Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Diyanet İşleri = En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = O en büyük korku, onları hüzünlendirmez ve melekler, onları karşılarlar da işte derler, size vaadedilen gün, bugün.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Abdullah Parlıyan = Kıyamet gününün meydana getireceği, o benzeri olmayan büyük korku bile, o mü'minleri kaygılandırmayacak. Çünkü melekler böyle kimseleri: “Size söz verilen mutlu gün, işte bu gündür!” sözleriyle karşılayacaklar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Adem Uğur = En büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini şöyle karşılar: İşte bu size vâdedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ahmed Hulusi = O en büyük korku (ölüm kavramı kalktığı için) onları üzmez ve melekler onları karşılar: "İşte bu vadolunduğunuz sizin gününüzdür. "

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ahmet Tekin = O en büyük dehşet, kıyamet dahi, onları tasalandırmaz. Melekler, kendilerini:'İşte bu, size va’dedilmiş olan mutlu gününüzdür.' diyerek karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ahmet Varol = O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları: 'İşte bu, size vaadedilmiş olan gününüzdür' diye karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ali Bulaç = Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ali Fikri Yavuz = O en büyük korku (Sûr’a son üfürülüş anı), bunları mahzun etmiyecek ve kendilerini melekler şöyle (demekle) karşılayacaklar: “- İşte bu, size dünyada vaad olunan (mutlu) gününüzdür!...”

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ali Ünal = O en büyük dehşet (olan Sûr’a ikinci üfleyiş) bile onları tasalandırmaz. Kendilerini melekler karşılar ve “İşte, size va’d edilen gün bugündür!” müjdesini verirler.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Bayraktar Bayraklı = En büyük dehşet bile onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini, “Size söz verilen gün, işte bugündür” diye karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Bekir Sadak = En buyuk korku bile onlari uzmez; kendilerini melekler: «Size soz verilen gun iste bugundur» diye karsilarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Celal Yıldırım = En büyük dehşet salan korku onları üzmez. Melekler onları karşılar da «bu size söz verilen gündür!» derler.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Cemal Külünkoğlu = (Diriliş gününün uyandıracağı) o benzeri olmayan büyük korku bile onları kaygılandırmayacak. Çünkü melekler böylelerini: “Size vaadedilen (mutlu) gün işte bugündür!” sözleriyle karşılayacaklardır.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Diyanet İşleri (eski) = En büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: 'Size söz verilen gün işte bugündür' diye karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Diyanet Vakfi = En büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini şöyle karşılar: İşte bu size vâdedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Edip Yüksel = O en büyük korku onları üzmez. Kendilerini melekler, 'İşte bu, size söz verilen gününüzdür!,' diye karşılar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = O fezeı ekber bunları mahzun etmiyecek ve bunları Melekler şöyle karşılayacaklar: bu işte sizin o gününüz ki va'dolunuyordunuz

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = O büyük korku bunları mahzun etmeyecek ve bunları melekler şöyle karşılayacaklar: «İşte bu size va'dedilen gününüzdür.»

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = O en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: «Size söz verilen gün işte bugündür» diye karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Gültekin Onan = Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size vaadedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Harun Yıldırım = En büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini şöyle karşılar: İşte bu size vâdedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Hasan Basri Çantay = O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak: «Bu, size (dünyâda) va'd olunan (mutlu) gününüzdür» (diye cennet kapıları önünde tebrik ederler).

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Hayrat Neşriyat = En büyük dehşet (kıyâmet dahi) onları üzmez! Ve onları melekler karşılar: 'İşte bu, sizin (dünyada iken) va'd edilmekte olduğunuz gününüzdür!' (derler).

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 İbni Kesir = O en büyük korku bile onları tasalandırmaz. Melekler onları: Size söz verilen gün, işte bu gündür, diye karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Kadri Çelik = En büyük korku bile onları üzmez. Melekler kendilerini, “Size söz verilen gün işte bugündür” diye karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Muhammed Esed = (Kıyamet Günü'nün uyandıracağı) o benzeri olmayan büyük korku bile onları kaygılandırmayacak; çünkü melekler böylelerini "Size söz verilen (mutlu) Gün işte bu Gün'dür!" sözleriyle karşılayacaklar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Mustafa İslamoğlu = Onları, (kıyamete mahsus) o benzeri görülmemiş dehşetli panik dahi tasalandırmayacak; zira melekler kendilerini "Bu, işte size vaad edilen o (mutlu) gündür!" diye karşılayacaklar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Onları en büyük korku mahzun etmez ve onları melekler istikbal ederler. (Ve onlara derler ki:) «İşte bu, sizin vaadolunur olduğunuz gününüzdür.»

