Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
fî hâzâ
Diyanet İşleri = Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Abdulbaki Gölpınarlı = Şüphe yok ki bu, kullukta bulunan topluluğa bir tebliğdir.
fî hâzâ
Abdullah Parlıyan = Şüphesiz bunda gerçekten, Allah'a kulluk eden kimseler için, ibretler ve müjdeler vardır.
fî hâzâ
Ahmed Hulusi = Muhakkak ki bunda, abidler topluluğu (arınma çalışmaları yapanlar) için açıklayıcı bilgi vardır.
fî hâzâ
Ahmet Tekin = Allah’ı ilâh tanıyan, candan müslüman olarak Allah’a bağlanan, saygıyla Allah’a kulluk ve ibadete devam ederek görevlerini yerine getiren toplumların ve inkâr eden toplulukların hayrına haklarını, sorumluluklarını ve mükâfatlarını bildirmek için bu Kur’ân’da kesinlikle yeterli öğüt, uyarı ve tebligat vardır.
fî hâzâ
Ahmet Varol = Şüphesiz bunda kulluk eden bir topluluk için yeterli öğüt vardır.
fî hâzâ
Ali Bulaç = Hiç şüphesiz bu Kur’ân’da kendilerini Bize ibadete adamış mü’minler için gerekli her gerçek kâfi derecede yer almaktadır.
fî hâzâ
Ali Fikri Yavuz = İşte bunda, Allah'a kulluk eden bir toplum için bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Bayraktar Bayraklı = İşte bunda, Allah'a kulluk eden bir toplum için bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Celal Yıldırım = Şüphesiz ki bu (Kur'ân)da kendini ibâdete veren bir millet için amaca ulaşma ve yeterli öğüt (yolları) vardır.
fî hâzâ
Cemal Külünkoğlu = Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Diyanet İşleri (eski) = Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.
fî hâzâ
Diyanet Vakfi = İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Elmalılı Hamdi Yazır = Şübhe yok ki bunda âbid bir kavm için kâfi bir öğüd vardır
fî hâzâ
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Şüphesiz ki, bu Kur'an'da ibadet eden bir kavim için yeterli bir öğüt vardır.
fî hâzâ
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Şüphesiz bu Kur'ân'da kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır.
fî hâzâ
Harun Yıldırım = İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Hasan Basri Çantay = Şübhe yok ki bu (Kur'an) da âbidler zümresi için (umduklarına) ulaşma (çâreleri) vardır.
fî hâzâ
Hayrat Neşriyat = Şübhesiz ki bunda (Kur’ân’da) ibâdet eden bir kavim için (maksada ulaştırıcı)kâfî (bir nasîhat var)dır.
fî hâzâ
Kadri Çelik = Şüphesiz bu Kur'an'da, kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.
fî hâzâ
Muhammed Esed = Şüphesiz, bunda (gerçekten) Allah'a kulluk eden kimseler için bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Mustafa İslamoğlu = Hiç şüphesiz bunda, Allah'a gereği gibi kulluk etmek isteyenler için nice mesajlar vardır.
fî hâzâ
Ömer Nasuhi Bilmen = Muhakkak ki, bunda (Kur'an-ı Mübîn'de) abidler olan bir kavim için mükemmel bir mev'ize vardır.
fî hâzâ
Ömer Öngüt = Şüphesiz ki bunda kulluk eden bir topluluk için yeterli bir tebliğ vardır.
fî hâzâ
Şaban Piriş = Elbette bu (Kur’an’da) kulluk eden bir toplum için açık bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Sadık Türkmen = Şüphesiz bunda, ibadet eden bir kavim için, yeterli bir mesaj/açıklama/öğüt vardır.
fî hâzâ
Seyyid Kutub = Hiç kuşkusuz bu Kur'an'da Allah'a kulluk edenler için yeterli olacak nitelikte bilgi ve mesaj vardır.
fî hâzâ
Suat Yıldırım = Bu Kur’ân’da da elbette Allah’a ibadet eden kimseler için bir mesaj vardır.
fî hâzâ
Süleyman Ateş = Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.
fî hâzâ
Tefhim-ul Kuran = Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.
fî hâzâ
Ümit Şimşek = İşte bunda, Allah'a kulluk eden bir topluluk için tam ve yeterli bir öğüt vardır.
fî hâzâ
Yaşar Nuri Öztürk = Kuşkusuz, bunda, kulluk eden bir topluluk için kesin bir tebliğ vardır.
fî hâzâ
İskender Ali Mihr = Muhakkak ki abidler (Allah’a kul olanlar) kavmi için bunda, elbette tebliğ (açıklamalar) vardır.
fî hâzâ
İlyas Yorulmaz = Bu anlatılanlarda, bize kulluk yapan bir topluluk için, açık anlaşılır bildirimler vardır.
ve fî hâzâ
Diyanet İşleri = Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!
ve fî hâzâ
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve Allah için hakkıyla savaşın. O seçti sizi ve dinde bir güçlük vermedi size; babanız İbrâhim'in dini. O mâbuttur daha önce ve bu Kur'ân'da size Müslüman adını takan, Peygamber, size tanık olsun, siz de insanlara tanıklık edin diye. Artık namaz kılın, zekât verin ve sarılın Allah'a, odur dostunuz; ne de güzel dosttur, ne de güzel yardımcı.
