Aranılan kelime ile eşleşen ayetler

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Diyanet İşleri = Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Delillerimizi yalanlayanlara gelince: Biz onları yavaş-yavaş hiç anlamayacakları noktalardan helâke yaklaştırır-dururuz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Abdullah Parlıyan = Ama ayetlerimizi yalanlamaya kalkışan kimselere gelince, onları farkına varmayacakları şekilde yavaş yavaş, basamak basamak, kahrolacakları sonuca yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Adem Uğur = Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ahmed Hulusi = (Hakikate) işaretlerimizi yalanlayanları, hiç bilmedikleri taraftan aşama aşama (mekr yollu) helâke götürürüz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ahmet Tekin = Âyetlerimizi, Kur’ân’ımızı yalanlayanları, hesap edemiyecekleri yerlerden yavaş yavaş gerilemeye, helâke sürükleyeceğiz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ahmet Varol = Ayetlerimizi yalanlayanları bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş helake yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ali Bulaç = Ayetlerimizi yalanlayanları ise, onları bilmiyecekleri bir yönden derece derece (günahları yükletip azaba) yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ali Fikri Yavuz = Biz, âyetlerimizi (Kur’an’ı) yalanlıyanları, bilemiyecekleri yönden azar azar helâke yaklaştırırız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ali Ünal = Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onları (tuttukları yolun sonucu olarak) hiç farkına varmayacakları şekilde ve hiç bilmedikleri bir yerden adım adım helâke sürükleriz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Bayraktar Bayraklı = Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri yerden adım adım helâke yaklaştırırız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Bekir Sadak = Ayetlerimzi yalan sayanlari, bilmedikleri yonden, agir agir sonuclarina yaklastiracagiz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Celal Yıldırım = Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onları farkına varmayacakları şekilde yavaş yavaş, basamak basamak (kahrolacakları) sonuca yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Cemal Külünkoğlu = Ama ayetlerimizi yalanlamaya kalkışan kimselere gelince; onları, hiç bilmeyecekleri yerden adım adım felakete götüreceğiz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Diyanet İşleri (eski) = Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Diyanet Vakfi = Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Edip Yüksel = Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar farketmeden onları yavaş yavaş sonlarına yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Elmalılı Hamdi Yazır = Âyetlerimizi tekzib etmekte olanlar ise biz onları bilemiyecekleri cihetten istidrac ile yuvarlıyacağız

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Ayetlerimizi yalanlamakta olanları ise, bilemeyecekleri yönlerden yavaş yavaş yuvarlayacağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Gültekin Onan = Ayetlerimizi yalanlayanları ise onların bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Harun Yıldırım = Ayetlerimizi yalanlayanlar var ya, biz onları bilmeyecekleri bir yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Hasan Basri Çantay = Âyetlerimizi yalan sayanları biz bilmeyecekleri nokta (lardan derece derece (yavaş yavaş) helake yaklaşdırırız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Hayrat Neşriyat = Âyetlerimizi yalanlayanları ise, bilmedikleri yerden yavaş yavaş (helâke)yaklaştırırız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 İbni Kesir = Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; Biz, onları bilmeyecekleri noktadan derece derece helake yaklaştırırız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Kadri Çelik = Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş (helâke) yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Muhammed Esed = Ama ayetlerimizi yalanlamaya kalkışan kimselere gelince; onları, ne olup bittiğinden haberleri olmadan adım adım alçaltacağız:

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Mustafa İslamoğlu = Ayetlerimizi yalan sayan kimselere gelince: onları bir süreç içerisinde yavaş yavaş eriteceğiz de farkına dahi varmayacaklar.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ömer Nasuhi Bilmen = Ve o kimseler ki, Bizim âyetlerimizi tekzîp ettiler, işte onları bilmez oldukları cihetten yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ömer Öngüt = Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâka yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Şaban Piriş = Ayetlerimizi yalanlayanları ise yavaş yavaş bilmedikleri bir yerden (sonuçlarına) yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Sadık Türkmen = Ayetlerimizi yalanlayanları ise; bilmedikleri yönden derece derece helâke yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Seyyid Kutub = Ayetlerimizi yalanlayanları hiç farkına varmayacakları biçimde yavaş yavaş kötü akıbetlerine yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Suat Yıldırım = Âyetlerimizi yalan sayanları, farkına varamayacakları şekilde yavaş yavaş helâke yaklaştırırız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Süleyman Ateş = Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Tefhim-ul Kuran = Ayetlerimizi yalanlayanları ise, biz onları bilmiyecekleri bir yönden derece derece (günahları yükletip azaba) yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Ümit Şimşek = Âyetlerimizi yalanlayanları ise, hiç ummadıkları bir yönden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 Yaşar Nuri Öztürk = Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz.

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 İskender Ali Mihr = Âyetlerimizi yalanlayanları, onların derecelerini, bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş azaltacağız (böylece yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız).

bi ayâti-nâ

  A’râf / 182 -

 İlyas Yorulmaz = Ayetlerimizi yalanlayanları, haberleri olmadan yavaş yavaş yakalayacağız.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Diyanet İşleri = Mûsâ, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, “Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık” dediler.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Abdulbaki Gölpınarlı = Mûsâ, apaçık delillerimizle onlara gelince bu, uydurma bir büyüden başka bir şey değil, gelip geçmiş atalarımız zamanında böyle bir şey duymadık biz dediler.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Abdullah Parlıyan = Fakat Musa, apaçık mesajlarımızla, Firavun'un ve onun seçkinler çevresinin karşısına çıkınca, berikiler hemen: “Bu uydurulmuş parlak bir büyüden başka birşey değil; biz atalarımızdan böyle birşey işitmemiştik!” dediler.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Adem Uğur = Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince: Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik, dediler.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Ahmed Hulusi = Musa onlara apaçık delillerimiz olarak gelince, dediler ki: "Bu uydurulmuş bir sihir! Önceki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik. "

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Ahmet Tekin = Mûsâ onlara apaçık mûcizelerimizi getirince:'Bunlar olsa olsa, aklı etki altına alan uydurulmuş sihirdir. Biz, önceki atalarımız arasında böyle şeylerin olduğunu işitmemiştik.' dediler.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Ahmet Varol = Musa onlara apaçık ayetlerimizi getirince: 'Bu uydurulmuş bir büyüden başka bir şey değildir. Biz bunu önceki atalarımızdan duymadık' [3] dediler.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Ali Bulaç = Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler.

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Ali Fikri Yavuz = Vakta ki Mûsa, açık mucizelerimizle onlara vardı, dediler ki: “- Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir; biz evvelki atalarımızdan dahi, bunu (bu peygamberlik davasını yahut sihri) işitmedik.”

ayâti-nâ

  Kasas / 36 -

 Ali Ünal = Musa apaçık delillerimiz (kendisine verdiğimiz mucizeler)le onlara vardığında, “(Peygamberliğinin delili mucize diye gösterdiğin) bütün bu şeyler düzmece birer sihirden ibaret. Sonra biz, böyle bir şeyin (Allah’ın mesajı diye anlattıklarının) önceden yaşayıp gitmiş atalarımız zamanında söz konusu edildiğini hiç duymadık.” dediler.