Aranılan kelime ile eşleşen ayetler
el mâhidûne
Abdulbaki Gölpınarlı = Ve yeryüzünü yayıp döşedik, daha da güzel döşeriz.
el mâhidûne
Abdullah Parlıyan = Biz yeryüzünü de genişce yaydık ve onu pek de güzel düzenledik.
el mâhidûne
Ahmed Hulusi = Arzı da (enerji hatları - sinir sistemiyle) döşedik. . . Ne güzel döşeyenleriz!
el mâhidûne
Ahmet Tekin = Sizin yaşamanız, yerleşmeniz, menfaatiniz için, yeryüzünü, tarıma elverişli ovalar, iskana uygun araziler haline, işlevli hale getirdik. Biz ihtiyaçlarınıza uygun olacak şekilde ne güzel düzenleme yapıyoruz.
el mâhidûne
Diyanet İşleri (eski) = Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
el mâhidûne
Elmalılı (sadeleştirilmiş) = Yeryüzünü döşedik; bakınız Biz ne güzel döşeriz.
el mâhidûne
Elmalılı (sadeleştirilmiş-2) = Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
el mâhidûne
Hasan Basri Çantay = Yeri de biz döşedik. (Bak biz) ne güzel döşeyiciler (iz)!
el mâhidûne
Kadri Çelik = Yeri de biz döşeyip yaydık; pek de güzel döşeyici olanlarız.
el mâhidûne
Mustafa İslamoğlu = Yeri de Biz yayıp döşedik: Biz, ne muhteşem bir döşeyiciyiz.
el mâhidûne
Ömer Nasuhi Bilmen = (48-51) Yeri de döşedik, ne güzel döşeyicilerdir. Ve her şeyden iki çift yarattık. Tâ ki, tefekkür edesiniz. «Artık Allah'a kaçın, şüphe yok ki, ben sizin için O'nun tarafından bir apaçık korkutucuyum. Ve Allah ile beraber başka bir ilâh ittihaz etmeyin. Muhakkak ki, ben sizin için O'ndan bir apaçık korkutucuyum.»
el mâhidûne
Suat Yıldırım = Yeryüzünü de Biz döşedik, bakınız Biz ne de güzel döşedik!
el mâhidûne
Tefhim-ul Kuran = Yeri de biz döşeyip yaydık; ne güzel döşeyici olanlar(ız) .
el mâhidûne
İskender Ali Mihr = Ve yeryüzü; onu döşek yaptık. İşte ne güzel düzenleyici.
el mâhidûne
İlyas Yorulmaz = Yeryüzünü de kalacak bir yer yaptık. O yeryüzü kalacaklar için ne güzel bir yer.
şeyen
Diyanet İşleri = Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
şeyen
Abdulbaki Gölpınarlı = Hoşlanmazsınız, size ağır gelir ama düşmanlarla savaşmak, size farz edilmiştir. Bâzı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size. Bâzı şeyler de vardır, hoşlanırsınız, şerdir size. Allah bilir, siz bilmezsiniz ki.
şeyen
Abdullah Parlıyan = Ey inananlar! Gerçi hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Bazan hoşunuza gitmeyen birşey, hakkınızda iyi olabilir ve yine hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, ama siz bilmezsiniz bu gerçekleri.
şeyen
Adem Uğur = Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
şeyen
Ahmed Hulusi = Hoşunuza gitmediği hâlde, savaş üzerinize hükmoldu. Sizin için hayır olan bir şeyden hoşlanmayabilir; sizin için şerr olan bir şeyi sevebilirsiniz. Allâh bilir, ne var ki siz bilmezsiniz!
şeyen
Ahmet Tekin = Hoşunuza gitmediği, sıkıntılı ve zor olduğu halde savaş, size farz kılındı, yazılı kanun haline getirildi.Bazı şeyler hakkınızda hayırlı olduğu halde hoşunuza gitmeyebilir. Bazı şeyler de hakkınızda hayırlı olmadığı, şer olduğu halde hoşunuza gidebilir. Bunları Allah bilir, siz bilmezsiniz.
şeyen
Ahmet Varol = Savaş, hoşunuza gitmemekle birlikte üzerinize farz kılındı. Bir şeyden hoşlanmadığınız halde o sizin iyiliğinize olabilir. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.
şeyen
Ali Bulaç = Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.
şeyen
Ali Fikri Yavuz = Ey müminler, hoşunuza gitmediği halde, din düşmanları ile savaşmak üzerinize farz kılındı. Olur ki, bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur ve bir şeyi de sevdiğiniz halde o, hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilemezsiniz.
şeyen
Ali Ünal = Hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da o şey hakkınızda hayırlıdır; bir şeyi seversiniz ama, o şey ise hakkınızda şerlidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.