Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Diyanet İşleri = Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah’ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah’ı âciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Yahut onu âciz bırakamayacaklarına göre dönüp dolaşırlarken tutup onları helâk etmeyeceğinden.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Abdullah Parlıyan = Yahut O'nu aciz bırakamayacaklarına göre, dönüp dolaşırlarken, tutup onları helak etmeyeceğinden.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Adem Uğur = Yahut onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ahmed Hulusi = Yahut onları dönüp dolaşırlarken aniden yakalamayacağından (emin mi oldular)? Onlar (Allâh'ı) âciz bırakamazlar!

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ahmet Tekin = Yahut onlar, servet, kudret ve ticaret sahibi olarak refah içinde ülke ülke dolaşırlarken, Allah’ın kendilerini yakalayamayacağından, cezalandırmayacağından emin mi oldular? Onlar Allah’ı âciz bırakacak, koyduğu kanunların dışına çıkacak, yakayı kurtaracak değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ahmet Varol = Yahut dönüp dolaşmaları esnasında kendilerini yakalamasından. Ki onlar (Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ali Bulaç = Ya da onlar, dönüp dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ali Fikri Yavuz = Yahud gezip dolaşırlarken (Allah’ın azabı) kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Üstelik onlar, azabı engelleyiciler de değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ali Ünal = Yahut, çalımlı çalımlı dolaşırlarken Allah’ın kendilerini kıskıvrak yakalayıvermesinden? –Allah’ın bunları yapmasına asla mani olabilecek değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Bayraktar Bayraklı = (45-46) Tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar Allah'ı âciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Bekir Sadak = (46-47) Veya hareket halindelerken (ki Allah'i aciz birakamazlar) ya da yok olmak endisesindeyken onlara azabin gelmesinden guvende midirler? Dogrusu Rabbin sefkatlidir, merhametlidir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Celal Yıldırım = (46-47) Veya dönüp dolaşırlarken, kendilerini (ilâhî azabın) yakalayıvermesinden —ki (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir— veya korku ve endişe üzere eksile eksile bir durumda bulunurlarken, kendilerini tutuvermesinden emniyette midirler ? Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Cemal Külünkoğlu = Yahut dönüp dolaşırlarken (azabın) kendilerini yakalamasına karşı (emin mi oldular)? Onlar, Allah'ı âciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Diyanet İşleri (eski) = (46-47) Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Diyanet Vakfi = (45-46) Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Edip Yüksel = Yahut (yataklarında) dönüp dururlarken kendilerini yakalamayacağından..? Onlar kurtulamazlar.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = veya dönüp dolaşırken kendilerini yakalayıvermesinden, ki onlar âciz bırakacak değillerdir

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ya da dönüp dolaşırlarken kendilerini yakalayamayacağından? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yahut (rızık için) dolaşıp dururlarken (Allah'ın azabının) kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Üstelik onlar, azabı engelleyici de değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Gültekin Onan = Ya da onlar, dönüp dolaşmaktalarken (tekallübihim), onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar [bu konuda Tanrı'yı] aciz bırakacak değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Harun Yıldırım = Yahut onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Hasan Basri Çantay = Yahud onlar dönüb dolaşırlarken (Allahın) kendilerini yakalayıvermesinden (bir eman mı aldılar) ki onlar (hiç bir suretle Allâhı) aaciz bırakıcı değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Hayrat Neşriyat = Veya dönüp dolaşırlarken (azâbın) kendilerini yakalayıvermesinden (mi emin oldular)? Hâlbuki onlar, (Allah’ı) âciz bırakıcı kimseler değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 İbni Kesir = Yahut onlar dönüp dolaşırken kendilerini yakalamasından mı? Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Kadri Çelik = Ya da onlar, (normal hayatlarında) dönüp dolaşırlarken onları (azabın) yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda asla Allah'ı) aciz bırakacaklar değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Muhammed Esed = Yahut dönüp dururken hiçbir şekilde engel olamayacakları (bir azapla O'nun) kendilerini (apansız) yakalamayacağına,

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Mustafa İslamoğlu = Veya (gündelik telaşeyle) dolaşıp dururken, kendilerine asla savuşturamayacakları bir (belanın) yakalamayacağından?

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Veya onları dönüp dolaşırlarken yakalayıvermesinden (emin mi oldular?) Halbuki, onlar (Hak Teâlâ'yı) aciz bırakıcılar değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ömer Öngüt = Yahut onlar dönüp dolaşırlarken kendilerini yakalamayacağından (emin midirler)? Onlar âciz bırakacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Şaban Piriş = Veya Onlar, dolaşıp dururlarken, kaçamayacakları bir azabın kendilerine gelmesinden güvende midirler?

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Sadık Türkmen = Yahut gezip dolaşırlarken kendilerini yakalamasından? Onlar buna engel olacak değillerdir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Seyyid Kutub = Ya da ilahi azabın gezilerinden biri sırasında kendilerini yakalamayacağından emin midirler? Onların Allah'ın yapacağını engellemeleri sözkonusu değildir.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Suat Yıldırım = (45-46) Şer planları hazırlayanlar, emin mi oldular: Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmesinden yahut hiç ummadıkları bir yerden azabın gelmesinden, yahut gezip dolaşırlarken Allah’ın kendilerini kıskıvrak yakalamasından? Çünkü onlar, kaçıp kurtulacak durumda değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Süleyman Ateş = Yahut dönüp dolaşırlarken onun, kendilerini yakalamayacağından (emin midirler)? Kendileri buna engel olacak değillerdir!

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Tefhim-ul Kuran = Ya da onlar, dönüp dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Ümit Şimşek = Yahut onlar dolaşıp dururlarken, asla kaçamayacakları bir azabın kendilerini yakalayıvermesinden mi emin oldular?

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Yahut dönüp dolaşmaları sırasında kendilerini yakalamayacağından... Onlar buna engel de olamazlar.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 İskender Ali Mihr = Veya onlar dönüp dolaşırlarken, Allah’ın onları yakalamasından (yakalamamasından) emin mi oldular? Ve onlar, (Allah’ı) aciz bırakamazlar.

fî tekallubi-him

  Nahl / 46 -

 İlyas Yorulmaz = Veya bir dönüşüm içinde (normal yaşantı anında) oldukları bir sırada (yakaladığında), bu durumda onların Allah’ı engelleyecek güçleri var mı?