek, der ki: İşte, ne yaptıysa hepsi bende, hepsi hazır.
karînu-hu
Abdullah Parlıyan = Beraberindeki onu sevketmekle görevli arkadaşı melek: “İşte bu onun amellerini yansıtan defter, yanımda hazırdır” der.
karînu-hu
Ahmed Hulusi = Onun karîni (bedeni - cinnden olan dost) dedi ki: "İşte benim yanımdaki hazır. "
karînu-hu
Ali Bulaç = Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey."
karînu-hu
Ali Fikri Yavuz = Beraberindeki (vazifeli melek) şöyle der: “- Bu yanımdaki hazırdır.”
karînu-hu
Ali Ünal = Ve yanında onunla beraber gelen (şahit melek), “İşte”, der, “onun hep yanımda hazır bulundurduğum defteri! (Her ne yapmışsa bunda yazılıdır).”
karînu-hu
Bayraktar Bayraklı = (23-26) Arkadaşı şöyle der: “İşte yanımdaki hazır.” Siz iki melek! “Tüm nankörleri, inatçıları cehenneme atın! Her türlü hayra bütün gücüyle engel olanı, saldırgan şüphecileri de atın. Allah ile beraber başka tanrı kabul edenleri, haydi, böylelerini şiddetli azaba atın.”
karînu-hu
Celal Yıldırım = Beraberindeki arkadaşı (onu sevketmekle görevli melek), «işte bu (onun amelini yansıtan defter) yanımda hazırdır,» der.
karînu-hu
Cemal Külünkoğlu = Beraberindeki (görevli melek) şöyle der: “İşte, onun defteri! Her ne yapmışsa, burada yazılıdır!”
karînu-hu
Diyanet Vakfi = (23-26) Yanındaki arkadaşı: İşte yanımdaki hazır, der. (İki meleğe şu emir verilir:) Haydi ikiniz her inatçı kâfiri, hayra bütün gücüyle engel olanı, azgın şüpheciyi cehenneme atın; Allah ile beraber başka ilâh edineni, şiddetli azaba birlikte atın!
karînu-hu
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yanındaki diyecektir ki: «İşte bu yanımdaki hazır!»
karînu-hu
Gültekin Onan = Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey."
karînu-hu
Hasan Basri Çantay = Onun yoldaşı olan (melek) dedi (der) ki: «İşte yanımda (yazılı) olan şey karşındadır».
karînu-hu
Hayrat Neşriyat = (Berâberinde) ona arkadaş olan (melek) de: 'İşte yanımda bulunan (amel defteri)hazırdır!' der.
karînu-hu
Kadri Çelik = Onun yakını olan (günahları yazan melek) der ki: “İşte bu (günah), yanımda hazır durumda olan şey.”
karînu-hu
Muhammed Esed = Ve onun (kişiliğinin) bir parçası: "Her zaman benimle olan işte budur!" diyecek.
karînu-hu
Mustafa İslamoğlu = Güdümüne girdiği (şeytani öteki kişiliği) der ki: "İşte, bir uydu gibi emrime pervane olan budur!"
karînu-hu
Ömer Nasuhi Bilmen = Ve karini olan (melek) der ki: «Bu yanımda olan şey (defter-i âmal) hazırlanmış bulunmaktadır.»
karînu-hu
Sadık Türkmen = Yanındaki yoldaşı (melek) der ki: “İşte bu yanımdaki (yaptıklarıyla) hazırdır”.
karînu-hu
Suat Yıldırım = Yanındaki arkadaşı "İşte!" der, "onun defteri! Her ne yapmışsa, burada yazılı!"
karînu-hu
Tefhim-ul Kuran = Onun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: «İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey.»
karînu-hu
İskender Ali Mihr = Ve onun yakınında olan (melek): “İşte bu (hayat filmi), benim yanımda hazır olan şeydir.” der.
karînu-hu
Diyanet İşleri = Arkadaşı (olan şeytan) der ki: “Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi.”
karînu-hu
Abdulbaki Gölpınarlı = Arkadaşı, Rabbimiz der, onu, taşkınlığa ben sevketmedim ve fakat o, pek uzak bir sapıklık içindeydi.
karînu-hu
Abdullah Parlıyan = Arkadaşı olan şeytan dedi ki: “Rabbimiz, ben onu azdırmadım. Fakat onun kendisi sapıklığın kuyusuna dalmıştı.”
karînu-hu
Adem Uğur = Müşrikin arkadaşı (şeytan) der ki: Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi.
karînu-hu
Ahmed Hulusi = Onun karîni ("insan" olarak hitap bilince olup; karîni, beden olarak da anlaşılabilir veya cinn dostu) dedi ki: "Rabbimiz, onu ben tuğyan ettirmedim (azdırmadım), ne var ki o (inanç olarak) uzak bir sapkınlık içinde idi. "
karînu-hu
Ahmet Tekin = Onun arkadaşı şeytan:'Ey Rabbimiz, ben onu azdırmadım. Fakat kendisi tamamen başına buyruk bir hayat, koyu bir cehalet, dalâlet ve bozuk düzen içindeydi.' der.
karînu-hu
Ahmet Varol = Yakını der ki: 'Rabbimiz! Onu ben azdırmadım. Fakat o uzak bir sapıklığın içindeydi.'
karînu-hu
Ali Bulaç = Onun yakın dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp azdırmadım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi."
karînu-hu
Ali Fikri Yavuz = (Onun dünyadaki) arkadaşı (olan şeytan şöyle) der: “- Ey Rabbimiz! Onu, ben azdırmadım; fakat kendisi uzak bir sapıklık içinde idi.”
karînu-hu
Ali Ünal = (Dünyada iken yanından ayrılmayan) şeytanı, “Rabbimiz”, der, “onu ben azdırıp yoldan çıkarmadım. Bilakis kendisi, hakkın pek uzağında geri dönülmez bir sapıklık içindeydi.”