Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

el mâle

  Fecr / 20 -

 Diyanet İşleri = Malı da pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Ve malı, alabildiğine seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Abdullah Parlıyan = ve sınırsız bir sevgiyle malı mülkü alabildiğine seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Adem Uğur = Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ahmed Hulusi = Malı da pek çok seviyorsunuz, toplayıp yığarcasına.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ahmet Tekin = Mal biriktirip, yığmayı da çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ahmet Varol = Malı da pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ali Bulaç = Malı 'bir yığma tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ali Fikri Yavuz = Malı da pek çok seversiniz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ali Ünal = Ve malı pek çok seviyor ve yığdıkça yığıyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Bayraktar Bayraklı = (17-20) Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz; yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz; haram helâl demeden mirası yiyorsunuz; malı aşırı derecede seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Bekir Sadak = Mali pek cok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Celal Yıldırım = Malı da öyie seviyorsunuz ki hep biriktirircesine.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Cemal Külünkoğlu = Malı da pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Diyanet İşleri (eski) = Malı pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Diyanet Vakfi = (17-20) Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Edip Yüksel = Parayı/malı da çok fazla seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına

el mâle

  Fecr / 20 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına!

el mâle

  Fecr / 20 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Gültekin Onan = Malı 'bir yığma tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Harun Yıldırım = Malı bir yığma tutkusuyla çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Hasan Basri Çantay = Malı pek çok seversiniz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Hayrat Neşriyat = Ve malı, aşırı bir sevgi ile seviyorsunuz!

el mâle

  Fecr / 20 -

 İbni Kesir = Malı da pek çok seversiniz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Kadri Çelik = Malı pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Muhammed Esed = ve sınırsız bir sevgiyle malı mülkü seviyorsunuz!

el mâle

  Fecr / 20 -

 Mustafa İslamoğlu = dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Ve malı pek çokça bir sevgi ile seversiniz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ömer Öngüt = Malı pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Şaban Piriş = Malı da pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Sadık Türkmen = Ve malı da öyle sınırsız bir sevgiyle seviyorsunuz ki!..

el mâle

  Fecr / 20 -

 Seyyid Kutub = Malı pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Suat Yıldırım = Mal mülk sevgisi ise bütün benliğinizi kaplamış!

el mâle

  Fecr / 20 -

 Süleyman Ateş = Malı pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Tefhim-ul Kuran = Malı da 'bir yığma tutkusu ve hırsıyla' seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Ümit Şimşek = Malı ise pek çok seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Malı, devşirip depolatacak bir sevgiyle seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 İskender Ali Mihr = Ve malı aşırı bir sevgiyle seviyorsunuz.

el mâle

  Fecr / 20 -

 İlyas Yorulmaz = Malları biriktirmeyi çok seviyorsunuz.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Diyanet İşleri = İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Yüzlerinizi doğuya, batıya çevirip durmanız, hayır sayılmaz ki. Hayır ve taat sahipleri, Allah'a, son güne, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, Allah sevgisiyle yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve esirlere mal veren, namaz kılan, zekât veren, ahdettikleri zaman ahitlerine vefa eden, sıkıntı ve şiddet vakitlerinde sabreden kişilerdir. Onlardır sözleri doğru olanlar, onlardır sakınanlar.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Abdullah Parlıyan = Gerçek erdemlilik, sevap ve hayra ulaşmak, yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz ile ilgili değildir. Ama gerçek hayra ulaşmak ve Allah'ı razı etmek; Allah'a ve ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanan; servetini kendisi için ne kadar kıymetli de olsa akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, yardım isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya harcayan; namazında dikkatli ve devamlı olan ve arındırıcı mâlî yükümlülük olan zekatı veren kişinin davranışıdır. Ve gerçek erdem sahipleri, söz verdiklerinde sözlerini tutan; felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir. İşte sözüyle eylemi bir olanlar bunlardır. Gerçekten yollarını Allah'ın  kitabıyla bulanlar da bunlardır.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Adem Uğur = İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!