ve fî hâzâ
Abdullah Parlıyan = Ve Allah'ın davası için, O'nun yolunda gösterilmesi gereken, en zorlu ve en üstün çabalara girişin. Mesajına muhatap ve taşıyıcı olarak, sizi seçen ve bu din konusunda üzerinize bir zorluk ve güçlük yüklemeyen O'dur. Sizin dininizi de, babanız İbrahim'in dini gibi, geniş kapsamlı yapıp güçlük yüklemedi. O Allah, bundan önceki kitaplarda da, bu Kur'ân'da da size müslümanlar adını verdi ki, peygamber size şahit ve örnek olsun, siz de insanlara, şahit ve güzel örnek olasınız. Öyleyse namazınıza devamlı ve duyarlı olun, arınmanız için verilmesi gereken zekatı verin ve Allah'a sımsıkı bağlanın. Sizin gerçek efendiniz O'dur. Ne güzel efendi ve ne güzel yardımcıdır O.
ve fî hâzâ
Adem Uğur = Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!
ve fî hâzâ
Ahmed Hulusi = Allâh için, O'nun Hak cihadı olarak, mücahede edin! O, sizi seçti ve Dinde size bir zorluk yüklemedi. . . Babanız İbrahim'in milletinin (din anlayışıdır bu). . . Daha önce de şimdi de O, sizi "Müslimler = teslim olmuşlar" diye isimlendirdi ki, O (Sistemi "OKU"yan, vahdeti açıklayan) Rasûl (Hz. Muhammed s. a. v. ) sizin üzerinize bir şahit olsun, siz de insanlar üzerine şahitler olasınız! Artık salâtı ikame edin ve zekâtınızı verin; Esmâ'sıyla hakikatiniz olan Allâh'a tamamıyla bağlanın! O, Mevlâ'nızdır (sahibiniz, her fiilinizin oluşturanı). . . Ne güzel Mevlâ'dır ve ne güzel Nasîr'dir (O).
ve fî hâzâ
Ahmet Tekin = Allah’ın dini uğrunda, cihadın bütün icaplarını, sorumluluklarını yerine getirerek, samimiyetle, hayatlarınızı ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad edin. O sizi seçti. Dinde, şeriatta, medenî kurallar arasında size ağır gelecek hükümler koymadı. Atanız İbrâhim’in dini, sünneti de böyleydi. Daha önce de, bu Kur’ân’da da, bütün peygamberlerin ümmetlerine ve size İslâm’ı yaşayan müslümanlar adını verdi. Allah’ın, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasûlü Kur’ân’ı bilen, size tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önder, doğruları konuşan şahit olsun, siz de Kur’ân’ı bilen bütün insanlara tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önderler, doğruları konuşan şâhitler olasınız istedi. O halde, namazı âdâbına riayet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanlarınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. Allah’ın kitabına, emirlerine sımsıkı sarılarak himayesine sığının. O sizin mevlânız, emrinde olduğunuz otorite ve koruyucunuzdur. O ne güzel mevlâ, ne güzel otorite ve koruyucu, ne güzel yardım edendir.
ve fî hâzâ
Ahmet Varol = Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. O sizi seçti ve dinde sizin için bir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim'in dininde (olduğu gibi). O, peygamberin sizin üzerinize şahit olması sizin de insanların üzerine şahit olmanız için sizi daha önce [5] de, bunda (Kur'an'da) da Müslümanlar olarak adlandırdı. Artık namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a dayanın. O sizin mevlanızdır (dostunuzdur). O ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.
ve fî hâzâ
Ali Bulaç = Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
ve fî hâzâ
Ali Fikri Yavuz = Allah uğrunda gerektiği gibi cihad ediniz. Allah dinini muzaffer kılmak için (ey Peygamber ümmeti) sizi seçti. Din işinde üzerinize bir güçlük de yüklemedi; babanız İbrahîm’in dininde olduğu gibi. Bundan evvelki kitablarda ve bu Kur’an’da size müslüman ismini Allah taktı, ki Peygamber, size karşı (tebliğ vazifesini yaptığına) şahid olsun, siz de bütün insanlara karşı (Peygamberler için) şahidler olasınız. Artık gereği üzre namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’ın dinine sarılın ki, mevlânız O’dur. O ne güzel mevlâdır (dosttur), ne güzel yardımcıdır!...
ve fî hâzâ
Ali Ünal = Allah yolunda, hakkını vererek ve bütün imkânlarınızla cihad edin. İnsanlar içinde O sizi, (bilhassa bu misyon için) seçti ve Din’i yaşama konusunda üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Bu, babanız İbrahim’in yoludur. Allah, bundan önce de ve bu Kitap’ta da sizi Müslümanlar olarak adlandırdı ki, (risaletin en büyük temsilcisi o yüce) Rasûl, (İslâm’a bağlılığınız konusunda) size şahit olsun; siz de bütün insanlar hakkında şahitler olasınız. Öyleyse, bütün şartlarına riayet ederek, vaktinde ve aksatmadan namazı kılın, zekâtı tastamam verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlânızdır, (sahibinizdir, efendinizdir). Ne güzel Mevlâ’dır O, ne güzel Yardımcı’dır.