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ömer Öngüt = O gün büyük korku onları aslâ tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: “İşte bu, size vâdedilmiş olan gününüzdür. ”

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Şaban Piriş = O en büyük korku bile onları üzmez. Melekler onları: -Size söz verilen gün, işte bu gündür, diyerek karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Sadık Türkmen = O en büyük korku onları üzmez. Melekler, onları şöyle karşılar: “İşte bu, vadedilmiş olduğunuz gündür.”

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Seyyid Kutub = Onları o en büyük korku ürkütmez. Melekler kendilerini «Bugün, size vaktiyle vadedilen gündür» diyerek karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Suat Yıldırım = O en büyük dehşet (Sûra ikinci üfleyiş) dahi onları tasalandırmaz. Melekler onları: "İşte size vâd olunan gün bugündür!" diye karşılarlar.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Süleyman Ateş = O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va'dedilen gününüzdür!"

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Tefhim-ul Kuran = Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: «İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti» diye melekler onları karşılayacaklardır.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Ümit Şimşek = Dehşetin en büyüğü de onları tasalandırmaz. Onları melekler karşılar, 'İşte size vaad edilen gün' derler.

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 Yaşar Nuri Öztürk = O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılarlar: "Bu size o vaat edilen gününüzdür!"

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 İskender Ali Mihr = O en büyük dehşet (korku), onları mahzun etmez. Ve melekler, onları karşılar (ve derler ki): “Bu, sizin vaadolunduğunuz gününüzdür.”

el melâiketu

  Enbiyâ / 103 -

 İlyas Yorulmaz = Daha büyük çığlıklar bile onları hüzünlendirmeyecek ve melekler onları karşıladıklarında “İşte size vaat edilen gün, bu gündür” diyecekler.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Diyanet İşleri = Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Fakat Allah, sana indirdiği kitapla tanıklık eder ki onu, bilerek indirmiştir ve melekler de tanıklık ederler ve tanık olarak Allah yeter.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Abdullah Parlıyan = Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder ki, O bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekleri de buna şahitlik ederler. Oysa, hiç kimse Allah'ın şahitliği gibi şahitlik yapamaz.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Adem Uğur = Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melekler de (buna) şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah kâfîdir.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Ahmed Hulusi = Ne var ki, Allâh sana inzâl ettiği ile şahitliğini gösterir ki, HÛ'nun ilmi olarak onu sana inzâl etmiştir. Melekler (bu inzâl ile ilgili kuvveler - Cibrîl) de olayın şahididir. Şahit olarak Allâh yeterlidir.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Ahmet Tekin = İnsanlardan bir kısmı senin peygamberliğini kabul ve şahitlik etmeseler de, Allah indirdiği Kur’ân ile Senin peygamberliğine şahitlik eder. Kur’ân’ı da kendi ilmi ile, kendi planı dahilinde, kendi iradesiyle indirdi. Melekler de bunlara şâhitlik ederler. Senin Allahın Rasulü olduğuna şâhit olarak Allah kâfidir.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Ahmet Varol = Ancak Allah sana indirdiğini kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Şahit olarak da Allah yeter.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Ali Bulaç = Fakat Allah, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahittirler. Şahid olarak Allah yeter.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Ali Fikri Yavuz = Lâkin Allah senin peygamberliğini, sana indirdiği icazkâr Kur’an ile isbat ve beyan eder ki, onu kendi ilmi (ezelîsi) ile indirmiştir. Melekler de buna şahidlik ederler. Allah şahid olarak kâfirdir.

ve el melâiketu

  Nisâ / 166 -

 Ali Ünal = (İnsanlar ister iman etsin ister etmesin,) ama Allah, sana indirdiğinin hak olduğuna bizzat şahadet etmektedir ve yine şahadet etmektedir ki, onu bizzat Kendi ilmine dayalı olarak ve yine Kendi ilmi dahilinde indirmektedir. Sonra, bu gerçeğe melekler de şahitlik etmektedirler. Aslında (başka şahitlere ihtiyaç da yoktur ya; çünkü bir şeyin gerçekliği için) şahit olarak Allah yeter.