el mâle

  Bakara / 177 -

 Ahmed Hulusi = Vechlerinizi (yüzünüzü veya şuurunuzu) doğuya veya batıya (varlığın hakikati veya sistem bilgisine) çevirmeniz BİRR (işin hakikatini yaşamak) değildir. Asıl BİRR, "B" işareti anlamıyla Allâh'a iman edip, gelecekte yaşanacak sürece, melâikeye (algılanıp fark edilemeyen varlığın hakikati olan Allâh Esmâ'sının kuvvelerine), Kitaba (varlığın hakikati ve Sünnetullah'a), Nebilere iman eden; Allâh sevgisiyle malı, akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışlara (yuvasından - vatanından ayrı düşmüş), yardım isteyenlere, kölelikten kurtarmaya veren; salâtı ikame eden (Allâh'a yönelişinin bilfiil hakkını veren); zekâtını veren (Allâh'ın bağışladığından bir kısmını karşılıksız paylaşan); söz verdiğinde sözünde duran; sıkıntı, hastalık ve şiddete maruz kaldığında buna dayanandır. İşte bunlar sadıklar ve korunanlardır.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Ahmet Tekin = Gerçek hayır ve iyilik, hakiki müslümanlık, insanlık, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat gerçek iyiler ve hakiki müslümanlar, kâmil insanlar, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere imân edenler; sevdikleri malları ve servetleri, can ü gönülden, isteyerek, yakın akrabalara, yetimlere, dullara, öksüzlere, çevresi, çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolculara, yardım isteyenlere, medet umanlara, esirler ve kölelerin esaret boyunduruklarından kurtarılarak hürriyetlerine kavuşmasına harcayanlar; namazları âdâbına riayet ederek aksatmadan kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, antlaşma yaptıkları zaman antlaşmalarına riayet edenler, sıkıntılara sabrederek mücadele edenler, hastalığa, açlığa, mallarına ve canlarına gelen zarara tahammül edenler, harbin şiddetli zamanında sabrederek savaşanlar ve kararlı davrananlardır. İşte onlar imanlarında samimi olanlardır. Onlar, işte onlar Allah’a sığınarak emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerdir.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Ahmet Varol = İyilik yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Ancak iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden, O'nun sevgisi ile malı yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yolda kalmış olana, dilenenlere ve kölelere veren, namazı kılan, zekatı veren, söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı anda sabreden kimselerin yaptıklarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. Takva sahibi olanlar da bunlardır.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Ali Bulaç = Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Ali Fikri Yavuz = Yüzlerinizi (namazda) doğu ve batı tarafına çevirmeniz hayır ve taat değildir. Fakat hayır ve ibadet, Allah’a, âhirete, meleklere, Allah’ın indirdiği kitablara ve peygamberlere iman edenin ibadetidir ve Allah sevgisi üzere, yahud mala olan sevgisine rağmen, malı (fakir) akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa , dilenenlere, köle ve esirlere (kurtulmaları için) harcayan, namazı gereği üzere kılan ve zekâtı veren kimsenin; ahidleştikleri zaman sözlerine sâdık kalanların, ihtiyaç ve sıkıntı hallerinde, cihad ve savaşlarda sabredenlerin hayrıdır. İşte, bu vasıfları taşıyanlar, hakka uyan sâdıklardır ve bunlar takva sahipleridir.

el mâle

  Bakara / 177 -

 Ali Ünal = Kâmil iyilik ve gerçek fazilet, yüzlerinizi (şu veya bu tarafa,) doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Kâmil iyilik ve gerçek fazilet: Allah’a, Âhiret Günü’ne, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden, (helâlinden kazandığı) malı ona olan sevgisine rağmen (Allah rızası için) yakınlara, yetimlere, yeterli geçimlikten gerçekten mahrum düşkünlere, yolda kalmışa, mecbur kalıp (borç veya sadaka olarak) isteyenlere ve esirlerle kölelerin hürriyetlerine kavuşturulması için veren, namazı bütün şartlarına riayet ederek vaktinde ve aksatmadan kılan ve zekâtı tastamam ödeyen kimsenin; bir de (bilhassa toplum halinde) bağlandıkları ahidlerini yerine getiren ve zorluk, darlık, sıkıntı, hastalık ve savaş ânında sabredenler( in, bu şekilde âdeta mücessem iman, infak, namaz kılma, zekât ödeme, ahde vefa ve sabır timsali olanların yaptıklarıdır, halleri) dir. İşte (kâmil iyilik, gerçek fazilet sahibi) bu kimselerdir ki, doğrudan şaşmazlar ve (sözlerinde, imanlarında ve Müslümanlıklarında) tam sadıktırlar. Ve onlardır Allah’a karşı tam bir saygı ile günahlardan kaçıp, her türlü vazifelerini hakkıyla yerine getirenler.